Rusya
Patruşev’in Kommersant röportajı: Montrö ihlaline göz yummayacağız

“Karadeniz’de kıyısı olmayan devletlerin Montrö konvansiyonunu ihlal ederek daimi donanma bulundurmasına müsamaha göstermeyeceğiz”
16 yıl boyunca Rusya Güvenlik Konseyi sekreterliği görevinde bulunan Nikolay Patruşev altı ay önce başkan yardımcılığına, kısa bir süre sonra da Rusya deniz kolezyumu başkanlığına atandı. Doğrusu, Patruşev’in Güvenlik Konseyi’ndeki yerini eski Savunma Bakanı Şoygu’nun alması değil ama Patruşev’in genel sekreterlikten ayrılması (ama başkan yardımcısı sıfatıyla Konsey’de bulunmaya devam ediyordu) bana şaşırtıcı gelmişti, zira Patruşev, genellikle andığım gibi, “Bay Siloviki”dir — eğer bütün bir Rusya güvenlik bürokrasisini tek bir insan suretinde resmetmek gerekseydi Patruşev gibi çizilirdi. Bununla birlikte iki şey, Patruşev’in rolünün hiç de sınırlanmadığını ortaya koydu: birincisi, 2018’den beri federal hükümette tarım bakanlığı yapan oğlu Dmitriy’in başbakan yardımcılığına terfi etmesiydi; ikincisi ise, Patruşev’in deniz kolezyumunun başkanlığına atanmasıyla birlikte Rusya’nın dünya denizleri siyasetinin daha belirgin hale gelme eğilimi kazanması. Bu sonuncusunu bir çeşit donanma bakanlığı olarak tanımlamak da mümkün; ama görev tanımına bakılırsa başlıca görevi deniz kuvvetleri olmakla birlikte bundan ibaret değil.
Mülakatta bizi kuşkusuz en çok, Montrö ve Karadeniz’le ilgili tek bir cümle ilgilendiriyor. Patruşev ağustos ayından beri neredeyse aynı ifadelerle bu yaklaşımın altını sürekli çiziyor. Dolayısıyla, dikkate alınmasında fayda var.
Aşağıdaki mülakat dün (11 Kasım) Kommersant’ta yayınlandı. Çeviri, daha ziyade ayrıntı saydığım, gemi inşa sektörüyle ilgili son soru ve cevabı dışında eksiksizdir.
—————
“Deniz” meselesine girmeden önce ABD’de yapılan başkanlık seçimleriyle ilgili değerlendirmenizi sormama izin verin. Rusya açısından ABD’de yapılacak iktidar devri olumlu değişiklikler taşıyor mu?
Donald Trump seçimlerde başarılı olmak için belli güçlere dayandı ve bunlar karşısında da taahhütleri var. Sorumlu bir insan olarak bunları yerine getirmekle yükümlü.
Seçim döneminde seçmenleri kendi tarafına çekmek için pek çok beyanat verdi; bunlar da neticede mevcut ABD başkanının idaresinin yürüttüğü yıkıcı dış ve iç siyasete karşı oy kullandılar. Ama seçim kampanyası tamamlandı ve Ocak 2025’te seçilmiş başkanın somut tedbirler alma zamanı gelecek. ABD’de seçim öncesi vaatlerin sonraki eylemlerle genellikle çeliştiği de bilinir.
Bu bağlamda ABD’de bazı uzmanlar, eylemleri Amerikan elitinin, öncelikle de derin devlet denenlerin planlarıyla çelişmesin diye Trump üzerine güçlü bir etki ve baskı uygulanabileceğini ileri sürüyor. Birinci döneminde olduğu gibi. Trump’ın seçilmesi belli ki iktidar ve iş organlarının bazı temsilcilerini açıkça rahatsız ediyor; çokları da Trump’ın güvenliğinden yana endişeli.
Güncel bir meseleye temas ettiniz. Seçim kampanyası sırasında hayatına kastedilmesiyle ilgili iki olayı biliyoruz. Aslında ABD tarihi boyunca başkanların ve başkan adaylarının hayatına mütemadiyen kastedilmiştir — 20’den çok. Görevdeyken katiller tarafından dört ABD başkanı öldürüldü. Bu nedenle ABD gizli servisinin bu tür olaylara geçit vermemesi son derece önemli.
Denizlere gelelim. Batılı uzmanlar ve medya son zamanlarda giderek daha sıklıkla Ukrayna silahlı kuvvetlerinin batı silahlarının da yardımıyla Karadeniz donanmasını neredeyse mağlup ettiğini ileri sürüyorlar. Bu gerçekle örtüşüyor mu?
Ben daha yeni Karadeniz filosunu ziyaret ettim, donanma kıta ve kuvvetlerinin muharebe görevlerinin gidişatını inceledim ve savaş kabiliyetinden, denizden gelecek zorluk ve tehditlere karşı koymaya hazır olduğundan emin oldum.
Karadeniz’de donanmamızın bozgunu filan yok. Üstelik, Kiev’in bu bölgedeki saldırgan eylemlerinin NATO uzmanları tarafından koordine ediliyor olmasına rağmen bu böyle.
Batılılar, Rusya’nın Karadeniz’de dimdik durduğunu ve bu bölgedeki mevzilerimizin zayıf düşmesine izin vermeyeceğimizi akıllarına sokmalılar. Dahası, Karadeniz’de kıyısı olmayan devletlerin Montrö konvansiyonunu ihlal ederek daimi donanma bulundurmasına da müsamaha göstermeyeceğiz.
Rusya dünyanın önde gelen donanma güçlerinden biri olma statüsünü sıkıca koruyor; donanmamız başta nükleer caydırıcılık olmak üzere verilen bütün görevlerini kendinden emin bir şekilde yerine getiriyor. Daha yakınlarda nükleer denizaltı kruvazörlerimiz “İmparator Aleksandr III” ile “Krasnoyarsk” Kuzey donanması harekat bölgesinden Pasifik donanması üs bölgelerine buzdağlarının altından ulaşma görevini tamamladılar; geçtikleri mesafe 4 bin deniz milini aştı. Bu tür operasyonlar, ülkemizin nükleer doktrininin revize edilmesi bağlamında da özel bir önem taşıyor. Hasımlarımız, Rusya’nın deniz nükleer kalkanının daima ülkemizi korumak için tetikte olduğunu bilmeli. Donanmamızın diğer bileşenleri, kuvvetleri ve araçları da gelişiyor.
Baltıklardaki durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? NATO üyesi ülkelerin kimi resmi temsilcileri Baltık denizinin artık esas itibariyle bir NATO denizi olduğunu söylüyorlar. Geçenlerde Almanya’nın Rostock şehrinde NATO’un çokuluslu deniz taktik karargâhı da açıldı…
Amerikalılar ve Avrupalı müttefikleri Baltık denizini militarize etme yolunu tuttular. Gerçi bu batı için geleneksel bir siyaset. İngilizler ve Fransızlar daha Kırım savaşı sırasında Kronştadt’ı ele geçirmeyi amaçlıyordu; Almanlar ise her iki dünya savaşında da Rusya’nın Baltık kıyısında tutunmaya çalışıyordu. Ama Baltıklı denizcilerimiz saldırganın hesaplarını daima bozguna uğrattı.
Mevcut durumda Baltık’ta güvenliğin temini son derece önemli askeri-siyasi bir görevdir. İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya girmesinden beri, Kuzey Akım’ın havaya uçurulduğu da hesaba katılarak, Rusya toprak bütünlüğünü ve iktisadi egemenliğini koruyacak ek tedbirler alıyor.
Hatırladığım kadarıyla siz, boru hattının havaya uçurulmasında “Ukrayna izi” konusunda şüphelerini ifade eden ilk kişilerden birisiniz. Bu hikayeyle ilgili batılı resmi görevlilerden ve medyadan birbiriyle çelişen pek çok haber yayılıyor. Bunun arkasında Ukrayna’nın olmadığına dair görüşünüzü değiştirmediniz mi?
Kuzey Akım’a yönelik terör eylemi meselesinde gerçekten de ilginç ayrıntılar su yüzüne çıkıyor. Danimarkalı denizcilik yetkilileri bile olayın arifesinde Amerikan gemilerinin patlama bölgesinde olduğunu gizlemiyor. Kaldı ki, yabancı ülkelerin deniz kuvvetlerinin kabiliyetleriyle ilgilenen herkes, Ukrayna donanmasının derin denizlerde bir terör saldırısı gerçekleştirmek için ne ekipman ne de eğitimli uzmana sahip olduğunu bilir. Bu çapta bir sabotajı ancak NATO ülkelerinin özel kuvvetleri gerçekleştirebilir.
Bu nedenle şansölye Scholz’un sabotajdan bir takım Ukraynalıları suçlayıp güya bağımsız bir soruşturma çağrıları kulağa saçma geliyor.
ABD Almanya’yı kalkınması için çok gerekli olan Rusya enerji kaynaklarından bilinçli şekilde yoksun bırakıyor; Almanya’nın bugünkü yönetimi de aslında Alman ekonomisini yerle bir edenlerle birlikte hareket ediyor.
Aldığımız istihbarata göre Amerikalılar ve İngilizler Kuzey Akım sabotajına kendi iktisadi menfaatlerini ileri sürmenin pek çok yönteminden biri gözüyle bakıyor. Başka altyapı tesisleri, mesela bütün dünyada bağlantı sağlayan denizaltı fiber-optik kabloları da bunların saldırılarına maruz kalabilir.
Peki size göre bütün bunların arkasındaki plan nedir?
Tek bir kelimeyle ifade etmek mümkün: kaos. Batının hegemonyası sarsılmaya başladığından beri Washington enerji pazarını, deniz taşımacılığını istikrarsızlaştırmak yolu da dahil, kaotize etmeye karar verdi. Ayrıca Amerikalıların göz yummasıyla Yakındoğuda ve stratejik önem taşıyan diğer bölgelerde durum gene gerginleşiyor. Amerikan donanmasının İran körfezindeki varlığı ve bunların güya deniz seyrüseferinin güvenliğini sağlamaya yönelik eylemleri, Husilere yapılan saldırılar da dahil, bölgedeki gerilimi tırmandırma planlarını gizleyen perdeden başka bir şey değil. Ayrıca, enerji kaynaklarının tedarikine büyük ihtiyaç duyan Çin ve Hindistan’ı iteklemek için de. Aynı zamanda, enerji pazarının yeniden paylaşılmasının şartlarını yaratmak için.
Yalnız Amerikalılar tarihi unutuyor. 1980’lerde İran körfezinde tanker savaşı yaşanmıştı. O zaman küresel sigorta sektörü neredeyse çökmüş, dünya ölçeğinde bir enerji krizi başlamıştı. Reagan yönetimi bunu önlemek için muazzam kaynaklar harcamak zorunda kalmıştı.
Devasa devlet borçlarını sırtlanmış olan bugünkü Amerika’nın bu yeni krizle başa çıkıp çıkamayacağını söylemek güç.
Vaktiyle İngiltere de denizlerin hakimiydi, ama zamanla taşıyamayacağı bir yükü sırtlandığı ortaya çıktı. Kuvvetini abartmıştı ve neticede iflas etti, denizlerdeki kudretini kaybetti, bu da birçok açıdan Britanya imparatorluğunun çökmesine katkıda bulundu. Bi zamanların kudretli Britanya donanmasının bugün nasıl göründüğüne bakın. İngiliz donanmasındaki gemilerde üçte biri bulan personel eksiği var. Donanmada görev yapmanın itibarı yok. Denizlerdeki kudretin gerilemesi bugün ABD’de gözleniyor. Kağıt üzerinde muazzam bir donanmaları var, gerçekteyse denizcilerin muharebe ruhu zayıf, kronik bir personel yetersizliği var, tersane işletmelerinde tamir kabiliyetinde ve işçi sayısında yetersizlik var.
Bütün bunlar problematik olsaydı eğer batılı medya herhalde yazardı, ama bu pek de gözlenmiyor.
Batı dünyasında kendi gözündeki çöpü görmeyip başkasının gözündeki merteği görmek adettendir. Öte yandan, ABD donanması denizcilik enstitüsü, Amerikan LCS tipi Amerikan kıyı muharebe gemileri programının tasarımındaki başarısızlık yüzünden iflas ettiğini itiraf ettiği için Beyaz Saray tarafından sert bir şekilde eleştirildi. Yani Amerikalı uzmanların bile ABD’de üretilen ürünlerin kalitesinden şüphe etmelerine izin verilmez.
Sizi bu düşünceye götüren nedir?
Örneğin, üretilen havacılık araçlarında teknolojik problemler olduğunu açıklayan Boeing korporasyonu çalışanlarının esrarengiz bir şeklide ölümü, yaygın bilinen örneklerden.
Peki Rusya, denizlerdeki hasımlarına nasıl karşı koyabilir?
Dünya denizlerindeki rolümüzü artırmalı, bu bağlamda dost ülkelerle karşılıklı ilişki içinde kendi imkanlarımızı genişletmeliyiz.
BRICS ülkelerinin denizcilik alanında muazzam bir potansiyeli var. Denize çıkışı olmayan biricik BRICS ülkesi Etiyopya bile deniz ticaretine şüphe götürmez bir ilgi duyuyor.
Esasen, BRICS devletlerinin coğrafi konumu da bize, dünya denizlerinde birlikte çalışma olmaksızın edemeyeceğimizi gösteriyor. Burada mevzubahis olan istikrarın ve deniz iletişiminde güvenliğin korunması, gemi inşası, liman altyapısının geliştirilmesi alanında, deniz personelinin hazırlanmasında, yeni teknolojilerin uygulanmasında ortak çabaların yoğunlaştırılması.
Başkan Putin Kazan’daki BRICS etkinliğinde Kuzey Deniz Yolu’na, buzkıranların inşa ve kullanılmasına özel bir önem verdi. Kuzey Deniz Yolu’nun geliştirilmesi konusunu siz de geçtiğimiz günlerde Murmansk’taki toplantıda görüştünüz. Arktik’te sivil seyrüseferin geliştirilmesi hangi istikametlerde planlanıyor?
Kuzey Deniz Yolu çok büyük bir gelecek vaat ediyor. Bu yol yılın her ayında kullanılabilen milli bir deniz taşımacılık rotası haline gelmeli. Büyük Kuzey Deniz Yolu’nu Murmansk’tan Vladivostok’a kadar geliştirmek, mevcut taşımacılık altyapısıyla, iç su yollarıyla, gelişen demiryolu ağlarıyla, yeni derin deniz limanlarının inşasıyla bağlarını kurmak şart. Büyük Kuzey Deniz Yolu projesinin hayata geçmesi için de arktik gemi inşasının geliştirilmesi önem taşıyor.
Geçtiğimiz hafta dördüncü seri genel nükleer buzkıran Çukotka denize indirildi. Mevcut bulunan ve inşası devam eden buzkıran filosunun dünyada bir benzeri daha yok.
Rusya, atom yakıtı kullanan gemilerin inşasında dünyada lider durumunda ve dünyada nükleer buzkıran filosuna sahip olan tek ülke.
Mevcut güçlüklere rağmen buzkıran filomuzun imkanlarını genişletmek, bunu Rusya’da geliştirilen ve üretilen sistemleri kullanarak, yerli ekipman ve yedek parçaları kullanarak yapmak şart.
Rusya
Petersburg Ekonomi Forumu’nda ekonomik büyüme modeli tartışıldı

St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu’nun (SPIEF) makroekonomi oturumu, Rusya Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina’nın yokluğunda finans ve ekonomi kurmaylarının katılımıyla gerçekleşti. Oturumda söz alan Rus bakanlar, yaptırımların gölgesindeki dış borç durumunu, bütçe kuralını, para politikasındaki olası gevşeme alanlarını ve sürdürülebilir büyüme modeline dönüş arayışlarını değerlendirdi.
St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu’nun (SPIEF) ikinci günü, finans ve ekonomi bloğu bakanlarının katıldığı ancak Merkez Bankası Başkanı’nın yer almadığı makroekonomi oturumuyla açıldı.
“Küresel belirsizlik ortamında sürdürülebilir ekonomik büyüme yörüngesine nasıl dönülür” başlıklı oturuma, Devlet Başkanlığı İdaresi Başkan Yardımcısı Maksim Oreşkin, Maliye Bakanı Anton Siluanov ve Ekonomik Kalkınma Bakanı Maksim Reşetnikov katıldı. Başlangıçta tartışma katılımcıları arasında Rusya Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina da bulunuyordu; ancak bir gün önce ismi SPIEF konuşmacıları listesinden çıkarıldı. Merkez Bankası, Nabiullina’nın hastalık izninde olduğunu bildirdi.
Oturumun başında moderatörlük görevini üstlenen Devlet Duması Bütçe ve Vergi Komisyonu Başkanı Andrey Makarov, katılımcıları “gerçek beyefendiler” olmaya ve Nabiullina’nın yokluğunda “her şeyin sorumlusunun yüksek politika faizi olduğunu söylememeye” çağırdı. Buna rağmen para politikası konusuna değinilmekten kaçınılamadı.
Rusya savunma odaklı yaptırım modelinden uzaklaşıyor
Maksim Oreşkin, “Ekonominin Batı kısmı bir sarsıntı, bir ateş içinde bulunuyor ve bu ateş kısmen bize de geçiyor. Orta Doğu’da yaşananlar da tüm dünyayı ateşe veriyor. Bu durum bizi de etkiliyor. Ancak Çin ekonomisi büyümeye devam ediyor, Hindistan ekonomisi de büyüme gösteriyor, aynı şekilde Afrika ülkeleri de. Bu fırsatları kullanmak gerekiyor. Ayrıca reformları ve yapısal değişiklikleri hayata geçirmeliyiz” ifadelerini kullandı.
Yaptırımlar bağlamında değerlendirmelerde bulunan Oreşkin, “Sadece savunmaya yönelik bir modelden uzaklaşmak gerekiyor. Ve biz bundan büyük ölçüde uzaklaştık. Eski bir şeylerin geri döneceğini, yaptırımların iptal edileceğini beklememek lazım. Yaptırımlar belirli olaylara bağlı değildir, dünyanın nasıl değiştiğine bağlıdır. Bir şeylerin geri dönmesini ve değişmesini beklemeyin; geri dönmeyecek ve değişmeyecek. 10-20 yıl önceki o dünya artık asla var olmayacak. 2022-2023 yıllarında sahip olduğumuz tamamen savunma odaklı modelden, kademeli olarak daha dengeli bir modele geçiyoruz. Kendi iç platformumuzda ve diğer ülkelerin platformlarında daha aktif oynamamız gerekiyor. Savunma ile saldırı arasındaki denge var olmalı ve saldırı yönüne doğru kaymalıdır” dedi.
Anton Siluanov ise şu açıklamayı yaptı: “Birçok ülke halen uluslararası kredi kuruluşlarının, Uluslararası Para Fonu’nun kredilerine bağımlı durumda. Bizde bu yok. Bizim, yakında kapatacağımız sadece yüzde 10 oranında bir dış borcumuz var. Dış finansal altyapıya bağımlı değiliz, kendi altyapımız kuruldu, çalışıyor ve finansal hizmetlerden koparılmamız bile ödemelerimizi gerçekleştirme imkanımızı kesinlikle etkilemedi. Bütçe meselelerine ilişkin kendi kararlarımızı, ülkedeki mevcut önceliklere dayanarak alıyoruz. Yirmiler Grubu ülkeleri arasında en düşük borca biz sahibiz. Dış yatırım girişlerinin olmadığı, tamamen kendimize güvendiğimiz ve iç finansal imkanları kullandığımız koşullarda yaşıyoruz. Ve ortada bir sonuç var; son yıllarda ekonomik büyümenin oldukça sürdürülebilir olduğunu görüyoruz, son üç yılda bu oran yaklaşık yüzde 10 seviyesinde gerçekleşti.”
Siluanov ayrıca, “Bu tür kural tanımazlık koşullarında ilk yılımızı yaşamıyoruz. Finans alanında sadece sağlam bir duruş sergilemek ve ülkenin finansmanına çok dikkatli yaklaşmak gerekiyor. O zaman dışarıdan gelen bu kural tanımazlıklar bizi daha az etkileyecek veya hiç etkilemeyecektir. Dışarıdaki türbülans ne kadar fazlaysa, iç kalkınma, yerli yatırımcılar ve işletmeler için o kadar fazla koşul yaratmak, düzenlemeleri gevşetmek, iş dünyasına kolaylık sağlamak ve mülkiyet haklarının temellerini güvence altına almak gerekir” diye konuştu.
Ekonomide yeni büyüme modeli işgücü kısıtlamalarıyla şekilleniyor
Maksim Reşetnikov, “Yapısal değişiklikler açıkça ve oldukça aktif bir şekilde ilerliyor. Soru, bunları nereye yönlendirmek istediğimizdir. Temel kısıtlayıcılarımız değişmedi; bunlar en başta işgücü piyasası, düşük işsizlik ve yatırım meseleleridir; nitekim ilk çeyrek rakamları da konunun son derece güncel olduğunu gösteriyor. Önemli olaylar meydana geldiği anda ki bunlar sürekli meydana geliyor, ekonomi modeline ince ayar yapmak zorunda kalıyoruz. Bir sonraki ekonomik modelin hatları aşağı yukarı izlenebiliyor. Bu, birçoğunun isteyeceğinden daha güçlü bir ruble ve biraz daha yüksek faiz oranlarıdır; çünkü bütçe açığı ile ilgili meseleler var ve Rusya Merkez Bankası buna tepki veriyor. Sermaye çıkışımız kapalı; bu durum da yine döviz piyasası üzerinde baskı yaratıyor” ifadelerini kullandı.
İşgücü piyasasına değinen Reşetnikov, “Mesele işgücü piyasasıdır. Buna baktığımızda, yeni işgücü kaynağı olmadan büyümemizin zor olacağını anlıyoruz. Genç ve yaşlı nüfusu işgücü piyasasına dahil etmek için çaba gösteriyoruz, oralarda belirli rezervlerimiz var. Ve elbette, başta ticaret olmak üzere verimliliğin düşük olduğu sektörlerde işgücü verimliliği programlarının yaygınlaştırılması gerekiyor. Maaş artışının işgücü verimliliği artışını geride bırakması gerektiği durumlarda hala bir miktar rezervimiz bulunuyor. Bu tam olarak yüksek maaş mantığıdır. Bu gelişim seviyesi için daha yüksek maaşlarımız olmalıdır” değerlendirmesini yaptı.
Reşetnikov sözlerine şöyle devam etti: “Verimliliğin yatırımın bir fonksiyonu olduğu hakkında çok konuşuyoruz ve şu an anlaşılacağı üzere durum zor. Ancak bu, işgücü verimliliği konusunda kaynağımız olmadığı anlamına gelmiyor. ‘Yalın üretim’ konseptini ele alalım; bunu her yerde uygulamadık. Üzerinde çalışmaya devam etmeliyiz, potansiyel kesinlikle tükenmiş değil. Yapay zeka alanında büyük rezervler var, dijitalleşme ise henüz tamamlanmadı.”
Ulusal Refah Fonu’nun durumuna ilişkin konuşan Siluanov, “Sürekli sarsılıyoruz ve buna karşı belirli bir panzehir geliştirdik. Ulusal Refah Fonu’nu da bunun için yarattık; bolluk yıllarında biriktirmek ve ihtiyaç duyulan yıllarda kullanmak için. Gerçekten de son dört yılda Ulusal Refah Fonu’ndan 15 trilyon ruble kullandık; üstelik bunu sadece bütçe harcamalarını desteklemek için değil, ekonomiye yatırım yapmak için de kullandık. 15 trilyon rublenin 4 trilyondan fazlası bu yönde harcandı. Fonu, ekonomik kalkınmaya da katkı sağlayan altyapısal ve teknolojik gelişim için kullandık. Şu an piyasa koşulları biraz daha iyi durumda; birikim yapacak ve fonu onaracağız” dedi.
Maksim Oreşkin, büyüme modellerine ilişkin, “Ekonomik büyüme modeli taşa kazınmış ve sonsuza dek var olan bir şey değildir. ABD’de 2007 yılına kadar ekonomik büyüme modeli konut piyasasının hızlı gelişimine dayanıyordu. Ve ardından ilgili kriz geldi. Yüksek göç akışının olduğu bir dönemin ardından, şu an Trump’ın politikası zemininde göç akışı olmayan bir ekonomik büyüme modeli var. 2026 yılının başlarındaki büyümenin neredeyse tamamı yapay zeka kapasitelerine, işlemci kapasitelerine ve veri merkezlerine yapılan yatırımlardır. Çin, 2008’e kadar tamamen ihracat odaklı bir modele sahipti, ardından altyapı gelişimi yaşandı, şimdi ise tüketici talebi devrede. Tüm ülkeler sürekli bir model değiştirme sürecinden geçiyor. 2023-2025 yılları arasında Rusya ekonomisi yüzde 10’dan fazla büyürken, Avrupa bu dönemde yüzde 3 büyüme kaydetti” ifadelerini kullandı.
Oreşkin sözlerini şöyle sürdürdü: “Ekonomik büyüme modeli neydi? Rus işletmeleri Batılı şirketlerin bıraktığı boşlukları doldurdu. Rusların işgücü piyasasına katılımıyla ekonomi, ek iki milyon insanın aktif olarak çalışmasına imkan tanıdı. Savunma sektörü şüphesiz son yıllardaki ekonomik büyümenin itici güçlerinden biridir. Dijital platformlar da öyle. Model değişiyor. Elimizde hangi faktörler kaldı? Teknolojiler, dijital platformlar, muhasebe açısından düzenlemelerin basitleştirilmesi ve elbette yeni bir yatırım döngüsüne duyulan ihtiyaç. Hızlı büyüdük, yatırım aktivitesinde bir düzeltme yaşıyoruz. Ve elbette işgücü verimliliği.”
Reşetnikov ise, “Ekonomik büyüme modelinden daha önemli şeyler var. Bunlar kurumlardır; eğer kurumlar doğruysa model de doğru kurulacaktır. Ve kurumlar açıktır; mülkiyet hakları, yatırımcı hakları” diyerek duruma farklı bir çerçeve çizdi.
Maliye Bakanlığı artan vergi gelirleriyle bütçe kuralını esnetiyor
Anton Siluanov bütçe ve para politikası ilişkisine değinerek, “Ekonominin şu anda artıya geçtiğini ve faiz oranının düştüğünü görüyoruz. Bütçe ve para politikası birbirine çok sıkı şekilde bağlı. Hem Rusya Merkez Bankası hem de Ekonomik Kalkınma Bakanlığı ile bütçe dengesi konusunda bütçe politikasını nasıl ayarlayacağımızı ve Merkez Bankası’nın bu koşullarda hangi oranları tutacağını saatlerce sürekli tartışıyoruz. Her şey buna bağlı; çünkü hem bankalar bir para arzı kaynağıdır hem de bütçe bir para arzı kaynağıdır ve faiz oranı ekonomiye ne kadar ek para gireceğini tam olarak düzenler. Merkez Bankası ile koordinasyonumuz günlük olarak yürütülüyor” dedi.
Siluanov, “Şu an bütçedeki durum, ilk çeyrekte olana kıyasla düzeliyor. Vergi gelirlerimiz, hem kurumlar vergisi hem de KDV olarak geliyor. Bunlara bakarak ekonomik kalkınma göstergelerine bundan sonra ne olacağı görülebilir; çünkü vergiler, istatistiklerden daha hızlı bir şekilde ekonomik parametrelere ne olacağını planlama imkanı verir. Ve bu vergi göstergeleri büyüyor, KDV gelirleri şu an planın üzerinde seyrediyor. Bu yıl ekonomik büyümeyi yüzde 1,3 olarak planlamıştık, şu anki tahminde yüzde 0,4. Ancak KDV planlanandan fazla büyüyor, bu da tahmin düzeltmesini dikkate alarak başlangıçta planladığımızdan daha büyük büyüme rakamları göreceğimiz anlamına geliyor. Vergiler artıyor ve çıtayı bir yerlerde fazla zorlayabileceğimiz riskleri vardı. Hayır, zorlamadık, beş aylık bütçe uygulama göstergeleri buna açıkça tanıklık ediyor” şeklinde konuştu.
Temel petrol fiyatı hakkında konuşan Siluanov, “Bu yıl (bütçe kuralı için geçerli olan varil başına 59 dolarlık) kesinti fiyatını değiştirmedik. Şu an gelecek için düşünüyoruz. Ve bunun aşağı yönlü düzeltilmesi gerektiği açıktır. Nedeni, fiyat değişimlerinin dış faktörlerine daha az bağımlı olmaktır. Şimdi bir yandan dış faktörlerden bağımsız olarak bütçe dengesine dikkat etmemiz gerekiyor, diğer yandan ise kur oranlarımızın enerji ürünleri için değişen fiyat konjonktürüne daha az bağımlı olmasını sağlamalıyız. Ekonomimiz için nasıl bir ruble gerekiyor? İhracatçılar için, şu anda görüyoruz ki, ruble pek rahatlatıcı değil. İthalatçılar için ise elbette tahminlerimizden daha güçlü konumda. Bize öyle bir ruble lazım ki, bir yandan halkın çıkarları gözetilsin, ithal mallar ve teknolojiler erişilebilir olsun, diğer yandan da ihracat karlı olsun ki kapasitemiz varken yurt dışından her şeyi ithal etmeyelim. Bütçe kuralının düzeltilmesi, öngörülebilirlik yaratacak ve döviz kuru ile ilgili mevcut durumu dengeleyecektir” ifadelerini kullandı.
Kurmaylar para politikasında gevşeme alanı arıyor
Para politikasından beklentilerini aktaran Siluanov, “Anlaşılacağı üzere, hepimiz daha düşük faiz oranları ve daha düşük enflasyon istiyoruz. Bütçe politikasındaki eylemlerimiz, enflasyonun kendimiz için belirlediğimiz hedeflerde kalmasını ve faiz oranlarının işletmelerin hem gelişimi hem de operasyonel faaliyetleri için kredi alma imkanı sağlamasını hedefliyor. Bütçe ve para politikasının bağlantısı içinde, bütçe politikasındaki sıkılaşmayı ve daralmayı dikkate alarak para politikasının gevşetilmesini sağlamaya çalışacağız” dedi.
Maksim Reşetnikov ise süreci şu sözlerle değerlendirdi: “Geçen sefer bu konuyu, ekonomiye daha fazla sevgi gösterilmesi arzusuyla konuşmuştuk. Bu yıl içinde, anlayış konusunda kesinlikle büyük bir adım attığımızı söyleyebiliriz. Merkez Bankası ile sürekli iletişim halindeyiz, meslektaşlarımızın mantığını anlıyoruz ve büyük ölçüde paylaşıyoruz. Ancak elbette, şu an parasal koşulların gevşetilmesi için var olan alanın daha hızlı kullanılmasını arzu ederdik.”
Rusya’nın en büyük ekonomi forumunda dev anlaşmalar imzalandı
Rusya
11 Avrupa ülkesinden Ruslara vize yasağı talebi

11 Avrupa ülkesi, Ukrayna’daki savaş devam ederken Rus turistlerin Schengen bölgesine girişinin kısıtlanması ve vize kurallarının sertleştirilmesi talebiyle Avrupa Komisyonu’na ortak mektup gönderdi. Bakanlar, Vize Kodu’nda yapılacak değişikliklerle “vize alışverişinin” engellenmesini ve güvenlik tehdidi oluşturan ülkelere karşı acil engelleyici önlemler alınmasını talep ediyor.
Aralarında Avrupa Birliği (AB) üyelerinin de bulunduğu 11 Avrupa ülkesi, Rus turistlerin Schengen bölgesine giriş koşullarının ağırlaştırılması talebiyle Avrupa Komisyonu’na bir mektup gönderdi.
Yaz sezonu öncesinde bir araya gelen Baltık ülkeleri, Danimarka, Hollanda, Polonya, Finlandiya, Çekya ve İsveç’in yanı sıra AB üyesi olmayan ancak Schengen bölgesine dahil olan İzlanda ve Norveç’in bakanları, ülkeleri Ukrayna’ya karşı savaşı sürdürürken Rus turistlerin Avrupa tatil beldelerinden yararlanmasına izin verilmemesi gerektiğini belirtti.
Politico’nun incelediği mektuba göre, AB’nin Rus başvuru sahiplerine yönelik katı değerlendirme tavsiyelerinin sistematik olmayan bir şekilde uygulanması, Rus vatandaşlarının “vize alışverişi” yapmalarına imkan tanıyor.
Bu durumun, Rusların daha esnek yaklaşım sergileyen ülkelerden vize alarak ülkeler arasında serbestçe hareket etmesine yol açtığı kaydedildi.
Polonya’nın RMF FM’in ulaştığı, Polonya Dışişleri ve İçişleri bakanlarının imzasını taşıyan belgelere göre ülkeler, jeopolitik tehdit oluşturan ülkelerin vatandaşlarının girişini derhal engelleyecek sert yasal tedbirlerin alınmasını istiyor.
Bakanlar, AB’nin “üçüncü ülkelerin düşmanca eylemlerine daha etkili yanıt verebilmesi” amacıyla Vize Kodu’na yeni kısıtlamalar ve zorunlu tedbirler eklenmesini öneriyor.
Çok girişli vizelerin verilmesine yönelik kısıtlamanın, ikamet yerinden bağımsız olarak tüm Rus vatandaşlarını kapsaması gerektiği ifade ediliyor.
Mektupta ayrıca, eski ve mevcut askeri operasyon katılımcılarının tespit edilmesi ve Schengen bölgesine girişlerinin önlenmesi amacıyla Estonya’nın başlattığı girişim çerçevesinde acil önlemler geliştirilmesi çağrısı yapılıyor.
Bakanlar mektupta, “Ukrayna’da füzeler ve insansız hava araçları sivilleri ve sivil altyapıyı vurmaya devam ederken, tatillerini Avrupa plajlarında ve tatil merkezlerinde geçiren Rus turistlerin sayısının artması derin bir endişe uyandırmaktadır” ifadelerini kullandı. Ruslara verilen turistik vize sayısının artmasından ve bu vizelerin önemli bir kısmının çok girişli olmasından duyulan rahatsızlık dile getirildi.
“Schengen Barometresi” verilerine göre, Rus vatandaşlarına 2024 yılında 565 bin 719 turistik vize verilirken, bu sayı 2025 yılında 623 bin 451’e yükseldi. En fazla vizenin Fransa, İtalya ve İspanya tarafından düzenlendiği bildirildi.
Mektupta söz konusu artışa ilişkin şu ifadelere yer verildi:
“Bu durum, yaşamsal gerekliliği olmadan (Schengen) ülkelerine seyahat eden Rus başvuru sahiplerine karşı katı bir yaklaşım öngören Avrupa Komisyonu tavsiyeleriyle bariz bir çelişki teşkil etmektedir ve saldırgan devlete yönelik kolektif politikamızda ciddi bir eksikliktir. Bunu son derece endişe verici buluyoruz.”
Baltık ülkeleri ve Polonya’nın Ruslara turistik vize vermeyi neredeyse tamamen durdurduğu hatırlatılan mektupta, Rusya ile sınırı olan devletlerin tüm maliyet ve riskleri üstlendiği, diğer ülkelerin ise Rus turistlerden kar elde etmeye devam ettiği vurgulandı.
Politico’ya konuşan ve vize görüşmelerine vakıf olan bir diplomat, bu yeni girişimin, Macaristan’ın eski Başbakanı Viktor Orban’ın artık Rusya’ya yönelik daha sert kararlar alınmasını engellememesi sayesinde mümkün olduğunu belirtti.
Diğer iki diplomattan edinilen bilgiye göre, mektubu imzalayan ülkeler, girişimin ilerletilmesi için yeterli desteğin olup olmadığını değerlendirmek üzere konuyu Adalet ve İçişleri Konseyi toplantısının kulislerinde gündeme getirecek. Desteğin sağlanması durumunda konunun hızlandırılmış bir prosedürle ele alınabileceği aktarıldı.
Öte yandan, her üye ülke bu yaklaşıma destek vermiyor. Mektubu imzalamayan bir ülkeden bir diplomat, “Ruslar Avrupa’ya geldiklerinde Avrupa’nın ne olduğunu anlıyorlar. Bu sadece büyük yatlar ve para harcamaktan ibaret değil. Biraz daha dikkatli olmalıyız” değerlendirmesinde bulundu.
Bir başka diplomat ise istatistiklere aşırı odaklanılmaması gerektiği konusunda uyarıda bulunarak, bazı ülkelerin daha esnek vize kurallarına sahip oldukları için değil, başvuruları işleme koymak için daha fazla diplomatik ve idari kapasiteye sahip oldukları için öne çıktığını belirtti.
Rusya
Çubays’ın emekli maaşına haciz konuldu

Rusnano şirketinin eski yöneticisi ve Boris Yeltsin döneminin özelleştirme şefi Anatoliy Çubays’ın 450 bin rublelik aylık emekli maaşının büyük bölümüne, kurumun uğradığı zararın tahsili kapsamında haciz konuldu. Mahkeme kararı doğrultusunda başlatılan icra takibiyle birlikte Çubays’a yalnızca Moskova’daki emekliler için geçerli olan asgari geçim seviyesi tutarında ödeme yapılacak.
Rusnano şirketinin eski yöneticisi ve Boris Yeltsin döneminin özelleştirmelerden sorumlu ismi Anatoliy Çubays’ın aylık 450 bin ruble tutarındaki emekli maaşının büyük bir bölümü, şirkete olan borçlarının ödenmesine aktarılacak.
Mash portalının haberine göre yapılan bu kesintilerin ardından Çubays’a yalnızca Moskova’daki emekliler için belirlenen 18 bin 971 rublelik asgari geçim seviyesi kalacak.
Çubays, 2022 yılında Rusya’dan ayrılmış ve Rusya Devlet Başkanı’nın uluslararası kuruluşlarla ilişkilerden sorumlu özel temsilciliği görevinden istifa etmişti.
Çubays’ın ülkeyi terk etmesinin ardından geçen üç yıllık süreçte hesaplarında yaklaşık 14 milyon ruble biriktiği aktarıldı.
İcra memurları yılın başında bir icra takibi başlatmış ve bu süreç kapsamında Çubays’ın varlıklarına yönelik haciz işlemi uygulanmıştı.
Yayın organı, ödemelerdeki bu kesintiyi, mahkemenin Rusnano’nun eski yöneticisi ile üst düzey idarecilerinden esnek okul tabletleri projesi Plastic Logic davası kapsamında 5,6 milyar ruble tahsil edilmesine yönelik kararının yürürlüğe girmesi ve ardından hesapların dondurulması süreciyle ilişkilendiriyor.
Moskova Mahkemesi, 4 Nisan tarihinde Rusnano’nun Çubays’tan zararın müteselsilen tahsil edilmesine yönelik açtığı davayı kabul etmişti. Söz konusu dava kapalı oturumda görülmüştü.
Anatoliy Çubays, Rusya eğitim sistemi için esnek tabletler üretilmesini öngören projeyi 2009 yılında başlatmıştı.
Rus şirketi, Zelenograd’da bir fabrika inşa edilmesi amacıyla İrlanda merkezli Plastic Logic firması ile yürütülen ortak proje kapsamında 2010 yılında kurulmuştu.
Rusnano, bu projeye 7,1 milyar ruble yatırım yapmıştı. Ancak Plastic Logic limited şirketi 2024 yılında iflas etmişti.
Rusya’da Yeltsin’in özelleştirme şefi Anatoliy Çubays’ın eski yardımcılarına gözaltı
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı
Görüş2 gün önceXi liderliğinde yükselen Çin diplomasisi: Bütün yollar Pekin’e çıkıyor
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor
Asya2 hafta önceJaponya hükümeti, enerji fiyat artışlarına karşı bütçe ayırıyor
Ortadoğu1 hafta önceİddia: İran, zenginleştirilmiş uranyumu Çin’e göndermeye razı oldu









