Bizi Takip Edin

Diplomasi

Vatikan’daki hizip “MAGA” Katolikliği ile gerilimi ortaya koydu

Yayınlanma

Vatikan, aşırı muhafazakâr Katolik cemiyeti SSPX’i aforoz edince Vatikan ile MAGA hareketi arasındaki gerilim bir kez daha su yüzüne çıktı.

Cemiyet, Papa XIV. Leo’nun onayı olmadan piskoposlar atadıktan sonra, bu topluluğun önde gelen altı din adamı Kilise’den çıkarıldı.

Kutsal Makam perşembe günü, 1970 yılında bir Fransız başpiskopos tarafından kurulan aşırı gelenekçi bir hareket olan Aziz Pius X Topluluğu’nun (SSPX) liderini, “Yüce Papa’nın iradesine aykırı, bölücü [skizmatik] nitelikte bir eylem” gerçekleştirmekle suçladı.

Vatikan, çoğunluğu İsviçre, Fransa ve ABD’de bulunan ve sayısının yüzbinlerce olduğu tahmin edilen SSPX takipçilerini, bu gruptan uzak durmaya çağırdı. Tarikatın tüm resmi üyeleri, hem din adamları hem de sıradan üyeler, aforoz edildi.

Financial Times’a (FT) göre İran savaşı ve Kilise doktrini konusunda Başkan Donald Trump ile Başkan Yardımcısı JD Vance’in ilk Amerikalı Papa ile yaşadığı kamuoyu önünde yaşanan çatışmanın ardından, bu kopuş Katolik dünyasındaki gerilimleri daha da derinleştirebilir.

Roma merkezli jeopolitik düşünce kuruluşu Appia Enstitüsü’nün direktörü Francesco Sisci, “SSPX ile ilişkisini keserek Vatikan, muhafazakârları izole ediyor,” dedi.

Vatikan ile ultra-muhafazakâr cemiyet SSPX arasında ayrılık

Analistler, hem rahipler hem de sıradan inananlar arasında yer alan birçok “MAGA Katolik”in, aşırı gelenekçi SSPX tarikatının savunduğu gerici ideallere bir ölçüde sempati duyduğunu belirtiyor.

Sisci, “MAGA Katolikleri ne yapacak? Ya Leo’yu takip edecekler ya da Kilise ile ilişkilerini kesecekler,” dedi.

Bir grubu “skizmatik” ilan etmek, 16. yüzyıldaki Protestan Reformu döneminde olduğu gibi nadiren başvurulan aşırı bir önlem.

Bu durum, SSPX’in sıradan takipçileri için geniş çaplı yansımalar doğurabilir; zira tarikat rahipleri tarafından gerçekleştirilen vaftiz, evlilik ve cenaze törenleri gibi ritüeller, Katolik Kilisesi tarafından yasadışı ve geçersiz kabul ediliyor.

Vatikan’ın modernleşme çabaları kapsamında geleneksel doktrinden çok fazla ödün verdiğini iddia eden bu aşırı muhafazakâr grup, uzun süredir Fransa’dan Jean-Marie Le Pen ve İtalya’daki neo-faşist gruplar da dahil olmak üzere Avrupa’nın aşırı sağcı figürleriyle derin bağlar kurdu.

Almanya için Alternatif (AfD) milletvekili Maximilian Krah, geçmişte bu gelenekçi grubun avukatı olarak çalışmış ve Kilise’nin izlediği yönü açıkça eleştirmişti.

Tartışmalı ayin ve piskoposluk atama töreni çarşamba günü, tarikatın genel merkezi olan İsviçre’nin Ecône kasabasında düzenlendi.

Yeni kurulan aşırı sağcı İtalyan partisi “Ulusal Gelecek”in üyeleri de ibadet eden ve izleyici kitlesi arasında yer aldı.

Etkinlik, Papa Leo’nun atamaya katılanların aforoz edileceği yönündeki son uyarısına rağmen gerçekleştirildi.

Chicago doğumlu Papa, salı günü Kilise’yi “bölücülüğün” sonuçları konusunda uyarıda bulunduğu bir mektupta “Lütfen geri dönün. Mesih’in giysisini yırtmak son derece ağır bir günahtır . . . Hüzünlü ama umut dolu bir yürekle, sizden planladığınız eylemden vazgeçmenizi istemenin benim görevim olduğunu hissediyorum . . .” demişti.

Fakat cemiyetin lideri Davide Pagliarani, tarikatının “gerçek Katolik ruhuyla bağdaşmayan güçler ve baskılar tarafından yırtılan Mesih’in dikişsiz cüppesini onarmaya” çalıştığını söyledi.

Bu ayrılık, ayin reformu ve özellikle Yahudilikle olan dinlerarası diyalog taahhüdü de dahil olmak üzere, Vatikan’ın 1960’lardaki modernizasyon süreci üzerine yıllardır süren gerilimlerin doruk noktası.

Kutsal Makam, çeşitli müzakere dönemleri boyunca ayrılığı önlemek için büyük çaba sarf etse de, özellikle cemiyetin Kilise tarafından “demokratik değerlere aykırı” görülen aşırı sağcı siyasi güçlerle aynı çizgide olması nedeniyle, diyalogda ortak bir zemin bulunamadı.

Grubun Katolik olmayan dünyaya yönelik düşmanlığı çarşamba günkü törende bir kez daha vurgulandı.

Pagliarani, papanın “sapkın” Hıristiyan mezheplerinin liderleri ya da diğer dinlerin temsilcileriyle yan yana durmasının “aşağılanma” olduğunu ifade ederek, bu dinleri “sahte ve kurtuluş getiremeyecek” olarak nitelendirdi.

Katolik akademisyenler, bu mezhebin liderlerinin geçmişte de Holokost’u inkar ettiklerini belirtiyor.

2013 yılında, SSPX rahipleri, mahkum edilmiş Nazi savaş suçlusu ve eski SS yüzbaşı Erich Priebke için İtalya’da cenaze töreni düzenlemeye çalışmış fakat protestocular tarafından engellenmişti.

Appia Enstitüsü’nden Sisci, “Bu adamlar aşırı gelenekçiler, anti-modernistler ve Fransız Devrimi’ne karşılar. Bu adamlar gerçekten kiliseyi geri almak istiyorlar,” dedi.

Kutsal Makam hakkında birçok kitabın yazarı Iacopo Scaramuzzi, grubun kiliseden ayrılmasının Papa Leo’ya, aşırı sağcı kanadı yatıştırma endişesi duymadan kendi yolunu izlemek için daha fazla serbestlik sağlayabileceğini belirtti.

Scaramuzzi şöyle konuştu:

“Bu durum işleri biraz daha netleştiriyor. Katolik Kilisesi içinde, gerici bir gündemi dayatmak için bu kişileri kullananlar vardı. Artık onlar kiliseden ayrıldıkları için bu kişileri kullanamazlar.”

Yine de tarikatın, ateşli inançları, bol kaynakları ve 800 kilise, 94 okul ile yaklaşık 1.000 rahip ve ilahiyat öğrencisinden oluşan geniş dini altyapısı göz önüne alındığında, sessizce ortadan kaybolması pek olası görünmüyor.

Papa Leo’nun mezun olduğu Villanova Üniversitesi’nde teoloji profesörü olan Massimo Faggioli, bu sert önlemin ABD’deki grubun siyasallaşmış unsurlarını hedeflediğini söyledi:

“ABD’de, ‘bu adamlar biraz çılgın ama bazı geçerli noktalar da var’ diyen bazı piskoposlar ve din adamlarının belirli çevrelerinden oluşan bir gri alan var. Papa Leo, artık bu gri alanda kalınamayacağını açıkça ortaya koyarak doğru şeyi yaptı.”

Okumaya Devam Et

Diplomasi

İran: ABD ile geçici barış anlaşmasının yeniden canlandırılmasında ilerleme yok

Yayınlanma

Üst düzey bir İranlı kaynağa göre İran ile ABD, Körfez’deki savaşa kalıcı bir son verme çabalarında karşı karşıya gelmeye devam ediyor.

Reuters’a konuşan kaynak, haziran ayında varılan geçici anlaşmanın yeniden yürürlüğe konulması ve uygulanması için bir takvim belirlenmesine yönelik görüşmelerde hiçbir ilerleme sağlanmadığını söyledi.

Açıklamalar, ABD Başkanı Donald Trump’ın salı günü bölgede deniz taşımacılığına yönelik yeni saldırıların ardından İran liderlerine karşı bir kez daha sert ifadeler kullanmasıyla geldi. Bu durum, krizin çözüme kavuşturulmasına yönelik umutlara bir darbe daha vurdu.

Haziran ayında varılan anlaşmada, “tüm cephelerde askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak sona erdirildiği” ilan edilmişti. Ancak anlaşma kısa sürede çöktü. Trump, 7 Temmuz’da anlaşmanın “sona erdiğini” söylerken, İran Dışişleri Bakanlığı bir hafta sonra anlaşmanın “askıya alındığını” açıkladı.

ABD, İran’ı anlaşma kapsamında hayati önemdeki Hürmüz Boğazı deniz ulaşımını yeniden açma taahhüdünü yerine getirmemekle suçluyor. Tahran ise Washington’ın İran limanlarına uygulanan ablukanın kaldırılması ve dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması da dahil olmak üzere kendi taahhütlerinden geri adım attığını söylüyor.

İranlı kaynak, “Arabulucular üzerinden görüşülen konulardan biri, ABD’nin geçici anlaşmaya geri dönmesi ve taahhütlerin uygulanması için bir takvim belirlenmesi. Bu konuda kesinlikle hiçbir ilerleme sağlanmadı,” dedi.

Trump çarşamba günü ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinde “tam kontrole” sahip olduğunu iddia etti.

Ancak İran’ın su yolunu yönetmek üzere kurduğu Basra Körfezi Boğaz İdaresi, boğazın kapalı kalmaya devam ettiğini ve İran’ın koşulları kabul edilene kadar yeniden açılmayacağını açıkladı.

Trump, Truth Social platformunda, “İran sadece konuşuyor, icraat yok; artık Ortadoğu’nun Zorbası Değil,” ifadelerini kullandı.

Trump, çatışma boyunca bir yandan gerilimi tırmandırma tehditlerinde bulunurken diğer yandan bir barış anlaşmasının yakın olduğunu öne süren açıklamalar yaptı.

‘Uzatma söz konusu değil’

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırıları başlatmasından bu yana, çoğu İran ve Lübnan’da olmak üzere binlerce kişi çatışmalarda hayatını kaybetti.

İran ise Umman, Ürdün, Kuveyt, İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan dahil çeşitli ülkelerdeki ABD varlıklarını ve altyapısını hedef aldı.

Hazirandaki geçici ateşkes anlaşması, tarafların karşılıklı mutabakatıyla uzatılabilecek 60 günlük bir süre öngörüyordu. Bu süre içinde İran ile ABD’nin, Tahran’ın nükleer programını sınırlandıracak ve ABD yaptırımlarının kaldırılmasını sağlayacak nihai bir anlaşmaya ulaşması bekleniyordu.

İranlı kaynak, çarşamba günü Anadolu Ajansı’nın Pakistan hükümet kaynaklarına dayandırdığı ve tarafların söz konusu 60 günlük süreyi uzatma konusunda anlaştığını belirten haberi reddetti.

Kaynak Reuters’a, “Bir uzatma söz konusu değil çünkü İran’ın bakış açısına göre başlamış bir süre yok ve dolayısıyla uzatılacak bir şey de yok. ABD, geçici anlaşmayı varılmasından 48 saat sonra ihlal etti ve birkaç gün sonra anlaşmadan çekildi,” dedi.

Deniz taşımacılığına saldırılar

İran ile Umman arasında yer alan ve Körfez’in girişini oluşturan dar Hürmüz Boğazı, savaştan önce küresel petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz akışının beşte birine ev sahipliği yapıyordu.

Gösterge niteliğindeki Brent petrol vadeli işlemleri, savaşın şubat ayında başlamasından bu yana sert yükseliş kaydetti ve varil başına 126 dolarla savaş öncesi seviyelerin yaklaşık yüzde 75 üzerine çıktı. Dalgalı işlemler, Körfez’den petrol arzında yaşanabilecek kesintilere ilişkin endişeleri ve barış görüşmelerinden gelen değişken sinyalleri yansıttı.

Salı günü iki ayrı olayda, Babülmendep Boğazı’nda küçük bir yük gemisine yönelik Husiler tarafından gerçekleştirildiğinden şüphelenilen saldırıda dört mürettebat hayatını kaybetti. ABD ordusuna göre ayrıca bir ABD Donanması MH-60 helikopteri, Panama bayraklı bir yük gemisinin dümen tertibatını devre dışı bırakmak için iki Hellfire füzesi ateşledi.

Petrol fiyatları yükseldi ancak tahmin kuruluşlarının 2026 yılı petrol talebi beklentilerini aşağı çekmesinin ardından çarşamba günü dalgalı işlemlerde yataylaştı. Brent petrol vadeli işlemleri varil başına yaklaşık 88 dolardan, ABD Batı Teksas tipi ham petrolü (WTI) ise yaklaşık 83 dolardan işlem görüyordu.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Putin, Britanya ve Fransa’yı “korsanlık” konusunda uyardı

Yayınlanma

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Britanya ve AB’nin Rusya’nın “gölge filosu” olarak adlandırılan petrol tankerlerine yönelik baskılarına yanıt olarak İngiliz gemilerini ele geçirme uyarısında bulundu.

Pasifik Filosu tatbikatı sırasında bir savaş gemisinde açıklama yapan Rusya lideri, beş Rus ticari gemisine yönelik Batı operasyonlarını “korsanlık” ve “soygun” olarak nitelendirdi.

Hem Britanya hem de Fransa, “gölge filosu” gemilerine çıkarma yapıp bunları alıkoyma operasyonlarına katılmıştı.

Geçen ay kabul edilen yaptırımlar, AB üye devletlerine durdurulan Rus gemilerinden el konulan petrol ve yükü satma izni vererek gerginliği daha da tırmandırdı.

Putin şöyle konuştu:

“Bazı ülkelerin yetkililerinin, uluslararası deniz hukukunu ihlal ederek, iktisadi operatörlerimize ait gemilerin hareketini kısıtlamaya çalıştıklarını ve son zamanlarda gemilerimize el koyma ve bizden yağmaladıkları malları satma olasılığını bile değerlendirmeye kadar vardıklarını görüyoruz.

Elbette bu, korsanlık ve soygunun ta kendisidir. Ve eğer bu uygulamaya geçilirse, biz de aynı şekilde karşılık vermek zorunda kalacağız. Üstelik bu, gemilerimize ve teknelere baskınların planlandığı sularda olmak zorunda değil; bizim gerekli ve uygun gördüğümüz her yerde olabilir.”

AB, alıkoyduğu “gölge filo” tankerlerinin petrolüne de el koyacak

Bu açıklamalar, Britanya ve AB’nin, Moskova’nın yaptırımları atlatmaya yönelik tanker operasyonlarına karşı yoğunlaştırılan yaptırımlar kapsamında beş Rus ticari gemisini el koymasının ardından geldi.

Rusya’nın Pasifik Filosu Komutanı Amiral Viktor Liina, füze kruvazörü Varyag’da Putin’e verdiği brifing sırasında, misilleme amaçlı deniz harekatı için potansiyel hedefler olarak Britanya ve Fransa’yı işaret etti.

Amiral, kuvvetlerinin Asya-Pasifik bölgesindeki deniz ticaret rotaları hakkında istihbarat topladığını, kargo gemilerini takip ettiğini ve bu gemilerin sahiplik yapılarını haritalandırdığını bildirdi.

Liina’ya göre, Güney Kuril Adaları yakınlarında Rusya’nın hak iddia ettiği sulardan yaklaşık 1.001 gemi geçti.

Bunların 379’u Moskova’nın “düşman” olarak nitelendirdiği ülkelere kayıtlıydı; 26’sı İngiliz bayrağı, 9’u ise Fransız bayrağı taşıyordu.

Amiral, “Düşman devletlere ve onların gölge filosuna ait gemileri denetleme ve alıkoyma yeteneğine sahibiz; kurumlar arası koordinasyon sağlanmış durumda ve bu görevleri yerine getirmeye hazırız,” dedi.

Hem Moskova’da hem de Kiev’de görev yapmış eski bir İngiliz savunma ataşesi olan John Foreman, Batı donanmalarının “gölge filo” tankerlerini durdurmaya başladığından beri Rusya’nın misilleme yapma tehlikesinin var olduğunu söyledi.

Foreman, Savunma Bakanlığı ve Kraliyet Donanması’nın bu tehdidin farkında olduğunu ve gemi sahipleriyle koruma önlemleri konusunda koordinasyon içinde olduklarını belirtti.

Foreman, Rusya’nın açık denizde gemileri durdurmak için hangi hukuki gerekçeye dayanabileceğini de sorguladı:

“Putin’in uluslararası sularda gemilere çıkmak için hangi hukuki dayanağı kullanabileceği net değil ama uluslararası hukuk daha önce de Rusya’yı durdurmamıştı.”

Batı ülkeleri, operasyonlarını Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 110. maddesi kapsamında meşrulaştırıyor.

Bu madde, savaş gemilerinin sahte bayrak altında seyrettiğinden şüphelenilen gemilere çıkmasına izin veriyor. Bu, gölge filo tankerleri arasında yaygın bir uygulama.

Foreman, Rusya’da önümüzdeki ay yapılacak parlamento seçimleri göz önüne alındığında, Rusya Devlet Başkanı’nın bu “savaş çığırtkanlığının” temel nedeninin iç politika olduğunu öne sürdü:

“Bence Putin’in bu havalı sözleri büyük ölçüde seçimlere odaklanmış durumda; kendisini, kötü niyetli Batı’ya karşı koymaya hazır, sert bir lider olarak göstermeye çalışıyor.”

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Polonya-Musk gerilimi yeniden alevlendi

Yayınlanma

Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, Varşova’nın Elon Musk’ın Starlink ağına yaptığı yıllık 50 milyon dolarlık harcamayı yeniden gözden geçirme tehdidinde bulundu.

Sikorski, X’te, “Hey, @elonmusk, koca adam, Starlink’in Polonyalı kullanıcılarına ayrımcılık yapmayı bırak, yoksa hizmetlerin için sana yıllık 50 milyon dolar ödemeyi yeniden gözden geçirebiliriz,” diye yazdı.

Dışişleri bakanının öfkesi, Starlink’in Polonya’yı Almanya, Çekya, Slovakya ve Litvanya dahil 30’dan fazla ülkeyi kapsayan ortak Avrupa dolaşım bölgesinden dışarıda bırakma kararının ardından geldi.

Bu bölge içindeki müşteriler, uluslararası kullanım kısıtlamalarını tetiklemeden terminallerini sınır ötesine götürebiliyor. 

Fakat Polonyalı kullanıcılar artık seyahat ederken ek şartlarla karşı karşıya kalacak.

“Not: Polonya, yukarıdaki Avrupa bölgesine dahil değildir. Polonya’da kayıtlı hesaplar, yalnızca Polonya’da kullanım amaçlı olarak değerlendirilir,” ifadesi Starlink’in güncel kılavuzunda yer alıyor.

Polonya Dijital İşler Bakanı Krzysztof Gawkowski de Musk’a yüklendi. Starlink’in ana şirketi SpaceX’i Polonyalıları ikinci sınıf müşteriler olarak muamele etmekle suçladı ve bu değişikliğin yasal dayanağını açıkça belirtmesini istedi.

Gawkowski, X platformunda, “Polonya ikinci sınıf bir pazar değildir. Polonyalı müşteriler de ikinci sınıf müşteriler değildir” diye yazdı.

SpaceX’in “yerel düzenleyici gereklilikleri” gerekçe göstermesi halinde, Varşova’nın şirketten “genel açıklamalar” sunmak yerine spesifik kurallara işaret etmesini beklediğini de ekledi.

Yeni kurallar, 14 Temmuz 2026 tarihinden itibaren Starlink’e kaydolan yeni müşteriler için geçerli ve 17 Ağustos’ta mevcut Polonyalı kullanıcılara da uygulanacak.

Şirket, Polonya’nın sistemden hariç tutulmasına ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Bazı haberlerde, bunun nedeninin Polonya’da kayıtlı terminallerin Ukrayna’da kullanılması olduğu öne sürüldü. Fakat Ukrayna, Starlink’in Avrupa “Roam” bölgesine dahil değil.

Sikorski ve Musk’ın Starlink konusunda çatışması bu ilk kez olmuyor.

Geçen yıl, Sikorski, Varşova’nın Ukrayna için finanse ettiği uydu hizmeti için alternatif sağlayıcılar arayabileceği konusunda uyarıda bulunduktan sonra, Musk Polonyalı bakana “sus, küçük adam” demişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English