Amerika
Demokratlar: Trump gelecek seçimlere müdahale hazırlığında

ABD Başkanı Donald Trump’ın 2020 başkanlık seçimlerine ilişkin bazı gizli belgeleri kamuoyuna açıklaması ve yaptığı konuşmanın etkileri devam ediyor. Demokratlar, Trump’ın bu adımlarla gelecek seçimlere müdahale etmek için zemin hazırladığını savunurken istihbarat uzmanları sunulan belgelerin seçim sonuçlarının değiştiğine dair hiçbir kanıt sunmadığını belirtiyor. Federal hükümet ile eyaletler arasında yetki tartışmasına yol açan gelişmede, İç Güvenlik Bakanlığı eyaletlere yönelik baskıyı artıracağını duyurdu.
ABD Başkanı Donald Trump’ın 2020 başkanlık seçimlerine ilişkin bazı gizli belgeleri seçici bir şekilde kamuoyuna açıklaması, istihbarat topluluğunun “seçimde tek bir oyun bile değiştirilmediği” yönündeki temel tespitini değiştirmedi.
Buna karşılık Demokrat partililer, Trump’ın bu adımlarla gelecek seçimlere müdahale etmenin zeminini açıkça hazırladığını ifade ediyor.
Trump’ın konuşmasında Çin’in 18 eyaletteki seçmen verilerine eriştiğini açıklaması bazı kesimlerce eleştirildi. Siyasi kampanyaların seçmenlere ulaşmak amacıyla bu tür verileri piyasadan yasal olarak sıklıkla satın alabildiği biliniyor.
Demokratlar ise Trump’ın açıklamalarını, gelecek seçimlere yönelik bir müdahale sinyali olarak değerlendiriyor. Temsilciler Meclisi İstihbarat Komisyonunun kıdemli Demokrat üyesi Jim Himes konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Bu gece ne olduğunu iyi anlamak gerekiyor. Başkan bir zemin oluşturuyor. Seçim günü gece yarısı ortaya çıkıp ‘Sizi temmuz ayında Çinlilerin ve Venezuelalıların şunları yapacağı konusunda uyarmıştım, işte bu gece gerçekleşti’ demek için hazırlık yapıyor. Ardından yedi eyalete İç Güvenlik Bakanlığı federal görevlilerini konuşlandırıp oy sandıklarına el koyacaklarını söyleyecek.”
Seçim makineleri ve eyaletlere baskı tartışması
İç Güvenlik Bakanı Markwayne Mullin, cuma sabahı düzenlediği basın toplantısında, ABD istihbarat kurumlarının raporlarının aksine oy verme makinelerinin hacklenebileceğini ileri sürdü.
Mullin, eyaletlerin seçmen bilgilerini bakanlık ile paylaşması yönünde baskıyı artıracaklarını belirterek yasadışı oyları tespit etmek için “maksimum baskı” uygulayacaklarını kaydetti.
Trump ise ulusa sesleniş konuşmasında, açıkladığı belgelerin seçim altyapısındaki büyük açıkları ortaya koyduğunu savundu.
Trump, “Bu kanıtlar, sahip olduğumuz seçim sisteminin hackleme, istismar ve dış müdahalelere daha önce hiç düşünülmemiş düzeyde açık olduğunu gösteriyor” dedi.
Ancak Trump yönetiminin açıkladığı e-posta, analiz ve raporlardan oluşan belgeler, istihbarat topluluğunun Trump’ın başkanlığı döneminde, 2021 yılında ulaştığı “2020’de hiçbir oy değişmedi” sonucunu çürütecek bir veri sunmadı.
Trump’ın Çin’e dair paylaştığı bilgilerin büyük bölümü, o dönem istihbarat birimleri tarafından gazetecilerle paylaşılan ve Pekin’in diğer ülkelerin etki çabalarını taklit etmeye yeni başladığını belirten raporlarda yer alıyordu.
İstihbarat birimleri o dönem seçimleri etkilemeye çalışan başat aktörlerin Rusya ve İran olduğunu açıklamıştı.
Gizli statüsü kaldırılan belgeler arasındaki bir şemada Çin, Rusya ve İran’ın faaliyetleri karşılaştırıldı. Şema, üç ülkeden yalnızca Rusya’nın ABD seçim süreçlerini doğrudan hedef almaya çalıştığını ortaya koydu.
İstihbarat uzmanlarından “cımbızlama” eleştirisi
İstihbarat uzmanları, Trump yönetimini geniş iddialarda bulunmak için belirli istihbarat verilerini cımbızlayarak kullanmakla eleştirdi.
Trump’ın ilk başkanlık döneminde Ulusal İstihbarat Direktör Yardımcısı olarak görev yapan Sue Gordon, CNN ekranlarında yaptığı değerlendirmede konuşmayı eleştirdi:
“Son derece önemli bir konuda, oldukça şüpheli çözüm önerileri sunan tehlikeli bir konuşmaydı. Başkan istihbarata kesin bir yargı gibi yaklaşıyor ancak istihbarat bir yargı değil, bir sürecin başlangıcıdır. Yeni veriler açıklansa bile bu hiçbir şeyi kanıtlamaz. Niyet eylem değildir, eylem etki yaratmaz ve etki de sonucu belirlemez.”
Eski CIA yöneticisi ve Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Analiz Direktör Yardımcısı Brian O’Neill ise Just Security için kaleme aldığı değerlendirmede, belgelerin Trump’ın iddialarını desteklemediğini kaydetti.
O’Neill, meselenin önceki değerlendirmelerin yanlış olup olmaması değil, yeni istihbaratın Çin veya diğer rakiplerin sadece veri toplamaktan seçim sürecinin kendisine yönelik daha agresif adımlara geçip geçmediğini göstermesi olduğunu belirtti. O’Neill, incelenen belgelerde bu yönde yeni ve koordineli bir istihbarat değerlendirmesinin yer almadığını yazdı.
O’Neill ayrıca, ham istihbarat verilerinin tek başına bir iddianın daha sonra doğrulanıp doğrulanmadığını, reddedilip edilmediğini veya daha geniş bir analize dahil edilip edilmediğini göstermeyeceğini vurguladı.
Ödenekleri kesme tehdidi
Bakan Mullin, anayasaya göre eyaletlerin yetkisinde olan seçim yönetimine federal hükümetin dahil olması gerektiğini savunurken Trump’ın açıkladığı belgeleri buna gerekçe gösterdi.
Eyaletlerin seçmen listelerine erişim taleplerinin daha önce mahkemeler tarafından reddedildiğini hatırlatan Mullin, İç Güvenlik Bakanlığının taleplerine uymayan eyaletlerin federal fonlarını kesme tehdidinde bulundu. Bakanlık, seçmenlerin vatandaşlık durumunu doğrulamak için sosyal yardım programlarında kullanılan tartışmalı bir veri tabanının kullanılmasını talep ediyor.
Mullin gazetecilere yaptığı açıklamada, “Makinelerin güvenli hale getirilmesi ve seçmen kayıt listelerinin temizlenmesi gerektiğini söylüyoruz. Bu konuda maksimum baskı uygulayacağız. Erken oylama sürecini ve seçim sonrasını aktif olarak inceleyeceğiz” dedi.
Mullin, yasadışı oy kullananların peşine düşeceklerini de sözlerine ekledi.
İç Güvenlik Bakanlığı, cuma günü yaptığı açıklamada dört eyaletteki seçmen listelerinde 250 bin kadar ABD vatandaşı olmayan kişinin yer aldığını iddia etti.
Ancak The Hill tarafından yapılan incelemede, bakanlığın kayıtlarındaki yabancılarla sadece 118 bin seçmenin isim ve doğum tarihinin eşleştiği belirlendi.
Siyasi eğilimleri farklı kuruluşların yaptığı araştırmalar, ABD’de son yıllarda vatandaş olmayan kişilerin oy kullandığı vakaların sayısının 30’un altında olduğunu gösteriyor.
Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) Seçim Hakları Projesi Direktörü Sophia Lin Lakin, ABD seçimlerinin güvenli olmasının arkasındaki temel nedenin merkeziyetçi olmayan yapı ve federal müdahalenin bulunmaması olduğunu vurguladı.
Lakin, “Anayasa hiçbir başkana kendi siyasi iradesini seçmenlerin oylarının yerine koyma yetkisi vermez. Seçim görevlileri ve mahkemeler, seçimlerin çok katmanlı güvenceler ve şeffaflık sayesinde güvenli olduğunu uzun süredir kanıtlamıştır” dedi.
Temsilciler Meclisi İdare Komisyonunun kıdemli Demokrat üyesi Joseph Morelle ise Trump’ın bu adımla iki amaca hizmet ettiğini savundu:
“Bence ilk olarak, 2020 seçimlerini kaybettiği gerçeğini duygusal olarak kabullenemiyor ve tüm kanıtlara karşı çıkmanın yollarını arıyor. İkincisi ise ‘Bakın, artık Amerika’daki seçimlere güvenmemelisiniz’ diyebileceği bir ortam yaratmaya çalışıyor. Amerikan halkının seçimlere olan güvenini ne kadar sarsabilirse o kadar kaos yaratır ve bence asıl niyeti de bu.”
Amerika
Trump’ın SAVE America baskısı senatoyu kapanma riskiyle karşı karşıya getirdi

ABD Senatosundaki muhafazakar Cumhuriyetçiler, Donald Trump’ın öncelikli yasa tasarısı olan SAVE America Act’i 30 Eylül sonrası bütçe tasarısına eklemeyi planlarken, partideki diğer senatörler bu adımın hükümetin kapanmasına yol açacağından endişe ediyor. Donald Trump ise ulusa sesleniş konuşmasında federal seçimlerde 278 bin yabancının usulsüz seçmen kaydı bulunduğunu ileri sürerek kongre üyelerine tasarıyı geçirmeleri yönündeki baskısını artırdı.
ABD Senatosunda eski Başkan Donald Trump ittifakı muhafazakarlar, hükümetin 30 Eylül sonrasında da fonlanmasını öngören geçici bütçe tasarısına Trump’ın en önemli yasama önceliği olan Güvenli Amerikan Seçmen Uygunluğu (SAVE America) Act’i eklemeyi değerlendiriyor.
Bu girişim, bütçe krizinin hükümeti kapanma noktasına getireceğinden endişe eden diğer Cumhuriyetçi senatörlerin sert direnciyle karşılaşıyor.
Trump, ulusa seslendiği bir televizyon konuşmasında federal seçimlerde oy kullanmak üzere 278 bin yabancının seçmen kaydı yaptırdığını öne sürdü.
Senato ve Temsilciler Meclisi Cumhuriyetçilerine seslenen Trump, bu seçim mevzuatının geçirilmesi için son bir çaba gösterilmesi yönündeki baskısını artırdı.
Senato Bütçe Komisyonunun gelecek dönem başkanı olacak Wisconsin Senatörü Ron Johnson, SAVE America Act’i kısa vadeli hükümet finansman tasarısına ekleme fikrine açık olan Trump müttefikleri arasında yer alıyor.
Johnson, tasarıyı geçirebilmek için her yöntemi destekleyeceğini belirterek sürecin nasıl şekilleneceğini göreceklerini ifade etti.
Tasarının geçici bütçe yasasına eklenmesi durumunda Demokratların buna karşı oy kullanacağını kabul eden Johnson, bu nedenle senatodaki engelleme (filibuster) usulünün kaldırılmasından yana olduğunu belirtti.
Cumhuriyetçiler, filibuster engelini aşmak için SAVE America Act’i bütçe uzlaştırma yöntemiyle yasalaştırmayı da tartışıyor. İsminin açıklanmasını istemeyen bir Cumhuriyetçi senatör, hükümetin kapanması riskine rağmen geçici bütçe tasarısının bir araç olarak daha ciddi şekilde masaya yatırıldığını aktardı.
Kongrenin kapanmayı önlemek için eylül sonuna kadar bir bütçe tasarısını yasalaştırması gerekiyor.
Eski Senato Danışmanı ve Cumhuriyetçi Stratejist Brian Darling, geçici bütçe tasarısının bu mevzuatı taşımak için kesinlikle bir seçenek olabileceğini belirtti.
Darling, Temsilciler Meclisinin bu hükmü bütçeye ekleyerek Senatoya gönderebileceğini ve Demokratları, SAVE America Act hükümlerini engellemek uğruna hükümeti kapatma riskiyle karşı karşıya bırakabileceğini savundu.
Darling ayrıca, anketlerin bu reformlara yönelik geniş bir halk desteği gösterdiğini, Amerikan halkının seçim güvenliğini ve bu alana daha fazla kaynak aktarılmasını istediğini ekledi.
Cumhuriyetçi senatörler üzerinde filibuster usulünün kaldırılması yönünde baskı artarken, Senato Çoğunluk Lideri John Thune bu usulü kaldırmak için yeterli oy olmadığını defalarca yineledi.
Trump müttefikleri, bu yılın başlarında yasa tasarısını 12 Haziran’da süresi dolan Yabancı İstihbarat Gözetim Yasası (FISA) yetkilerini uzatan başka bir zorunlu mevzuata eklemeyi de gündeme getirmişti.
Buna karşın, bazı Cumhuriyetçi senatörler bütçe tasarısı üzerinden kapanma riskine girilmesine karşı çıkıyor. Kuzey Karolina Senatörü Thom Tillis, 3 Kasım seçimlerinden önce yasanın uygulanması için yeterli zaman olmadığını vurgulayarak bu girişimi zaman kaybı olarak nitelendirdi.
Tillis, yasa geçse bile ülkedeki 10 bin farklı yerel idari birimin bunu bu kadar kısa sürede hayata geçirmesinin imkansız olduğunu, bunun seçim öncesinde çok büyük bir kaosa yol açacağını savundu.
Tillis ayrıca, seçim reformlarını finanse etmek amacıyla üçüncü bütçe uzlaştırma paketine 10 milyar dolar eklenmesini öngören Temsilciler Meclisi teklifini de eleştirdi.
Kansas Senatörü Jerry Moran ise bazı meslektaşlarının bütçe tasarısını koz olarak kullanmak istediğini, kendisinin ise normal ödenek yasalarını geçirmeye ve ardından hükümetin işlerliğini koruyacak temiz bir geçici bütçeyle kapanmayı önlemeye odaklanmayı tercih ettiğini belirtti.
Diğer taraftan bazı Cumhuriyetçiler, Georgia Senatörü Jon Ossoff gibi kritik seçim bölgelerindeki Demokratları zor durumda bırakmak istiyor. Bu kapsamda, seçmen kaydı sırasında vatandaşlık belgesi sunulması ve oy kullanırken fotoğraflı kimlik gösterilmesi gibi geniş destek gören reformlar için Demokratların Senatoda yeniden oy kullanmaya zorlanması hedefleniyor.
Mart ayında yapılan Harvard CAPS/Harris anketi, bağımsızların yüzde 79’u ve Demokratların yüzde 70’i dahil olmak üzere Amerikalıların yüzde 81’inin seçmen kimliği zorunluluğunu desteklediğini gösterdi.
Aynı anket, SAVE America Act’e yönelik desteğin ise bağımsızların yüzde 69’u dahil olmak üzere genel olarak yüzde 71 seviyesinde olduğunu ortaya koydu.
Trump, kendi onay oranının yüzde 40 civarında seyrettiği ve CNBC tarafından cuma günü yayımlanan ekonomik ankete göre yetişkinlerin yüzde 61’inin ekonomi konusunda karamsar olduğu bir dönemde, seçim reformuna yönelik bu toplumsal destekten yararlanmak istiyor.
Trump, ulusa seslenişinde tüm Amerikalılara kongre üyelerini arayarak tasarının gecikmeksizin geçirilmesini talep etmeleri çağrısında bulundu.
Senato Azınlık Lideri Chuck Schumer ise tasarının bütçeye eklenmesinin hükümetin kapanmasına yol açacağı uyarısında bulundu.
Schumer, Trump’ın filibuster usulünün kaldırılmasını ya da bütçenin durdurulmasını talep ettiğini belirterek, bu yasanın ne Senatodan, ne Demokratlardan ne de mahkemelerden geçmeyeceğini ifade etti.
Schumer, Trump’ın kendi istediğini elde etmek için hükümeti kapatmayı göze aldığını açıkça ortaya koyduğunu da sözlerine ekledi.
Amerika
AI patlaması, ABD’nin borcunu beklendiği gibi azaltmayacak

ABD, önümüzdeki yıllarda yapay zeka (AI) kaynaklı bir verimlilik patlaması yaşarsa, bu daha güçlü bir büyüme anlamına gelse de mali görünüm üzerindeki faydaları sınırlı olacak.
ABD’nin kamu borcunun yüksek ve hızla artmakta olduğu, ayrıca geleneksel yöntemlerle (harcama kesintileri ve vergi artışları) açıkları azaltmaya yönelik siyasi iradenin ortada olmadığı bir ortamda, ABD’nin büyüme yoluyla mali sıkıntılarından kurtulabilmesi için AI patlamasına gözler çevrilmiş durumda.
Fakat Axios’un aktardığı Yale Üniversitesi Bütçe Laboratuvarı’nın yeni modellemesi, yapay zeka kaynaklı bir verimlilik patlamasında mali durumun iyileşeceğini, ne var ki bunun beklendiği kadar büyük bir sıçrama şeklinde olmayacağını ortaya koyuyor.
Bunun nedeni, ulusal gelirin büyük bir kısmının, ABD’nin nispeten yüksek oranlarda vergilendirdiği işçilerden (emek) uzaklaşarak, daha az vergilendirilen makinelere ve yazılımlara (sermaye) kayması olasılığının yüksek olması.
Emek gelirleri üzerindeki en yüksek federal gelir vergisi oranı %37. Buna karşılık, kurumlar vergisi oranı %21, uzun vadeli sermaye kazancı vergisinin en yüksek oranı ise %23,8.
Ayrıca sermaye sahipliğinin büyük bir kısmı, emeklilik hesapları ve hayır amaçlı vakıflar gibi vergiden muaf araçlar aracılığıyla gerçekleşiyor.
Dolayısıyla, yapay zeka sayesinde şirketler daha fazla kâr elde etse de bunu başarmak için insan işgücüne daha az ödeme yaparsa, bu kârlar, federal hükümet için ulusal gelirdeki işgücü payının daha istikrarlı olduğu geçmişteki büyüme dalgalarında görülen türden gelir artışlarına dönüşmeyecek.
Yapay zekanın GSYİH büyümesine yalnızca yavaş bir ivme kazandırdığı bir senaryoda, Yale ekibinin modeli 2030 yılında federal gelirlerde çok az bir değişiklik olacağını gösteriyor.
Yapay zekanın tetiklediği hızlı bir büyüme senaryosunda, önümüzdeki yıllarda yıllık GSYİH büyümesinin %3,3 olması ve gelir içindeki işgücü payının düşmesi durumunda, federal gelirler 2030 yılında 216 milyar dolar artacaktır.
Kongre Bütçe Ofisi’nin temel tahminine göre, o yıl ABD bütçe açığı 2,2 trilyon dolar olacak.
Bu rakam, Yale ekibinin en iyimser yapay zeka büyüme senaryosuna göre tahmin ettiği gelir artışının yaklaşık 10 katıdır.
Yale ekibinden John Iselin ve Ryan Nunn, “Bir yandan, diğer tüm koşullar sabit kaldığında, daha hızlı bir verimlilik artışı daha fazla vergi geliri sağlayacaktır. Öte yandan, mevcut vergi sistemimiz, yapay zekanın yarattığı iktisadi faaliyetten verimli bir şekilde gelir elde edecek şekilde yapılandırılmamış olabilir,” diye yazıyor.
Iselin, Axios’a verdiği demeçte, “Yapay zekanın büyümesinin vergi gelirlerini artıracağını öngörsek de, ABD’nin sermaye gelirlerini vergilendirme yönteminde önemli değişiklikler yapılmazsa, federal hükümet önemli miktarda gelirden mahrum kalacak,” dedi.
Bunlar, kesin olarak kabul edilebilecek türden tahminler değil. Yapay zeka patlamasının nasıl gelişeceği ve mali tabloyu nasıl etkileyeceği konusunda olasılıkların yelpazesi sonsuz.
Örneğin Axios şu soruları sıralıyor:
- Gelirdeki işgücü payı ne kadar düşecek? Bu durum, ücretliler arasındaki eşitsizliği nasıl etkileyecek?
- Harcama tarafında ise, mevcut sosyal güvenlik ağı işini kaybeden işçilere yardım etmek için büyük yükümlülüklerle karşı karşıya kalacak mı, yoksa iş kayıpları o kadar yaygın hale gelecek ki Kongre, mevcut yasaların öngördüğünden daha kapsamlı yardımlar sunmak zorunda kalacak mı?
- Vergi politikası “taşa kazınmış” değil. Yapay zekanın insanların işlerini elinden aldığı ve ABD’nin mali bir ikilemle karşı karşıya olduğu bir dünyada, Kongre vergi yükünün daha büyük bir kısmını sermayeye kaydırmayı düşünebilir.
Axios’ göre buradaki amaç, Yale Bütçe Laboratuvarı’nın verilerini “mutlak gerçek” olarak kabul etmek değil; aksine, “yapay zeka kaynaklı büyüme patlaması ile federal hükümetin vergi gelirleri arasındaki etkileşimlerin, çözülmesi zor bir bütçe açığı sorunuyla karşı karşıya kalındığında umulabileceği kadar doğrusal ve olumlu olmadığını” göstermek.
Amerika
Mahkemeden Paramount ve Warner Bros. birleşmesine engel

Kaliforniya Federal Mahkemesi Yargıcı Araceli Martínez-Olguín, eyalet başsavcılarının açtığı antitröst davasını değerlendirirken Paramount ile Warner Bros. Discovery birleşmesini iki hafta süreyle durdurdu. Kaliforniya Başsavcısı Rob Bonta ve 11 eyaletin başsavcısı, milyarlarca dolarlık anlaşmanın küresel medya ve eğlence sektöründe rekabete zarar vereceğini belirterek işlemin tamamen iptalini talep ediyor.
Kaliforniya’daki bir federal mahkeme yargıcı, geçen hafta şirket aleyhine açılan ve milyarlarca dolarlık işlemi hedef alan geniş kapsamlı antitröst davasını değerlendirirken Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi devralma planını geçici olarak durdurdu.
Yargıç Araceli Martínez-Olguín, Kaliforniya Başsavcısı Rob Bonta’nın, kendisi ve diğer 11 eyaletin başsavcısı tarafından açılan davayı incelemek üzere birleşmenin iki hafta boyunca durdurulması yönündeki talebini kabul etti. Başsavcılar, antitröst gerekçeleriyle bu birleşme işleminin tamamen iptal edilmesini istiyor.
Başsavcı Bonta yaptığı yazılı açıklamada, “Bu, bu dev birleşmenin asla gerçekleşmemesini sağlamak için açtığımız davada kritik bir ilk kazanımdır” dedi.
Variety’nin aktardığına göre Bonta, tarihin, Amerikalıların yaşamının merkezinde yer alan pazarlar üzerinde birkaç kişinin büyük bir güç elde ettiğinde nelerin yaşandığını gösterdiğini belirterek bunun daha az fırsat, daha kötü ürün ve hizmetlerle sonuçlandığını ifade etti.
Eyalet başsavcıları, dava dilekçesinde Paramount ile Warner Bros. Discovery arasındaki anlaşmanın medya ve eğlence sektöründe rekabete zarar vereceğini, dünya genelinde haber ve eğlence üzerinde benzeri görülmemiş bir güç ve nüfuza sahip devasa bir şirket yaratacağını savundu.
Paramount, CBS News bünyesinde editoryal yön dahil olmak üzere kapsamlı değişiklikler gerçekleştiren, Donald Trump’ın müttefikleri olan milyarder baba-oğul Larry ve David Ellison’a ait.
Portföyünde Turner Sports ve CNN gibi büyük markaları barındıran Warner Bros. Discovery ise dünyanın en büyük eğlence ve haber şirketleri arasında yer alıyor.
Warner Bros. alımında Paramount’a Körfez ülkelerinden dev fon
Kongre’deki bazı Demokratların da aralarında yer aldığı anlaşma karşıtları, birleşmeye izin verilmesinin Ellison ailesine medya sektöründe çok fazla kontrol gücü sağlayacağını ve CNN’in editoryal çizgisine etki edebileceğini ileri sürüyor.
Kablolu haber kanalıyla uzun yıllardır karşı karşıya gelen Trump ise Ellison ailesini kamuoyu önünde övmüş ve CNN’in yeni bir yönetim altında faaliyet göstermesini görmek istediğini dile getirmişti.
Paramount, geçen haftanın sonlarında bir basın özgürlüğü grubunun, şirketin hissedarlarından biri adına açtığı başka bir davayla daha karşı karşıya kaldı.
Bu dava, Trump yönetiminden imtiyaz elde etmek amacıyla editoryal bağımsızlığın feda edilerek Paramount içindeki bazı isimlerin görev sorumluluklarını ihlal etmesini ve bu yolla kazanç sağlamasını engellemeyi amaçlıyor.
Ellison yönetimindeki şirket ise geçen hafta The Hill’e yaptığı açıklamada bu iddialara karşı çıktı. Şirket sözcüsü, anlaşmanın kendi içinde bir değeri olduğunu savunarak iki kütüphane ve platformun birleştirilmesinin tüketicilere daha az değil, daha fazla seçenek sunacağını, özgün programlara daha fazla yatırım yapılmasını sağlayacağını, yayıncılık pazarındaki rakiplere karşı daha güçlü bir rekabet ve gazetecilik ile hikaye anlatıcılığı için daha dayanıklı bir zemin oluşturacağını ileri sürdü.
Pazartesi günü açıklama yapan Paramount, yargıcın kararından memnuniyet duyduğunu bildirerek bu kararın, mahkeme sunulan antitröst konularını değerlendirirken mevcut durumu koruduğunu kaydetti.
Şirket sözcüsü yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Eyalet başsavcılarının ileri sürdüğü pazarların ve rekabete aykırı etki iddialarının modern pazar gerçeklerinde hiçbir temeli olmadığını, dolayısıyla antitröst iddialarının yersiz olduğunu kanıtların ortaya koyacağından eminiz. Bu birleşme hukuka uygundur, rekabeti teşvik edicidir; tüketicilere, içerik üreticilerine, çalışanlara ve eğlence sektörüne fayda sağlayacaktır. İşlemi güçlü bir şekilde savunmaya devam edeceğiz ve eyalet başsavcılarının davasının esasına ilişkin duruşmaları sabırsızlıkla bekliyoruz.”
Paramount, Netflix’i Warner Bros birleşmesini bozmakla suçladı
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Dünya Basını2 hafta önceABD, Venezuela’daki depremi fırsata çeviriyor
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?









