Rusya
Putin, Kiev’e 15 Mayıs’ta İstanbul’da doğrudan görüşme teklif etti

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kiev yönetimine 15 Mayıs Perşembe günü İstanbul’da ön koşulsuz doğrudan görüşmeler yapmayı teklif etti. Putin, amacın “çatışmanın temel nedenlerini ortadan kaldırmak” ve “kalıcı barış” sağlamak olduğunu belirtirken, Batılı liderler teklife temkinli yaklaştı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, dün akşam geç saatlerde yaptığı açıklamada, Kiev ile 15 Mayıs Perşembe günü İstanbul’da “doğrudan görüşmelere” hazır olduğunu belirtti.
Putin, Zafer’in 80. yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen uluslararası etkinlikleri özetlediği gece konuşmasında, Ukrayna ile doğrudan diyaloğun yeniden başlatılmasının amacının “çatışmanın temel nedenlerini ortadan kaldırmak” ve “uzun vadeli, kalıcı bir barış tesis etmek” olduğunu söyledi.
Putin, “Kiev yönetimiyle doğrudan görüşmeleri bu perşembe, 15 Mayıs’ta İstanbul’da gecikmeksizin yeniden başlatmayı teklif ediyoruz,” dedi.
Görüşmelerin “ön koşulsuz” olarak başlatılmasını teklif ettiğini vurgulayan Putin’in açıklamasının tam metni şöyle:
“Hepinizi selamlamak istiyorum saygıdeğer hanımefendiler, beyefendiler, değerli meslektaşlarım! Hepinizi bir kez daha Büyük Zafer bayramı münasebetiyle kutlamak istiyorum. Bu günlerde Moskova’da, muzaffer nesle saygılarını sunmak üzere yıl dönümü kutlamalarında bizimle birlikte olan dostlarımıza, yabancı ortaklarımıza teşekkür etmek istiyorum. Nazizm’e karşı kazanılan ortak zafere katkıda bulunan herkesi saygıyla anıyoruz. Bunlar arasında Hitler Karşıtı Koalisyondaki müttefiklerimiz, Çinli savaşçılar, Avrupa’daki anti-faşist direnişin katılımcıları, Afrika’da, Asya-Pasifik bölgesindeki halk kurtuluş hareketlerinin savaşçıları ve Latin Amerika ülkelerinden gönüllüler bulunmaktadır. Dostlarımız ve bizimle aynı fikirde olanlarla bizi birleştiren şey, ortak hafıza, tarihe saygı ve özgürlük için savaşan gerçek kahramanların yiğitliğine duyulan saygıdır. Ve elbette, geleceğe yönelik sorumluluğumuz, daha adil ve güvenli dünya inşa etme sorumluluğumuzdur.
Tüm dünya toplumunun, Avrasya’nın ve dünyanın diğer bölgelerinin istikrarlı, sürdürülebilir kalkınmasının doğrudan bağlı olduğu konular, Moskova’da gerçekleşen ikili ve çok taraflı toplantıların merkezinde yer aldı. Bu toplantılar elbette özel, resmi, bayram havasında geçti ancak aynı zamanda son derece yoğun ve içerikliydi; siyasi, iktisadi ve insani gündem konularıyla doluydu. Sonuçları özetlerken —ki bunu şimdi yapmak istiyorum— 7-10 Mayıs tarihleri arasındaki dört gün boyunca üç yabancı devlet liderinin —Çin Halk Cumhuriyeti, Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti ve Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti— resmi ziyaret etkinliklerinin gerçekleştiğini söyleyebilirim. Ayrıca, BDT (Bağımsız Devletler Topluluğu), Asya, Afrika, Orta Doğu, Avrupa ve Latin Amerika ülkelerinin liderleriyle 20 ikili görüşme yapıldı. Toplamda, kutlamalara BDT, Asya, Afrika, Orta Doğu, Avrupa ve Latin Amerika’dan 27 devlet başkanı ile yaklaşık 10 uluslararası kuruluş yöneticisi katıldı. Altı ülke daha üst düzeyde temsil edildi. Yabancı ülke heyetlerinin ve uluslararası kuruluşların bu denli geniş katılımını, ortak Büyük Zaferimizin kalıcı fikirleri ve değerleri etrafında gerçek konsolidasyonun ilham verici kanıtı olarak görüyoruz.
Kızıl Meydan’daki geçit törenine ulusal silahlı kuvvetlerinin birliklerini gönderen 13 ülkenin liderlerine minnettarız. Onların bizim tören birliklerimizle omuz omuza yürüyüşü, ortak bayramımıza özel enerji, İkinci Dünya Savaşı yıllarında çelikleşmiş savaş kardeşliği ruhu kattı. Kore Halk Ordusu komutanlarına bizzat teşekkür etmekten, Kursk Oblastı’nın sınır bölgelerinin Kiev rejimi oluşumlarından kurtarılması sırasında askerlerimizle birlikte profesyonelce —bunu vurgulamak istiyorum— ve özveriyle görev yapan Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti özel kuvvetler birliklerinin asker ve komutanlarına en sıcak selamlarımı iletmekten mutluluk duydum. Vurgulamak isterim ki, cesaret ve kahramanlık gösterdiler, bir kez daha söylemek istiyorum, son derece profesyonelce hareket ettiler, iyi eğitim ve hazırlık sergilediler.
Ve elbette, tüm devlet liderleri için tribünlerde Zafer yıl dönümünün baş kahramanları olan Rusya, İsrail, Ermenistan ve Moğolistan’dan İkinci Dünya Savaşı gazilerini selamlamak özel onurdu.
Tehditlere, şantajlara ve Moskova’ya hava sahasının kapatılmasına varan engellemelere rağmen, bazı Avrupa ülkelerinin —Sırbistan, Slovakya, Bosna-Hersek— liderlerinin de geldiğini belirtmek isterim. Tekrar ediyorum, ne denli büyük baskıyla karşılaştıklarını anlıyoruz ve bu nedenle onların siyasi cesaretini, sağlam ahlaki duruşunu, bayramı bizimle paylaşma ve hem kendi vatanları için hem de tüm dünyanın, abartısız söylüyorum tüm insanlığın kahverengi vebadan (Nazizm’den) kurtuluşu için savaşan Büyük Vatanseverlik Savaşı, İkinci Dünya Savaşı kahramanlarının anısına saygı duruşunda bulunma kararını içtenlikle takdir ediyoruz.
Milyonlarca Avrupalının, egemen politika yürüten ülke liderlerinin bunu hatırlaması bizim için önemlidir. Ve bu, er ya da geç, tarihin derslerine ve kendi halklarının görüşlerine dayanarak, Avrupa ülkeleriyle yapıcı ilişkilerin yeniden kurulması yönünde ilerlemeye başlayacağımıza dair bize iyimserlik ve umut veriyor. Buna, bugün hâlâ Rusya karşıtı söylemlerden ve bize yönelik açıkça saldırgan eylemlerden vazgeçmeyen, hâlâ —bunu tam da bu günlerde görüyoruz— bizimle esasen kaba üslupla ve ültimatomlarla konuşmaya çalışanlar da dahildir.
Çin Halk Cumhuriyeti ile kapsamlı ortaklığımız ve stratejik işbirliğimiz, 21. yüzyılda çağdaş eşit haklara dayalı ilişkilerin gerçek örneği olabilir. ÇHC Devlet Başkanı Şi Cinping, Büyük Zafer’in 80. yıl dönümüne adanmış törenlerin baş konuğuydu. Son derece verimli görüşmeler gerçekleştirdik. Devlet başkanları düzeyinde iki ortak bildiri kabul edildi. Enerji, ticaret, finans, bilim, kültür ve daha birçok alanı kapsayan çok sayıda hükümetler arası ve kurumlararası anlaşma imzalandı. Daha önce de söylediğim gibi, eylül ayında militarist Japonya’ya karşı kazanılan zaferin 80. yıl dönümü törenleri için Çin’e resmi iade-i ziyarette bulunmam kararlaştırıldı. İkinci Dünya Savaşı’nın Avrupa ve Asya’da sona ermesinin 80. yıl dönümüyle ilgili ana, esasen başlıca anma etkinliklerinin, halkları en ağır sınavlardan geçmiş ve ortak zafer uğruna en yüksek bedeli ödemiş devletlerin başkentleri olan Moskova ve Pekin’de yapılması son derece sembolik ve doğaldır.
Değerli meslektaşlarım, sanırım Moskova’da yapılan görüşmeler ve toplantılar sırasında Ukrayna’daki çatışmanın çözümüne ilişkin konunun da ele alındığı herkes için açıktır. Tüm misafirlerimize, dostlarımıza bu çatışmaya gösterdikleri ilgi ve çatışmanın sona ermesi için gösterdikleri çabalar için minnettarız.
Bu bağlamda bu konuya ayrıca değinmeyi gerekli görüyorum. Bu hususta şunu söylemek isterim ki, bilindiği üzere Rusya daha önce defalarca ateşkes girişimlerinde bulunmuştur. Ancak bu girişimler Ukrayna tarafınca defalarca sabote edilmiştir. Örneğin, Kiev rejimi, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump ile aramızdaki anlaşmaya uygun olarak ilan edilen, enerji tesislerine yönelik saldırılara ilişkin 18 Mart-17 Nisan tarihleri arasındaki 30 günlük —bunu vurgulamak istiyorum— 30 günlük moratoryumu yaklaşık 130 kez açıkça ihlal etmiştir.
Rusya’nın başlattığı Paskalya ateşkesine de uyulmadı, ateşkes rejimi Ukrayna birlikleri tarafından yaklaşık 5 bin kez ihlal edildi. Yine de, Zafer Günü kutlamalarında —ki biz bunu da bizim için kutsal bayram olarak görüyoruz, düşünebiliyor musunuz, 27 milyon kaybımız var— işte bu bizim için kutsal olan bayramda üçüncü kez ateşkes ilan ettik. Bu sırada, Batı’daki, bana göre samimiyetle çözüm yolları arayan meslektaşlarımıza, Zafer Günü’nde ateşkesin durdurulması konusundaki tutumumuzu ilettik ve gelecekte bu ateşkesin süresini uzatma olasılığını dışlamadığımızı, fakat elbette bu birkaç gün içinde ne olacağının analizinden sonra, Kiev rejiminin teklifimize nasıl tepki vereceğinin sonuçlarına göre hareket edeceğimizi belirttik.
Peki ne görüyoruz, bu sonuçlar nelerdir? Kiev makamları —aslında siz de tüm bunları çok iyi görüyorsunuz— ateşkes teklifimize hiçbir şekilde yanıt vermedi. Dahası, teklifimizi duyurduktan sonra —ki bu, hatırlayacağınız üzere, bu yılın 5 Mayıs’ında gerçekleşti— Kiev makamları 6 Mayıs’ı 7 Mayıs’a bağlayan gece büyük çaplı saldırılar düzenledi. Saldırıda 524 insansız hava aracı ve Batı yapımı çok sayıda füze yer aldı. Aynı anda Karadeniz’de 45 insansız deniz aracı da kullanıldı. Ve ilan ettiğimiz ateşkesin olduğu bu üç günde, yani 8, 9 ve 10 Mayıs’ta, sizin de kitle iletişim araçlarından gördüğünüz, aslında sizin haberlerinizden de anlaşılan şeyler yaşandı. Bu süre zarfında Kursk oblastında ve Belgorod oblastı ile kesişim noktasında Rusya Federasyonu devlet sınırına beş hedefli saldırı girişimi yapıldı. Tam da ilan ettiğimiz ateşkes günlerinde.
Ayrıca, diğer yönlerde 36 saldırı daha düzenlendi. Kursk ve Belgorod oblastlarında Rusya Federasyonu topraklarına sızma girişimleri de dahil olmak üzere tüm bu saldırılar püskürtüldü. Dahası, askeri uzmanlarımız bu saldırıların hiçbir askeri önem taşımadığını, tamamen siyasi nedenlerle yapıldığını ve düşmanın çok büyük kayıplar verdiğini düşünmektedir.
Daha önce de söylediğim gibi, Kiev makamları sadece ateşkes teklifimizi reddetmekle kalmadı, aynı zamanda hepimizin gördüğü gibi Moskova’daki törenler için toplanan devlet liderlerini de korkutmaya çalıştı. Biliyorsunuz değerli meslektaşlarım, burada Moskova’da meslektaşlarımla görüşürken aklıma şöyle düşünce geldi, sizinle paylaşayım. Nazi Almanyası’na karşı kazanılan zaferin kutlamaları için Moskova’ya gelenlerden kimi korkutmaya çalıştılar? Kimi korkutmaya çalıştılar? Çünkü bize gelenler, makamları ya da mevkileri gereği lider olanlar değil. Onlar karakterleriyle, inançlarıyla ve inançlarını savunmaya hazır olmalarıyla liderdirler. Peki onları kim korkutmaya çalıştı? Eski SS askerlerine hazırolda durup selam veren, onları alkışlayan ve İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitler ile işbirliği yapanları milli kahraman mertebesine yükseltenler mi? Bana öyle geliyor ki bu, açıkça yetersiz araçlarla yapılan girişimdir ve bunu yapmaya çalışanlar, kendilerinin hedeflediği etkiye ulaşamazlar.
Bir kez daha tekrar ediyorum, defalarca ateşkes adımları teklif ettik, Ukrayna tarafıyla diyalogdan asla vazgeçmedik. Bir kez daha hatırlatmak isterim ki, 2022’de müzakereleri kesen biz değildik. Bunu Ukrayna tarafı yaptı.
Bu bağlamda, her şeye rağmen, Kiev makamlarına 2022 sonunda kendilerinin kestiği müzakereleri; doğrudan müzakereleri, üstelik —özellikle vurguluyorum— hiçbir ön koşul olmaksızın yeniden başlatmalarını yeniden başlatmalarını teklif ediyoruz. Derhal, önümüzdeki perşembe, 15 Mayıs’ta, daha önce yapıldığı ve kesildiği yer olan İstanbul’da başlamayı öneriyoruz.
Bilindiği üzere, Türk meslektaşlarımız bu tür müzakerelerin düzenlenmesi için defalarca hizmetlerini teklif ettiler ve Cumhurbaşkanı Erdoğan bunların düzenlenmesi için çok şey yaptı. Hatırlatmak isterim ki, bu müzakereler sonucunda ortak belge taslağı hazırlanmış ve Kiev müzakere heyeti başkanı tarafından paraflanmıştı, ancak Batı’nın ısrarıyla bu taslak çöpe atıldı.
Yarın Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan ile görüşmemiz planlanıyor. Kendisinden Türkiye’de müzakerelerin yapılması için böyle imkân sağlamasını rica etmek istiyorum ve Ukrayna’da barışın bulunmasına katkıda bulunma arzusunu teyit edeceğini umuyorum.
Ukrayna ile ciddi müzakerelere hazırız. Bu müzakerelerin anlamı, çatışmanın temel nedenlerini ortadan kaldırmak, tarihi perspektifle uzun vadeli, kalıcı barış tesis etmektir. Bu müzakereler sırasında yeni ateşkesler, yeni ateşkes üzerinde anlaşmaya varılabileceğini, üstelik sadece Rusya tarafından değil, Ukrayna tarafından da uyulacak gerçek ateşkes olabileceğini dışlamıyoruz. Bu, tekrarlıyorum, Ukrayna ordusunun yeniden silahlandırılması, takviye edilmesi ve hummalı siper kazma ve yeni mevziler oluşturma faaliyetlerinin ardından silahlı çatışmanın devamına önsöz değil, uzun vadeli sürdürülebilir barışa doğru ilk adım olurdu. Böyle bir barış kime lazım?
Teklifimiz, tabiri caizse, masadadır. Karar şimdi Ukrayna makamlarına ve görünüşe göre kendi halklarının çıkarlarından ziyade kişisel siyasi hırslarıyla hareket ederek Ukraynalı milliyetçilerin eliyle Rusya ile savaşı sürdürmek isteyen hamilerine aittir. Tekrarlıyorum, Rusya hiçbir ön koşul olmaksızın müzakerelere hazırdır. Şu anda çatışmalar, savaş devam ediyor. Biz ise bizim tarafımızdan kesilmeyen müzakereleri yeniden başlatmayı öneriyoruz. Bunda kötü olan ne var? Gerçekten barış isteyenler bunu desteklemeden edemez.
Bu vesileyle, Ukrayna krizinin barışçıl çözümüne yönelik yabancı ortaklarımızın üstlendiği arabuluculuk hizmetleri ve çabaları için bir kez daha şükranlarımı sunmak isterim. Bunlar arasında Çin, Brezilya, Afrika ülkeleri, Orta Doğu ve son zamanlarda Amerika Birleşik Devletleri’nin yeni yönetimi bulunmaktadır.
Son olarak, Nazizm’e karşı kazanılan zaferin 80. yıl dönümüne adanmış bayram kutlamalarını bizimle paylaşan herkese bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Eminim ki, bu günlerde Moskova’da bizi birleştiren dayanışma ve uyum ruhu, gelecekte de ilerleme, güvenlik ve barış adına verimli işbirliği ve ortaklıklar kurmamıza yardımcı olacaktır. Ve bu vesileyle, yıl dönümü etkinliklerini, saatler süren mevcut müzakerelerin ve çalışma toplantılarının programını aktaran basın mensuplarının, dünyadan haber ajanslarının, televizyon kanallarının, basının temsilcilerinin büyük rolünü de belirtmek isterim. Dünyanın farklı ülkelerindeki insanların Moskova’daki bu bayram günlerinin eşsiz atmosferini hissetmeleri için çok şey yaptılar. Ve tabii ki, bu toplantı için size teşekkür ediyorum, zira oldukça geç saatte gerçekleşiyor ve elbette herkes yorgun. Dikkatiniz için çok teşekkür ederim.”
Moskova daha önce, Ukrayna’ya Batı askeri yardımının tamamen durdurulması da dâhil olmak üzere belirli koşullar altında ateşkes anlaşmasını değerlendirebileceğini belirtmişti.
Trump: Harika bir gün
Putin’in doğrudan görüşme teklifine Batı’dan ilk tepkiler geldi. ABD Başkanı Donald Trump, kendi sosyal medya platformu Truth Social’dan yaptığı açıklamada, Vladimir Putin’in doğrudan görüşme girişimini memnuniyetle karşılayarak, “Bu, Rusya ve Ukrayna için muhtemelen harika bir gün,” ifadelerini kullandı ve “büyük bir haftanın” başlayacağını duyurdu.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise Putin’in teklifini “ilk adım, ancak yeterli değil” olarak nitelendirdi. Macron, Rusya’nın “çıkış yolu aradığını ancak hâlâ zaman kazanmak istediğini” düşündüğünü belirtti.
Cumartesi günü Fransa, İngiltere, Almanya ve Polonya liderleri, pazartesi gününden itibaren geçerli olacak ateşkes tekliflerinin, aynı gün telefonla bilgilendirdikleri Trump tarafından desteklendiğini açıkladılar.
Ukrayna ile “dayanışma” göstergesi olarak dört Avrupalı lider, tekliflerinin reddedilmesi durumunda Rusya Devlet Başkanı Putin üzerindeki yaptırım baskısını artırma tehdidinde bulundu. Dört liderin Kiev ziyareti, Ukrayna’ya yaptıkları ilk ortak gezi ve Friedrich Merz’in yeni Almanya Şansölyesi olarak ilk resmi ziyareti oldu.
Geçtiğimiz ay, Moskova’daki Zafer Günü geçit töreni öncesinde Putin, 8 Mayıs gece yarısından 11 Mayıs gece yarısına kadar tek taraflı geçici ateşkes ilan etmişti.
Moskova’nın üç günlük tek taraflı ateşkesine rağmen çatışmaların durmadığı bildirildi. Kiev ile Moskova karşılıklı suçlamalarda bulundu. Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrey Sibiga, X sosyal medya ağında yaptığı açıklamada ateşkesi “saçmalık” olarak nitelendirerek, Rusya’nın Ukraynalı sivillere yönelik saldırılarına ve Ukrayna’daki cephe hattına yönelik hücumlarına devam ettiğini savundu.
Ancak Putin, gece konuşmasında, Zafer Günü “ateşkesi” öncesindeki günlerde Ukrayna’yı Rusya’ya yönelik saldırıları tırmandırmakla ve Kursk ile Belgorod oblastlarına yönelik beş sınır ötesi saldırı girişimi de dâhil olmak üzere üç günlük ateşkesi defalarca ihlal etmekle suçladı. Putin, bu saldırıların “hiçbir askeri önemi olmadığını” belirtti.
Rusya
Rusya Merkez Bankası faiz indirimlerine ara verdi

Rusya Merkez Bankası, bir buçuk yıldır devam eden parasal gevşeme adımlarını durdurarak politika faizini yüzde 14 seviyesinde sabit tuttu. Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, 2027 yılındaki yüzde 4 enflasyon hedefine bağlı kalabilmek adına para politikasındaki sıkı duruşun korunacağını açıkladı.
Rusya Merkez Bankası, bugünkü yönetim kurulu toplantısında politika faizini yıllık yüzde 14 seviyesinde sabit bıraktı. Bu adım, bankanın bir buçuk yıldır sürdürdüğü parasal gevşeme döngüsündeki ilk duraklama oldu.
Vedomosti gazetesinin anketine katılan 30 ekonomistin 23’ü faizin sabit tutulacağını öngörmüştü. Geriye kalan uzmanların yedisi 25 baz puanlık indirimle faizin yüzde 13,75’e çekilmesini beklerken, bir analist 50 baz puanlık daha sert bir indirim olasılığına işaret etmişti.
Merkez Bankası yayımladığı karar metninde, ülke ekonomisinin üçüncü çeyrek genelinde ılımlı bir hızla büyüdüğünü ancak son aylarda fiyat baskılarının hissedilir derecede arttığını belirtti.
Yıllıklandırılmış baz enflasyon artışının yüzde 5 ila 6 bandına tırmandığını hesaplayan regülatör, bu gelişmede bazı sektörlerdeki üretim kapasitelerinin geçici kaybı ile motorin, benzin ve sebze-meyve fiyatlarındaki sert dalgalanmaların belirleyici olduğunu bildirdi. Kurumun verilerine göre yıllık enflasyon 7 Eylül itibarıyla yüzde 6,3 düzeyine ulaştı.
Karar metninde, orta vadeli projeksiyonlarda enflasyonu yukarı çeken unsurların dezenflasyonist etkilere ağır bastığı kaydedildi.
İç talebin beklenenden güçlü seyretmesi durumunda arz-talep dengesizliğinin büyüyeceğini vurgulayan banka, ücret artışlarının emek verimliliğini aşması, jeopolitik gerginlikler ve küresel ekonomideki zayıflamanın maliyetleri artırdığına dikkat çekti.
Tüketici, iş dünyası ve piyasa aktörlerinin enflasyon beklentilerinin yüksek kalmaya devam ettiği, bu durumun da maliyetlerin etiketlere doğrudan yansımasını hızlandırabileceği ifade edildi.
Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, kararın ardından düzenlediği basın toplantısında yaz aylarında fiyat artışlarının hız kazandığını söyledi.
Haziran ayında akaryakıt fiyatlarının doğrudan yarattığı etkinin daha sonra şirket maliyetleri üzerinden dolaylı bir baskıya dönüştüğünü belirten Nabiullina, “Para politikasının tek seferlik etkenleri kontrol etme gücü yok; ancak bu faktörlerin kalıcı hale gelmesini engellemek için ılımlı sıkı parasal koşulları sürdürmek zorundayız” dedi.
Nabiullina, faiz indirimlerinin otomatik gerçekleşmeyeceğini, atılacak adımların enflasyon beklentileri ile risk dengelerine bağlı kalacağını ve nihai hedefin 2027’de yüzde 4 enflasyona ulaşmak olduğunu dile getirdi.
Merkez Bankası, bütçe politikasının geleceğine dair riskleri de hatırlattı.
Temmuz ayındaki temel senaryo, faiz dışı yapısal bütçe açığının 2029 yılına kadar kademeli biçimde sıfırlanmasını öngörüyordu.
Hükümetin parlamentonun alt kanadı Devlet Duması’na sunacağı yeni orta vadeli bütçe taslaklarında daha yüksek bir açık öngörülmesi halinde, temel senaryodan daha sıkı bir para politikası uygulanabileceği kaydedildi.
Rusya Federal İstatistik Servisi (Rosstat) verileri, 1-7 Eylül haftasında tüketici fiyatlarının yüzde 0,05 arttığını gösterdi. Fiyatlar 25-31 Ağustos haftasında yüzde 0,01 gerilemiş, 18-24 Ağustos haftasında ise yüzde 0,01 yükselmişti.
Yılbaşından 7 Eylül’e kadar olan dönemde kümülatif fiyat artışı yüzde 4,72 olarak kaydedildi; bu oran geçen yılın aynı döneminde yüzde 4,03 seviyesindeydi.
Ağustos ayında halkın enflasyon beklentisi yüzde 14,7’den yüzde 13,7’ye inse de geçmiş yılların yüksek seyrini korudu. İş dünyasının önümüzdeki üç aya ilişkin fiyat artışı beklentisi ise yüzde 5,8’den yüzde 6,2’ye çıktı.
Piyasa uzmanları, faiz indirimine verilen aranın regülatöre lojistik ve yakıt altyapısındaki aksaklıkların enflasyonist etkilerini tartma fırsatı sunacağı görüşünde birleşiyor.
Vedomosti gazetesine konuşan İK Region Analiz Departmanı Direktörü Valeriy Vaysberg, bütçe kuralı belirsizliği, akaryakıt piyasasındaki hassas denge ve 1 Ekim’de yürürlüğe girecek kamu hizmeti tarife zamlarının karar üzerinde etkili olduğunu belirtti.
Sberbank Makroekonomik Araştırmalar Merkezi ile VTB analistleri, yıl sonuna kadar politika faizinin yüzde 13,5 ila 13,75 seviyelerine çekilebileceğini tahmin ediyor.
Sovcombank Başanalisti Mihail Vasilyev ise jeopolitik risklerin sürmesi ve rubledeki değer kaybının devamı halinde bankanın yılı yüzde 14 faizle kapatabileceğini savundu.
Rusya
Bir komplonun anatomisi

Rus istihbaratının İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik hazırlanan suikast girişimini engellemesi, Londra’nın kurguladığı Ukrayna politikasının kontrol edilemez bir aşamaya sürüklendiğini gösteriyor. Geçmişin imparatorluk refleksleriyle şekillenen bu hamle, İngiliz dış politikasında bugüne dek az maliyetle yüksek etki üretme aracı olarak görülüyordu. Moskovskiy Komsomolets gazetesinin genel yayın yönetmeni ve başyazarı Mihail Rostovskiy, Rusya ile Batı arasında doğrudan savaş zemini arayan Ukraynalı odakların provokasyonlarının, Londra’yı kendi planladığı stratejinin kurbanı olma ihtimaliyle karşı karşıya bıraktığına dikkat çekiyor. Rostovskiy’e göre diplomatik misyona dönük bu son tertip, söz konusu bölgesel politikanın artık İngiltere açısından denetlenemez güvenlik riskleri taşıdığının somut bir işareti.
Bir komplonun anatomisi: İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik suikast girişimi neye işaret ediyor?
Mihail Rostovskiy
Moskovskiy Komsomolets
10 Eylül 2026
Londra’dan bakıldığında dünya şöyle görünür: Birinci evren kuralı; Ukrayna iyidir, Rusya kötü. İkinci evren kuralı; Moskova daima yalan söyler, Kiev daima doğruyu. Üçüncü evren kuralı; şayet gerçekler birinci ve ikinci kuralla uyuşmuyorsa, kuralları bir kez daha oku ve gerçeğe bakışını bu kurallara göre yeniden şekillendir.
Hayır, bu bir “felsefe yapma” çabası değil. FSB’nin, Ukraynalı bir blog yazarının Moskova’daki İngiliz Büyükelçiliği bünyesinde devşirdiği bir güvenlik görevlisi aracılığıyla misyon şefini ve beraberindeki bazı elçilik çalışanlarını öldürmeyi planladığı yönündeki açıklamasına, İngiliz siyasi zümresinin nasıl bir tepki vereceğini önceden kestirme denemesidir.
Şayet olgular belirlenmiş “doğru” ideolojiyle örtüşmüyorsa, vay olguların haline… Onları derhal yalan, provokasyon, dezenformasyon ve benzeri yaftalarla geçiştirirler. Yine de Londra’da karar verici konumda bulunanların zihninde bir çentik, bir tortu kalacağını umut ediyorum. Zira işin doğrusu, Britanya’da “bilmesi gerekenler”, ellerinin altındaki Ukraynalı himayelilerinin ne mal olduğunu gayet iyi bilir.
Bunların neye muktedir olduklarını bilmemek ya da bu konuda samimi bir yanılgıya düşmek için İngilizlerin elinde türlü “mini imparatorluklar” kurma, entrikalar çevirme ve “etki operasyonları” yürütme hususunda fazlasıyla tecrübe birikimi var. Emekli ABD Dışişleri Bakanı Dean Acheson, 1962 yılında Amerikan ordusunun subay ocağı West Point’te yaptığı konuşmada, “Büyük Britanya bir imparatorluk kaybetti, fakat henüz kendine uygun yeni bir rol bulamadı” demişti.
Resmi Londra’nın en geç bu yüzyılın başlarında, hatta belki çok daha evvel başlattığı Ukrayna projesi, İngiliz dış politika seçkinlerinin kendilerine o “uygun yeni rolü” bulma arayışlarının bir parçası. Ada’nın siyaset sınıfı penceresinden bakıldığında bu projenin bir hayli cazip yönü var (ya da vardı).
İngilizler devamlılığı, gelenekleri ve “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” günlerine yapılan atıfları sever. Ukrayna’yı Rusya’dan koparmayı hedefleyen bir proje; Lord Palmerston, Benjamin Disraeli ya da Lord Salisbury gibi 19. yüzyılın önde gelen Londralı devlet adamlarınca da gayet iyi anlaşılırdı.
Bu yüzyılın önemli bir kesitinde Sisli Albion tahtında oturan Kraliçe Victoria, Rus imparatorluk ailesinin yakın bir akrabası olmasına karşın iflah olmaz bir Rus karşıtıydı. Bu gelenekler ölmedi; İngiliz siyaset sınıfının bilinçaltında pusuda bekliyor ve nispeten elverişli ilk fırsatta gün yüzüne çıkıyor.
Dışişleri, ordu ve benzeri kurumların bütçelerinde sürekli kısıntıya giden bugünün Londrası için “nispeten elverişli fırsat”, çoğunlukla dış politikada çok az masrafla son derece mühim işler başarma imkânı anlamına gelir. İngilizler de Ukrayna projelerini işte böyle, “az maliyetli ama son derece etkili” bir hamle olarak görüyordu. Acaba hâlâ öyle mi görüyorlar, yoksa durum geçmişte mi kaldı? Asıl can alıcı soru burada düğümleniyor.
2022’de, askeri harekâtın öncesinde ve sonrasında, hem emekli hem muvazzaf bir dizi İngiliz generali, Londra ile Moskova arasında doğrudan bir askeri çatışma ihtimaline dair peş peşe karanlık kehanetlerde bulundu. Sözgelimi o yılın haziran ayında Genelkurmay Başkanı Sır Patrick Sanders, “Avrupa’da yeniden savaşmaya” hazır olmaları gerektiğini söyleyerek İngiliz askerlerinin “içini kararttı”.
Sanders’a göre, “müttefiklerle omuz omuza savaşabilecek ve Rusya’yı muharebede mağlup edebilecek bir orduyu gecikmeksizin inşa etme zarureti” vardı. Bu tür sert çıkışları tamamen mutlak gerçek saymak gerekmez. Britanya silahlı kuvvetlerinin mevcudu bugünlerde 140 bin sınırında geziniyor.
Eski dönemlerle kıyaslandığında bu rakam devede kulak kalır. Haliyle İngiliz ordu lobicileri, en azından bu mütevazı sayının daha da erimesini önlemek, hatta mümkünse savunma harcamalarındaki kısıntı eğilimini tersine çevirmek için “Rus tehdidi” söylemini sürekli devreye sokuyor.
Ne var ki belirli bir gaye uğruna başlatılan siyasi süreçler, bir noktadan sonra denetimden çıkarak kendi iç dinamiklerini üretme eğilimi taşır. İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik engellenen suikast planı, Londra’nın yürüttüğü Ukrayna projesinde tam olarak bu kırılmanın yaşandığına dair bir başka işarettir.
İngiliz çıkarları zaviyesinden bakıldığında bu proje, şimdiye dek çoğunlukla “her kazancı elde edelim ama hiçbir bedel ödemeyelim” mantığıyla sürdürüldü. Ancak mevcut dönemin ayırt edici vasfı, Rusya ile Batılı devletler arasındaki kontrolsüz gerilim riskinin giderek tırmanmasıdır.
Bu devletlerin arasında yalnızca Büyük Britanya yok; fakat Londra’nın listenin en tepelerinde yer aldığı kesin. Bu durum da onu, Rusya ile Batı arasındaki doğrudan askeri çatışma ihtimalini bir emrivakiye dönüştürmek isteyen Ukraynalı çevreler için cazip bir hedef haline getiriyor.
İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik önlenen suikast girişimini bir uyarı levhası olarak okumak gerekir. Londra’nın Ukrayna projesi artık “ucuza kapatılmış verimli bir yatırım” olmaktan çıkmıştır. Projenin o pek övülen “ucuzluğu”, her an etraftaki her şeyi havaya uçurabilecek bir tehlike barındırıyor.
Rusya
FSB: Ukrayna İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine saldırı planladı

Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), İngiltere’nin Moskova Büyükelçisi Nigel Casey ve diğer diplomatlara saldırı hazırlığı yaptığı gerekçesiyle bir güvenlik görevlisini gözaltına aldı. Şüphelinin Ukrayna istihbaratı adına hareket eden bir yayıncıya bilgi sızdırdığı ve vatana ihanet suçlamasıyla soruşturulduğu açıklandı.
Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), Ukrayna’nın İngiltere’nin Moskova Büyükelçisi Nigel Casey’ye yönelik bir saldırı hazırlığı içinde olduğunu açıkladı.
Kurum, başkent Moskova’daki İngiltere Büyükelçiliğini koruyan güvenlik şirketinde görev yapan 45 yaşındaki bir Rus vatandaşını gözaltına aldığını açıkladı.
FSB, şüphelinin Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) ile işbirliği yaptığını savunuyor. Rus istihbaratının iddiasına göre zanlı, Büyükelçi Nigel Casey ve elçilik bünyesindeki diğer diplomatik temsilcilere yönelik saldırılarda kullanılmak üzere bilgi topladı.
FSB, gözaltına alınan şahsın diplomatların ikametgah adreslerini, büyükelçiliğin güvenlik sistemine ilişkin verileri ve burada düzenlenen etkinliklere dair detayları karşı tarafa aktardığını bildirdi.
Açıklamada, şüphelinin talimatları SBU adına hareket eden ve “Apostol Dmitriy” takma adıyla bilinen Ukraynalı internet yayıncısı Dmitriy Karpenko üzerinden aldığı kaydedildi.
Rus istihbaratı, planlanan eylemlerin ardından suçun Moskova yönetimine yıkılmasının hedeflendiğini kaydetti. FSB’ye göre amaç; İngiltere’yi Rusya ile doğrudan silahlı bir çatışmaya çekmek, Kiev’e yönelik silah sevkiyatını artırmak ve Rusya’ya karşı yaptırımları sertleştirmekti.
Zanlı hakkında Rusya Ceza Kanunu’nun vatana ihanet suçunu düzenleyen 275. maddesi kapsamında ceza davası açıldı ve ön soruşturma süreci başlatıldı.
Rus istihbarat servisi, güvenlik görevlisi ile Karpenko arasında geçtiği iddia edilen yazışmaların ekran görüntülerini de kamuoyuyla paylaştı.
Söz konusu kayıtlarda elçilik korumasının; büyükelçilik konutunda yaşayanların listesini, telefon numaralarını, misyon şefinin programını, geliş-gidiş saatlerini ve aralarında İsrail ile İsveç büyükelçileriyle yapılan görüşmelerin de yer aldığı etkinlik planlarını ilettiği görülüyor. FSB ayrıca zanlının istihbaratın öne sürdüğü iddiaları yinelediği bir video kaydı da yayımladı.
Açıklamasının sonunda Rus vatandaşlarına uyarıda bulunan FSB, Karpenko ve diğer Ukrayna yanlısı yayıncılarla her türlü temasın kesilmesini istedi.
Servis, bu kişilerin Rusya vatandaşlarını müebbet hapis cezası gerektiren vatana ihanet ve diğer ağır suçlara alet ettiğini savundu.
Avrupa4 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa4 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Avrupa4 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya2 hafta önceÇin insansı robot pazarında liderliği hedefliyor







