Avrupa
Zengin AB ülkeleri bütçede daha fazla kesinti istiyor

Kuzey Avrupa’daki bir grup zengin ülke, 2 trilyon avroluk AB bütçesinde sadece asgari düzeyde kesinti öngören bir öneriye karşı çıkıyor.
Güney Kıbrıs hükümeti tarafından AB Konseyi’nin altı aylık başkanlığı sırasında ortaya konulan, Avrupa Komisyonu’nun 2028-2034 dönemi için yaptığı öneride yüzde 2’lik (32,8 milyar avro) bir kesinti öngören plan, Almanya ve Hollanda dahil olmak üzere “mali açıdan muhafazakâr” ülkelerin taleplerini karşılamıyor.
Hollanda Maliye Bakanı Eelco Heinen, ‘negobox’ olarak bilinen Kıbrıs’ın müzakere belgesinin yayınlanmasının ardından Perşembe günü yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Bu plan karşılanamaz, dengesiz ve yanlış odaklanıyor. Avrupa genelinde mali alanın sınırlı olduğu ve zorlu seçimlerin kaçınılmaz olduğu bir dönemde, toplam hacim hâlâ çok yüksek. Hollanda için bu, kabul edilemez bir durumdur.”
AB’nin 27 ülkesi, Nisan 2027’de yapılacak Fransa seçimlerinin herhangi bir anlaşmayı bozmak isteyebilecek aşırı sağcı bir cumhurbaşkanını iktidara getirmesi ihtimaline karşı, aralık ayına kadar kendi aralarında bir bütçe anlaşmasını sonuçlandırmak için yarışıyor.
Çok yıllık mali çerçeve olarak bilinen bütçe, tarım sübvansiyonlarından yol yapımına ve kültürel projelere kadar bloğun merkezi harcamalarını düzenliyor.
Güney Kıbrıs’ın Avrupa işlerinden sorumlu bakan yardımcısı Marilena Raouna, “Bunlar masaya konulan ilk rakamlar; bunun ne anlama geldiği konusunda çok pragmatik ve gerçekçi davrandık, fakat bu bir müzakere temeli oluşturuyor,” dedi.
Lafkoşa’nın değişiklik önerileri, çok daha küçük bir bütçe havuzunu destekleyen bir grup Kuzey Avrupa ülkesinin muhalefet kampanyasını tetikledi.
Öte yandan İtalya, İspanya ve Polonya’nın önderlik ettiği, daha büyük bir bütçeyi destekleyen güney ve doğu ülkelerinden oluşan rakip blok, Lefkoşa’nın değişikliklerini, özellikle de çiftçi sübvansiyonlarının ve bölgesel ödemelerin kesintilerden korunmasını, genel olarak memnuniyetle karşıladı.
Bu durum, bütçenin büyüklüğüne odaklanacak olan önümüzdeki cuma günü yapılacak AB liderleri zirvesi öncesinde gerginlik yaratıyor.
Güney Kıbrıs’ın önerisi müzakerelerin bir sonraki aşamasına yön verecek olsa da, kritik ülkelerin planı revize etmek için hâlâ bolca zamanı var.
İrlanda, temmuz ayından yıl sonuna kadar başkanlığı devralacak ve AB’nin 27 ülkesini bir uzlaşma noktasına yaklaştırmakla görevlendirilecek.
Komisyon’un önerisi, müzakere kutusunda değiştirilmemiş olan Covid dönemi borç geri ödemeleri dahil olmak üzere yaklaşık 2 trilyon avro değerinde.
AB ülkeleri arasındaki görüşmeleri yöneten ve değişiklik taslaklarını hazırlayan Kıbrıs Konsey başkanlığı, tarım ve bölgesel ödemeler için daha fazla para isteyen on altı ülkeden oluşan koalisyonu ile radikal kesintiler talep eden rakip kampı memnun etmek için ince bir çizgide yürüdü.
Lefkoşa’nın AB Büyükelçisi Christina Rafti, bu hafta 26 meslektaşıyla ikili görüşmeler yaparak müzakere paketi için siyasi destek aradı.
Fakat bu, Almanya ve tutumlu müttefiklerinin öfkesini dindirmek için yeterli olmadı. Bir AB diplomatı, “Çok uzağız. Yüzde 20’lik bir kesinti istiyorduk, ancak yüzde 2 aldık,” dedi.
Bir başka aksilik olarak, Kıbrıs en büyük kesintilerini (yüzde 3,9) yenilikçi firmaları finanse eden 410 milyar avroluk bir fon olan Avrupa Rekabet Edebilirlik Fonu ile kalkınma yardımlarını yönlendiren Küresel Avrupa Fonu’na uyguladı.
Bu durum, geleneksel olarak en önemli görülen politika alanlarından savunma ve endüstriyel rekabet gücü gibi yeni zorluklara doğru kaynak aktarılmasını destekleyen Kuzey ülkeleri arasında tepki yarattı.
Hollanda’dan Heinen yaptığı açıklamada, “Teklif, yarının zorlukları pahasına dünün önceliklerini finanse ediyor. Bu, tam olarak nasıl ilerlemememiz gerektiğini gösteriyor,” diye yazdı.
Çoğunlukla güney ve doğu ülkelerine fayda sağlayan ve toplam bütçenin yarısından biraz azını oluşturan çiftçi sübvansiyonları ve bölgesel ödemeler kesintilerden muaf tutuldu.
Kıbrıs önerisinin destekçileri, bu politika alanlarının Komisyon’un önerisinde zaten küçültülmüş olduğu için kesintiye uğratılmaya istek olmadığını iddia ediyor.
Tarım ve bölgesel ödemelerin toplam payı, 2021-2027 mevcut bütçesindeki yüzde 60’tan, revize müzakere metninde yüzde 41,4’e geriledi.
Raouna, “Bazı üye devletlerin bütçede kapsamlı bir kesinti istediklerini çok net bir şekilde ifade ettikleri doğru [fakat] bu seviyenin korunmasını veya bazı noktalarda [bütçenin] artırılmasını savunan başka üye devlet grupları da vardı,” diye ekledi.
Değişikliklerin savunucuları ayrıca, AB ödemeleri ile kuzey ülkelerin temel talebi olan demokratik reformlar arasında daha güçlü bir bağlantı olacağını savunuyor.
Fakat bu açıklama tutumlu ülkeleri ikna etmedi. Bir başka AB diplomatı, “Tüm değişiklikler tek bir yöne gidiyor. Odadaki dinamik açısından endişe verici olan da bu,” dedi.
Güney ve doğu bloğu için bir başka zafer olarak, Güney Kıbrıs başkanlığı, Yunanistan, Portekiz ve Baltık ülkeleri dahil olmak üzere, gayri safi milli geliri AB ortalamasının yüzde 90’ının altında olan 15 ülkeye yapılacak ödemeleri 5 milyar avro artırdı.
Bu ek fonu finanse etmek için Lefkoşa, AB’nin önceliklerine yatırım yapmak ve krizleri yönetmek için Komisyon tarafından yönetilen bir fon olan AB mekanizmasını kesmeyi önerdi.
Bu değişiklik, esnekliği feda ederek AB ödemelerini fiilen artırıyor; esneklik ise kuzey bloğunun bir başka önceliği.
Üçüncü bir AB diplomatı, “Böyle bir öneri, herhangi bir uzlaşma noktasından çok uzak. Miktar hâlâ çok fazla,” dedi.
Avrupa
Sol Parti’de “çete lideri” krizi

Berlin’de eyalet seçimlerini birinci sırada bitiren Sol Parti, zafer partisine katılan isimler nedeniyle kriz yaşıyor.
Partinin Federal Meclis üyesi Ferat Koçak, suç dünyasıyla olan bağlantılarına yönelik eleştirilerin ardından parlamento görevlerinden ayrılıyor.
Partinin meclisteki grup başkanı Sören Pellmann, “Ferat Koçak, tam şeffaflık sağlanana kadar bir sonraki duyuruya kadar geri çekileceğini bize bildirdi. Gelişmeleri bekleyip göreceğiz,” dedi.
Pellmann, Koçak’ın bir sonraki duyuruya kadar Federal Meclis İçişleri Komisyonu toplantılarına da katılmayacağını söyledi. Koçak ayrıca şimdilik kamuoyu önüne çıkmaktan da kaçınacak.
Pellmann, olası diğer sonuçların “daha sonra birbirimizle dayanışma içinde” tartışılacağını belirtti.
Koçak, organize suçla ilişkilendirilen Remmo aşiretinin bir üyesiyle yazışmaları nedeniyle eleştirilere maruz kaldı.
Söz konusu olay, özellikle Koçak ile aile reisi Issa Remmo’nun oğlu Firas Remmo arasındaki mesajlaşmayı içeriyor.
Koçak, “birçok kişiyle” mesajlaştığı için muhatabının kim olduğunu bilmediğini iddia etti. Issa Remmo’ya gönderdiği selamları ise “nezaket” olarak nitelendirdi.
Aynı zamanda Sol Partili milletvekili, “organize suçla bağlantılı” kişilerle temas kurmanın “hiçbir şekilde haklı gösterilemeyeceğini” belirtti.
Koçak’a yöneltilen suçlamalar, Issa Remmo’nun Berlin Eyalet Meclisi seçimlerinin yapıldığı akşam Berlin’in Neukölln semtinde düzenlenen Sol Parti’nin seçim partisine katılmış olması nedeniyle daha da ağırlaştı.
Sol Parti, Remmo’nun davet edilmediğini ve dışarı çıkarıldığını belirterek olaydan uzak durdu.
Bunun üzerine diğer partiler, Koçak’ın Bundestag’daki Sol Parti milletvekili grubundan ihraç edilmesini talep etti.
Koçak daha önce, şüpheleri gidermek ve ekibiyle istişare ederek iletişim yöntemlerini gözden geçirmek için zaman ayırmak istediğini açıklamıştı.
Bu durum, kendi partisi içinde de eleştirilere yol açtı. Örneğin, uzun süredir Federal Meclis üyesi olan ve parlamentonun eski başkan yardımcısı Petra Pau, X’te yaptığı açıklamada, “Şu anda ‘zaman ayırmak’ aslında ne anlama geliyor? Artık sorumluluk alın,” dedi ve bu durumda, “artık saflığa inanamayacağını” söyledi.
Sol Parti’nin federal genel sekreteri Janis Ehling ise şöyle konuştu:
“Bu durumda olduğu gibi, bağlantılarla ilgili en ufak bir izlenim bile partimizin itibarına zarar veriyor.”
Fakat Pau’nun aksine, Ehling, Koçak’ın iddialara yanıt vermek için zaman ayırmayı planladığını duyurmasını övdü.
Yeşiller’in milletvekili grubu başkanı Katharina Dröge de Sol Parti’nin milletvekili grubuna Koçak’ı ihraç etmeleri için çağrıda bulunmuştu.
Dröge, Sol Parti’ye “Bay Koçak’ın Sol Parti milletvekili grubunun bir parçası olmaması” yönünde tavsiyede bulunacağını söyledi.
Aynı zamanda Dröge, Koçak’a yönelik eleştirileri, partisinin Sol Parti’nin kendi saflarındaki “antisemitizmle mücadele” konusunda yeterince çaba göstermediğine dair suçlamalarıyla ilişkilendirdi.
Remmo’nun da katıldığı Neukölln seçim partisine İsrail karşıtı aktivist İbrahim İbrahim de katıldı.
Fotoğraflarda Koçak, Alman devletinin “terör örgütü” olarak sınıflandırdığı Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) mensubu olduğu öne sürülen İbrahim ile görülüyor.
Dröge, Koçak’ın “terörizmi yücelten, İsrail Devleti’nin varlığını sorgulayan ve “antisemitik olaylarla” tanınan kişilere yakınlığı nedeniyle” defalarca dikkat çektiğini söyledi.
Ondan önce, Yeşiller’den birkaç önde gelen siyasetçi, Sol Parti’nin “antisemitik” görüşlere sahip parti üyelerini ihraç etmesini talep etmişti.
Bu talepte bulunanlar arasında Yeşiller’in Avrupa işlerinden sorumlu politikacısı Sergey Lagodinsky ve Federal Meclis Başkan Yardımcısı Omid Nouripour da yer alıyordu.
Baden-Württemberg Eyalet Başbakanı Cem Özdemir (Yeşiller) ise Sol Parti “antisemitizmden” kesin bir şekilde uzaklaşmadığı sürece kendi partisini bu parti ile koalisyon kurmaması konusunda uyardı.
Bu mesele, iki eyalette eyalet hükümetlerinin kurulmasını zorlaştıracak gibi görünüyor: Hem Mecklenburg-Batı Pomeranya’da hem de Berlin’de yapılan eyalet seçimlerinin ardından Yeşiller, SPD ve Sol Parti arasında görüşmeler sürüyor.
Mecklenburg-Batı Pomeranya’da hedef SPD liderliğindeki, Berlin’de ise hedef Sol liderliğindeki bir koalisyon.
Sol Parti, tabanındaki Filistin yanlısı aktivistlerin “antisemitizme ya da İsrail’e karşı nefrete” kaydığı yönündeki suçlamaları reddetti.
Sol Parti’nin baş adayı Elif Eralp, “Şiddet ve terörizmi kutlamak kesinlikle kabul edilemez. Yahudilerin –tıpkı Müslümanlar, queer bireyler ve şehrimizdeki herkes gibi– kendilerini güvende hissedebilmelerini sağlamak için elimden gelen her şeyi yapacağım,” dedi.
Avrupa
Kallas, Kızıldeniz görevi için daha fazla savaş gemisi istedi

Kaja Kallas, AB’nin Kızıldeniz’deki deniz taşımacılığını korumaya yönelik deniz misyonunun genişletilmesini istedi.
Gemilerinin sayısını 10’un üzerine çıkarmak zorunda kalacağını belirten AB dış politika şefi, pazartesi günü yaptığı açıklamada, şu anda bölgede o kadar çok gemi bulunmadığını da ekledi.
AB’nin Aspides misyonu, deniz taşımacılığını Yemen direnişinin misillemelerinden korumak amacıyla 2024 yılında başlatılmıştı.
Diplomatlar, şu anda altı savaş gemisinin görev yaptığını belirtiyorlar.
Kallas, Birleşmiş Milletler’de düzenlenen dünya liderlerinin yıllık toplantısının kenarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Aspides uygulamaya konulduğunda, en az 10 gemiye ihtiyaç olduğu belirtilmişti. Bence şu anda durum daha da ciddi,” dedi.
Ensarullah (Husiler) milisleri son haftalarda Kızıldeniz kıyılarında hızlı ilerlemeler kaydetti.
Bu durum, ABD-İran savaşı nedeniyle trafiğin zaten azaldığı Hürmüz Boğazı’nı da içeren bölgedeki güzergâhları daha da karmaşık hale getirdi.
Aspides misyonunun kilit ülkelerinden biri olan İtalya, geçen perşembe günü kendi gemileri için bölgede bir deniz misyonu hazırladığını duyurdu ve AB’nin yeni krize yanıt vermesini bekleyemeyeceğini belirtti.
Kallas, Husi saldırılarının Avrupa’nın çıkarlarını etkilediğini ve küresel ekonomiye yansıdığını belirtti:
“AB’nin Aspides operasyonu, bölgedeki güvenliğe ve küresel deniz taşımacılığına hayati bir katkı sağlıyor; fakat operasyona, bölgedeki artan tehdit düzeyiyle başa çıkabilmek için daha fazla deniz ve hava gücü gerekiyor.”
Kallas, 19 Eylül’de AB’nin 27 üye ülkesine bir mektup göndererek katkılarınızı artırmalarını istedi.
Mektupta, konunun yaklaşan savunma ve dışişleri bakanları toplantılarında ele alınacağını belirtti ve şunları söyledi:
“Şu anda da gelişmeye devam eden bu durum, tedarik zincirlerimize yansımalarıyla Avrupa’nın çıkarlarını şimdiden etkiliyor ve zaten artan yakıt fiyatlarından darbe almış ekonomilerimizi destekleme kabiliyetimizi de olumsuz etkileyebilir. Şu an için Husiler yalnızca Suudi Arabistan’la bağlantılı hedefleri vuracaklarını belirtse de, Boğaz’dan geçen gemilere yönelik eylemleri konusunda belirsizlik var. Her halükarda, artık deniz taşımacılığına zarar verme potansiyeli açısından daha avantajlı bir konumdalar.”
Avrupa
AfD lideri Weidel: Sol Parti zenginleri vuracak

Almanya için Alternatif (AfD) lideri Alice Weidel, Die Linke’nin (Sol Parti) “zenginleri vuracağını, kapitalistleri mülksüzleştireceğini” öne sürdü.
Berlin ve Mecklenburg-Batı Pomeranya’da seçimlerin yapıldığı pazar günü ZDF televizyonunda canlı yayına katılan AfD lideri, Berlin seçimleriyle ilgili konuştu.
Weidel, Sol Parti’nin Berlin’de “CDU’nun ‘güvenlik duvarı’ politikası yüzünden en güçlü unsur haline geldiğini” savundu.
Daha sonra Weidel, Sol Parti’nin “mülksüzleştirmeyi, zenginleri vurmayı, kira tavanları yoluyla kapitalistlere baskı uygulamayı, başka bir deyişle planlı sosyalizmin unsurlarını uygulamayı” istediğini ileri sürdü.
ZDF sunucusu Shakuntala Banerjee şaşkın göründü ve bu iddianın yeniden “doğrulanması” gerektiğini açıklayarak, “‘Zenginleri vurmak istiyor’ mu?” diye sordu.
Aslında Weidel, 2020’de Sol Parti’nin düzenlediği bir etkinlikte Berlinli üye Sandra L.’nin sözlerine işaret ediyor gibi görünüyor. O dönemde, sözlerinin yer aldığı bir video internette yayıldı.
Olay, Kassel’de düzenlenen bir parti strateji konferansında yaşandı. Tartışma aslında enerji politikası üzerindeyken Sol Partili şöyle dedi: “Enerji dönüşümü, devrimden sonra da gereklidir. Ve zenginlerin yüzde birini vursak bile, yine de evlerimizi ısıtmak isteyeceğiz.”
O sırada orada bulunan Sol Parti’nin o dönemki eşbaşkanı Bernd Riexinger, zorla çalıştırma konusunda bir şaka yaparak, “Sadece şunu eklemek istedim: Onları vurmayız; onları yararlı işler yapmaya zorlarız,” cevabını vermişti.
Daha sonra Sandra L., dpa’ya yaptığı açıklamada sözlerini geri çekmiş ve “Bu, siyasi görüşlerimle tamamen çelişiyor; insanlara yönelik şiddetten tiksiniyorum,” demişti.
Riexinger de daha sonra bu yorumu “hemen ve kesin bir şekilde reddetmediği” için pişmanlığını dile getirmişti.
Sol Parti’nin hiçbir seçim bildirgesinde zenginlerin veya süper zenginlerin “idam edilmesi” çağrısı yer almıyor. Parti, hukukun üstünlüğüne ve “özgür demokratik temel düzene” bağlı olduğunu söylüyor.
Ortadoğu2 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya2 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya1 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Milanovic: Küresel neoliberalizm bitti, yeni bir evreye geçtik
Asya2 hafta önceİran ile Çin arasında milyarlarca dolarlık gizli ticaret ağı
Avrupa1 hafta önceWolfgang Streeck: Oyun zamanı sona erdi, durum ciddi
Asya2 hafta önceYatırımcılar DeepSeek payı için yüksek komisyonları göze alıyor
Rusya1 hafta önceFransa, Rus milyarder Usmanov için AB yaptırımlarının kalkmasını istedi











