Diplomasi
Batı basını, Trump-Putin görüşmesini değerlendirdi

Donald Trump’ın Ukrayna’daki savaşı gün içinde bitirebileceği, “büyük anlaşmalar” yapma sanatı hakkındaki bahisler unutuldu. ABD Başkanı, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı üçüncü telefon görüşmesinde, Ukrayna’daki barış sürecini ilerletmek amacıyla mevkidaşına baskı yapmadı.
Daha pazar günü Başkan’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff, ABC News‘e yaptığı açıklamada, Trump’ın “eşi benzeri olmayan bir kişilik gücüne sahip olduğunu” söyledi.
Witkoff sözlerine şunları ekledi: “Devlet Başkanı Putin ile telefonla görüşmeli ve bu, bazı engelleri ortadan kaldırmamıza ve olmamız gereken yere gelmemize yardımcı olacaktır. Ve bence bu çok başarılı bir görüşme olacak.”
ABD Ulusal İstihbarat eski Direktör Yardımcısı Beth Sanner, CNN‘e yaptığı açıklamada, “Sonuç olarak Trump, görünüşe göre Putin’e baskı yapmaya bile çalışmadı,” dedi ve ekledi: “İki saatlik bir görüşme yapmaları iyi oldu ama sonuç ne? Putin son derece maksimalist taleplerde bulunmaya devam ediyor… Görünüşe göre Putin tam da istediğini elde etti, bunu başka türlü görmek zor.”
Financial Times‘a konuşan ve konu hakkında bilgi sahibi olan iki kişi, Trump’ın Putin ile yaptığı görüşmenin ardından Avrupalı liderler ve Vladimir Zelenskiy ile yaptığı konuşmalarda, barış sürecindeki rolünü azaltabileceğini ve Ukrayna ile Rusya’yı doğrudan müzakere etmeye bırakabileceğini belirttiğini söyledi.
Ve bu tür müzakereler devam ederken Moskova’ya ek baskı yapma niyetinde olmadığını da ifade etti. Gazetenin kaynaklarından birine göre, Avrupalı liderler Trump’ın Putin ile yaptığı anlaşmalara ilişkin anlattıkları karşısında şaşkına döndü.
Sadece hafta önce Trump, onlarla birlikte, derhal ateşkes ilan etmemesi hâlinde Rusya’ya karşı yeni sert önlemler almakla tehdit etmişti.
Nisan sonunda, Putin’in füzelerinin son dokuz aydaki en güçlü saldırıyı Kiev’e gerçekleştirmesinin ardından kendi sosyal ağı Truth Social’da “Vladimir, DUR!” diye yazmıştı.
Ancak pazartesi günü Trump, basın mensuplarına yaptığı açıklamada Putin ile görüşmesi sırasında durma çağrısını tekrarlamadığını itiraf etti ve ekledi: “Bence o durmak istiyor.” Ayrıca Trump, barış görüşmelerini yeni Papa XIV. Leo’nun sürdürebileceğini öne sürdü.
Trump’a göre, kendisinin de müzakerelerden çekileceği “kırmızı çizgisi” var ancak bunu açıklamayı reddetti. Rusya ve Ukrayna’nın artık doğrudan görüşmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.
Halihazırda Stanford Üniversitesi Uluslararası Güvenlik ve İşbirliği Merkezi’nde çalışan ABD’nin eski Ukrayna Büyükelçisi Steven Pifer, şu sonuca varıyor:
“Trump ile yapılan bu görüşme Putin için zaferdi. Yakın zamanda ateşkes olmayacağını açıkça belirtti, bu yüzden Rusya savaşa devam edebilir. Ve yine de hiçbir ek yaptırım uygulanmayacak.”
Barış sürecinden çekilmek
Trump ve yönetiminin temsilcileri son zamanlarda müzakerelerden tamamen çekilebileceklerinin sinyallerini vermeye başladı. Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Başkan Yardımcısı J.D. Vance bu konuyu dile getirmeye başladı.
Vance, pazartesi günü basın mensuplarnıa yaptığı açıklamada, ABD’nin nihayetinde şunu söylemek zorunda kalabileceğini belirtti: “Bu bizim savaşımız değil. Bitirmeye çalışacağız ama bitiremezsek sonunda diyeceğiz ki: ‘Biliyor musunuz? Denemeye değerdi ama artık bununla uğraşmayacağız.”
CNN‘in belirttiğine göre, Trump, Putin ile yaptığı görüşmenin ardından, barış görüşmelerinde ilerleme kaydedilememesi durumunda ABD’nin elini çekebileceği yönündeki Vance’in varsayımına itiraz etmedi: “Size şunu söyleyeyim, burada büyük egolar söz konusu ama bence bir şeyler olacak. Olmazsa da ben geri çekilirim, onlar devam etmek zorunda kalır.”
Bazı uzmanlar, Trump’ın müzakerelerden çekilme arzusunu oldukça anlaşılır buluyor. Stimson Center düşünce kuruluşundan Peter Slezkine, “Her iki taraf da onu diğerine karşı kışkırtmaya çalıştı ve bu özünde yıkıcıydı,” dedi ve ekledi: “Eğer iki tarafı birbirleriyle konuşmaya ikna edebilir ve kendisini resmin dışına çıkarabilirse, bu durumun kilitlenmiş noktadan çıkması için gerekli olabilir.”
Fakat Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Başkan Yardımcısı Andrew Weiss, Trump’ın savaşı çözmekten çok Moskova ile yakınlaşmakla ilgilendiğine inanıyor: “Görünüşe göre Rusya ile ABD arasındaki ilişkilerin normalleşmesini başlı başına amaç olarak görüyor. Ve diğer her şey buna tabi kılınmış durumda.”
Anlaşılmaz memorandum
Avrupalı bir yetkili Bloomberg‘e, Avrupalı liderlerin Trump’ın savaşı sona erdirmek için diplomatik çabalarını durdurmasından endişe ettiğini söyledi.
Başka bir yetkiliye göre, Trump yeni yaptırımlar uygulamak istemediğini ve kendi ateşkes önerisinde ısrar etmekten vazgeçtiğini açıkça belirtti. Yetkili ayrıca, Kiev ve Avrupa’nın, Trump’ın Rusya ile Ukrayna arasında doğrudan görüşmelere geçme planına katılmadığını da ekledi.
Bu müzakerelerin ne olabileceği net değil. Putin’e göre, “samimi” ve “faydalı” geçen görüşmede “Amerika Birleşik Devletleri Başkanı, çatışmaların durdurulması ve ateşkes konusundaki pozisyonunu ortaya koydu.”
Putin, Trump ile “Rusya’nın Ukrayna tarafına, çözüm ilkeleri, olası barış anlaşmasının imzalanma takvimi gibi bir dizi pozisyonun belirleneceği ve ilgili anlaşmalara varılması durumunda belirli süre için olası ateşkesi de içeren gelecekteki olası barış anlaşması hakkında bir memorandum sunacağını ve bu konuda çalışmaya hazır olduğunu” kabul ettiklerini belirtti.
Bununla birlikte, her zamanki gibi, çatışmanın “temel nedenlerinin” ortadan kaldırılması gerektiğini de ekledi.
Üst düzey Ukraynalı yetkili, memorandum fikri hakkında FT‘ye, “Bunun ne olduğunu, ortaya çıkış nedenini ve neden önemli olduğunu kimse bilmiyor,” dedi.
Zelenskiy, pazartesi akşamı geç saatlerde gazetecilere yaptığı açıklamada, memorandum önerisinden “haberdar olmadığını” söyledi.
2006-2009 yılları arasında ABD’nin Ukrayna Büyükelçisi olarak görev yapan Bill Taylor, “Ruslar düşük düzeyde müzakereler yürütecek, çeşitli belgeler teatisi yapacak ve bu arada savaşmaya devam edecekler,” diyor ve ekliyor: “Trump bütün bu oyalama taktiklerine daha ne kadar katlanacak?”
‘Trump, Putin’e şaşırtıcı sabır, yüce gönüllülük ve anlayış sergiliyor’
Washington Post köşe yazarı ve Dış İlişkiler Konseyi kıdemli üyesi Max Boot, “Başkan Donald Trump, iradesine karşı gelenlere karşı hoşgörülü veya müsamahakâr olduğundan şüphelenilecek kişi değil,” diye yazdı ve ekledi:
“Ancak konu, Trump’ın Ukrayna’daki savaşı sona erdirme yönündeki gösterişli girişimini sabote etmeye devam eden Rus diktatör Vladimir Putin olunca, ABD Başkanı şaşırtıcı sabır, yüce gönüllülük ve anlayış sergiliyor.”
Boot, Putin’in Ukrayna’da üstünlük sağlama umudunun hâlâ olduğunu, bunun nedenlerinden birinin de açıkça Amerikan yardımının kesilmesine güvenmesi olduğunu belirtti:
“Rusya şimdiden yaklaşık 900 bin askerini ölü ve yaralı olarak kaybetti; bu, uzayan saldırı için korkunç bedel, ancak Kremlin’in saldırılara devam etmek için hâlâ yaklaşık 640 bin askeri var. Ayrıca Moskova, Kuzey Kore, İran ve Çin’den kayda değer yardım alıyor. Putin’in taviz vermesinin ne anlamı var?”
Dış Politika Araştırma Enstitüsü kıdemli araştırmacısı askeri uzman Rob Lee, Rusya’nın orduya çok sayıda sözleşmeli asker çekmeye ve cephe hattında Ukrayna savunmasını yavaşça yarmaya devam ettiğini belirtti:
“Askeri açıdan bakıldığında, orduya sürekli gönüllü alımı göz önüne alındığında, Rusya’nın şimdilik savaşmaya devam edebileceğini düşünüyorum. Yönetimi muhtemelen savaş alanındaki konumunu iyileştirebileceğine inanıyor. Rusya hâlâ asgari hedefine —tüm Donetsk ve Lugansk oblastlarını işgal etmek— ulaşamadı. Bu nedenle, daha ciddi müzakerelere başlamadan önce bu yaz mümkün olduğunca fazla toprak ele geçirmeye çalışabilir.”
Diplomasi
Ermenistan’da muhalefet liderinin dokunulmazlığı kaldırıldı

Ermenistan Merkez Seçim Kurulu, muhalefetteki Güçlü Ermenistan bloğunun Siyasi Konsey Üyesi Narek Karapetyan’ın milletvekilliği dokunulmazlığının kaldırılması yönündeki Başsavcılık talebini onayladı. Alınan bu karar, savcılığa Karapetyan hakkında ceza davası açma ve soruşturma yürütme yetkisi veriyor. Soruşturma, Güçlü Ermenistan hareketi destekçilerinden Aleksan Aleksanyan’a yönelik kara para aklama suçlamalarına dayanıyor.
Ermenistan Merkez Seçim Kurulu, muhalefetteki Güçlü Ermenistan bloğunun Siyasi Konsey Üyesi Narek Karapetyan’ın parlamenter dokunulmazlığının kaldırılmasına karar verdi.
Başsavcılığın bu yöndeki talebinin onaylandığını, Karapetyan’ın avukatı Aram Vardevanyan TASS’a açıkladı.
Milletvekilliği dokunulmazlığının kaldırılması, savcılığın Karapetyan hakkında ceza davası açmasına ve adli soruşturma işlemlerini yürütmesine olanak sağlıyor.
Sputnik Ermenistan’ın aktardığı bilgilere göre, Karapetyan hakkındaki ceza davası, Güçlü Ermenistan hareketinin destekçilerinden Aleksan Aleksanyan’a yöneltilen suçlamalarla bağlantı taşıyor.
Ermenistan Soruşturma Komitesi, Aleksanyan’ı çok büyük miktarda gelir aklamakla suçluyor. Müfettişler, Aleksanyan’ın kurduğu “Po-svoyemu” adlı sivil toplum kuruluşu aracılığıyla, Samvel Karapetyan’a ait Taşır Vakfından hediye ve borç adı altında yaklaşık 4,4 milyon dolar ile 230 bin avro aldığını ileri sürüyor.
Gelişme, ülkede Anayasa Mahkemesinin parlamento seçim sonuçlarını geçerli saymasının ardından tırmanan siyasi gerilimin ortasında yaşandı.
Temmuz başında Ermenistan’daki beş siyasi güç, Anayasa Mahkemesi kararının iktidarın meşruiyet sorununu çözmediğini ve mevcut siyasi-hukuki krizi ortadan kaldırmadığını belirterek yeni bir siyasi direniş dönemi başlattıklarını duyurdu.
Ortak bildiriye Güçlü Ermenistan, Ermenistan İttifakı, Mürefeh Ermenistan, Ermeni Ulusal Kongresi ve Ulusal Demokratik Kutup katıldı.
Yapılan seçimlerde Başbakan Nikol Paşinyan’ın liderliğindeki iktidardaki Sivil Sözleşme Partisi yüzde 49,74 oy alarak tek başına hükümet kurma çoğunluğunu korudu.
Seçim yarışında Güçlü Ermenistan bloğu ikinci, Ermenistan İttifakı ise üçüncü sırada yer aldı.
Seçim sürecine Moskova yönetimi de eleştiriler yöneltti. Rusya Dışişleri Bakanlığı, seçim kampanyasının demokratik usullerin ihlaliyle gerçekleştirildiğini kaydederken, Rusya Dış İstihbarat Servisi (SVR) Başkanı Sergey Narışkin de seçim sonuçlarını “belirli bir anlamda şüpheli” olarak niteledi.
Diplomasi
Avustralya dışişleri bakanı, Çinli mevkidaşıyla görüşmesinde füze denemesinden rahatsızlığını dile getirdi

Avustralya Dışişleri Bakanı Penny Wong, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ile görüşmesinde Pekin’in füze denemesini gündeme getirdi. Manila’daki ASEAN toplantısı kapsamında Avustralyalı mevkidaşı Penny Wong ile bir araya gelen Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ise, Canberra’ya “çifte standartlardan vazgeçme” çağrısında bulundu.
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Avustralya’nın Çin’in askeri kapasitesindeki artış ve yakın zamanda gerçekleştirdiği füze denemesine ilişkin kaygılarını dile getirdiği görüşmede, Canberra yönetimini “çifte standartlardan” vazgeçmeye ve ikili ilişkilerdeki iyileşme ivmesini korumaya çağırdı.
Wang, salı günü Avustralya Dışişleri Bakanı Penny Wong ile yaptığı görüşmede, Canberra ile Pekin’in karşılıklı saygı ve eşitlik temelinde farklılıklarını ele alması gerektiğini söyledi.
Çin Dışişleri Bakanlığının açıklamasına göre Wang, “İki taraf, anlaşmazlıkları yönetirken ortak noktalar aramalı ve ilişkilerin önyargılar nedeniyle sekteye uğramasına ya da zarar görmesine izin vermek yerine, olumlu gelişmeyi besleyen sağlıklı bir döngü oluşturmalıdır” dedi.
Bakanlığın açıklamasında Wang’ın ayrıca Avustralya’nın iç işlerine karışmama ilkesine bağlı kalmasını ve çifte standartlardan vazgeçmesini umduğunu ifade ettiği belirtildi.
İki bakan, ASEAN öncülüğünde düzenlenen dışişleri bakanları toplantısı kapsamında Manila’da bir araya geldi.
Avustralya Dışişleri Bakanlığının yayımladığı açılış konuşması tutanağına göre Wong, ülkesinin Pekin’e yönelik tutarlı yaklaşımını yineledi.
Wong, “İşbirliği yapabileceğimiz alanlarda işbirliği yapacağız, anlaşmamız gereken konularda ise görüş ayrılıklarımızı ortaya koyacağız. Diyaloğu sürdürmek istiyoruz, çünkü bunun ulusal çıkarlarımıza uygun olduğuna inanıyoruz” dedi.
Wong, Canberra’nın “güvenli ve profesyonel askeri davranış ile niyetler konusunda şeffaflık ve güvence verilmesinin önemi” de dahil olmak üzere bölgesel güvenlik meselelerini görüşmek istediğini belirtti.
Aynı gün Bloomberg’e verdiği televizyon röportajında Avustralya’nın güvenlik kaygılarını da dile getiren Wong, Çin’in askeri kapasitesini artırmasına ve 6 Temmuz’da Pasifik’te belirlenen sulara yönelik gerçekleştirdiği stratejik füze denemesine dikkat çekti.
Wong, Bloomberg’e yaptığı açıklamada, “Bölgemizde İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana görülen en büyük askeri yığınağa tanıklık ediyoruz” dedi. Bölge ülkelerinin “niyetlere ilişkin güvence ve şeffaflık konusunda teminat” beklediğini söyledi.
Çin’in son füze denemesine ilişkin değerlendirmesinde Wong, denemenin “bölge ülkelerinin beklediği düzeyde önceden bildirim, öngörülebilirlik ve dolayısıyla niyetlere ilişkin güvence sağlanmadan” gerçekleştirildiğini savundu.
Pekin ise füze fırlatmasını savundu. Çin donanması daha önce yaptığı açıklamada, tatbikatın yıllık eğitim programının rutin bir parçası olduğunu bildirmişti. İlgili ülkelere önceden bilgi verildiğini, operasyonun herhangi bir ülkeyi hedef almadığını ve uluslararası hukuka tamamen uygun şekilde gerçekleştirildiğini açıklamıştı.
Wang, salı günü ASEAN toplantısı kapsamında düzenlenen bir başka ikili görüşmede Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand ile de bir araya geldi.
Çin Dışişleri Bakanlığının açıklamasına göre Wang, görüşmede Pekin’in iki ülke arasındaki üst düzey temasların bir sonraki aşaması için hazırlık yapmaya hazır olduğunu söyledi.
Wang, Çin’in küresel yönetişim ve yapay zekâ dahil olmak üzere çok taraflı konularda Kanada ile koordinasyonunu güçlendirmeye ve hassas meseleleri uygun biçimde ele alarak “istikrarsız bir dünyaya daha fazla kesinlik kazandırmaya” hazır olduğunu ifade etti.
Kanada Dışişleri Bakanlığının açıklamasına göre iki bakan, Başbakan Mark Carney’nin ocak ayında Çin’e yaptığı resmi ziyaretten bu yana ikili ilişkilerin geliştirilmesi yönünde kaydedilen ilerlemeyi değerlendirdi.
Bu kapsamda dışişleri bakanları arasında her yıl düzenli toplantılar yapılması ve ikili ulusal güvenlik ve hukukun üstünlüğü diyaloğunun yeniden başlatılması planları ele alındı.
Ottawa ile Pekin arasındaki ilişkilerin yumuşaması, ABD Başkanı Donald Trump’ın Kanada’yı Çin ile ilişkilerini onarmaya iten gümrük vergisi savaşı ortamında gerçekleşiyor.
Carney’nin ocak ayındaki ziyareti sırasında iki ülke, Kanada’nın Çin üretimi elektrikli araçlara uyguladığı gümrük vergisini önemli ölçüde düşürmesini öngören bir ön anlaşmaya varmıştı.
Buna göre, yıllık 49 bin araçlık ithalat kotasına tabi olmak üzere, söz konusu tarifenin 1 Mart’tan itibaren yüzde 6,1’e indirilmesi kararlaştırılmıştı.
Buna karşılık Çin de mart ayından itibaren Kanada’nın başlıca tarım ürünlerine uyguladığı gümrük vergilerini düşürdü.
Diplomasi
Dünya Bankası: İran savaşı küresel büyümeyi %1,3’e kadar düşürebilir

Dünya Bankası baş ekonomisti Indermit Gill, ABD ile İran arasında tırmanan gerginliklerin enflasyonu yeniden alevlendirebileceğini, faiz oranlarını yükseltebileceğini ve küresel büyümeyi geçen yılki %2,9 seviyesinden %1,3’e kadar düşürebileceğini belirtti.
Ağustos sonunda emekliye ayrılacak olan Gill, Orta Doğu’daki savaşla ilgili yüksek belirsizlik nedeniyle bankanın haziran ayı iktisadi tahmininde üç farklı senaryo modellemiş olduğunu, ama çatışmaların altı ay veya daha uzun sürmesi gibi en kötü senaryonun şimdiden gerçekleşmeye yakın olduğunu belirtti.
Bu senaryoya göre, küresel manşet enflasyon %4,5’e ulaşacak.
Gill, uzun süren çatışmaların ve bölgedeki petrol altyapısına verilen hasarın, tarımda ihtiyaç duyulan gübre, helyum ve kükürt sevkiyatlarını aksatarak gıda güvensizliğini daha da derinleştireceğini ve bunun da faiz oranlarının yükselmesini de içerebilecek bir dizi ikincil etkiyi tetikleyeceğini belirtti.
Bu, Washington ile Tahran arasındaki gerginliğin keskin bir şekilde tırmanması ve çatışmanın etkisinin daha az şiddetli olacağına dair umutları besleyen nisan ayındaki ateşkes anlaşmasının çöküşünden bu yana bir Dünya Bankası üst düzey yetkilisi tarafından yapılan ilk açıklama.
Gill, COVID-19 pandemisinden henüz toparlanamamış yoksul ülkelerin daha büyük gıda güvensizliğiyle karşı karşıya kalabileceğini, yüksek borç seviyesine sahip ülkelerin ise faiz oranlarının yükselmesiyle artan borçlanma maliyetlerinden etkileneceğini ve bunun da eğitim, sağlık ve diğer hayati hizmetlere yönelik harcamaları kısıtlayacağını belirtti.
Ekonomist, “Kişisel görüşüm, belki de buna birkaç ay kalmış olabilir, çünkü henüz politika faiz oranlarının yükselmeye başladığını görmüyoruz,” dedi.
Gill, “Enflasyon hızlandığında, ağır borç yükü altındaki ülkelerin borç servisi ödemelerini karşılamada ciddi sorunlarla karşılaşmalarına sadece birkaç ay kalabilir,” diye ekledi.
Gerginliğin işaretleri ortaya çıkmaya başladı. Konuyla ilgili bilgilendirilmiş bir kaynağa göre, nakit sıkıntısı çeken bazı ülkeler Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) mevcut kredilerin artırılmasını talep ederken, Pakistan ise bu hafta ABD’den 10 milyar dolarlık döviz istikrar fonu talep etti.
Dünya Bankası’nın haziran ayı tahminleri, düşük ve orta gelirli ülkelerin %40’ının ya halihazırda borç sıkıntısı içinde olduğunu ya da bu duruma düşme riskinin yüksek olduğunu ortaya koydu.
Gill, bu sayının 32 ülkeye tekabül ettiğini fakat faiz oranları yükselirse bu sayının hızla artabileceğini belirtti ve borçlarını ödeyemese bile diğer ülkelerin uzun vadeli büyüme beklentilerinin düşebileceğini ekledi.
“Bu, yavaş yavaş ilerleyen bir tren kazası gibi,” diyen Gill, borçlarını ödeyen ülkelerin, gelecekteki büyümeyi desteklemek için gerekli olan eğitim, sağlık ve diğer alanlardan kaynaklarını tüketmek zorunda kalacaklarına dikkat çekti.
Dünya Bankası verilerine göre, gelişmekte olan ve gelişen ülkelerin ortalama borç-GSYİH oranı 2025 yılında yaklaşık %74 olarak gerçekleşti; bu oran, 2019 sonlarında başlayan pandemiden önceki %50-55 civarındaki oranların oldukça üzerinde. Düşük gelirli ülkeler için bu oran, yaklaşık %40’tan %67’ye yükseldi.
Gill, bazı ülkelerin duruma göre borç affına ihtiyaç duyacağını belirtti.
Dünyanın en büyük ekonomileri olan ABD, Çin ve Hindistan’ın savaşın etkisinden nispeten korunmuş olduğunu ve her birinin farklı dayanıklılık kaynaklarından faydalandığını söyledi. Ancak gelişmekte olan ülkeler daha büyük zorluklarla karşı karşıya kaldı.
Borç kırılganlıkları arttıkça, G-20 büyük ekonomileri borç yeniden yapılandırma sürecinde reformlar konusunda ilerleme kaydetmiş olsa da, iyileşmeler yavaş gerçekleşti.
Bununla birlikte, gelişmekte olan ülkeler için bazı iyi haberler de olduğunu belirten Gill, Dünya Bankası’nın bu ülkelerin yapay zekaya hazırlık durumuna ilişkin yeni bir analizinde, gelişmekte olan teknolojiden ve bunun vaat ettiği verimlilik artışlarından faydalanabileceklerinin ortaya çıktığını kaydetti. Gill, yoksul ülkelerdeki insanların yaklaşık %10’unun yapay zekadan olumsuz etkilenme olasılığı olduğunu, buna karşılık zengin ülkelerde bu oranın yaklaşık %30-40 olduğunu belirtti.
Gill sözlerine şöyle devam etti:
“Dolayısıyla bu ülkeler için yapay zeka büyük bir kazanç olabilir. Gelişmekte olan ülkeler, yapay zekanın etkisine ilişkin olarak gelişmiş ülkelere kıyasla çok daha iyimser olmalı.”
Gill, yapay zekanın büyümeyi on yıllardır görülmemiş seviyelere geri getirmeye potansiyel olarak yardımcı olabileceğini, ancak bunun muhtemelen bu on yıl içinde gerçekleşmeyeceğini de sözlerine ekledi.
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Görüş2 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?









