Bizi Takip Edin

Asya

Çin küresel kaz ciğeri üretiminin yeni merkezi oldu

Yayınlanma

Fransız mutfağının simge gıdası kaz ciğeri üretiminde Çin, devlet destekli yatırımlarla küresel pazarın yüzde 45’ini ele geçirdi. Ülkede yılda 11 bin ton üretilen de lüks gıda maddesi, Fransız rakiplerine kıyasla yarı fiyatına alıcı buluyor.

Fransız mutfağının ve kültürünün dünya çapındaki en önemli simgelerinden biri olan kaz ciğeri (foie gras) üretiminde dengeler değişiyor.

The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre Çin, gerçekleştirdiği büyük atılımla bu lüks gıda maddesinin küresel üretim merkezi haline geldi. Devlet kontrolündeki yatırım kuruluşu China International Capital tarafından haziran ayında yayımlanan rapora göre, Çin sınırları içinde her yıl 11 bin ton kaz ciğeri üretiliyor.

Bu hacim, Çinli üreticilerin şu anda küresel kaz ciğeri üretiminin yüzde 45 gibi büyük bir oranını tek başına karşıladığı anlamına geliyor.

The Wall Street Journal gazetesine değerlendirmelerde bulunan Çin tarım sektörü uzmanı Even Pei, Batı dünyasındaki algının dönüştüğünü vurguladı. Pei, konuya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“On yıllar boyunca Batılı tüketicilerin gözünde ‘Çin Malı’ ibaresi ucuz, kalitesiz ve basit ürünlerle özdeşleşti. Ancak son on yılda, Çin’de üretilen ve yüksek kaliteyi daha düşük fiyata sunan çok sayıda yerli markanın yükselişine şahit oluyoruz.”

Kırsal kalkınma hamlesi sektörü büyüttü

Kaz ciğeri üretimindeki bu olağanüstü büyüme, Pekin yönetiminin kırsal bölgeleri kalkındırma stratejisinin bir sonucu olarak ortaya çıktı.

Kentlere göç eden iş gücü nedeniyle boşalan kırsal yerleşim birimlerinde sürdürülebilir sanayi kolları yaratmak isteyen Çin hükümeti, bu sektörü hedef seçti.

Tarım uzmanı Even Pei, devletin üreticilere düşük faizli krediler sağlayarak ve pazarlama faaliyetlerine doğrudan destek vererek sektörün büyümesini hızlandırdığını ifade etti.

Günümüzde Çinli çiftçiler, ördek ve kazları ciğerlerini büyütecek şekilde özel besleme yöntemlerine tabi tutarak binlerce ton kaz ciğeri işleme kapasitesine sahip durumda.

Ülkedeki restoranlar ve gıda üreticileri de tüketimi artırmak amacıyla yaratıcı sunumlar geliştiriyor. Habere göre, piyasada kaz ciğerli dondurma, yaban mersini aromalı kaz ciğeri ve bu lezzeti barındıran suşi roll gibi alternatif ürünler yer alıyor.

Lüks tüketim sınıfındaki bu gıda maddesi Çin içinde halen ağırlıklı olarak büyük şehirlerde yaşayan varlıklı kesime hitap ediyor.

Bununla birlikte, Çin’de üretilen kaz ciğerinin satış fiyatı, Fransa’da üretilen muadillerine kıyasla neredeyse yarı yarıya daha düşük seviyede seyrediyor.

Avrupa pazarında rekabet endişesi

The Wall Street Journal gazetesinin dikkat çektiği bir diğer husus ise Avrupa Birliği’nin ithal ürünlere yönelik tedbirleri oldu. Avrupa Birliği, kaz ciğeri etiketleme kurallarını sıkılaştırarak yabancı üreticilerin ürünlerinde Fransa menşeini çağrıştıracak ibareler kullanmasını yasakladı.

Çin dışında üretilen kaz ciğerinin uluslararası satışı şu an için yalnızca birkaç küçük pazarla sınırlı kalıyor.

Öte yandan Fransa’daki sektör temsilcileri, Çin menşeli kaz ciğerinin Avrupa pazarına doğrudan girmesi durumunda, düşük fiyat avantajının tüketiciler nezdinde belirleyici unsur haline gelmesinden endişe ediyor.

Dünya gastronomi kültüründe kaz ciğeri, Fransa’nın en önemli marka değerleri arasında kabul ediliyor. Fransa, bu özel yemeğe yasal koruma altında olan kültürel ve gastronomik miras statüsü tanımış durumda.

Asya

Hindistan, ABD ile ticaret görüşmelerinde daha iyi koşullar için direniyor

Yayınlanma

Yetkililer ve analistlere göre Hindistan, ABD ile son görüşmelerde hızlı bir ticaret anlaşmasını reddetti ve Başbakan Narendra Modi’nin yeni ticaret ortakları, azalan ekonomik riskler ve iç siyasette elde ettiği kazanımlardan aldığı güvenle daha iyi koşullar için beklemeyi tercih etti.

Aylar süren müzakerelerin ardından iki ülke, ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer’ın geçen ay Yeni Delhi’ye yaptığı ziyaret sırasında geçici bir ticaret anlaşmasını sonuçlandıramadı. Oysa her iki taraf da sınırlı kapsamlı bir anlaşmaya varılmasının yakın olduğunu düşünüyordu.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir Hindistan hükümeti yetkilisi, Reuters’a, Washington’ın Yeni Delhi’nin temel talepleri konusunda güvence vermemesi nedeniyle uzlaşma sağlanamadığını söyledi. Bu talepler arasında Hindistan’a Çin gibi rakipleri karşısında tarife avantajı tanınması ve anlaşma sonrasında ABD tarafından yeni vergiler getirilmemesi bulunuyordu.

Yetkili, “Tutumumuz açık. Olumlu koşullar içermeyen bir anlaşmaya alelacele imza atmayı ya da tarım konusunda taviz vermek gibi kırmızı çizgilerimizden ödün vermeyi düşünmüyoruz” dedi.

Yetkililer ve analistlere göre Washington, Başkan Donald Trump’ın bu ayın ilerleyen günlerinde yürürlüğe girmesi beklenen yeni gümrük vergilerine hazırlandığı bir dönemde, stratejik ortağı Hindistan’dan hızlı ticari tavizler almayı umuyordu. Ancak Hindistan’ın direnmesi, ihracatına daha yüksek vergiler uygulanması ve şirketler açısından belirsizliğin uzaması riskini beraberinde getiriyor.

Greer ile yapılan görüşmelerin ertesi günü Hindistan Ticaret Bakanı Piyush Goyal, Hindistan’a avantaj sağlamadığı sürece ABD ile anlaşmanın uygulamaya konulmayacağını söyledi. Bu açıklama, daha yüksek tarife ihtimaline rağmen Yeni Delhi’nin tutumunu sertleştirdiğini ve anlaşma konusunda acele etmediğini gösterdi.

Diğer birçok ülkede olduğu gibi Hindistan’dan gelen malların büyük bölümü şu anda ABD’de yüzde 10 gümrük vergisine tabi. Ancak Trump yönetiminin, aşırı sanayi kapasitesine ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında bu ay daha yüksek tarifeler getirmesi bekleniyor. Hindistan ise ABD’nin kapasite fazlasına ilişkin suçlamalarını reddediyor.

Washington, zorla çalıştırılarak üretilen malların ticaretini engellemekte başarısız oldukları iddiasıyla aralarında Hindistan’ın da bulunduğu onlarca ülkeye yüzde 12,5’e varan yeni tarifeler uygulanmasını daha önce teklif etmişti.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir ABD kaynağının Reuters’a aktardığına göre Washington’ın tutumu, Hindistan’ın talep ettiği tercihli ticaret hükümlerinden yararlanabilmek için kendi tavizlerini vermesi gerektiği yönünde.

Müzakerelerin gizli olması nedeniyle Hindistanlı yetkili ile ABD’li kaynak isimlerinin açıklanmasını istemedi. Hindistan Ticaret Bakanlığı ile ABD Ticaret Temsilciliği, e-posta yoluyla gönderilen yorum taleplerine yanıt vermedi.

İsminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkili, Washington’ın Hindistan ile görüşmeleri sürdürdüğünü ve hâlâ bir anlaşmaya varılmasını beklediğini söyledi ancak herhangi bir takvim paylaşmadı.

Yetkili, bununla birlikte Hindistan’ın müzakerelerde zaman zaman yavaş, bürokratik ve zorlu bir tutum sergilediğini belirterek hızlı bir anlaşma ihtimalinin düşük olduğu sinyalini verdi.

Beyaz Saray Sözcüsü Kush Desai, görüşmelerdeki tıkanıklığa ilişkin soruya şu yanıtı verdi:

“Trump yönetimi, Amerikalıları ve ‘Önce Amerika’ yaklaşımını merkeze alan tarihi bir ticaret anlaşmasını sonuçlandırmak için Hindistanlı yetkililerle verimli temaslarını sürdürüyor.”

Modi’nin üst düzey danışmanı: Hindistan yüzde 8 büyümeye çok yakın

Hindistan’ın ihracatı artıyor, ekonomik riskler azalıyor

Ticaret analistlerine göre ihracattaki artış, diğer ülkeler ve bloklarla imzalanan yeni ticaret anlaşmaları ve ekonomik risklerin azalması, Hindistan’ın elini güçlendirdi.

Yetkililerin verdiği bilgiye göre Hindistan’ın toplam mal ihracatı, İran’daki savaşın yol açtığı aksamalara rağmen nisan-haziran döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yaklaşık yüzde 15 arttı. Bu artışta, fiyatı yükselen petrol ürünleri sevkiyatları etkili oldu.

Tüccarların alternatif nakliye güzergâhlarına yönelmesinin ardından Körfez ülkelerine ihracat savaş öncesi seviyelere geri döndü. Mart ayında 2,62 milyar dolar olan ihracat mayısta 5,3 milyar dolara yükselirken, ABD’ye ihracat nisan ve mayıs aylarında 17,29 milyar dolara çıktı.

Hindistan ayrıca diğer gelişmiş pazarlara erişimini genişletiyor. İngiltere ile imzalanan serbest ticaret anlaşmasının bu ay yürürlüğe girmesi, Avrupa Birliği ile yapılacak anlaşmanın ise gelecek yılın başlarında tamamlanması bekleniyor.

Washington merkezli Asia Society Policy Institute’un kıdemli başkan yardımcısı ve eski ABD ticaret yetkilisi Wendy Cutler, “Hindistanlı müzakereciler, ülkenin güçlü ekonomisi, diğer ortaklarla yürüttüğü çeşitlendirme girişimleri ve dünyadaki stratejik konumu sayesinde görüşmelerde belirli bir manevra alanı kazandı” dedi.

Goldman Sachs ekonomisti Santanu Sengupta bir raporunda, ABD ile İran arasındaki geçici barış anlaşmasının petrol fiyatlarını düşürerek Hindistan’ın ekonomik görünümünü iyileştirdiğini belirtti.

Banka, Hindistan için 2026 büyüme tahminini yüzde 6,8’e yükseltirken, enflasyon ve cari açık tahminlerini düşürdü. Bu da Yeni Delhi’nin daha iyi koşullar elde etmek amacıyla beklemek için ekonomik açıdan daha geniş bir hareket alanına sahip olduğunu gösteriyor.

Rupinin değer kaybetmesi de ihracatçıların rekabet gücünü artırdı.

Washington’ı bekleme stratejisi

Bir başka Hindistanlı yetkiliye göre Yeni Delhi ayrıca ABD’nin bazı ticaret önlemlerinin hukuki ya da siyasi engellerle karşılaşabileceğini hesaplıyor.

Demokrat Parti’den 22 eyalet başsavcısından oluşan bir grup, Trump yönetiminin zorla çalıştırmaya ilişkin soruşturmalar kapsamında önerdiği tarifelere karşı şimdiden itirazda bulundu.

Ticaret analistlerine göre ABD tarifelerine ilişkin hukuki belirsizlikler ile Modi’nin son eyalet seçimlerindeki zaferleri, Hindistan’ın aceleye getirilmiş bir anlaşmaya direnmesine yardımcı oldu.

Modi’nin Bharatiya Janata Partisi’nin üst düzey yöneticileri, ticaret anlaşmalarının Hindistanlı çiftçileri ve küçük işletmeleri koruması gerektiğini kamuoyu önünde savundu. Yeni Delhi, siyasi açıdan etkili olan bu iki kesimi ticaret müzakerelerinde uzun süredir koruyor.

Eski ticaret müzakerecisi ve Global Trade Research Initiative’in kurucusu Ajay Srivastava, “Hindistan, aceleye getirilmiş bir anlaşmayı geciktirmenin, hatta tamamen terk etmenin; maliyeti geçici tarife avantajlarının çok ötesine geçebilecek yükümlülüklerin altına girmekten daha ihtiyatlı olabileceğinin farkında” dedi.

Hindistan’da Hamamböceği Partisi’nin protestoları sürüyor

Okumaya Devam Et

Asya

Çin, Japonya Dışişleri Bakanı’nın Güney Çin Denizi tahkim kararını gündeme taşımasını protesto etti

Yayınlanma

Çin, Japonya Dışişleri Bakanı’nın Güney Çin Denizi tahkim kararını gündeme taşıması ve bazı ülkelerle yayımladığı ortak bildiri nedeniyle sert girişimde bulundu.

Çin Dışişleri Bakanlığı Asya İşleri Dairesi’nden sorumlu bir yetkili, pazar günü Japonya’nın Çin Büyükelçiliği Maslahatgüzarı’nı bakanlığa çağırdı. Görüşmede, Japonya Dışişleri Bakanı’nın, sözde “Güney Çin Denizi Tahkim Kararı”nı yayımlanmasının 10. yılında yeniden gündeme taşıması ve Japonya’nın bazı ülkelerle işbirliği içinde ortak bir bildiri yayımlaması nedeniyle sert girişimde bulunuldu; Çin’in güçlü memnuniyetsizliği ve protestosu iletildi.

Yetkili, Çin’in Japonya’nın “provokasyonlarına kararlı ve güçlü biçimde karşılık vereceğini”, toprak egemenliğini ve denizlerdeki hak ve çıkarlarını “kesin biçimde koruyacağını” belirtti.

Çin Dışişleri Bakanlığına göre Çin tarafı, Japonya’nın Güney Çin Denizi ile bağlantılı tarihsel suçlarının hesabını açık biçimde vermediğini ve bu nedenle konu hakkında sorumsuzca açıklamalar yapma hakkına sahip olmadığını ifade etti.

Çin tarafı, Japonya’nın “bu çirkin söz ve eylemlerinin savaş sonrası uluslararası düzene ve uluslararası ilişkilerde hukukun üstünlüğüne meydan okuduğunu, çifte standart uyguladığını, ülkeler arasında ayrılık yaratmaya çalıştığını ve Güney Çin Denizi’ndeki barış ve istikrarı baltaladığını” bildirdi. Bu tutumun, bölge ülkelerinin ortak çıkarları ve beklentileriyle de çeliştiği kaydedildi.

Bakanlık, bu tür adımların Çin dahil uluslararası toplumda, Japonya’nın modern tarihteki saldırganlık eylemleri ve sömürgeci vahşeti konusunda tarihsel kaygıları yeniden canlandırdığını ve güçlü öfkeye yol açtığını açıkladı.

Açıklamada, Çin’in Japonya’nın provokasyonlarına kararlı ve güçlü biçimde karşılık vereceği, toprak egemenliğini ve denizlerdeki hak ve çıkarlarını kesin biçimde koruyacağı yinelendi.

Bakanlık ayrıca Çin tarafının, Japonya’yla bağlantılı çeşitli olumsuz gelişmeler konusunda da sert girişimlerde bulunduğunu bildirdi. Bunlar arasında, “Tayvan meselesi, Japonya’nın Çin’de bıraktığı terk edilmiş kimyasal silahlar, Japon parlamento üyelerinin Çin’in etnik politikalarına ilişkin uygunsuz açıklamaları ve Japonya’nın askeri ve güvenlik alanındaki olumsuz adımları” yer aldı.

Okumaya Devam Et

Asya

Çin’in füze testi nükleer denizaltı kabiliyetlerini ortaya koydu

Yayınlanma

Füze testi, Çin’in nükleer caydırıcılığı açısından kritik önem taşıyan hassas denizaltı kabiliyetlerini ortaya koydu

Analist ve diplomatlara göre Çin’in pazartesi günü Güney Pasifik’e doğru denizaltından fırlattığı balistik füze, ülkenin askeri yönetimine gelişmekte olan nükleer caydırıcılığının en karmaşık ve hassas operasyonlarından bazılarını inceleme fırsatı verdi.

Uzmanlar, tespit edilmeden faaliyet göstermeye çalışan nükleer silahlı denizaltılara komuta etmenin, bunları kontrol etmenin ve bu denizaltılarla iletişim kurmanın son derece büyük güçlükler yarattığını belirtiyor.

Singapur’daki S. Rajaratnam Uluslararası Çalışmalar Okulundan güvenlik uzmanı Collin Koh, “Füze ile denizaltının fiilî teknik kabiliyetlerinin incelenmesinin yanı sıra bu boyutun da kuşkusuz ayrıntılı biçimde değerlendirilmiş olması gerekir,” dedi.

Reuters’a konuşan Koh, “Önlerinde hâlâ bazı zorluklar var ancak operasyonel bir saldırı kabiliyetine yaklaşmış görünüyorlar. Muhtemelen, ABD ana karasını vurabilecek bir konuma ulaşamasalar bile Guam ve Hawaii’yi hedef alabileceklerini göstermeye çalışıyorlar,” ifadelerini kullandı.

Çin’in sahte bir savaş başlığı taşıyan füzeyi deneme amaçlı fırlatması bölgesel güçlerin eleştirilerine yol açtı. ABD, bunun Güney Pasifik Okyanusu’na düşen kıtalararası bir balistik füze olduğunu açıkladı.

Çin devlet medyası ve yetkililer, testi belirli bir hedefe ya da ülkeye yöneltilmemiş “rutin” bir askerî tatbikat olarak nitelendirdi ve operasyonun profesyonel biçimde yürütüldüğünü söyledi.

Çin Savunma Bakanlığı, Reuters’ın sorularına cuma günü verdiği yanıtta testin uluslararası hukuk ve teamüllere uygun biçimde gerçekleştirildiğini belirtti.

Savunma Bakanlığı, “Çin’in nükleer kuvvetlerini modernize etme çabaları ulusal stratejik güvenliği korumayı ve küresel stratejik istikrarı sürdürmeyi amaçlamaktadır” açıklamasını yaptı.

Bu, Çin Halk Kurtuluş Ordusunun Eylül 2024’te Güney Çin Denizi’ndeki Hainan Adası’nda bulunan mobil bir fırlatıcıdan Güney Pasifik Okyanusu’na füze ateşlemesinden bu yana ülkenin gerçekleştirdiği en önemli uzun menzilli balistik füze denemesi oldu.

ÇİN’İN DENİZALTILARI
NÜKLEER STRATEJİNİN MERKEZİNDE

Analist ve akademisyenlere göre pazartesi günü fırlatılan füze, Çin’in SSBN olarak bilinen altı adet Tip-094 nükleer enerjili denizaltısından birinden ateşlendi. Devlet medyası denizaltının stratejik füze denizaltısı, yani SSBN olduğunu belirtirken sınıfına ilişkin bilgi vermedi. SSBN, nükleer başlıklı kıtalararası balistik füzeler fırlatmak üzere tasarlanmış büyük bir nükleer enerjili denizaltıdır.

Bölgedeki askerî ataşeler ve analistlere göre Hainan Adası merkezli Çin SSBN operasyonları, ikinci vuruş kabiliyetini güvence altına alarak ülkenin nükleer caydırıcılığına sağladıkları katkı nedeniyle Çin’in devam eden askerî modernizasyonunun en yakından izlenen unsurları arasında yer alıyor.

Nükleer silahlı denizaltılarının tespit edilmeden faaliyet gösterebilmesi hâlinde Çin, daha geniş kapsamlı karaya konuşlu silah sistemlerinin bir düşmanın ilk saldırısında imha edilmesi durumunda karşılık verebilir. Bu, bir çatışmada nükleer silahı ilk kullanan taraf olmayacağına ilişkin resmî politikasını hâlâ sürdüren Pekin açısından özellikle önemli bir unsur olarak değerlendiriliyor.

Askerî ataşe ve analistlere göre ABD ile müttefikleri zaman zaman Çin denizaltılarını savaş gemileriyle, kritik geçiş noktalarındaki su altı sensör ağlarıyla ve gelişmiş deniz gözetleme cihazlarıyla donatılmış P-8 Poseidon uçaklarının yürüttüğü hava devriyeleriyle takip etmeye çalışıyor. Çin’in kabiliyetleri geliştikçe bu tür operasyonların da artması bekleniyor.

Pentagon’un 2022 tarihli bir raporunda, Çin’in SSBN’leriyle neredeyse kesintisiz caydırıcılık devriyeleri yürütmeye başladığı belirtilmişti. ABD, Rusya, Fransa ve İngiltere onlarca yıldır bu tür nükleer saldırı kabiliyetlerini düzenli olarak konuşlandırırken Hindistan da kendi SSBN’lerini geliştirmeye çalışıyor.

Chicago merkezli araştırma kuruluşu Bulletin of the Atomic Scientists’ın bu hafta yayımladığı Çin’in nükleer silahlarına ilişkin bir araştırmada, ABD’li yetkililerin Çin’in SSBN’lerinin bu tür devriyelerde fiilen nükleer silahlarla donatıldığını kamuoyu önünde açıklamadığı, ancak bazı ABD’li yetkililerin bunu araştırmanın yazarlarına özel görüşmelerde söylediği belirtildi.

Resmî bir doğrulamanın bulunmadığına dikkat çeken araştırmada, “Devlet Başkanı Xi Jinping’in, Çin Halk Kurtuluş Ordusu Roket Kuvvetleri yöneticileri de dahil olmak üzere askerî yetkililere yönelik tasfiyeleri, normal koşullarda nükleer savaş başlıklarının ordunun kontrolüne verileceğini ihtimal dışı gösteriyor,” denildi.

ÇİN’İN ‘NÜKLEER ÜÇLÜSÜ’

Pazartesi günü denizaltından yapılan füze fırlatmasının tam konumu ve kullanılan füzenin kesin modeli henüz doğrulanmamış olsa da Çin’in SSBN’lerinin kıyılarının ötesinde tespit edilmeden manevra yapabilme kabiliyeti de yakından incelenecek.

Analistlere göre Tip-094 denizaltıları zamanla geliştirilme aşamasındaki daha ileri teknolojiye sahip ve daha sessiz bir modelle değiştirilecek.

Bir denizaltının, Çin’in en gelişmiş denizaltı füzesi olan JL-3 ile ABD ana karasına ulaşabilmesi için Güney Çin Denizi’nin dışına çıkarak Batı Pasifik’e ilerlemesi gerekiyor. Bu da denizaltının rakip donanmalar tarafından tespit edilme riskini artırıyor.

Birden fazla savaş başlığı taşıdığı düşünülen ve Eylül 2025’te Pekin’de düzenlenen askerî geçit töreninde sergilenen JL-3’ün menzili 10 bin kilometre.

Belirsizliklere rağmen Çin’in Global Times gazetesi, füze denemesinin Çin’in stratejik kuvvetlerden oluşan “nükleer üçlüsünü”, yani karadan, denizden ve havadan nükleer silah fırlatma kabiliyetini sürekli olarak güçlendirdiğini gösterdiğini yazdı.

Global Times’ın başyazısında, “Bu durum, dış güçleri ve onların peşinden gidenleri, azami askerî baskı ya da önleyici saldırılar yoluyla Çin’i taviz vermeye zorlama girişimlerinden vazgeçmeye mecbur bırakacak ve böylece büyük çaplı çatışma riskini temelden azaltacaktır,” denildi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English