Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Bright Star 23: ABD’nin ‘ya hep ya hiç’ politikası değişiyor mu?

Yayınlanma

ABD ve Mısır tarihlerindeki en büyük ortak tatbikat yarın sona eriyor.

Parlak Yıldız 2023 (Bright Star 23) tatbikatı Mısır’ın kuzeybatısındaki El-Alemeyn bölgesinde yer alan Muhammed Necib Askeri Üssü’nde 31 Ağustos’ta başladı. Mısır ordusu 26 Ağustos’ta yaptığı açıklamada söz konusu tatbikata 34 ülke ve 8 bin askerin katılacağını duyurmuştu. ABD ve Mısır hava, kara ve deniz unsurlarının katılımıyla 1980’den beri iki yılda bir yapılan tatbikatta 1995’ten beri diğer dost ülkeler de yer alıyor.  

Bu yıl 18. düzenlenen tatbikat 2020 yılında Kovid-19 salgını nedeniyle kesintiye uğramış, 2021 yılında ise 21 ülkenin katılımıyla yapılmıştı.

Aşağıda çevirisini okuyacağınız analiz, 40 yılı aşkın süredir düzenlenen bu tatbikatın neden bu yıl daha görkemli ve yoğun katılımla yapıldığını açıklamaya çalışıyor. ABD-Mısır ilişkilerine mercek tutan analize göre tatbikat ABD’nin yıllardır bölge ülkelerine dayattığı “ya benimlesin ya karşımda” politikasının değişmekte olduğunun işareti.

***

Mısır’da artırılan askeri tatbikatlar ABD’nin müttefikini yakınında tutma arzusunu yansıtıyor

Amr Emam

ABD, Mısır ve diğer 32 ülkeden binlerce askeri bir araya getiren tatbikatlar ABD’nin, ayyuka çıkan farklılıklara rağmen müttefikini yakınında tutma arzusunu yansıtıyor.

Mısır’ın Batı Çölü’nde ABD, Mısır ve diğer 32 ülkeden binlerce askeri bir araya getiren askeri tatbikat devam ediyor. Muhammed Necib Askeri Üssü’nde, 31 Ağustos’ta başlayan Parlak Yıldız 2023 (Bright Star 23) tatbikatı, 1981’de başlatıldığından bu yana Mısır ve ABD arasında yapılan en büyük askeri tatbikat olma özelliğini taşıyor.

Tatbikatın yapıldığı üs, Orta Doğu ve Afrika’daki en büyük üs olma özelliğini taşıyor. Libya sınırından yüzlerce kilometre uzakta bulunan üs, Kaddafi sonrası Libya’daki kargaşaya ve Türkiye’nin Kuzey Afrika ülkesinde varlık ve nüfuz kazanma girişimlerine yanıt olarak Temmuz 2017’de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi tarafından açıldı.

Aralarında 1.500 ABD askerin de bulunduğu katılımcı ülkelerden binlerce asker, 14 Eylül’e kadar konvansiyonel ve düzensiz savaş senaryolarında birlikte çalışma ve bölgesel güvenlik ve işbirliği konularında eğitim görecek.

İki yılda bir düzenlenen bu askeri tatbikat, dünden bugüne Kahire ve Washington arasındaki ilişkilerin bir göstergesi oldu.

Bu yıl tatbikatın yoğunluğu, katılan asker sayısı ve Amerikan yetkililerinin tatbikata verdiği önem, Washington’da Barack Obama’nın Amerikan diktasına boyun eğmeyen müttefiklere karşı uyguladığı cezalandırıcı politikalarda değişikliğe işaret ediyor.

Washington’un ruh halinin göstergesi

Kökleri Mısır ve İsrail arasındaki ABD destekli 1978 Camp David Anlaşmalarına uzanan Parlak Yıldız, terörle mücadelede Mısır-Amerikan işbirliğini vurguluyor, şiddetin yayılmasını önlemeye ve bölgesel güvenliği teşvik etmeye odaklanıyor.

Yine de bu tatbikat, Washington’ın, Mısır’ın dış ve iç politikalarına onay veya ret ölçütü işlevi görüyor.

Washington’da Kahire’nin tutumundan memnuniyetsizlik duyulduğunda tatbikat iptal ediliyordu.

Tatbikat, 2009’dan sonra tamamen durdu ve 2017’ye kadar, 2011 de dahil uzun süreli Başkan Hüsnü Mübarek’e karşı yapılan halk ayaklanmasıyla birlikte, yaşanan karışıklıklar nedeniyle yapılmadı.

2013 yılında dönemin ABD Başkanı Barack Obama, Mısır polisinin İslamcı Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin destekçilerinin bulunduğu iki kampa yönelik baskınları protesto etmek amacıyla Parlak Yıldız tatbikatını iptal etti.

2015 yılında, Mursi’nin halk desteğiyle ordu tarafından devrilmesi de Mısır’daki siyasi gelişmeler nedeniyle tatbikat yapılmadı.

Tatbikat ancak 2017’de, dönemin başkanı Donald Trump’ın Mısır’ın es-Sisi’si ile ‘iyi bir kimya’ olarak adlandırdığı, Mısır-ABD ilişkilerinde yeni bir sayfa açıldığı dönemde yeniden başladı.

Tatbikat bu yıl, ABD ile Mısır arasındaki ilişkiler bir kez daha sınanırken düzenleniyor.

ABD, son iki yılda Mısır’daki insan hakları koşullarını ve “Kahire’nin ifade özgürlüğüne müdahalesi” olarak tanımladığı durumu açıkça eleştiriyor.

Ukrayna savaşının etkileri

Bu arada Ukrayna’daki savaş, savaş alanlarından çıkan soğuk savaş rüzgarlarının Washington’daki karar alma çevrelerine yayılmasına neden oluyor.

Washington’daki stratejistler bir kez daha diğer ülkeleri ya ABD’nin yanında (Rusya’ya karşı) ya da karşısında (Rusya ile birlikte) diye kategorize etmeye hazır.

Ancak Kahire’nin Amerikan dünya görüşüne tamamen uyum sağlaması giderek zorlaşıyor.

Ukrayna’daki savaş, Mısır’ı milyarlarca dolarlık turizm gelirinden mahrum ederek, ithalat için daha fazla para ödemek zorunda bırakarak ve gıda güvenliğini tehlikeye atarak şimdiden Mısır’a ağır bir bedel ödetti.

Mısır, Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) yeni bir kredi talep etmek zorunda kaldı, geçen yıldan bu yana üç kez para biriminin değerini düşürdü ve borçların geri ödenmesi gibi uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmesini engelleyen finansman açığını kapatmak için varlıklarını yerli ve yabancı özel sektöre satmak zorunda kaldı.

Çatışmanın her iki tarafına da katılmanın hiçbir faydasını görmeyen Mısırlı karar alıcılar, çatışmanın çözümü için diyalog çağrısında bulunuyor. Ülkelerini kalkındırmaya ve artan nüfusunu beslemeye odaklanmak istiyorlar ve Mısır’la hiçbir ilgisi olmayan bir savaş çarkının dişlisi olmakla ilgilenmiyorlar.

Washington, Kahire’nin çatışmadaki tarafsızlığından hoşnut değil ve Mısır’ı bu tutumunun bedelini ödeyebileceği konusunda açıkça uyardı.

Önemli ortak

Mısır aynı zamanda ABD ile ilişkilerini de sürdürmek istiyor.

Ne de olsa Amerika’nın mali desteği (1978’den bu yana askeri yardım olarak yaklaşık 50 milyar dolar ve ekonomik yardım olarak 30 milyar dolar) Mısır ekonomisinin gelişmesi ve dünyanın en güçlü 14. ordusu olan Mısır ordusunun modernizasyonu için hayati önem taşıyor.

ABD Mısır’a büyük yatırımlar yapıyor; Amerikan şirketleri enerji, altyapı, tarım ve turizm gibi Mısır ekonomisinin tüm sektörlerine 24 milyar dolara yakın yatırım yaptı.

ABD aynı zamanda yıllık 9,1 milyar dolarlık ticaret hacmiyle Çin’den sonra Mısır’ın en büyük ikinci ticaret ortağı.

Amerika’nın Mısır’daki siyasi, güvenlik ve ekonomik yatırımları da bu Arap ülkesinin ABD için önemini yansıtıyor.

Süveyş Kanalı’nı kontrol eden ve işleten Mısır, bölgesel güvenlik ve istikrarda önemli rol oynamanın yanı sıra terörizm ve aşırıcılığa karşı savaşta önemli bir ortak ve bölgedeki dini ılımlılığın kilit bir savunucusu.

ABD ile istihbarat düzeyinde işbirliği yapıyor ve Gazze Şeridi’ndeki Filistinliler ile İsrail arasındaki gerilim de dahil bölgesel gerginliklerin önlenmesinde etkili olabiliyor.

İsrail ile 1979’da imzaladığı barışı koruyor, Libya ve Lübnan gibi bölgedeki sıcak noktalardaki yangınların söndürülmesine yardımcı oluyor.

Bağımsız rota

Geçen iki yıl içinde Mısır, ABD’den gelen Rusya karşıtı kampa katılması yönündeki baskılara direndi. Ayrıca ABD yönetiminin Ukrayna’ya roket ve füze gibi silah sağlama taleplerine de direndiği bildiriliyor.

Mısır’ın ABD taleplerini reddetmesinin ardında Moskova ile olan köklü ilişkileri ve anlaşmazlık içinde olduğu ülkeler de dahil diğer ülkelerle dengeli ilişkiler sürdürmek istemesi yatıyor.

Rusya da Kahire için önemli. Önemli bir silah tedarikçisi, Mısır’da büyük yatırımları var ve birçok bölgesel dosyada Kahire ile birlikte çalışıyorlar.

Rus mühendisler şu anda Mısır’ın batısında bir nükleer enerji santrali inşa ediyor. 30 milyar dolara mal olan bu tesisin 25 milyar doları uygun şartlı Rus kredisiyle sağlanıyor.

Rusya ayrıca Süveyş Kanalı bölgesinde, önümüzdeki on yıllarda Mısır’da ekonomik kalkınmanın ana itici gücü olması hedeflenen büyük bir sanayi bölgesi inşa ediyor.

Soğuk Savaş zihniyeti

Mısır tüm yumurtaları tek bir sepete koyma dersini zor yoldan öğrenmiş gibi görünüyor.

Barak Obama yönetimi 2013 yılında, Mısır ordusu ve polisi Sina’da IŞİD’in bir koluyla yoğun bir şekilde savaşırken, Apache saldırı helikopterleri, Harpoon füzeleri, M1-A1 tank ekipmanları ve F-16 savaş uçakları gibi büyük kalemler de dahil Mısır’a askeri ve ekonomik yardımı kesmişti.

Kahire’deki karar alıcılar arasındaki muhtemel görüş, Washington’daki bazı kişilerin kafasında yaşayan Soğuk Savaş zihniyetinin hem modasının geçtiği hem de hızla gelişen dünyaya uygun olmadığı yönünde.

Mısır, silah ve gıda kaynaklarını çeşitlendirmenin yanı sıra, Batı’nın hegemonik uygulamalarını dengelemeyi amaçlayan yeni uluslararası ittifakların da bir parçası olmaya çalışıyor.

Gelecek yıl ocak ayından itibaren BRICS’e katılacak olan Mısır, pratikte çok kutuplu hale gelen dünyada alternatiflere kapı açması için bu yeni ittifaka büyük umut bağlıyor.

Belki de Washington’daki bazı kişiler, gözlerini bu yeni gerçeklere ve Kahire’deki politikaları şekillendiren yeni zihniyete açıyorlardır; bu nedenle Obama’nın birkaç yıl önce bölgenin eksenlerinden biriyle uğraşırken izlediği düzeltici politikanın yerine Mısır’la kur yapmayı bir politika seçeneği olarak koyuyor olabilirler.

Belki de Washington’daki bazı kişiler bu yeni gerçekleri ve Kahire’deki politikaları şekillendiren yeni zihniyeti de göz önüne alıyorlar, bu yüzden bölgenin önemli oyuncularından biri ile ilgili birkaç yıl önce Obama’nın izlediği rota düzeltici politika yerine yakınlaşmayı bir politika seçeneği olarak değerlendiriyor olabilirler.

Ortadoğu

Kuveyt iki İranlı diplomatı istenmeyen kişi ilan etti

Yayınlanma

Kuveyt, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarının ardından iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” ilan etti ve ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verdi. İran ise ABD’nin son saldırılarında Kuveyt ve Bahreyn topraklarının kullanıldığını belirterek iki ülkenin siyasi liderliğini doğrudan sorumlu tuttu.

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarına tepki olarak iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan etti. Diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verildi.

Bakanlık, iki İranlı diplomatik personelin görevine son verildiğini ve sınır dışı edilmelerine karar verildiğini açıkladı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamad Süleyman el-Maşan, İran’ın Kuveyt Maslahatgüzarı Hamid Yakubi Far’ı bakanlığa çağırdı ve saldırıları kınayan resmi protesto notasını kendisine iletti.

Kuveyt yönetimi, füze saldırılarının ülkenin egemenlik haklarını ihlal ettiğini belirtti. Yetkililer, Kuveyt’in kendisini savunma konusunda “tam ve doğal bir hakka” sahip olduğunu vurguladı.

İran tarafı ise operasyonun, kendisine yönelik düşmanca eylemlerde kullanılan yabancı askeri unsurlara ev sahipliği yapan Kuveyt’e karşı “meşru bir yanıt” olduğunu ifade etti.

Saldırılar havalimanı ve askeri tesislerin yakınlarını vurdu

İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından düzenlenen saldırıların, batılı güçlerin lojistik merkezi olarak değerlendirilen Kuveyt Uluslararası Havalimanı çevresi dahil kritik stratejik tesisleri hedef aldığı bildirildi.

Kuveytli yetkililer, havalimanındaki Terminal 1’in füze saldırıları nedeniyle ağır hasar gördüğünü açıkladı. Yetkililer, saldırılarda 1 kişinin hayatını kaybettiğini, 63 kişinin yaralandığını bildirdi.

İran füzelerinin asıl hedefinin ise İran’a yönelik hava saldırılarında kullanıldığı belirtilen Ali el-Salem ve Arifcan hava üsleri olduğu kaydedildi.

Bu nedenle, sivil havalimanında meydana gelen ağır hasarın, İran füzelerini önlemeye çalışırken başarısız olan Kuveyt hava savunma sistemine ait bir önleme füzesinden kaynaklanmış olabileceği ihtimali gündeme geldi.

Aynı gece İran Devrim Muhafızları’nın Kuveyt ile eş zamanlı olarak Bahreyn’deki hedeflere de füze fırlattığı aktarıldı.

İran Kuveyt ve Bahreyn’i sorumlu tuttu

İran Dışişleri Bakanlığı, ABD ordusunun Keşm Adası’ndaki bir telekomünikasyon kulesi ile Hürmüz Boğazı’ndaki bir petrol tankerini hedef alan son bombardımanlarına tepki gösterdi.

Bakanlık, ABD uçakları ile füzelerinin Bahreyn ve Kuveyt topraklarından çıkış yaptığını tespit ettiklerini açıkladı. İran, her iki ülkenin siyasi liderliğini bu saldırılardan doğrudan sorumlu tuttuğunu bildirdi.

İran Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin söz konusu eylemlerinin 8 Nisan’da sağlanan ateşkesi açık biçimde ihlal ettiğini belirtti. Bakanlık ayrıca bu saldırıların Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ulusal egemenliği güvence altına alan 2. Maddesinin 4. Fıkrasına aykırı olduğunu ifade etti.

Tahran yönetimi, gelecekte yaşanabilecek herhangi bir saldırganlığa karşı, saldırının çıkış noktası olan ülkeleri doğrudan hedef alacak şekilde tüm savunma kapasitesini seferber edeceği uyarısında bulundu.

Şubat ayı sonlarında İran’a karşı başlayan ABD-İsrail savaşı bölgedeki gerilimi yüksek seviyede tutmayı sürdürüyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

Yayınlanma

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.

İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.

Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.

İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.

Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.

Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.

Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.

Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.

Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.

Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.

İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.

Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.

Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı

ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.

Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.

Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.

Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.

Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.

İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.

Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

Yayınlanma

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.

ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.

Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.

Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.

CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.

Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.

Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:

“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”

Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.

Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.

CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.

Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.

Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.

Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.

“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı

ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.

Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.

Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.

Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English