Bizi Takip Edin

Avrupa

Sahra Wagenknecht: Ülkemizin siyasetçileri, Rusya’yı mahvetmek istiyorlar

Yayınlanma

Sevgili dostlar, sevgili barış dostları, hepinizin bugün burada olmasından dolayı çok mutluyum ve binlerce kişinin de mitingimizi çeşitli canlı yayınlardan takip ettiğini biliyorum. Sanırım bugün ne kadar kalabalık olduğumuz görülebilir ve bundan sonra da sesimiz, görmezden gelinemeyecek kadar gür çıkacak. Çünkü sevgili dostlar, biz yalnızca kalabalık değiliz. Biz şimdi örgütlenmeye de başlıyoruz. Çünkü, Almanya’nın yeniden gerçekten güçlü olan bir barış hareketine ihtiyacı var.

Alice Schwarzer ve ilk 69 imzacımızla birlikte ‘Barış için Manifesto’yu yayınladığımızda neler olduğunu hepiniz takip ettiniz. Alman siyasetinin ve medyasının bir kısmında gerçek bir histeri patlak verdi. Neyle suçlanmadık ki? Biz ve manifestomuzu imzalayan 600 binden fazla kişi neyle suçlanmadık ki? Bizler alaycı, vicdansız, ahlaksız ve Putin’in yardakçıları olduk hatta biz, muhtemelen Putin’den ödeme alıyoruz. Tüm bu suçlamalara rağmen caymadılar. Manifestomuzu imzaladılar ve her geçen gün daha fazla imzalanıyor. Ve bu noktada hepinize tekrardan yürekten teşekkür ederim.

Bize karşı yürütülen kampanyada, son nokta bizi aşırı sağın yanında göstermeye çalışmak oldu. Bu, Almanya’daki tartışmaların ne kadar hastalıklı olduğunu gösteriyor. Ne zamandan beri barış çağrısı, diplomasi ve müzakere çağrısı sağcı; savaş sarhoşluğu ise solcu oldu? Belli ki bazıları siyasi pusulalarını tamamen kaybetmişler. Sırf bunları her yere yaymak isteyenlere gözdağı vermek için ve kendiliğinden anlaşılmadığı için yeniden çok açık bir şekilde söyleyeceğim. İnsanlık tarihinin en kötü dünya savaşlarından sorumlu olan, rejim geleneğinden gelen neo-Nazilerin ve İmparatorluk Vatandaşlarının (Reichsbürger) barış mitingimizde elbette yeri yoktur, bunu söylememe bile gerek yok sanmıştım. Ama bunun yanında söylemeliyim ki, bizlerle birlikte barış ve müzakere için mitingimize katılan herkes de hoş gelmiş.

Buradan böyle akılsızca tartışmalar çıkarılmamalı, Almanya’daki tartışmaların seviyesizliği benim canımı sıkıyor, bu hadsizlik. Ve burada tekrar söylemek isterim ki, ‘Sağa açık olma’ hakkında konuştuğumuzda, biliyorsunuz bu terim miting öncesinde çok kullanılan bir terimdir. ‘Sağa açık olma’ hakkında konuştuğumuzda, lanet olası savaş çığırtkanları özeleştiri yapmalılar. Nazilere gerçekten tapanlarla ittifak kurmaktan utanmayan insanlar, örneğin Ukrayna’nın eski kabadayı büyükelçisi ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Melnyk’i düşünüyorum. Bay Melnyk bunu hiç gizlemiyor, hem Melnyk hem de Nazi işbirlikçisi Stepan Bandera gibi bu ülkedeki diğer büyük isimler de ulusal bir kahraman olarak gördüklerini gizlemiyorlar. Ayrıca antisemit Stepan Bandera’nın binlerce Yahudi, Polonyalı ve Rus’un katledilmesinin sorumlularından biri olduğunu hatırlatırım. Ve bu adama Melnyk ve başkaları tapıyor. Bizim savaş çığırtkanlarımız da onlarla birlikte birlikte hareket ediyor ve bize ‘Aykırı cephe (Querfront) ve sağa açık olma’ hakkında bir şeyler tavsiye ediyorlar. Bu ne yalancı bir tartışmadır?

Burada yeniden açıkça söylemek istiyorum ki, siyasetin ve medyanın bazı kısımlarındaki histerik sesler bizden ve yeni bir barış hareketinden korktuklarını gösteriyor. Ve bence korkmak için de sebepleri var. Artık siyasetlerini değişiklik olmadan sürdüremeyeceklerini farkındalar ve bundan korkuyorlar. Ve evet, biz de tam bu yüzden buradayız, bu politikalarını devam ettiremesinler diye. İşte, eğer korkuyorsanız, bu hepimiz için bir iltifattır.

Mitingimiz çok şey hakkında, bir yandan da Ukrayna’daki korkunç acı ve ölümlere son vermekle ilgili. Sonsuz bir yıpratma savaşını yeni silahlarla beslemek yerine Rusya’ya müzakere teklifinde bulunmakla ilgili. Demek istediğim, Beyaz Saray’ın, Joe Biden’ın Ukrayna’ya silah tedarik eden silah şirketleriyle uzun yıllardır süren sözleşmeleri olduğunu göz önüne getirmelisiniz. Uzun yıllar boyunca cephaneniz yeni silahlarla beslenmeli ki silahlarınız bitmesin. Bu nasıl bir çılgın ve alaycı politikadır?

Sonra da kalkıp bunun Ukrayna ile dayanışma olduğunu söylüyorlar, bu nasıl bir yalandır? Bu dayanışma değildir, dayanışmanın tam tersidir. Dayanışma, ölümleri durdurmak için her şeyi yapmak demektir. Dayanışma hayat kurtarmaktır, hayatları mahvetmek değildir. Bu çok açıktır. Dayanışma savaş için değil barış için çalışmak demektir. Bunun için de tanklara ihtiyacınız yoktur. Diplomasi, müzakere ve her iki tarafın da taviz vermeye hazır olmasına ihtiyacınız vardır. Bunlara ihtiyacınız vardır, dayanışma budur. Ve evet, elbette bu çağrım Rusya Devlet Başkanına da gidiyor. Tabii ki Putin de müzakereye ve uzlaşmaya istekli olmalıdır. Ukrayna, Rus himayesi altında olmamalıdır.

Ancak baharda yapılan barış görüşmelerine dair elimizdeki haberlere göre dönemin İsrail Başbakanı ve Türk hükümeti de işin içine girdi. Ve o dönemdeki müzakerelerle ilgili çıkan onca haberden sonra söylemek gerekir ki, müzakerelerin başarısız olma sebebi Rusya değildi. Bu da bence gerçeğin bir parçası. Sonuç olarak mitingimiz Ukrayna’daki ölümleri bitirmekle ilgili, ama aynı zamanda az önce bahsettiğimiz bundan daha fazlası hakkında. Bunların yanında savaşın tüm Avrupa’ya belki de tüm dünyaya yayılma riskinin önlenmesi hakkındadır. Ve bu risk çok büyüktür.

Başlangıçta bir Rus füzesi olarak sunulan ama Ukrayna füzesinin o dönemde Polonya’ya düşmesinin ardından, ilk çılgınların NATO’nun 5. maddeyi devreye sokmasını talep ettiklerini hepimiz gördük. Ve hepimiz biliyoruz ki, bir Rus füzesi yanlışlıkla da olsa Ukrayna’nın ötesine düşebilir. O zaman ne olacak? O zaman ittifak olur mu? O zaman dünya savaşı çıkar mı?

Bu, savaşın uzadığı her günün ve yollamaya devam ettiğimiz her ölümcül silahın, tüm Avrupa’da hatta muhtemelen tüm dünyada büyük bir savaş tehlikesi yarattığı anlamına geliyor. Ve bunu kesinlikle durdurmalıyız. Bugün burada karşı karşıya bulunduğumuz şey de kesinlikle durdurulması gereken sorumsuzca bir gelişmedir.

Hani bize bunun Putin propagandası olduğunu söylüyorlar ya, hayır sevgili dostlar, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres de kısa süre önce göz göre göre dünyanın büyük bir savaşa girmek üzere olduğu konusunda çok net uyarılarda bulundu. Şimdi Guterres de Putin propagandacısı mı oldu? Gözlerinizi nasıl böyle kapatabilirsiniz? Bu tehlikeyi göremeyecek kadar savaş sarhoşu nasıl olursunuz? Bundan sorumlu olmak delilik.

Ya da bazıları, ‘’tehlikeyi kahramanca kabul etmeliyiz çünkü biz iyilik için savaşıyoruz, tarihin doğru tarafındayız’’ diye söylemlerde bulunuyorlar. Böyle düşünenlere net bir cevap vermek istiyorum. Hayır! Nükleer Uzak Doğu [Nuklearenen Fernost] tehlikesini kabul eden hiç kimse tarihin doğru tarafında değildir. Ve bu tırmanan tehlikeyi önlemek için elinizden gelen her şeyi yapmazsanız, iyilik için savaşmış olmazsınız, sorumsuz davranmış olursunuz. Nükleer savaş saati şu anda 12’ye 90 saniye kaldı. Bu saati yöneten bilim adamları yakın zamanda yeniden bunu söylediler. Bu Federal hükümetin hiç mi umurunda değil? Dünya hiçbir zaman, Soğuk Savaş zamanında bile, Nükleer Uzak Doğu [Atomarenen Fernost] eşiğine bu kadar yakın olmamıştı. Bugün burada bulunma nedenlerimizden biri de bu, çünkü bu böyle devam edemez. Lanet olası atom saati yeniden geri gitmeli, 12’den uzaklaşmalı, daha fazla yaklaşmamalı.

Çocukluk ve gençlik yıllarımı hala çok iyi hatırlıyorum, 1980’li yıllardı. Almanya’da füze konuşlandırma hakkında ve dünya çapındaki yıldız savaşları programları hakkında tartışmaların olduğu zamanlardı. Büyük bir savaştan korkarak, Berlin’in üzerinde atom bombası bulutu görmekten korkarak büyüdüm. Ve Mihail Gorbaçov ile yeni bir dönem başladığında ne kadar minnettar olduğumu hala hatırlıyorum. Silahsızlanma görüşmelerinin ve anlaşmalarının yapıldığı zamandı. O zamanlar silahsızlanma, işbirliği ve ortak güvenlik çağının, yeni bir dönemin başladığını hissettiğiniz bir zamandı. İtiraf etmeliyim ki sonraki yıllarda savaştan korkmanın nasıl bir duygu olduğunu neredeyse unutmuştum, bugün bu hissi yeniden hatırlıyorum. Gorbaçov’dan 30 yıl sonra bugün, Putin, başlangıç anlaşmasıyla hala yürürlükte olan son ‘’silahsızlanma anlaşmasını’’ askıya aldı. Rusya bunu, ABD’nin ABM, INF ve Açık Semalar (Open Sky)  Antlaşmalarından çekilmesinden sonra yaptı. Bugün artık kimse silahsızlanmadan bahsetmiyor, bugün herkes deli gibi silahlanmış durumda ve nükleer cephaneler modernize ediliyor. Bugün, birleşmeyi Gorbaçov’a borçlu olan ülkemizin siyasetçileri, Rusya’yı mahvetmek istiyorlar. Bugün Alman muharebe tanklarının yeniden Rus askerlerine savaş açmasını istiyorlar. Ve en azından Melnyk, savaş uçaklarının da yakında teslim edileceğinden emin.

Sevgili dostlar, bu çılgınlığa bir son vermeliyiz, bugün bu yüzden de buradayız. Sevgili dostlar, Orwellvari (George Orwell) bir dünyada yaşıyoruz, bize burada ne tür hikayeler anlatıyorlar? ‘’Tanklar barış yaratır, silahlar hayat kurtarır ve en az Ruslar kadar yozlaşmış olan Ukrayna oligark kapitalizmi, sözde özgürlüğümüz ve demokrasimiz için savaşıyor.’’ George Orwell zaten biliyordu; ‘’eğer herkes yayılan yalana inanırsa, o zaman yalan tarihe geçer ve gerçek olur.’’ İşte bu yüzden açıkça söylüyoruz, artık sizin yalanlarınıza inanmıyoruz! Silahların öldürdüğünü ve tankların savaşmak için olduklarını biliyoruz. Ayrıca özgürlüğümüzün, eskiden Hindukuş’ta olduğu gibi, Ukrayna’da savunulmadığını da biliyoruz. Bugün burada olmamızın sebebi yücelik değerleri ile ilgili değildir, burada olmamızın sebebi NATO’dur, Amerika’nın etki alanının kapsamıdır. İşte bu yüzden buradayız, bu anlamsız ölümleri durdurmak için buradayız.

Ayrıca buradayız, çünkü kendimizi Alman hükümeti tarafından temsil edilmiş hissetmiyoruz. Porselen dükkanındaki bir fil gibi, uluslararası arenada tepinen ve yanlışlıkla Rusya’ya savaş ilan edecek kadar kamuoyu önünde yaptığı açıklamalar üzerinde az kontrole sahip, yeşil bir Dışişleri Bakanı tarafından kendimizi temsil edilmiş hissetmiyoruz. Hayır! Bayan Baerbock tarafından temsil edilmiş hissetmiyoruz. Ayrıca tank ve dolu namlulu bir Leopard ile Rusya’ya doğru yuvarlanmak istedikleri izlenimi veren tüm yeşil silah tutkunları tarafından temsil edilmiş hissetmiyoruz. Bu nasıl bir tartışmadır? Petra Kelly burada olsa, dehşetle bu partiye yüz çevirirdi. Bunu da açıkça ifade etmeliyiz.

Sevgili dostlar, Rheinmetall şirketinin bilançosunu, Ukrayna’daki insanların kaderinden ve hatta dünya barışından daha fazla önemsediği açık olan silah lobicisi Strack-Zimmermann tarafından da temsil edilmiş hissetmiyoruz. Hayır! Bu kadın ve Strack-Zimmermann’ların havayı belirlediği FDP tarafından da temsil edilmiş hissetmiyoruz. Ayrıca, başta hep tereddüt eden, düşünceli ve ihtiyatlı olmaya çağıran ancak sonra düzenli olarak koalisyonundaki savaş çığırtkanlarına boyun eğen ve kırmızı çizgileri birbiri ardına aşan bir şansölye tarafından da temsil edilmiş hissetmiyoruz. Hayır bay Scholz, sizin de bizi temsil ettiğinizi düşünmüyoruz, çünkü bu ölümcül bir politika.

Büyük dede ve büyük neneleri gerçekten Silahlı Kuvvetler tarafından milyonlarca kez vahşice katledilmiş Rus kadın ve erkeklerinin torunlarına, Alman tanklarının ateş etmesini istemiyoruz. Torunlarının torunlarına tekrar Alman silahlarıyla ateş edilmesini istemiyoruz, bugün bu yüzden de buradayız. Çünkü bu gerçekten tarihi unutmaktır. Bir zamanlar Alman tarihinin ne olduğu, kafalarında hiç mi yok?

Sevgili dostlar, Almanya’nın savaş buraya ulaşana kadar bu savaşın daha fazla içine çekilmesine izin verilmesini istemiyoruz, bugün bu yüzden de buradayız. Bunu kesinlikle istemiyoruz ve direniyoruz. Hayır! Yeter! Kahrolsun savaş!

Büyük pasifist yazar Bertha von Suttner’in şu yazısına katılıyoruz: ‘Akıllı hiçbir insan mürekkep lekelerini mürekkeple, yağ lekelerini yağla yıkamayı düşünmez. Sadece kan, her seferinde kanla yıkanıyor.’’ Hayır sevgili dostlar, bunu istemiyoruz. Kan dökülmesini durduralım. Biz barıştan yanayız, savaşa karşıyız. Biz buradayız ve gitmeyeceğiz. Bugün Almanya’da yeni ve güçlü bir barış hareketinin sinyalini verelim. Teşekkürler.

*Sahra Wagenknecht’in konuşmasını çeviren: Gülçin Akkoç

Avrupa

Viktor Orban sonrası AB’de Rusya yaptırımlarında fikir tıkanıklığı

Yayınlanma

Avrupa Birliği ülkelerinin ulusal çıkarları, Rusya’ya yönelik 21’inci yaptırım paketinin onaylanmasını zorlaştırıyor. Politico’ya konuşan yedi kaynak, üye devletlerin direnci sebebiyle taslaktaki kısıtlama maddelerinin zayıflatıldığını bildirdi. Yunanistan, Bulgaristan ve Avusturya’nın itirazları sebebiyle uzlaşma sağlanamazken nihai görüşmeler 22 Temmuz tarihine ertelendi.

Politico’nun yedi farklı kaynağa dayandırdığı habere göre, Avrupa Birliği üyesi ülkeler, Rusya’ya uygulanması planlanan 21’inci yaptırım paketi üzerinde uzlaşma sağlamakta zorluk çekiyor.

Budapeşte’de Viktor Orban’ın başbakanlık görevinden ayrılmasının ardından Macaristan’ın diğer üye ülkeler için yaptırımları reddetme hususunda bir “siper” olma niteliğini kaybetmesi, kısıtlama kararlarının kabulünü daha karmaşık bir sürece sürükledi.

Görüşmelere katılan bir AB diplomatı, daha önce hazırlanan 20 yaptırım paketinin ardından kolay çözümlerin kalmadığını belirterek, “Artık üye devletlerin doğrudan ulusal çıkarlarıyla daha sık karşı karşıya geliyorsunuz, bu nedenle bir denge kurulması gerekiyor” değerlendirmesini yaptı.

Kaynaklar, yeni pakette yer alan birden fazla maddesinin üye ülkelerin müdahaleleri sonucu zayıflatıldığını veya metinden tamamen çıkarıldığını aktardı.

Dünyanın en büyük ticaret filosuna sahip olan Yunanistan, AB şirketlerinin üçüncü ülkelere Rus sıvılaştırılmış doğal gazı (LNG) taşımasının yasaklanmasına karşı çıkıyor.

Atina yönetimi, bu kısıtlamanın tankerleri bayrak değiştirmeye ve yaptırım denetiminin imkansız olduğu hukuki alanlara kaymaya zorlayacağından endişe ediyor.

Yunan hükümeti ayrıca Rus petrolüne uygulanan tavan fiyat mekanizmasının süresinin uzatılması hususunda da kaygılarını dile getirdi.

Bir Yunan diplomat, durumdan çıkış yolu aradıklarını fakat yaşananların Avrupa Komisyonu ile temel ekonomik çıkarların karşı karşıya geldiğini gösterdiğini ifade etti.

Diğer üye ülkeler de kendi ekonomik ve siyasi öncelikleri doğrultusunda kısıtlama taslağına itiraz ediyor. Bulgaristan, Rus Ortodoks Kilisesi Patriği Kirill’in yaptırım listesine dahil edilmesini engelledi.

Avusturya ise Raiffeisen Bank’ın çıkarlarını korumak amacıyla Rusya’da kalan varlıkları için tazminat talep ediyor ve bu talebi dondurulan Rus fonlarının kullanımıyla şartlandırıyor.

Tüketici fiyatlarındaki olası artış kaygısı sebebiyle, Rus balık ithalatının aşamalı olarak azaltılmasına yönelik maddeler de bazı üye ülkelerin baskısı üzerine taslaktan çıkarıldı.

Avrupa Komisyonu, 21’inci yaptırım paketinin hazırlıklarına mayıs ayı sonunda başladı. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kallas, 13 Temmuz tarihinde yaptığı açıklamada üye ülkelerin henüz ortak bir karara varamadığını duyurdu.

Kallas, uygulanan kısıtlamaların Avrupa ekonomisine de zarar verdiğini kabul etti. Yeni kısıtlama paketini onaylama girişimlerinin 22 Temmuz tarihinde yeniden yapılması planlanıyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Commerzbank-UniCredit anlaşması Avrupa’nın bankacılık sektörünü dönüştürebilir

Yayınlanma

İtalya merkezli UniCredit, başarılı devralma teklifi sayesinde Alman Commerzbank’ın oy haklarının yarısına biraz az bir kısmını elde etti.

German Foreign Policy’deki habere göre İtalyan bankası, 2027 yılındaki yıllık hissedarlar genel kurulunda Almanya’nın en büyük ikinci özel bankasının denetim kurulu ve yönetim kurulunun kontrolünü ele geçirebilecek.

UniCredit bu çabasında, Japon Nomura, Fransız BNP Paribas ve birkaç ABD bankası da dahil olmak üzere uluslararası finans kurumlarından oluşan bir ağ tarafından destek gördü.

Bu durum, Almanya ve İtalya’nın büyük bankaları arasında yaklaşık iki yıldır süren iktidar mücadelesine son vermekle kalmıyor, aynı zamanda Avrupa bankacılık sektöründe devam eden konsolidasyonu da vurguluyor.

UniCredit kendini yeni bir Avrupa bankacılık grubu olarak konumlandırırken, Almanya giderek daha fazla savunma pozisyonuna geçiyor.

Almanya’daki küçük ve orta ölçekli işletmelerin önemli bir kredi kaynağı ve Frankfurt finans merkezinin temel taşlarından Commerzbank, yabancı kontrol altına giriyor.

Bu çatışma, finans sektörünün Avrupa entegrasyonu ile iktisadi merkezleri üzerindeki kontrolünü korumaya çalışan ulus devletlerin çıkarları arasındaki gerilimi ortaya koyuyor.

UniCredit çoğunluk hissesini elde etti

Mayıs ayı başında UniCredit, temmuz ayı başında süresi dolan bir devralma teklifi sunmuştu. Teklif kapsamında, her bir Commerzbank hissesi karşılığında 0,485 adet kendi hissesini önermişti.

Teklif süresi dolduktan sonra, UniCredit, hisse değişim teklifi yoluyla Commerzbank hisselerinin yüzde 17,6’sını elde ettiğini duyurdu.

Bu, Frankfurt merkezli bankadaki hisselerini yüzde 26,77’den yüzde 44,37’ye çıkardı ve yaklaşık iki yıldır süren devralma mücadelesini kazanmasını sağladı.

UniCredit’in türev araçlar yoluyla elinde bulundurduğu yüzde 3,22’lik hisse de eklendiğinde, toplam hisse oranı yüzde 47,59’a ulaşıyor.

Kendi verilerine göre, Commerzbank’ın elinde bulunan kendi hisseleri oy hakkı sağlamadığından, bu oran yüzde 49,65’lik oy hakkına karşılık geliyor.

Buna ek olarak, UniCredit, Commerzbank hisselerinin %13’üne karşılık gelen türev araçlara da sahip ama bu hisseler de oy hakkı sağlamıyor.

2027 ilkbaharında yapılacak bir sonraki yıllık genel kurul toplantısında, denetim kurulundaki on hissedar temsilcisinden sekizi yeniden seçime aday olacak.

UniCredit, yıllık genel kuruldaki çoğunluğu sayesinde bu pozisyonların dağılımını önemli ölçüde etkileyebilir.

Teklife yönelik “piyasa manipülasyonu” eleştirileri

O zamandan beri, devralma teklifi ile bağlantılı olarak piyasa manipülasyonu iddiaları gündeme getirildi.

Fakat kimliği belirsiz kişiler aleyhine şikayette bulunan Commerzbank Genel İş Konseyi, hukuki açıdan yenilgiye uğradı.

Commerzbank yönetimi de UniCredit’in açıklamalarını defalarca eleştirdi ve konuyu Almanya’nın finansal düzenleme kurumu BaFin’in dikkatine sundu.

Düzenleme kurumuna göre, teklif edilen hisselerin büyük bir kısmı UniCredit ile bağlantılı bankalar ve piyasa katılımcılarına ait.

Commerzbank’ın görüşüne göre, ödünç alınan hisselerin ne ölçüde teklif edildiği ve hangi riskten korunma anlaşmalarının yürürlükte olduğu konusunda şeffaflık bulunmuyor.

Japonya’dan Nomura, ABD’den Citigroup ve Fransa’dan BNP Paribas’ın UniCredit ile Commerzbank hisselerini içeren takas işlemleri gerçekleştirdiği biliniyor.

Bu bankaların yanı sıra UniCredit, Jefferies ve Bank of America gibi diğer finans kurumlarına da güvenebilir.

UniCredit’e bağlı bankalar, belirli bir zamanda Commerzbank hisselerinin ek yüzde 13’üne erişim imkânı sağlıyor.

Alman hükümeti bankanın yönetiminden atılabilir

Haziran ortasında UniCredit, Commerzbank’ın denetim kurulu ve yönetim kurulunu değiştirme tehdidinde bulundu. 

Fakat bunu gerçekleştirebilmesi için, bu büyük İtalyan bankasının, Alman federal hükümeti tarafından atanan iki denetim kurulu üyesini de değiştirmesi gerekecek.

Commerzbank’ın devlet tarafından kurtarılmasının ardından Alman hükümeti, denetim kuruluna iki temsilci atama hakkını güvence altına almıştı.

UniCredit şimdi, yıllık genel kurulda “hissedarlardan yeterli destek” alması koşuluyla, “denetim kuruluna tüm hissedar temsilcilerini seçebilecek konumda” olacağını açıkladı.

UniCredit’in 2027 yılı yıllık genel kurulunda Commerzbank’ın denetim kurulu ve yönetim kurulunu gerçekten değiştirmesi halinde, bu durum federal hükümet için bir hakaret niteliğinde olacak.

Zira bu, federal hükümet tarafından 2029 yılına kadar atanan denetim kurulu üyelerini de etkileyecek.

Almanya’nın Commerzbank kaygısı “Mittelstand” kaynaklı

Commerzbank’ın Alman ekonomisindeki kritik rolü

Frankfurt finans merkezi için tüm bu gelişme ciddi bir sorun teşkil ediyor.

Commerzbank, Alman finans sektörünün temel kurumlarından biri ve Almanya’daki küçük ve orta ölçekli işletmelerle (KOBİ’ler) derin ilişkilere sahip.

Banka, UniCredit’in bir şubesi haline gelirse, gelecekte önemli kredi kararları Frankfurt yerine Milano’da alınacak.

Sonuç olarak, Frankfurt finans merkezi etkisini, karar verme yetkisini ve iktisadi egemenliğini yitirecek.

Commerzbank’a göre, banka Almanya’nın dış ticaretinin yaklaşık yüzde 30’unu yürütüyor. Bankanın birçok çalışanı bunu önemli bir rekabet avantajı olarak görüyor.

Commerzbank, büyük uluslararası bankalarda genellikle kendilerine uygun bir irtibat noktası bulamayan çok sayıda küçük ve orta ölçekli işletmenin uluslararası ticari faaliyetlerini destekliyor.

Avrupa bankacılık sisteminde “konsolidasyon” eğilimi

Commerzbank’ın devralınması, Alman siyasi çevrelerinde yaygın bir direnişle karşılaşmış olsa da, iktisatçılar tarafından, özellikle de diğer AB ülkelerinden gelenler tarafından güçlü bir şekilde destekleniyor.

Örneğin, Alman Ekonomi Uzmanları Konseyi Başkanı Monika Schnitzer, iktisadi açıdan sınır ötesi birleşmeleri incelemek ve bunları refleks olarak reddetmemek için iyi nedenler olduğuna inanıyor.

Ona göre, Avrupa finans piyasası yeterince entegre değil. Ayrıca, Alman bankalarının uluslararası standartlara göre çok verimsiz olduğunu ve bu nedenle büyük küresel bankalara karşı pek rekabetçi olmadıklarını savunuyor.

Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) Başkanı Christine Lagarde (Fransa), 2024 gibi erken bir tarihte, büyük ABD bankalarıyla rekabette Avrupa bankalarını güçlendirmek için sınır ötesi banka birleşmelerinin “arzu edilir” olduğunu belirtmişti.

İspanyol ECB Başkan Yardımcısı Luis de Guindos da Alman hükümetinin olumsuz tutumunu eleştirdi.

Son olarak, Handelsblatt gazetesinde yayınlanan bir köşe yazısında, Almanya Federal Meclisi Başkan Yardımcısı Omid Nouripour (İttifak 90/Yeşiller) bile federal hükümeti tutarsızlıkla suçladı.

Nouripour, hükümetin AB zirvelerinde bir bankacılık birliğini savunurken, somut bir sınır ötesi banka birleşmesine “ulusal mülkiyet zihniyetinin refleksiyle” tepki gösterdiğini öne sürdü. Nouripour, federal hükümeti, Avrupa entegrasyonunu “soyut kaldığı sürece” övmekle eleştirdi.

AB Rekabet Komiseri Teresa Ribera da üye devletleri sınır ötesi banka birleşmelerini desteklemeye çağırdı. Ribera, “Üye devletler, kamu yararı için bu tür işlemleri memnuniyetle karşılamalı,” dedi.

Berlin’den uzlaşma sinyalleri

Alman federal hükümeti, UniCredit’in başarılı devralma teklifine başlangıçta olumsuz tepki gösterdi.

Federal Maliye Bakanlığı, “Federal hükümetin bakış açısına göre, UniCredit’in agresif ve düşmanca yaklaşımı kabul edilemez olmaya devam ediyor,” açıklamasında bulundu.

Aynı zamanda, İtalyan bankasının Commerzbank’taki hisseleri için yaptığı devralma teklifini reddetti.

Geçen hafta, Şansölye Friedrich Merz, parlamentonun yaz tatili öncesinde yaptığı konuşmada, federal hükümetin, diğer hissedarların “önemli bir kısmının” aksine, UniCredit’in teklifini kabul etmediğini ve kendi hisselerini elinde tuttuğunu yineledi.

Ama aynı konuşmada Merz, yeni bir üslup benimsedi ve “Bu birleşmeyi engellemiyoruz,” diye güvence verdi.

Handelsblatt gazetesine göre, devralma koşulları şu anda federal hükümet içinde müzakere ediliyor.

Bunlar arasında, diğer hususların yanı sıra, Commerzbank’ın Alman küçük ve orta ölçekli işletmeler için kilit bir kredi kuruluşu olarak kalması talebi de yer alıyor.

Buna ek olarak, federal hükümet, finans kurumunun eski genel merkezi olan Frankfurt’un banka için önemli bir merkez olarak kalmasını talep ediyor.

UniCredit’in Almanya genel merkezi, 2005 yılında HypoVereinsbank’ın satın alınmasından bu yana Münih’te bulunuyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Kuzey Akım sanığı sabotaj sırasında Ukrayna istihbaratına çalıştığını söyledi

Yayınlanma

Kuzey Akım doğalgaz boru hatlarına düzenlenen sabotaja ilişkin davada İtalya’da tutuklu bulunan Ukraynalı Sergey Kuznetsov’un, saldırı döneminde Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nde görev yaptığı ve Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) için çalıştığı bildirildi. Almanya Başsavcılığının Stern dergisinin ulaştığı iddianamesine dayanan haberde, Kuznetsov’un eşiyle yaptığı ve dinlemeye takılan telefon görüşmelerinde komutanı olarak bahsettiği Roman Çervinski ile iletişim kurmak istediği kaydedildi.

Kuzey Akım doğalgaz boru hatlarına yönelik sabotaj soruşturmasında sanık konumunda yer alan Ukrayna vatandaşı Sergey Kuznetsov’un, patlamaların gerçekleştiği dönemde Ukrayna ordusunda görev yaptığını ve Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) bünyesinde çalıştığını söylediği aktarıldı.

Almanya Başsavcılığının, Stern dergisinin eline geçen iddianamesine dayandırılan haber N-tv tarafından yayımlandı.

Söz konusu ifadelerin, Kuznetsov’un İtalya’da gözaltında bulunduğu sırada eşiyle yaptığı telefon görüşmelerinin dinlenmesiyle elde edildiği ifade edildi.

Yayınlanan bilgilere göre Kuznetsov, eşiyle gerçekleştirdiği konuşmalarda ülkesi ve devlet başkanı tarafından yalnız bırakıldığını düşündüğünü dile getirdi. Kuznetsov’un ayrıca komutanı olarak adlandırdığı Roman isimli bir kişiyle temas kurmak istediği kaydedildi.

Soruşturma makamları, metinde adı geçen kişinin Ukrayna istihbarat birimlerinin eski çalışanı Roman Çervinski olabileceğini değerlendiriyor.

Çervinski, Kuznetsov’un yakalanmasının ardından yaptığı açıklamada, boru hatlarına düzenlenen patlamalar sırasında sanığın kendi komutası altında olduğunu beyan etmişti.

Almanya Başsavcılığı tarafından hazırlanan belgede, 26 Eylül 2022 tarihinde gerçekleşen hat patlamalarında Ukrayna devlet kurumlarının olası dahiliyetine işaret eden çeşitli verilerin yer aldığı belirtildi.

Birkaç hafta önce hazırlandığı bildirilen iddianamenin henüz mahkeme tarafından resmi olarak onaylanmadığı aktarıldı.

Yayımlanan haberde, soruşturma mercilerinin elinde Kuznetsov aleyhine doğrudan deliller yerine yalnızca dolaylı kanıtlar yer aldığı vurgulanırken, bu iddianamenin Alman adli makamları tarafından boru hattı sabotajına ilişkin sunulan ilk resmi suçlama olduğu kaydedildi.

Die Zeit ve Sueddeutsche Zeitung gazeteleri, 1 Temmuz tarihinde Alman savcılığının Sergey Kuznetsov’a karşı resmi suçlamada bulunduğunu yazmıştı.

Sanığa, sivil enerji altyapısına saldırmak, sabotaj grubunu sevk etmek ve boru hatlarına yönelik eylemin gerçekleştirildiği değerlendirilen Andromeda isimli yatı komuta etmek suçlamaları yöneltilmişti.

Almanya Federal Mahkemesinin verilerine göre sabotajın, bir istihbarat operasyonu kapsamında yabancı bir devlet adına yürütülmüş olma ihtimali üzerinde duruluyor.

Ukrayna vatandaşı Kuznetsov, geçtiğimiz yılın ağustos ayında İtalya’da yakalanmıştı.

The Wall Street Journal gazetesi, sanığın Ukrayna Silahlı Kuvvetleri ile SBU bünyesinde görev aldığını ve eylemi düzenleyen ekibi yönettiğini yazmıştı. İtalya’daki mahkeme, ekim ayında Kuznetsov’un Almanya’ya iade edilmesine karar vermişti.

Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) yaşanan patlamaları uluslararası terör eylemi kategorisinde değerlendirmişti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kuzey Akım hatlarının işlevsiz kalmasının bazı aktörlerin çıkarına olduğunu belirterek patlamalardan Anglo-Saksonları sorumlu tutmuştu.

Putin, eylemin Ukraynalı sabotajcılar tarafından gerçekleştirildiğine dair iddiaları bütünüyle asılsız olarak nitelemişti.

Kiev yönetimi de daha önce yapılan açıklamalarda Kuzey Akım boru hatlarına düzenlenen saldırıyla herhangi bir bağlantısı bulunmadığını bildirmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English