Bizi Takip Edin

Amerika

Hollywood, Trump’ın tarifeleri ile kurtulur mu?

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, Hollywood stüdyolarına destek amacıyla yabancı filmlere gümrük vergisi getireceğini açıklamıştı.

Dün Trump, yabancı yapım filmlere gümrük vergisi getirme önerisinden “memnun” olup olmadıklarını öğrenmek için Hollywood yetkilileriyle doğrudan görüşeceğini söylemişti.

Pazar günü Trump, Truth Social’da yaptığı bir paylaşımda, ABD film endüstrisinin “çöküşünden” yakınmış ve yabancı ülkelerin film şirketlerine sağladığı vergi teşviklerinin “ulusal güvenlik tehdidi” oluşturduğunu ileri sürmüştü.

Trump’ın açıklamasının ardından Netflix, Disney, Warner Bros, Discovery, Paramount ve Comcast gibi büyük eğlence şirketlerinin hisseleri dün keskin düşüşler yaşadıktan sonra işlemlerin sonunda istikrar kazandı.

Çünkü yatırımcılar, Trump’ın planının film ve televizyon endüstrisi için sorun yaratacağını düşündü. Örneğin Netflix, toplam içeriğinin yaklaşık %75’ini uluslararası alanda üretiyor.

Fakat Trump’ın “kaygılarının” gerisinde gerçek bir yön de var: Araştırma şirketi ProdPro’ya göre, 2021’den 2024’e kadar ABD’deki film ve TV prodüksiyon harcamaları %28 azaldı. Vergi teşvikleri ve daha düşük işçilik maliyetleri, endüstriyi Kanada’ya ve Avustralya ve İngiltere’nin bazı bölgeleri gibi yabancı ülkelere çekti.

Geçen yıl, Birleşik Krallık film endüstrisinin kazandığı paranın yaklaşık üçte ikisi ABD’deki stüdyolardan ve yayın platformlarından geldi. Los Angeles, 2020 hariç, şehirde çekilen filmler açısından son otuz yılın en kötü yılını geride bıraktı.

Öte yandan sektör uzmanları ve analistler, sendikaların savunduğu bir tür federal film teşviki yerine genel bir gümrük vergisinin kafa karıştırıcı olduğunu ve sektöre zarar verebileceğini savunuyor.

Öncelikle, gümrük vergileri genellikle fiziksel mallar için uygulanır ve sınır görevlileri tarafından uygulanır. DVD’lere gümrük vergisi koyabilirsiniz, fakat üretimin hangi kısmına vergi uygulanacağı belirsiz.

Bazı filmler kısmen ABD’de, kısmen yurtdışında çekilir veya bir film ABD’de çekilip Birleşik Krallık’ta kurgulanabilir.

Dolayısıyla olası bir tarifenin nasıl işleyeceği belirsiz. ABD’nin yüzyıllardır yaptığı gibi, sınırları geçen fiziksel mallara gümrük vergisi uygulamak kolay fakat filmler gibi fikri mülkiyet hakları için bu o kadar kolay değildir. Bu durum, ABD hizmetler sektörünün misilleme amaçlı ticaret savaşına ne ölçüde sürükleneceği sorusunu gündeme getiriyor.

ABD, ihracatından daha fazla mal ithal etse de turizm, video abonelikleri, finansal hizmetler ve daha fazlasını içeren hizmetler sektöründe dünyanın en büyük ihracatçısı konumunda.

Yabancı ülkelerin hizmet tüketimini kısıtlaması, milyonlarca kişiyi istihdam eden ve ABD’nin ticaret fazlası verdiği sektörleri olumsuz etkileyebilir. Özel sektör hizmet sektörünün GSYİH’ye katkısı %70’in üzerindeyken, mal üretimi sektörünün katkısı yaklaşık %16.

Bununla birlikte Trump, Hollywood ve ötesinde yaygın bir hayal kırıklığı yaratan, “yabancı ülkelerde üretilen” filmlere %100 gümrük vergisi getirileceğine dair açıklaması sonrasında, “sektöre zarar vermek istemediğini” söyleyerek tavrını yumuşatıyor gibi görünüyor.

CNBC’nin haberine göre Trump, planı film endüstrisi liderleriyle görüşmeyi planladığını söyledi. “Endüstriye zarar vermek istemiyorum, endüstriye yardım etmek istiyorum,” diyen Trump, herkesin amacı istihdam olduğu için yapımcıların da bu durumdan memnun olmasını istediğini ekledi.

Trump, Kaliforniya Valisi Gavin Newsom’u da hedef alarak, film endüstrisinin “diğer ülkeler tarafından yok edildiğini ve Los Angeles’ta olduğu gibi yetersizlikten de zarar gördüğünü” ileri sürdü.

Trump, “Vali son derece yetersiz bir adam, bunun elinden alınmasına izin verdi. Hollywood bu işi pek yapmıyor, güzel tabelaları var, her şey yolunda ama pek bir şey yapmıyorlar,” diye ekledi.

Demokrat Kaliforniya Valisi Gavin Newsom ise, Trump’ın “yabancı ülkelerde üretilen” filmlere %100 gümrük vergisi uygulayacağını açıklamasının ardından 7,5 milyar dolarlık vergi teşvik programı açıklamıştı.

Variety’ye yaptığı açıklamada Vali, “Başarılı eyalet programımızı temel alarak, yerli üretimi daha da güçlendirmek için Trump yönetimi ile işbirliği yapmaya hazırız,” demişti.

Demokrat Kaliforniya senatörü Adam Schiff de Trump’ın gümrük vergisi önerisini kınarken, federal vergi indirimi planını destekledi.

Schiff, “Tüm filmlere genel gümrük vergisi uygulanması, istenmeyen ve potansiyel olarak zararlı etkilere yol açacaktır, [fakat] sektördeki Amerikan işlerini geri kazanmak için önemli bir federal film vergi indirimi planını birlikte kabul etme fırsatımız vari,” dedi.

ABD’de vergi teşvik planları şu anda eyalet bazında uygulanıyor ve Newsom, nisan ayında Kaliforniya’nın teşviklerini 750 milyon dolara çıkarmak için bir plan açıklamıştı.

CNN’e konuşan birkaç film stüdyosu ve yayın sektörü yöneticisi ise, Başkan’ın bu önerisinin “ikonik bir sektörü yok edebilecek sonuçlarını düşünmediğini” ileri sürdü.

Sektör içinden bir kaynak, “İlk bakışta şok edici ve üretimin neredeyse tamamen durması anlamına geliyor. Ama gerçekte, bunu yapmaya yetkisi yok ve uygulaması çok karmaşık,” dedi.

United Talent Agency’nin başkan yardımcısı Jay Sures ise mevcut haliyle gümrük vergisinin “mantıklı olmadığını” savundu.

Amerikalı aktörlerin ve yönetmenlerin genellikle evlerine yakın yerlerde çalışmayı tercih ettiklerini belirten Sures, “Gerçek şu ki, Hollywood stüdyoları için herkesi uçağa bindirmek ve otel masraflarını karşılamak daha ucuz, çünkü işçilik maliyetleri, indirimlerin olmaması ve işleri yurtdışında yapma imkanı çok daha ucuz,” dedi.

Sures, yurtdışında film çekmenin çok daha ucuz olabileceğini belirtti ve bu nedenle genel bir gümrük vergisinin “film sektörünü durma noktasına getirebileceğini” söyledi.

Sures bunun, “çift grev ve içerik krizinden sonra Hollywood’un en son ihtiyacı olan şey” olduğunu belirtti.

Diğer kaynaklar ise CNN’e göre “daha açık fikirli” bir bakış açısı sergileyerek, Trump’ın birçok Amerikalıyı işsiz bırakan gerçek bir sorun olan “kaçak üretim” hakkında bir diyalog başlattığını iddia ediyor. 

Amerika

ABD yüksek benzin fiyatlarına karşı kapalı rafinerileri tekrar açacak

Yayınlanma

Trump yönetimi, İran savaşı nedeniyle yükselen benzin fiyatları karşısında Virgin Adaları’ndaki St. Croix tesisi dahil kapatılan petrol rafinerilerini yeniden faaliyete geçirmeyi hedefliyor. ABD’de ortalama benzin fiyatı galon başına 4,10 dolar seviyesine ulaşırken, Beyaz Saray ulusal enerji güvenliğini sağlamak için rafineri kapasitesini artırmak istiyor.

Trump yönetimi, İran savaşı nedeniyle yükselen benzin fiyatları karşısında, aralarında Virgin Adaları’nda sorunlar yaşayan bir tesisin de bulunduğu kapalı petrol rafinerilerini yeniden açmayı hedefliyor.

Bir Beyaz Saray yetkilisi, perşembe günü The Hill gazetesine e-posta yoluyla yaptığı açıklamada, Trump yönetiminin “başta St. Croix rafinerisi olmak üzere ülke genelindeki rafinerilerin yeniden açıldığını görmek istediğini” doğruladı.

Yetkili, söz konusu rafinerinin Venezuela petrolünü işlemek üzere inşa edilmiş olması ve “stratejik” konumu nedeniyle özel bir önem taşıdığını belirtti.

Açıklamada, Nisan 2025’ten bu yana şirketlerin rafineriyi satın alma taleplerini iletmek üzere yönetimle temas kurduğu, bu ilginin Venezuela lideri Nicolás Maduro’nun kaçırılması ve ABD’nin ülkenin altyapısını devralmasından sonra daha da arttığı kaydedildi.

Rafinerileri yeniden açma girişimi ilk olarak Politico tarafından haberleştirildi. Sektörden üç üst düzey yönetici, söz konusu yayın organına yaptıkları açıklamada, Beyaz Saray’ın Virgin Adaları’ndan Kaliforniya’ya kadar uzanan bir hatta rafinerilerin yeniden açılması konusunda görüşmeler yürüttüğünü aktardı.

Beyaz Saray Sözcüsü Taylor Rogers konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Enerji güvenliği ulusal güvenliktir. Amerika’nın rafineri kapasitesi, Birleşik Devletler’in güvenli, uygun fiyatlı ve güvenilir enerjiye kesintisiz erişimini sağlamak açısından hayati önem taşımaktadır” dedi.

Rogers, “Başkan’ın Ulusal Enerji Hakimiyeti Konseyi, fiyatları düşürmek ve ulusal güvenliğimizi pekiştirmek amacıyla kapatılan rafinerilerin yeniden açılmasını ve yenilerinin inşa edilmesini desteklemeyi sürdürecektir” ifadelerini kullandı.

Bu girişim, İran’daki savaşın ortasında benzin fiyatlarının yüksek seyrettiği bir dönemde gerçekleşiyor.

Amerikan Otomobil Birlikleri (AAA) verilerine göre, perşembe günü itibarıyla ABD’deki ortalama benzin fiyatı galon başına yaklaşık 4,10 dolar seviyesinde bulunuyor. Bu rakam, bu yılın başlarında savaşın patlak verdiği dönemdeki seviyenin 1 dolardan fazla üzerinde yer alıyor.

Bahse konu St. Croix rafinerisi faaliyetlerini 2021 yılında süresiz olarak durdurmuştu. Kapanma kararı, Çevre Koruma Ajansının (EPA) tesisten yayılan petrol sızıntıları ile hava kirliliğinin “halk sağlığı için yakın bir risk” oluşturduğunu belirterek 60 gün süreyle kapatma talimatı vermesinin ardından alınmıştı.

Port Hamilton Refining & Transportation Direktörü David Johnson, The Hill ile paylaştığı açıklamada rafinerinin yeniden faaliyete geçme ihtimalini memnuniyetle karşıladıklarını bildirdi.

Johnson açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Ulusal düzeyde önem taşıyan altyapı ve sanayi kapasitesini güçlendiren hedefli federal programların yanı sıra kayda değer miktardaki özel yatırımların harekete geçirilmesiyle St. Croix rafinerisinin ihyası; ABD’nin enerji güvenliğini artırma, yerli üretimi genişletme, tedarik zinciri dayanıklılığını güçlendirme, ileri teknolojileri destekleme, binlerce yüksek kaliteli istihdam yaratma ve Amerika’nın uzun vadeli ekonomik rekabet gücünü geliştirme imkanı sunarken stratejik bir Amerikan sanayi varlığının geri dönüşünü de hızlandırma potansiyeline sahiptir.”

Johnson, şirketin “rafinerinin geleceğine ilişkin olarak federal ve bölgesel yetkililerle, ticari taraflarla, yatırımcılarla ve finansman kaynaklarıyla yapıcı görüşmeler yapmaya devam ettiğini” belirtti.

Söz konusu görüşmelerin gizli tutulduğunu aktaran Johnson, “Bu görüşmeler gizli kalmakla birlikte, St. Croix rafinerisinin Amerika’nın enerji güvenliğine, sanayi rekabetçiliğine ve uzun vadeli ekonomik dayanıklılığına yeniden önemli bir katkı sağlayabileceği konusunda iyimserliğimizi koruyoruz” dedi.

Petrol, rafinerilerde işlenerek benzine dönüştürülüyor. Petrol fiyatı genellikle benzin fiyatındaki en büyük etken olsa da rafineriler de fiyat oluşumunda rol oynuyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD nükleer denizaltı ve füze üretimi için 135 milyar dolar ayırdı

Yayınlanma

ABD Savaş Bakanlığı, İran ile yaşanan savaş ortamında silah stoklarını takviye etmek amacıyla savunma şirketleriyle 135 milyar doları aşan iki dev sözleşme imzaladı. Anlaşmalar nükleer denizaltıların inşasını, Patriot füze üretiminin genişletilmesini ve tersane altyapısının modernizasyonunu kapsıyor.

Bloomberg’in haberine göre ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin orduyu güçlendirme ve İran ile yaşanan savaş ortamında silah stoklarını yeniden doldurma hedefi doğrultusunda Pentagon, savunma sanayisi üreticileriyle çok yıllık sözleşmeler imzalıyor.

ABD Savaş Bakanlığı çarşamba günü Amerikan savunma şirketleriyle toplam tutarı 135 milyar doları aşan iki büyük sözleşme imzalandığını duyurdu.

Pentagon, Patriot önleme füzelerinin üretimini genişletmek amacıyla Lockheed Martin Corp. ile 59 milyar dolar tutarında yedi yıllık bir anlaşma imzalandığını açıkladı. Bakanlık aynı zamanda General Dynamics Corp. ve Huntington Ingalls Industries Inc. ile nükleer denizaltı üretimi ve tersane altyapısının modernizasyonu için toplamda 76,6 milyar dolara varan sözleşmeler yapıldığını duyurdu. Bu kapsamda, gelişmiş Tomahawk seyir füzesi fırlatma sistemleriyle donatılmış dokuz adet Virginia sınıfı “Block VI” tipi taarruz denizaltısı ve beş adet Columbia sınıfı nükleer denizaltı inşa edilecek.

Bloomberg, İran’daki savaşın ABD savunma sanayisi kompleksine ilişkin endişeleri artırdığına dikkat çekiyor. Ortadoğu’daki Amerikan güçleri, İran’ın balistik füzelerine ve insansız hava araçlarına karşı korunmak amacıyla tanesi yaklaşık 4 milyon dolar olan pahalı önleme füzelerinden yüksek miktarlarda harcıyor. Bu füzelerin üretim hacmi ile harcanma oranı birbiriyle bağdaşmıyor.

Financial Times Haziran ayında, savunma şirketlerinin askeri harekat şartlarında ABD cephaneliğini takviye etmek amacıyla füzeleri hızlı, kitlesel ve ucuz bir şekilde monte etmeye imkan tanıyan bir üretim modeline geçmeye çalıştığını yazmıştı.

Bloomberg, Lockheed ile yapılan anlaşmanın füze üretimine yönelik ikinci büyük uzun vadeli sözleşme olduğunu belirtiyor. Şirket daha önce Pentagon’dan, THAAD hava savunma füzelerinin üretimini yedi yıl içinde dört katına çıkarmayı hedefleyen 35 milyar dolarlık bir sözleşme almıştı.

Şirket ile yapılan yeni sözleşme, THAAD füzelerinin yıllık yaklaşık 600 olan üretimini 2030 yılına kadar yaklaşık 2 bin seviyesine çıkarmasını sağlayacak.

İran haber ajansı Tasnim’in 26 Temmuz tarihli hesaplamalarına göre, İran ile savaşın son iki haftasında Amerikan ordusunun uğradığı toplam zarar 20,6 milyar dolara ulaşabilir. Ajans, Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) imha edilen ve hasar gören ABD silahlarına ilişkin verilerini analiz etti. Tasnim’in iddiasına göre en büyük kayıp kalemi yaklaşık 7,5 milyar dolar zarar ile ABD hava savunma sistemleri ve radarlarında görüldü. İkinci sırada ise 6,8 milyar dolar ile lojistik, depolar ve altyapı yer aldı.

Savaş harcamaları ve ilave bütçe talebi

Diğer yandan ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, ABD’nin İran ile savaşa yaptığı toplam harcamayı 37,5 milyar dolar olarak tahmin etmişti. Geçen ay Donald Trump yönetimi Kongre’den büyük bölümü Ortadoğu’daki çatışmayla bağlantılı olan yaklaşık 90 milyar dolarlık ilave finansman talep etti.

Bloomberg’in aktardığına göre ABD Başkanı yönetimi, “gelecekteki çatışmalara hazırlanmak amacıyla nesiller boyu sürecek yatırımlar” kapsamında savunma bütçesi için toplamda 1,5 trilyon dolar talepte bulundu.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de ankete katılanların yüzde 55’i demokratik sosyalist adaya karşı

Yayınlanma

ABD’de yapılan yeni bir anket, seçmenlerin çoğunluğunun kendisini demokratik sosyalist olarak tanımlayan bir başkan adayını desteklemeyeceğini ortaya koydu. Washington Post/Ipsos ortaklığında düzenlenen çalışmada katılımcıların yüzde 55’i böyle bir adaya oy vermeyi değerlendirmeyeceğini bildirdi.

ABD’de yapılan yeni bir anket, kamuoyunun çoğunluğunun kendisini demokratik sosyalist olarak tanımlayan bir başkan adayını desteklemeyeceğini gösterdi.

The Washington Post ve Ipsos tarafından düzenlenen ankette, katılımcıların yüzde 55’i kendisini demokratik sosyalist olarak niteleyen bir başkan adayına oy vermeyi “değerlendirmeyeceğini” belirtti. Katılımcıların yüzde 39’u aksi yönde görüş bildirirken, yüzde 6’lık kesim ise soruya yanıt vermedi.

Demokratik sosyalistler son dönemde New York ve Colorado gibi yerlerde elde ettikleri dikkate değer ön seçim galibiyetleriyle ülke genelinde dikkatleri üzerine çekti. Bu başarılardan biri, New York kentinin belediye başkanı Zohran Mamdani’nin geçen yıl Demokrat Parti’nin belediye başkanlığı ön seçiminde eski New York Valisi Andrew Cuomo’ya karşı kazandığı zafer oldu. Mamdani bu galibiyetin ardından ülkedeki en öne çıkan Demokratlardan biri haline geldi.

Öne çıkan bir diğer demokratik sosyalist figur olan Demokrat Partili New York Temsilciler Meclisi Üyesi Alexandria Ocasio-Cortez’in adı da 2028 başkanlık seçimleri için muhtemel adaylar arasında tartışılan az sayıdaki isim arasında yer alıyor.

Demokratik sosyalizm savunucuları, ilerici değişimden ve “kapitalist sınıf” olarak adlandırdıkları kesimin liderliğinin reddedilmesinden yana tutum alıyor. ABD’deki en büyük demokratik sosyalist örgütlerden biri olan Amerika Demokratik Sosyalistleri (DSA), ülke için vizyonunu “sıradan insanların iş yerlerinde, mahallelerinde ve toplumda gerçek bir söze sahip olduğu bir sistem” olarak tanımlıyor.

Siyasi liderlere yönelik tutumlar

The Post/Ipsos anketi, katılımcıların demokratik sosyalist siyasi liderlere yönelik yaklaşımlarını da ortaya koydu. Katılımcıların yüzde 15’i demokratik sosyalist siyasi liderleri “çok” veya “biraz” beğendiğini söylerken, yüzde 36’lık bir kesim bu liderleri “hiç” veya “pek” beğenmediğini kaydetti. Yanıt verenlerin yüzde 46’sı ise demokratik sosyalist liderleri “ne beğendiğini ne de beğenmediğini” dile getirdi.

The Post/Ipsos anketi, 8-13 Temmuz tarihleri arasında 2 bin 648 katılımcıyla gerçekleştirildi. Anketin hata payı 1,9 yüzde puan olarak açıklandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English