Bizi Takip Edin

Avrupa

Von der Leyen: Bildiğimiz Batı artık yok, yeni bir dünya düzeni geliyor

Yayınlanma

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Almanya’nın önde gelen haftalık gazetelerinden Die Zeit‘a verdiği kapsamlı mülakatta, Donald Trump’ın ikinci kez ABD Başkanı seçilmesi sonrası dünya siyasetinde yaşanan köklü değişimlere dikkat çekerek, “Bildiğimiz Batı artık yok,” ifadesini kullandı.

Von der Leyen, AB’nin 2019’daki göreve başlamasından bu yana karşılaştığı kriz silsilesinin Birliği güçlendirdiğini ve Avrupa’nın artık ortaya çıkan yeni dünya düzenini aktif olarak şekillendirme sorumluluğuyla karşı karşıya olduğunu vurguladı.

Göreve başlamasından bu yana AB’nin sürekli krizlerle mücadele ettiğini hatırlatan von der Leyen, “Göreve geldikten 90 gün sonra Dünya Sağlık Örgütü, Kovid-19’u küresel pandemi ilan etti. Henüz tam toparlanamamışken Putin Ukrayna’ya saldırdı. Kısa süre sonra, Putin’in gazı kesmesiyle tarihimizin en kötü enerji krizine girdik. Şimdi de bir transatlantik kriz yaşıyoruz. Evet, krizler birbirini takip etti,” dedi.

Bu zorlu süreçlerin aynı zamanda AB’yi temel meselelere odaklanmaya ittiğini belirten Komisyon Başkanı, “Esas olan, 27 üye ülkeyi bir arada tutmak ve yönlendirme sağlamak. Her kriz için bir planım olmalı veya geliştirmeliyim. İnsanlar Avrupa’nın yanlarında olmasını beklediği için çok pragmatik ve hızlı hareket etmemiz önemli,” şeklinde konuştu.

‘Tarihi değişiklikler yaşanıyor, jeopolitik geri döndü’

Trump’ın ikinci başkanlık döneminin başlamasıyla nelerin değiştiği sorusuna von der Leyen, “Tarihi şeyler,” yanıtını verdi.

AB’nin uzun süre içe dönük büyüdüğünü, ortak pazar, ortak para birimi ve serbest dolaşım gibi başarılara imza attığını hatırlatan von der Leyen, “İktisadi ve siyasi özgürlüğün bir noktada birleşeceğini ve bunun insanları birleştireceğini varsaydık. 1990’da duvar yıkıldığında tarihin sonu ilan edilmişti. Şimdi tarih ve onunla birlikte jeopolitik geri döndü,” değerlendirmesinde bulundu.

Von der Leyen, mevcut durumu “dünya düzeni olarak algıladığımız şeyin dünya düzensizliğine dönüşmesi” olarak tanımlarken, bunun temel nedenleri olarak Çin ve ABD arasındaki güç mücadelesi ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in “emperyalist heveslerini” gösterdi.

Bu yeni dönemde farklı bir AB’ye ihtiyaç duyulduğunu belirten von der Leyen, “Bu yeni dünya düzenini çok aktif bir şekilde birlikte şekillendirmeye hazır, dışa açılmaya istekli yeni bir Avrupa Birliği gerekiyor,” dedi.

‘Bildiğimiz Batı artık yok ama Avrupa yalnız değil’

ABD’nin politikalarındaki değişimin Avrupa için sürpriz olup olmadığı ve bunun “eski boşanma hukukundaki kötü niyetli terk” gibi algılanıp algılanamayacağı yönündeki yoruma gülerek yanıt veren von der Leyen, “Avrupa artık uyandı, hem de tamamen,” dedi.

AB’nin iki alanda ilerlemesi gerektiğinin altını çizen Başkan, bunları “kendi savunma kabiliyetini inşa etmek” ve “kendi rekabetçiliğini artırmak” olarak sıraladı.

Von der Leyen, AB içinde bu yönde güçlü bir siyasi ivme ve yaratıcı yollar bulma isteği olduğunu belirterek, “Askeri kabiliyetler için 800 milyar avroluk mali kaynak ayırmamız, birkaç yıl önce düşünülemezdi. 27 üye ülkenin tamamının ortak savunma sanayimizi güçlendirme isteği de son haftalar ve aylardaki gelişmeler olmasaydı hayal edilemezdi. Aynı durum ekonomi için de geçerli. Herkes rekabetçiliği artırma planımızı takip etmek istiyor, zira herkes günümüzün küreselleşmiş dünyasında sağlam durmamız gerektiğini anladı,” diye konuştu.

AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin Beyaz Saray’dan çıkarılması sonrası “Hür dünyanın yeni bir lidere ihtiyacı var,” sözleri hatırlatılıp, kendisinin bu lider olup olmadığı sorulduğunda von der Leyen, bu tür kategorileri sevmediğini belirtti.

Yetkili, “Benim için belirleyici olan, Avrupa’nın yavaş yavaş şekillenen yeni dünya düzenini güçlü bir şekilde birlikte şekillendirmesidir. Ve Avrupa’nın bunu yapabileceğine kesinlikle inanıyorum,” dedi.

Von der Leyen, “Batı’yı bildiğimiz şekliyle artık yok,” diyerek çarpıcı bir tespitte bulundu ve ekledi: “Dünya jeopolitik olarak da bir küre haline geldi ve bugün dostluk ağlarımız tüm dünyaya yayılıyor, bunu gümrük vergisi anlaşmazlığında da fark ediyoruz.”

Bu durumun olumlu bir yan etkisi olarak dünya genelinde sayısız liderle görüştüğünü ve bu liderlerin AB ile yeni düzeni birlikte kurmak istediğini aktaran yetkili, “İzlanda’dan Yeni Zelanda’ya, Kanada’dan Birleşik Arap Emirlikleri’ne, Hindistan, Malezya, Endonezya, Filipinler, Tayland, Meksika, Güney Amerika… Şu anda günde 24 saat bu tür görüşmeler yapabilirim. Hepsi Avrupa ile daha fazla ticaret yapmak istiyor ve bu sadece ekonomik bağlarla ilgili değil. Ortak kurallar koymak ve öngörülebilirlikle de ilgili. Avrupa, öngörülebilirliği ve güvenilirliği ile tanınır; bu durum son zamanlarda yeniden çok değerli bir şey olarak görülüyor. Bu bir yandan çok sevindirici, diğer yandan da yerine getirmemiz gereken büyük bir sorumluluk,” ifadelerini kullandı.

ABD ile ilişkiler ve ticaret savaşı

“Bildiğimiz Batı’nın artık olmamasının” ABD’den nihai bir kopuş anlamına gelip gelmediği sorusuna von der Leyen, “Ben Amerika Birleşik Devletleri’nin çok büyük bir dostuyum, ikna olmuş bir transatlantikçiyim. Amerikalılar ve Avrupalılar arasındaki dostluğun devam edeceğine kesinlikle inanıyorum,” yanıtını verdi.

Ancak yeni gerçekliğin, birçok başka ülkenin AB’nin yakınlığını araması olduğunu belirten Başkan, “Küresel ticaretin yüzde 13’ü ABD ile yapılıyor. Bu çok fazla. Ama bu dünyadaki diğer ülkelerin ticareti yüzde 87’sini oluşturuyor. Ve hepsi öngörülebilirlik ve güvenilir kurallar istiyor. Avrupa bunu sağlayabilir. Şimdi bu ivmeyi, şirketlerimiz için yeni pazarlar açmak ve bizimle aynı çıkarlara sahip birçok ülkeyle mümkün olan en yakın ilişkileri kurmak için kullanmalıyız,” dedi.

ABD ile yaşanan gümrük vergisi anlaşmazlığına da değinen von der Leyen, AB’nin dört ayaklı bir strateji izlediğini belirtti: “Birincisi, üzerinde müzakere edilmiş bir çözüm arıyoruz. Müzakerelere paralel olarak, hem mal hem de hizmet ticaretini dikkate alan karşı önlemler geliştiriyoruz. Tüm seçenekler masada. İkinci nokta: ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşı nedeniyle Çin mallarının pazarımızı doldurmaması için çok dikkatli olmalıyız. Bu konuda koruyucu önlemlerimiz var. Üçüncü nokta: Yeni ortaklıklar kurmalı ve ticari ilişkilerimizi daha geniş bir tabana yaymalıyız. Dördüncü nokta: İç pazardaki engelleri kaldırmalı, derinleştirmeli ve uyumlaştırmalıyız.”

ABD’nin özellikle mal ticaretindeki fazlalığa işaret ettiğini, AB’nin ise dijital hizmetlerdeki açığı dengelemek istediğini belirten von der Leyen, “Burada dijital hizmetlerin yaklaşık yüzde 80’ine hakim olan birkaç ABD şirketi söz konusu. Avrupa onlar için çok ilginç, zengin bir pazar. Dünyanın geri kalanına kıyasla yüksek refah düzeyine ve zamana sahip 450 milyon insan. Yani dijital hizmetlerle bizde muazzam cirolar ve kârlar elde ediliyor. Hiçbir şirket bu pazardan vazgeçmek istemez,” dedi.

Olası karşı önlemler arasında dijital hizmetlere gümrük vergisi getirilmesinin de bulunduğunu ve ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in “Teknoloji devlerimize dokunursanız nükleer kalkan gider,” tehdidini hatırlatılması üzerine von der Leyen, “Bizim de Amerikalıların da seçeneklerimizi masaya koyuyoruz. Müzakerelerin özü budur: Her şey müzakere edilene kadar hiçbir şey müzakere edilmiş sayılmaz. Sanayi ürünleri veya dijital ürünler ticareti yapıyor olsak da, tüm geniş yelpazeyi sunma hakkımız olduğunu düşünüyorum,” yanıtını verdi.

NATO ve Ukrayna

Bununla beraber ABD’nin Avrupa için nükleer kalkanının ve NATO Antlaşması’nın 5. Maddesi’nin hâlâ geçerli olup olmadığı sorusuna von der Leyen, “Evet, öyle varsayıyoruz,” dedi.

Avrupa’nın ABD’nin büyük desteği olmadan Ukrayna’yı Rusya’ya karşı savaşı kaybetmekten koruyup koruyamayacağı konusunda ise Komisyon Başkanı, Putin’in Kiev’i üç günde, Ukrayna’yı üç haftada ele geçirme hedefinde başarısız olduğunu vurguladı.

Von der Leyen, “Putin’in gerekçelerinden biri NATO’nun kendisine göre çok güçlü olmasıydı. Elde ettiği şey, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyesi olması oldu. Ukrayna savaşın başında neredeyse silahsız bir ülkeydi. Bugün sadece Ukrayna’nın yüksek donanımlı ve deneyimli birliklerini değil, aynı zamanda son derece verimli, hızla üretim yapan savunma sanayisini gördüğünüzde, bu etkileyici. Yani bu ülke, dostlarının yardımıyla cesurca direndi. Uzun soluklu olmak çok ama çok önemli. Zira Putin başından beri Ukrayna’ya desteğin azalacağına güvendi. Tam tersi oldu,” değerlendirmesinde bulundu.

Avrupa’nın savunma sanayisine daha fazla yatırım yapması gerektiğini savunan von der Leyen, “Şu anda üye ülkelerin satın aldığı askeri malzemenin aslan payı Avrupa dışından geliyor. Bu aynı zamanda ilgili iyi işlerin, araştırma ve geliştirmenin Avrupa dışında oluştuğu anlamına geliyor. Gelecekte daha fazlasının Avrupa içinde gerçekleşmesini istiyorum. Bunlar Avrupa’da geliştirme ve üretim yapan Amerikan şirketleri de olabilir. Önemli olan, şimdi yatırdığımız milyarların, savunma sanayisinin çok ötesinde, Avrupa ekonomisi için de olumlu bir etki yaratmasıdır,” diye ekledi.

Yeşil Mutabakat ve bürokrasi eleştirileri

Aynı zamanda iklim değişikliğinin varoluşsal bir konu olmaya devam edeceğini belirten von der Leyen, AB’nin Yeşil Mutabakat hedeflerinden vazgeçmeyeceğini dile getirdi.

Yetkili, “Dünya genelinde karbonsuzlaşma, Amerikalılarla veya Amerikalılar olmadan devam edecek. Çinlilerin elektrikli hareketliliğe bu kadar yoğun yatırım yapmasının iyi bir nedeni var, zira geleceğin hareketliliğinin temiz bir hareketlilik olacağını biliyorlar. Petrol ve doğalgaz üzerinde oturan Körfez ülkelerinin yeşil hidrojene yoğun yatırım yapmasının iyi bir nedeni var. Çünkü dünya genelindeki eğilimin nereye gittiğini biliyorlar. Biz birçok temiz teknolojide lideriz,” dedi.

Planlanan Emisyon Ticaret Sistemi’nin (ETS) ulaştırma ve binaları da kapsayacak şekilde genişletilmesi (ETS 2) konusundaki kararlılığını dile getiren von der Leyen, bunun piyasa temelli akıllı bir araç olduğunu ancak sosyal etkilerinin başlangıçtan itibaren hafifletilmesi gerektiğini belirtti.

AB’nin bürokrasiyle özdeşleştirilmesi eleştirisine ise von der Leyen, bunun 27 üyenin uzlaşma gerektiren karar alma süreçlerinden kaynaklandığını, ancak gereksiz ve karmaşık süreçleri değiştirme konusunda kararlı olduklarını dile getiren yetkili, “Avrupa Birliği’nde girişimcilik yeniden daha kolay hale gelmeli, hedef bu,” ifadesini kullandı.

Mülakatın sonunda Avrupa’ya bir “övgü şarkısı” söylemek istediğini belirten von der Leyen, “Avrupa hâlâ bir barış projesi. Bizde kuralları belirleyen ‘ahbaplar’ veya oligarklar yok. Komşularımızı işgal etmiyoruz ve onları cezalandırmıyoruz. Aksine, AB üyesi olmak için bekleme listesinde olan 12 ülke var. Avrupa’da çocuklar ebeveynlerinin cüzdanına bakılmaksızın iyi okullara gidebilirler. Daha düşük karbondioksit emisyonlarımız, daha yüksek yaşam beklentimiz var. Üniversitelerimizde tartışmalı konuları tartışabiliriz. Bence bunlar ve daha fazlası savunulmaya değer değerlerdir ve Avrupa’nın bir birlikten daha fazlası olduğunu gösteriyor. Avrupa bizim vatanımızdır. Ve insanlar bunu biliyor, insanlar bunu hissediyor,” diyerek sözlerini tamamladı.

Avrupa

Saksonya-Anhalt’te AfD ve BSW’den Ukrayna kararı

Yayınlanma

AfD ve BSW’nin oylarıyla, Saksonya-Anhalt eyaletinin yeni eyalet parlamentosu, Ukrayna’ya sağlanan tüm yardımların derhal sonlandırılmasını ve Rusya’ya yönelik yaptırımların kaldırılmasını talep etti.

İki parlamento grubu tarafından sunulan ve “Ukrayna’da Savaşın Tırmanması Yerine Barış Görüşmeleri” başlığını taşıyan bu önerge, Magdeburg’da düzenlenen olağanüstü oturumda çoğunluk oyuyla kabul edildi.

AfD ve BSW, yeni eyalet parlamentosundaki 83 sandalyenin 44’ünü elinde bulunduruyor.

Tartışma, yüksek sesli yuhalamalarla geçti. Eyalet Başbakan Vekili Sven Schulze (CDU) ile CDU, SPD, Yeşiller ve Sol Parti’den konuşmacılar, önergeyi şiddetle kınadılar.

Konuşma süreleri konusunda başlangıçta bir uzlaşmaya varılamaması nedeniyle, oturum gündeme geçilmeden önce bir saat süreyle askıya alındı.

Önerge, vekaleten görev yapan eyalet hükümetinden “Ukrayna’da durumun daha da tırmanmasını önlemek ve barışı tesis etmeyi amaçlayan bir politika izlemek için, özellikle Bundesrat’ta ilgili bir girişim yoluyla, elindeki tüm imkânları kullanmasını” talep ediyor.

Önergede ayrıca şunlar belirtiliyor: “Rusya’ya yönelik iktisadi yaptırımlar derhal kaldırılmalıdır.”

Ukrayna’ya yönelik mali desteğin, insani yardımın ötesine geçtiği ölçüde derhal durdurulmasını isteyen önerge, silah sevkiyatlarının da askıya alınmasını talep ediyor.

SPD milletvekili grubu başkanı Katja Pähle bunu “ucuz bir numara” olarak nitelendirdi. Yeşiller Partisi milletvekili grubu sekreteri Olaf Meister, eyalet parlamentosunun bu konuyu ele almak için tamamen yanlış bir yer olduğunu vurguladı.

Sol Parti milletvekili grubu başkanı Eva von Angern ise önergeyi “sahte” ve “bir komedi” olarak nitelendirdi.

Aralık ayında eyalet başbakanlığına aday olmayı planlayan AfD milletvekili grubu başkanı Ulrich Siegmund ise bunun iyi bir gün olduğunu söyledi.

Savaşın dört buçuk yıl önce başlamasından bu yana ilk kez, bir Alman parlamentosundan bir barış girişimi geldiğini belirtti.

Ukrayna’ya yardım için toplam 125 milyar avro harcandığını ve “bu paranın kendi ülkemizden esirgendiğini” ifade eden Siegmund, “Paramız ülkemiz için,” dedi ve diğer parlamento gruplarını, ülkenin çıkarlarına aykırı politikalar izlemekle suçladı.

BSW’nin baş adayı Claudia Wittig, Ukrayna’yı küresel jeopolitik çıkarların bir piyonu olarak nitelendirdi. Wittig, “BSW, barış isteyenlere ses veriyor,” dedi ve artık müzakere zamanı geldiğini savundu.

Oturumdan önce Ukrayna Büyükelçisi Oleksij Makeiev, bu oturumu “saçmalık zirvesi” olarak nitelendirmişti.

Ukrayna’ya silah sevkiyatının durdurulması talebiyle ilgili olarak diplomat, Funke Media’ya, “Kendilerini savunanların elinden silahları alıyorsunuz ve bunu yaparak katile yardım ediyorsunuz,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Almanya’da “Avrupalı nükleer silah” tartışmaları

Yayınlanma

Alman Dış İlişkiler Konseyi (DGAP) üyesi Joachim Krause, “Alman veya Avrupalı nükleer silah” çağrısı yaparken, Berlin’in NATO düzeyindeki nükleer angajmanı derinleşiyor.

German Foreign Policy’bnin aktardığına göre, Alman Silahlı Kuvvetleri şu anda NATO’nun yıllık nükleer savaş tatbikatına katılıyor.

NATO, yıllık nükleer savaş tatbikatı Steadfast Noon’a salı günü başladı. Bu kez tatbikat İtalya’da gerçekleştiriliyor.

Odak noktası, her ikisinde de ABD nükleer bombalarının depolandığı Udine yakınlarındaki Aviano Hava Üssü ve Brescia yakınlarındaki Ghedi Hava Üssü.

Bu yıl neredeyse hiçbir ayrıntı açıklanmadı. Genellikle Steadfast Noon tatbikatı, “nükleer paylaşım” anlaşması kapsamında Avrupa hava kuvvetleri tarafından konuşlandırma bölgesine uçurulan ABD bombalarının sığınaklardan çıkarılması, Avrupa savaş uçaklarına yüklenmesi ve ardından savaş görevleri ile askeri eskortunun simülasyonunu içerir.

Bu yıl, 17 NATO ülkesinin silahlı kuvvetleri tatbikata katılıyor.

Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr), Almanya’nın nükleer paylaşımından sorumlu olan Eifel bölgesindeki Büchel’deki 33. Taktik Hava Kuvvetleri Filosu’na ait üç adet Tornado avcı uçağıyla tatbikata katılıyor.

Türkiye ve Romanya da tatbikata katılıyor; Romanya üç adet F-16 avcı uçağı görevlendiriyor.

İsveç ise sayısı açıklanmayan sayıda Gripen avcı uçağı sağlarken, Finlandiya tatbikata kurmay subayları gönderiyor.

Tatbikin yaklaşık on gün sürmesi ve geçen yılki ile aynı ölçekte olması bekleniyor. Geçen yılki tatbikata 2.000’den fazla asker ve yaklaşık 70 uçak katılmıştı.

Kitle imha silahlarına açılan kapı

NATO’nun nükleer savaş tatbikatı, askeri ittifakın diğer Avrupa ülkelerinde nükleer silah konuşlandırılmasını tartıştığı bir dönemde gerçekleşiyor.

Odak noktası öncelikle nükleer paylaşım düzenlemesi kapsamında ABD nükleer bombalarının depolanması seçeneği üzerinde.

Finlandiya’da parlamento, 17 Haziran’da nükleer silahların ülkede barındırılmasını ve hatta Finlandiya topraklarından nakledilmesini yasaklayan 1980 tarihli yasağı kaldırmak için oylama yaptı.

Bu karar, nükleer bombaların olası konuşlandırılması için temel bir ön koşulu yerine getiriyor. 

Litvanya’da ise parlamento geçen hafta, Litvanya topraklarında kitle imha silahlarının depolanmasını yasaklayan anayasa hükmünü yürürlükten kaldırmak üzere oy kullandı.

Fakat anayasa değişikliğinin kesinleşmesi için parlamentoda ikinci bir oylama yapılması gerekiyor.

Bu arada Polonya’da, ABD nükleer bombalarının konuşlandırılması olasılığı hararetli bir tartışma konusu.

Başbakan Donald Tusk liderliğindeki hükümet açıkça karşı bir tutum sergilese de Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ve Jarosław Kaczyński’nin partisi PiS (Hukuk ve Adalet), prensip olarak bu fikre açık.

Fransa da nükleerde gaza basıyor

Avrupa’da ek ABD nükleer silahlarının konuşlandırılmasına ilişkin tartışmalara paralel olarak, Fransa da nükleer planlarını ilerletiyor.

Bunun temelini, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2 Mart’ta sunduğu “gelişmiş caydırıcılık” (“dissuasion avancée”) adlı yeni konsept oluşturuyor.

O dönemde Macron, yeni bir “nükleer silahlar çağının” başladığından açıkça söz etmişti.

Yeni konsept, diğer hususların yanı sıra, nükleer silahlarla donatılabilen Fransız nükleer kuvvetlerine ait Rafale avcı uçaklarının, örneğin kriz durumlarında, diğer Avrupa ülkelerindeki üslere geçici olarak konuşlandırılabilmesini öngörüyor.

Amaç, nükleer silah taşıma kapasitesine sahip avcı uçaklarının gerçekten nükleer silahlarla birlikte konuşlandırılıp konuşlandırılmadığının belirsizliğinden kaynaklanan bir tereddüt yaratarak potansiyel bir düşmana karşı belirsizlik yaratmak.

Macron, bunun amacının “düşmanlarımızın hesaplamalarını zorlaştırmak” olduğunu açıkladı.

Şu anda on Avrupa ülkesi bu çerçeve içinde Fransa ile işbirliği yapmayı kabul etti.

Bunlar arasında nükleer güce sahip Büyük Britanya’nın yanı sıra Almanya, Belçika, Hollanda, Yunanistan, Polonya ve geleneksel olarak ABD ile ittifak halinde olan dört Kuzey Avrupa ülkesi (Danimarka, Finlandiya, İsveç ve Norveç) yer alıyor.

Alman Silahlı Kuvvetleri Fransız nükleer tatbikatına ilk kez katılıyor

Alman Silahlı Kuvvetleri, bu yıl ilk kez sadece NATO’nun Steadfast Noon adlı nükleer savaş tatbikatına değil, aynı zamanda Fransa’nın nükleer silah tatbikatı olan Operasyon Poker’e de katılıyor.

Bu gelişme, Temmuz ortasında Macron ile Almanya Başbakanı Friedrich Merz arasında yapılan bir görüşme sırasında duyuruldu.

O sırada, sembolik bir hareket olarak, nükleer silah taşıma kapasitesine sahip iki Fransız Rafale uçağı ve onlara eşlik eden iki Alman Eurofighter uçağı, bir Fransız MRTT Phenix tanker uçağından ortak havada yakıt ikmali tatbikatı gerçekleştirdi.

Eylül ayı sonlarında, Fransız nükleer kuvvetleri “Operation Poker” adlı en son nükleer savaş tatbikatını gerçekleştirdi.

Alman askerlerinin bu tatbikata katılıp katılmadıkları henüz net değil; daha önce gözlemcilerin ve hatta muhtemelen avcı jetlerinin gönderileceğinden söz ediliyordu.

Tatbikatın gidişatına ilişkin olarak, Rafale jetlerinin mürettebatına “füzelerini tam olarak belirlenen bir yere ve tam olarak belirlenen bir zamanda ateşlemek” amacıyla “düşman hatlarını aşma” görevi verildiği bildirildi.

Bir katılımcının şu sözleri aktarıldı: “Ne pahasına olursa olsun geçmek zorundasınız ve her seferinde ağır kayıplar yaşanıyor.”

“Alman bombası” için hararetli çağrılar

Siyaset bilimci Joachim Krause, geçtiğimiz günlerde hem ABD bombalarıyla nükleer paylaşım hem de Fransa’nın “dissuasion avancée” (gelişmiş caydırıcılık) politikasına alternatif olabilecek nükleer seçenekler hakkında yorumda bulundu.

Kiel Üniversitesi Güvenlik Politikası Enstitüsü’nün eski direktörü ve Alman Dış İlişkiler Konseyi’nin (DGAP) uzun süredir üyesi olan Krause, Ocak ayında şunu belirtmişti:

“Almanya’yı kendi nükleer silahlarımızla ya da Avrupa nükleer silahlarıyla korumayı acilen tartışmamız gerekiyor.”

Krause Ağustos sonunda ise, bir yandan Başkan Donald Trump yönetimindeki ABD’ye “güvenilemeyeceğini” belirtti; öte yandan, “dissuasion avancée” konusunda “beklentileri çok yüksek tutmamak” gerektiğini söyledi.

Krause’nin “Almanya’nın atom bombasına sahip olması bir güvenlik unsuru olurdu” dediği aktarıldı fakat daha sonra Almanya’nın sivil nükleer enerjiden kademeli olarak vazgeçmesi ve federal hükümetin zayıflığı nedeniyle bunun bugün “tamamen gerçek dışı” olduğu sonucuna vardı.

Fakat Krause’ye göre şu anda başka seçenekler de tartışılıyor:

“Zaman zaman İskandinav ülkelerinin, Baltık devletleri, Almanya ve Polonya ile birlikte bir Avrupa nükleer silah programı başlatabileceğini duyuyorum.”

Krause’ye göre, şu anda “gerekli uzmanlık” eksik. Fakat bu, aşılmaz bir engel değil; bu eksiklik giderilebilir.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Mélenchon, kamu maliyesi programını açıkladı

Yayınlanma

Jean-Luc Mélenchon, sermaye ve varlıklı hanehalklarına uygulanan vergileri artırarak Fransa’nın kamu maliyesini düzeltmeye yönelik bir plan açıkladı.

Gelecek yıl seçilmesi halinde 2027’de bütçe açığını 25 milyar avro azaltmayı hedefleyen 75 yaşındaki siyasetçi, tasarrufların daha fazla Fransa’ya aktarılacağına söz verdi ve Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) elinde bulunan devlet borcunun bir kısmının iptal edilmesi talebini yineledi.

Mélenchon çarşamba günü düzenlediği basın toplantısında, “Finansal sermayenin katkıda bulunmasını sağlamak gerekiyor, çünkü bugüne kadar düşük ücretlerden ve azalan gelirlerden her türlü vergi indirimine kadar her şekilde ve her yönüyle tam anlamıyla fayda sağlayan finansal sermayedir,” dedi.

Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI) lideri şöyle devam etti:

“Neden mi? Çünkü bu, resesyonist etkileri olmayan tek seçenek. Bir emeklilik fonuna ya da bu tür herhangi bir finans kurumuna vergi uyguladığınızda, bu iktisadi faaliyette bir düşüşe yol açmaz.”

Derin bölünmelerin yaşandığı Ulusal Meclis’te 2027 bütçesinin kabulüne yönelik müzakereler başlarken, Mélenchon harcama kesintilerini reddetti ve vergiler ile yatırımlardan elde edilecek ek gelirler sayesinde 2027’de bütçe açığını azaltabileceğini belirtti.

LFI tarafından sunulan 20 sayfalık belgeye göre, bu adım Fransa’nın önümüzdeki beş yıl içinde borç-GSYİH oranını istikrara kavuşturmasını sağlayacak.

Belgede, gelecek yıl için 106,6 milyar avro gelir ve 81,7 milyar avro harcama öngörülüyor.

Geçen hafta, Fransa’nın 10 yıllık tahvillerindeki risk primi, İtalya’ya kıyasla rekor seviyeye ulaştı.

Finansal işlemler ve kripto para birimlerine vergi uygulanmasını da öneren LFI’nın kurucusu, Marine Le Pen’in bütçe açığını azaltmaya yönelik kendi planını sunmasından bir hafta sonra konuştu.

Le Pen’in önlemleri arasında emeklilik yaşının düşürülmesi, hisse geri alımlarına vergi uygulanması ve çok uluslu şirketlere yönelik vergilerin artırılması yer alıyordu.

Le Pen, AB liderlerinin toplantısı öncesinde, Fransa’nın AB bütçesine yaptığı katkıya yönelik büyük kesintileri de içeren planını savunmak üzere Brüksel’e gitti.

Mélenchon da belirli koşullar altında AB katkısını azaltacağını belirtti ama ayrıntılara girmedi.

Yakın zamanda yapılan bir ankete göre, her iki adayın da Mayıs 2027’deki ikinci tura kalma şansı bulunuyor.

Ankete göre Le Pen ilk turda yaklaşık %36 ile birinci, Mélenchon ise yaklaşık %18 ile ikinci sırada yer alıyor.

Fransız ekonomist Gabriel Zucman’dan esinlenerek 100 milyon avronun üzerindeki varlıklara uygulanan servet vergisi de dahil olmak üzere bir dizi vergi artışı planının yanı sıra, Mélenchon ayrıca Caisse des Dépôts, Bpifrance ve Banque Postale gibi kurumları tek bir kamu bankacılık grubu altında birleştirmeyi önerdi.

Ayrıca, Fransız hanehalkı tasarruflarının daha büyük bir kısmını yurt içi yatırımlara yönlendirecek ve konut, ulaşım, yeşil sanayileşme, dijital egemenlik ve diğer kilit stratejik sektörlerde yıllık 100 milyar avroluk bir hedef belirleyecek.

Basın toplantısında Mélenchon, “kapitalist düşmanlarını” da sert bir dille eleştirdi. Fransa Merkez Bankası Başkanı Emmanuel Moulin’i “cahil”, Euronext NV ticaret platformu Başkanı Stéphane Boujnah’ı ise “spekülatör, krizden çıkar sağlayan ve halkı sömüren biri” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English