Ortadoğu
Suriye İnsan Hakları Takip Komitesi: Sahil bölgesinde soykırım işlendi

Suriye İnsan Hakları ve İnsani Yardım Takip Komitesi, yayımladığı ön raporda, geçici hükümetin göreve başlamasının ardından HTŞ ve müttefiki silahlı grupların Suriye sahil bölgesinde, özellikle Alevilere yönelik soykırım boyutuna varan katliamlar işlediğini bildirdi. Raporda, binlerce kişinin öldürüldüğü, on binlercesinin keyfi olarak gözaltına alındığı veya zorla kaybedildiği belirtilirken, BM’ye acil müdahale çağrısı yapıldı.
Suriye İnsan Hakları ve İnsani Yardım Takip Komitesi, 23 Mart 2025 tarihli ön raporunda, Suriye’de kurulan yeni yönetim ve ona bağlı silahlı grupların sahil bölgesinde soykırım işlediğini bildirdi.
Rapor, geçici cumhurbaşkanı Ebu Muhammed el-Colani’nin (şimdiki adıyla Ahmed eş-Şaraa) “rejim kalıntılarının peşine düşme” iddiasıyla genel seferberlik ilan etmesi ve camilerden yapılan “cihat” çağrıları sonrası, Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) öncülüğündeki grupların ağırlıklı olarak Alevilerin yaşadığı köy ve mahallelere baskınlar düzenlediğini belirtiyor.
16 Şubat 2025’te kurulan Suriye İnsan Hakları ve İnsani Yardım Takip Komitesi, Suriye içinden ve dışından 13 insan hakları STK’sı ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla oluşturuldu ve yaklaşık 60 insan hakları aktivistini içeriyor.
Komite tarafından hazırlanan “Nefret Eken, Toplu Katliam Biçer: Suriye Sahilinde Soykırım—Ön Rapor” başlıklı belgeye göre, olayların ilk üç gününde belgelenen 25 katliam yaşandı.
Raporda, çoğu genç olmak üzere yaşlı, çocuk ve kadınların da bulunduğu 2 bin 246 Alevi kurbanın isminin doğrulandığı ifade edildi.
Ayrıca, kurbanlarla dayanışma gösterdikleri veya sivilleri saklamaya çalıştıkları için diğer mezheplerden 42 kişinin de öldürüldüğü belgelendi. Komite, 811 video kaydının da bu olayları belgelediğini aktardı.
Raporda, bölgenin zaten yüzde 97’yi aşan yoksulluk oranıyla benzeri görülmemiş insani felaketin eşiğinde olduğu vurgulandı.
Buna ek olarak, 10 binden fazla belgelenmiş yasa dışı gözaltı ve zorla kaybetme vakası, çeşitli devlet sektörlerinden (askeri ve sivil) çalışanların ve özellikle sağlık ve eğitim sektörlerinden 2 bin 14 kişinin işten çıkarılması gibi ihlallerin yaşandığı kaydedildi.
Özel mülklere el konulması, nefret söylemi ve mezhepçi kışkırtmanın yayılması ile korku ve terörün tırmanmasının sahil bölgesini vurduğu ifade edildi.
Rapor, HTŞ’nin (eski adıyla Nusra Cephesi) kuruluşundan itibaren taşıdığı radikal ideolojiye işaret ediyor.
Ebu Musab es-Suri’nin “Bilad’uş Şam Sünnileri Nusayriler, Haçlılar ve Yahudilerle Yüzleşiyor” gibi kitapların cihatçı okullarda öğretildiği, Ömer Abdülhekim’in “Müslüman kelimesinin yanına ‘demokratik’ kelimesini koymak, bir şarap şişesinin üzerine ‘helal’ kelimesini koymak gibidir,” şeklindeki ifadelerinin tekrarlandığı belirtiliyor.
Mısır kökenli Ebu Abdullah el-Muhacir’in (Abdurrahman el-Ali) “Cihad Fıkhında Meseleler” adlı kitabında yer alan ve savaş sırasında hayvanların öldürülmesinin caiz olduğu, “kafir askerlerin diri veya ölü olarak başlarının kesilmesinin meşruiyeti” gibi fetvalara atıfta bulunuluyor.
Komite, HTŞ’nin bu nefret söylemini eğitim müfredatlarında ve kontrolündeki camilerde sürdürdüğüne, Şam’da iktidarı ele geçirdikten sonra da aynı yaklaşımı devam ettirdiğine işaret ediyor.
Rapora göre, mezhepçi saldırılar ve şiddet, kitlesel işten çıkarmalarla tırmandı; yeni otorite ve bağlı milislerin saldırıları ile intikam cinayetleri günlük yaşamın bir parçası haline geldi.
Bu eylemlerin, eski rejimin liderinin biyolojik olarak ait olduğu gruba mensup olma gibi “asılsız bahanelerle” meşrulaştırılmaya çalışıldığı vurgulandı.
Keyfi gözaltılar
Öte yandan raporda, HTŞ’nin askeri ve güvenlik kurumlarından belirsiz sayıda kişiyi ve önceki hükümetle işbirliği yapmakla suçlanan çok sayıda kişiyi gözaltına aldığı belirtiliyor.
İktidarı devraldığı ilk hafta 354 kişinin gözaltına alındığı kaydedilirken, daha sonra silahlarını teslim edip yeni orduya katılmaları istenen asker ve güvenlik görevlilerinden 8 bin 276 kişinin tutuklandığı belgelendi.
Bu tutuklamalarının çoğunun mezhepçi saiklerle yapıldığı ve tutukluların dış dünyayla temas kurmalarına izin verilmediği kaydedildi.
Ayrıca, Irak ve Lübnan’a sığınan ve yeni yönetimin güvenceleri üzerine Suriye’ye dönen asker ve güvenlik personelinin çoğunun dönüşlerinde tutuklandığı belirtiliyor.
Komite, bu şekilde dönen 3 bin 24 kişinin akıbetinin bilinmediğini ve Irak ile Lübnan hükümetlerine bu iadelerin koşullarını açıklama çağrısı yapıyor.
Humus şehrinde 600’den fazla kişinin zorla kaybedildiğine dair teyit edilmiş bilgiler olduğu, ancak korku nedeniyle isimlerin açıklanamadığı ifade ediliyor.
Rapor, soykırım sonucuna vardı
Komite, Suriye’nin 1951’de onayladığı Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne atıfta bulunarak, sahil bölgesindeki Alevi nüfusa yönelik eylemlerin (cinayet, ciddi bedensel veya zihinsel zarar verme, yaşam koşullarını kasten yok etme vb.) soykırım tanımına uyduğunu belirtiyor.
Rapor, bu suçların sorumluluğunu doğrudan geçici hükümet yetkililerine yüklüyor.
Suriye Genelkurmay Başkanı Ali Nureddin el-Naasan (HTŞ ve Nusra liderliğinden), Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra (HTŞ askeri ve güvenlik liderliğinden) ve Genel İstihbarat Direktörü Enes Hasan Hattab’ın (HTŞ güvenlik liderliğinden) “komployu bastırmak” amacıyla sahil bölgesine genel seferberlik ve konuşlandırma emirleri verdiği anımsatılıyor.
Emirlerin verildiği askeri gruplar arasında HTŞ’nin yanı sıra şu Suriyeli gruplar sıralanıyor: Amşe Tümeni, Hamzat Tümeni, Ahrar eş-Şarkiyye, Muntasır Billah Tümeni, Muhammed el-Fetih Tümeni, Sultan Murad Tümeni.
Ayrıca Suriyeli olmayan şu grupların da seferber edildiği belirtiliyor: İran’daki Sünni Muhacirin Hareketi (İran), Kafkas Tugayı (Rusya Federasyonu), Özbek Tugayı (Özbekistan), Türkistan İslam Partisi (Çin), Fas Taburu (Fas), Tacik Grubu (Tacikistan), Arnavut Grubu (Arnavutluk), Guraba Tugayı (çeşitli uyruklar), Beluç Grubu (Pakistan), Utbe bin Ferkad Azerbaycan Grubu (Azerbaycan), Ebu Yakub el-Türki Tugayı (Türkiye) ve Uygur Tugayı.
Komiteden çağrı
Komite, raporun sonunda Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri ve Güvenlik Konseyi’ne acil çağrıda bulunarak şu adımların atılmasını talep ediyor:
— Suriye sahili ile Humus ve Hama kırsal bölgelerinin insani felaket bölgesi ilan edilmesi.
— BM’nin bu bölgelerde sürekli ve büyük ölçekli insani müdahale başlatması.
— BM müdahalesinin koruma tedbirleri, yeniden inşa, rehabilitasyon ve uzun vadeli destek programlarını içermesi.
— Etkilenen bölgelerdeki yerel dernekler ve sivil toplumla koordinasyon sağlanarak kaynakların birleştirilmesi.
— Etkilenen köy ve bölgelerde güvenilir yerel figürlerden oluşan mahalle komiteleri kurulması.
— Tüm ihlalleri araştırmak üzere bağımsız uluslararası soruşturma komitesi görevlendirilmesi.
— Daha fazla ihlali önlemek ve kan dökülmesini durdurmak için uluslararası izleme komiteleri gönderilmesi.
Komite, raporun eklerinde yüzlerce sayfalık belge, film ve yeminli ifadenin bulunduğunu ve bunların bağımsız BM soruşturma komisyonlarının talebi üzerine sunulabileceğini de ekliyor.
Ortadoğu
Goldman Sachs’tan petrol fiyatları için kritik öngörü

Bloomberg’in aktardığı Goldman Sachs Group Inc. raporuna göre, Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz’deki tedarik kesintilerinin sürmesi halinde Brent petrolün varil fiyatı 2026’nın son çeyreğinde 120 doların üzerine çıkabilir. Ortadoğu’daki gerilimin düşeceği varsayımıyla mevcut tahminlerini bu yılın son çeyreği için 80 dolar, gelecek yıl için ise 75 dolar olarak belirleyen analistler, sevkiyat hatlarındaki olası aksamaların fiyatları hızla yukarı taşıyabileceğini öngörüyor.
Goldman Sachs Group Inc. analistleri, Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan tedarik süreçlerindeki aksamaların sürmesi ve Kızıldeniz’in Husiler tarafından kapatılması durumunda, Brent petrolün varil fiyatının 2026 yılının dördüncü çeyreğine kadar 120 doların üzerine çıkabileceğini öngörüyor.
Bloomberg’in aktardığı analizde, Ortadoğu’daki gerilimin düşeceği varsayımı üzerine kurulan mevcut öngörülerin, Brent petrolün varil fiyatını bu yılın son çeyreğinde 80 dolar, gelecek yıl ise 75 dolar olarak belirlediği kaydedildi.
Analistler, Ortadoğu’daki gerilimin tırmanması ve Basra Körfezi’nden öngörülen tedarik hacminin çatışma öncesi seviyelerin yüzde 45’inin altına gerilemesinin petrol fiyatlarını yeniden yükselişe geçirdiğini ifade etti.
Bu kapsamda, Hürmüz Boğazı’ndaki nakliye kesintileri ve Kızıldeniz’de yaşanabilecek olası sorunlar nedeniyle fiyatların keskin bir şekilde yükselebileceği uyarısı yapıldı.
Temmuz ayında ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırıların yeniden başlaması ve Tahran destekli Yemenli Husilerin Suudi Arabistan’dan yapılan sevkiyatları engelleme tehditleri üzerine Brent petrolün varil fiyatı yeniden 91 doların üzerine çıktı.
Yemen, Riyad yönetiminin yaklaşık 12 yıldır kendilerine uyguladığını belirttikleri kuşatmaya yanıt olarak Suudi Arabistan’a deniz ablukası ilan ettiklerini duyurdu.
Hürmüz Boğazı’nın kapatılması durumunda Suudi Arabistan, petrolünü Kızıldeniz’deki Yanbu Limanı’na taşıyarak ablukayı kısmen aşma seçeneğine sahip bulunuyor.
Ancak bu alternatif güzergah, Husilerin kontrol ettiği kıyı şeridinin yakınından geçerek Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan bir diğer dar geçit olan Babülmendep Boğazı’na ulaşıyor.
Arap Yarımadası ile Afrika kıtası arasında stratejik bir geçit konumunda olan Babülmendep Boğazı, küresel deniz yoluyla yapılan petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 12’sini ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ticaretinin yüzde 8’ini barındırıyor.
Londra ICE borsası verilerine göre, eylül vadeli Brent petrol fütüresinin varil fiyatı şu anda 88,73 dolar seviyesinden işlem görüyor. Brent petrolün fiyatı nisan ayı sonunda 126 doları aşmıştı.
Reuters’ın geçen hafta kaynaklara dayandırdığı haberde, ABD’nin İran’ın enerji altyapısına saldırması halinde Tahran’ın Husilerden Kızıldeniz’i kapatmalarını talep ettiği öne sürülmüştü.
Habere göre Husiler, Babülmendep Boğazı bölgesine füze ve insansız hava araçları yerleştirerek ticari gemilere saldırmak için talimat bekliyor.
Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Husilerin Kızıldeniz’deki limanlara veya gemilere düzenleyeceği olası saldırıların, Ortadoğu’dan yapılan iki ana petrol ihracat rotasının aynı anda kesintiye uğramasına yol açacağı belirtiliyor.
Ortadoğu
Husiler Suudi Arabistan’a deniz ablukası ilan etti

Yemenli Husiler, pazartesi günü Suudi Arabistan’a deniz ablukası uygulayacaklarını açıkladı. Bu adım, ABD’nin İran’la yürüttüğü savaşta yeni bir cephenin açılması ihtimalini gündeme getirirken, küresel enerji arzı ve ticaret açısından Körfez’in ötesine uzanan yeni tehditler doğurdu.
Gerilim, savaşta Amerikan askerleri açısından en kanlı dönemlerden birinin ardından tırmandı. Pentagon, pazartesi günü, İran’ın cuma günü Ürdün’deki bir Amerikan üssüne düzenlediği saldırıda ölen iki ABD askerinin kimliğini açıkladı. Yetkililer ayrıca, çatışmada kayıp olduğu bildirilen üçüncü bir askere ait olabileceği değerlendirilen, kimliği henüz belirlenememiş kalıntılara ulaşıldığını bildirdi. Ayrı bir olayda ise dördüncü bir Amerikan askeri, Kuzey Irak’ta düşürülen İran’a ait tek yönlü saldırı insansız hava aracından kalan patlamamış mühimmatın “kontrollü biçimde imha edilmesi” sırasında öldü.
Husilerin abluka ilanının ardından Yemen’deki Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, yaptığı açıklamada bu adıma güç kullanarak karşılık vereceğini bildirdi. Koalisyon ayrıca, Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanmasının ardından Suudi petrolü için kritik ihracat güzergâhı haline gelen Babülmendep Boğazı’ndan geçen gemilerini korumaya yönelik önlemleri uygulamaya başladığını açıkladı.
Husiler bu açıklamayı, Tahran ile Washington’ın geçen ay imzalanan kırılgan geçici anlaşmanın karşılıklı saldırılarla işlevsiz hale gelmesinden sonra yaptı. Öte yandan taraflar müzakere mesajı da verdi. İran Dışişleri Bakanlığı, arabulucuların Tahran’a bazı “öneriler” sunduğunu belirterek diplomatik temasların sürdüğü mesajını verdi, ancak ayrıntı paylaşmadı.
Petrol fiyatları Husi açıklamasının ardından kısa süreliğine yükseldi, ancak yatırımcıların diplomatik çözüm umudunu korumasıyla daha sonra geriledi. Kızıldeniz’den mal taşımanın sigorta maliyetleri ise ticari gemilere yönelik risklerin artması nedeniyle yükseldi.
İran, ABD’nin İran’daki enerji altyapısına saldırılarını sürdürmesi halinde Husilerin Kızıldeniz’e açılan Babülmendep Boğazı’nı kapatmalarını istemişti.
Boğazın tamamen kapanması, Suudi Arabistan’ın petrol ihracatının büyük bölümünün bölgeden çıkarılamaması nedeniyle küresel petrol arzını yüzde 7 azaltabilir. Bu kesinti, Körfez’deki savaşın petrol sevkiyatlarında yol açtığı ve hâlihazırda küresel arzın yüzde 10’una denk gelen büyük düşüşe eklenecek.
Husilerin silahlı kuvvetleri açıklamalarında, Suudi Arabistan’ın Yemen’e uyguladığı “haksız ve zalim kuşatmaya” karşılık olarak “göze göz ilkesi temelinde, suçlu Suudi düşmanına karşı derhal yürürlüğe girecek bir deniz ambargosu” ilan ettiklerini bildirdi.
Ateşkesi yeniden sağlamak için diplomatik girişim
Üst düzey bir İranlı yetkili pazartesi günü Reuters’a yaptığı açıklamada, Tahran’ın arabuluculardan 10 günlük bir ateşkes önerisi aldığını söyledi. Girişimin, 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşı kalıcı biçimde sona erdirecek bir anlaşmanın önünü açması hedeflenen geçici mutabakatı kurtarmayı amaçladığı belirtildi.
Ne İran Dışişleri Bakanlığı ne de Reuters’a konuşan yetkili, gündemde olduğu belirtilen ateşkes görüşmelerine ilişkin ayrıntı verdi.
Pakistan hükümetinden iki kaynak ise İran İçişleri Bakanı İskender Mümini’nin Pakistan’dan çatışmadaki arabuluculuk rolünü yeniden üstlenmesini istediğini söyledi. Mümini daha sonra yeni görüşmeler için İslamabad’a gitti.
Diplomatik girişimler, ABD’nin İran kentlerine yönelik yeni bir gece saldırısının ve İran Devrim Muhafızları’nın bölgedeki Amerikan askerî unsurlarına düzenlediği saldırıların ardından geldi. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı, pazartesi öğleden sonra ABD saatiyle İran’a yönelik yeni bir saldırı dalgası başlattığını açıkladı.
Savaşın başlamasından ve İran’ın hayati önemdeki Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasından bu yana yükselen benzin fiyatları nedeniyle ülke içinde artan siyasi baskıyla karşı karşıya kalan ABD Başkanı Donald Trump, İran’a yönelik son saldırıları, son İran saldırılarında ölen Amerikan askerlerinin intikamının alınması olarak savundu.
Trump pazartesi günü Truth Social hesabından yaptığı açıklamada, “İran ne zaman bir Amerikan askerini öldürürse, bunun bedelini katbekat ödeyecek! Bu talimat Savaş Bakanı Pete Hegseth’e, Genelkurmay Başkanı Daniel Caine’e ve ordudaki tüm komutanlara iletilmiştir” dedi.
İran: Tankerler patladı
İran Devrim Muhafızları Ordusu, iki petrol tankerinin boğazdan “güvenli olmayan” bir güzergâh üzerinden geçmeye çalışırken patladığını açıkladı. Devrim Muhafızları pazar günü, aynı bölgede iki geminin bir “kazaya” karıştığını bildirmişti. İki olayın birbiriyle bağlantılı olup olmadığı ise netleşmedi.
Reuters olayı bağımsız olarak doğrulayamadı. Devrim Muhafızları’nın açıklamasında gemilerin kimliklerine veya can kayıplarına ilişkin ayrıntı verilmedi.
İngiltere Deniz Ticareti Operasyonları Kurumu da Hürmüz Boğazı’na bakan Umman açıklarında bir geminin kimliği belirsiz bir cisimle vurulduğunu bildirdi.
İran’da Tebriz, Çabahar, Konarek, Bender Mahşehr ve Bender İmam Humeyni’de patlamalar meydana geldiği bildirildi. Devlet haber ajansı IRNA’ya göre Tebriz’in güneybatısında bir kişi öldü, birkaç kişi de yaralandı.
Devrim Muhafızları, Ürdün’ün Akabe Havalimanı’ndaki Amerikan uçaklarını balistik füzelerle hedef aldığını açıkladı. Açıklamada ayrıca Kuveyt’teki El-Adiri Kampı ve Ali es-Salim Hava Üssü’ndeki askerî unsurlar ile Suriye’deki bazı mevzilerin de vurulduğu belirtildi.
Bahreyn’de pazartesi boyunca sirenler çaldı. Kuveyt ordusu ise salı sabahının erken saatlerinde hava savunma sistemlerinin İran’a ait insansız hava araçlarını yeniden önlediğini açıkladı.
Ortadoğu
Güney Lübnan’da pilot bölgeler için ilk askeri adım atıldı

ABD Dışişleri Bakanlığı, Lübnan ve İsrail arasındaki Üçlü Çerçeve Anlaşması kapsamında Froun, Srifa ve Zawtar el-Garbiye köylerinde pilot bölge operasyonlarının başladığını duyurdu. Roma’da geçen hafta yürütülen müzakerelerin ardından Lübnan Askeri Koordinasyon Grubu himayesinde başlatılan süreç, tarafların aşamalı olarak sahada konumlanmasını hedefliyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı, Lübnan’ın güneyinde yer alan Froun, Srifa ve Zawtar el-Garbiye köylerinde pilot bölge operasyonlarının başladığını bildirdi.
Yapılan açıklamada sürecin, Lübnan ile İsrail arasında varılan Üçlü Çerçeve Anlaşması doğrultusunda ve Lübnan Askeri Koordinasyon Grubu himayesinde yürütüldüğü kaydedildi.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tommy Pigott konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, “Bu dönüm noktası, İsrail ve Lübnan arasında geçen hafta Roma’da gerçekleştirilen görüşmelerin doğrudan bir sonucudur” ifadesini kullandı.
Girişimin Lübnan Askeri Koordinasyon Grubu tarafından yönetildiğini belirten Pigott, “Amerika Birleşik Devletleri, Çerçeve Anlaşması’nın başarıyla tamamlanması amacıyla her iki tarafla yakın işbirliği içinde çalışmaya devam edecektir” dedi.
Sürecin sahaya yansımasına ilişkin Lübnan ordusundan da bir açıklama yapıldı. Askeri birliklerin Froun ve Srifa köyleri dahil olmak üzere Lübnan’ın güneyindeki görevlerini icra etmeyi sürdürdüğü belirtilen açıklamada, “Eş zamanlı olarak, İsrail’in çekilmesinin ardından Zawtar el-Garbiye beldesinde konuşlanma faaliyetlerine başlamak üzere Lübnan Askeri Koordinasyon Grubu ile koordinasyon yürütülmektedir” denildi.
Lübnan ordusu ayrıca, vatandaşların kendi güvenlikleri için Zawtar el-Garbiye’ye seyahat etmemelerini ve bölgede konuşlu askeri birliklerin direktiflerine uymalarını istedi.
Pilot bölge operasyonlarının başladığına dair bu duyuru, Beyrut ve Tel Aviv yönetimlerinin geçen ay ABD ara buluculuğunda imzaladığı çerçeve anlaşmasına rağmen İsrail güçlerinin Lübnan’daki askeri saldırılarını sürdürdüğü bir dönemde geldi.
Söz konusu anlaşma, İsrail güçlerinin işgal altında tuttuğu tüm Lübnan topraklarından aşamalı olarak çekilmesini öngörüyor.
Bu sürecin, henüz tam olarak tanımlanmamış iki bölgede pilot uygulama ile başlatılması kararlaştırılmıştı. Belirli bir takvim içermeyen anlaşmada, çekilmenin tamamlanması şartı, Lübnan ordusunun İsrail güçlerince boşaltılan alanlarda güvenlik sorumluluğunu tamamen üstlenmesine ve Hizbullah dahil tüm silahlı grupların silahsızlandırılmasına bağlanıyor.
Lübnan resmi verilerine göre, 2 Mart tarihinden bu yana düzenlenen İsrail saldırılarında Lübnan’da 4 bin 328 kişi hayatını kaybetti, 12 bin 227 kişi ise yaralandı.
İsrail, güney Lübnan’da bazılarını on yıllardır kontrol altında tuttuğu, bazılarını ise Ekim 2023 ile Kasım 2024 arasındaki savaşta ele geçirdiği toprakları işgal etmeye devam ediyor.
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?
Görüş1 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?












