Bizi Takip Edin

Asya

Güney Kore-ABD İlişkilerinde Yeni Dönem: “Pragmatik Diplomasi” ve Stratejik Bağımlılık

Yayınlanma

Güney Kore’nin 14. Cumhurbaşkanı Lee Jae Myung, Washington’daki ilk resmi zirvesi kapsamında ABD-Güney Kore ittifakının geleceğine dair kapsamlı bir vizyon sundu. Soğuk Savaş döneminden bu yana bölgesel güvenlik mimarisinin temel taşlarından biri olan Kore-ABD ilişkileri, günümüzde yalnızca askeri caydırıcılık ekseninde değil; teknoloji, ekonomi, enerji ve kültürel diplomasi alanlarında da yeni bir boyut kazanıyor.

Başkan Lee’nin CSIS’te yaptığı konuşma, “pragmatik diplomasi” anlayışıyla şekillenen çok katmanlı bir stratejinin işaretlerini taşıyor. Lee, bir yandan Kuzey Kore’nin artan nükleer kapasitesi ve Çin’in yükselen etkisi karşısında ABD ile güvenlik iş birliğini derinleştirme hedefini ortaya koyarken, diğer yandan Güney Kore’yi ileri teknoloji, savunma sanayi ve kültürel yumuşak güç alanlarında küresel bir aktör olarak konumlandırıyor.

Bu yeni yaklaşım, ABD-Güney Kore ittifakını klasik “askeri bağımlılık” çerçevesinin ötesine taşıyarak; Asya-Pasifik bölgesinde çok kutuplu rekabet, Kuzey Kore’nin nükleer tehditleri, Çin’in ekonomik baskıları ve Japonya ile üçlü iş birliği gibi alanlarda yeniden tanımlıyor. Başkan Lee’nin konuşması, Kore diplomasisinin önümüzdeki dönemde hem Washington’un beklentilerine uyumlu, hem de Seul’ün ulusal çıkarlarını merkeze alan esnek bir strateji izleyeceğinin sinyallerini verdi..

Stratejik Vizyon: “Altın Çağ” İttifakı

Lee’ye göre, bu yeni dönem yalnızca güvenlik odaklı geleneksel bir ittifak anlayışını aşarak, çok katmanlı bir stratejik ortaklığı hedeflediğini kaydetti:

“Geleceğe yönelik, kapsamlı ve stratejik bir ittifak; güvenlik, ekonomi ve ileri teknoloji olmak üzere üç temel sütuna sağlam bir şekilde dayanmaktadır. Pragmatizm ve halkımız için ulusal çıkarlar üzerine kurulu bu demir gibi sağlam ittifak, parlak bir şekilde parlayacaktır.”

Lee’nin yaklaşımı, Güney Kore’yi ABD’nin güvenlik, ekonomi, teknoloji ve kültür alanlarındaki birinci sınıf ortağı haline getirmeyi amaçlıyor. Bu stratejik dönüşümün merkezinde, Lee’nin sıkça vurguladığı “pragmatik diplomasi” anlayışı bulunuyor. Lee, bu yeni diplomasi anlayışını şöyle tanımladı:

“Krizleri fırsata çevirmek ve yeni bir kalkınma için temel oluşturmak her zamankinden daha acil. İhtiyacımız olan en iyi yaklaşım, hızla değişen küresel meselelere stratejik bir anlayış ve esnek düşünceyle yanıt vermektir; bu da ulusal çıkarlara odaklanan pragmatik bir diplomasi olarak adlandırılabilir.”

Bu perspektifle Lee, ABD ile ilişkileri yalnızca güvenlik ekseninde değil, ileri teknoloji, enerji, yarı iletkenler, gemi inşası ve kültürel yumuşak güç alanlarında da derinleştirmeyi hedefliyor. Özellikle ABD’nin Kore’ye yönelik savunma taahhütlerinin altını çizerken, Güney Kore’nin de daha bağımsız ve öncü bir güvenlik rolü üstleneceğinin mesajını verdi:

“ABD’nin Kore Cumhuriyeti’ne yönelik savunma taahhüdü ve ortak savunma duruşumuz sarsılmaz ve kesinliğini korumaktadır. Aynı zamanda Kore, Kore Yarımadası’nda güvenliğin sağlanmasında daha öncü bir rol üstlenecektir.”

Bu sözler, Soğuk Savaş’tan bu yana süregelen “askeri bağımlılık” eksenli ittifak anlayışını dönüştürerek, Güney Kore’yi Asya-Pasifik güvenlik mimarisinde ABD’nin eşit düzeyde stratejik ortağı konumuna yükseltmeyi öngörüyor.

Bir diğer anlamda Lee Jae Myung’in “altın çağ” vizyonu, Güney Kore’yi yalnızca ABD’nin savunma müttefiki olmaktan çıkarıp, çok boyutlu bir küresel aktör haline getirme iddiasını da yansıtıyor.

Güvenlik İttifakı: Bağımsız Caydırıcılık ve ABD ile Stratejik Dayanışma 

Donald Trump ile gerçekleştirdiği görüşmenin, beklentilerinin üzerinde geçtiğini vurgulayan Lee, iki ülke arasında güvenlik garantilerinin bir kez daha teyit edildiğini söyledi:

“Başkan Trump ile yaptığımız zirve toplantısında, ikili ittifakımızı değişen güvenlik ortamına uygun olarak daha karşılıklı ve geleceğe yönelik hale getirme ve modernize etme konusunda anlaştık.”

Lee’nin açıklamalarında dikkat çeken en önemli başlıklardan biri, Güney Kore’nin savunma kapasitesini güçlendirme kararlılığı oldu. Özellikle savunma bütçesinin artırılması, akıllı ordu konseptine geçiş ve ileri teknolojiye sahip savunma sanayi yatırımlarının genişletilmesi konularında somut bir irade ortaya koydu:

“Öncelikle, Kore ordusunu gelecekteki savaşlarda üstünlük sağlayacak akıllı bir orduya dönüştürmek için kullanılacak savunma bütçemizi artıracağız. Bu bütçeyi, son teknoloji ve askeri teçhizat edinmek için kullanacağız.”

Lee ayrıca, ABD’nin Kore Cumhuriyeti’ne yönelik savunma taahhüdünü yeniden teyit ederek, bu iş birliğinin iki ülkenin ortak güvenliği açısından taşıdığı öneme dikkat çekti:

“ABD’nin Kore Cumhuriyeti’ne yönelik savunma taahhüdü ve ortak savunma duruşumuz sarsılmaz ve kesinliğini korumaktadır. Aynı zamanda Kore, Kore Yarımadası’nda güvenliğin sağlanmasında daha öncü bir rol üstlenecektir.”

Bu söylem, Güney Kore’nin ABD’ye güvenmeye devam ettiğini, ancak aynı zamanda kendi askeri kapasitesini yükselterek daha bağımsız bir caydırıcılık oluşturmaya yöneldiğinin bir işareti olarak görülebilir. Başkan Lee, Kore’nin artan sorumluluk üstlenme iradesini vurgulayarak, Washington’a da örtülü bir mesaj gönderdi;

“Bir zamanlar Amerikan yardımlarından yararlanan Kore, bugün ABD’deki en büyük sıfırdan yatırım yapan ülke haline geldi. Artık sadece korunan değil, yükü paylaşan bir müttefikiz.”

Kısacası Lee’nin güvenlik stratejisi, ABD’nin Kore’deki 28.500 askeri ve 200.000 Amerikan vatandaşının güvenliği üzerinden şekillenen ortak çıkarları korurken, aynı zamanda Güney Kore’nin kendi caydırıcılık kapasitesini güçlendirmeyi hedefliyor. Bu strateji, “biz sizin yükünüzü azaltacağız” mesajını Washington’a açıkça veriyor.

Ekonomi ve Teknoloji Alanında İttifaklık

Başkan Lee Jae Myung’in çerçevesi, ittifakı güvenliğin ötesine taşıyıp ileri teknoloji ve ekonomi ekseninde derinleştirmeyi amaçlıyor. Bu yaklaşım, düşünce kuruluşlarının son analizleriyle de örtüşüyor. Carnegie Endowment raporu, Güney Kore’nin ABD için “kritik teknolojilerde kanat adam” (critical-technology wingman) rolüne uygun olduğunu ve iki ülkenin birlikte “politika ve üretim zinciri derinleştirmesi” gerekliliği vurguluyordu.

Güney Kore, LNG/dualfuel gibi yüksek değerli gemi tiplerinde uzmanlaşarak teknoloji üstünlüğünü sürdürüyor. Sektör verileri Güney Kore’nin özellikle LNG taşıyıcılarında yüksek pay ve değer yarattığını; Güney Kore denizcilik kayıtlarında LNG segmentinin değerin yaklaşık %52’sini oluşturduğunu gösteriyor.  Ayrıca CSIS’in çalışması, ABD ile donanma bakımı/onarımı ve modernizasyonunda kurumsal işbirliği altyapısının oluştuğunu (ör. HD Hyundai’nin ABD Donanması ile MSRA anlaşması; Hanwha Ocean’ın USNS gemilerine MRO işleri) ayrıntılı biçimde belgeliyor.

2024’te Kore’nin toplam ihracatı 683,8 milyar dolar ile tarihî bir zirveye ulaştı; bunun 141,9 milyar doları yarı iletkenlerden geldi ve toplam ihracat içindeki payı %21 seviyesine yükseldi. Bu rakamlar, ABD ile ileri teknoloji bağlarını derinleştirmek için güçlü bir ekonomik temel sağlıyor.

Başkan Lee, CSIS konuşmasında bu bağı şöyle ele alıyor:

“Güney Kore ve ABD, güvenlik ve ekonominin birleştiği günümüzün zorluklarıyla, farklı ülkelerin iş birliği yapıp karşılıklı fayda sağlayan bir büyüme elde ettiği ileri teknoloji ittifakı aracılığıyla kapsamlı bir şekilde başa çıkacak.”

Brookings ve CSIS raporları, ABD’nin CHIPS yasası ve ihracat kontrolleri sonrası yarı iletken ekosistemini yeniden kurguladığını; bu bağlamda ABD-Güney Kore teknoloji ittifakının ortak Ar-Ge, işgücü politikaları ve tedarik zinciri güvenliği eksenlerinde çok katmanlı bir entegrasyona ihtiyaç duyduğunu belirtiyor. “Kamu yatırımları benzeri görülmemiş düzeyde… üretim, Ar-Ge ve işgücü programlarına yöneliyor.” (Brookings Institution, 2024)

Öte yandan Lee’nin konuşmasında vurguladığı “gümrük vergisi anlaşması”, KORUS Serbest Ticaret Anlaşması’nın ötesinde, yeni nesil teknoloji fasıl ve uygulamalarının önünü açmayı hedefliyor. USTR verilerine göre, 2024’te ABD-Güney Kore mal ticareti toplamı 197 milyar dolar seviyesine ulaştı. 2025 yazında yapılan tarife indirimleri ve bağlantılı yatırım paketleri, iki ülke arasındaki ileri teknoloji ortaklığını derinleştiren bir politika köprüsü işlevi için önemli bir nokta olarak görülebilir:

“Ülkelerimizin imzaladığı gümrük vergisi anlaşması, iki ülke arasındaki ileri teknoloji iş birliğini güçlendirmek için bir basamak taşı görevi görecektir. Dünyanın en güçlü yetenekleriyle donatılmış olan K-gemi inşa endüstrisi, ABD gemi inşa endüstrisinde bir rönesans yaratacak ve karşılıklı refah için yeni bir tarihi dönüm noktası oluşturacaktır.”

Kültürel ve Kimliksel Mesajlar

Güney Kore, küresel sahnede yalnızca güvenlik ve ekonomi değil, kültürel diplomasi ekseninde de güçlü bir strateji izliyor. K‑Pop, diziler, edebiyat ve yemek gibi unsurlar, ülkenin marka algısını dönüştürerek “soft power” (yumuşak güç) stratejisinin merkezi haline geldi.

California Univetsitesi’nden Tara Shafie yaptığı bir araştırmada, K‑Pop sanatçılarının “kamu diplomasisinde etkin araç” olarak kullanılabileceğine dikkat çekiyor. Shafie’ye göre, hükümet bu sanatçıları “kamusal diplomasi elçileri” olarak destekleyerek geleneksel diplomasi araçlarının ötesine geçiriyor. Shafie raporunda, “K-Pop endüstrisinin birleşik ekonomik ve kültürel gücü, günümüzde yumuşak gücün en önemli örneklerinden biri haline getiriyor.” ifadelerine yer verirken, söz konusu veriler bu söylemin doğruluğunu artırıyor. 

Başkan Lee Jae Myung, konuşmasında, Güney Kore’nin yalnızca güvenlik ve ekonomi ekseninde değil, kültür ve demokrasi alanlarında da küresel bir yumuşak güç merkezi haline geldiği çıkışını yaparak bu konuyu gündeme taşıdı. Lee, Kore kültürünün dünya çapında yükselen etkisini, demokrasinin barışçıl deneyimiyle ilişkilendirerek şu sözleri kullandı:

“Kore kültürel bir güç merkezi olarak kendini kanıtladı, ancak bunun yakında yalnızca kültürel başarılarla değil, demokrasinin örnek bir modeli olarak da bilineceğine inanıyorum. Güney Kore-ABD ittifakının en güçlü temeli, halklarımızın paylaştığı güven ve dostluktur. Halklarımız birbirlerinin hayatlarını daha müreffeh hale getiriyor ve bu dostluk, ittifakımızı parlak bir geleceğe taşıyor.”

Lee’nin konuşmasında öne çıkan bir diğer unsur, Kore’nin demokratik kazanımlarını kültürel soft power stratejisinin bir parçası olarak sunmasıydı. Kore’nin, darbe ve sıkıyönetim gibi krizlerden “tek damla kan dökmeden” çıkma deneyimi, Lee’ye göre, Kore kültürünü dünyada benzersiz kılan unsurlardan biri olarak öne çıkarıldı:

“Kore halkı, tek bir damla kan dökmeden krizi aşmayı başardı. Protestocular şarkı söyleyerek ve dans ederek demokrasi mücadelesi verdi. İşte bu, demokrasinin ve halk gücünün en üstün biçimidir.”

Lee, Kore kültürünün yalnızca bölgesel değil, küresel bir diplomasi aracı haline geldiğini belirterek Amerikan yumuşak güç araçlarıyla entegresinin altını çizdi. Netflix, K-Pop ve Kore mutfağı örneklerini kullanarak, Kore’nin halklar arası bağları güçlendiren bir “kültürel köprü” oluşturduğunu şöyle özetledi;

“Artık Kore ve ABD’deki gençler, Netflix’te dünya çapında yayınlanan ‘K-Pop Demon Hunters’ın müziklerini dinlerken güçlü bir bağ hissediyor. Tıpkı hamburger ve pizzanın artık yalnızca Amerika’ya özgü olmaması gibi, kimbap ve ramyun da artık sadece Kore’ye özgü değil.” Bu ifade, Kore’nin ABD ile kültürel entegrasyonu derinleştirme stratejisinin altını çiziyor. Kore dizileri, popüler müzik ve gastronomi, iki ülke halkı arasındaki ilişkileri güçlendiren soft power unsurları olarak sunuluyor.

Resmî Kore hükümet verilerine göre:

  • Kültürel içerik ihracatı (müzik, diziler, oyunlar, film) 2024’te 9,85 milyar dolar seviyesine ulaştı.

  • Bu rakamın 2030’a kadar 36 milyar dolar seviyesine çıkarılması hedefleniyor.

  • Brand Finance Global Soft Power Index 2025’e göre Güney Kore, kültür ve miras alanında 9. sırada yer alırken, eğlence ve sanat başlığında 7. sıraya yükseldi.

Lee’nin tüm bu söylemleri Güney Kore’yi sadece “teknoloji ve güvenlik aktörü” değil, kültürel bir merkez olarak da konumlandırıyor. ABD ile sadece güvenlik değil; kültürel hegemonya ve kimlik paylaşımı üzerinden de yakınlaşmayı hedeflendiği görülüyor.

Çin, Kuzey Kore ve Japonya Üzerine İnce Dengeler

Başkan Lee, Güney Kore’nin dış politikasını ABD-Çin rekabeti, Kuzey Kore’nin artan nükleer kapasitesi ve Japonya ile üçlü iş birliği ekseninde ele aldı. Lee’nin mesajları, Seul’ün çok kutuplu Asya-Pasifik dengelerinde esnek ama net bir strateji izlediğini gösterdi. Lee, kendisine yönelik “Çin’e ekonomik bağımlılık” eleştirilerini doğrudan yanıtladı ve geleneksel güvenlik-ekonomi ayrışmasının artık sürdürülemez olduğunu açıkça belirterek;

“Artık güvenlikte ABD, ekonomide Çin modeli sürdürülemez. ABD’nin ihracat kontrolleri ve küresel tedarik zincirindeki yeniden yapılanmasına uyum sağlayacağız.” dedi. 

Bununla birlikte, Kore’nin coğrafi zorunlulukları gereği Çin ile köprüleri tamamen atmayacağını da vurgulayan Lee şöyle devam etti;

“ABD’nin politikasına aykırı hareket edemeyiz, ancak coğrafi yakınlığımız nedeniyle Çin’le zorunlu bağlarımızı yönetmeye odaklanacağız.”

Bu yaklaşım, Seul’ün Washington’a stratejik uyum mesajı verirken, Pekin ile iletişim kanallarını açık tutmayı hedeflediğini gösteriyor. Böylece Güney Kore, ABD merkezli güvenlik ekseninde kalmak isterken, Çin ile ekonomik çatışmadan kaçınan bir denge politikası izliyor.

Kuzey Kore Sorunu: Caydırıcılık + Diyalog

Kuzey Kore’nin hızla artan nükleer kapasitesine ilişkin Lee, dikkat çeken sayısal veriler sundu. Bu açıklamalar, hem Washington’da aciliyet algısını artırmayı hem de Güney Kore’nin stratejik kararlılığını göstermeyi amaçlıyor. Aslında Lee, güçlü caydırıcılık vurgusu yaptı, ancak sadece baskının yetmeyeceğini, diyalog kanallarının açık kalması gerektiğini belirtti. Washington’a “daha sert ortak politika” çağrısı yaparken, Pekin ve Moskova ile köprüleri atmaktan kaçınan tavırlar sergiledi.

“Kuzey Kore yılda 10 ila 20 nükleer silah üretebilecek kapasiteye sahip. Kıtalararası balistik füze geliştirme süreci son aşamaya geldi ve son dört yılda nükleer kapasitesi yaklaşık 2,5 kat arttı. Kuzey Kore’ye karşı güçlü bir caydırıcılık sağlamalıyız, ancak sorunu sadece baskıyla çözemeyiz. Durumu daha da kötüleştirmemek için diyalog kanallarını da açık tutmalıyız.”

Japonya ile Üçlü İş Birliği: Hint-Pasifik Stratejik Kuşağı

Lee, ABD’ye gelmeden önce Japonya’ya yaptığı ziyareti özellikle vurguladı ve üçlü ittifakın önemini tekrarladı. Kore-ABD-Japonya üçlü iş birliğini Kuzey Kore tehdidi, Çin’in artan etkisi ve Hint-Pasifik güvenlik stratejisi bağlamında şöyle değerlendirdi:

“Başkan Trump’ın da sürekli vurguladığı gibi, Kore, ABD ve Japonya arasındaki üçlü iş birliği kritik önemde. Bu üç ülke, Kuzey Kore’nin nükleer ve füze tehditlerine birlikte karşılık verecek ve Hint-Pasifik bölgesinde barış ve refahı sağlama çabalarını güçlendirecek.”

Bu açıklama, Seul yönetimi Güney Kore’nin Hint-Pasifik stratejik kuşağında Japonya ile Washington eksenli bir bloklaşmayı güçlendirdiğini gösteriyor. Böylece Seul, hem Kuzey Kore’nin tehditlerine hem de Çin’in bölgesel yükselişine karşı üçlü bir caydırıcılık hattı inşa etme isteğini öne sürdü.

Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee, Japonya ile ilişkilerin ‘yeniden tanımlanması’ çağrısında bulundu

Asya

Mao gafı krize yol açtı: Mbappe özür diledi, Çin’de boykot başladı

Yayınlanma

Kylian Mbappe, internette yayılan bir videoda Çin’in kurucu lideri Mao Zedong hakkındaki sözleri nedeniyle üç dilde özür diledi. Çinli dev markaların sponsorluk anlaşmalarını iptal etmesinin ardından devlet televizyonu La Liga maçlarının yayınına ara verdi.

Fransa Milli Takımı ve Real Madrid’in yıldız futbolcusu Kylian Mbappe, internette hızla yayılan bir videoda Çin’in kurucu lideri Mao Zedong hakkında şaka yapması üzerine patlak veren krizin ardından özür diledi.

Çinli dev markaların sponsorluk anlaşmalarını peş peşe feshetmesiyle başlayan tepki dalgası, İspanya 1. Futbol Ligi La Liga’nın Çin’deki televizyon yayınlarının askıya alınmasına kadar uzandı.

Tepki çeken videoda Mbappe, kendisiyle ilgili internette gördüğü en komik görselin, yüzünün fotomontajla “bir adamın, sanırım bir Çin diktatörünün” bedenine yerleştirildiği içerik olduğunu söylüyor.

Bu sözlerin, futbolcunun yüzünün Mao Zedong’un bilinen portresine yerleştirildiği bir internet mizahına gönderme olduğu görülüyor.

Tepkilerin büyümesi üzerine Fransız forvet Fransızca, Çince ve İngilizce olmak üzere üç dilde yayımladığı yazılı açıklamada, “Yaptığım yorum düşüncesizceydi. Şimdi Çin’de ve dünya genelindeki Çinli topluluklarda birçok insanı incittiğini anlıyorum. Sözlerimin üzdüğü herkesten özür dilerim” dedi.

Krizin büyümesi üzerine La Liga yönetimi de resmi bir özür açıklaması yayımlamak zorunda kaldı.

Açıklamada, “Kylian Mbappe’nin son yorumlarının Çinli taraftarlar arasında yarattığı kırgınlıktan derin üzüntü duyuyoruz. Bu yorumlar kişisel sıfatla yapılmıştır ve La Liga’yı temsil etmemektedir” ifadeleri yer aldı.

Çin’de, 1976 yılında hayatını kaybeden ve sert politikaları tarihçiler tarafından kitlesel kıtlık ile milyonlarca insanın ölümüyle ilişkilendirilen kurucu lider Mao hakkında espri yapmak en katı tabular arasında kalmayı sürdürüyor.

Sponsorlar anlaşmaları tek tek bozdu

Açıklamanın ardından Çin’in önde gelen ticari markaları yıldız futbolcuyla yollarını ayırdı.

Bu yılki Dünya Kupası sırasında Mbappe’nin yapay zekayla üretilmiş görüntülerini spor içeceği reklamlarında kullanan içecek devi Dongpeng, Fransız kaptanla tüm işbirliğini sonlandırdığını duyurdu.

Şirket açıklamasında, “Firmamız, ulusal duyguları inciten her türlü davranışa kesinlikle karşı çıkmakta ve sıfır tolerans politikası uygulamaktadır” dedi.

Çin’in en büyük süt ürünleri üreticisi Mengniu ve peynir markası Milkground da bugüne dek ülkede milyonlarca sosyal medya takipçisiyle büyük bir hayran kitlesine sahip olan Mbappe ile bağlarını kopardığını açıkladı.

Çin’in sosyal medya platformu Weibo’da “Dongpeng İçecek Mbappe ile işbirliğini sonlandırdı” başlığı, 430 milyon görüntülenmeyle en çok konuşulan konu haline geldi. Bir Weibo kullanıcısı söz konusu ifadelerin “kırmızı çizgiyi aşan son derece ciddi yanlış sözler” olduğunu yazarken, birçok kullanıcı Dongpeng’e Mbappe’nin resimlerini şişelerden kaldırması çağrısında bulundu.

Ülkenin en büyük çevrimiçi futbol platformlarından Dongqiudi de Mbappe’nin ifadelerinin “Çin’e ve Çin halkına yönelik bir hakaret” niteliği taşıdığını belirtti.

Geçtiğimiz pazartesi günü dünyanın en iyi futbolcusuna verilen Ballon d’Or ödülünde İngiliz forvet Harry Kane’in arkasında ikinci sırayı alan 27 yaşındaki futbolcu, eylül ayında Fransız spor gazetesi L’Equipe’e verdiği bir mülakatta kendisini askeri bir diktatör olarak gösteren eski bir internet mizahına değinmişti.

Mbappe o söyleşide, “Bunun komik bir yanı var… Ama bir diğer yanı da bu tür insanların tarih boyunca yol açtığı yıkım yüzünden o kadar komik değil” ifadelerini kullanmıştı.

Dışişleri devrede, devlet televizyonu maçları kesti

Gelişmeler Pekin yönetiminin de gündemine girdi. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun olağan basın toplantısında, Mbappe ile ilgili haberlerden haberdar olduklarını belirterek, “Çin halkının duygularını inciten söz ve eylemler, Çin toplumunun tüm kesimlerinden doğal olarak ortak bir ret tavrıyla karşılaşacaktır” diye konuştu.

The Paper yayın organının devlet televizyonu kaynaklarına dayandırdığı habere göre, CCTV kanalı La Liga maçlarının tüm yayınlarını askıya aldı ve Mbappe’nin yer aldığı tüm reklamları yayından kaldırdı.

Bununla birlikte CCTV’nin internet sitesinde, bu hafta sonu oynanacak La Liga karşılaşmaları çevrimiçi yayın akışı çizelgesinde görünmeye devam ediyor.

Pekin merkezli spor danışmanlığı şirketi Key-Solution Sports Consulting’in kurucusu Adam Zhang, Mbappe özür dilemeden önce AFP’ye yaptığı açıklamada, krizin yatışması için hızlı hareket edilmesi gerektiğini vurgulayarak, “İçten bir açıklama yapmak şart. Ne kadar erken olursa o kadar iyi” uyarısını yapmıştı.

Çinli taraftarlar da tepkilerini doğrudan dile getirdi. Pekin’deki bir alışveriş merkezinde çalışan 30 yaşındaki Zhang Jingqi, “Mbappe’yi sahada izlemekten gerçekten keyif alırdım. Fakat dün bu haber çıktığından beri, üzülerek söylüyorum ki bu hayranlığımı tamamen kaybettim” dedi.

Tayvan, Tibet ve Hong Kong gibi Pekin açısından hassas konulara değinen küresel spor yıldızları daha önce de Çin’de benzer tepkilerle karşılaşmış ve sponsorlarını kaybetmişti.

Okumaya Devam Et

Asya

Çin, ticari sırlarını ‘yabancı kuruluşlara’ karşı korumak için yeni kurallar hazırladı

Yayınlanma

Kamuoyunun görüşüne açılan düzenleme taslağı, Çin’in ticari sırlarını yabancı kuruluşlara karşı koruyarak ‘ulusal egemenliğini’ ve ‘kalkınma çıkarlarını’ güvence altına almayı hedefliyor.

Çin Ticaret Bakanlığı, pazartesi günü yaptığı açıklamada, ülkenin ticari sırlarını korumaya yönelik özel kurallar hazırladığını ve önerilen düzenlemeleri kamuoyunun görüşüne açtığını duyurdu.

South China Morning Post’un bakanlığın yayımladığı taslak metinden aktardığına göre düzenlemeler, “yabancı bir kuruluşun uluslararası ekonomi, ticaret ve bunlarla bağlantılı faaliyetler sırasında Çin’e ait ticari sırları ihlal eden eylemlerde bulunması” ve bu eylemlerin “Çin’in ulusal egemenliğini, güvenliğini ve kalkınma çıkarlarını tehlikeye atması veya bunlara yönelik gerçek bir tehdit oluşturması” durumlarında uygulanacak.

Taslağa göre Ticaret Bakanlığı, yasaklanmış faaliyetlerde bulunduğu tespit edilen yabancı kuruluşlara bir veya birden fazla yaptırım uygulayabilecek. Bu yaptırımlar arasında söz konusu kuruluşların Çin ile mal, teknoloji ve hizmet ticaretinin kısıtlanması veya yasaklanması ve Çin’de yeni yatırım yapmalarının sınırlandırılması da bulunuyor.

Öngörülen diğer tedbirler arasında, kuruluşların personelinin ve taşıtlarının Çin’e girişinin sınırlandırılması, ülkede bulunan personelin çalışma izinleri ve oturma haklarının iptal edilmesi veya kısıtlanması ve ihlalin ağırlığıyla orantılı para cezaları uygulanması yer alıyor.

Taslak düzenleme, Çin’in elektrikli araçlar, bataryalar ve nadir toprak elementlerinin işlenmesi gibi sektörlerde lider konuma yükseldiği bir dönemde hazırlandı. Bu sektörlerde teknolojik bilgi birikimi ve ticari sırlar, rekabet gücünün temel unsurları arasında yer alıyor.

Economist Intelligence Unit’in kıdemli ekonomistlerinden Xu Tianchen, “Çin’in ABD ve Avrupa Birliği ile rekabeti bağlamında ticari sırların korunması gerçekten daha önemli hale geldi” dedi.

South China Morning Post’a konuşan Xu, “Özellikle Çin’in uluslararası ziyaretçilere yönelik daha açık bir politika benimsemesiyle birlikte şirketler, olası ticari casusluk faaliyetlerine karşı dikkatlerini artırmak isteyeceklerdir” ifadelerini kullandı.

Ticaret Bakanlığının hazırladığı düzenleme, bu ayın başında Bilim ve Teknoloji Bakanlığı ile birlikte yayımladığı ayrı bir taslak planın ardından geldi. Söz konusu planda, yapay zekâdan biyoteknolojiye ve fotovoltaik güneş enerjisine kadar uzanan sektörlerde 14 teknolojiyi kapsayan ihracat yasakları önerilmişti.

Xu, teknoloji ihracat kataloğunda yapılması planlanan değişikliklerin hangi teknolojilerin korunması gerektiğini tanımladığını, yeni düzenlemelerin ise hükümetlerin ve şirketlerin bu tür durumlarda nasıl hareket etmesi gerektiğini belirleyeceğini söyledi.

Yeni kurallar, Ticaret Bakanlığına yabancı kuruluşların faaliyetlerinin Çin’in egemenliği, güvenliği veya kalkınma çıkarları açısından tehdit oluşturup oluşturmadığını soruşturma yetkisi de verecek.

Düzenlemeler, soruşturma altındaki yabancı kuruluşların yetkililerle işbirliği yapmasını ve ilgili bilgileri sağlamasını zorunlu kılarken, söz konusu kuruluşlara kendilerini savunma hakkı da tanıyor. Bununla birlikte, bir kuruluşun işbirliği yapmaması veya “soruşturmayı başka şekillerde engellemesi” durumunda Bakanlık, mevcut bulgulara dayanarak karar verebilecek.

Taslak metne göre şirketler ve bireyler de yabancı kuruluşların ticari sırları ihlal ettiğine ilişkin iddialarını Ticaret Bakanlığına bildirebilecek.

Bakanlığın açıklamasına göre taslak düzenleme şu anda kamuoyunun görüşüne açık bulunuyor. Görüş ve önerilerin 24 Kasım’a kadar iletilmesi gerekiyor.

Geçen hafta ABD Dışişleri Bakanlığı, Amerikan şirketlerine ait ticari sırları çaldıklarından şüphelenilen beş Çinli kuruluşa, Amerikan Fikri Mülkiyetini Koruma Yasası kapsamında kapsamlı yaptırımlar uygulayacağını duyurmuştu.

Yaptırım uygulanan kuruluşlar arasında, eski Google yazılım mühendisi Ding Linwei tarafından kurulan Shanghai Zhisuan Technology, risk sermayesi şirketi MiraclePlus ve bunlarla bağlantılı üç kuruluş yer alıyor.

Çin Ticaret Bakanlığı ise buna karşılık yaptığı açıklamada, söz konusu adıma “kesinlikle karşı çıktığını” belirtti. Bakanlık, yaptırımların “Çinli şirketleri damgaladığını” ve bu şirketlerin hak ve çıkarlarına ciddi zarar verdiğini savundu.

Bakanlık ayrıca Çinli yapay zekâ şirketlerinin hızlı gelişiminin, temel araştırma alanında yıllardır sürdürülen çalışmaların ve inovasyona yapılan kesintisiz yatırımların sonucu olduğunu, ticari sırların çalınmasıyla hiçbir ilgisi bulunmadığını vurguladı.

Okumaya Devam Et

Asya

Pentagon Şefi Hegseth, ASEAN kapsamında ABD müttefikleriyle görüşmek üzere Filipinler’e gidecek

Yayınlanma

Pentagon, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in bölgedeki müttefiklerle görüşmek üzere bu hafta Filipinler’e gideceğini duyurdu. 

Filipinler’e ziyaret, Washington’ın Hint-Pasifik bölgesindeki güvenlik ilişkilerini güçlendirme çabalarını yoğunlaştırdığı bir dönemde gerçekleşecek.

Eski Fox News sunucusu Hegseth, İran’a karşı yürütülen savaşı yönetme biçimi nedeniyle Demokratların ve bazı Cumhuriyetçilerin eleştirilerinin hedefinde. Ayrıca savaşın ABD’nin dikkatini Hint-Pasifik bölgesinden uzaklaştırabileceğine ilişkin endişeler de dile getiriliyor.

Filipinler, Güneydoğu Asya Uluslar Birliği’nin (ASEAN) yıllık zirvesine gelecek ay başkent Manila’da ev sahipliği yapacak. ASEAN ülkelerinin savunma bakanları ise bu ayın sonunda Cebu kentinde ABD’nin de aralarında bulunduğu bölgesel ortaklarla bir araya gelecek.

ASEAN’ın yıllık rotasyon sistemi kapsamında dönem başkanlığını üstlenen Manila yönetimi, bu görevi daha geniş kapsamlı bölgesel işbirliğini teşvik etmek ve ABD’nin bölgedeki ilişkilerini güçlendirmesine yardım etmek için kullanmayı hedefliyor.

Pentagon, Hegseth’in savunma bakanları toplantısına katılacağını ve “Amerika’nın Pasifik’te güç yoluyla barışa bağlılığını yeniden teyit etmek” amacıyla çeşitli ikili ve çok taraflı görüşmeler gerçekleştireceğini açıkladı.

Pentagon ayrıca toplantıların “caydırıcılığı güçlendirmeyi, temel ittifakları ve ortaklıkları ilerletmeyi ve bölge genelinde yük paylaşımını genişletmeyi” amaçladığını belirtti.

South China Morning Post (SCMP), geçen hafta yayımladığı özel haberinde, ABD’nin müttefiklerinin Filipinler’in başkenti Manila’da düzenlenecek ASEAN zirvesi kapsamında bir araya gelmeyi planladığını bildirmişti.

Hegseth’in ziyareti, Trump’ın Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesi için Çin’in Shenzhen kentine yapması beklenen ziyaretten önce gerçekleşecek. Trump’ın burada Çinli mevkidaşı Xi Jinping ile bu yıl üçüncü kez görüşmesi bekleniyor.

Ziyaret, Manila ile Pekin arasında Güney Çin Denizi’ndeki egemenlik iddiaları nedeniyle gerilimin sürdüğü bir döneme de denk geliyor. Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jr., bu konuda daha agresif ve iddialı bir tutum izliyor.

Anlaşmazlık, ihtilaflı bölgeler yakınlarında Filipin ve Çin gemileri arasında bir dizi karşı karşıya gelmeye yol açtı. Bu gelişmeler üzerine Manila, ABD ve diğer müttefikleriyle ilişkilerini güçlendirmeye yöneldi.

Filipinler’in Washington Büyükelçisi Jose Manuel Romualdez, kısa süre önce SCMP’ye yaptığı açıklamada, ABD, Filipinler, Avustralya ve Japonya’dan oluşan gayriresmî “Squad” grubunun Filipinler’de düzenlenecek ASEAN etkinlikleri kapsamında toplantılar gerçekleştirmesinin muhtemel olduğunu söyledi.

Romualdez, bu toplantılara söz konusu ülkelerin savunma bakanlarının da katılabileceğini belirterek, “Böyle bir fırsat doğarsa bunu mutlaka değerlendireceklerinden eminim” dedi.

Öte yandan Washington, Filipinler’in yer almadığı, Hindistan’ın ise üyesi olduğu dört ülkeli Quad grubunun da ASEAN zirvesi kapsamında bir araya geleceğini doğruladı.

Hegseth, bu hafta Cebu’da ASEAN savunma bakanları ile ABD, Çin, Japonya, Avustralya, Güney Kore, Rusya ve Yeni Zelanda’nın da aralarında bulunduğu sekiz diyalog ortağını bir araya getirecek toplantıya katılacak.

Çin ve Filipinler, son iki toplantıya katılan Çin Savunma Bakanı Dong Jun’un bu toplantıda hazır bulunup bulunmayacağını henüz doğrulamadı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English