Bizi Takip Edin

Avrupa

Gürcistan’ın ‘yabancı acenta’ yasası: Brüksel neden şeffaflığı sevmiyor?

Yayınlanma

Gürcistan, son aylarda ciddi bir sınav veriyor. Ülke parlamentosu, geçen yıl da gündeme getirilen ve tepkilerin ardından geçici olarak rafa kaldırılan ‘Yabancı Etkinin Şeffaflığı’ yasa tasarısını dün üçüncü ve son okumada kabul etti.

Ülkenin taşralı özü ne kadar belirgin olsa da son yaşananlar bazı risklere kapı aralıyor.

Gürcistan Başbakanı Irakli Kobahidze, pazartesi günü yaptığı açıklamada “Burası [2014’te devrilen Ukrayna Devlet Başkanı Viktor] Yanukoviç’in Ukrayna’sı değil, burası her türlü şiddet teşebbüsüne karşılık verecek, egemen bir devlettir,” demişti. Buradan da anlaşılacağı üzere, Gürcü Rüyası hükümeti bu işin nerelere varacağının çok iyi farkında.

Geçen yıl Gürcü Rüyası da aynı yasayı geçirmeye çalışmış ancak muhalefet ve Batı’nın baskısıyla geri adım atmıştı. Kobahidze’ye göre o zamandan bu yana muhalefet ciddi bir güç kaybı yaşadı ve ‘gözden düştü’.

Fakat Gürcü Rüyası, Brüksel’in AB üyelik müzakerelerini sona erdirme tehditlerini bariz biçimde hesaba almıyor; hatta ABD’nin Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı James O’Brien’ın Gürcü Rüyası’nın kurucusu Bidzina İvanişvili ile birebir bir görüşme talebi, tüm ısrarlara rağmen geri çevrilmişti.

Atlanmaması gereken bir diğer husus da ülkenin ekim ayında genel seçimlere gidecek olması. Batı, muhalefete ve sivil toplum kuruluşlarına devasa fonlar aktararak bu ayrık otundan kurtulmayı planlıyordu.

Sermayenin şeffaflıktan hazzetmediği hakikati burada da kendini ispat ediyor; ABD ve AB, her zamanki gibi gizli çalışma niyetinde ve bu kısmi şeffaflık öngören tasarının durumu tersine çevirmesine izin vermek istemiyor.

Yasa sadece ülkedeki Batı yanlısı siyasi hareketleri ve medya kuruluşlarını finanse eden ve Batı yanlısı partilere örgütsel destek sağlayan yabancı [yani öncelikle Batılı] STK’ların, gelirlerinin yüzde 20’sinden fazlasını yurt dışından elde etmeleri halinde devlete beyanda bulunma zorunluluğu kılıyor.

ABD ve İngiltere’den tehditler

Bu panik hali, tasarının kabul edilmesinden sonra derhal gelen yaptırım tehditlerinden de anlaşılabilir. Nitekim Beyaz Saray Sözcüsü Karine Jean-Pierre, dün düzenlediği basın toplantısında yasanın yürürlüğe girmesi halinde ABD’nin Gürcistan ile ilişkilerini ‘gözden geçireceğini’ bildirdi.

Ondan evvel ABD Kongresi de “Gürcistan’daki durum açıktır. Hükümet Gürcü halkının sesine kulak verebilir ya da Rus tarzı otoriterliğin karanlık yolunda ilerlemeye devam edebilir. Açıkça ifade ediyoruz ki ikincisini seçmek ABD’yi ilişkimizin doğasını temelden yeniden düşünmeye zorlayacaktır. Tıpkı Kongre’nin Belarus’un otoriterliğe kayışını dikkate alarak 2004 yılında partiler üstü Belarus Demokrasi Yasasını kabul ettiği gibi,” açıklamasını yaptı.

Tiflis’i ziyaret eden ABD’nin Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı James O’Brien, ‘ülkede demokrasinin altının oyulması halinde’ Gürcü yetkililere yaptırımlar uygulanabileceğini ifade etti. O’Brien, Washington yönetiminin yasa tasarısının AB normlarıyla koordinasyon sağlanmadan desteklenmesi, demokrasinin altının oyulması ve barışçıl protestoculara karşı şiddet uygulanması halinde tepki göstereceğini öne sürdü.

İngiltere Dışişleri Bakan Yardımcısı Nusrat Ghani de yasanın Gürcistan’ın NATO’ya katılma planlarına son verebileceği uyarısında bulundu:

“Gürcistan’da yaşananlara ilişkin görüntüler şoke edici ve Gürcistan’ın dostları olarak tüm taraflara sükûnet ve itidal çağrısında bulunuyoruz. Bugün Gürcistan parlamentosu bir kez daha yabancı etkinin şeffaflığına ilişkin yasa lehinde oy kullandı. Ortaklarımız gibi Birleşik Krallık da bu yasanın yürürlüğe girmesine şiddetle karşı çıkmaktadır. Yasa ve ona eşlik eden protestoculara yönelik sindirme hareketleri, NATO üyeliğini hedefleyen bir ülkenin demokratik değerleriyle bağdaşmamakta ve Gürcistan’ın transatlantik hedeflerini sona erdirme riski taşımaktadır.”

Ghani, durumu 14 Mayıs’ta Gürcistan Büyükelçisi ile görüştüğünü ve kendisine Londra’nın gelişmeleri “büyük bir endişeyle” takip ettiğini söylediğini ve Gürcistan hükümetini rotasını değiştirmeye ve bu yasayı geri çekmeye çağırdığını sözlerine ekledi.

Avrupa’nın kışkırtma hamleleri

13 Mayıs’ta Almanya, Polonya, Çekya, Letonya, Litvanya ve Estonya parlamentolarının dış ilişkiler komisyonlarının başkanları Gürcistan’a varmışlardı ancak Gürcistan hükümetinin temsilcileriyle herhangi bir görüşme yapılmadı. Avrupalı siyasetçiler, bunun yerine muhalefetle bir araya geldi.

Belki de en müstehcen eylem, Alman Federal Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı ve Sosyal Demokrat Partili (SPD) siyasetçi Michael Roth’un beraberindeki heyetle kargaşanın devam ettiği Tiflis sokaklarında arz-ı endam etmesi oldu.

Ülkenin kamu yayın kurumu 1TV’ye demeç veren Roth, “Hepimiz Gürcistan’ın dostlarıyız. Bizim iki görevimiz var. Birinci görevimiz, Avrupa değerlerimiz adına barışçıl bir şekilde sokaklarda gösteri yapan insanlarla dayanışma içinde olduğumuzu ifade etmektir. İkinci görevimiz ise birbirimizi dinlemektir,” dedi.

Geçen yıl Gürcistan’a adaylık statüsü verilmesi konusunda son derece kararlı olduklarını savunan Roth, şöyle devam etti: “Bu pek kolay olmadı, zira bu, hükümete verilmiş bir hediye değildi. Bu daha ziyade sivil topluma yönelik bir teşvikti, çünkü sivil toplumunuzla gurur duymalısınız. Sivil toplum düşman değildir ve ben Gürcistan’daki kadar Avrupa’ya ve Avrupa değerlerine bağlı bir toplum görmedim. Bununla gurur duyun. Bu insanlar düşman değil, ortaktır. İktidar partinizin toplumunuzdaki bu kutuplaşmanın üstesinden gelmek ve duyguları yatıştırmak için toplumla köprüler kurmasını bekliyorum.”

Aynı amanda Estonya, Letonya, Litvanya ve İzlanda dışişleri bakanları da bugün bir çalışma ziyareti için Gürcistan’a gitti ancak ziyaret, görünüşe göre kayıt altına alınmamış ya da Tiflis makamlarına bilgi verilmemiş. Bu eylemler, Batılı siyasetçilerin Aralık 2013’ten itibaren gidip göstericileri alkışladıkları Maydan’ı anımsatıyor.

Gürcistan hükümetinin de görüşü de bu yönde ki partiden bir milletvekili olan İrakli Kadagişvili, AB dışişleri bakanlarının durumu radikalleştirmek istediğini söyledi:

“Bağımsız bir devlet olarak Gürcistan’a karşı toplu bir saldırı var. Batılı siyasetçiler protestocuları desteklemek ve durumu radikalleştirmek için geliyorlar.”

Kadagişvili, Gürcistan hükümetinin ziyaretlerden haberdar bile edilmemesini eleştirdi.

Gürcistan’da yeni bir “Orbán” vakası mı?

Aceleci yorumlar, Gürcü Rüyası’nın artık Batı’nın bir ortak değil, bir düşman olduğunun farkına vardığı yönünde sığ değerlendirmelerle dolu.

Genel manada Batı yanlısı olmasına rağmen mevcut hükümetin Rusya’ya yaptırımlara katılmadığı ya da ülkeyi, Polonya gibi Ukrayna’ya askeri sevkiyatın geçiş güzergâhı haline getirmedikleri doğru. Ya da Washington ve Brüksel’in bunu ihanet olarak gördüğü de doğru.

Fakat diğer yandan Gürcistan’ın iktidar partisi, Macaristan’daki Viktor Orbán’dan ya da Erdoğan’dan çok da farklı bir pozisyonda değil. Bozuk saat günde iki kez doğruyu gösterir misali, Carnegie Endowment’ın bu konuda son derece haklı bir çıkarımı var.

Carnegie, geçen yılın ağustos ayında Thomas de Waal imzasıyla yayımladığı görüş yazısında şu ifadelere yer vermişti:

“Kıyıda köşede Rusya ile doğrudan bir ilişki var mı yok mu diye kaygılanmak yerine, halihazırda açıkta olan bir yabancı ortağa —Viktor Orbán’ın Macaristan’ı— dikkat kesilmek muhtemelen daha faydalı olacaktır. [Eski Başbakan İrakli] Garibaşvili, 4 Mayıs’ta Budapeşte’de Viktor Orbán’ın ev sahipliğinde düzenlenen ve dünya çapındaki aşırı muhafazakarların katıldığı Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı’nda (CPAC) bir konuşma yaptı. Konuşması oldukça açıklayıcıydı. Macaristan’ın ve özellikle Orbán’ın Gürcistan’ın Avrupa’daki önde gelen dostu olduğu iddia ediliyor. Rusya’yı kınayan ifadeler olsa da hedefin ‘barış’ olduğu belirtiliyor. Doğru Avrupa değerleri, ‘Hristiyan’ değerleri olarak tanımlanıyor: ‘Ana silahımız ve temelimiz geleneksel, Hristiyan, muhafazakâr, aile değerleridir. LGBTQ propagandası sahte bir özgürlüktür.’ Bu, Gürcistan’ın arzuladığı Avrupa. Orbán baş müttefik olabilir ancak AB Komisyonu’nun Komşuluk ve Genişlemeden Sorumlu üyesi Macar Olivér Várhelyi’nin de Brüksel’de bir diğer destekçi olduğu sır değil. Macaristan’ın Ukrayna ile iyice belirginleşmiş sorunları, bu figürlerin AB’nin Gürcistan yerine Ukrayna’yı ödüllendirmesinin çifte standart olduğunu savunacaklarını ima ediyor.”

Parlamento baskını

Tiflis’te hafta sonundan bu yana kalabalık [CNN’e göre yaklaşık 50 bin kişinin katıldığı] gösteriler var. 11 Mayıs Cumartesi günü Tiflis’in merkezinde ‘Avrupa Yürüyüşü’ adı altında bir miting gerçekleştirildi. Tiflis sakinlerinin yanı sıra Gürcistan’ın diğer şehirlerinden gelenler de eylemde yer aldı.

Gürcistan İçişleri Bakanlığı’na göre gözaltına alınanlar arasında Rusya ve ABD vatandaşları da vardı. Gösterilerin ilk günlerinde parlamento binasına baskın teşebbüsü de yaşandı.

Buradaki çifte standardı görmek zor değil; daha önce ABD yönetiminin Ocak 2021’in başlarında Kongre Binası’nın basılmasına nasıl tepki verdiğini hatırlayan olacaktır. Keza Alman hükümeti ve Batı basını, Ağustos 2020’de bazı göstericilerin Reichstag’ın merdivenlerine çıkmasını “skandal” olarak anmıştı.

Aynı şekilde ama farklı siyasi güdülerle hareket eden protestocular, son bir haftadır neredeyse her gün parlamentoyu kuşatmaya ve içeri girmeye çalışıyor.

Gerilimin artması yönünde her türlü belirti mevcut. Şu anda hapiste olan eski Gürcistan Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili tarafından kurulan ve parlamentoda 20 milletvekiliyle temsil edilen mevcut muhalefet partisi Birleşik Ulusal Hareket ve iki milletvekiline sahip “Gürcistan için Lelo” adlı STK, yasanın kabul edilmesinin ardından parlamento çalışmalarını boykot edeceklerini açıkladı:

“Birleşik Ulusal Hareket içindeki grubumuz ve muhalefetin çoğunluğu artık olağan şekilde çalışmaya devam etmeyecek. Boykot moduna geçiyoruz.”

Yasa tasarısının detayları

‘Yabancı Etkinin Şeffaflığı’ yasa tasarısı, kâr amacı gütmeyen tüm tüzel kişiliklerin ve yüzde 20’den fazlası yurt dışından finanse edilen medya kuruluşunun listeleneceği bir sicil oluşturulmasını öngörüyor.

7 Mart 2023 tarihinde Gürcistan parlamentosu, tasarıyı ilk okumada onaylamış, 8 Mart’ta eylemler başlamış ve 9 Mart sabahı Gürcü Rüyası ve Halkın Gücü hareketi tasarıyı çekmişti.

Buna rağmen, Nisan 2024 başında Gürcü Rüyası yasa tasarısını parlamentoya yeniden sundu. İlk versiyondan farklı olarak, nihai belgede ‘yabancı etki ajanı’ terimi yerine ‘yabancı çıkarlar peşinde koşan kuruluş’ ifadesini kullanılıyor.

Önemli meselelerden biri de yasanın Gürcistan’daki sivil toplum kuruluşlarına yapılan Batı yardımlarının boyutunu ve dağılımını açık bir şekilde ortaya koyabilen, sadece ilgili tarafların listesini değil, aynı zamanda bu yardımların harcanma şeklini de içeren bir şeffaflık sağlayacak olması. Başka bir deyişle, devlet yetkilileri, bir sivil toplum kuruluşunun aldığı yabancı kaynaklardan ne kadar para harcadığını ve yabancı yatırımcılarla birlikte ne kadarını “kestiğini” öğrenebilecekler.

Diğer taraftan, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, yasa tasarısının kabul edilmesinin Gürcistan’dan keskin bir sermaye çıkışına ve Batılı fonlar ve kuruluşlar tarafından Gürcü kuruluşlarına yapılan yatırımlarda ve genel manada finansmanda devasa bir azalmaya yol açacağı konusunda ısrarla uyarıyorlar. Zira, Batılı vakıflar, Gürcistan’daki kâr amacı gütmeyen kuruluşların çoğunu finanse ettiği için fon kesintileri ciddi bir iktisadi çöküşü de beraberinde getirebilir.

Cumhurbaşkanı Salome Zurabişvili, üçüncü okumada kabul edilmesi halinde tasarıyı veto etme sözü vermişti. İktidardaki Gürcü Rüyası partisi yine de parlamentoda cumhurbaşkanlığı vetosunu geçersiz kılmak için yeterli oya sahip.

Bu artık sık sık tekrarlansa da değinmekte fayda var; yasa Rusya’nın icadı değil, ABD’nin icadı.

ABD, FARA Yasasını (Yabancı Acentalar Kayıt Yasası) 1938 yılında yürürlüğe koymuştur. Yasaya göre, ABD’de yabancı fonlarla siyasi faaliyette bulunan ve “yabancı acenta” olarak kayıt yaptırmayan herkes para ve/veya hapis cezasıyla karşı karşıya kalıyor.

Buna ek olarak, “yabancı acentalar” yayınlarına “yabancı acenta” şeklinde etiket koyma yükümlülüğüne sahip. Diğer yandan FARA’nın hükümleri Rusya ve Gürcistan’daki muadillerinden çok daha ağır. 2018 yılında ABD’de 18 ay hapis cezasına çarptırılan Mariya Butina buna örnek.

Benzeri bir yasa, halihazırda Fransa’da da parlamentoya sunuldu ama pek gündem olmuşa benzemiyor.

Avrupa

İspanya’da iki hızlı tren çarpıştı: Can kaybı 46’ya yükseldi

Yayınlanma

İspanya’da en az 40 kişinin öldüğü tren faciasında yetkililer, otomatik sinyalizasyonun çökmesiyle devreye giren manuel kontroldeki insan hatası üzerinde duruyor. Madrid Atocha kontrol merkezindeki dispeçerin, rayda tren varken diğer trene yanlışlıkla geçiş izni verdiği belirtiliyor.

İspanya’da onlarca kişinin hayatını kaybettiği hızlı tren kazasında yetkililerin ana şüphesi belli oldu. Hükümet ve soruşturma makamları, sinyalizasyon arızası sırasında yapılan insan hatasını facianın temel nedeni olarak değerlendiriyor.

El País gazetesinin kaynaklarına dayandırdığı habere göre, altyapı işletmecisi Adif çalışanının ana sinyalizasyon sistemi çöktükten sonra ölümcül bir hata yapmış olma ihtimali öne çıkıyor. Normal şartlarda otomatik çalışan sistem devre dışı kalınca trafik yönetimi mecburen manuel kontrole devredildi.

Gazeteye konuşan kaynak, “Kazanın muhtemel nedeni, ana sinyalizasyon sistemindeki arıza koşullarında Adif çalışanının yaptığı hatadır” dedi.

El País’in aktardığı bilgilere göre Madrid Atocha istasyonundaki kontrol merkezi dispeçeri, hat üzerinde Iryo şirketine ait tren dururken Renfe’ye ait başka bir trenin hareketine yanlışlıkla onay verdi. Bu talimat iki trenin çarpışmasına yol açtı; trenlerin kaza anındaki hızları ise henüz kesinleşmedi.

Facia, Madrid-Sevilla yüksek hızlı tren hattında, Toledo iline bağlı Urda mevkisinde sabah saat 08.30 sularında meydana geldi. Çarpışan araçlardan Iryo treninde bir bebek dahil 146 yolcu, Renfe AVE treninde ise 397 kişi vardı. İspanyol yayın kuruluşu RTVE, çarpışmanın şiddetiyle iki vagonun demiryolu dolgusundan aşağı yuvarlandığını aktardı.

Yetkililer ilk açıklamada can kaybını yaklaşık 10 olarak duyurmuş, ancak sayının artabileceği uyarısını yapmıştı. Kısa süre sonra Antena 39 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu; ardından ABC News ölü sayısının 46’ya yükseldiğini bildirdi.

Enkaz alanında ambulans helikopterler ve yoğun bakım ekipleri dahil acil yardım birimleri kurtarma çalışmalarını sürdürüyor. Ekipler vagon yığınları arasında mahsur kalan kişilere ulaşmaya çalışırken, Toledo ve Alcázar de San Juan’daki hastaneler yaralılar için hazır duruma getirildi.

Kurtarma ekipleri sahada, hattaki seferler durdu

Kaza nedeniyle Madrid ile Endülüs arasındaki yüksek hızlı tren seferleri her iki yönde de tamamen askıya alındı. Bölge yönetimi acil durum planını ikinci seviyeye yükselterek İspanya Askeri Acil Durum Biriminden sahada destek talebinde bulundu.

Facianın yaşandığı Madrid-Sevilla hattı daha önce de büyük bir trajediye sahne olmuştu. Aynı güzergahta, Adamuz mevkisinde Ocak 2026’da gerçekleşen bir başka tren kazasında 46 kişi hayatını kaybetmişti.

Gelişmeler ülkedeki siyasi gündemi de durdurdu. İspanya’da 29 Kasım’da yapılması planlanan genel seçimler öncesinde, Vox dışındaki bütün siyasi partiler planlanan seçim kampanyası etkinliklerini iptal etti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Meloni, Ukrayna’ya silah yardımını ABD ara seçimlerine kadar erteledi

Yayınlanma

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Ukrayna’ya gönderilecek 13. yardım paketini 3 Kasım 2026’daki ABD ara seçimlerine kadar askıya aldı. En son on ay önce Kiev’e sevkiyat yapan Roma yönetiminde, Başbakan Yardımcısı Matteo Salvini silah ve finansman desteğinin kesilmesini isterken Dışişleri ve Savunma bakanları yardımların sürmesini savunuyor.

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Ukrayna’ya gönderilecek 13. yardım paketini ABD’deki ara seçimlere kadar askıya aldı. İtalyan gazeteleri Il Giornale d’Italia ve la Repubblica’nın yazdığına göre, sevkiyat Kongre’nin bir kısmının yenileneceği 3 Kasım seçimlerine kadar bekletilecek.

Roma yönetimi Kiev’e en son on ay önce yardım göndermişti. İtalyan hükümetinin açıklamasında “Ukrayna’ya destek sürecek” denilse de, Il Giornale d’Italia kabinenin bu sözlerinin desteğin tam olarak ne zaman başlayacağını ve hangi engellerin aşılması gerektiğini aydınlatmadığına dikkat çekiyor.

Il Giornale’nin değerlendirmesine göre, sevkiyatın ağırdan alınması Meloni’nin üstlendiği taahhütleri yerine getirip getiremeyeceğini de tartışmaya açıyor.

Yardım paketinin bekletildiği 3 Kasım 2026’daki ABD ara seçimlerinde Kongre’nin bir bölümü yenilenecek; Amerikalı seçmenler aynı zamanda valileri ve yerel yönetim organlarını belirlemek için sandığa gidecek.

Oylamanın merkezinde, şu anda Başkan Donald Trump’ın partisi Cumhuriyetçilerin çoğunluğu elinde tuttuğu Kongre’nin her iki kanadının kontrolü yer alıyor.

Reuters ve Ipsos’un 22-26 Ekim tarihlerinde yaptığı ankete göre seçmenlerin yüzde 53’ü Demokrat Parti adaylarını, yüzde 44’ü ise Cumhuriyetçileri destekliyor.

27 Ekim’de güncellenen Silver Bulletin modeli de Demokratların Temsilciler Meclisi’nde kontrolü geri alma ihtimalini yüksek görürken, Senato yarışının daha belirsiz kaldığını ortaya koyuyor.

Washington’daki bu tablo beklenirken Roma’da da görüş ayrılıkları su yüzüne çıktı. Il Messaggero ve la Repubblica bir gün önce, Kiev’e bundan sonra yapılacak yardımlar yüzünden İtalyan hükümetinde anlaşmazlık çıktığını yazdı.

Başbakan Yardımcısı ve Ulaştırma Bakanı Matteo Salvini finansmanın ve silah sevkiyatının durdurulması çağrısı yaptı.

Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ile Savunma Bakanı Guido Crosetto ise Kiev’e desteğin sürdürülmesinden yana tavır aldı.

Tajani, Aralık 2025’te müttefiklerin Ukrayna için ABD silahlarının parasını ödediği PURL (Ukrayna’nın Öncelikli İhtiyaçları Listesi) programına İtalya’nın katılmasını erken bulduğunu söylemişti.

Bu tutumunu süren barış müzakereleriyle açıklayan Tajani, “Anlaşmaya varırsak ve çatışmalar durursa silaha artık ihtiyaç kalmayacak” demişti.

Moskova ise Ukrayna’ya yapılan askeri yardımları kınıyor. Rusya Devlet Başkanlığı Sözcüsü Dmitriy Peskov, askeri yardımların sürmesinin barışçıl çözüme katkı sağlamadığını belirtmiş ve Avrupa Birliği ülkelerinin bu sevkiyatlardaki etkin rolüne işaret etmişti.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da Ukrayna topraklarındaki yabancı silah sevkiyatlarının Rus ordusunun hedefi olacağı uyarısını yapmıştı. Lavrov, Mart 2022’deki açıklamasında “Ukrayna topraklarına girecek ve silah taşıdığını değerlendireceğimiz her türlü yük meşru hedef olacaktır” ifadelerini kullanmıştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB dışı müttefiklerin Ukrayna’ya yardımı 2027’de 4 milyar euroya inebilir

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu’nun hesaplamalarına göre, AB dışındaki müttefiklerin Ukrayna’ya mali desteği 2027 yılında 19 milyar eurodan 4 milyar euroya gerileyebilir. ABD, İngiltere, Kanada ve Japonya’nın gelecek yıl için Kiev’e yalnızca birer milyar euro taahhüt etmesi üzerine Brüksel, G7 ortaklarından katkılarını artırmasını istiyor.

Avrupa Birliği (AB) üyesi olmayan ülkelerin Ukrayna’ya sağladığı mali yardımın 2027 yılında yaklaşık beş kat azalarak 19 milyar eurodan 4 milyar euroya gerileyebileceği öngörülüyor.

Financial Times gazetesinin ulaştığı Avrupa Komisyonu hesaplamalarında yer alan bu tablo, Brüksel’i harekete geçirdi.

Gazetenin aktardığı verilere göre, AB dışındaki müttefikler gelecek yıl için Ukrayna’ya toplam 4 milyar euro taahhüt etti.

ABD, İngiltere, Kanada ve Japonya’nın Kiev’e yalnızca birer milyar euro sağlamaya hazır olması üzerine Brüksel, G7 ortaklarına mali katkılarını artırmaları yönünde baskı uygulamaya başladı.

Gazete, diğer ülkelerin yardımlarını düşürmesiyle oluşabilecek finansman açığını AB’nin tek başına kapatma niyetinde olmadığını yazdı.

G7 başkentlerinde bütçe ve taahhüt arayışı sürüyor

İngiltere ve Kanada’nın gelecek yılın bütçe taslaklarını yakında açıklaması bekleniyor. Brüksel, bu taslaklarda Ukrayna için yeni kaynak ayrılmasını umuyor.

Kanada Maliye Bakanlığı, 2022 yılından bu yana Kiev’e 27 milyar Kanada doları tutarında yardım taahhüt edildiğini bildirdi; ancak 5 Kasım’da yayımlanacak bütçeden önce yeni ödenek ihtimalleri hakkında yorum yapmaktan kaçındı.

Japonya Dışişleri Bakanlığı ise Avrupa Komisyonu’nun değerlendirmesine katılmadı.

Gelecekteki finansal desteğin boyutuna dair nihai sonuçlara varmanın henüz mümkün olmadığını belirten Tokyo, G7 müzakereleri ve sahadaki gelişmeler ışığında yardım seçeneklerini değerlendirmeyi sürdürüyor.

NATO yardımlarında 13 milyar euroluk açık hesaplandı

Avrupa Komisyonu, NATO’nun Ukrayna’ya yönelik askeri taahhütlerini de inceledi. Komisyon hesaplamalarına göre ittifak ülkeleri, 2026 yılı için belirlenen 70 milyar euroluk askeri yardım hedefinin 13 milyar euro gerisinde kalıyor.

Bir NATO yetkilisi, Genel Sekreter Mark Rutte’nin müttefiklerin desteği sürdürmesini beklediğini dile getirdi.

Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, eylül ayında yaptığı açıklamada, AB ve üye ülkelerin 2022’den bu yana sağladığı toplam yardımın 220 milyar euroyu aştığını, bu tutarın 78 milyar eurodan fazlasının askeri destek olduğunu bildirmişti.

Kallas, iki yıl için kararlaştırılan 90 milyar euroluk AB kredisinin 60 milyar eurosunun askeri ihtiyaçlara ayrılacağını hatırlatarak 1 milyar euroluk ek askeri finansman sağlanabileceğini kaydetmişti.

Ukrayna Maliye Bakanlığı ise haziran ayında ülkenin 2026-2029 dönemindeki dış finansman ihtiyacını 145,9 milyar dolar olarak hesapladı.

Maliye Bakanı Serhiy Marçenko, Batılı ortakların desteğine rağmen kaynak ihtiyacının yüksek kaldığına dikkat çekmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English