Bizi Takip Edin

Amerika

Yapay zekada çalışanlar ile yöneticilerin mevzuat savaşı

Yayınlanma

Silikon Vadisi’ndeki yapay zeka mühendisleri ile milyarder yöneticiler arasında gevşek denetim ve sıkı mevzuat talepleri üzerinden yaşanan ayrışma derinleşiyor. İç mücadele, OpenAI çalışanlarının, şirketin kurucu ortağı Greg Brockman’ın fonladığı siyasi komiteye karşı mücadele eden bir oluşuma bağış yapmasıyla görünürlük kazandı.

Silikon Vadisi’ndeki teknoloji çalışanları, yapay zekanın gevşek kurallarla yönetilmesi için milyonlarca dolar harcayan şirket yöneticileriyle giderek daha fazla karşı karşıya geliyor.

Son dönemde yaşanan bu fikir ayrılığı, OpenAI çalışanları ile şirketin kurucu ortağı ve başkanı Greg Brockman arasında yeni bir siyasi bağış savaşına dönüştü.

Mevcut ve eski OpenAI çalışanlarından oluşan bir grup, Greg Brockman’ın kişisel bütçesinden fon sağladığı Leading the Future (LTF) adlı siyasi komiteye karşı mücadele yürüten Guardrails Alliance adlı süper PAC’e (siyasi aksiyon komitesi) 245 bin dolardan fazla bağışta bulundu.

OpenAI bünyesindeki bu siyasi cepheleşme ve diğer teknoloji firmalarındaki üst düzey ayrılıklar, yapay zekanın olası risklerine karşı nasıl bir duruş sergilenmesi gerektiği konusundaki bölünmenin yalnızca ülke genelinde değil, sektörün en büyük devlerinin kendi içinde de keskinleştiğini gösteriyor.

The Hill gazetesine konuşan Cornell Brooks Kamu Politikası Okulu Teknoloji Politikaları Enstitüsü Direktörü Sarah Kreps, OpenAI çalışanlarının Guardrails Alliance’a yaptığı bağışların, konunun sadece teknoloji sektörü ile dışarıdaki eleştirmenler arasında bir çekişme olmadığını kanıtladığını ifade etti.

Sektörün kendi içinde sorumlu yapay zeka politikalarının nasıl şekillenmesi gerektiğine dair ciddi bölünmeler yaşandığını belirten Kreps, çalışanların, şirketlerin, toplulukların ve yatırımcıların, yapay zekaya dair kendi vizyonlarını hayata geçirecek yetkilileri seçmek konusunda güçlü ve bazen çatışan çıkarlara sahip olduğunu dile getirdi.

“Milyarderlerin seçimleri satın almasına karşı” ittifak

Guardrails Alliance, kuruluşundan yaklaşık bir ay sonra, yapay zeka geliştirme süreçlerine daha sıkı denetimler getirilmesini savunan siyasi adayları destekleme sözüyle yola çıktığını duyurdu.

Geçen hafta yapılan açıklamada, mevcut ve eski sekiz OpenAI çalışanından toplam 248 bin dolar bağış alındığı bildirildi.

Kendisini yapay zeka sektörünün bu seçim döneminde yaptığı milyonlarca dolarlık lobi harcamalarına doğrudan bir panzehir olarak konumlandıran oluşum; velileri, sendikaları ve teknoloji çalışanlarını temsil ettiğini belirterek, yapay zeka milyarderlerinin seçimleri satın alma girişimlerini ifşa etmeyi amaçladığını ilan etti.

Oluşumun birincil hedefi, geçen yıl faaliyete geçen ve Brockman ile eşinin kişisel olarak 25 milyon dolar bağışta bulunduğu Leading the Future adlı süper PAC olarak öne çıkıyor.

ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, Brockman’ın bu kişisel bağışının şirketin resmi politikasını yansıtmadığını açıklasa da kendisinin başkanlık görevi ve diğer şirket yöneticilerinin geçmişte bu süper PAC ile anılan ilişkileri, bağışın kurumsal aidiyeti konusunda soru işaretlerine yol açtı.

OpenAI’da araştırma mühendisi olarak görev yapan Juan Felipe Cerón Uribe, Brockman’ın söz konusu komiteye yaptığı bağışları eleştirerek bu yapıların yapay zekayı denetimsiz bırakmak istediğini savundu.

OpenAI bünyesinde yapay zekanın toplumsal risklerini azaltmak için son dört yıldır çalışmalar yürüttüğünü belirten Cerón Uribe, özel şirketleri sorumlu geliştirmeden ötürü hesap verebilir kılacak yasal korumalar oluşturulmadığı takdirde, tüm bu araştırmaların boşa gitmesinden endişe duyduğunu aktardı.

Cerón Uribe, Guardrails Alliance’ın bu lobi faaliyetlerine karşı durmasından memnuniyet duyduğunu ve bağış yapma kararını kolaylıkla aldığını sözlerine ekledi.

Siyasi komiteye bağışta bulunan bir diğer OpenAI yapay zeka araştırmacısı Gabriel Wu da teknolojinin denetimsiz kalmasını sağlamak adına muazzam miktarda siyasi sermaye harcandığına dikkat çekti.

Eski OpenAI araştırma yöneticisi David Farhi ise Leading the Future oluşumunu doğrudan “OpenAI’ın süper PAC’i” olarak nitelendirerek, bu yapının henüz başlamadan tartışmaları sonlandırmayı amaçladığını ve böylece şirketin temel misyonuna karşı çalıştığını öne sürdü.

Silikon Vadisi merkezli Demokrat stratejist Cooper Teboe, teknolojiyi bizzat inşa eden ve bundan finansal olarak kazanç sağlayacak kişilerin tanıklıklarının, geçmişteki genel bağışlardan çok daha büyük bir siyasi ağırlık taşıyabileceğini belirtti.

Teboe, bu durumun şirket içindeki dengelerin kontrolden çıktığını ve tepe yöneticilerinin rekor düzeyde sermaye edinme arayışı içinde bu sorunları çözmeye yanaşmadığını gösterdiğini ifade etti.

Stratejist, teknolojiyi geliştiren insanların bundan korkarak yavaşlatılması için kendi paralarını harcamasının çok şey anlattığını vurguladı.

Leading the Future ise yapay zeka düzenlemelerine kategorik olarak karşı çıkmadıklarını savunarak, ulusal düzeyde sorumlu bir çerçevenin oluşturulmasına odaklanan net, olumlu ve proaktif bir gündemi desteklediklerini açıkladı.

OpenAI çalışanlarının karşıt oluşuma yaptığı bağışlar hakkında soru yöneltilen bir komite sözcüsü, ülke genelinde farklı kesimlerden karar alıcıları ve adayları destekleme konusundaki geçmişlerinden gurur duyduklarını belirtmekle yetindi.

Anthropic CEO’sundan yapay zeka düzenlemeleri için büyük bağış

Partilerde bölünme

ABD’li siyasiler federal düzeyde yapay zeka denetimi konusunda ortak bir zemin bulmakta zorlanırken, parti içi derin görüş ayrılıkları da süreci zorlaştırıyor.

ABD Başkanı Donald Trump ve birçok Cumhuriyetçi yasa yapıcı eyalet düzeyindeki katı kurallara ve veri merkezi moratoryumlarına karşı çıkarken, Florida Valisi Ron DeSantis gibi bazı önde gelen Cumhuriyetçiler partiyi daha güçlü yasal denetimleri desteklemeye çağırıyor.

Demokratlar cephesinde ise teknolojinin çevresel ve ekonomik etkilerine odaklanan ilericiler ile düzenlemelere daha temkinli ve ölçülü yaklaşılmasını isteyen ılımlılar arasında görüş ayrılıkları yaşanıyor.

Akademisyen Sarah Kreps, çok büyük çıkarların söz konusu olduğu ve yapay zeka politikasının yönünün henüz netleşmediği bu dönemde, meselenin siyasi harcamalar için giderek daha güçlü bir çekim merkezine dönüştüğünü kaydetti.

Kreps, geçmişte çalışan protestolarının genellikle yöneticilere yazılan endişe mektupları veya bireysel aday bağışları şeklinde olduğunu, ancak bugün çalışanların doğrudan kendi şirket liderlerinin savunduğu politikalara karşı alternatif yönetim vizyonlarını finanse ettiğini belirtti.

Daha sıkı kuralları savunan adayları destekleyen bir diğer siyasi komite olan Public First’ün kurucu ortağı Brad Carson da Brockman ile çalışanları arasındaki bu ayrışmayı kendi tezlerini savunmak için bir fırsat olarak gördü.

Carson, OpenAI çalışanları ile şirketin küresel ilişkiler ekibi arasındaki mesafenin çok derin olduğunu ve çalışanların seslerini yükseltmesinden memnuniyet duyduğunu ifade etti.

Carson ve Public First, bu yılın başlarında New York 12. Kongre Bölgesi’ndeki Demokrat ön seçimlerinde Leading the Future ile milyonlarca dolarlık bir bağış mücadelesine girişmişti.

Demokrat stratejist Teboe, tepe yöneticiler ile emeğini ortaya koyan çalışanlar arasındaki bu finansal harcama uçurumunun, genel siyasetteki yönetici sınıfa karşı duyulan memnuniyetsizliğin küçük bir modeli olduğunu savundu.

Google DeepMind bünyesinde askeri sözleşme istifası

Çalışanların tepkileri yalnızca bağışlarla sınırlı kalmıyor. Bağış haberlerinin gündeme geldiği gün, Google DeepMind bünyesinde çalışan bir araştırmacı, şirketin Pentagon ile yaptığı işbirliği nedeniyle istifa ettiğini duyurdu.

Google DeepMind’da iki yılı aşkın süredir yapay zeka güvenliği alanında uzman araştırmacı olarak görev yapan Alex Turner, yayınladığı yazıda, Google’ın savunma departmanına gizli çalışmalar için yapay zeka modelleri sağlama konusunda anlaşmaya varmasının ardından bu kararı aldığını açıkladı.

Pentagon’un, güvenlik önlemleri konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle yapay zeka firması Anthropic’i gizli devlet işlerinden men etmesinden yaklaşık iki ay sonra Google’ın, askeri birimin modelleri “yasaya uygun her türlü hükümet amacı” için kullanmasına izin verdiği belirtildi.

Sürecin geçmişinde Anthropic, geliştirdiği yapay zekanın insan denetimi olmaksızın kitlesel gözetleme veya otonom silahlarda kullanılabileceği yönünde endişelerini dile getirmiş, Pentagon ise teknolojiyi yasal çerçevedeki her amaç için kullanma konusunda ısrarcı olmuştu.

İstifa eden araştırmacı Alex Turner, Google’ın katil robotlar veya kitlesel yapay zeka casusluğuna karşı hiçbir kısıtlama getirmeksizin anlaşmayı imzaladığını ve şirketin sözleşme sınırlamalarının OpenAI’ın Pentagon ile yaptığı bağımsız anlaşmadan bile daha zayıf kaldığını savundu.

Turner, bu koşullar altında vicdanen Google’da kalmasının mümkün olmadığını belirterek görevinden ayrıldığını kaydetti.

Amerika

San Francisco’da yapay zeka sermayesi kiraları artırdı

Yayınlanma

San Francisco’da yapay zeka sektörünün tetiklediği kira artışları nedeniyle kent genelinde tahliye tebligatları yüzde 44 yükseldi. Ortalama tek yatak odalı daire kirasının 4 bin 400 dolara ulaştığı kentte Belediye Başkanı Daniel Lurie acil durum ilan etti.

ABD’nin San Francisco kentinde yapay zeka sektörünün yarattığı sermaye akışı konut kiralarını rekor seviyelere taşırken, tahliye tebligatları geçen yıla kıyasla yüzde 44 arttı.

Yüksek maaşlar ve teknoloji şirketlerinin halka arz beklentileri kentteki konut piyasasında maliyetleri hızla yukarı çekiyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre kentte tek yatak odalı bir dairenin ortalama aylık kirası geçen yıla göre yüzde 25’in üzerinde artışla 4 bin 400 dolara çıktı.

Bu tutar ABD genel ortalamasının yaklaşık üç katına denk geliyor. İki yatak odalı dairelerde ortalama kira 6 bin doları bulurken, merkezi noktalardaki dört odalı aile konutlarında rakam 10 bin doları aşıyor.

Nüfusunun yaklaşık üçte ikisi kiracı olan San Francisco’da 160 binden fazla konut kira denetimi kapsamında yer alıyor.

Mülk sahipleri ise yüksek karlı satışlar ya da piyasa rayicinden yeni sözleşmeler yapabilmek için yasal boşluklardan faydalanıyor.

San Francisco Belediye Başkanı Daniel Lurie, yapay zeka sektörünün tetiklediği maliyet artışları gerekçesiyle eylül ayında “kira acil durumu” ilan etti.

Lurie, tahliye davaları için adli yardım bütçesi ayrılmasını, yerinden edilen kiracılara yapılan ödemelerin artırılmasını ve boşalan kira kontrollü konutlardaki zam oranlarına tavan getirilmesini önerdi.

Tahliye bildirimleri ve yasal boşluklar kiracıları zorluyor

Sektör şirketlerinden Anthropic ve OpenAI gibi kuruluşların merkezlerinin yer aldığı SoMa ile Mission Bay bölgelerinde baskı belirginleşiyor.

Turizm ve hizmet sektörü sendikası Unite Here temsilcisi Anand Singh, son aylarda yüzde 40’a varan kira artışlarıyla karşılaşıldığını aktardı.

Ev sahipleri, 1979 yılından önce inşa edilen binalardaki uzun süreli kiracıları çıkarmak için eyalet yasalarındaki Ellis Yasası gibi düzenlemelerden yararlanıyor.

Düzenleme, kiralama faaliyetini sonlandıran mülk sahiplerine tüm binayı boşaltma ve ardından mülkü satma hakkı tanıyor.

Yapay zeka sektöründe çalışan alıcıların gayrimenkullere talep edilen fiyatın 1 milyon dolara kadar üzerinde teklif vermesi, bu yolla yapılan tahliyeleri artırıyor.

North Beach bölgesinde onlarca yıldır aynı kiracıların yaşadığı yedi birimli bir yapının yeni sahipleri, daireleri birleştirerek lüks konutlara dönüştürmeyi amaçlıyor.

Mülk sahipleri ayrıca kira tahsilat yöntemlerini tek taraflı değiştirerek kiracıları ödeme kusuruna düşürme ya da tadilat süreçlerini rahatsızlık verici hale getirerek tahliyeye zorlama yöntemlerini kullanıyor.

San Francisco Konut Hakları Komitesi Direktörü Maria Zamudio, onarımlarla bağlantılı anlaşmazlıklarda geçen yıla göre yüzde 23 artış yaşandığını, yardım hatlarına haftada ortalama 200 çağrı geldiğini kaydetti.

Göçmenler ve dar gelirliler kentten uzaklaşıyor

Özellikle kentin Çin Mahallesi bölgesinde yaşlı ve sınırlı İngilizce konuşan sakinlerin tahliye baskısıyla karşılaştığı bildiriliyor.

San Francisco Tahliye Karşıtı Koalisyon Direktörü Molly Goldberg, bazı ev sahiplerinin kiracıları sınırdışı edilme tehdidiyle sindirmeye çalıştığını aktardı.

Yerinden edilen çalışanlar, 80 ila 140 kilometre mesafedeki Central Valley, Tracy veya Modesto gibi uzak yerleşimlere taşınarak kente gidiş geliş yapmak zorunda kalıyor.

San Francisco İşçi Konseyi Direktörü Kim Tavaglione, hemşire, öğretmen ve itfaiyecilerin de dahil olduğu sendika üyelerinin yalnızca yüzde 7’sinin son zamlardan önce kent sınırları içinde yaşayabildiğini dile getirdi.

Kentteki demografik çeşitliliğin daraldığına işaret eden Ulusal Konut Hukuku Projesi Üst Yöneticisi Shamus Roller, 1970’te yüzde 13 seviyesinde olan siyah nüfus oranının bugün yüzde 5 civarına gerilediğini belirtti.

UCSF Benioff Evsizlik ve Konut Girişimi Direktörü Margot Kushel ise aşırı kalabalık yaşam koşullarının ruh sağlığını bozduğunu, bazı kişilerin kirayı ödeyebilmek için gıda harcamalarından ve temel tedavilerinden feragat ettiğini bildirdi.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD rafinerileri küresel arz daralmasıyla rekor kâra hazırlanıyor

Yayınlanma

Wall Street Journal gazetesinin haberine göre Ortadoğu ve Ukrayna’daki savaşlar küresel akaryakıt arzını daraltırken ABD merkezli rafinerilerin rekor çeyreklik kâr açıklaması bekleniyor. Sene başından bu yana piyasa değerleri 224 milyar dolar artan şirketlerin tesisleri tam kapasiteye yakın çalışıyor.

ABD merkezli petrol rafinerisi şirketlerinin, Ortadoğu ve Ukrayna’daki savaşların küresel akaryakıt arzını daraltması ve ürün fiyatlarını artırması nedeniyle rekor düzeyde çeyreklik kâr elde edebileceği değerledirmeleri yapılıyor.

The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre Wall Street analistleri; Valero Energy, Marathon Petroleum ve Phillips 66 şirketlerinin, neredeyse rekor seviyelere ulaştıkları ikinci çeyrek sonuçlarını geride bırakmasını bekliyor.

Rafineriler, ham petrol maliyeti ile rafine ürün fiyatları arasındaki farkı gösteren ve “crack spread” olarak adlandırılan marjın genişlemesinden faydalanıyor.

Söz konusu marj, Ortadoğu’daki rafinerilerin operasyonel sorunları ve İran savaşı nedeniyle yükseliyor.

Bu süreçte Çin ile diğer Asya ülkelerinin akaryakıt ihracatını düşürdüğü, analiz şirketi Industrial Info Resources verilerine göre eylül ayı itibarıyla küresel rafineri kapasitesinin yaklaşık yüzde 12,1’inin devre dışı kaldığı kaydedildi.

Rafinerilerin kâr beklentileri ve hisse performansları yükseldi

JPMorgan tahminlerine göre Valero’nun üçüncü çeyrekteki vergi öncesi kârı, bir önceki çeyreğe kıyasla yüzde 50, 2022 ortasındaki rekor seviyeye göre ise yüzde 24 artışla 8,95 milyar dolara ulaşabilir.

Piper Sandler ise Marathon’un hisse başına kârının geçen yılın aynı dönemine kıyasla yedi kattan fazla artmasını bekliyor.

Şirketlerin mali sonuçlarının ekim sonu ile kasım başında açıklanması öngörülüyor.

Novi Labs petrol ürünleri piyasası analisti John Auers, şirketlerin mevcut elverişli ortamdan yararlandığını ifade etti.

Her üç üreticinin hisseleri perşembe gününü rekor seviyelerde tamamladı. 2026 başından itibaren değerleri iki katından fazla artan bu şirketlerin toplam piyasa değeri yaklaşık 224 milyar dolar yükseldi. Aynı dönemde S&P 500 endeksindeki artış ise yüzde 13 seviyesinde kaldı.

Auers, şirketlerin yüksek kâr marjlarını geçici gördüklerini, bu nedenle üretimi genişletmek amacıyla yatırıma yönelmekte acele etmediklerini aktardı.

ABD Başkanı Donald Trump ise temmuz ayında petrol şirketlerini aşırı yüksek gelirleri gerekçesiyle eleştirerek bu kazancın bir kısmını tüketicilere iade etmelerini talep etmişti.

Küresel arz açığı ABD ihracatını rekor seviyeye taşıdı

ABD rafinerileri, diğer ülkelerden yapılan sevkiyatlardaki aksamalar üzerine yaz aylarında akaryakıt ihracatını artırdı.

Reuters’ın aktardığı verilere göre, 7 Ağustos ile biten haftada ABD’den yapılan dizel ve fuel-oil ihracatı günlük 1,9 milyon varille rekor seviyeye ulaştı.

ABD ve Hindistan, daha önce Ortadoğu ile Rusya’dan sağlanan ürünlere bağımlı olan pazarlara yönelik sevkiyatlarını yükseltti.

Tesislerin tam kapasiteye yakın çalıştığı ABD’de yüksek üretim seviyesi küresel açığın dengelenmesine yardım ediyor.

Financial Times, temmuz ayındaki değerlendirmesinde yüksek kapasite kullanımının piyasayı kasırga, arıza ve beklenmedik gelişmelere karşı kırılgan hale getirdiğini, herhangi bir aksamanın ağır sonuçlar doğurabileceğini yazmıştı.

Uluslararası Enerji Ajansının (IEA) Financial Times tarafından aktarılan verilerine göre, ağustos ayı itibarıyla Ortadoğu’daki büyük rafinerilerden yapılan dizel ihracatı savaş öncesi dönemin dörtte birine geriledi; küresel petrol ürünleri üretimi ise geçen yılın aynı dönemine kıyasla günlük 4 milyon varilden fazla azaldı.

İşlenmiş akaryakıt piyasasının, rafineri kapasitesi açığı ve yüksek taşımacılık maliyetleri nedeniyle baskı altında kaldığı vurgulandı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Díaz-Canel: Küba teslim olmayacak

Yayınlanma

Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel Bermúdez, Barbados bombalaması anmasında yaptığı konuşmada, “Küba teslim olmayacak, Küba satılık değil” dedi.

Küba Komünist Parti Merkez Komitesi Birinci Sekreteri de olan Díaz-Canel, 6 Ekim sabahı Devrim Meydanı’ndaki José Martí Anıtı’nda düzenlenen toplantıyı bir anma etkinliği olarak nitelendirirken, bunun aynı zamanda bir direniş eylemi olduğunu da vurguladı.

Granma’da yer alan habere göre etkinlik, 73 insanın hayatına mal olan Barbados bombalı saldırısının kurbanlarına saygı olarak tertiplendi.

Cubana de Aviación’ın 455 numaralı uçuşu, Barbados’tan Jamaika’ya giden bir Küba uçuşuydu ve uçak 6 Ekim 1976’da düzenlenen bir bombalı saldırı sonucu düşürüldü.

Etkinlikte, Küba’ya yönelik diğer terör saldırılarının kurbanlarının aile üyeleri ve meslektaşlarının yanı sıra ulusal eskrim takımının genç üyeleri, FAR (Devrimci Silahlı Kuvvetler) ve Minint (İçişleri Bakanlığı) mensupları, akademisyenler ve toplumun çeşitli kesimlerinden önde gelen isimlerle bir toplantı düzenledi.

Küba lideri, “Bu, tarihsel hafızayı ön plana çıkardığımız bir buluşma; cezasızlığı kınadığımız bir an ve şu anda içinde bulunduğumuz karmaşık bağlamda inançlarımızı yeniden gözden geçirip pekiştirdiğimiz bir zaman,” dedi.

Díaz-Canel, bu olayın Küba halkına bıraktığı mirası inceleyerek, bunun bir ilham kaynağı olduğunu vurguladı.

Küba liderine göre bu miras, “zorluklar karşısında Devrimi savunmaya devam etmek, imparatorluğun emellerini reddetmek, bu soykırımcı ve terörist politikayı aşmak ve Küba Devrimi’nin kalıcı zaferini pekiştirmeye devam etmek için gereken direnişi ve cesareti güçlendirir.”

6 Ekim 1976’da Cubana de Aviación uçağının havada bombalanmasının ardından halkın yaşadığı “hüzünlü ama destansı” günleri hatırlatan Díaz-Canel, “bu iğrenç eylemin ardından kurbanların ailelerinin yaşadığı deneyimlerin yürek burkan niteliğini” vurguladı.

Küba lideri, “Bunca yıldır kalplerinizde ve zihninizde taşıdığınız o tanıklıklar, o deneyimler ve o yaşam öyküleri gerçekten yürek burkucu,” diye vurguladı.

Ona göre, José Martí Anıtı’nda gerçekleşen bu paylaşım, tüm Küba için, ama özellikle de Kübalı gençler için bir buluşmaydı; “çünkü gerçeklerimiz paylaşılmalı; tekrar tekrar dile getirilmeli. Cevapları bulabilmemiz için bunları yaşadığımız şu ana taşımalıyız.”

Küba lideri şöyle konuştu:

“Fakat gerçek şu ki, saldırıya uğrayanlar yenilgiye uğratılamadı; çünkü ne teslim oldular ne de teslim olacaklar. Savaştılar, savaşıyorlar ve savaşmaya devam edecekler. İşte bu nedenle, bu tarihsel hafızayı ve gerçekleri zihinlerimizde, kalplerimizde ve duygularımızda eksiksiz bir şekilde muhafaza etmenin ve bunları çocuklarımıza, torunlarımıza ve gelecek nesillere aktarmaya, paylaşmaya ve beslemeye devam etmenin önemi budur.”

Kurbanların ailelerine seslenen Díaz-Canel, “Sizin acınız bizim acımızdır; yalnız değilsiniz; anınız bizim anımızdır ve davanız tüm Küba’nın davası olmaya devam etmektedir. Elli yıl önce olduğu gibi aynı kararlılıkla Küba teslim olmaz, Küba satılık değil ve Küba unutmaz,” sözlerini yineledi.

Küba, Barbados saldırısının CIA ve ABD tarafından planlanıp uyguladığını savunuyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English