Bizi Takip Edin

Diplomasi

Milyarder Dalio: Hürmüz’de denetimin kaybedilmesi ABD için Süveyş benzeri kırılma olur

Yayınlanma

Amerikalı milyarder Ray Dalio, İran savaşının sonucunun tek değişkene bağlı olduğunu söylüyor: Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol. Dalio’ya göre bu kontrol kaybedilirse sonuç, 1956 Süveyş Krizi’nin Britanya üzerindeki etkisine benzer bir stratejik kırılma olur ve küresel finansal dengeler hızla yer değiştirir.

Bridgewater Associates’ın kurucusu olan Amerikalı milyarder Ray Dalio, İran savaşının gidişatına ilişkin nadir kapsamlı değerlendirmelerinden birini yayımladı.

TechFlowPost sitesine konuşan Dalio, analizinde tartışmayı tek değişkene indirgedi ve açık ifade kullandı: “Bu savaşta belirleyici olan tek unsur Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol.”

Dalio, mevcut gelişmeleri tarihsel benzerliklerle karşılaştırma yöntemini uzun süredir kullandığını ve kararlarını deneyimli liderler ile uzmanlarla test ettiğini belirtti.

Çoğu savaşın yönü konusunda derin görüş ayrılıkları içerdiğini ve beklenmedik gelişmelere açık olduğunu hatırlattı. Ancak İran savaşında farklı tablo bulunduğunu söyledi.

Dalio, “Bu kez sonuç son derece açık ve neredeyse herkes aynı noktada birleşiyor: Her şey Hürmüz Boğazı’nı kimin kontrol ettiğine bağlı” ifadelerini kullandı.

Kontrol kaybı ABD için yenilgi anlamı taşır

Dalio, İran’ın boğaz üzerindeki geçişi kontrol altında tutmasının ya da bunu pazarlık aracı olarak kullanmasının doğrudan stratejik sonuç doğuracağını belirtti.

Dalio, “İran bu kontrolü korursa ABD savaşı kaybetmiş sayılır, İran ise kazanan olur” dedi.

Dalio, Hürmüz Boğazı’nın küresel enerji akışı açısından vazgeçilmez olduğunu vurguladı. İran’ın bu hattı baskı aracı haline getirmesinin ABD’nin durumu çözemediğini göstereceğini ifade etti. Bu senaryoda ABD, Körfez müttefikleri, enerjiye bağımlı ülkeler, küresel ekonomi ve mevcut dünya düzeni ciddi zarar görür.

Dalio, zafer ölçütünü tek cümleyle tanımladı: “Zafer, Hürmüz Boğazı’nda güvenli ve kesintisiz geçişi garanti altına almak.”

Dalio, başarısızlık nedeninin ne olduğunun önemsiz olduğunu belirtti. İç siyasi baskı, maliyet yükünü taşımama isteği, askeri kapasite yetersizliği veya uluslararası koalisyon kuramama gibi faktörlerin sonucu değiştirmediğini vurguladı.

Dalio, “Trump ve ABD zaten kaybetmiş olur” ifadelerini kullandı.

Süveyş benzetmesi: İmparatorluğun kırılma noktası

Dalio, tarihsel analize dayanarak Hürmüz kontrolünün kaybının 1956 Süveyş Krizi’nin Britanya üzerindeki etkisini tekrarlayabileceğini söyledi. Aynı kalıbın 18. yüzyılda Hollanda, 17. yüzyılda İspanya için de geçerli olduğunu belirtti.

Dalio, imparatorluk çöküşlerinin benzer kalıplar izlediğini vurguladı. Daha zayıf gücün kritik ticaret hattı üzerinden baskın güce meydan okuduğunu, ardından küresel gözlemcilerin pozisyonlarını hızla değiştirdiğini ifade etti.

Dalio, “Bu son hesaplaşma, kazanan ile kaybedeni belirler ve sermaye ile insanlar kaybedenden hızla uzaklaşır” dedi.

Bu sürecin özellikle borç, para birimi ve altın piyasalarını etkilediğini, aynı zamanda jeopolitik dengeyi yeniden şekillendirdiğini belirtti.

Dalio, rezerv para statüsüne sahip baskın gücün mali açıdan aşırı genişlediği ve askeri zayıflık gösterdiği durumlarda güven kaybının hızlandığını söyledi.

Dalio, “Müttefiklerin ve kreditörlerin güven kaybına, rezerv para statüsünün zayıflamasına, borç varlıklarının satışına ve özellikle altına karşı para birimi değer kaybına dikkat edin” ifadelerini kullandı.

Dalio, sermaye ve aktörlerin doğal olarak kazanana yöneldiğini vurguladı. Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol kaybının ABD’nin küresel gücünü ve mevcut dünya düzenini tehdit edeceğini söyledi.

Vietnam’dan Irak’a uzanan maliyet birikimi

Dalio, ABD’nin onlarca yıldır askeri ve mali üstünlüğü koruyan baskın güç olarak kabul edildiğini hatırlattı. Ancak Vietnam, Afganistan, Irak ve olası İran savaşının birikimli etkisinin bu varsayımı zayıflattığını belirtti.

Dalio, buna karşılık askeri ve mali güç gösterisinin güveni artırdığını ifade etti. Ronald Reagan dönemine atıf yaptı.

Dalio, “Reagan seçildikten hemen sonra İran’ın tuttuğu ABD rehinelerini serbest bıraktırdı” dedi. İran-Irak savaşı sırasında İran’ın Körfez sevkiyatına saldırması üzerine ABD donanmasının tankerleri koruma altına aldığını hatırlattı.

Dalio, bu adımların ABD’nin gücünü gösterdiğini vurguladı.

Trump’ın vaatleri sınanıyor

Dalio, Trump’ın Hürmüz’de serbest geçişi sağlama ve İran tehdidini ortadan kaldırma vaadini yerine getirmesinin ABD’ye duyulan güveni ciddi biçimde artıracağını belirtti.

Buna karşılık İran’ın boğazı kontrol altında tutması ve bunu baskı aracı olarak kullanmasının tüm aktörleri İran karşısında kırılgan hale getireceğini söyledi.

Dalio, Trump’ın daha önceki açıklamalarına dikkat çekti ve doğrudan alıntı yaptı:

Trump, “Herhangi bir nedenle mayın döşenirse ve derhal temizlenmezse İran için askeri sonuçlar eşi görülmemiş olur” dedi.

Trump, “Bu kırılgan hedefleri kolayca yok ederiz, İran’ın yeniden inşa etmesi neredeyse imkansız hale gelir, ölüm, ateş ve öfke üzerlerine iner” ifadelerini kullandı.

Trump, “İran’ın yeni lideri bizim onayımızı almalı, aksi halde uzun süre ayakta kalamaz” dedi.

Dalio, diğer ülkelerden üst düzey karar alıcıların özel sohbetlerde şu soruyu dile getirdiğini aktardı: “Sözleri güçlü ama kriz anında savaşabilir mi, kazanabilir mi?”

Bazı gözlemcilerin bu süreci Colosseum’daki seyirciler gibi izlediğini söyledi.

Trump’ın diğer ülkeleri Hürmüz’de serbest geçişi garanti altına almak için çağırdığını belirten Dalio, bu girişimin başarıya ulaşmasının liderlik ve koalisyon kurma kabiliyetine bağlı olduğunu ifade etti.

Dalio, yalnızca ABD ve İsrail gücüyle geçiş güvenliğinin sağlanmasının düşük olasılık olduğunu ve geniş çaplı askeri harekat gerektireceğini söyledi.

İran’ın stratejisi: Dayanıklılık üstünlüğü

Dalio, savaşın İran liderliği ve nüfusunun önemli kesimi için varoluşsal nitelik taşıdığını belirtti.

Dalio, İranlıların bu savaşı büyük ölçüde intikam ve hayati değerleri koruma meselesi olarak gördüğünü ifade etti. Ölüm riskini kabul etmeyi onur ve bağlılık göstergesi olarak değerlendirdiklerini söyledi.

Dalio, “Savaşta acıya dayanma kapasitesi, acı verme kapasitesinden daha belirleyici olur” dedi.

İran’ın stratejisinin savaşı uzatmak ve ağırlaştırmak olduğunu belirtti. ABD kamuoyunun ve siyasi liderliğinin uzun süreli maliyetlere karşı düşük toleransa sahip olduğunu vurguladı.

Dalio, savaş uzadıkça ABD’nin geri çekileceğini ve müttefiklerin bu durumdan sonuç çıkaracağını söyledi.

Dalio, savaşın anlaşma ile sona erdirilmesine yönelik tartışmaların sürdüğünü ancak anlaşmaların kalıcı çözüm üretmeyeceğini belirtti.

Dalio, “Bu çatışmayı hiçbir anlaşma gerçekten çözemez çünkü anlaşmalar bağlayıcılık taşımaz” dedi.

Önümüzdeki aşamanın büyük çaplı askeri karşılaşma olacağını ve bunun kazananı net biçimde ortaya koyacağını ifade etti.

İran askeri komutanlığından alıntı yaptı: “Bölgede ABD ile bağlantılı petrol ve enerji altyapısı tamamen yok edilir.”

Dalio, tarafların belirleyici çatışmanın henüz gerçekleşmediğini bildiğini söyledi. ABD’nin boğazı açma taahhüdünü yerine getirememesi halinde sonuçların ağır olacağını vurguladı.

Trump’ın başarı sağlaması halinde bunun küresel ölçekte güçlü etki yaratacağını, ABD’nin gücünü pekiştireceğini belirtti.

Dalio, bu çatışmanın ticaret, sermaye akımları ve Çin, Rusya, Kuzey Kore, Avrupa, Hindistan ve Japonya gibi aktörlerin jeopolitik konumlarını etkileyeceğini söyledi.

Dalio, mevcut savaşın daha geniş “Büyük Döngü” sürecinin parçası olduğunu ifade etti. Finansal, siyasi ve teknolojik boyutların birlikte hareket ettiğini belirtti.

Dalio, bir ülkenin savaş kabiliyetinin mali kapasite, iç siyasi yapı ve ittifak ilişkileriyle şekillendiğini söyledi. Aynı anda birden fazla savaş yürütmenin hiçbir ülke için mümkün olmadığını vurguladı.

Savaşların küresel ölçekte hızla yayılabileceğini ifade etti.

Dalio, özellikle demokrasilerde maliyet paylaşımı, değerler ve siyasi kararlar üzerindeki iç gerilimlerin sürekli devam ettiğini belirtti.

Bu bağlantıların öngörülmesinin zor olduğunu ancak sonuçların olumsuz olmasının yüksek ihtimal taşıdığını söyledi.

Dalio kişisel çerçevesini açıkladı

Dalio, kendisini siyasetçi olarak değil, geleceğe dair değerlendirme yapan pragmatik bir aktör olarak tanımladı. Tarihsel analizlere dayanarak karar aldığını belirtti.

Dalio, son 500 yıllık imparatorluk ve rezerv para incelemesine dayanan beş temel güçten söz etti: Uzun vadeli borç döngüsü; iç siyasi düzen ve düzensizlik döngüsü; uluslararası jeopolitik düzen ve düzensizlik döngüsü; teknolojik gelişim ve doğal olaylar.

Dalio, Ortadoğu’daki gelişmelerin bu büyük döngünün küçük bir parçası olduğunu belirtti.

Dalio, okuyucuya doğrudan çağrı yaptı: “Bu büyük döngü gerçek mi, bulunduğumuz aşamayı gösteriyor mu ve buna göre ne yapılmalı?”

Dalio, tartışmaya açık olduğunu belirterek değerlendirmelerini paylaşmayı sürdürdüğünü ifade etti.

Diplomasi

Almanya, Rusya ile Ukrayna diyaloğu için fırsat görüyor

Yayınlanma

Almanya hükümeti yetkilileri, Rusya ile Avrupa arasında Ukrayna çatışmasına ilişkin müzakerelerin yeniden başlaması için kademeli olarak bir diyalog penceresinin açıldığını belirtiyor. Reuters’a konuşan Berlin kaynakları sürecin haftalar değil aylar alacağını öngörüyor.

Almanya hükümetinden ismi açıklanmayan bir yetkili, Rusya ile Avrupa arasında Ukrayna çatışmasına yönelik müzakerelerin yeniden başlaması için kademeli olarak bir diyalog penceresinin açıldığını gördüklerini belirtti.

Reuters haber ajansının aktardığına göre, Alman hükümet temsilcisi gazetecilere yaptığı açıklamada, bu müzakerelerin muhtemelen haftalar değil, aylar alacak bir mesele haline geleceğini ifade etti.

Hazırlık sürecinin karmaşık olacağını dile getiren yetkili, Avrupa’nın temel görevinin tüm taraflarca kabul edilecek ve tanınacak etkili bir diplomatik mekanizma oluşturmak olduğunu kaydetti.

Şu an için sürece kimin liderlik edeceği sorusunun açıkta kaldığını belirten kaynak, Birleşik Krallık, Almanya ve Fransa’dan oluşan üçlünün bu konuda önemli bir rol oynamaya devam etmesinin muhtemel olduğunu aktardı.

Kaynak ayrıca, Berlin’in Washington ile rekabet etmek yerine koordinasyon içinde hareket edilmesi gerektiğinin altını çizdiğini belirtti.

Reuters, söz konusu kaynağın açıklamalar yaptığı brifing sırasında potansiyel arabulucular konusunun da ele alındığını yazdı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Aralık 2025’te yaptığı açıklamada, Moskova’nın daha önceki önerileri temelinde çatışmayı barışçıl yollarla sonlandırmaya hazır olduğunu ifade etmişti.

Bu öneriler arasında Ukrayna birliklerinin Donetsk Halk Cumhuriyeti, Lugansk Halk Cumhuriyeti, Herson ve Zaporojye bölgelerinin idari sınırlarından çekilmesi de yer alıyordu. Putin, çatışmanın ancak temel nedenlerin ortadan kaldırılmasıyla barışçıl yollarla çözülebileceğini söylemişti.

Mayıs ayında Putin, Avrupa tarafında tercih edilen müzakerecinin eski Almanya Şansölyesi Gerhard Schröder olduğunu ifade etmişti.

Alman hükümet kaynaklarına dayandırılan Der Spiegel, Süddeutsche Zeitung, ARD-aktuell ve Tagesspiegel haberlerine göre Berlin bu fikre şüpheyle yaklaştı.

Avrupa Birliği üyesi ülkelerin dışişleri bakanları ise Schröder’in müzakerelere katılımı olasılığını reddetti. Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, eski şansölyenin böyle bir durumda masanın her iki tarafında da oturmuş olacağını dile getirdi.

Rusya cephesinde ise Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Ukrayna çatışmasına ilişkin müzakerelerin askıda kalmaya devam ettiğini bildirdi.

Peskov, buna karşın Moskova’nın Washington ile mevcut kanallar üzerinden temaslarını sürdürdüğünü ve tarafların düzenli olarak iletişim kurduğunu açıkladı.

Daha önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de benzer bir duruma işaret ederek, belirli temasların korunduğunu gizlemeyeceğini ancak halihazırda doğrudan müzakerelerin yürütülmediğini ifade etmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

“Beş Göz” istihbarat servislerinden Çin ve LinkedIn uyarısı

Yayınlanma

“Beş Göz” uluslararası istihbarat ittifakına üye teşkilatlar, Çinli casusların ABD ve müttefiklerine karşı taktiksel bir avantaj elde etmek amacıyla hükümet ve askeri personeli kendi saflarına çekmeye ve güvenlerini sarsmaya çalıştıkları konusunda uyarıda bulundu.

ABD, Avustralya, Birleşik Krallık, Kanada ve Yeni Zelanda istihbarat teşkilatları, nadir görülen bir ortak bildiride, Çin’in gizli bilgilere erişim sağlamak için LinkedIn ve Indeed gibi profesyonel ağ sitelerini ve iş platformlarını giderek daha fazla kullandığını ileri sürdü.

Bildiride, Beş Göz teşkilatlarının hassas bilgileri teslim eden kişilerin vakalarını ortaya çıkardığı ve bunun cezai kovuşturmalara yol açtığı belirtildi.

Çinli istihbarat görevlileri ve suç ortakları, danışman, insan kaynakları uzmanı veya düşünce kuruluşu personeli gibi davranarak, dış politika ve savunma analisti gibi pozisyonlar için çevrimiçi iş ilanları yayınlıyor.

Ortak açıklamada, Çinli casusların “nihai olarak Çin’e Beş Göz üzerinde stratejik ve taktiksel bir avantaj sağlayabilecek ayrıcalıklı askeri, siyasi ve ekonomik istihbarat elde etmeyi amaçladıkları” belirtildi.

Açıklamaya göre, Batılı istihbarat birimleri, hedef alınanlar arasında en üst düzey güvenlik iznine sahip kişiler ve Hint-Pasifik bölgesinde görevli olanlar da dahil olmak üzere askeri personelin bulunduğunu değerlendirdi.

Buna göre Çin devletinin hedefleme çabaları, akademisyenlere, gazetecilere ve serbest yazarlara da uzanıyor.

Beş Göz ajansları, Çin, savunma ve Hint-Pasifik ile ilgili hassas bilgilere dayalı raporların hazırlatılmasını da içeren, işe alım operasyonları için beş aşamalı bir plan belgeledi.

Çin’in rapor başına birkaç yüz ila birkaç bin dolar arasında ödeme yapmaya hazır olduğu belirtildi.

Açıklama, “Bazı veri türleri, cephedeki askeri veya diğer personelin hayatını tehlikeye atabilir, iktisadi refahımızı zayıflatabilir ve demokratik süreçlerimize müdahaleye olanak sağlayabilir” dedi ve gizli olmayan bilgilerin bile, istihbarat kurumlarının halihazırda elde ettiği diğer bilgilerle birleştirildiğinde Çin devleti için faydalı olabileceğini ekledi.

Bülten ayrıca, bilgi sızdıran kişilerin casusluk yasaları kapsamında cezai kovuşturmaya maruz kalabileceğini de belirtti.

Bu uyarı, geçen yıl Çinli ajanların LinkedIn’i kullanarak İngiliz milletvekillerini hedef aldığına dair önceki MI5 uyarısının ardından geldi.

Birleşik Krallık Güvenlik Bakanı Dan Jarvis yaptığı açıklamada, Birleşik Krallık’ın “Çin dahil çeşitli devletlerin düşmanca eylemleriyle mücadele etmeye devam edeceğini” söyledi.

Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin (KDHC) de büyük şirketlere erişim sağlamak için sahte uzaktan çalışan BT çalışanları kullandığı ileri sürüldü.

Google’ın Tehdit İstihbarat Grubu tarafından kısmen ortaya çıkarılan bu ülkenin metodolojisinin, devlet hedeflerini yerine getirme ve kişisel mali kazanç elde etme gibi “çift motivasyonu” beslediği ve bu durumun onları özellikle tehlikeli kıldığı belirtildi.

Jarvis, yeni uyarıya rağmen Birleşik Krallık’ın Çin ile diplomatik ilişkilerini sürdüreceğini belirtti:

“Çin ile ilişkiler kurmanın ulusal çıkarlarımıza uygun olduğu konusunda netiz; en azından bu, MI5 ve ortaklarımız tarafından ortaya çıkarılan bu faaliyet gibi hoş görmeyeceğimiz davranışlara doğrudan karşı çıkmamızı sağlarken, Birleşik Krallık için açık faydalar sağlayan alanlarda işbirliği yapmamızı mümkün kılıyor.”

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AfD’li Frohnmaier, Petersburg’da Gazprom şefi Miller ile görüştü

Yayınlanma

Almanya için Alternatif (AfD) partisinin üst düzey yetkililerinden Markus Frohnmaier, Gazprom’un patronu Aleksey Miller ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir başka yakın danışmanıyla bir araya geldi.

Partinin dış politika sözcüsü Frohnmaier, St. Petersburg ziyareti sırasında Rusya’nın enerji devi Gazprom’un CEO’su Aleksey Miller ile bir araya geldi.

Alman milletvekili, St. Petersburg’da düzenlenen ekonomi forumuna katılmak üzere Rusya’ya gitmişti.

Aynı zamanda AfD’nin Federal Meclis’teki genel başkan yardımcısı olan Frohnmaier, Rusya’nın varlık fonu başkanı Kirill Dmitriev ile de görüştü.

Dmitriev, X’te paylaştığı mesajda, “Almanya’nın en popüler partisi olan AfD ile birlikte harika bir GELECEK inşa etmeyi sabırsızlıkla bekliyorum,” diye yazdı.

Frohnmaier, görüşmelerinin odak noktasının Kuzey Akım boru hatlarının yeniden açılması ve Avrupa’nın en büyük ekonomisine Rus gazı tedarikinin yeniden başlatılması fikri olduğunu söyledi.

Anketler, AfD’nin bu yılın sonlarında, Kuzey Akım boru hatlarının sonlandığı Mecklenburg-Vorpommern dahil olmak üzere, iki doğu Almanya eyaletindeki seçimlerde birinci olacağını gösteriyor.

Komşu Saksonya-Anhalt’ta ise AfD, mutlak çoğunluğu kazanıp iktidara gelmeye çok yakın görünüyor.

Gazprom, çarşamba günü Telegram kanalında yaptığı bir paylaşımda, Frohnmaier ile Miller arasındaki toplantının Alman tarafı tarafından istendiğini belirtti.

Taraflar, Gazprom’un “Almanya’da son beş yılın en düşük gaz depolama seviyeleri” olarak nitelendirdiği durum da dahil olmak üzere Avrupa’daki enerji durumunu görüştü.

Frohnmaier toplantı sonrasında sosyal medyada şu bilgileri paylaştı:

“Almanya ciddi bir iktisadi düşüş sarmalının içinde sıkışmış durumda ve bunun temel nedenlerinden biri, tüm ekonomimizi pahalı hale getiren, şirketleri taşınmaya zorlayan ve vatandaşlara her gün yük olan yüksek enerji maliyetleri. Rusya, en önemli gaz ve petrol tedarikçisiydi. Bu nedenle, Kuzey Akım’ın yeniden başlatılması ve Rusya ile ticari ilişkilerin yeniden kurulması da dahil olmak üzere tüm seçenekler masaya yatırılmalı. Görevimiz, Alman ulusal çıkarlarını tavizsiz bir şekilde merkeze koymak.”

Almanya, Şubat 2022’de başlayan Ukrayna savaşından önce Avrupa’nın en büyük Rus gazı ithalatçısıydı. 

Yıllık 27,5 milyar metreküp kapasiteye sahip kalan Kuzey Akım 2 boru hattı hiçbir zaman kullanılmadı.

Kuzey Akım boru hatlarının onarımı ve yeniden devreye alınması, geçen yılki federal parlamento seçimleri öncesinde AfD’nin platformunun resmi bir ayağıydı. 

Fakat St. Petersburg forumu, Moskova’ya yönelik yaptırımlara ve Ukrayna’ya askeri yardım gönderilmesine de karşı çıkan AfD’nin bir temsilcisiyle bir Gazprom yetkilisi arasında bilinen ilk toplantıydı.

Dmitriev, X’te yaptığı bir paylaşımda, Frohnmaier ile görüşmelerinin “Rusya-Almanya-ABD iş diyaloğunun yeniden başlatılması” da dahil olmak üzere “iktisadi işbirliği” konusunu da kapsadığını belirtti.

ABD Başkanı Donald Trump ve onun MAGA hareketine yakın isimlerle yakın ilişkiler kuran Frohnmaier, son yıllarda Rusya’ya kamuoyuna duyurulan bir ziyaret gerçekleştiren en üst düzey AfD milletvekili. St. Petersburg ziyaretinde kendisine üç AfD milletvekili daha eşlik etti.

Bu hafta Dmitriev’in başkanlık edeceği “yumuşak güç” konulu panelde konuşma yapması planlanan Frohnmaier, seyahate çıkmadan önce Merz hükümetinden eleştiri aldı. 

Fakat diyaloğu teşvik etmenin önemli olduğunu belirten Frohnmaier, ekonomi forumuna katılımının “Ukrayna’daki savaşı desteklediği” anlamına gelmediğini de ekledi.

Kuzey Akım üzerinden gaz akışını yeniden başlatmak, Avrupa pazarından elde ettiği gelirlerdeki büyük düşüşü telafi etmekte zorlanan Rusya’nın boru hattı gaz ihracatı tekeli Gazprom için hâlâ hayati önem taşıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English