Diplomasi
Xi – Biden zirvesinde, çatışma noktalarında olmasa da, düşük profilli gündemlerde uzlaşı sağlanabilir

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesine katılmak üzere salı günü (bugün) San Francisco’ya gidiyor, gözler ise yarın Amerikalı mevkidaşı Joe Biden ile bir yıl sonra yapacağı ve 4 saat sürmesi beklenen ilk yüz yüze görüşmede olacak.
Görünürde iki taraf arasındaki ilişkiler “istikrara” kavuşmuş olsa da, uzmanlara göre birçok sürtüşme kaynağı varlığını sürdürürken bu istikrar “kırılgan” bir zeminde ilerliyor.
Washington ve Pekin arasındaki dinamiklerde önemli bir ilerleme kaydedileceğine dair beklentiler zayıflamış olsa da çarşamba günkü toplantıdan bazı somut sonuçlar çıkması mümkün.
The South China Morning Post’un bildirdiğine göre iki lider, doğrudan uçuşlar, fentanil ve ortak sağlık araştırmaları gibi diğer konulardaki fikir birliğinin yanı sıra yapay zekânın yönetişimine ilişkin dönüm noktası niteliğinde bir anlaşmayı duyuracak.
Bu görüşme aynı zamanda ‘dünyanın en büyük iki ekonomisinin birbirinden ayrışma niyetinde olmadığına dair güvence vermek’ ve ‘iki askeri gücün silahlı çatışmaya sürüklenmesini önlemek için mümkün olan tüm adımları atmak’ gibi bir mesaj niteliği de taşıyor.
Financial Times’a konuşan bir ABD’li yetkili, “Uzun bir sonuç listesinden bahsetmiyoruz” dedi ve ekledi: “Buradaki amaç gerçekten de rekabeti yönetmek, aşağı yönlü çatışma riskini önlemek ve iletişim kanallarının açık olmasını sağlamakla ilgili.”
Bu arada Beyaz Saray FT’ye liderlerin ortak bir açıklama yapmayacağını söylemişti.
‘Kırılgan istikrar’ ve Tayvan krizi
İki taraf Tayvan, Güney Çin Denizi, askeri değişimler, teknoloji ve ticaret alanındaki kısıtlamalar ile Ukrayna ve Orta Doğu’daki savaşlara ilişkin tutumları da dahil olmak üzere pek çok konuda karşı karşıya gelmeye devam ederken, gelecek yıl yapılacak ABD başkanlık seçimleri öncesinde belirsizlik sürüyor.
Washington merkezli düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nde kıdemli danışman olan Scott Kennedy’ye göre ABD-Çin ilişkileri “kırılgan bir istikrar” döneminde ve bu durum muhtemelen “çok çok uzun bir süre” devam edecek.
ABD’nin resmi olarak ‘tek Çin’ politikasını desteklemesine rağmen Çin’in ‘kırmızı çizgi’ olarak gördüğü Tayvan’da ayrılıkçılığı desteklemesi ve adayı silahlandırması, iki ülke arasındaki en yakıcı sorunlardan biri. Analistler Tayvan sorununu ikili ilişkilerde “yapısal” bir risk olarak görüyor.
İki ay sonra yapılacak olan yüksek riskli başkanlık seçimleri öncesinde ise bu risk daha da yükseldi.
Bağımsızlık yanlısı Demokratik İlerleme Partisi’nin (DPP) adayı olan Tayvan Başkan Yardımcısı William Lai Ching-te kazandığı takdirde, ABD ve Çin ilişkileri açısından da bazı sonuçlar ortaya çıkabilir.
Fudan Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü dekanı Wu Xinbo, geçtiğimiz ayın sonlarında Şangay’da yaptığı bir konuşmada, “DPP’nin iktidarda kalması halinde, Tayvan Boğazı ötesi ilişkiler daha da gerginleşecek, bu durum Çin-ABD ilişkilerine de yansıyacak ve önceki dönemdeki yumuşama sona erebilir” dedi.
Zirvede Pekin’in ABD’den Tayvan’ı resmi bağımsızlık peşinde koşmaya teşvik etmeyeceğine dair bir kez daha taahhüt istemesi bekleniyor.
Öte yandan, iki güç arasında son birkaç aydır gerçekleşen bir dizi üst düzey resmi temasla birlikte, ABD’nin Tayvan faaliyetleri sonrası kopan askeri diyaloğun da yeniden kurulmaya başlandığı ifade ediliyor.
Beyaz Saray geçen hafta yaptığı açıklamada Biden-Xi zirvesi sırasında askeri iletişim hatlarının açık tutulması gerektiğini bir kez daha vurgulayacağını belirtti.
Emekli Çin Halk Kurtuluş Ordusu eğitmeni Song Zhongping, Çin ve ABD başkanları arasındaki görüşmenin iki güç arasındaki “stratejik” uyumsuzluğu temelden çözmeyeceğini, ancak askeri karşılıklı güvende belirli bir artış olabileceğini düşünüyor.
Küresel gündemler
İki ülke arasındaki güvensizlik Güney Çin Denizi ötesine geçerek, Ukrayna ve Gazze savaşı da dahil olmak üzere, bölgesel ve küresel meseleleri kapsayan bir yelpazeye yayılmış durumda ve bunlardan herhangi biri tansiyonu daha da yükseltebilir.
Cuma günü San Francisco’da tamamlanan ve liderler zirvesine zemin hazırlayan iki günlük görüşmeler sırasında ABD Hazine Bakanı Janet Yellen, Çin’in en üst düzey ekonomi yetkilisi He Lifeng’e Washington’un Çinli firmaların Batı yaptırımlarına rağmen Moskova’nın askeri çabalarına yardımcı olabileceğine dair kanıtlar gördüğünü söyledi.
Pekin’i bu tür eylemleri engellemeye çağıran Yellen, Rusya’nın savunma sanayi sektörüne maddi destek sağlayan şirketlerin “önemli sonuçlarla” karşı karşıya kalacağını da sözlerine ekledi.
ABD hükümetinin kara listesi, Rus ordusuna yardım ettikleri gerekçesiyle geçen ay eklenen 42 Çinli şirketle daha da uzadı.
Bu arada Çin’in en üst düzey askeri yetkilisi Zhang Youxia, kısa süre önce Moskova’yı ziyaret etmişti.
South China Morning Post’a konuşan kaynaklar, Biden ve Xi arasındaki görüşme öncesinde Ukrayna ve Orta Doğu’ya ilişkin ifadeler üzerinde bir uzlaşmaya varılamadığını söyledi.
Washington İsrail’e sınırsız destek açıklayıp Orta Doğu’daki askeri yığınağını artırırken, Pekin ise İsrail’in Filistinli sivillere yönelik saldırılarını kınayarak derhal ateşkes çağrısı yaptı. Çin ayrıca Arap ülkelerine özel elçi göndererek çözüm sürecinde yer almak istediğini dillendirdi.
İki ülke arasındaki bir diğer gündem de iklim değişikliğiyle mücadele.
ABD’nin iklim elçisi John Kerry cuma günü yaptığı açıklamada, iki ülkenin bu ay sonunda Dubai’de yapılacak COP28 zirvesi öncesinde iklim konularında “anlayış ve anlaşmalara” vardığını söyledi.
Çinli yetkililer geçtiğimiz hafta Kerry ile Çinli mevkidaşı Xie Zhenhua arasında Kaliforniya’da dört gün süren görüşmeleri tanımlamak için “başarıyla sona erdi” ifadesini kullandı.
Ancak Pekin, iklim değişikliğinin ikili siyasi ilişkilerin daha geniş manzarasından ayrı tutulamayacağı konusunda ısrar etti.
Ticari ilişkilere dair beklentiler zayıf
Bu arada Yellen, He ile görüşmesi sırasında Pekin’in “piyasa dışı politikaları” ve grafit ve diğer kritik mineraller üzerindeki son ihracat kontrolleri hakkındaki endişelerini dile getirirken, Çinli diplomat da Washington’ın kısıtlamaları konusunda uyarılarda bulundu.
Biden yönetimi, selefi Trump tarafından uygulanan yüz milyarlarca dolar değerindeki Çin ürününe yönelik ticaret savaşı tarifelerini yürürlükte bıraktı.
Yellen-He görüşmesinin ardından iki taraf da her iki ülkedeki şirketler ve çalışanlar için eşit bir oyun alanı sağlayan “sağlıklı” bir ekonomik ilişki hedefini memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti.
İki ülke ayrıca, bu ayın başlarında yıllık Çin Uluslararası İthalat Fuarı’na katılan ilk resmi ABD heyetiyle, ilişkilerinde ticaretin, özellikle de tarımın rolünü vurguladılar.
Ancak Çin, ABD’nin Çin’e ve Çin’den yapılan yatırımlara getirdiği kısıtlamalar, Çinli firmalara yönelik yaptırımlar, ihracat kontrolleri ve ülkeye yönelik gümrük vergileri konusundaki endişelerinde ilerleme kaydedilmemesi nedeniyle hayal kırıklığına uğradı.
Washington’un “riski azaltma” hamleleri ve “küçük bahçe, yüksek çit” yaklaşımları, Pekin’de ABD’nin Çin’i ‘çevreleme’ girişimi başlattığı yönündeki şüpheleri besliyor.
Çinli yetkililer iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerde yakın zamanda bir “dönüm noktası” yaşanacağına dair beklentilerini azalttı.
Öte yandan uzmanlar, ABD başkanlık seçimlerinin sonucunun önümüzdeki yıl ikili ilişkilerin seyrini de etkileyebileceğini düşünüyor.
Çin ekonomisi üzerine CSIS’de kıdemli uzman olan Kennedy, “Başkanlık seçimlerinin sonucu Amerika’nın genel dış politikası, Amerika’nın iç, sosyal ve siyasi durumu ve ABD-Çin ilişkileri üzerinde potansiyel olarak büyük bir etkiye sahip olabilir” dedi.
Diplomasi
Zelenskiy ile gerilim yaşayan Kliçko görevden alma ihtimaline rest çekti

Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini görevden alma girişimlerine karşı mücadele edeceğini belirterek çatışma sürecinde yaklaşık 300 belediye başkanının uzaklaştırıldığını hatırlattı.
Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini herhangi bir şekilde görevden alma girişimine boyun eğmeyeceğini ve böyle bir durumda mücadele edeceğini söyledi.
BBC’ye mülakat veren Kliçko, “Beni görevden alırlarsa mücadele ederim” ifadesini kullandı.
Kiev yönetiminin Ukrayna yasalarına bağlı kaldığını belirten Kliçko, yerel topluluğun temsilcisi sıfatıyla başkent sakinlerinin çıkarlarını savunacağını dile getirdi.
Gelecekteki seçimlere işaret eden Kliçko, “Gelecek seçimler yapılır, başka insanlar gelir, buyursunlar. Buna topluluğun kendisi karar verir. Her kent sakininin, kendi çıkarlarını kimin savunacağını kendisinin belirlemek istediğine inanıyorum; yukarıdan birilerinin topluluğu yönetmesi için paraşütle birini atamasını değil. Demokrasi tam da budur” dedi.
Kliçko’nun bu çıkışının öncesinde, 17 Ekim günü yüzlerce Kievli belediye başkanının istifasını talep eden bir gösteri düzenledi.
Kamu yayıncısı Suspilne Kiev tarafından paylaşılan görüntülerde, belediye binası önünde toplanan protestocuların iki saat boyunca istifa sloganları attığı görüldü.
Eylemi “kurgulanmış” ve “sipariş üzerine yapılmış” olarak nitelendiren Kliçko, çatışma süreci boyunca görevden alınan yaklaşık 300 diğer belediye başkanı gibi kendisinin de bu yolla makamından uzaklaştırılmak istendiğini savundu.
Kliçko, Haziran 2014’ten bu yana Kiev Belediye Başkanlığı görevini yürütüyor; 2015 ve 2020 yıllarındaki seçimlerde de yeniden bu göreve seçildi.
Zelenskiy ile enerji altyapısı üzerinden başlayan gerginlik sürüyor
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile Kliçko arasındaki anlaşmazlık son günlerde kamuoyu önünde karşılıklı suçlamalarla görünür hale geldi.
Fransız Le Monde gazetesinin 14 Ekim tarihli haberine göre iki lider, başkentin enerji altyapısının kış mevsimine hazırlanması konusunda açıkça karşı karşıya geldi.
Zelenskiy, enerji tesislerinin korunmasına dönük adımların hayata geçirilmesinde geç kalındığı gerekçesiyle Kiev yönetimini eleştirdi.
Ukrayna Devlet Başkanı, başkentin kışa hazırlık seviyesinin sınır ve cephe hattındaki bölgelerden bile daha kötü durumda olduğunu savundu.
Bu eleştirileri “temelsiz” olarak tanımlayan Kliçko ise Devlet Başkanlığı Ofisi’nin yerel özyönetimi ortadan kaldırmayı ve kendisini şehir yönetiminden uzaklaştırmayı amaçladığını öne sürdü.
Ekim ayı başında kış mevsimi öncesinde Kiev’in hayatta kalma moduna geçtiğini duyuran Kliçko, kentin su şebekesindeki olası bir aksamanın son derece büyük ölçekli bir krize yol açabileceği uyarısını yapmıştı.
Kliçko, kışa hazırlık kapsamında başkentte yedek ısıtma sistemlerinin kurulduğunu; yakıt, gıda ve içme suyu stoklarının oluşturulduğunu aktardı.
Diplomasi
Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.
ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.
The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.
Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.
Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.
Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.
ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.
Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı
İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.
Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.
Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.
Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.
Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.
Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı
Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.
Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.
Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.
Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.
20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.
Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.
Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.
Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.
Diplomasi
Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.
Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.
Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.
“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”
Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:
“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”
İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.
İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.
Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.
ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.
Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.
Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.
Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.
ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.
Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.
Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.
Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.
“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.
Amerika6 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBurnham: Brexit oylamasında Rus müdahalesi var
Avrupa2 hafta önceLe Pen ve Mélenchon farkı açıyor
Rusya2 hafta önceRosatom davasında mahkeme Finlandiya’nın sözleşme feshini hukuka aykırı gördü










