Avrupa
Von der Leyen: Bildiğimiz Batı artık yok, yeni bir dünya düzeni geliyor

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Almanya’nın önde gelen haftalık gazetelerinden Die Zeit‘a verdiği kapsamlı mülakatta, Donald Trump’ın ikinci kez ABD Başkanı seçilmesi sonrası dünya siyasetinde yaşanan köklü değişimlere dikkat çekerek, “Bildiğimiz Batı artık yok,” ifadesini kullandı.
Von der Leyen, AB’nin 2019’daki göreve başlamasından bu yana karşılaştığı kriz silsilesinin Birliği güçlendirdiğini ve Avrupa’nın artık ortaya çıkan yeni dünya düzenini aktif olarak şekillendirme sorumluluğuyla karşı karşıya olduğunu vurguladı.
Göreve başlamasından bu yana AB’nin sürekli krizlerle mücadele ettiğini hatırlatan von der Leyen, “Göreve geldikten 90 gün sonra Dünya Sağlık Örgütü, Kovid-19’u küresel pandemi ilan etti. Henüz tam toparlanamamışken Putin Ukrayna’ya saldırdı. Kısa süre sonra, Putin’in gazı kesmesiyle tarihimizin en kötü enerji krizine girdik. Şimdi de bir transatlantik kriz yaşıyoruz. Evet, krizler birbirini takip etti,” dedi.
Bu zorlu süreçlerin aynı zamanda AB’yi temel meselelere odaklanmaya ittiğini belirten Komisyon Başkanı, “Esas olan, 27 üye ülkeyi bir arada tutmak ve yönlendirme sağlamak. Her kriz için bir planım olmalı veya geliştirmeliyim. İnsanlar Avrupa’nın yanlarında olmasını beklediği için çok pragmatik ve hızlı hareket etmemiz önemli,” şeklinde konuştu.
‘Tarihi değişiklikler yaşanıyor, jeopolitik geri döndü’
Trump’ın ikinci başkanlık döneminin başlamasıyla nelerin değiştiği sorusuna von der Leyen, “Tarihi şeyler,” yanıtını verdi.
AB’nin uzun süre içe dönük büyüdüğünü, ortak pazar, ortak para birimi ve serbest dolaşım gibi başarılara imza attığını hatırlatan von der Leyen, “İktisadi ve siyasi özgürlüğün bir noktada birleşeceğini ve bunun insanları birleştireceğini varsaydık. 1990’da duvar yıkıldığında tarihin sonu ilan edilmişti. Şimdi tarih ve onunla birlikte jeopolitik geri döndü,” değerlendirmesinde bulundu.
Von der Leyen, mevcut durumu “dünya düzeni olarak algıladığımız şeyin dünya düzensizliğine dönüşmesi” olarak tanımlarken, bunun temel nedenleri olarak Çin ve ABD arasındaki güç mücadelesi ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in “emperyalist heveslerini” gösterdi.
Bu yeni dönemde farklı bir AB’ye ihtiyaç duyulduğunu belirten von der Leyen, “Bu yeni dünya düzenini çok aktif bir şekilde birlikte şekillendirmeye hazır, dışa açılmaya istekli yeni bir Avrupa Birliği gerekiyor,” dedi.
‘Bildiğimiz Batı artık yok ama Avrupa yalnız değil’
ABD’nin politikalarındaki değişimin Avrupa için sürpriz olup olmadığı ve bunun “eski boşanma hukukundaki kötü niyetli terk” gibi algılanıp algılanamayacağı yönündeki yoruma gülerek yanıt veren von der Leyen, “Avrupa artık uyandı, hem de tamamen,” dedi.
AB’nin iki alanda ilerlemesi gerektiğinin altını çizen Başkan, bunları “kendi savunma kabiliyetini inşa etmek” ve “kendi rekabetçiliğini artırmak” olarak sıraladı.
Von der Leyen, AB içinde bu yönde güçlü bir siyasi ivme ve yaratıcı yollar bulma isteği olduğunu belirterek, “Askeri kabiliyetler için 800 milyar avroluk mali kaynak ayırmamız, birkaç yıl önce düşünülemezdi. 27 üye ülkenin tamamının ortak savunma sanayimizi güçlendirme isteği de son haftalar ve aylardaki gelişmeler olmasaydı hayal edilemezdi. Aynı durum ekonomi için de geçerli. Herkes rekabetçiliği artırma planımızı takip etmek istiyor, zira herkes günümüzün küreselleşmiş dünyasında sağlam durmamız gerektiğini anladı,” diye konuştu.
AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin Beyaz Saray’dan çıkarılması sonrası “Hür dünyanın yeni bir lidere ihtiyacı var,” sözleri hatırlatılıp, kendisinin bu lider olup olmadığı sorulduğunda von der Leyen, bu tür kategorileri sevmediğini belirtti.
Yetkili, “Benim için belirleyici olan, Avrupa’nın yavaş yavaş şekillenen yeni dünya düzenini güçlü bir şekilde birlikte şekillendirmesidir. Ve Avrupa’nın bunu yapabileceğine kesinlikle inanıyorum,” dedi.
Von der Leyen, “Batı’yı bildiğimiz şekliyle artık yok,” diyerek çarpıcı bir tespitte bulundu ve ekledi: “Dünya jeopolitik olarak da bir küre haline geldi ve bugün dostluk ağlarımız tüm dünyaya yayılıyor, bunu gümrük vergisi anlaşmazlığında da fark ediyoruz.”
Bu durumun olumlu bir yan etkisi olarak dünya genelinde sayısız liderle görüştüğünü ve bu liderlerin AB ile yeni düzeni birlikte kurmak istediğini aktaran yetkili, “İzlanda’dan Yeni Zelanda’ya, Kanada’dan Birleşik Arap Emirlikleri’ne, Hindistan, Malezya, Endonezya, Filipinler, Tayland, Meksika, Güney Amerika… Şu anda günde 24 saat bu tür görüşmeler yapabilirim. Hepsi Avrupa ile daha fazla ticaret yapmak istiyor ve bu sadece ekonomik bağlarla ilgili değil. Ortak kurallar koymak ve öngörülebilirlikle de ilgili. Avrupa, öngörülebilirliği ve güvenilirliği ile tanınır; bu durum son zamanlarda yeniden çok değerli bir şey olarak görülüyor. Bu bir yandan çok sevindirici, diğer yandan da yerine getirmemiz gereken büyük bir sorumluluk,” ifadelerini kullandı.
ABD ile ilişkiler ve ticaret savaşı
“Bildiğimiz Batı’nın artık olmamasının” ABD’den nihai bir kopuş anlamına gelip gelmediği sorusuna von der Leyen, “Ben Amerika Birleşik Devletleri’nin çok büyük bir dostuyum, ikna olmuş bir transatlantikçiyim. Amerikalılar ve Avrupalılar arasındaki dostluğun devam edeceğine kesinlikle inanıyorum,” yanıtını verdi.
Ancak yeni gerçekliğin, birçok başka ülkenin AB’nin yakınlığını araması olduğunu belirten Başkan, “Küresel ticaretin yüzde 13’ü ABD ile yapılıyor. Bu çok fazla. Ama bu dünyadaki diğer ülkelerin ticareti yüzde 87’sini oluşturuyor. Ve hepsi öngörülebilirlik ve güvenilir kurallar istiyor. Avrupa bunu sağlayabilir. Şimdi bu ivmeyi, şirketlerimiz için yeni pazarlar açmak ve bizimle aynı çıkarlara sahip birçok ülkeyle mümkün olan en yakın ilişkileri kurmak için kullanmalıyız,” dedi.
ABD ile yaşanan gümrük vergisi anlaşmazlığına da değinen von der Leyen, AB’nin dört ayaklı bir strateji izlediğini belirtti: “Birincisi, üzerinde müzakere edilmiş bir çözüm arıyoruz. Müzakerelere paralel olarak, hem mal hem de hizmet ticaretini dikkate alan karşı önlemler geliştiriyoruz. Tüm seçenekler masada. İkinci nokta: ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşı nedeniyle Çin mallarının pazarımızı doldurmaması için çok dikkatli olmalıyız. Bu konuda koruyucu önlemlerimiz var. Üçüncü nokta: Yeni ortaklıklar kurmalı ve ticari ilişkilerimizi daha geniş bir tabana yaymalıyız. Dördüncü nokta: İç pazardaki engelleri kaldırmalı, derinleştirmeli ve uyumlaştırmalıyız.”
ABD’nin özellikle mal ticaretindeki fazlalığa işaret ettiğini, AB’nin ise dijital hizmetlerdeki açığı dengelemek istediğini belirten von der Leyen, “Burada dijital hizmetlerin yaklaşık yüzde 80’ine hakim olan birkaç ABD şirketi söz konusu. Avrupa onlar için çok ilginç, zengin bir pazar. Dünyanın geri kalanına kıyasla yüksek refah düzeyine ve zamana sahip 450 milyon insan. Yani dijital hizmetlerle bizde muazzam cirolar ve kârlar elde ediliyor. Hiçbir şirket bu pazardan vazgeçmek istemez,” dedi.
Olası karşı önlemler arasında dijital hizmetlere gümrük vergisi getirilmesinin de bulunduğunu ve ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in “Teknoloji devlerimize dokunursanız nükleer kalkan gider,” tehdidini hatırlatılması üzerine von der Leyen, “Bizim de Amerikalıların da seçeneklerimizi masaya koyuyoruz. Müzakerelerin özü budur: Her şey müzakere edilene kadar hiçbir şey müzakere edilmiş sayılmaz. Sanayi ürünleri veya dijital ürünler ticareti yapıyor olsak da, tüm geniş yelpazeyi sunma hakkımız olduğunu düşünüyorum,” yanıtını verdi.
NATO ve Ukrayna
Bununla beraber ABD’nin Avrupa için nükleer kalkanının ve NATO Antlaşması’nın 5. Maddesi’nin hâlâ geçerli olup olmadığı sorusuna von der Leyen, “Evet, öyle varsayıyoruz,” dedi.
Avrupa’nın ABD’nin büyük desteği olmadan Ukrayna’yı Rusya’ya karşı savaşı kaybetmekten koruyup koruyamayacağı konusunda ise Komisyon Başkanı, Putin’in Kiev’i üç günde, Ukrayna’yı üç haftada ele geçirme hedefinde başarısız olduğunu vurguladı.
Von der Leyen, “Putin’in gerekçelerinden biri NATO’nun kendisine göre çok güçlü olmasıydı. Elde ettiği şey, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyesi olması oldu. Ukrayna savaşın başında neredeyse silahsız bir ülkeydi. Bugün sadece Ukrayna’nın yüksek donanımlı ve deneyimli birliklerini değil, aynı zamanda son derece verimli, hızla üretim yapan savunma sanayisini gördüğünüzde, bu etkileyici. Yani bu ülke, dostlarının yardımıyla cesurca direndi. Uzun soluklu olmak çok ama çok önemli. Zira Putin başından beri Ukrayna’ya desteğin azalacağına güvendi. Tam tersi oldu,” değerlendirmesinde bulundu.
Avrupa’nın savunma sanayisine daha fazla yatırım yapması gerektiğini savunan von der Leyen, “Şu anda üye ülkelerin satın aldığı askeri malzemenin aslan payı Avrupa dışından geliyor. Bu aynı zamanda ilgili iyi işlerin, araştırma ve geliştirmenin Avrupa dışında oluştuğu anlamına geliyor. Gelecekte daha fazlasının Avrupa içinde gerçekleşmesini istiyorum. Bunlar Avrupa’da geliştirme ve üretim yapan Amerikan şirketleri de olabilir. Önemli olan, şimdi yatırdığımız milyarların, savunma sanayisinin çok ötesinde, Avrupa ekonomisi için de olumlu bir etki yaratmasıdır,” diye ekledi.
Yeşil Mutabakat ve bürokrasi eleştirileri
Aynı zamanda iklim değişikliğinin varoluşsal bir konu olmaya devam edeceğini belirten von der Leyen, AB’nin Yeşil Mutabakat hedeflerinden vazgeçmeyeceğini dile getirdi.
Yetkili, “Dünya genelinde karbonsuzlaşma, Amerikalılarla veya Amerikalılar olmadan devam edecek. Çinlilerin elektrikli hareketliliğe bu kadar yoğun yatırım yapmasının iyi bir nedeni var, zira geleceğin hareketliliğinin temiz bir hareketlilik olacağını biliyorlar. Petrol ve doğalgaz üzerinde oturan Körfez ülkelerinin yeşil hidrojene yoğun yatırım yapmasının iyi bir nedeni var. Çünkü dünya genelindeki eğilimin nereye gittiğini biliyorlar. Biz birçok temiz teknolojide lideriz,” dedi.
Planlanan Emisyon Ticaret Sistemi’nin (ETS) ulaştırma ve binaları da kapsayacak şekilde genişletilmesi (ETS 2) konusundaki kararlılığını dile getiren von der Leyen, bunun piyasa temelli akıllı bir araç olduğunu ancak sosyal etkilerinin başlangıçtan itibaren hafifletilmesi gerektiğini belirtti.
AB’nin bürokrasiyle özdeşleştirilmesi eleştirisine ise von der Leyen, bunun 27 üyenin uzlaşma gerektiren karar alma süreçlerinden kaynaklandığını, ancak gereksiz ve karmaşık süreçleri değiştirme konusunda kararlı olduklarını dile getiren yetkili, “Avrupa Birliği’nde girişimcilik yeniden daha kolay hale gelmeli, hedef bu,” ifadesini kullandı.
Mülakatın sonunda Avrupa’ya bir “övgü şarkısı” söylemek istediğini belirten von der Leyen, “Avrupa hâlâ bir barış projesi. Bizde kuralları belirleyen ‘ahbaplar’ veya oligarklar yok. Komşularımızı işgal etmiyoruz ve onları cezalandırmıyoruz. Aksine, AB üyesi olmak için bekleme listesinde olan 12 ülke var. Avrupa’da çocuklar ebeveynlerinin cüzdanına bakılmaksızın iyi okullara gidebilirler. Daha düşük karbondioksit emisyonlarımız, daha yüksek yaşam beklentimiz var. Üniversitelerimizde tartışmalı konuları tartışabiliriz. Bence bunlar ve daha fazlası savunulmaya değer değerlerdir ve Avrupa’nın bir birlikten daha fazlası olduğunu gösteriyor. Avrupa bizim vatanımızdır. Ve insanlar bunu biliyor, insanlar bunu hissediyor,” diyerek sözlerini tamamladı.
Avrupa
Ukraynalı Fire Point yeni hava savunma füzesini test etti

Ukraynalı savunma şirketi Fire Point, Rus balistik füzeleri ve insansız hava araçlarını önlemek üzere geliştirilen FP-7.x adlı yeni uçaksavar füzesinin ilk uçuş testlerinin başarıyla tamamlandığını açıkladı. Financial Times’ın haberine göre şirket, Freyja adı verilen sistemin Batılı hava savunma sistemlerine daha düşük maliyetli bir alternatif sunmasını hedefliyor.
Ukraynalı savunma şirketi Fire Point, FP-7.x adlı yeni uçaksavar füzesinin ilk uçuş testlerinin başarıyla tamamlandığını açıkladı.
Financial Times’ın haberine göre şirket, Rus balistik füzeleri ve insansız hava araçlarını önlemek için geliştirilen füzeyi, ABD yapımı Patriot ve Fransız-İtalyan ortak üretimi SAMP-T sistemlerinde kullanılan füzelere daha düşük maliyetli bir alternatif olarak tanımlıyor.
Yeni hava savunma sistemi Freyja adını taşıyor. Sistem yalnızca füzelerden oluşmuyor; hedef tespit radarları ve komuta-kontrol unsurlarını da içeriyor.
Fire Point, bu bileşenleri Avrupalı ortaklardan temin etmeyi planlıyor. Financial Times’ın aktardığına göre şirket, Alman Hensoldt, Fransız Thales, İtalyan Leonardo ve Norveçli Kongsberg ile işbirliği olasılıklarını görüştü.
Fire Point’in kurucu ortaklarından ve baş tasarımcısı Denis Ştilerman, “Projenin tamamlanması Batılı ortaklarımızın ne kadar hızlı hareket edeceğine bağlı” dedi.
Şirketin, Alman Diehl Defence’tan kızılötesi güdüm başlığını alması halinde seri üretime ağustos ayında başlayabileceği belirtildi. İlk hazır füzelerin ise 2027 yılında üretilmesi planlanıyor.
FP-7.x’in birim maliyetinin yaklaşık 700 bin dolar olduğu tahmin ediliyor. Buna karşılık bir Patriot füzesinin maliyeti yaklaşık 3,8 milyon dolar olarak veriliyor.
Ştilerman, tesislerinin günde üç adede kadar füze üretebileceğini söyledi. Daha önce yaptığı bir değerlendirmede, önleme füzesinin maliyetini 1 milyon doların altına indirebilmeleri halinde bunun “hava savunma çözümleri alanında bir dönüm noktası” olacağını belirtmişti.
Fire Point daha önce de Rusya’daki petrol rafinerileri ve askeri hedeflere yönelik saldırılarda kullanıldığı belirtilen uzun menzilli FP-1 insansız hava araçları ile Flamingo füzesini geliştirmişti.
Ukrayna Patriot sıkıntısına dikkat çekiyor
Şirketin kendi önleme füzelerini geliştirme girişimi, Ukrayna’nın Batılı hava savunma sistemlerinde yaşadığı eksikliklerle ilişkilendiriliyor.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Rus füze saldırılarını engelleyebilen Patriot sistemlerinin yetersizliğinden defalarca şikayet etmişti. Son dönemde Ortadoğu’daki savaş nedeniyle çok sayıda önleme füzesinin kullanılması da sorunu daha da artırdı.
Zelenski, “Yapabildiğimiz her şeyi kendi üretimimizle ikame ettik, ancak Patriot’un yerini henüz dolduramıyoruz” demişti.
Ukrayna’nın eski Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba da ABD’den gelecek yeni Patriot sevkiyatlarına güvenmenin giderek zorlaştığını söyledi.
Kuleba, “Patriot’lara güvenebilir miyiz? Sanırım artık hayır” ifadelerini kullandı. Son aylarda yaşanan gelişmelerin, ABD’nin en gelişmiş sistemleri öncelikle kendi ihtiyaçları için koruyacağını gösterdiğini belirtti.
The Wall Street Journal’ın aktardığına göre Patriot sisteminde kullanılan bir füzenin üretimi iki yıldan uzun sürüyor ve süreçte yaklaşık 400 şirket görev alıyor.
Pentagon, bu yıl üretici şirket Lockheed Martin ile PAC-3 MSE adlı en yeni önleme füzesinin yıllık üretimini üç kattan fazla artırarak yaklaşık 2 bin adede çıkarma konusunda anlaşmaya vardı. Ancak Lockheed Martin’in bu üretim seviyesine 2030 yılının sonundan önce ulaşması beklenmiyor.
Ukrayna ve Avrupa Patriot sistemine ucuz alternatif üretecek
Uzmanlar Patriot’un yerini alabileceğinden emin değil
Uzmanlar, Fire Point’in geliştirdiği sistemin Patriot’un yerini tamamen alabileceği görüşünde değil.
Merkezi Washington’da bulunan Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi’nden (CSIS) Tom Karako, yeni sistemin Ukrayna’nın hava savunma kapasitesini güçlendirebileceğini ancak Patriot’un doğrudan alternatifi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.
Karako, “Patriot son derece karmaşık ve benzersiz bir sistem. Bu nedenle ‘tamamlayıcı’ ifadesi, ‘yerine geçen’ ifadesinden daha doğru olur” dedi.
Avrupa
Mercedes-Benz, Ukrayna’ya drone sağlayan Tytan’la anlaşacak

Mercedes-Benz’in, Ukrayna’ya önleme amaçlı insansız hava araçları sağlayan Münih merkezli Tytan Technologies ile stratejik işbirliğine gitmeyi planladığı bildirildi. Der Spiegel’in haberine göre taraflar, Berlin’deki Uluslararası Havacılık ve Uzay Fuarı ILA kapsamında Drone Defender hava savunma projesi için bir işbirliği mutabakatı imzalayacak.
Alman otomobil üreticisi Mercedes-Benz’in, Ukrayna’ya önleme amaçlı insansız hava araçları tedarik eden Münih merkezli girişim Tytan Technologies ile stratejik bir işbirliğine gitmeyi planladığı bildirildi.
Der Spiegel’in haberine göre iki şirket, Berlin’de düzenlenen Uluslararası Havacılık ve Uzay Fuarı ILA kapsamında Drone Defender adlı hava savunma projesi çerçevesinde bir işbirliği mutabakatı imzalayacak.
Projenin amacı, son yıllarda Alman havaalanları ve diğer kritik tesislerin yakınlarında düzenli olarak tespit edilen insansız hava araçlarına karşı Almanya’nın kritik altyapısını korumak. Haberde, sistemin doğrudan çatışma bölgelerinde de kullanılabileceği belirtildi.
Mercedes-Benz Üst Yöneticisi (CEO) Ola Kallenius daha önce Wall Street Journal’a verdiği demeçte Avrupa’nın savunma kapasitesini güçlendirmesi gerektiğini söylemişti.
Kallenius, “Mercedes bu konuda olumlu bir rol oynayabilecekse, bunu yapmaya hazırız” ifadelerini kullanmıştı.
Habere göre projede kilit rolü Mercedes G-Class arazi araçları üstlenecek. Radarlar ve sensörlerle donatılacak araçlar, Tytan’ın geliştirdiği önleme amaçlı insansız hava araçlarının fırlatma platformu olarak kullanılacak.
Bu sistemlerin, düşman insansız hava araçlarını otonom biçimde tespit edip etkisiz hale getirmek üzere tasarlandığı belirtildi.
İnsansız hava araçlarıyla donatılmış fırlatma sistemlerinin araçlar üzerinde kullanılabileceği, ayrıca tarafların mobil hava savunma birlikleri oluşturmayı planladığı aktarıldı.
Bu birliklerde komuta merkezi görevinin Mercedes Sprinter panelvanları tarafından üstlenilebileceği, insansız hava araçlarıyla donatılmış araçların faaliyetlerinin de bu merkezlerden koordine edileceği kaydedildi.
Tytan Technologies, Münih Teknik Üniversitesi mezunları Balazs Nagy ve Batuhan Yumurtaci tarafından 2023 sonbaharında kuruldu.
Şirket, Alman ordusu Bundeswehr’den askeri tesislerin korunmasına yönelik bir konsept geliştirme siparişi aldı ve Ukrayna’ya önleme amaçlı insansız hava araçları tedarik ediyor.
Şirketin yatırımcıları arasında NATO’nun NATO Innovation Fund fonu da bulunuyor. Tytan’ın bugüne kadar topladığı finansmanın toplam tutarının 46 milyon avro olduğu belirtildi.
Girişimin yaz aylarında Münih’te yeni bir fabrika açmayı planladığı, tesisin yıl sonuna kadar aylık 3 bin insansız hava aracı üretim kapasitesine ulaşmasının hedeflendiği ifade edildi.
Mercedes-Benz ile Tytan arasındaki işbirliği, Avrupa otomotiv sektörü ile savunma sanayii arasındaki yakınlaşmanın son örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.
Daha önce otomotiv tedarikçisi Deutz, robotik sistemler üreticisi Arx Robotics ile çalışmaya başlarken; Schaeffler, askeri insansız hava araçları geliştiren Helsing ile işbirliğine yöneldi. Daimler Truck da Quantum Systems ile çeşitli projeler yürütüyor.
Haberde ayrıca savunma şirketleri ile otomobil üreticilerinin, kapasitesi tam kullanılmayan otomotiv fabrikalarının değerlendirilmesini görüştüğü belirtildi.
Zırhlı araç üreticisi KNDS’nin Mercedes’in Ludwigsfelde’deki fabrikasıyla ilgilendiği, Volkswagen’in ise Osnabrück’teki tesisinin İsrailli Rafael veya Alman Rheinmetall’e olası satışı konusunda görüşmeler yürüttüğü aktarıldı.
Benzer bir adımı daha önce Fransız otomobil üreticisi Renault da atmıştı. Şirket, Ukrayna için insansız hava araçları üretmek üzere savunma grubu Turgis Gaillard ile bir anlaşma imzalamıştı.
Avrupa
İngiltere Savunma Bakanlığında 1300’e yakın cihaz kayboldu

İngiltere Savunma Bakanlığında Ocak 2024 ile Mart 2026 arasında yaklaşık 1300 dizüstü bilgisayar, tablet ve telefonun kaybolduğu ortaya çıktı. Sky News’in ulaştığı verilere göre cihazların hiçbiri bulunamazken, Liberal Demokrat Parti milletvekili James MacCleary durumu ülkenin güvenliği açısından bir kriz olarak nitelendirdi.
İngiltere’de Liberal Demokrat Parti milletvekili James MacCleary, Savunma Bakanlığı çalışanlarına ait elektronik cihazların kaybolmasının ülkede bir güvenlik krizine işaret ettiğini söyledi.
Sky News’in Savunma Bakanlığından bilgi edinme başvurusu yoluyla elde ettiği verilere göre, Ocak 2024 ile Mart 2026 arasında bakanlığa ait 545 dizüstü bilgisayar ve tablet ile 744 telefon kayboldu.
Bakanlığın televizyon kanalına verdiği bilgiye göre bu cihazların hiçbiri bulunamadı.
MacCleary, Savunma Bakanı John Healey’ye çağrıda bulunarak “kendine çeki düzen vermesi” gerektiğini söyledi.
Parlamenter, “Ulusal güvenliğimiz söz konusuyken her sterlin önem taşıyor. Hükümetin savunma yatırımı planı hâlâ hayata geçirilmemişken Savunma Bakanlığı temel düzeydeki yetersizlik nedeniyle para kaybediyor. Vergi mükelleflerinin parasının kayıp dizüstü bilgisayarlar ve çalınan telefonlardan oluşan kara bir delikte yok olduğunu görmek kabul edilemez. Bir iPad’in yerine harcanan her sterlin, cephe hattından eksilen bir sterlindir” dedi.
MacCleary, Birleşik Krallık yönetiminin güvenliği sağlamak için kullanılan cihazları dahi takip edememesi halinde ülkenin kendi güvenliğini koruyamayacağını da savundu.
Savunma Bakanlığı ise kaybolan cihazların tamamının çalınmadığını belirtti. Bakanlığa göre kayıp cihazlar arasında yalnızca 132 dizüstü bilgisayar ve tablet ile 36 telefon çalıntı olarak değerlendiriliyor; geri kalan cihazlar çalışanlar tarafından kaybedildi.
Sky News, tüm cihazların yenilenmesinin maliyetinin 1,6 milyon sterlini aşabileceğini aktardı.
Muhafazakâr Parti’nin gölge savunma bakanı James Cartlidge de Sky News’e yaptığı açıklamada, “İşçi Partisi savunma yatırımları planını hâlâ açıklamadığı için kamuoyu, Savunma Bakanlığında kaybolan ve çalınan ekipmanlara ilişkin bu haberleri duyduğunda Starmer’ın özellikle iki cepheli bir savaş döneminde ne yaptığını sorgulayacaktır” ifadelerini kullandı.
Öte yandan İngiliz elektronik istihbarat kurumu GCHQ’nun Başkanı Anne Keast-Butler, kurumun himayesinde düzenlenen ilk yıllık konferansta yaptığı konuşmada, başka devletlerden kaynaklanan yeni tehditler ve müttefiklerle birlikte teknoloji yarışındaki liderliği koruma fırsatının daralması nedeniyle Birleşik Krallık için kritik bir döneme girildiğini söyledi.
Daily Mail gazetesi de 24 Mayıs’ta, Reform UK lideri ve Brexit’in önde gelen savunucularından Nigel Farage’ın telefonunun yabancı “hasmane aktörler” tarafından hacklendiğini düşündüğünü yazdı.
Farage, kripto para milyarderi Christopher Harborne’dan aldığı 5 milyon sterlinlik bağışa ilişkin bilgilere ulaşmak amacıyla telefonunun hedef alındığını öne sürerek olaydan Rus istihbarat servislerini sorumlu tuttu.
Ancak İngiltere Ulusal Siber Güvenlik Merkezi’nin (NCSC) eski başkanı Ciaran Martin, Farage’ın suçlamalarının herhangi bir temele dayanmadığını söyledi.
Görüş1 hafta önceXi liderliğinde yükselen Çin diplomasisi: Bütün yollar Pekin’e çıkıyor
Görüş1 hafta önceÇok kutupluluğun çift yönlü asimetrisi: Yeni dünya dengesini nasıl bulacak?
Dünya Basını1 hafta önceABD’li iktisatçı Wolff: Küresel güney artık yeni bir dünya düzeni kuruyor
Görüş2 hafta önceBüyük Güç Rekabetinden Stratejik İstikrara: Çin-ABD İlişkilerinde Yeni Yönelim
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 1
Dünya Basını2 hafta önceKomünizme karşı siper olarak Siyonizm
Diplomasi6 gün önceErmenistan ve ABD, Trump koridoru projesi için anlaşma imzaladı
Asya1 hafta önceÇin, Japonya ve Filipinler’in sınır görüşmelerine genişletilmiş deniz devriyeleriyle karşılık verdi








