Bizi Takip Edin

Diplomasi

Valday Kulübü, Rusya ile Hindistan arasındaki ticaret sorunlarının çözümü için reçete sundu

Yayınlanma

Valday Tartışma Kulübü, Rusya ile Hindistan arasındaki ticaret dengesizliğini gidermek ve 2030 yılına kadar 100 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefine ulaşmak için uzun vadeli bir yaklaşım önerdi. Raporda, serbest ticaret anlaşması müzakerelerinin hızlandırılması, yeni yatırım koruma anlaşmalarının imzalanması ve lojistik altyapının geliştirilmesi gibi önlemler öne çıkarıldı. Ayrıca, küçük ve orta ölçekli işletmelerin ticarette daha aktif rol alması ve finansal mekanizmaların iyileştirilmesi gerektiği vurgulandı.

Valday Tartışma Kulübü’nün Vivekananda Vakfı ile düzenlediği konferansa sunulan raporda, Rusya-Hindistan ticaret ilişkilerinin sürdürülebilir büyümesi için “işlemsel yaklaşımdan uzun vadeli yaklaşıma geçiş” önerildi.

Rapor, ticaret dengesizliğini gidermek ve 2030 yılına kadar 100 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefine ulaşmak için bir dizi tedbir sunuyor.

Rusya-Hindistan ticaret ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcını işaret eden rapor, Vedomosti gazetesinin incelemesine sunuldu.

2022’den bu yana iki ülke arasındaki ticaret hacmi önemli bir artış gösterdi. Yaptırımlara rağmen, Hindistan Dışişleri Bakanlığı’nın 11 Kasım tarihli verilerine göre, 2024’te ticaret hacminin 66 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Bu rakam, 2025 için belirlenen “eskimiş” 30 milyar dolarlık hedefi şimdiden aştı.

Raporda belirtildiğine göre, son iki yılda ulusal para birimleriyle ödeme mekanizmaları güçlendirildi, lojistik ve sigorta çözümleri genişletildi, finansal ve ticari akışlar dış müdahalelere karşı koruma altına alındı.

Fakat bu hacmin 60,9 milyar doları Rusya’dan ihracat, sadece 5 milyar doları Hindistan’dan ihracat olarak gerçekleşti.

Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin Temmuz 2024’teki Moskova ziyaretinde belirlenen 2030 yılına kadar 100 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefine ulaşmak ve mevcut dengesizliği düzeltmek için, Valday raporu bir dizi önlem sundu.

İlk olarak, Avrasya Ekonomi Birliği (AEB) ile Hindistan arasında serbest ticaret anlaşması (STA) müzakerelerinin “en kısa sürede tam kapsamlı olarak başlatılması” öneriliyor.

Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksey Overçuk, ekim ayında istişarelerden bahsetmiş, İktisadi Kalkınma Bakanlığı ise ocak ayında 2025’te müzakerelerin yapılabileceğini belirtmişti.

Raporun yazarı, Skolkovo Yönetim Okulu Hindistan Araştırmaları Bölüm Başkanı Lidiya Kulik, Vedomosti‘ye yaptığı açıklamada sürecin uzun olacağını belirtti. Kulik, “Rusya’nın AEB olmadan tek başına Hindistan ile STA yapması mümkün değil. Bu durum, tüm katılımcılarla ürün pozisyonları ve tarife politikalarının değerlendirilmesini gerektiriyor,” dedi.

Bir diğer önemli öneri, karşılıklı yatırımların korunmasına ilişkin yeni bir anlaşmanın veya benzerinin bir an önce imzalanması. 1994 tarihli belge 2017’de yürürlükten kalkmıştı. Hindustan Times, Eylül 2024’te yeni bir anlaşmanın görüşüldüğünü yazmıştı.

Kulik’in açıklamasına göre, Hindistan daha önce onlarca ülkeyle bu tür anlaşmaları tek bir şablon üzerinden “modüler” olarak yeniden imzalamak üzere feshetmişti. Temel sorun, Moskova ve Delhi arasındaki yatırımlar için özel koşulların gerekliliği.

Anlaşmaların yokluğunda, bunların yerini ülkelerin bölgeleri arasındaki bağların güçlendirilmesi ve şirketlerin çalışma koşullarını optimize etmek için özel ekonomik bölgelerin potansiyelinin kullanılması alabilir.

Kulik, Hindistan’ın 280 ekonomik bölge ile çalışma konusunda büyük deneyime sahip olduğunu, bu bölgelerin Rusya’nın Uzak Doğu’sundaki bölgelerle bağlantısının kurulmasının önemli olduğunu belirtti.

Belgede ayrıca, 2029’a kadar Uzak Doğu ve Arktik’te ticaret ve yatırım işbirliği programının somut projeler için yol haritaları açısından “daha fazla geliştirilmesi” öneriliyor.

Bunun yanı sıra rapor, küçük ve orta ölçekli işletmelere dayalı iş temaslarının çeşitlendirilmesinin önemine dikkat çekiyor. Şu anda temel dayanak büyük devlet şirketleri.

Rusya Bilimler Akademisi Dünya Ekonomisi ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (IMEMO) Hint-Pasifik Bölgesi Merkezi’nden Gleb Makareviç, “oluşturulmuş temaslar ve pazar bilgisi şeklinde bir temel olduğunda her şeyin işleyebileceğini” belirtti.

Yaptırımlara işaret eden rapor, finansal altyapının geliştirilmesinin ve bireysel ödeme mekanizmalarıyla ilgili sorunların çözümünün hızlandırılmasını öneriyor.

Finam Finans Grubu Makroekonomik Analiz Bölümü Başkanı Olga Belenkaya, Vedomosti‘ye verdiğ idemeçte bunun “yaptırımlar altında ekonomik ilişkilerin temel koşullarından biri” olduğunu söyledi.

Kulik’e göre, tüzel kişiler için sorun genel olarak çözüldü – bekleyen rupi kalmadı, iki Rus bankası çalışıyor, “üçüncüsü sırada”: “Sorun ödemelerin maliyeti, banka komisyonları. Ticaret dengesizliği bunları daha pahalı hale getiriyor, bankaların rekabeti gerekiyor.”

Valday raporunda ikili ticaretin gelişmesi için lojistiğe ve Hint yatırımcıların Kuzey-Güney Uluslararası Ulaştırma Koridoru’na, Chennai-Vladivostok Doğu Deniz Koridoru’na (Hindistan hat açılışını Kasım 2024’te duyurdu) ve Kuzey Deniz Yolu’na yatırımlarının teşvik edilmesine özel bir yer ayrılıyor.

Kulik, Doğu Koridoru’nun Sibirya’daki Doğu hattının kapasitesiyle sınırlı olduğunu, Kuzey-Güney Koridoru’nun çok modlu olması ve altyapı eksikliği nedeniyle henüz “düzenli çalışmadığını”, oradaki taşımacılığın tek bir operatör tarafından sübvanse edilmesi fikrinin ise anti-tekel kurumları tarafından reddedildiğini belirtiyor.

Makareviç’in belirttiğine göre, koridorların geliştirilmesi konusunda iki görüş var: “Taşınacak bir şey olduğunda” veya teknolojik olarak tamamen hazır olduklarında işlevsel hale gelecekler.

Raporda, bakanlık düzeyinde çözüm gerektiren acil sorunlardan biri olarak karşılıklı ürün sertifikasyonundaki “yetersiz” durum gösteriliyor.

Kulik’e göre, vergi dairelerinin ve gümrüğün aksine, burada henüz doğrudan temas kurulmadı, bazı ürünler için çalışmalar “yıllarca” sürüyor ve bu durum ticaretin gelişmesini engelliyor.

Ticaretin güçlendirilmesi için önerilen tedbirler arasında her iki ülkenin diasporalarına konforlu koşullar yaratılması ve işgücü göçü mekanizmalarının iyileştirilmesi de yer alıyor.

Kulik’in açıklamasına göre, Hindistan’ın işgücü ihracatında büyük deneyimi var, ancak nüfusun yaşlanması nedeniyle bunun kullanılması için 30 yıldan az bir süre kalıyor.

Makareviç, Hindistan’ın nüfusunun 1,4 milyar, Rusya’nın ise 146 milyon olmasına rağmen, kültür ve alışkanlık farklılıklarının çok sayıda Hint işçinin yerleşmesine yol açmasının pek olası olmadığını ekliyor: “Düşük vasıflı işgücü göçü yerine eğitim amaçlı göç ve temas ağlarının oluşturulmasına odaklanmak gerekiyor.”

FT: Rusya, Hindistan ile gizli ticaret kanalı kurdu

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English