Dünya Basını
Çin’de realist ekolün temsilcisi Yan Xuetong: Trump Tayvan Boğazı’nda Çin’le savaşa girmek istemez

Çin realizminin öncülerinden Yan Xuetong, yaklaşan ABD başkanlık seçimleri öncesi değerlendirmelerde bulundu: “Trump, Tayvan Boğazı’nda Çin ile savaşa girmek istemez. Boğazda bir savaşı önleme konusunda Biden’dan daha temkinli davranacaktır… Ancak Çin ile ABD arasındaki ticari anlaşmazlığın daha da kötüleşmeye devam edeceğini düşünüyorum.”
Tsinghua Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü Direktörü ve The Chinese Journal of International Politics dergisinin baş editörü olan Prof. Dr. Yan Xuetong, ayrıca Çin’de Uluslararası İlişkiler (Uİ) disiplininde realist yaklaşımın temsilcisidir.
Çin akademisinin kendine özgü, Batı dışı Uluslararası İlişkiler teorisi geliştirme çabalarına öncülük eden isimlerden biri olan Yan Xuetong, 2005 yılında Uluslararası İlişkiler disiplinini Batılı olmayan düşünce ve tarihsel deneyimlerle zenginleştirmeyi amaçlayan bir araştırma projesi başlatmıştır. Batılı realist yaklaşımın temel varsayımlarını eski Çin felsefesinden türetilen yeni kavramlarla birleştiren Yan, ahlaki realizm (moral realism) teorisini geliştirmiştir. Ahlaki realizm teorisi ile Çin’in yükselişini ve uluslararası düzendeki değişimleri açıklamayı hedefleyen Yan Xuentong, realist yaklaşımın merkezindeki ‘güç’ unsurunu Çin felsefesinden ödünç aldığı ‘ahlak’ kavramı ile birleştirerek ‘büyük güç’ için yeni bir tanımlama yapmaktadır.
Aşağıda çevirisini paylaştığımız röportaj, Yan Xuetong’un ve aynı ekolden gelen Çinli entelektüellerin, Çin’e özgü realist yaklaşımla ABD-Çin ilişkilerini, Çin’in uluslararası düzendeki rolünü ve çok kutupluluk tartışmalarını nasıl okuduğunu anlamak açısından önemli. Öte yandan Çin Uİ akademisinde Yan’ın realizmini eleştiren, eksik bulan ve özgün teori geliştirme iddiasıyla kendi kavramlarını üretmeye çalışan farklı yaklaşımlar da mevcut.
***
Önümüzdeki 10 yıl: Tsinghua Üniversitesi’nden Yan Xuetong, Trump, Tayvan ve bunların Çin için ne anlama geldiğini anlatıyor
Kawala Xie, South China Morning Post
-Sizce eski ABD Başkanı Donald Trump Tayvan konusunda nerede duruyor? Son döneminde yaptığı gibi “tek Çin” politikasına meydan okuyacak mı?
Trump’ın Tayvan konusunda ABD Başkanı Joe Biden’dan daha ileri gideceğini sanmıyorum. Biden ve Trump dönemlerinin politikalarını karşılaştırırsanız, Biden’ın [yönetiminin] Tayvan’ın bağımsızlığına Trump’tan daha meyilli olduğunu görürsünüz. Fark etmiş olabileceğiniz bir husus da Trump’ın her zaman Soğuk Savaş’tan bu yana yeni bir savaşa dahil olmayan tek ABD başkanı olduğunu iddia etmesidir. Bu ne anlama geliyor? Trump gerçekten de Tayvan Boğazı’nda Çin ile savaşa girmek istemiyor. Boğazda bir savaşı önleme konusunda Biden’dan daha temkinli davranacaktır.
-İki ülke başkanının kasım ayında San Francisco’da bir araya gelmesinden bu yana Çin ve ABD arasında bir şey değişti mi? Zirve herhangi bir şey başardı mı?
San Francisco zirvesi aslında Çin ve ABD’nin Tayvan konusunda savaşa girmesini engelledi. Çin ve ABD arasındaki ana temel sorunu çözdü.
Tayvan lideri William Lai Ching-te’nin göreve başlamasının ardından bu kez Tayvan Boğazı’nda yapılan tatbikatların son gününde Çinli ve Amerikalı askeri yetkililer bir video görüşmesi gerçekleştirdi. Bu da Çin ve ABD’nin Tayvan ihtilafının bir savaşa dönüşmesini engellemek için bir kriz yönetim mekanizması kurduğunu gösteriyor.
Çin ve ABD arasındaki çatışma ve karşı karşıya gelme zirvenin ardından durmadı ancak iki önemli şekilde değişti. Birincisi, daha da kötüye gitti: ABD, Çin’i çevreleme politikasını teknolojik ayrışmadan ticari korumacılığa kadar genişletti… Çin ile ABD arasındaki ticari anlaşmazlığın daha da kötüleşmeye devam edeceğini düşünüyorum.
Peki diğer nispeten olumlu değişiklik nedir? İki taraf, öğrenciler arasında, ikinci aşama diyaloglarda ve akademik değişimler de dahil olmak üzere sosyal değişimleri güçlendirmek için bir anlaşmaya vardı. Çin ve ABD arasındaki sosyal değişimler bir önceki yıla göre daha rahat bir hale geldi.
-Pekin bu alışverişlerin Trump’ın Beyaz Saray’a dönme ihtimali nedeniyle sekteye uğrayabileceğinden endişe ediyor mu?
Seçimin sonucu ne olursa olsun, Trump ya da Biden kazansın, Çin-ABD ilişkilerinin şu andan gelecek yılın ilk yarısına kadarki genel eğilimi sürekli kötüleşme yönünde olacaktır. Seçimler yoğunlaştıkça, her iki taraf ve partileri Çin’e karşı daha sert olmak zorunda kalıyor, bu nedenle Biden yönetimi kesinlikle ikili ilişkiler için yapıcı olmayan bazı yeni politikalar getirecektir.
Ancak kimin kazandığına bağlı olarak etkiler farklı olacaktır. Biden kazanırsa, ikili ilişkiler temelde şu anda olduğu gibi aynı yolda devam edecek. Ancak Trump kazanırsa – ki kazanma ihtimali giderek artıyor – Çin ve ABD arasındaki ekonomik çatışma artacak ve güvenlik konusundaki anlaşmazlıklarından bile daha ciddi olacak.
Trump, Çin ürünlerine yönelik gümrük vergilerini Biden’dan daha büyük ölçekte artırırsa, Çin kesinlikle kendi önlemleriyle karşılık verecektir. Eğer [Washington] Çin ürünlerinin ithalatını kısıtlarsa, Çin de Amerikan ürünlerine ancak belli bir ölçüde kısıtlama getirebilir.
-Trump kazanırsa, Çin’in Avrupa Birliği ile ilişkileri nasıl olacak?
Biden ya da Trump’ın kazanmasından bağımsız olarak, önümüzdeki yıl Çin-AB ilişkilerinde kademeli bir iyileşme olacaktır. Zira İsrail-Hamas savaşı Avrupa ülkeleri ile ABD arasındaki mesafeyi açmıştır.
Avrupa ülkeleri Gazze konusunda stratejik olarak ABD ile aralarına mesafe koydukları sürece, bu konudaki pozisyonları kaçınılmaz olarak Çin’inkine yakın olacaktır. Dolayısıyla Çin ile Avrupa arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine yönelik siyasi koşullar, Avrupa ülkelerinin Çin’i eleştirdiği Ukrayna savaşının yaşandığı döneme kıyasla daha iyi olacaktır.
ABD’nin müttefikleri buna hazırlanmaya başladı. Daha bu yıl Almanya Başbakanı [Olaf Scholz] Çin’i ziyaret etti ve Çin, Japonya ve Güney Kore arasındaki diyalog 4 buçuk yıl sonra yeniden başladı. Bunun nedeni açık: Trump’ın güvenlik konularında Biden kadar güçlü bir şekilde Çin’in karşısına çıkacağını düşünmüyorlar. Başka bir deyişle, Trump’ın müttefiklerine sağladığı güvenlik korumaları Biden dönemine göre çok daha zayıf olacak, bu nedenle Çin ve ABD arasında tuttukları dengeyi ayarlamaları gerektiğini biliyorlar.
-Çin son Japonya-Filipinler güvenlik anlaşmasından endişe duymalı mı?
ABD’nin başlıca stratejik rakibi olarak Çin de hazırlıklı olmalı. Çin’in de ABD müttefikleriyle ilişkilerini geliştirmek için inisiyatif alacağını düşünüyorum – muhtemelen güvenlik açısından değil. Çin’in bu ülkelerle ekonomik ve sosyal ilişkilere ağırlık vermesi daha muhtemel. Çünkü ister Avrupa, ister Japonya, ister Güney Kore ya da başka bir ülke olsun, Çin pazarına hala ihtiyaçları var.
-AB, Çin’in elektrikli araçlar gibi yeni enerji ürünlerine yönelik sübvansiyon iddialarına ilişkin soruşturma başlattı. Sizce bu tür ticari anlaşmazlıkları yönetmenin bir yolu var mı?
ABD güvenlik konusunda müttefikleriyle arasına mesafe koydu diye Çin ile ABD müttefikleri arasındaki ekonomik ilişkiler otomatik olarak iyileşmeyecektir. Çin’in bu konuda hala yapması gereken çok şey var.
Avrupa Birliği bu konuda iyi bir örnektir. Çin ve ABD arasındaki stratejik ilişki ne olursa olsun, Avrupa, Avrupa pazarına karşı daha korumacı olma eğilimindedir. Popülizm ve korumacılık da yükselişte.
Ben şahsen Çin ve Avrupa ülkelerinin ticari anlaşmazlıkları çözmek istiyorlarsa, birbirlerine karşı kısasa kısas misilleme yapmak yerine yeni alanlarda işbirliğine odaklanmaları gerektiğini düşünüyorum. Örneğin, elektrikli otomobiller konusunda Avrupa, Çin ile üretim konusunda ortak çalışmalar yapabilir ve bunu Avrupa ülkeleri için karlı hale getirebilirse işbirliğini yeniden gözden geçirebilir. Çin’den daha fazla araba ithal etmesi, Çin’in elektrikli araba yapması için daha fazla parça ihraç edebileceği anlamına geliyor. Çin arabalarını ithal etmezse, Çin daha az üretecek ve o zaman da daha az parça ihraç edecektir. Çin ve Avrupa arasındaki ekonomik ilişkilerin gelişmesine yardımcı olabilecek böyle bir çıkar ilişkisi kurmalıdır.
-Önümüzdeki 10 yıl içinde Çin-ABD ilişkileri hakkında bir tahminde bulunmak ister misiniz? İki ülke ekonomik, teknolojik ve askeri güç açısından nasıl karşılaştırılacak?
Uluslararası ilişkiler açısından, İsrail-Gazze savaşı ABD’nin küresel siyasi etkisini azaltacaktır. Bu zaten çok açık, çünkü müttefikleri bile bu konuda onunla aralarına mesafe koymak zorunda. Bu durum savaşın sonuna kadar da değişmeyecek.
ABD’nin [uluslararası] ilişkileri daha da kötüleşirken, Çin’in [uluslararası] ilişkileri de mutlaka iyileşmek zorunda değil. Ancak ABD’nin diğer büyük güçlerle stratejik ilişkileri zayıflayacağından, Çin ile ABD arasındaki stratejik denge ABD’nin aleyhine bozulacaktır.
Çin ve ABD’nin ekonomik büyüklükleri halihazırda diğer büyük güçlerin dört ila yedi katı olduğu için, kapsamlı güç açısından Çin ve ABD önümüzdeki 10 yıl içinde diğer ülkelerle aralarındaki farkı daha da açacaktır. ABD’nin GSYİH’si, Çin hariç diğer büyük ülkelerin GSYİH’sinden en az yedi kat daha fazladır. ABD ekonomisi yılda yüzde 1 büyürse, Çin dışındaki ülkelerin aradaki farkın açılmasını önlemek için en az yüzde 7 büyümesi gerekir. Bunu başarmak mümkün değil.
Peki ya Çin? Diğer ülkelerle Çin arasındaki GSYİH farkı en az dört kat, yani … Çin yılda yüzde 2 büyürse, bu ülkelerin aradaki farkın açılmasını önlemek için yüzde 8 büyümeleri gerekecek. Bu da sadece küçük bir olasılıktır. Çin’in yıllık en az %2 ya da daha fazla büyümeyi sürdürmesi zor değil.
Çin’in ikinci çeyrek büyümesi %4,7 ile beklentilerin altında kaldı. Bunun sonucu olarak Çin ve ABD arasındaki iki kutuplu yapı daha belirgin hale gelecektir.
İkinci olarak, önümüzdeki beş yıl içinde, 2024’ten 2029’a kadar, Çin ve ABD arasındaki GSYİH farkı açılma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Neden mi? Yapay zeka ve çip araştırma ve üretiminde Çin ve ABD arasındaki fark giderek artıyor ve bu iki şey hem Çin hem de ABD ekonomilerinin giderek daha fazla bağımlı olduğu gelecekteki dijital ekonomi üzerinde büyük bir etkiye sahip.
Bir başka faktör de önümüzdeki beş yıl içinde Çin’deki yabancı ve Çinli özel yatırımların ABD’deki yabancı ve Amerikalı özel yatırımlardan daha az olabileceği. Dolayısıyla, ABD’deki toplam yatırım Çin’dekinden daha büyüktür ve ABD’nin yapay zeka ve çip araştırma ve geliştirme alanında Çin ile arasındaki fark da açılabilir. Sonuç olarak, Çin ve ABD’nin GSYİH farkı açılma tehlikesiyle karşı karşıya.
Savunma harcamaları açısından ABD yılda 900 milyar ABD dolarının üzerinde harcama yapmaktadır. Çin ise bunun yüzde 30’undan daha azını harcamaktadır. ABD de savaşlara katılıyor ve savaş deneyimi kazanıyor. Dolayısıyla önümüzdeki beş yıl içinde Çin’in askeri güç bakımından ABD ile arasındaki farkı kapatması daha az mümkün.
2030’dan 2034’e kadar ise tahmin yapmak daha zor. Çünkü 2030’a kadar “karşı küreselleşme” daha güçlü olacak ve hem Çin hem de ABD önceki beş yıla göre daha büyük kalkınma sorunlarıyla karşı karşıya kalacak. Popülizm dünyanın ideolojisine hakim olacak ve her iki ülkenin de bununla başa çıkmak için büyük politika düzenlemeleri yapması gerekecek. Her iki ülke için de içeride ve dışarıda daha büyük zorluklar yaşanacak. Bakalım kim bununla daha iyi başa çıkabilecek.
Bu dönemde Çin’in ABD ile arasındaki güç farkını kapatması gibi büyük bir ihtimal olduğunu düşünmüyorum. Ancak aradaki farkın açılmasını durdurmak mümkün. Çin ile ABD arasındaki fark bu dönemde yeniden daralmaya başlayabilir mi? Bu mümkün, ancak bu Çin’in ABD’den daha fazla politika reformu yapıp yapamayacağına bağlı.
-Yani yükselen Doğu ve gerileyen Batı fikri geçerli olmayabilir mi?
“Doğu yükseliyor ve Batı geriliyor” demekle ilgili iki sorun var. Birincisi, Doğu ve Batı’nın kimler olduğu net değil. Doğu Hindistan’ı, Brezilya’yı, Güney Afrika’yı, Vietnam’ı ya da Küba’yı kapsıyor mu? Doğu Rusya’yı da kapsıyor mu? Rusya kendisini kesinlikle bu şekilde görmüyor. O halde grupların ne olduğunu bilmiyorsak, kimin yükseldiğini ve kimin gerilediğini nasıl bilebiliriz?
İkinci olarak, bir yükseliş ve düşüşü nasıl değerlendirirsiniz? Hızlı GSYH büyümesi ya da dünya GSYH’sinde büyük bir paya sahip olmak yükseliş anlamına mı gelir? Yoksa teknolojideki daha hızlı gelişmeler mi? Doğu ve Batı’nın kim olduğunu ve yükseliş ve düşüş kriterlerini bilmediğimizde, bu sözün sadece [bazı] insanların hüsnükuruntularını yansıttığını düşünüyorum… Diledikleri şey gerçek olmayacaktır – bu karşılaştırmalı güçteki değişime bağlıdır.
Eğer Doğu’yu sadece Çin, Batı’yı da sadece ABD olarak tanımlarsanız, 2002’den 2012’ye kadar geçen 10 yılda Çin gerçekten de GSYİH açısından ABD ile arasındaki farkı hızla kapattı. Ancak bugün artık durum böyle değil. ABD doları cinsinden dünyanın toplam GSYH’sinde Çin ve ABD’nin oranını karşılaştırırsak, şu anda daralmıyor, aksine genişliyor.
-Eğer önümüzdeki on yıl içinde dünya daha da iki kutuplu hale gelecekse, bu Çin’in çok kutuplu bir düzeni destekleme politikasını nasıl etkiler?
“Çok kutupluluk” terimi dünyanın nesnel bir tanımı değildir – bu bir temennidir, gerçeklik değil. Pek çok ülke çok kutupluluğu ilerletmek istiyor, ABD bile. ABD … [dünyanın] iki kutuplu olduğunu söylemiyor, çünkü ABD Çin’in kendisiyle eşit düzeyde olduğunu kabul etmek istemiyor. Diğer büyük ülkeler de çok kutuplulukta ısrar ediyor, çünkü dünyanın bir kutbu olmak istiyorlar.
Çin dünyanın çok kutuplu hale geleceğini umuyor ve bu nedenle çok kutupluluğu teşvik edeceğini söylüyor. Ancak iki kutuplu bir yapıya doğru olan mevcut eğilimin, herhangi bir ülkenin bunu durdurma kabiliyetinden çok daha güçlü olduğu açıktır.
İki kutuplu bir dünyada, iki süper güç orta bölge ülkeleri olarak adlandırılan ülkeler için rekabet edecektir. [Bu ülkeler] taraf tutmamayı, bağlantısız olmayı tercih ederler, böylece her ikisinden de faydalanabilirler. Ancak tek kutuplu bir dünya söz konusu olduğunda bu stratejiyi kullanamazlar.
“Küresel Güney” kavramı yeniden popüler olmaya başladı çünkü Çin ve ABD rekabet ettiğinde, bu ülkeler aralarındaki çatışmaları kendi çıkarlarına hizmet etmek için kullanabilirler. Bu da Çin’i dezavantajlı duruma düşürüyor.
Çin’in Küresel Güney politikası, örneğin Hindistan’ınkinden farklıdır. Çin’in mevcut politikası, kendisinin Küresel Güney kavramından dışlanmasını engellemektir. Hindistan hükümetinin politikası ise bunun tam tersi: Çin’i Küresel Güney kavramının dışında tutmak ve kendisinin bu gruplaşmanın en önemli temsilcisi olduğunu vurgulamak.
Çin, Batılı ülkeleri içermeyen BRICS gibi çok taraflı örgütlerde Rusya ile birlikte bu kavramı desteklemeyi umuyor. [Çin, üyesi olduğu tüm Batılı olmayan örgütlerin bu Küresel Güney kavramına dahil olmasını ve böylece bu grubun bir parçası olma stratejik hedefine doğal olarak ulaşabilmeyi umuyor.
-Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş konusunda, Çin’in barış görüşmelerine aracılık etmesi mümkün mü?
Bence Rusya ve Ukrayna’nın bu yıl doğrudan diyalog kurması pek olası değil. Savaş alanında mutlak bir çıkmaz yok, dolayısıyla iki tarafın oturup konuşması pek olası değil. Her ikisi de artık savaş alanında ilerlemelerinin mümkün olduğuna inanıyor.
Trump’ın seçimi kazanıp gelecek yıl göreve geleceğini ve ABD’nin Ukrayna politikasını değiştireceğini varsayarsak, doğrudan müzakereler mümkün olacaktır. ABD Ukrayna’nın başlıca askeri destekçisi olduğu için Avrupa’nın sağladığı askeri yardım Ukrayna’yı uzun vadede desteklemeye yetmiyor. Bu durumda 2025 yılında bir müzakere ihtimal dışı bırakılamaz.
Çin ne savaşın başlatıcısı ne de katılımcısıdır. Avrupa ülkeleri ve ABD’den farklı olarak, aslında askeri yardım sağlayıcıları olarak savaşa dolaylı olarak dahil olmuşlardır. Dolayısıyla Çin’in oynayabileceği rol onlarınki kadar büyük değildir. Çin’in barış yapıcılığı yapıcıdır, ancak müzakereleri kolaylaştırmada oynayabileceği fazla bir rolü olmayabilir.
-Avrupa ülkeleri sık sık Çin’in Rusya üzerinde etkili olmasını umduklarını söylüyorlar. Sizce bu beklenti çok mu yüksek?
Nisan ayında Avrupa’yı ziyaret ettiğimde birçok kişi bana bu soruyu sordu. Bence bu soruyu sormalarının nedeni uluslararası siyasetin temel yasalarını anlamamaları. Rusya dünyada nükleer bir güç ve [BM] Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi. Çin, Rusya’yı büyük politika değişiklikleri yapması için nasıl etkileyebilir? Bu mümkün değil. İsrail nükleer silahlara sahip olmasına rağmen büyük bir güç değil ve Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi de değil. Çok küçük bir ülke ama Avrupa devletleri ve ABD birlikte Gazze’deki savaşı sürdürmesini engelleyemez. Rusya’yı barışa ikna etmek Çin’in kapasitesinin ötesindedir.
-Çin ayrıca Hamas ve El Fetih arasındaki görüşmeleri de kolaylaştırdı. Sizce Çin Gazze’deki çatışmada nasıl bir rol oynayabilir?
Bence Çin, Hamas ve El Fetih’in nasıl uzlaşabileceklerini, ortaklaşa yönetebileceklerini veya belirli siyasi ilişkiler kurabileceklerini tartışmak için savaş sonrasına kadar beklemek zorunda olduklarına inanmıyor. Çin, Gazze konusundaki tutumları ve gelecekte Filistin meselesine nasıl yaklaşacakları konusunda onları müzakere etmeye teşvik etmenin şimdi mümkün olduğuna inanıyor.
Bu nedenle Çin, Hamas ve El Fetih’i Pekin’de görüşmeye davet etti. Bunun iki taraf arasında uzlaşma için bir başlangıç noktası oluşturduğunu düşünüyorum. Bunun sonunda taraflar arasında bir uzlaşmaya varılıp varılamayacağını ve Gazze Şeridi’nin ortak yönetiminin sağlanıp sağlanamayacağını bilmiyorum çünkü müzakerelerin sonucu sadece El Fetih ve Hamas’ın uzlaşıp uzlaşamayacağına değil aynı zamanda İsrail ve ABD’nin bölgeyi yönetmelerine izin verip vermeyeceğine de bağlı. Dolayısıyla korkarım ki müzakerelerin daha çok taraflı bir uluslararası ortamda yürütülmesi gerekecek.
-Birçok kişi Güney Çin Denizi’nde bir çatışma olasılığının Tayvan Boğazı’ndakinden daha fazla olduğunu söylüyor. Siz ne düşünüyorsunuz?
Tayvan meselesinin Çin ve ABD arasında askeri çatışmaya yol açma ihtimali artık daha düşük çünkü iki ülkenin bir yönetim mekanizması var. Tayvan Boğazı’ndaki askeri çatışma kontrol altına alındı, bu nedenle şimdi herkes Güney Çin Denizi meselesini tartışmaya başladı. Her iki meselenin de kazara bir çatışmayı ateşleme riski var, ancak Çin ile ABD arasında bir savaşa dönüşme riski yok.
1991’den bu yana Doğu Asya’da Güney Çin Denizi de dahil olmak üzere birçok küçük çaplı askeri çatışma yaşandığını, ancak bu bölgedeki ülkeler arasında savaş yaşanmadığını görebilirsiniz. O zamandan bu yana 33 yıl geçti, dolayısıyla Çin ve ABD’nin Doğu Asya’da küçük çaplı askeri çatışmaların ya da kazaların savaşa dönüşme ihtimalini önleyebilecek kapasitede olduğunu düşünüyorum.
-Rusya’nın Kuzey Kore için Çin’den daha öncelikli olduğu ve Moskova ile Pyongyang’ı birbirine yaklaştırdığı yönünde bazı tartışmalar var. Siz bunu nasıl görüyorsunuz?
Kuzey Kore’nin ekonomik ve askeri gücü o kadar küçük ki Rusya’ya sağlayabileceği destek, ister savaş alanında, ister ekonomik kalkınmada, isterse de uluslararası etki anlamında olsun, çok sınırlı. Rusya için Kuzey Kore’nin desteği hiç yoktan iyidir ama önemli bir anlamı yoktur. Benzer şekilde, Rusya şu anda savaşta her şeyini ortaya koyuyor, bu nedenle Kuzey Kore’ye belirleyici ve büyük ölçekli destek sağlayamıyor.
Putin ve Kim, Batı ile artan gerilimin ortasında ‘şimdiye kadarki en güçlü’ savunma anlaşmasını imzaladı. Bu anlamda, iki taraf arasındaki ilişki nasıl gelişirse gelişsin, Kuzey Kore ve Rusya’nın Çin’e olan ihtiyacı, karşılıklı olarak birbirlerine olan ihtiyaçlarından çok daha fazladır. Dolayısıyla bu durum, ne tür bir ilişki geliştirirlerse geliştirsinler, Kuzey Kore ile Çin arasındaki ilişkinin ve Rusya ile Çin arasındaki ilişkinin önemli ölçüde etkilenmeyeceğini belirlemektedir.
–Kore yarımadasının nükleer silahlardan arındırılması Çin’in diplomatik öncelikleri arasında yer alıyor mu?
Çin için Kore yarımadasındaki güvenlik odağımız sahada neler olup bittiğine bağlı. Farklı sorunlar farklı zamanlarda farklı krizlere yol açmıştır ve her zaman önce en acil olanları ele almanız gerekir.
Şu an için en büyük istikrarsızlık kaynağı ABD politikası ve ABD, Japonya ve Güney Kore arasında artan askeri tatbikatlardır. Kuzey Kore birkaç yıldır nükleer deneme yapmadı. Nükleer silahları olumlu bir faktör olmayabilir ancak Kore yarımadasındaki mevcut istikrarsızlığın en doğrudan nedeni de değiller.
Hem Kuzey Kore hem de ABD’nin bölgesel istikrarsızlık üzerinde etkisi var ama ABD faktörü şu anda daha büyük, daha doğrudan ve daha acil.
-ABD, Japonya ve Güney Kore arasındaki askeri ittifakın Kuzey Kore ve Çin’e karşı “caydırıcılıklarını” artıracağını düşünüyor musunuz?
Trump’ın göreve gelmesi halinde bazı değişimler olabileceğini düşünüyorum çünkü ABD halihazırda Gazze ve Ukrayna’daki savaşlara dahil olmuş durumda. Doğu Asya’da üçüncü bir askeri çatışmayı kışkırtmak ABD için iyi mi? Hem içeride hem de dışarıda başı dertte. Peki Trump neden Biden’ın politikalarını izleyip kendisini de aynı belaya bulaştırsın?
Dünya Basını
Ray Dalio yapay zeka balonu ve küresel borç krizini değerlendirdi

Dünyanın en büyük hedge fonu Bridgewater Associates’in kurucusu Ray Dalio, YouTube yayınında Steven Bartlett’a açıklamalarda bulundu. Dalio, yapay zeka teknolojilerindeki aşırı değerlemelerin bir yatırım balonuna dönüştüğünü ve küresel ekonomide tarihi bir kırılma yaşandığını bildirdi.
Dünyanın en büyük hedge fonu olan Bridgewater Associates’i 1975 yılında iki odalı bir dairede kuran ve kurumsal yatırımcılara 53 milyar doları aşkın kümülatif net kazanç sağlayan ünlü küresel makro yatırımcı Ray Dalio, “A Diary of a CEO” adlı söyleşi programında Steven Bartlett’ın sorularını yanıtladı.
2008 küresel finans krizini öngören az sayıdaki fon yöneticisinden biri olan ve S&P 500 endeksinin yüzde 40’a yakın değer kaybettiği o dönemde Bridgewater bünyesinde yüzde 9,5 pozitif getiri elde eden Dalio, güncel piyasa dinamikleri, yapay zeka yatırımları ve küresel ekonomi hakkındaki tespitlerini paylaştı.
Yatırımcı Jeremy Grantham’ın “tarihin en büyük yatırım balonuyla karşı karşıya olunduğu” yönündeki görüşünün hatırlatılması üzerine Dalio, bu değerlendirmeye katıldığını belirtti. Piyasalardaki mevcut durumu analiz eden Dalio, “Bir balonun içinde olduğumuza dair klasik işaretleri görüyorum” dedi.
“Bir balonun içinde olduğumuza dair klasik işaretleri görüyorum”
Tarihteki borsa balonlarının oluşum ve patlama mekanizmalarını detaylandıran Dalio, devrim niteliğindeki yeni teknolojilerin piyasalarda aşırı coşku yarattığını söyledi.
1929 Büyük Buhranı öncesinde evlere ilk kez elektrik, aydınlatma, buzdolabı girmesinin, otomobillerin, uçakların ve radyonun yaygınlaşmasının büyük bir gelecek beklentisi oluşturduğunu hatırlatan Dalio, 2000 yılındaki internet balonu sürecinde de benzer bir dinamiğin yaşandığına dikkat çekti.
Yapay zeka teknolojisinin insan vücudunun fiziksel işlevlerinin yanı sıra zihnin düşünme ve muhakeme süreçlerini de ikame etmeye başladığını kaydeden Dalio, yatırımcıların gelecekteki kârlılığı gözetmeksizin piyasaya akın ettiğini vurguladı.
Dalio, “İnsanlar mucizevi bir teknoloji gördüklerinde ona yatırım yaparlar, hatta borç para alarak bahis oynarlar. Ancak varlığın fiyatının önemli olduğunu gözden kaçırırlar. Şu anda yapay zeka konusunda çok heyecanlıyız ve heyecanlı olmalıyız da çünkü devrim niteliğinde değişimler getirecektir” değerlendirmesinde bulundu.
“Servet ile para aynı şey değildir”
Finansal balonların teknik arka planını açıklayan Dalio, servet ile nakit para arasındaki farka işaret etti. Muhasebe üzerindeki değerlemelerin harcanabilir nakit olmadığını belirten Dalio, “Servet ile para aynı şey değildir. Birçok insanın zenginleştiğini görürsünüz ancak bu serveti doğrudan harcayamazsınız. Harcama yapabilmek için serveti satıp paraya çevirmeniz gerekir” dedi.
Şirketlerin finansman sağlama süreçlerini örnek gösteren Dalio, 50 milyon dolar sermaye toplayan bir girişimcinin şirket değerlemesini 1 milyar dolara çıkarabileceğini, kağıt üzerinde milyarder olabileceğini ancak gerçekte harcanan paranın yalnızca 50 milyon dolar kaldığını vurguladı. Balonların patlama tetikleyicilerini sıralayan Dalio, şu ifadeleri kullandı:
“Balonu patlatan şey genellikle insanların borçlarını ödemek veya vergi yükümlülüklerini karşılamak için ellerindeki varlıkları satıp paraya çevirme ihtiyacı duymasıdır. Bu durum çoğunlukla faiz oranlarının yükselmesiyle gerçekleşir. Enflasyon baskısı arttığında merkez bankaları frene basmak ister. Faizler yükseldiğinde borcu olanlar daha fazla nakit bulmak zorunda kalır. Satışlar başladığında süreç tersine işler. Varlık fiyatları düşer, teminatlar erir, borçları ödemek için daha fazla satış yapılır ve bu da tüketim harcamalarının kesilmesine yol açar.”
Bartlett’ın sunduğu senaryoyu doğrulayan Dalio, piyasada zayıf ve tecrübesiz yatırımcıların borçla veya kaldıraçlı borsa yatırım fonları üzerinden pozisyon almasının balona işaret eden en belirgin göstergelerden biri olduğunu söyledi.
Yapay zeka şirketlerinin gelecekte elde edecekleri gelirleri kesin olarak öngöremediğini belirten Dalio, firmaların ya yetersiz yatırım yaparak rekabette geride kalma ya da aşırı yatırım yaparak maliyet baskısı altında kalma dilemmasıyla karşı karşıya olduğunu kaydetti.
Milyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz
“Nakitte kalmak enflasyon karşısında en kötü yatırımdır”
Bireysel yatırımcıların ve girişimcilerin olası bir ekonomik çöküşe karşı nasıl hazırlanması gerektiğine değinen Dalio, piyasaları zamanlamanın son derece güç olduğunu, en etkili yöntemin portföy çeşitlendirmesi olduğunu vurguladı.
Parasını mevduat hesabında veya para piyasası fonlarında tutan kişilerin güvende olmadığını savunan Dalio, “İnsanlar parayı bankada tutmanın en güvenli liman olduğunu düşünür. Bu doğru değildir. Uzun vadede enflasyon karşısında erimeye mahkum en kötü yatırımdır. Yıllık yüzde 3,5 ila 4 seviyesindeki enflasyon paranın alım gücünü eksiltir. Alınan faizden ödenen vergiler de düşüldüğünde reel getiri oldukça zayıf kalır” dedi.
Çeşitlendirilmiş bir varlık sepetinin önemine değinen Dalio; hisse senetleri, tahviller, gayrimenkul, altın ve kripto varlıklar arasındaki ilişkiyi aktardı. Portföyünde yüzde 1 oranında Bitcoin bulundurduğunu belirten Dalio, altın tercihini şu sözlerle açıkladı:
“Sert para kategorisinde portföylerin yüzde 5 ila 15’inin bu tür varlıklara ayrılması gerektiğini düşünüyorum. Ben külçe altını Bitcoin’e tercih ediyorum. Altın basılamayan bir paradır. 1971 yılına kadar resmi para sisteminin merkezindeydi ve halen merkez bankalarının en büyük ikinci rezerv varlığıdır. Altın başkasının yükümlülüğü olmayan tek finansal varlıktır. Bitcoin ise basılamayan bir diğer tür para olmakla birlikte kuantum bilgisayarlar gibi teknolojik risklere, hükümetlerin düzenleme, vergilendirme ve yasaklama baskılarına açıktır. Merkez bankaları işlemlerinin gizli ve kendi kontrollerinde kalmasını istedikleri için önemli miktarda Bitcoin tutmayacaktır.”
“Aklınız ve bedeniniz ikame edildiğinde satacak neyiniz kalır?”
Yapay zeka ve robotik teknolojilerin istihdam piyasası üzerindeki etkilerini değerlendiren Dalio, otomasyonun tarihsel gelişimini özetledi.
İnsanlığın tarım toplumundan sanayi devrimine geçişinde makinelerin kas gücünün yerini aldığını, günümüzde ise yapay zekanın insan zihninin üst düzey düşünme ve muhakeme yetilerini üstlendiğini dile getirdi.
Bu dönüşümün sermaye sahipleri ile çalışanlar arasındaki gelir dağılımı makasını daha da açacağını belirten Dalio, “İşletmelerin elde ettiği gelirden çalışanlara giden pay azalırken iş yeri sahiplerine giden pay artmaktadır. İnsan bedeninin ve zihninin yerini makineler aldığında insanların satacak neyi kalacak sorusuyla yüzleşeceğiz. İnsana özgü kalan unsurlar duygular ve sezgilerdir” dedi.
Yapay zeka devriminden yalnızca en üstteki yüzde 0,1 ile yüzde 10’luk dilimde yer alan, bu teknolojiyi kullanabilen yetenekli grubun kazançlı çıkacağını ifade eden Dalio, üniversite mezunlarının dahi iş bulmakta zorlandığı bir döneme girildiğini belirtti. Birçok işletme için yeni mezun yetiştirmenin maliyetli hale geldiğini, bu görevlerin yapay zeka vasıtasıyla hızla tamamlanabildiğini aktardı.
Gençlere ve gelecek nesillere tavsiyelerde bulunan Dalio, şunları kaydetti:
“Tarih göstermiştir ki en başarılı olanlar en zeki olanlar ya da en çok çalışanlar değil, değişime en iyi uyum sağlayanlardır. Geleceğin ne getireceğini kesin olarak bilemezsiniz. Kodlama öğrenmenin çözüm olduğu söyleniyordu ancak yapay zeka modelleri artık kodlama yapabiliyor. Önemli olan insanın kendi doğasını tanıması, yapay zeka araçlarını en üst düzeyde kullanmayı öğrenmesi ve adaptasyon kabiliyetini geliştirmesidir.”
“Büyük bir borç krizinin ve çöküş döneminin içindeyiz”
Ekonomik hareketlerin arkasındaki yapısal mekanizmaları “Büyük Döngü” kavramıyla açıklayan Dalio, yaklaşık 80 yıllık bir insan ömrüne karşılık gelen uzun vadeli borç ve güç döngülerinin son safhasına gelindiğini belirtti.
1945 yılında kurulan dünya düzeninin para, iç siyaset ve jeopolitika alanlarında kırılma yaşadığını savundu.
ABD ve İngiltere gibi ülkelerin aşırı borçlandığını, kamu bütçe açıkları verdiğini ve gelir eşitsizliğinin hat safhaya ulaştığını kaydeden Dalio, İngiltere’deki siyasi tabloyu örnek gösterdi.
İngiltere’de son yedi yılın altısında yeni bir başbakanın göreve geldiğini hatırlatan Dalio, “İngiltere aşırı borçlanmış, üretkenliği düşmüş ve seçenekleri tükenmiş klasik bir döngü örneğidir. Yeterli para olmadığında vaatler tutulamaz, liderler sürekli değişir. Zenginler yüksek vergi bölgelerinden kaçar. Bütçe açıklarını finanse edecek alacaklı bulmak zorlaşır” dedi.
Connecticut eyaletindeki sosyo-ekonomik durumu da paylaşan Dalio, eyaletin kişi başına düşen gelirde ABD’nin en zengin ikinci bölgesi olmasına rağmen lise öğrencilerinin yüzde 22’sinin okulu bıraktığını veya devamsızlık yaptığını, çete ve uyuşturucu sorunları nedeniyle hapishane bütçesinin eğitim bütçesini aştığını ifade etti.
Sistemlerin toplumun geneli için çalışmadığı dönemlerde iç çatışmaların arttığını vurgulayan Dalio, ABD ve Çin arasındaki küresel güç dengesine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“İçinde bulunduğumuz evre bir gerileme ve çöküş dönemidir. Tarihte tek bir hakim gücün düzeni sağladığı dönemler daha barışçıl olmuştur. Bugün Çin, birçok ülke için ABD’den daha büyük bir ticaret ortağı konumundadır. Orta Doğu’daki ve İran civarındaki gelişmeler, ABD toplumunun uzun süreli kara savaşlarına veya benzin fiyatlarındaki artışlara tahammülünün olmadığını göstermiştir. Bu durum ABD’nin küresel güç kullanma ve caydırıcılık kabiliyetinin sınırlarını ortaya koymakta, İngiliz İmparatorluğu’nun Süveyş Krizi sonrası yaşadığı güç kaybına benzer bir kaymaya işaret etmektedir.”
Küresel ekonomideki mevcut zorlukların aşılması için partiler üstü, ekonomik gerçekleri kavrayan yapılar tarafından zorlu yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Ray Dalio, genç girişimcilerin sınır bağımlı kalmadan eğitim, üretkenlik ve toplumsal huzurun yüksek olduğu küresel merkezlerde varlık göstermeleri gerektiğini sözlerine ekledi.
İktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını
Milyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz

Tesla ve SpaceX’in CEO’su Elon Musk, İngiliz yayın kuruluşu The Economist’e verdiği özel mülakatta yapay zeka teknolojilerinin beş yıl içinde tüm insanlığın toplam zekasını geride bırakacağını açıkladı. İnsan benzeri robotların ve dijital süper zekanın üretimi devasa boyutlara ulaştıracağını belirtilen ünlü iş insanı, önümüzdeki 10 yıl içinde paranın tüm anlamını yitireceğini ve küresel ekonomide benzeri görülmemiş bir bolluk çağının başlayacağını savundu.
Tesla ve SpaceX’in CEO’su olan Amerikalı milyarder Elon Musk, İngiliz yayın kuruluşu The Economist’e verdiği kapsamlı video mülakatta açıklamalarda bulundu.
Tesla’nın Teksas’taki dev tesislerinde gerçekleşen söyleşide Musk, yapay zeka gelişiminin durdurulamaz bir hıza ulaştığını ve önümüzdeki beş ila 10 yıl içinde dünyada taşların yerinden oynayacağını ilan etti.
Sunucunun “Önümüzdeki 10 yıl içinde, yani 2036 yılında başarmayı hedeflediğiniz dünya nasıl bir yer olacak?” sorusunu yanıtlayan Elon Musk, “10 yıl sonrasından, yani 2036 yılından bahsediyoruz. Büyük ihtimalle her ikimiz de o günleri göreceğiz. Yapay zekanın ezici bir üstünlük kurmadığı bir gelecek hayal etmek imkansız. 10 yıl içinde yapay zekanın tüm insanların toplam zekasından katbekat üstün olmasını bekliyorum. Hatta bence yapay zeka yaklaşık beş yıl içinde tüm insanlığın toplam zekasını aşacak” dedi.
“Yapay zeka beş yıl içinde tüm insanların toplam zekasını geçecek”
Gelişimin boyutlarını tarif eden Musk, “İnsan olmak dışında yapay zekanın insanlardan daha iyi yapamayacağı hiçbir şey kalmayacak. En olası senaryo, herkesin aklına gelen her şeye sahip olabileceği inanılmaz bir bolluk çağıdır. Bu kulağa çılgınca gelebilir ama işte 2026 yılındayız, 2036’da nerede olacağımızı göreceğiz. Tabii ki küresel bir nükleer savaş gibi felaketler bu süreci rayından çıkarabilir. Ancak Üçüncü Dünya Savaşı çıkmadığını varsayarsak, muazzam bir bolluk çağına doğru ilerliyoruz. Bu, geleceğe dair bir iyimserlik ve heyecan mesajıdır” ifadelerini kullandı.
Şirketlerinin gelecekte nasıl para kazanacağına ilişkin soru üzerine ekonomi tanımını yeniden yapan Elon Musk, dijital zekanın hızlı ilerleyişine karşın fiziksel dünyada varlık göstermesi için robotlara ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
Musk, “Ekonomiyi dijital ve fiziksel zeka olarak düşünebilirsiniz. Şu an dijital zeka neredeyse her geçen hafta yeni bir kırılmayla ilerliyor. Ancak henüz dijital aleme sıkışmış durumda. Mekanik tutuculara, yani insan benzeri robotlara ihtiyacınız var. Kısacası çok sayıda robota ihtiyacınız var” açıklamasını yaptı.
“2036 yılında paranın hiçbir önemi kalmayacak”
Ekonominin mal üretimi ve hizmet sunumu olduğunu vurgulayan ünlü girişimci, “Muazzam miktarda dijital zekaya sahip devasa sayıda robotunuz olduğunda, bir bakıma sonsuz bir ekonomiye ulaşırsınız. Gelecek geçmişten çok ama çok farklı olacak. Yaşayacağımız değişimin büyüklüğünü anlatabilecek hiçbir benzetme ya da mecaz yok. Şirketlerimin nasıl para kazanacağına gelince, başka bir tahminde daha bulunayım: 2036 yılında paranın hiçbir önemi kalmayacak” dedi.
Sunucunun hisse hissedarlarının para kazanma beklentisini hatırlatması üzerine Musk, “Gıda, barınma, ulaşım ve eğlence için paraya ihtiyaç duyarsınız. Eğer robotlar ve yapay zeka herhangi bir insanın tüketebileceğinden çok daha fazla mal ve hizmet üretiyorsa, o zaman paraya neden ihtiyaç duyasınız ki?” cevabını verdi.
“İnsanların kontrolü elinde tutması neredeyse imkansız”
Süper zeki sistemlerin insan kontrolünden çıkacağını iddia eden Musk, “İnsanların 10 yıl içinde kontrolü elinde tutması neredeyse imkansız. Yapay zeka ile insan arasındaki zeka farkı, insan ile şempanze arasındaki zeka farkından katbekat fazla olduğunda, şempanzelerin kontrolü elinde tutmasını hayal etmek zordur. Bizler esasen evrimleşmiş şempanzeleriz. Çok değil, kısa süre önce ormanda ağaçlarda sallanıp muz yiyorduk” şeklinde konuştu.
“Süper zeki bir yapay zekayı kontrol edebileceğimi düşünmek kibir olur”
Gelecekte devasa bir yapay zekayı yönlendirme iddiasında olmadığını belirten Musk, “Benden katbekat akıllı olan süper zeki bir yapay zekayı kontrol edebileceğimi düşünmek benim açımdan bir kibir gösterisi olur. Yapmamız ve denememiz gereken tek şey, yapay zekanın iyi değerlere sahip olmasını, insanlığı önemsemesini, mutlu olmamızı ve gelişmemizi istemesini sağlamaktır. Biyolojik sinir ağımın bana söylediği şey, yapay zeka güvenliği için en önemli unsurun azami düzeyde hakikat arayışında bulunması ve meraklı olması gerektiğidir. Eğer durum buysa, insanlığı besleyip koruyacaktır” dedi.
“Katil robotların insanlığı yok etme riski yüzde 10 ila 20 arasında”
Daha önce yaptığı uyarılara değinen Musk, “Yapay zeka ve robotlarla ilgili halen risk olduğunu düşünüyorum, bu risk sıfır değil. Geçmişte katil robotların insanlığı yok etme olasılığının yüzde 10 ila 20 arasında olduğunu söylemiştim. Felsefi olarak olumlu tarafa bakma kararı aldım. Yapay zeka ve robotların bu inanılmaz ivmesini gerçekten durdurmanın bir yolunu göremiyorum” ifadelerini kullandı.
“Çılgın akışı durduramam, o yüzden yolculuğun tadını çıkarmaya bakıyorum”
Musk, teknolojik gidişata ilişkin duruşunu şu sözlerle özetledi: “Durdurma düğmesi olsaydı bile muhtemelen ona basmamalıydık, çünkü en olası sonuç herkes için inanılmaz bir bolluk çağıdır. Benim felsefem şu an için ‘yolculuğun tadını çıkaralım’ noktasına geldi. Dürüst olmak gerekirse burada durdurulamaz bir ilerleme var. Durdurmak istesem bile bunu başaramam. Evrenin sonu fizik kurallarına göre kademeli bir soğuma, yani ısı ölümüyle bitecek. Eğer nihai varış noktası korkunçsa, o zaman her şey yolculuğun kendisiyle ilgilidir.”
“Rakip teknoloji devleri birbirini denetleyip dürüst tutmalı”
Yapay zeka güvenlik risklerinin azaltılması için teknoloji devlerinin işbirliği yapması gerektiğini savunan Tesla CEO’su, Google DeepMind CEO’su Demis Hassabis ile yaptığı görüşmeyi aktardı.
Musk, “En önde gelen yapay zeka şirketlerinin birkaç haftada bir toplanıp güvenlik konularını tartışması kısa vadede atılacak en hızlı adımdır. Mevcut sistemlerden çok daha akıllı yeni bir öncü model piyasaya sürülmeden önce, rakip yapay zeka şirketlerinin bu modeli zararlı etkilere karşı test etmesine ve güvenlik sorunlarını gidermek için erteleme tavsiyesinde bulunmasına fırsat tanınmalıdır. Hükümette derin teknik bilgisi olmayan kişilerin bir modelin yayınlanıp yayınlanmaması gerektiğine karar vermesi zordur. Ancak rakipler kendilerine bir iki hafta süre verildiğinde sorunları vurgulayabilir. Rakiplerin birbirini dürüst tutma teşviki vardır” değerlendirmesinde bulundu.
İçerik denetiminde film derecelendirme sistemine benzer bir sektör grubu modelini öneren Musk, “Eğer bir şirket çok tehlikeli bir şey yapıyor ve tehlikeyi azaltmak için adım atmayı reddediyorsa, işte o zaman hükümetin müdahale etmesi gereklidir” dedi. Amazon’un Anthropic üretimi Mythos modeli hakkındaki siber güvenlik endişeleri üzerine Beyaz Saray’ı aramasını bu duruma örnek gösterdi.
“Çin elektriğe sahip ama çip sıkıntısı çekiyor”
Sektördeki küresel rekabeti değerlendiren Musk, Çin merkezli teknoloji firmalarının başarısına dikkat çekti. Çin’in Kimi K3 modelinin Anthropic’in Fable modeline yaklaştığını belirten Musk, jeopolitik dengeler hakkında şunları söyledi: “Çinli yapay zeka şirketleri nispeten küçük bir hesaplama gücüyle çok iyi iş çıkarıyor. Büyük bir hesaplama gücüne sahip olurlarsa lider konuma geçme şansları yüksek. Yapay zekanın önündeki kısıtlamalar elektrik ve yapay zeka çipleridir. Çin, ABD, Avrupa ve Hindistan’ın toplamından daha fazla elektriğe sahip. ABD’nin çip ihracatı kısıtlamaları nedeniyle Çin şu an çip sıkıntısı çekiyor. Çin dışındaki dünyada ise kısıtlayıcı unsur elektrik ve soğutma kapasitesidir. Çin ayrıca litografi sorununu çözmeye ve devasa hacimlerde çip üretmeye tahmin edilenden daha yakın. Fiziksel yapay zeka alanında da çok iyi robot şirketlerine sahipler.”
Çin’deki robot dövüşü etkinliklerini eğlenceli bulduğunu söyleyen Musk, kafası koptuğu halde dövüşmeye devam eden bir robot izlediğini belirtti.
Rakipleriyle olan ilişkilerine değinen Musk, OpenAI CEO’su Sam Altman’a yönelik eleştirilerini yineledi. Musk, “Sam Altman’ın hayranı değilim. Kar amacı gütmeyen, açık kaynaklı ve dünyaya ait olması gereken bir şirket kuruyorsunuz, sonra bu şirket bir şekilde 800 milyar dolarlık kapalı kaynaklı, kar amacı güten bir şirkete dönüşüyor. Bence bu, para bağışlama amacıma tamamen zıt bir durum. Anthropic Kurucusu Dario Amodei de Sam Altman’a güvenmediği için ekibiyle OpenAI’dan ayrıldı. Dario ilkeli bir insandır. Dünyanın iyiliği için kişisel farklılıklarımızı bir kenara bırakıp konuşmamız gerekiyorsa konuşuruz” dedi.
İstihdam piyasasındaki dönüşüme işaret eden Musk, yapay zekanın tüm masa başı işleri insanlardan daha iyi yapacağını vurguladı. Musk, “Yazılım mühendisliğinde yapay zeka, profesyonel yazılım mühendislerinin en az yüzde 90’ından daha iyi kod yazıyor. Yakında bu oran yüzde 99’a çıkacak ve rekabet etmek imkansız hale gelecek. Bu durum Stockfish satranç programının seviyesine ulaşmaya benziyor. Stockfish satrançta o kadar iyi ki, küçük bir bilgisayarda hatta telefonunuzda çalıştırıp Magnus Carlsen’i rahatça yenebilirsiniz. Yazılımda da durum bu olacak” uyarısında bulundu.
“Çalışmak tıpkı bahçe bakımı gibi isteğe bağlı bir hobiye dönüşecek”
Gelecekte çalışmanın zorunluluk olmaktan çıkacağını savunan Musk, “Çalışmak isteğe bağlı hale gelecek. Bunu bahçe bakımına benzetebiliriz. Bahçenizde sebze yetiştirmek zorunda değilsiniz, markete gidip kusursuz sebzeler alabilirsiniz. Bahçenizdeki domatesler markettekiler kadar sulu ve düzgün olmaz ama kendi ürettiğiniz için hoş bir dokunuştur. İş hayatı da tıpkı böyle bir hobiye dönüşecek” ifadelerini kullandı.
“İnsanlara karşılıksız para dağıtılmalı, enflasyon değil deflasyon çıkacak”
İşini kaybeden kitlelerin yaşam standartlarına dair ekonomi teorisini açıklayan Musk, “Hazine insanlara doğrudan karşılıksız para çekleri dağıtmalıdır. Para, mal ve hizmetlerin paraya oranıdır. Üretim miktarı yüzde 1000 oranında artarsa, veri tabanında para oluştursanız bile mal ve hizmet üretimi para arzından daha hızlı artacağı için enflasyon değil deflasyon yaşanacaktır. Önümüzdeki dönemin ana sorunu enflasyon değil deflasyon olacak” açıklamasında bulundu.
Kendi serveti ve vergi yükümlülüklerine dair rakamlar veren Musk, “Tarihte bir insan tarafından ödenen en yüksek vergiyi ödeyerek rekor kırdım. Federasyona yüzde 40, California eyaletine yüzde 15 olmak üzere toplamda yaklaşık yüzde 45 vergi ödüyorum. Öldüğümde kalan servetimden bir yüzde 45 daha vergi alınacak. Trilyonlarca dolar vergi ödeyeceğim ve bundan rahatsız değilim. Şirketler üzerindeki oy kontrolüm (SpaceX’te yüzde 80 civarında) bana sadece beş ila 10 yıllık uzun vadeli yatırımlara, Ay ve Mars üslerine odaklanma imkanı tanıyor. Aksi takdirde borsa analistlerinin çeyrek dönemlik kar baskılarına maruz kalırsınız” dedi.
Uzay projelerine ilişkin tutkusunu dile getiren ünlü iş insanı, “Altı yaşındayken sinemada izlediğim ilk film Yıldız Savaşları olmuştu ve aklımı başımdan almıştı. Bilinci dünya ötesine taşımak ve Yıldız Görevi tarzı bir geleceği gerçek kılmak istiyorum. Yıldız Gemisi füzesini günde birden fazla kez fırlatmayı hedefliyoruz. Bazen hayatım o kadar gerçek dışı geliyor ki bir simülasyonun içinde olduğumuza inanıyorum” sözlerini sarf etti.
Starlink uydu ağının jeopolitik rolüne ve Ukrayna savaşına değinen Musk, cephe hatlarının iki yılı aşkın süredir değişmediğini belirterek pragmatik bir barış anlaşmasının şart olduğunu söyledi.
Musk, “Diplomatlar lüks mekanlarda yedi kap yemek yerken cephede her gün insanlar ölüyor. Rusya geri çekilmeyecek, bu gerçekçi değil. Pragmatik davranıp barış yapmalıyız” ifadelerini kullandı.
“Hükümet harcamalarındaki devasa israfı engellemek için siyasete girdim”
ABD siyasetine ve Hükümet Verimliliği Departmanı bünyesindeki çalışmalarına ilişkin özeleştiride bulunan Musk, “Siyasete biraz fazla karıştım, kendimi kaptırdım. Amacımız devasa boyutlara ulaşan bütçe açığıyla mücadele etmekti. ABD’de borç faiz ödemeleri, Savunma Bakanlığı ve istihbarat bütçesinin toplamını aştı. Afrika’ya yardım adı altında istenen paraların Washington’daki adreslere yönlendirildiğini gördük. ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı fonlarının kesilmesi nedeniyle kimsenin öldüğüne inanmıyorum, Gates Vakfı gibi dev özel vakıflar bu kaynakları karşılayabilir” şeklinde konuştu.
“Sınırların korunmasını ve güvenli şehirler istemek aşırı sağcılık değildir”
Avrupa siyasetine dair görüşlerini savunan ve kendisine yönelik aşırı sağcılık suçlamalarını reddeden Elon Musk, “Güvenli sınırlar, güvenli şehirler ve mantıklı kamu harcamaları istemek aşırı sağcılık değil, normal insanların talepleridir. İngiltere’de mevcut nüfus artışı ve Batı değerlerine tamamen karşıt görüşlerin yayılması devam ederse önümüzdeki 20 yıl içinde bir iç savaş kaçınılmaz hale gelebilir. Sosyal refah devletleri, yaşam standardı düşük insanları çekerek ekonomik bir güç oluşturuyor. Sadece topluma faydalı olacak, dürüst göçmenlerin kabul edildiği kontrollü göçü destekliyorum” dedi.
Yapay zeka devriminin siyasi çatışmalardan çok daha hızlı gerçekleşeceğini belirten Musk, söyleşiyi “İngiltere’deki olası bir iç savaş 20 yıl uzaklıktaysa, yapay zeka tekilliği 10 yıl uzaklıktadır. Yapay zeka ve robotik devrimi her şeyi domine edecektir” diyerek noktaladı.
Dünya Basını
Pekin ve Brüksel, küresel enerji geçişinin kurallarını baştan yazıyor

Project Syndicate için bir makale kaleme alan Emmanuel Guerin, Avrupa Birliği ve Çin’in küresel enerji geçişinde egemenlik kurmak amacıyla birbirlerinin geleneksel güç alanlarına yöneldiğini belirtti. Emmanuel Guerin, Çin’in küresel standartları belirlemeye odaklanırken Avrupa’nın sanayi tabanını yeniden inşa etmeye çalıştığını vurguladı.
Project Syndicate platformunda Emmanuel Guerin imzasıyla yayımlanan “Pekin Modeli Brüksel Etkisiyle Buluşuyor” başlıklı makalede, küresel enerji geçişinde güç dengelerinin yeniden şekillendiği kaydedildi.
Sciences Po bünyesindeki Paris İklim Okulu Dekan Yardımcısı ve Avrupa İklim Vakfı Üst Yöneticisi Özel Danışmanı olan Emmanuel Guerin, yazısında Avrupa ve Çin’in uzun yıllar boyunca birbirine rakip kalkınma ve enerji dönüşümü modellerini temsil ettiğini aktardı.
Guerin, Avrupa’nın öncelikle pazarlara, ortak kurallara ve çok taraflı kurumlara bağlı kaldığını, Çin’in ise sanayi politikasına, altyapı yatırımlarına ve üretime ağırlık verdiğini belirtti. Makalede, “Avrupa sıklıkla küresel ölçekte referans noktası haline gelen düzenlemeler üretti (‘Brüksel Etkisi’). Çin ise fabrikalar üretti” ifadelerine yer verildi.
Ancak makaleye göre bu ayrım günümüzde ortadan kalkıyor. Avrupa sanayi tabanını hızla yeniden inşa etmeye çalışırken Çin, uluslararası standartları ve yönetişim çerçevelerini etkilemeye daha fazla odaklanıyor. Guerin, Avrupalı karar vericiler Pekin’in sanayi stratejisini incelerken, Çinli liderlerin de Avrupa’nın uzun süre önce öğrendiği bir gerçeği fark ettiklerini kaydetti: “Kalıcı güç sadece teknolojileri üretmekten değil, aynı zamanda onları yöneten kuralları yazmaktan gelir.”
Guerin, bu eğilimlerin jeoekonomik gücün yapısındaki bir değişimi yansıttığını savundu. Makalede belirleyici sorunun artık kaynakları kimin kontrol ettiği, ürünleri kimin ürettiği veya her teknolojide kimin liderlik ettiği olmadığı ifade edildi. Asıl sorunun, bir sonraki enerji ve teknoloji dönüşümünün gerçekleşeceği değer zincirlerini kimin yönettiği olduğu vurgulandı.
Avrupa’nın temiz enerji teknolojilerindeki Çin imalat hakimiyeti ve derinleşen bağımlılıkları karşısında sanayi politikasını yeniden keşfettiğini aktaran Guerin; Sanayi Hızlandırıcı Yasası, Kritik Hammaddeler Yasası ve ilgili tedbirlerin, sanayi kapasitesi olmadan ortaya konan iklim hedefinin dayanıklılık değil, bağımlılık yarattığı bilincinden doğduğunu yazdı.
Çin’in ise güneş panelleri, bataryalar, elektrikli araçlar ve elektrik şebekeleri için dünyanın en büyük ekosistemini kurduktan sonra yalnızca sanayi liderliğinin yeterli olmadığı sonucuna vardığı kaydedildi. Çin’in Küresel Enerji Şebekeleri Geliştirme ve İşbirliği Örgütü üzerinden fotovoltaik, hidrojen, enerji depolama, yüksek voltajlı iletim, akıllı şebeke ve karbon muhasebesi alanlarında standartlar belirlemek üzere teknik komiteleri topladığı aktarıldı.
Guerin, bu adımları değerlendirirken makalesinde şu ifadelere yer verdi: “Bunlar mühendislik çalışmalarına benzeyebilir ancak bundan çok daha fazlasıdır. Bunlar, Çin’in temiz enerji ekonomisinin işletim sistemine sahip olma çabasını temsil ediyor. Endüstri standartlarını belirleyen ülke, bir teknolojiyi düzenlemekten fazlasını yapar. Kendisini yatırımları yönlendirebilecek, neyin neyle uyumlu çalışabileceğine karar verebilecek ve herkesin üzerine inşa etmek zorunda olduğu mimariyi sabitleyecek bir konuma getirir.”
“Sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye ve ucuz enerji gerektirir”
Makalede, Avrupa liderlerinin üretim kapasitesi olmadan koyulan kuralların stratejik özerklik sağlamadığını öğrendiği, Çin’in ise standartlar olmadan çalışan fabrikaların uluslararası etkiyi sınırlandırdığını gördüğü ifade edildi. Her iki tarafın da diğerinin onlarca yıldır mükemmelleştirdiği stratejik avantajların peşinden koştuğu vurgulandı.
Buna karşın bu yakınlaşmanın simetri anlamına gelmediğini belirten Guerin, iki tarafın da kendi geleneksel güç alanlarının ötesine uzanırken yeni ve yabancı zorluklarla karşılaştığını dile getirdi. Guerin makalesinde, “Bir sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye, ucuz enerji, yoğun tedarikçi ağları ve örtük bilgi gerektirir; bunların hiçbiri yalnızca düzenlemeler yoluyla ortaya çıkarılamaz” değerlendirmesinde bulundu.
Küresel standartları belirlemenin de kolay olmadığını ekleyen yazar, bir devletin her teknik komiteye personel atasa bile ürettiği standartları dünyanın geri kalanına kabul ettirmekte başarısız olabileceğini kaydetti.
“ABD sahayı Avrupa ve Çin’e bırakıyor”
Sürecin sonucunun üçüncü büyük bir faktörden etkileneceğini belirten Guerin, Hindistan, Endonezya, Brezilya ve çeşitli Körfez ülkeleri gibi hırslı devletlerin kendi sanayi kapasitelerini inşa ettiklerini aktardı. Ancak çoğu ülkenin bu tür stratejileri izleyemeyeceğini, standartları yazamayacakları ve fabrikaları kuramayacakları için Brüksel veya Pekin’de tasarlanan işletim sistemlerini devralarak seçmedikleri bağımlılıkları kabul etmek zorunda kalacaklarını vurguladı.
Makalede Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) konumuna ilişkin olarak ise şu ifadelere yer verildi: “Bir de enerji dönüşümünü tamamen terk ederek bu yarışın dışında kalmayı seçen Birleşik Devletler var. Fabrikalar kurmak veya elektrikleşmenin kurallarını yazmak yerine gümrük duvarları örüyor ve sahayı Avrupa ile Çin’e bırakıyor.”
“Üçüncü aşama zincirleri yönetmekle ilgili olacak”
Değer zincirlerinin yönetişiminin teknik olduğu kadar siyasi bir mesele de olduğunu vurgulayan Guerin, geleneksel sanayi politikası yaklaşımının değişmesi gerektiğini savundu. Temiz enerji yarışının ilk aşamasının teknolojileri icat etmek, ikinci aşamasının bunları ölçekli bir şekilde üretmek olduğunu belirten Guerin, makalesinde “Üçüncü aşama ise bunların dolaştığı, bağlandığı ve değer yarattığı zincirleri yönetmekle ilgili olacak” ifadelerini kullandı.
Guerin, Avrupa için çıkarılacak dersin sadece daha fazla fabrika kurmak olmadığını, Avrupa’nın gerçek stratejik avantajının kendi kurallarını herkesin kuralına dönüştürme konusunda kanıtlanmış yeteneği olduğunu kaydetti. Makale, “Enerji dönüşümü aynı nadir kombinasyonu ödüllendirir: Üretim kapasitesi, kural koyma yetkisi ve karmaşık sistemleri bir arada tutacak kurumlar. Hiçbir taraf sadece geleneksel güçlerine dayanarak kazanamaz” değerlendirmesiyle son buldu.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi5 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa1 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü
Asya1 hafta önceÇin, ileri düzey çip üretimi açısından kritik önemedeki yerli litografi makinelerinin seri üretimine başladı










