Bizi Takip Edin

Avrupa

Von der Leyen: Bildiğimiz Batı artık yok, yeni bir dünya düzeni geliyor

Yayınlanma

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Almanya’nın önde gelen haftalık gazetelerinden Die Zeit‘a verdiği kapsamlı mülakatta, Donald Trump’ın ikinci kez ABD Başkanı seçilmesi sonrası dünya siyasetinde yaşanan köklü değişimlere dikkat çekerek, “Bildiğimiz Batı artık yok,” ifadesini kullandı.

Von der Leyen, AB’nin 2019’daki göreve başlamasından bu yana karşılaştığı kriz silsilesinin Birliği güçlendirdiğini ve Avrupa’nın artık ortaya çıkan yeni dünya düzenini aktif olarak şekillendirme sorumluluğuyla karşı karşıya olduğunu vurguladı.

Göreve başlamasından bu yana AB’nin sürekli krizlerle mücadele ettiğini hatırlatan von der Leyen, “Göreve geldikten 90 gün sonra Dünya Sağlık Örgütü, Kovid-19’u küresel pandemi ilan etti. Henüz tam toparlanamamışken Putin Ukrayna’ya saldırdı. Kısa süre sonra, Putin’in gazı kesmesiyle tarihimizin en kötü enerji krizine girdik. Şimdi de bir transatlantik kriz yaşıyoruz. Evet, krizler birbirini takip etti,” dedi.

Bu zorlu süreçlerin aynı zamanda AB’yi temel meselelere odaklanmaya ittiğini belirten Komisyon Başkanı, “Esas olan, 27 üye ülkeyi bir arada tutmak ve yönlendirme sağlamak. Her kriz için bir planım olmalı veya geliştirmeliyim. İnsanlar Avrupa’nın yanlarında olmasını beklediği için çok pragmatik ve hızlı hareket etmemiz önemli,” şeklinde konuştu.

‘Tarihi değişiklikler yaşanıyor, jeopolitik geri döndü’

Trump’ın ikinci başkanlık döneminin başlamasıyla nelerin değiştiği sorusuna von der Leyen, “Tarihi şeyler,” yanıtını verdi.

AB’nin uzun süre içe dönük büyüdüğünü, ortak pazar, ortak para birimi ve serbest dolaşım gibi başarılara imza attığını hatırlatan von der Leyen, “İktisadi ve siyasi özgürlüğün bir noktada birleşeceğini ve bunun insanları birleştireceğini varsaydık. 1990’da duvar yıkıldığında tarihin sonu ilan edilmişti. Şimdi tarih ve onunla birlikte jeopolitik geri döndü,” değerlendirmesinde bulundu.

Von der Leyen, mevcut durumu “dünya düzeni olarak algıladığımız şeyin dünya düzensizliğine dönüşmesi” olarak tanımlarken, bunun temel nedenleri olarak Çin ve ABD arasındaki güç mücadelesi ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in “emperyalist heveslerini” gösterdi.

Bu yeni dönemde farklı bir AB’ye ihtiyaç duyulduğunu belirten von der Leyen, “Bu yeni dünya düzenini çok aktif bir şekilde birlikte şekillendirmeye hazır, dışa açılmaya istekli yeni bir Avrupa Birliği gerekiyor,” dedi.

‘Bildiğimiz Batı artık yok ama Avrupa yalnız değil’

ABD’nin politikalarındaki değişimin Avrupa için sürpriz olup olmadığı ve bunun “eski boşanma hukukundaki kötü niyetli terk” gibi algılanıp algılanamayacağı yönündeki yoruma gülerek yanıt veren von der Leyen, “Avrupa artık uyandı, hem de tamamen,” dedi.

AB’nin iki alanda ilerlemesi gerektiğinin altını çizen Başkan, bunları “kendi savunma kabiliyetini inşa etmek” ve “kendi rekabetçiliğini artırmak” olarak sıraladı.

Von der Leyen, AB içinde bu yönde güçlü bir siyasi ivme ve yaratıcı yollar bulma isteği olduğunu belirterek, “Askeri kabiliyetler için 800 milyar avroluk mali kaynak ayırmamız, birkaç yıl önce düşünülemezdi. 27 üye ülkenin tamamının ortak savunma sanayimizi güçlendirme isteği de son haftalar ve aylardaki gelişmeler olmasaydı hayal edilemezdi. Aynı durum ekonomi için de geçerli. Herkes rekabetçiliği artırma planımızı takip etmek istiyor, zira herkes günümüzün küreselleşmiş dünyasında sağlam durmamız gerektiğini anladı,” diye konuştu.

AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin Beyaz Saray’dan çıkarılması sonrası “Hür dünyanın yeni bir lidere ihtiyacı var,” sözleri hatırlatılıp, kendisinin bu lider olup olmadığı sorulduğunda von der Leyen, bu tür kategorileri sevmediğini belirtti.

Yetkili, “Benim için belirleyici olan, Avrupa’nın yavaş yavaş şekillenen yeni dünya düzenini güçlü bir şekilde birlikte şekillendirmesidir. Ve Avrupa’nın bunu yapabileceğine kesinlikle inanıyorum,” dedi.

Von der Leyen, “Batı’yı bildiğimiz şekliyle artık yok,” diyerek çarpıcı bir tespitte bulundu ve ekledi: “Dünya jeopolitik olarak da bir küre haline geldi ve bugün dostluk ağlarımız tüm dünyaya yayılıyor, bunu gümrük vergisi anlaşmazlığında da fark ediyoruz.”

Bu durumun olumlu bir yan etkisi olarak dünya genelinde sayısız liderle görüştüğünü ve bu liderlerin AB ile yeni düzeni birlikte kurmak istediğini aktaran yetkili, “İzlanda’dan Yeni Zelanda’ya, Kanada’dan Birleşik Arap Emirlikleri’ne, Hindistan, Malezya, Endonezya, Filipinler, Tayland, Meksika, Güney Amerika… Şu anda günde 24 saat bu tür görüşmeler yapabilirim. Hepsi Avrupa ile daha fazla ticaret yapmak istiyor ve bu sadece ekonomik bağlarla ilgili değil. Ortak kurallar koymak ve öngörülebilirlikle de ilgili. Avrupa, öngörülebilirliği ve güvenilirliği ile tanınır; bu durum son zamanlarda yeniden çok değerli bir şey olarak görülüyor. Bu bir yandan çok sevindirici, diğer yandan da yerine getirmemiz gereken büyük bir sorumluluk,” ifadelerini kullandı.

ABD ile ilişkiler ve ticaret savaşı

“Bildiğimiz Batı’nın artık olmamasının” ABD’den nihai bir kopuş anlamına gelip gelmediği sorusuna von der Leyen, “Ben Amerika Birleşik Devletleri’nin çok büyük bir dostuyum, ikna olmuş bir transatlantikçiyim. Amerikalılar ve Avrupalılar arasındaki dostluğun devam edeceğine kesinlikle inanıyorum,” yanıtını verdi.

Ancak yeni gerçekliğin, birçok başka ülkenin AB’nin yakınlığını araması olduğunu belirten Başkan, “Küresel ticaretin yüzde 13’ü ABD ile yapılıyor. Bu çok fazla. Ama bu dünyadaki diğer ülkelerin ticareti yüzde 87’sini oluşturuyor. Ve hepsi öngörülebilirlik ve güvenilir kurallar istiyor. Avrupa bunu sağlayabilir. Şimdi bu ivmeyi, şirketlerimiz için yeni pazarlar açmak ve bizimle aynı çıkarlara sahip birçok ülkeyle mümkün olan en yakın ilişkileri kurmak için kullanmalıyız,” dedi.

ABD ile yaşanan gümrük vergisi anlaşmazlığına da değinen von der Leyen, AB’nin dört ayaklı bir strateji izlediğini belirtti: “Birincisi, üzerinde müzakere edilmiş bir çözüm arıyoruz. Müzakerelere paralel olarak, hem mal hem de hizmet ticaretini dikkate alan karşı önlemler geliştiriyoruz. Tüm seçenekler masada. İkinci nokta: ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşı nedeniyle Çin mallarının pazarımızı doldurmaması için çok dikkatli olmalıyız. Bu konuda koruyucu önlemlerimiz var. Üçüncü nokta: Yeni ortaklıklar kurmalı ve ticari ilişkilerimizi daha geniş bir tabana yaymalıyız. Dördüncü nokta: İç pazardaki engelleri kaldırmalı, derinleştirmeli ve uyumlaştırmalıyız.”

ABD’nin özellikle mal ticaretindeki fazlalığa işaret ettiğini, AB’nin ise dijital hizmetlerdeki açığı dengelemek istediğini belirten von der Leyen, “Burada dijital hizmetlerin yaklaşık yüzde 80’ine hakim olan birkaç ABD şirketi söz konusu. Avrupa onlar için çok ilginç, zengin bir pazar. Dünyanın geri kalanına kıyasla yüksek refah düzeyine ve zamana sahip 450 milyon insan. Yani dijital hizmetlerle bizde muazzam cirolar ve kârlar elde ediliyor. Hiçbir şirket bu pazardan vazgeçmek istemez,” dedi.

Olası karşı önlemler arasında dijital hizmetlere gümrük vergisi getirilmesinin de bulunduğunu ve ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in “Teknoloji devlerimize dokunursanız nükleer kalkan gider,” tehdidini hatırlatılması üzerine von der Leyen, “Bizim de Amerikalıların da seçeneklerimizi masaya koyuyoruz. Müzakerelerin özü budur: Her şey müzakere edilene kadar hiçbir şey müzakere edilmiş sayılmaz. Sanayi ürünleri veya dijital ürünler ticareti yapıyor olsak da, tüm geniş yelpazeyi sunma hakkımız olduğunu düşünüyorum,” yanıtını verdi.

NATO ve Ukrayna

Bununla beraber ABD’nin Avrupa için nükleer kalkanının ve NATO Antlaşması’nın 5. Maddesi’nin hâlâ geçerli olup olmadığı sorusuna von der Leyen, “Evet, öyle varsayıyoruz,” dedi.

Avrupa’nın ABD’nin büyük desteği olmadan Ukrayna’yı Rusya’ya karşı savaşı kaybetmekten koruyup koruyamayacağı konusunda ise Komisyon Başkanı, Putin’in Kiev’i üç günde, Ukrayna’yı üç haftada ele geçirme hedefinde başarısız olduğunu vurguladı.

Von der Leyen, “Putin’in gerekçelerinden biri NATO’nun kendisine göre çok güçlü olmasıydı. Elde ettiği şey, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyesi olması oldu. Ukrayna savaşın başında neredeyse silahsız bir ülkeydi. Bugün sadece Ukrayna’nın yüksek donanımlı ve deneyimli birliklerini değil, aynı zamanda son derece verimli, hızla üretim yapan savunma sanayisini gördüğünüzde, bu etkileyici. Yani bu ülke, dostlarının yardımıyla cesurca direndi. Uzun soluklu olmak çok ama çok önemli. Zira Putin başından beri Ukrayna’ya desteğin azalacağına güvendi. Tam tersi oldu,” değerlendirmesinde bulundu.

Avrupa’nın savunma sanayisine daha fazla yatırım yapması gerektiğini savunan von der Leyen, “Şu anda üye ülkelerin satın aldığı askeri malzemenin aslan payı Avrupa dışından geliyor. Bu aynı zamanda ilgili iyi işlerin, araştırma ve geliştirmenin Avrupa dışında oluştuğu anlamına geliyor. Gelecekte daha fazlasının Avrupa içinde gerçekleşmesini istiyorum. Bunlar Avrupa’da geliştirme ve üretim yapan Amerikan şirketleri de olabilir. Önemli olan, şimdi yatırdığımız milyarların, savunma sanayisinin çok ötesinde, Avrupa ekonomisi için de olumlu bir etki yaratmasıdır,” diye ekledi.

Yeşil Mutabakat ve bürokrasi eleştirileri

Aynı zamanda iklim değişikliğinin varoluşsal bir konu olmaya devam edeceğini belirten von der Leyen, AB’nin Yeşil Mutabakat hedeflerinden vazgeçmeyeceğini dile getirdi.

Yetkili, “Dünya genelinde karbonsuzlaşma, Amerikalılarla veya Amerikalılar olmadan devam edecek. Çinlilerin elektrikli hareketliliğe bu kadar yoğun yatırım yapmasının iyi bir nedeni var, zira geleceğin hareketliliğinin temiz bir hareketlilik olacağını biliyorlar. Petrol ve doğalgaz üzerinde oturan Körfez ülkelerinin yeşil hidrojene yoğun yatırım yapmasının iyi bir nedeni var. Çünkü dünya genelindeki eğilimin nereye gittiğini biliyorlar. Biz birçok temiz teknolojide lideriz,” dedi.

Planlanan Emisyon Ticaret Sistemi’nin (ETS) ulaştırma ve binaları da kapsayacak şekilde genişletilmesi (ETS 2) konusundaki kararlılığını dile getiren von der Leyen, bunun piyasa temelli akıllı bir araç olduğunu ancak sosyal etkilerinin başlangıçtan itibaren hafifletilmesi gerektiğini belirtti.

AB’nin bürokrasiyle özdeşleştirilmesi eleştirisine ise von der Leyen, bunun 27 üyenin uzlaşma gerektiren karar alma süreçlerinden kaynaklandığını, ancak gereksiz ve karmaşık süreçleri değiştirme konusunda kararlı olduklarını dile getiren yetkili, “Avrupa Birliği’nde girişimcilik yeniden daha kolay hale gelmeli, hedef bu,” ifadesini kullandı.

Mülakatın sonunda Avrupa’ya bir “övgü şarkısı” söylemek istediğini belirten von der Leyen, “Avrupa hâlâ bir barış projesi. Bizde kuralları belirleyen ‘ahbaplar’ veya oligarklar yok. Komşularımızı işgal etmiyoruz ve onları cezalandırmıyoruz. Aksine, AB üyesi olmak için bekleme listesinde olan 12 ülke var. Avrupa’da çocuklar ebeveynlerinin cüzdanına bakılmaksızın iyi okullara gidebilirler. Daha düşük karbondioksit emisyonlarımız, daha yüksek yaşam beklentimiz var. Üniversitelerimizde tartışmalı konuları tartışabiliriz. Bence bunlar ve daha fazlası savunulmaya değer değerlerdir ve Avrupa’nın bir birlikten daha fazlası olduğunu gösteriyor. Avrupa bizim vatanımızdır. Ve insanlar bunu biliyor, insanlar bunu hissediyor,” diyerek sözlerini tamamladı.

Avrupa

NATO, Doğu Avrupa’da yapay zeka destekli drone operasyonu planlıyor

Yayınlanma

NATO, olası bir Rus saldırısını tespit etmek ve püskürtmeye yardımcı olmak üzere tasarlanmış devasa bir ağ kapsamında insansız hava araçları, sensörler ve yapay zeka kullanarak doğu sınırını güçlendirmeyi planlıyor.

Batılı yetkililer, ittifakın savunmasını güçlendirmeye yönelik geniş çaplı çabaların bir parçası olarak yapay zeka destekli insansız hava aracı operasyonlarını araştırdığını belirtiyor. 

Fakat amaç tam otonomi değil; bunun yerine, insan operatörler neye saldırılacağına karar verirken makineler insansız hava araçlarının pilotluğuna yardımcı olabilir.

Bu yaklaşım, Ukrayna’nın halihazırda uyguladığı stratejiyi yansıtıyor. Kiev, insansız hava aracı operasyonlarına yapay zekayı giderek daha fazla entegre ediyor.

Fakat hem askerler hem de savunma teknolojisi şirketleri, savaş giderek daha robotik bir hal alsa bile, mücadelede insanın merkezde kalması gerektiğini defalarca vurguluyorlar.

NATO için yapay zeka destekli insansız hava araçları, “Doğu Kanadı Caydırıcılık Girişimi”nin bir parçası olacak.

Bu girişim, ittifakın Finlandiya’nın kuzeyinden Karadeniz’e uzanan Rusya ve Beyaz Rusya sınırları boyunca tehditleri izlemek için kurduğu dijital bir savaş alanı ağı.

Bu yeni konsept, müttefik topraklarına yönelik olası ihlalleri tespit etmek ve ilk savunma hattı olarak saldırıları püskürtmek için yapay zeka ile bağlantılı binlerce insansız hava aracı, sensör ve uyduyu içeriyor.

Tanklar, savaş uçakları ve topçu birlikleri gibi geleneksel askeri güçler ise hâlâ belkemiği oluşturmaya devam edecek.

Yazılım operasyon subayı olan ABD Ordusu Binbaşı Ben Schiff, Bild gazetesine, hem Ukrayna’nın hem de Rusya’nın insansız hava araçlarını kontrol etmek için hâlâ insanlara güvendiğini söyledi.

Bazı sistemler, uçuş sırasında kısa süreli özerkliğe olanak tanıyan yapay zeka veya makine öğrenimi yeteneklerine sahip olsa da, pilotluk görevi esas olarak yerdeki operatörler tarafından yerine getiriliyor.

Schiff, “uçuşun en sıkıcı kısımları”nın (yani savaş alanı üzerinde hedef arayarak dolaşan insansız hava araçları) otomatikleştirilmesi gerektiğini söyledi. 

Fakat insansız hava aracının neye saldıracağına karar verme aşamasına gelindiğinde, işin içine insan devreye giriyor.

Schiff, Almanya’nın Wiesbaden kentindeki ABD Avrupa ve Afrika Kara Kuvvetleri Karargahı’nda yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Yani insanlar insansız hava aracının ne yapacağına karar veriyor ama onu uçurma eylemini mutlaka kendileri gerçekleştirmeleri gerekmiyor çünkü elimizde bir milyon pilot yok. Bir milyon insansız hava aracını aynı anda uçuramayız.”

Schiff, NATO güçlerinin bilgileri hızlı ve geniş ölçekte tespit etmesine, sınıflandırmasına, paylaşmasına ve bunlara göre harekete geçmesine yardımcı olmak üzere tasarlanmış, geliştirilmekte olan bir çerçeve olan EFDI Veri Omurgası’nın ürün yöneticisi.

Bu omurga, birçok müttefik ülke arasındaki uyumsuz bilgisayar ve komuta sistemleri arasında köprü kurarak, ileri hatlarda konuşlandırılmış sensörlerden karargaha kadar gerçek zamanlı veri akışını sağlıyor.

Buradaki amaç, NATO’nun bilginin cepheden karar vericiye, oradan da tekrar savaş cephesine aktarıldığı “öldürme zinciri” (kill chain) olarak adlandırılan mevcut doğrusal sistemin ötesine geçerek, sensörlerden gelen verilerin silah sistemlerine ve operatörlere hızla aktarılabildiği bir “öldürme ağı” (kill web) sistemine geçmesine yardımcı olmak.

ABD Avrupa ve Afrika Ordusu sözcüsü Binbaşı Matt Blubaugh, “Bir insansız hava aracının, sensörün veya diğer bir yeteneğin değeri, yalnızca bireysel performansıyla belirlenmez. Etkinliği, daha geniş operasyonel ekosisteme ne kadar iyi entegre olduğuna bağlı,” dedi.

Ukrayna’dan alınacak dersler

Ukrayna, yapay zekanın askeri operasyonlara entegrasyonu konusunda şimdiden öncü bir rol üstleniyor.

Ukrayna devlet destekli inovasyon platformu Brave1’in CEO’su Andrii Hrytseniuk, savaş alanında Ukrayna’nın karar verme, insansız hava aracı navigasyonu, son aşama yönlendirme ve isabet gibi işlevleri desteklemek için yapay zeka kullanımında önemli ilerlemeler kaydettiğini belirtti.

Bu bahar, Hrytseniuk Kiev’de Business Insider’a verdiği demeçte, 200’den fazla yerel şirketin insansız hava araçları, füzeler, radarlar ve diğer sistemler için yapay zeka tabanlı bileşenler geliştirdiğini söylemişti.

Öte yandan makinelerin insansız hava araçlarını baştan sona kontrol etmeyeceğini vurgulanıyor.

Popüler “Sting” önleme insansız hava aracı üreticisi Wild Hornets de mayıs ayında Business Insider’a, yapay zekanın uçuş operasyonlarının neredeyse her aşamasına (hedef tespiti, tanımlama ve daha sonra son aşama rehberliği) kademeli olarak entegre edileceğini belirtti.

Şirketin bir sözcüsü, neye saldırılacağına dair nihai kararı yine insanların vereceğini söyledi. 

Rusya’nın taktiklerini sürekli değiştirdiği için önleme operatörlerinin bu değişiklikleri yakından takip etmesi ve gerekli ayarlamaları yapması gerektiğini belirttiler.

Ukrayna’daki savaş alanında otonom sistemler giderek yaygınlaşırken, komutanlar da Business Insider’a insanların sürece dahil olmaya devam etmesi gerektiğini söyledi.

Ukrayna’nın 21. İnsansız Sistemler “Kraken” Alayında robotları denetleyen bir şirket komutanının çağrı adı olan Grek, hedefin “insanların, insan muhakemesinin en büyük değere sahip olduğu görevlere odaklanabilmelerini sağlamak” olduğunu belirtti.

ABD Ordusu subayları, NATO’nun gelecekte yaşanabilecek olası bir çatışma için askeri planlamada Ukrayna’daki operasyonel ortamı referans aldığını vurguladı.

Yüzbaşı Ronan Sefton, “Ukrayna’yı taklit etmiyoruz. Ukrayna’dan ders alıyoruz,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman mahkemesi AfD’li Krah için yakalama kararı çıkardı

Yayınlanma

Bir Alman mahkemesi, AfD milletvekili ve eski Avrupa Parlamentosu üyesi Maximilian Krah hakkında yakalama emri çıkardı.

Anlaşmazlık, Alman komedyen Jan Böhmermann’ın bir podcast’te, Krah’ın 2024 yılında Münih’teki Oktoberfest’te 200 şişe şampanya sipariş ettiği iddiasını dile getirmesiyle başlamıştı. Böhmermann daha sonra yaptığı açıklamada, araştırmalara göre bu sayının 50’ye yakın olduğunu belirtti.

Krah, bu iddianın kendisini “böbürlenen ve kendini beğenmiş biri” olarak gösterebileceği gerekçesiyle kişisel haklarını ihlal ettiğini öne sürerek ihtiyati tedbir kararı talep etti. 

Fakat Düsseldorf Bölge Mahkemesi, Böhmermann’ın bu iddiayı bir dinleyiciden gelen bilgi olarak sunduğunu ve daha sonra da düzeltme yaptığını belirterek davayı reddetti.

Mahkeme, Krah’ın davanın adli masraflarını karşılamasına hükmetti.

Böhmermann’ın avukatları daha sonra icra yoluyla yaklaşık 5.000 avroluk masrafı tahsil etti. Bildirildiğine göre 296,26 avroluk bir tutar hâlâ ödenmemiş durumda.

Krah, ana tutarı ocak ayında ödediğini, icra memurunun atandığından haberi olmadığını ve avukatı tarafından doğrulanacak ek masrafları ödeyeceğini söyledi.

Krah, 2019’dan 2025’e kadar Avrupa Parlamentosu’nda görev yaptı. 2025 yılında ise Alman Federal Meclisi’ne (Bundestag) seçildi.

Mevcut görevi nedeniyle, Federal Meclis’in onayı olmadan arama emri uygulanamaz.

Krah, 2024 yılında Nazi Almanyası’nın SS biriminde görev yapan herkesin “otomatik olarak suçlu” olmadığını söylediğinde manşetlere çıkmıştı.

Bu açıklamalar, AfD’yi kargaşaya sürüklemiş ve Fransa’daki siyasi müttefikleri Ulusal Birlik’in (RN) AfD’den uzaklaşmasına neden olmuştu.

Krah, daha sonra bazı danışmanlarının “Çin adına” çalıştıkları iddiasıyla da gündeme gelmişti.

Bu skandalların ardından AfD, daha önce önemli roller oynayan Krah’ın parti içindeki profilini düşürmeye başladı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupalı teknoloji şirketleri ABD’li şirketlere alternatif geliştirmeye çalışıyor

Yayınlanma

Avrupa, Amerikan teknolojisine olan bağımlılığını nasıl azaltacağını tartışırken, bir dizi şirket alternatifler geliştirerek bu süreçte hızla büyüyor.

Ne var ki bu ivmeye rağmen, kıta son on yıllarda teknoloji bağımlılığı konusunda o kadar derin bir çukura saplanmış durumda.

Bu nedenleözel sektörün çabalarıyla dijital özerkliğin yakın zamanda sağlanması pek olası görünmüyor.

Euractiv ile yaptığı sohbette bir şirket yöneticisi, Avrupa’nın teknoloji sektörünün tamamına atıfta bulunarak, “Bu şekilde büyümeye devam edersek, Microsoft’u yakalamamız için yüz yıla ihtiyacımız olacak,” diye hayıflandı.

AB’nin denizaşırı BT devlerine olan bağımlılığı uzun süredir tartışma konusu. ABD istihbarat kurumlarının Avrupa verilerini elde ettiği yönündeki endişeler yıllardır sürüyor.

Son dönemde giderek daha düşmanca bir tutum sergileyen Trump yönetimi, ABD başkanının “acil durdurma düğmesi”ni kullanarak hoşuna gitmeyen ülkelerin kamu hizmetlerini kapatma tehdidini gündeme getirdi.

Avrupalı politikacılar şu anda, hükümetlerin ve şirketlerin daha fazla Avrupa teknolojisi satın almasını amaçlayan yeni yasalar üzerinde tartışıyor. 

Fakat Euractiv’e göre asıl soru şu: “Brüksel’den işe gidip gelme mesafesinin ötesinde, gerçek dünyada böyle bir şey oluyor mu?”

Euractiv, ABD teknolojisine somut alternatifler geliştiren birkaç şirketin yöneticileriyle görüştü. 

Bu yöneticiler, şirketlerin şaşırtıcı bir hızla büyüdüğü ve daha da hızlı ilerlemeyi hedeflediği bir kıta tablosu çizdi.

Avrupa’nın önde gelen yapay zeka şirketi Mistral’ın CEO’su Arthur Mensch, haziran ayında Brüksel’de gazetecilere “Gerçekten çok olumlu işaretler görüyoruz,” demişti.

Hükümetlerin ve şirketlerin teknolojiyi nereden tedarik ettiklerini yeniden gözden geçirdiklerini belirten Mensch, bunun da Avrupa’daki oyuncuların cebine daha fazla para girmesini sağladığını söyledi.

Yine de teknoloji gelirlerinin büyük çoğunluğu ABD’li devlere akmaya devam ediyor. Mistral, bu yıl 1 milyar avro gelir elde etmeyi umuyor. Almanya federal yönetimi ise geçen yıl sadece Microsoft lisanslarına bu miktarın yarısını harcadı.

Almanya da “yerlileşme” hamleleri devam ediyor

Frank Karlitschek bu rakamları çok iyi biliyor. Kendisi, Microsoft 365 benzeri bir Avrupa işyeri paketi geliştiren Alman bulut bilişim şirketi Nextcloud’un başında bulunuyor.

Nextcloud, Proton ve Open-Xchange gibi diğer Avrupa şirketleriyle birlikte, ABD’nin temel üretkenlik yazılımları olan Word, Excel ve PowerPoint’e alternatif masaüstü uygulamaları piyasaya sürmeye hazırlanıyor.

Karlitschek, Avrupa genelinde çok sayıda kamu görevlisinin tüm çalışma gününü bu çok tanıdık yazılımlar içinde verilerle uğraşarak geçirdiğinden, bunun görünürlük açısından önemli bir adım olacağını düşünüyor.

Karlitschek’e göre Nextcloud, bir süredir gelirini yıllık %50 ila %80 oranında artırıyor.

Karşılaştırma olarak, Microsoft geçen yıl gelirini “sadece” %15 artırdı ama kârı neredeyse 250 milyar avroya ulaştı.

ABD’li devin çalışan sayısı da 200.000’den fazla çalışanıyla Almanların Großstadt, yani büyük şehir olarak adlandırabileceği bir büyüklüğe sahip.

Bu tutarsızlık, Karlitschek’i oldukça rahatsız ediyor gibi görünüyor. Euractiv’e verdiği demeçte, teknoloji egemenliğini gerçekleştirmeye yönelik bölgesel adımların “kesinlikle yetersiz” olduğu bir ortamda, “arkanıza yaslanıp kendi şirketinin başarısının tadını çıkaramayacağını” söyledi.

Örnek olarak, Nextcloud geçen ay Almanya’nın federal eyaletlerinden biriyle ortaklık kurdu ve komşu Schleswig-Holstein eyaletinin iddialı egemenlik girişimini takip etti.

Yine de bu, Almanya’nın 16 eyaletinden sadece ikisi.

Yeni egemenlik cephesi

Alplerin diğer tarafında, Milano’da, İtalyan yapay zeka geliştiricisi Domyn, ülkenin hükümeti ve bankacılık gibi sıkı denetime tabi sektörlerdeki şirketlerle işbirliği yapıyor.

Kurucu Uljan Sharka, Euractiv’e verdiği demeçte, önümüzdeki birkaç çeyrek içinde 200 kişilik çalışan sayısını ikiye katlamayı hedeflediklerini söyledi.

Sharka, ABD hükümetinin önde gelen ABD yapay zeka modellerine yabancı erişimi kısıtlama yönündeki son girişimine atıfta bulunarak, ABD’nin Anthropic’in Fable modeline erişimi kapatmasından bu yana Avrupa merkezli yapay zekaya olan talebin “gerçekten inanılmaz” olduğunu belirtti.

Fakat Karlitschek gibi o da hükümetlerin bu geçişi yavaşlattığını düşünüyor ve orta kademe yöneticileri, süreci sonuna kadar götürme iradesinden yoksun olmakla suçluyor:

“Avrupa’daki tek sorunumuz zayıf liderlik. 60 saniye içinde halledilebilecek işlerin, insanların korkusu yüzünden ya hiç yapılmadığı ya da altı ayda halledildiği toplantılara sürekli katılıyorum.”

Birçok gözlemci, Avrupa’daki teknoloji şirketlerinin “korkak” memurların ötesinde pek çok başka sorunla karşı karşıya olduğunu öne sürüyor.

Bunlar, yatırım zorluklarından ve AB içinde sınır ötesi büyümenin önündeki engellerden, özellikle yapay zeka alanında, bölgenin (çoğunlukla ABD’li) Büyük Teknoloji şirketleriyle rekabet edebilecek kadar yeterli sayıda uzmanlaşmış veri merkezine sahip olmamaya kadar uzanıyor.

İlginç bir şekilde, Sharka bu son kısma kategorik olarak karşı çıkıyor. Piyasada yapay zeka kapasitesini geliştirmek için büyük meblağların gerekli olduğunu iddia etmeye takıntılı bazı “oyuncular” olduğunu kabul etse de, Avrupa’nın çok daha azıyla gayet iyi idare edeceğine ikna olmuş durumda.

Avrupalı şirketler ABD’de de faaliyet yürütüyor

Egemenlik konusundaki bir diğer itici güç, merkezi Paris’in hemen dışında bulunan Fransız veri analitiği şirketi Chapsvision.

Platformları kısmen yapay zeka destekli olan şirket, Domyn gibi ABD’de de faaliyet gösteriyor.

Güney Tirol kökenli CEO Silvano Sansoni, şirketin ABD’deki faaliyetlerinin çelişkili görünebileceğini kabul ediyor.

Fakat Pfizer veya Boeing gibi ABD’li devlerle çalışmanın önemli olduğunu belirtiyor; çünkü bu, Avrupa teknolojisinin güvenilir olduğunu gösteriyor.

Ona göre egemenlik, Avrupalıların sırf bir şey Avrupa menşeli diye onu satın alması anlamına gelmiyor. Aksine, varsayılan olarak yerleşik yurtdışı devlerini tercih etmemekle ilgili.

Sansoni, “Teknolojik olarak mükemmel olduğumuz için tercih edilmek istiyoruz. Bize rekabet etme şansı verin,” diyor.

Bu yaklaşım, şirketi için işe yarıyor gibi görünüyor. Sansoni, 2019’da kurulan Chapsvision’ın 1.000 çalışana ulaştığını ve bunların 200’ünün yıl başından bu yana işe alındığını belirtti.

Bununla birlikte, ulusal düzeyde ivmenin daha güçlü olduğunu da belirtiyor. Şirket, gelirinin çoğunu Fransa’dan elde ediyor ve şu anda Almanya’ya da genişliyor.

Sansoni, AB düzeyinde hâlâ yapılacak çok iş olduğunu savunuyor.

“Büyük gemiler yön değiştirirken yavaşlar”

Euractiv’in yaptığı birçok görüşmede ortaya çıkan bir nokta, tüm bu egemenlik projelerinin meyve vermesinin uzun zaman almasıydı.

Haziran ayında Fransız devleti, ABD’li rakibi Palantir yerine Chapsvision’ı tercih ederek önemli bir adım attı. 

Fakat Sansoni, Euractiv’e verdiği demeçte, bu yöndeki ilk adımların aslında 2021 yılında atıldığını belirtti.

Benzer şekilde Avrupa Komisyonu, 2025 yazında Microsoft’un bulut hizmetinden Fransız bir alternatife geçmek için “ileri aşamadaki” müzakereler yürütüyordu.

Fakat AB yürütme organı, “egemen” bulut kapasitesi için 180 milyon avroluk bir bütçeyi ancak bu nisan ayında duyurdu.

Bu, acil olmaktan çok ağır ilerleyen bir değişim temposu gibi görünebilir. Yine de AB, Avrupa şirketlerini güçlendirmek ve Birliğin karşı karşıya olduğu büyük güvenlik açıklarını kapatmaya yardımcı olmak amacıyla özel bir teknoloji egemenliği önlemleri paketi üzerinde çalışıyor.

Fakat tekliflerin AB’nin siyasi engellerini aşması gerektiğinden, önlemlerin tam olarak ne zaman uygulanmaya başlayacağı bir yana, nihai sonucun belirsiz olduğu söylenebilir.

Şu an için, ister kamu ister özel sektör olsun, Avrupa’nın büyük bir kısmı hâlâ eski yöntemlere bağlı kalıyor.

Fakat Avrupa’daki alternatifler ivme kazanıp daha fazla dikkat çekerken, yıllarca süren dikkatli hazırlıkların ardından manşetlere çıkan egemenlik projelerinin yavaş yavaş birikme şekli, sessizce istikrarlı bir akışa dönüşüyor olabilir.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English