Diplomasi
Stoltenberg’in Ukrayna planı NATO üyelerinden tam destek alamadı

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ittifakın Ukrayna’yı finanse etme ve silahlandırma yöntemlerinde bir ‘devrim’ yapmak istiyor, fakat 100 milyar dolarlık fon planı çarşamba günü NATO dışişleri bakanlarından istediği karşılığı alamadı.
Genel sekreterin fikri, beş yıllık 100 milyar avroluk bir fon oluşturarak ve ittifakın Kiev’e silah sağlama konusunda daha fazla yük üstlenmesini sağlayarak Ukrayna’ya yapılacak askeri yardımın siyasi değişimlerden ve belirsizlikten arındırılmasıydı.
Stoltenberg toplantı öncesinde yaptığı açıklamada, “Ukrayna’ya uzun vadede güvenilir ve öngörülebilir bir güvenlik yardımı sağlamalıyız. Böylece gönüllü katkılara daha az, NATO taahhütlerine daha çok güveneceğiz. Kısa vadeli tekliflere daha az, çok yıllı taahhütlere daha çok güvenmeliyiz,” dedi.
Stoltenberg’in planının arkasındaki itici güç, Cumhuriyetçi Parti’den bazı Kongre üyelerinin ve başkan adayı Donald Trump’ın direnişi nedeniyle 60 milyar dolarlık askeri yardım tasarısının Kongrede yasalaşmadan kaldığı Washington’da yaşananlar.
NATO’nun Ukrayna’daki resmi rolü tamamen değişecek
Stoltenberg Trump’ın adını anmaktan kaçınsa da Washington’daki durumun endişe verici olduğunu açıkça belirtti.
“ABD’nin Ukrayna’ya daha fazla destek sağlama kararında geciktiği her günün savaş alanında sonuçları olacaktır,” diyen Stoltenberg, Rusya’nın artık Ukrayna’dan daha fazla silah kullanabildiğini de sözlerine ekledi.
POLITICO’ya göre genel sekreterin planı, NATO’nun mevcut rolünü ‘altüst edecek.’ İttifakın 32 üyesinin çoğu, Ukrayna’ya silah sevkiyatını organize eden ABD liderliğindeki ‘Ramstein Grubu’ aracılığıyla Ukrayna’ya askeri yardım ve nakit para sağlıyor.
NATO’nun bu kurumun sorumluluğunu üstlenmesi, ittifakın önceki rolünün, yani Ukrayna’ya sadece ‘ölümcül olmayan yardımlara’ odaklanmasının’ ötesine geçmesi anlamına gelecek.
Stoltenberg, “NATO’nun koordinasyon ve destek sağlamada daha güçlü bir rol üstlenmesi, bu savaşı Ukrayna’nın galip geleceği bir şekilde sona erdirmenin bir yoludur,” iddiasında bulundu.
İsveç Dışişleri Bakanı: NATO Rusya için daha fazla stratejik zorluk yaratmalı
Ukrayna’ya yardımı Amerikan iç siyasetinden kurtarma hedefi
Amaç Ukrayna’ya yapılacak yardımların ulusal politikalara daha az bağımlı olmasını sağlayarak uzun vadeli planlar yapılmasına olanak tanımak.
Önerilerden biri NATO üyelerinin 100 milyar avroluk fona ekonomilerinin büyüklüğüne göre katkıda bulunmaları. Bu, ABD’nin ödediği toplam payı azaltacak ve Trump’ın Avrupalı müttefiklerin üzerlerine düşeni yapmadıkları yönündeki argümanını da zayıflatacak.
Stoltenberg NATO’nun daha büyük bir rol üstlenmesinin Amerikan varlığını zayıflatacağı yönündeki korkuları bir kenara bırakarak ABD Avrupa Komutanlığı ve Avrupa Müttefik Yüksek Komutanı Christopher Cavoli’nin oynadığı ikili role vurgu yaptı.
Stoltenberg, “General Cavoli ABD’nin Avrupa’daki komutanı ama General Cavoli aynı zamanda NATO’nun da Avrupa’daki komutanı ve tabii ki General Cavoli’nin General Cavoli ile koordineli çalıştığını düşünüyorum; aynı adam,” dedi.
Almanya, Polonya ve Türkiye’den NATO şefine destek
NATO politikasında böylesine radikal bir değişiklik için tüm üyelerin onayı gerekiyor.
NATO sözcüsü Farah Dakhlallah, bakanların ‘Ukrayna’ya yardımın koordine edilmesinde NATO’nun daha büyük bir rol oynaması için planlama yapma konusunda anlaştıklarını’ söylese de, tartışmaların temmuz ayında Washington’da yapılacak zirveye kadar devam etmesi bekleniyor.
Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski, Stoltenberg’in Ukrayna’ya desteğe yönelik çabalarını desteklediklerini söylerken, konuyla ilgili bilgi veren bir NATO yetkilisi Türkiye’nin de bu fikre katıldığını söyledi.
Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock da Ukrayna’ya yardım etmek için ‘güvenilir, uzun vadeli yapılar’ oluşturmanın elzem olduğunu söyledi.
Trump’tan NATO açıklaması: Avrupalılar ödeme yaparsa çıkmayız
Plana şüpheyle bakan ülkeler de var
POLITICO’ya göre perşembe günü ittifakın 75. yıldönümünü kutlamak üzere Brüksel’de bulunan bakanlardan toplantıda gelen ilk tepkiler karışıktı.
Adının açıklanmasını istemeyen bir diplomat, sunumun ardından bazı bakanların 100 milyar avroya ‘gözlerini devirerek’ bu rakamın nereden geldiğini merak ettiklerini söyledi.
Belçika Dışişleri Bakanı Hadja Lahbib de “Tutamayacağımız sözler vermek tehlikelidir,” diye uyardı.
Bunun yanı sıra bazı Batı Avrupa ülkeleri NATO’ya bu kadar çok para ve güç verilmesinin Avrupa Birliği’nin savunma alanında daha büyük bir rol oynaması çabalarını baltalayacağından endişe ediyor.
Para nereden gelecek?
NATO önerisi ayrıntılar konusunda da pek çok soruyu beraberinde getirdi. Önemli bir konu, mali hedefin yeni fondan mı yoksa müttefiklerin Ukrayna’ya bireysel olarak gönderdikleri mevcut programlardan mı oluşacağı.
Diplomatlar, Stoltenberg’in önerisinde yer alan miktarı kamuoyuna açıklamayı reddettiğine işaret ederek, finansman konusundaki tartışmanın henüz çok erken bir aşamada olduğu konusunda uyarıda bulundular.
Çek Dışişleri Bakanı Jan Lipavský, “Girişimi memnuniyetle karşılıyoruz ancak pratik uygulamaları ve ayrıntıları görmemiz gerekiyor,” dedi.
İspanya Dışişleri Bakanı José Manuel Albares ise, Ukrayna’nın ‘demokrasisini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak için’ ne kadar paraya ihtiyacı olduğunu hesaplamalarının gerektiğini vurguladı.
Polonya Dışişleri Bakanı Sikorski: NATO birlikleri zaten Ukrayna’da
Macaristan’dan itiraz
Macaristan Dışişleri Bakanı Péter Szijjártó, NATO’nun sadece bir ‘savunma ittifakı’ olduğunda ısrar etti.
Szijjártó toplantı öncesinde yaptığı açıklamada, “Macaristan NATO’yu bir saldırı ittifakına dönüştürecek her türlü öneriyi reddedecektir zira bu ciddi bir tırmanma tehlikesine yol açacaktır. Bu Macaristan’ın savaşı değil, NATO’nun da savaşı değil,” dedi.
Fakat Stoltenberg, Ukrayna’nın nasıl silahlandırılacağı ve finanse edileceği konusunda daha fazla kesinlik yaratmanın ‘Kremlin’e de net bir mesaj göndereceğini’ savundu.
NATO şefi, “Rusya’nın bastırdığını ve bizi bekleyerek bu savaşı kazanmaya çalıştığını görüyoruz. O halde bizim de pratik destek, mali destek ve savaşı sona erdirmek için uzun vadede orada olmamızı sağlayacak kurumsal bir çerçeve konusunda net bir mesaj göndererek cevap vermemiz gerekiyor,” dedi.
Diplomasi
Almanya ile Avusturya arasında BMGK kavgası

Almanya ile Avusturya arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) kimin üye olacağı konusunda sert bir tartışma yaşanıyor.
POLITICO’da yer alan habere göre BMGK üyeliği için girişilen rekabette Avusturyalı yetkililer, “alaycı bir diplomasi ve basit bir mesaja” başvuruyor.
Üst düzey bir Avusturyalı diplomatın ifadesiyle, Viyana “tam da Alman olmadığımız için” kendilerine oy verilmesini istiyor.
Habere göre bu alaycı esprinin ardında, normalde yakın müttefikler olarak görülen iki ülke arasında gerçek bir rekabet ve şiddetli bir çekişme yatıyor.
Almanya, Avusturya ve Portekiz olmak üzere üç AB ülkesi, bugün (3 Haziran) yapılacak Genel Kurul oylamasında BM’nin en güçlü organındaki iki geçici üye koltuğu için yarışıyor.
Portekiz, Portekizce ve İspanyolca konuşulan ülkelerle olan güçlü bağları sayesinde, 2027’de başlayacak iki yıllık dönem için genel olarak kesin aday olarak görülüyor.
Bu durumda, yakın tarihi ve kültürel bağlarla birbirine bağlı, ancak zaman zaman gerginlikler de yaşayan Almanya ve Avusturya, son koltuk için rekabet ediyor.
Almanya bu yarışta devasa bir güç olsa da, bu durum Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Berlin’in adaylığını agresif bir şekilde savunmasını engellemedi.
Bu durum, Şansölye Friedrich Merz’in, Almanya’nın ihracat odaklı ekonomisini desteklemek ve küresel sahnedeki etkisini güçlendirmek için her türlü uluslararası etki kaynağını güvence altına alma kararlılığını yansıtıyor.
Wadephul, geçen hafta sonu Almanya’ya oy vermeleri için ülkelere lobi yapmak üzere New York’a uçtu.
Wadephul, varışının hemen ardından, “Küresel krizler söz konusu olduğunda Almanya, etkisini ortaya koymak istiyor. Bu, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi için gayet uygun bir tutum,” dedi.
Buna karşılık Avusturyalı diplomatlar, nispeten küçük olmalarını bir erdem olarak sunuyorlar.
Bir Avusturyalı diplomat, “Bağlantısız ve askeri açıdan tarafsız küçük bir ülke olarak çok özel bir rol oynayabiliriz: Çünkü mesele siyasi ağır topların hakları değil, tüm devletler arasındaki hak dengesi,” dedi.
Öte yandan Alman ve Avusturyalı liderler, birbirlerini alt etmek için ne kadar çaba harcadıkları konusunda alışılmadık derecede açık sözlü davrandılar.
Merz salı günü Berlin’de, Almanya’nın adaylığını destekleyeceğini belirten Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın yanında yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan geçici üye koltuğu için onay alabilmek amacıyla elimizden gelen her şeyi yaptık: federal dışişleri bakanı ve şahsım dahil olmak üzere kabinedeki birçok meslektaşımız da bu çabaya katıldı,” dedi.
Avusturyalı bir diplomata göre, Avusturya başbakanı ve dışişleri bakanı da yarışmayı kazanmak için “elinden geleni yaptı.”
Avusturya’nın BM Büyükelçisi Gregor Kössler, Avusturya haber kuruluşu Die Presse’ye verdiği röportajda, “perde arkasında sert müzakereler yapıldığını” söyledi:
“İnsanlar oyları kendi lehlerine çevirmeye ve destekçileri kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Özellikle geride kaldığınızda, mevcut anlaşmaları bozmak için biraz daha fazla baskı yapmaya çalışabilirsiniz.”
Avusturyalı diplomatlar, tarafsızlıkları ve NATO üyeliği olmamalarının Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerinde kendilerine avantaj sağladığını söylüyor.
Avusturya tarafının bir başka açık avantajı da, Almanya’dan birkaç yıl önce 2027-2028 koltuğu için yarışa girmiş olması ve kısmen bu nedenle, oylamada Almanya’yı yenme şanslarının gerçekçi olduğuna inanıyorlar.
Böyle bir sonuç Merz için bir “aşağılanma” olur. Berlin, on yıllardır her sekiz yılda bir Güvenlik Konseyi üyeliğini kazanmayı başardı.
Avusturya’ya karşı alınacak bir yenilgi, sadece acı verici bir diplomatik gerileme anlamına gelmekle kalmayacak, aynı zamanda Avrupa içinde Almanya’nın liderlik rolünü yeniden tesis etme vaadiyle seçimlere katılan Merz’e yönelik iç eleştirilerin daha da artmasına yol açacak.
Bu durum, Wadephul’un New York’ta neden yoğun bir kampanya yürüttüğünü açıklamaya yardımcı oluyor.
Wadephul’un çabalarına aşina olan temsilcilere göre, bakan cuma gününden bu yana BM’de yaklaşık 80 bakan veya büyükelçi ile yüz yüze görüştü. Hangi teşvikleri sunduğu ise belirsiz.
Bu tür durumlarda diplomatlar genellikle oy takası yaparlar; şimdiki desteği karşılığında gelecekte destek vaat ederler.
Geniş bir uluslararası etki alanına sahip önde gelen bir BM bağışçısı olan Almanya’nın, Avusturya’dan daha fazla etki gücü olabilir.
Wadephul ayrıca yumuşak güç yoluyla ikna etmeye çalıştı. Pazartesi gecesi, Alman dışişleri bakanı BM Meydanı’nda bir caz grubu, Alman sosisleri ve bir dondurma standının yer aldığı büyük bir resepsiyon düzenledi.
191 BM üye ülkesi arasında yapılacak oylama, iki ülke Güvenlik Konseyi üyeliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde edene kadar turlar halinde gerçekleştirilecek.
Oylama gizli şekilde yapılacak; bu durum, hem Berlin hem de Viyana’dan gelen diplomatların, kimsenin itibarını zedelemeden son dakikaya kadar ülkeleri ikna etme şansı gördükleri için rekabeti kızıştırıyor gibi görünüyor.
Oylamada belirleyici olabilecek faktörlerden biri, İran’daki savaşın başlangıcında Merz’in uluslararası hukuka yönelik aşağılayıcı sözleri.
Bir diğeri ise, birçok üye ülkenin, Almanya’nın, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonları sırasında sivil kayıpları kınamakta isteksiz olduğunu düşünmesi.
Fakat Avusturya da geleneksel olarak İsrail’in Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden biri.
Fakat Wadephul, son günlerde Lübnan’daki İsrail operasyonunu daha sert bir dille eleştirdi ve pazar günü yaptığı bir açıklamada, İsrail ordusunun ülkenin güneyine ilerlemesinden duyduğu “ciddi endişeyi” dile getirerek, İsrail liderlerine “sivilleri ve sivil altyapıyı korumaları” çağrısında bulundu.
Salı günü ise Almanya’nın “uluslararası hukukun savunucusu” olacağını söyledi.
Fakat nihayetinde çarşamba günkü yarışın sonucu, yarış öncesinde süren kıyasıya diplomasi mücadelesinde hangi tarafın daha iyi performans göstereceğine bağlı olarak belirlenebilir.
Salı günü New York’ta Wadephul, Avusturya’nın öfkesini kesin olarak uyandıracak bir argüman ortaya attı: “BMGk’da iki küçük AB ülkesinin (Portekiz ve Avusturya) yer almasını istemiyorsanız, bunun yerine bizi seçin.”
BM genel merkezinin önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birçok ülke için, Güvenlik Konseyi’nde daha küçük bir Avrupa ülkesinin ve Almanya’nın yer alması gibi karma bir yaklaşım doğru çözüm olabilir,” dedi.
Diplomasi
ABD, Somaliland’in bağımsızlığını tanımayacak

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Kongre’ye sunulan raporda, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğu vurgulandı. Kongre kaynakları, Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.
Washington yönetimi, Somali’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne destek verdiğini ilan etti. Bu hamle, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland ile geçen yıl bu bölgeyi resmi olarak tanıyan ilk devlet olan İsrail’e yönelik büyük bir darbe olarak değerlendiriliyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve “Somaliland ile Geliştirilmiş ABD İlişkileri İçin Potansiyel Alanlar” başlığını taşıyan rapor, 1 Haziran’da Kongre’ye sunuldu ve 2 Haziran’da basına sızdı.
Bakanlık raporda, Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğunu vurguladı.
Raporda ilişkilerin çerçevesine dair şu ifadelere yer verildi:
“Bu yasal çerçeve dahilinde ABD, Somaliland ile olumlu ve yapıcı ilişkilerini sürdürmekte ve Somaliland makamlarıyla işbirliği için ek fırsatları araştırmaya devam etmektedir. Ancak bölgedeki güvenlik kaygıları ve Somaliland’in statüsüne ilişkin anlaşmazlıklar ile yerel yönetimin ulusal makamlarla işbirliği yapmayı reddetmesi; yatırım, bankacılık ve ticaret alanlarında ciddi zorluklar teşkil etmektedir.”
Trump yönetimi tanımaya sıcak bakmıyor
ABD Kongresi’nden bir kaynak, salı günü Middle East Eye (MEE) haber sitesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.
Söz konusu kaynak, “Eski Trump dönemi yetkilileri Tibor Nagy ve Peter Pham’ın da aralarında bulunduğu bazı lobiciler, Somaliland tarafında ABD’nin kendilerini tanıyacağına dair umutları artırmış olsa da Başkan Trump’ın bu yönde bir adım atacağına dair hiçbir zaman somut bir işaret yoktu” dedi.
Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ve ismini açıklamak istemeyen bir Somali politika danışmanı ise, Kongre’ye sunulan bu yeni raporun Washington tarafından tanınma beklentilerine ağır bir darbe indirdiğini söyledi.
Danışman, bu gelişmeyi “Somaliland’in ABD tarafından tanınmasına yönelik süregelen tüm umutları tamamen boşa çıkarabilecek, son derece kritik ve bağlayıcı bir ilan” olarak nitelendirdi.
İsrail ile Somaliland arasındaki güvenlik ortaklığı
Somaliland, 1991 yılında tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden bu yana, hiçbir Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devlet tarafından tanınmasına ve Somali hükümetinin sürekli muhalefetine rağmen, kendi yönetim kurumları ve güvenlik yapılarıyla de facto (fiili) bir devlet olarak faaliyet ediyordu.
Ancak geçen yılın sonlarında İsrail, Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak resmi olarak tanıyan ilk ülke oldu. Somali hükümetinin yanı sıra Türkiye dahil bölgedeki birçok ülke İsrail’in bu hamlesini kınadı.
Nisan ayında Somali, İsrail’in Somaliland’e bir büyükelçi atamasını da kınayarak karşılık verdi. Aynı ay içinde Mogadişu yönetimi, İsrail bandıralı veya İsrail bağlantılı gemilerin Babülmendep Boğazı’ndan geçişini yasakladığını duyurdu.
Yemen’deki Ensarullah hareketi liderliğindeki silahlı kuvvetler de Somali’deki her türlü İsrail varlığını hedef alma sözü verdi.
İsrail’in Kanal 12 televizyonu, haftalar önce yayımladığı bir haberde, Somaliland’in Yemen’den gelen bu tehditlere karşı Tel Aviv ile bir güvenlik ortaklığı arayışında olduğunu aktardı. Bu çerçevede, İsrailli yetkililerin son aylarda Somaliland’e ziyaretler gerçekleştirdiği bildiriliyor.
Diplomasi
AB, Trump’ın yeni tarife tehditlerine tepki gösterdi

Avrupa Komisyonu, Trump yönetiminin, Brüksel’in zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatını yasaklamadığını tespit etmesinin ardından, AB’ye yüzde 10’luk yeni bir gümrük vergisi uygulama planlarını eleştirdi.
Komisyonun Baş Sözcüsü Yardımcısı Olof Gill yaptığı açıklamada, “Komisyon, soruşturmanın ön bulgularını dikkatle inceleyecek ve ABD yönetimi ile diyaloğunu sürdürecektir. Bununla birlikte, AB bu gerekçelerle uygulanan gümrük vergilerini haksız bulmaktadır,” dedi.
ABD Ticaret Temsilciliği Ofisi, salı günü geç saatlerde yayınlanan bir raporda, Avrupa Birliği, Kanada ve Meksika dahil olmak üzere başlıca ticaret ortaklarına yüzde 10’luk gümrük vergisini yeniden uygulamak istediğini belirtti.
Ofis, bu ülkelerin zorla çalıştırma yoluyla üretilen malları yasaklayan yasaları uygulamadıklarını tespit etmişti.
Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın şubat ayında ABD Yüksek Mahkemesi tarafından iptal edilen küresel gümrük vergilerini yeniden yürürlüğe koymak amacıyla, yönetimin bu bahar 1974 Ticaret Yasası’nın 301. maddesi kapsamında başlattığı iki geniş kapsamlı ticaret soruşturmasından biri.
Şu anda yürürlükte olan yüzde 10’luk geçici gümrük vergisi temmuz ayında uygulanacak ve ardından 301. maddeye dayalı gümrük vergisi devreye girecek.
Avrupa Parlamentosu Ticaret Komitesi Başkanı Bernd Lange, Yüksek Mahkemedeki yenilginin ardından Washington’un “gümrük vergisi politikasını sürdürmek için yeni yasal dayanaklar arayışında olduğunu” savundu.
Lange, X’te yayınladığı bir yazıda şunları söyledi:
“AB’yi zorla çalıştırmaya karşı yeterince önlem almamakla suçlamak saçma. AB, zorla çalıştırılarak üretilen ürünlere karşı dünyanın en katı kurallarını benimsemiştir. Bu, daha önce karara bağlanmış olan gümrük vergileri için gerçekleri yasal bir gerekçeye uydurmaya çalışmak gibi görünüyor.”
Gill, AB’nin 2024 yılında zorla çalıştırma ile üretilen ürünleri yasaklayan bir yönetmelik kabul ettiğini ve “tedarik zincirlerinde zorla çalıştırmanın ortadan kaldırılması” şeklindeki bu ortak hedefin, Turnberry anlaşmasını detaylandıran geçen ağustos tarihli AB-ABD ortak bildirisinde de yer aldığını vurguladı.
Fakat AB’nin zorla çalıştırma yönetmeliği, ancak Aralık 2027’den itibaren geçerli olacak. ABD Ticaret Temsilciliği, bloktan gelen mallara yüzde 10 gümrük vergisi uygulamak için bu gerekçeyi öne sürüyor.
Raporda, “Avrupa Birliği zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklamış olsa da, bu yasak 14 Aralık 2027’ye kadar yürürlüğe girmeyecek. Yukarıdakiler ışığında, USTR, Avrupa Birliği’nin zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklayan düzenlemesini etkili bir şekilde uygulamadığını tespit etmiştir,” deniyor.
Geçen temmuz ayında İskoçya’da varılan anlaşma uyarınca, AB, ABD’den gelen sanayi ürünlerine yönelik ithalatı kaldırmayı kabul ederken, çoğu Avrupa ürününe yüzde 15’lik bir gümrük vergisi tavanı uygulanacaktı.
Avrupa Parlamentosu, 16 Haziran’da Turnberry anlaşmasını yürürlüğe koyacak yasa tasarısı üzerinde nihai oylamayı gerçekleştirecek ve Trump’ın son gümrük vergisi hamlesi, Avrupa Parlamentosu üyelerinin anlaşmaya karşı muhalefetini sertleştirebilir.
Washington’dan gelen son açıklama, AB Ticaret Bakanı Maroš Šefčovič’in Paris’teki OECD bakanlar toplantısı sırasında ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer ile görüşmesinden birkaç saat önce geldi.
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin liderleri Pekin’de stratejik ortaklığı görüştü
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı








