Bizi Takip Edin

Diplomasi

Vatikan’daki hizip “MAGA” Katolikliği ile gerilimi ortaya koydu

Yayınlanma

Vatikan, aşırı muhafazakâr Katolik cemiyeti SSPX’i aforoz edince Vatikan ile MAGA hareketi arasındaki gerilim bir kez daha su yüzüne çıktı.

Cemiyet, Papa XIV. Leo’nun onayı olmadan piskoposlar atadıktan sonra, bu topluluğun önde gelen altı din adamı Kilise’den çıkarıldı.

Kutsal Makam perşembe günü, 1970 yılında bir Fransız başpiskopos tarafından kurulan aşırı gelenekçi bir hareket olan Aziz Pius X Topluluğu’nun (SSPX) liderini, “Yüce Papa’nın iradesine aykırı, bölücü [skizmatik] nitelikte bir eylem” gerçekleştirmekle suçladı.

Vatikan, çoğunluğu İsviçre, Fransa ve ABD’de bulunan ve sayısının yüzbinlerce olduğu tahmin edilen SSPX takipçilerini, bu gruptan uzak durmaya çağırdı. Tarikatın tüm resmi üyeleri, hem din adamları hem de sıradan üyeler, aforoz edildi.

Financial Times’a (FT) göre İran savaşı ve Kilise doktrini konusunda Başkan Donald Trump ile Başkan Yardımcısı JD Vance’in ilk Amerikalı Papa ile yaşadığı kamuoyu önünde yaşanan çatışmanın ardından, bu kopuş Katolik dünyasındaki gerilimleri daha da derinleştirebilir.

Roma merkezli jeopolitik düşünce kuruluşu Appia Enstitüsü’nün direktörü Francesco Sisci, “SSPX ile ilişkisini keserek Vatikan, muhafazakârları izole ediyor,” dedi.

Vatikan ile ultra-muhafazakâr cemiyet SSPX arasında ayrılık

Analistler, hem rahipler hem de sıradan inananlar arasında yer alan birçok “MAGA Katolik”in, aşırı gelenekçi SSPX tarikatının savunduğu gerici ideallere bir ölçüde sempati duyduğunu belirtiyor.

Sisci, “MAGA Katolikleri ne yapacak? Ya Leo’yu takip edecekler ya da Kilise ile ilişkilerini kesecekler,” dedi.

Bir grubu “skizmatik” ilan etmek, 16. yüzyıldaki Protestan Reformu döneminde olduğu gibi nadiren başvurulan aşırı bir önlem.

Bu durum, SSPX’in sıradan takipçileri için geniş çaplı yansımalar doğurabilir; zira tarikat rahipleri tarafından gerçekleştirilen vaftiz, evlilik ve cenaze törenleri gibi ritüeller, Katolik Kilisesi tarafından yasadışı ve geçersiz kabul ediliyor.

Vatikan’ın modernleşme çabaları kapsamında geleneksel doktrinden çok fazla ödün verdiğini iddia eden bu aşırı muhafazakâr grup, uzun süredir Fransa’dan Jean-Marie Le Pen ve İtalya’daki neo-faşist gruplar da dahil olmak üzere Avrupa’nın aşırı sağcı figürleriyle derin bağlar kurdu.

Almanya için Alternatif (AfD) milletvekili Maximilian Krah, geçmişte bu gelenekçi grubun avukatı olarak çalışmış ve Kilise’nin izlediği yönü açıkça eleştirmişti.

Tartışmalı ayin ve piskoposluk atama töreni çarşamba günü, tarikatın genel merkezi olan İsviçre’nin Ecône kasabasında düzenlendi.

Yeni kurulan aşırı sağcı İtalyan partisi “Ulusal Gelecek”in üyeleri de ibadet eden ve izleyici kitlesi arasında yer aldı.

Etkinlik, Papa Leo’nun atamaya katılanların aforoz edileceği yönündeki son uyarısına rağmen gerçekleştirildi.

Chicago doğumlu Papa, salı günü Kilise’yi “bölücülüğün” sonuçları konusunda uyarıda bulunduğu bir mektupta “Lütfen geri dönün. Mesih’in giysisini yırtmak son derece ağır bir günahtır . . . Hüzünlü ama umut dolu bir yürekle, sizden planladığınız eylemden vazgeçmenizi istemenin benim görevim olduğunu hissediyorum . . .” demişti.

Fakat cemiyetin lideri Davide Pagliarani, tarikatının “gerçek Katolik ruhuyla bağdaşmayan güçler ve baskılar tarafından yırtılan Mesih’in dikişsiz cüppesini onarmaya” çalıştığını söyledi.

Bu ayrılık, ayin reformu ve özellikle Yahudilikle olan dinlerarası diyalog taahhüdü de dahil olmak üzere, Vatikan’ın 1960’lardaki modernizasyon süreci üzerine yıllardır süren gerilimlerin doruk noktası.

Kutsal Makam, çeşitli müzakere dönemleri boyunca ayrılığı önlemek için büyük çaba sarf etse de, özellikle cemiyetin Kilise tarafından “demokratik değerlere aykırı” görülen aşırı sağcı siyasi güçlerle aynı çizgide olması nedeniyle, diyalogda ortak bir zemin bulunamadı.

Grubun Katolik olmayan dünyaya yönelik düşmanlığı çarşamba günkü törende bir kez daha vurgulandı.

Pagliarani, papanın “sapkın” Hıristiyan mezheplerinin liderleri ya da diğer dinlerin temsilcileriyle yan yana durmasının “aşağılanma” olduğunu ifade ederek, bu dinleri “sahte ve kurtuluş getiremeyecek” olarak nitelendirdi.

Katolik akademisyenler, bu mezhebin liderlerinin geçmişte de Holokost’u inkar ettiklerini belirtiyor.

2013 yılında, SSPX rahipleri, mahkum edilmiş Nazi savaş suçlusu ve eski SS yüzbaşı Erich Priebke için İtalya’da cenaze töreni düzenlemeye çalışmış fakat protestocular tarafından engellenmişti.

Appia Enstitüsü’nden Sisci, “Bu adamlar aşırı gelenekçiler, anti-modernistler ve Fransız Devrimi’ne karşılar. Bu adamlar gerçekten kiliseyi geri almak istiyorlar,” dedi.

Kutsal Makam hakkında birçok kitabın yazarı Iacopo Scaramuzzi, grubun kiliseden ayrılmasının Papa Leo’ya, aşırı sağcı kanadı yatıştırma endişesi duymadan kendi yolunu izlemek için daha fazla serbestlik sağlayabileceğini belirtti.

Scaramuzzi şöyle konuştu:

“Bu durum işleri biraz daha netleştiriyor. Katolik Kilisesi içinde, gerici bir gündemi dayatmak için bu kişileri kullananlar vardı. Artık onlar kiliseden ayrıldıkları için bu kişileri kullanamazlar.”

Yine de tarikatın, ateşli inançları, bol kaynakları ve 800 kilise, 94 okul ile yaklaşık 1.000 rahip ve ilahiyat öğrencisinden oluşan geniş dini altyapısı göz önüne alındığında, sessizce ortadan kaybolması pek olası görünmüyor.

Papa Leo’nun mezun olduğu Villanova Üniversitesi’nde teoloji profesörü olan Massimo Faggioli, bu sert önlemin ABD’deki grubun siyasallaşmış unsurlarını hedeflediğini söyledi:

“ABD’de, ‘bu adamlar biraz çılgın ama bazı geçerli noktalar da var’ diyen bazı piskoposlar ve din adamlarının belirli çevrelerinden oluşan bir gri alan var. Papa Leo, artık bu gri alanda kalınamayacağını açıkça ortaya koyarak doğru şeyi yaptı.”

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB, “Barış Kurulu” ile işbirliği yollarını arıyor

Yayınlanma

Bir yıl önce kurulduğu duyurulduğunda “Barış Kurulu”nu dışlayan AB ülkeleri, Gazze Şeridi’ndeki insani yardım projeleri kapsamında bu kuruluşla işbirliği yapmaya başlıyor.

POLITICO’da yer alan habere göre Avrupa Komisyonu, Başkan Donald Trump tarafından kurulan bu grupla projelere temkinli bir şekilde girmeye başlasa da, Barış Kurulu’nun Gazze’yi silahsızlandırma ve yeniden inşa etme konusundaki iddialı vizyonu büyük ölçüde kağıt üzerinde kalmaya devam ediyor.

Buna rağmen, Kurul hâlâ dikkate alınması gereken, Trump’ın en yakın müttefikleriyle bağlantılı ve göz ardı edilemeyecek kadar büyük bir siyasi güç.

Bu nedenle Avrupa, bu örgütü tam olarak desteklemeden onunla işbirliği yapmanın yollarını arıyor.

Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide, “Tüm geleneksel bağışçılar paralel olarak çalışmaya hazırlar fakat Barış Kurulu’na para aktarmaya yanaşmıyorlar,” dedi.

Norveç, AB üyesi olmasa da Filistinlilere yapılan bağışlar konusunda blokla işbirliği yapıyor.

Eide, Norveç’in Dünya Bankası gibi “yerleşik kurumlarla” çalışmayı tercih edeceğini açıkladı.

Barış Kurulu, bütçesini veya organizasyon şemasını yayınlamıyor. Ayrıca Dünya Bankası’nda bir hesabı bulunmasına rağmen, JPMorgan’da ayrı hesaplar da bulunduruyor.

Eide, “Barış Kurulu’nun mekanizmaları, bizim raporlama düzenlemelerimizle uyumlu olmayacaktır,” dedi.

Bu tereddüt, BM Genel Kurulu’nun yan etkinlikleri kapsamında çarşamba günü Barış Kurulu yetkilileriyle yapılan bir brifingde açıkça görüldü.

Etkinlikte, Avrupa Komisyonu’nun Akdeniz Sorumlusu Dubravka Šuica, BM kurumlarıyla ortaklaşa ve “Barış Kurulu’nun öncelikleriyle uyumlu” olarak Avrupa tarafından finanse edilen iki projeye imza atacağını duyurdu.

Fakat Kurul ile olan işbirliğini tanımlaması pek de övgü dolu değildi. Šuica, “Önemli olan pragmatik kalmak,” dedi.

Avrupa Komisyonu yaptığı açıklamada, “Gazze’deki muazzam erken toparlanma ihtiyaçları göz önüne alındığında, sahada somut sonuçlar elde etmek için her düzeyde koordinasyon ve uyumun elbette gerekli olduğunu” belirtti.

AB ve üye devletlerinin çoğu, kısmen bu kurulun BM’nin yerini alabileceği endişesinden dolayı Barış Kurulu’na katılmayı reddetti.

O zamandan beri Avrupa ülkeleri, Barış Konseyi temsilcilerini toplantılarına davet etti ve Konsey Başkanı Nikolay Mladenov ile birlikte Güvenlik Konseyi brifinglerine katıldı.

Ortak projeler, işbirliği yolunda atılan ilk somut adım.

Bu kuruma yönelik isteksiz de olsa kabul, Gazze’deki Filistinli mültecilerle ilgilenen ve İsrail ile ABD’nin kenara itilmesini istediği BM Filistin Mültecilerine Yardım ve Çalışma Örgütü’ne (UNRWA) bile uzanıyor.

UNRWA’nın geçici başkanı Christian Saunders, Barış Kurulu’nun “bölgedeki tek seçenek” olduğunu söyledi ve “Herkesin bu girişimi desteklemesi gerekiyor,” dedi.

Romanya Dışişleri Bakanı Oana-Silvia Țoiu, bir röportajda kurulun rolüne ilişkin diplomatik bir tavır sergiledi.

Ülkesinin BM ve AB ile işbirliği içinde olduğunu belirten Bakan, “Evet, birbirimizi tamamlayıcı unsurlar gördüğümüz yerlerde, elbette Barış Kurulu düzeyinde yürütülen çalışmaları destekliyoruz,” dedi.

Bakan, perşembe günü BM’de Mladenov ile bir toplantıya katıldığını da sözlerine ekledi.

Ne var ki bu yaklaşım oybirliği ile kabul görmüyor. İsminin açıklanmaması şartıyla konuşan bir Fransız yetkili, “BM’nin, Gazze’ye insani yardımın ulaştırılmasını kolaylaştırmak, anlaşmazlıkları çözmek ve siyasi süreci ilerletmek için başlıca platform olmaya devam etmesi gerektiğini” vurguladı.

Barış Kurulu, geçen yılın Kasım ayında “Gazze’nin yeniden inşası için çerçeveyi belirleyecek ve bu alandaki finansmanı koordine edecek … bir geçiş yönetimi” olarak BM’nin desteğini talep etti ve aldı.

Fakat kurul bağımsız olarak faaliyet gösteriyor ve eleştirenler bunun Trump’a ve İsrail’e bir boyun eğme olduğunu söylüyor.

Avrupalı, Arap ve Filistinli yetkililerle yakın temas halinde olan Uluslararası Kriz Grubu’ndan Amjad Iraqi, “Bu, üstte Washington’a, altta ise Filistinli teknokratlara açılan bir kapı,” dedi ama “kararların kimin tarafından alındığını” sordu ve “kararları İsrail’in verdiğini” ekledi.

Iraqi, İsrail’in Hamas’ın silahsızlanmasına kadar izin vermeyeceğini söylediği ağır ekipman ve yeniden inşa ekipmanlarının girişine yönelik devam eden kısıtlamalara dikkat çekti. 

Öte yandan Barış Kurulu’nun Hamas’ı silahsızlandırma planı suya düştü. Dahası, İsrail, geçen yıla kıyasla daha küçük ölçekte de olsa, Gazze’deki Hamas hedefleri olarak tanımladığı yerlere yönelik ölümcül saldırılarını sürdürdü.

Barış Konseyi üyesi bir ülkenin Arap diplomatı, konseyin İsrail’e sivil kayıplar konusunda “özel bir sıfatla” seslendiğini belirtti ve “Bunun yeterli olup olmadığı tartışmaya açık,” dedi.

Țoiu, Gazze ölçeğindeki bir sorun için “büyük aktörlerin sürece dahil olması gerektiğini” belirterek, buna “Hamas’ın silahsızlandırılmasına yönelik baskı olarak ortaya çıkabilecek gelişmelerin temel kolaylaştırıcısı olarak ABD’nin” de dahil olduğunu ifade etti.

Gazze’yi yönetmesi planlanan Barış Kurulu’nun Filistinli teknokrat komitesinin başkanı Ali Şaas, çarşamba günkü etkinlikte, “parçalanmış” bir duruma düzen getirmek için Barış Kurulu’na ihtiyaç olduğunu savundu.

Filistin Yönetimi, belediyeler, Gazze Şeridi’nin fiili hükümeti ve çok sayıda BM ajansı ile uluslararası STK’nın on binlerce çalışanı bu bölgede faaliyet gösteriyor ve komitesinin bunları tek bir çatı altında birleştireceğini belirtti.

Şaas, “Tek bir ilkeye bağlıyız: tek otorite, tek yasa ve tek silah,” dedi.

Mladenov, çatışmaların ortasında çalışmanın yarattığı gerginliği de kabul etti. Bu haftaki etkinlikte, kurulun güvenlik sorunlarını “kinetik aşamaya” ulaşmadan çözmek için “gelişmiş bir çatışma önleme mekanizması” üzerinde çalıştığını belirtti.

Çarşamba günü Barış Kurulu, yalıtımlı karavanların sağlanmasından toplu taşımacılığın desteklenmesine ve hastanelerin onarılmasına kadar uzanan, toplam değeri 2,45 milyar dolar olan ve yakında başlamasının beklendiği 66 projenin listesini yayınladı.

Planlanan, başlangıç tarihinden itibaren altı ay içinde bu projelerin tamamlanması.

Trump’ın damadı ve Barış Kurulu’nun yönetim kurulu üyesi Jared Kushner, aynı etkinlikte “Gördüğünüz şey, adeta çok ama çok büyük bir startup’ın kurulmasına benziyor,” dedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı adına işgal sonrası Irak planlamasını yöneten ve Avrupalı yetkililerle temas halinde olan Tom Warrick, ayrıntıların eksikliğinin tam da Avrupa’yı ve diğer potansiyel ortakları kurulun planları konusunda tedirgin eden unsur olduğunu söyledi.

Warrick, “Bu plan kağıt üzerinde iyi görünüyor ama eksik olan nokta, buradan bu plandaki projelerin çoğunun fiili başlangıç noktasına nasıl ulaşacağımız,” dedi.

Mladenov, Barış Kurulu etkinliğinde, 27 Ekim’de yapılacak İsrail seçimlerinden önce pek bir ilerleme kaydedilemeyeceğine dair bir ipucu verdi ve “Şu anda İsrail ile yürüttüğümüz görüşmeler, oradaki seçimler nedeniyle kolay geçmiyor,” dedi.

Mladenov, hedefinin, Hamas’ın silahsızlandırılmasını da içeren kalıcı bir barış olduğunu vurguladı:

“Bir takvime ya da tarihlere bağlı değiliz. Doğrulamaya bağlıyız. Bunun işe yaradığından emin olmak istiyoruz.”

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Thiel ödül aldı, yine Papa ve ÇKP’ye çattı

Yayınlanma

Palantir’in kurucusu Peter Thiel, Axel Springer medya grubundan ödül aldı ve verdiği mülakatta Papa Leo ile Çin Komünist Partisi’ni (ÇKP) eleştirdi.

Thiel, Axel Springer Ödülü’nü aldıktan sonra yaptığı konuşmada medyanın bazı kesimlerini sert bir şekilde eleştirdi.

Berlin’de düzenlenen törende konuşan Thiel, medyanın büyük bir kısmının neden “bir tür solcu nefret fabrikasına dönüştüğünü” merak ettiğini söyledi.

Medya ortamının “çok, çok tek taraflı” ve “istediğimiz kadar özgür olmaktan çok uzak” olduğunu iddia eden yatırımcı, aynı zamanda Springer CEO’su Mathias Döpfner’i ve CBS’ten ABD’li gazeteci Bari Weiss’i övdü.

Thiel, Döpfner ve Weiss gibi insanlar olmasaydı durumun “gerçekten çok, çok kötü” olacağını savundu.

Döpfner, Weiss ve Axel Springer çalışanlarına “cesaretleri” nedeniyle takdirlerini dile getiren Thiel, onları bu medya ortamındaki “muhalif sesler” olarak nitelendirdi.

Thiel, ayrıca Sol Parti’nin son Berlin Temsilciler Meclisi seçimlerindeki başarısına da değindi.

İnsanların bu partiye neden oy verdiğini anlayabildiğini vurgulayan ABD’li, ortada “çok gerçek bir sorun” olduğunu, konutların çok pahalı ve aşırı derecede düzenlemeye tabi bulunduğunu söyledi.

Peter Thiel: Papa, Çinli komünistler için çalışıyor

Sol Parti’nin buna yönelik iyi çözümleri olmadığını savunan Thiel, kira kontrollerinin muhtemelen “Berlin’i bir gecekondu mahallesine dönüştüreceğini” ileri sürdü.

Axel Springer Ödülü, Springer’e göre “piyasaları olağanüstü bir şekilde dönüştüren” kişileri onurlandırıyor.

CEO Döpfner konuşmasında, Springer’in Thiel’i girişimciliği, risk alma istekliliği ve alışılmışın dışında düşünme tarzı nedeniyle ödüllendirdiğini belirtti.

Geçmişteki ödül sahipleri arasında Facebook CEO’su Mark Zuckerberg, Amazon kurucusu Jeff Bezos, Tesla CEO’su Elon Musk ve World Wide Web’in mucidi Tim Berners-Lee yer alıyor.

Ödül töreninin kenarında, çok sayıda kişi Thiel’e karşı bir protesto mitingine katıldı. Polise göre, gösteri olaysız bir şekilde gerçekleşti. Protesto çağrısını sol gruplar yapmıştı.

Axel Springer binasının dışında, “Thiel Shall Not Pass” (Thiel Geçemeyecek) yazan bir pankart da sergilenenler arasındaydı.

Alman Gazeteciler Birliği (DJV) de daha önce teknoloji milyarderine ödül verilmesini eleştirmişti.

Ödül töreni sırasında kısa süreli bir aksaklık yaşandı. Springer’in verdiği bilgiye göre, bir hizmet sağlayıcısının çalışanı, üzerinde “Onlar, bizim onların yalan söylediğini bildiğimizi biliyorlar” yazan bir pankartla sahneye çıktı.

Thiel, “Deccal dersleri”ne Roma’da devam ediyor

Springer, bir soruya yanıt olarak, adamın güvenlik görevlileri tarafından sahneden uzaklaştırıldığını ve kimsenin yaralanmadığını belirtti.

Mathias Döpfner’e verdiği röportajda ise Thiel, Papa Leo’nun Mayıs ayında yayınladığı yapay zeka genelgesinin Çin’in yapay zeka alanındaki hedeflerini dizginlemeye hiçbir katkısı olmayacağını fakat ABD ve müttefiklerinin bu teknolojiye ağır kısıtlamalar getirmesine neden olabileceğini savundu.

Thiel, “Çin Komünist Partisi’nin Papa’yı dinlemeyeceği kesin. Fakat ABD’deki insanların dinleme ihtimali var. Dolayısıyla, papa’nın genelgesi aslında Komünist Parti’nin işine yarıyordu. Onun komünistlerin ajanı olduğunu söylemiyorum, ama en azından ÇKP için ‘kullanışlı bir aptal’ olarak hareket ediyordu,” diye ekledi.

Thiel, “Bence AI, internetten daha önemli olabilir ve büyümeyi hızlandırma potansiyeline sahip; bununla birlikte gelen tüm olumlu ve olumsuz sonuçlarla birlikte,” dedi.

“Teorik olarak, küresel düzeyde gerçek ve derin bir işbirliği olsaydı, bu gelişimi yavaşlatmak mümkün olabilirdi.,” diyen Palantir’in kurucusu, bununla birlikte bunun için gerçek yetkileri ve gerçek gücü olan bir dünya hükümeti gerektiğini düşündüğünü aktardı.

Peter Thiel, Almanya-Avusturya siyaseti ile güçlü bağlara sahip

Thiel, “İçimdeki klasik liberal, bunun ‘kötüden daha kötüye’ gitmek olacağına inanıyor. Çare, dertten daha kötü olurdu,” diye konuştu.

Thiel’e göre Batı’da gelişimin frenlenmesi, Çin’de ise frenlenmemesi tehlikesi bulunuyor.

AfD ve Sol Parti’nin seçim başarılarına da değinen Thiel, bunun nedeninin “orta yol partilerinin Almanya için tüm toplumun yararına olacak bir iktisadi gelecek tasarlama konusundaki başarısızlığını yansıttığını” söyledi.

Thiel AfD ile ilgili olarak, “Bence Ukrayna, Çin ve İsrail hakkında mantıklı bir şekilde tartışılabilir. Fakat aynı zamanda AfD’nin bu üç konuda da yanıldığını düşünüyorum. Ve bu üç konuda da yanılmak mümkün değil,” dedi.

Eskiden Almanya’nın “önemli yeni şirketler kurma yeteneği” olduğunu savunan Thiel, Mittelstand‘ların yanı sıra 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan çok daha büyük şirketler de olduğuna işaret etti.

Thiel’e göre 1995’ten bu yana bu yetenek gerçekten büyük ölçüde kayboldu.

Kıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor

En zengin Almanlarla Amerikalıları kıyaslayan süper zengin, “ABD’de bu on iki kişiden dokuzu servetini kendi çabalarıyla kazanmış. Almanya’da ise 20 kişiden 20’si de servetini miras yoluyla almış. Hiçbiri yeni bir şey yaratmamış, yeni bir servet kazanmamış ya da uygun şekilde büyütülebilecek büyük bir şirket kurmamış,” iddiasında bulundu.

Trump yönetimi hakkındaki görüşlerini de dile getiren Thiel, ilk Trump döneminde birbirleriyle hiçbir konuda anlaşamayan insanların ekipte olduğunu, ikinci yönetimde ise bu hatayı düzeltmeye çalışırken “aşırıya kaçarak”, yönetimde “pek zeki olmasa da son derece sadık kişilerin” yer aldığını söyledi.

Kendisinin Marco Rubio yerine hâlâ JD Vance’in destekçisi olduğunu söyleyen Thiel, “Fakat korkarım ki her iki aday için de kazanması zor olacak,” dedi.

Kasım ayındaki ara seçimlere de değinen ABD’li şunları söyledi:

“Eğer Cumhuriyetçiler bu sonbahardaki ara seçimlerde ağır bir yenilgiye uğrarsa, Demokratlar 2028’de zaten kazanacaklarına inanacaklar. Ve o zaman muhtemelen bir demokratik sosyalistin zaferine karşı o kadar da güçlü bir engel olmayacaktır. (…) Bence Demokratlar, bir buçuk ay sonra yapılacak ara seçimlerde yeterince iyi bir sonuç alacaklar; bu durumda, başkanlık adaylarının merkez sol mu yoksa aşırı sol kanattan mı geleceği, sonuçta onlar için pek de önemli olmayacak. Ve o zaman yarış tamamen açık, sonuç ise tamamen belirsiz olacak.”

Okumaya Devam Et

Diplomasi

OpenAI Ukrayna’ya siber savunma için ücretsiz yapay zeka desteği verecek

Yayınlanma

ABD merkezli OpenAI, sivil altyapıyı siber saldırılardan korumak amacıyla Ukrayna hükümetine “Daybreak” yapay zeka sistemini ücretsiz sunacak. Gelişmiş GPT 5.6 Sol modeli üzerinden işleyecek yazılım, hastaneler ve enerji tesislerindeki dijital güvenlik açıklarını hızla kapatmayı hedefliyor.

Yapay zeka devi OpenAI, Ukrayna hükümetine “Daybreak” adlı yapay zeka programına ücretsiz erişim imkanı sağlayacak.

Program, dijital sistemlerdeki güvenlik açıklarını tespit etmeyi; hastaneler ve elektrik santralleri dahil olmak üzere sivil altyapıyı hedef alan siber saldırılara karşı koymayı amaçlıyor.

Kiev yönetimi, Daybreak aracılığıyla gelişmiş GPT 5.6 Sol modelinin yazılımlardaki açıkları hızla belirleyip kapatmaya yarayan özel bir sürümünü kullanacak.

Ukrayna ulusal siber olaylara müdahale ekibi CERT-UA, 2025 yılında yaklaşık 6 bin siber saldırı kaydetti.

OpenAI, Ukrayna makamlarıyla vardığı işbirliğini New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında 23 Eylül’de duyurdu.

OpenAI for Countries biriminin yöneticisi George Osborne, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

“Sivil altyapının korunması, insanların yaşamaya, çalışmaya ve hayati hizmetlerden yararlanmaya devam edebilmesi adına bu yapıların hem fiziksel hem de dijital saldırılara karşı savunulması anlamına geliyor.”

Daha önce OpenAI’ın rakiplerinden Anthropic şirketi, geliştirdiği Claude adlı yapay zeka sisteminin Rusya ile bağlantılı bilgisayar korsanları tarafından Ukraynalı kuruluşlara yönelik saldırılarda kullanıldığını açıklamıştı.

Palantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?

Söz konusu korsanlar, insansız hava aracı (İHA) parçası üreten en az iki firmanın e-posta kutularındaki verileri ele geçirdi; askeri dron üreticisi bir şirkete saldırarak bilgisayarlı görü sistemine ait yazılım geliştirme kitini çaldı.

Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü (RUSI) Kıdemli Araştırmacısı Jamie MacColl, Ukrayna’nın OpenAI haricinde Google gibi diğer rakip teknoloji şirketlerinin yapay zeka araçlarına da sahip olduğunu belirtti.

Geçtiğimiz Mayıs ayında Ukrayna’nın, Pentagon’un ana tedarikçilerinden bilişim devi Palantir Technologies firmasının yapay zeka yazılımlarından yararlandığı kamuoyuna yansımıştı.

Dönemin Savunma Bakanı Mihail Fedorov, bu işbirliği neticesinde hava saldırılarını ayrıntılı biçimde analiz eden bir sistem kurulduğunu ve büyük ölçekli istihbarat verilerini işlemeye dönük çözümlerin devreye sokulduğunu aktarmıştı.

Şirketin sunduğu teknolojiler, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin Rusya’nın cephe gerisindeki hedeflerine yönelik yüksek hassasiyetli uzun menzilli taarruzlarının (deep strike) planlanmasında da kullanılıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English