Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İran Dışişleri: Ukrayna’nın saldırısı karşılıksız kalmayacak

Yayınlanma

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği basın toplantısında Ukrayna’nın Hazar Denizi’nde bir İran gemisine yönelik saldırısını sert bir dille kınayarak bu eylemin yanıtsız kalmayacağını bildirdi. ABD ve bazı bölge ülkelerinin saldırılardaki rolüne değinen Bekai, uluslararası hukuk ihlallerine ve Hürmüz Boğazı’ndaki son duruma ilişkin resmi değerlendirmelerde bulundu.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, başkent Tahran’da düzenlediği haftalık basın toplantısında gündemdeki iç ve dış gelişmelere dair kritik açıklamalar yaptı.

Konuşmasına İsrail ve ABD’nin askeri saldırılarında hayatını kaybeden Minablı çocukların cenaze törenini hatırlatarak başlayan Bekai, Batılı ülkelerin insan hakları konusundaki çifte standartlı tutumunu sert dille eleştirdi.

IRNA ajansının aktardığına göre Sözcü Bekai, Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ile Fransız hükümetine doğrudan seslendi.

Bekai, “İran’daki insan hakları konusunda endişelenen ve her fırsatta ülkemize karşı yaptırım kararları alan Kaja Kallas’a soruyorum: Bu toprağın çocukları, bu masum insanlar insan hakları kapsamına girmiyor mu? Geçtiğimiz günlerde diplomat kılığına girip müdahaleci eylemler yürüten görevlilerine yanıt verdiğimiz için sivil toplumu destekleme iddiasıyla ortaya çıkan Fransa hükümetine soruyorum; siz hangi sivil toplumdan bahsediyorsunuz?” ifadelerini kullandı.

“Ukrayna’nın eylemi tehlikeli bir maceradır ve cevapsız kalmayacaktır”

Ukrayna ordusunun Hazar Denizi’nde bir İran gemisini hedef almasına ilişkin soruları yanıtlayan Bekai, Kiev yönetimini ve onu destekleyen Batılı güçleri uyardı. Saldırı sonucu ölen ve yaralanan İran vatandaşlarının olduğunu belirten Bekai, Ukrayna Maslahatgüzarı’nın bakanlığa çağrıldığını aktardı.

Bekai, Kiev yönetiminin tutumunu Birinci Dünya Savaşı öncesindeki anarşist eylemlere benzeterek şöyle konuştu: “Ukrayna Devlet Başkanı’nın sergilediği tutum, uluslararası denklemdeki yetersiz ağırlığını hissettirmek için tehlikeli gösteriler yapan anarşistleri andırıyor. Bu tür gösterişçi adımların sonuçları öngörülemez olur ve tüm bölgeyi etkiler. Ukrayna yönetimi 4 yıldan bu yana ülkesini küresel güçlerin jeopolitik çekişme sahasına çevirdi. Biz başından beri Rusya ile Ukrayna arasındaki çatışmada taraf olmadığımızı vurguladık. Ukrayna’nın gemimize yönelik saldırısı tamamen hukuk dışı, Birleşmiş Milletler Şartı’na aykırı ve tehlikeli bir maceradır. Bu eylem tarafımızdan kesinlikle cevapsız kalmayacaktır. Hazar Denizi’ne kıyıdaş ülkelerin de bu durumdan ciddi rahatsızlık duyduğunu biliyoruz.”

“ABD savaşın ve barışın zamanını belirleyen taraf olamaz”

ABD ile İran arasındaki gerilime ve olası ateşkes tekliflerine değinen Sözcü Bekai, Washington yönetiminin askeri stratejisinin başarısızlığa uğradığını söyledi. Bekai, “İran’ı 3 gün içinde çökerteceklerini ve teslim alacaklarını sananlar, 5 ayın sonunda kendi yarattıkları bataklığa saplandı. Washington’ın savaş ve barışın zamanını belirlemesine asla izin vermedik ve vermeyeceğiz. Ulusal çıkarlarımız ve güvenliğimiz neyi gerektiriyorsa savunmamızı o yönde sürdürürüz. Diplomasiyi de ulusal çıkarlarımızı korumak adına bir araç olarak değerlendiririz” dedi.

Fars Körfezi İşbirliği Konseyi ve ABD Dışişleri Bakanı’nın ortak açıklamasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bekai, bölge ülkelerinin tutumunu değerlendirdi. Bekai, “İran’a yönelik askeri saldırılardan ABD’yi sorumlu tutuyoruz. Ancak bazı bölge ülkelerinin kendi topraklarını saldırgan taraflara açmasını ve askeri eylemlere doğrudan katılmasını görmezden gelemeyiz. Bölge ülkeleriyle hiçbir düşmanlığımız yok, aksine ortak bağlarımız var. Buna karşın bu ülkelerin ABD ile ortak bildiri yayımlayarak savunma kabiliyetlerimizi hedef alması yıkıcı bir yaklaşımdır” mesajını verdi.

“Nükleer enerjiden barışçıl yararlanma tüm ülkelerin hakkıdır”

ABD’nin Suudi Arabistan ile yürüttüğü nükleer teknoloji pazarlıklarına ve İbrahimi Anlaşmaları sürecine ilişkin soruları yanıtlayan Bekai, Washington’ın çifte standart uyguladığını belirtti.

Bekai, “İsrail rejiminin bölge ülkelerinin yerli teknoloji geliştirmesine karşı çıktığı bilinen bir gerçektir. Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması uyarınca barışçıl nükleer enerji kullanmak tüm taraf ülkelerin hakkıdır. ABD’nin İran’ın yasal haklarına karşı çıkıp başka ülkelerle bu tür pazarlıklar yürütmesini küresel kamuoyunun vicdanına bırakıyoruz” açıklamasını yaptı.

“Bulgaristan karar vericileri bu tehlikeli kararın hesabını vermelidir”

Bulgaristan parlamentosunun ABD Hava Kuvvetleri’ne ait yakıt ikmal uçaklarının Sofya’daki üslere konuşlandırılmasına onay vermesini değerlendiren Dışişleri Sözcüsü, Sofya yönetiminin uluslararası hukuku ihlal ettiğini bildirdi.

Bekai, “Bulgaristan halkının ve parlamenterlerinin büyük kısmının bu karara karşı olduğunu biliyoruz. Bulgaristan topraklarının İran’a yönelik saldırılarda ABD uçaklarına yakıt ikmali için kullandırılması Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 3314 sayılı kararı uyarınca bir saldırı eylemine ortaklıktır. Bulgar yetkililer bu tehlikeli kararın sorumluluğunu taşımak zorundadır” değerlendirmesini yaptı.

“Fransız diplomatlar toplumla temas bahanesiyle müdahalede bulundu”

Tahran’daki yabancı misyonların faaliyetleri ve Fransa ile yaşanan diplomatik gerilime dair haberleri yorumlayan Bekai, elçiliklerin kapanacağı yönündeki iddiaların psikolojik savaşın bir parçası olduğunu vurguladı.

Fransa Büyükelçisi’nin Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldığını doğrulayan Bekai, “Fransız makamlarının suçluluk psikolojisiyle hareket etmesi tanıdık bir durumdur. Diplomatik statü kılıfı altında ülkemizin iç işlerine karışan diplomatları sebebiyle İran’dan özür dilemesi gereken taraf Paris yönetimidir. Diplomatik İlişkiler Hakkındaki 1961 Viyana Sözleşmesi’ni ihlal ederek sivil toplum bahanesiyle müdahale eden bu kişilerin faaliyetlerine son verilmesini Fransız elçisine net şekilde ilettik” şeklinde konuştu.

“Irak ile sınır güvenliği ve terörle mücadele konularını görüştük”

Irak Başbakanı’nın Tahran ziyaretine ve güvenlik görüşmelerine değinen Bekai, ABD’den Irak aracılığıyla mesaj getirildiği iddialarını yalanladı. Irak Hükümeti’nin de bu iddiaları reddettiğini hatırlatan Bekai, “Ziyarette Irak merkezi hükümeti ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile sınır güvenliği, terör örgütleriyle mücadele ve ortak güvenlik anlaşmasının uygulanması konularında mutabık kaldık” ifadelerini kullandı.

Kuveyt’in tutumuna dair soruları da yanıtlayan Dışişleri Sözcüsü, “Kuveytli yetkililerin saldırılara katılmadıklarına dair açıklamalarını olumlu karşılıyoruz ancak bunu sahada görmemiz gerekiyor. ABD’nin Kuveyt’teki askeri üsleri İran’a yönelik eylemlerde kullanmaya devam etmesi kabul edilemez” uyarısında bulundu.

“İngiltere’nin tutumu uluslararası hukukun ihlalidir”

İngiltere’nin yeni hükümetinin ABD’ye üslerini İran’a yönelik operasyonlarda 40 gün boyunca kullanma izni vermesini eleştiren Bekai, Londra yönetiminin saldırganlığa ortak olduğunu belirtti.

Bekai, “İngiltere Başbakanı’nın ABD uçaklarına üslerini açtığını itiraf etmesi, uluslararası suç ortaklığının açık belgesidir. Bu durum Birleşmiş Milletler Şartı’nın 2. maddesinin 4. fıkrasına aykırıdır. Hürmüz Boğazı’nda uluslararası koalisyon kurma girişimleri durumu daha da karmaşıklaştırır. Londra yönetimi samimiyse, Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasının tek sebebinin ABD’nin 28 Şubat tarihinde başlattığı saldırılar olduğunu kabul etmelidir” değerlendirmesini yaptı.

İngiltere’nin Devrim Muhafızları Ordusu’nu ulusal güvenlik tehdidi listesine almasına da değinen Sözcü, “Devrim Muhafızları devletimizin ve Silahlı Kuvvetlerimizin resmi bir parçasıdır. Bölgede terörle mücadele eden bir kuruma karşı alınan bu siyasi karar tamamen hukuk dışıdır ve Londra bunun sonuçlarıyla yüzleşecektir” dedi.

“ABD müzakere edilen mutabakatın tamamını ihlal etti”

İslamabad Mutabakatı ve Umman ile yürütülen görüşmeler hakkında detaylı bilgi veren Bekai, Washington’ın taahhütlerine sadık kalmadığını açıkladı.

İslamabad Mutabakatı’nın 5. maddesini okuyan Bekai, şu ayrıntıları paylaştı: “Mutabakatın 5. maddesi uyarınca İran, 60 gün süreyle ticaret gemilerinin emniyetli geçişini sağlamak amacıyla gerekli düzenlemeleri yapmayı ve 30 gün içinde teknik engeller ile mayınları temizlemeyi taahhüt etmişti. Ancak ABD, imzanın üzerinden henüz 22 gün geçmişken ve 30 günlük süre dolmamışken saldırılarını başlattı. ABD ve bazı bölge ülkeleri ticaret gemilerini kuzeydeki güvenli rotadan güneydeki tehlikeli rotaya yönlendirerek kışkırtıcılık yaptı. Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri bandıralı gemilerin sinyal vericilerini kapatıp güney rotasına girmesi tesadüf değildir. ABD ticaret gemilerini askeri sevkıyat için kalkan olarak kullandı. Bu ihlaller nedeniyle mutabakatın uygulanmasını durdurduk.”

Bekai, Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliğine ilişkin görüşmelerin ise yalnızca kıyı komşusu Umman ile ikili düzeyde yürütüldüğünü, bu temasların ABD ile hiçbir ilgisinin olmadığını vurguladı.

“ABD ile şu anda herhangi bir müzakeremiz yoktur”

Basında çıkan doğrudan müzakere ve 10 günlük ateşkes iddialarını kesin dille yalanlayan Bekai, krizin baş sorumlusunun Washington olduğunu yineledi.

Sözcü Bekai, “İran’ın ABD’den doğrudan müzakere talep ettiği yönündeki haberler tamamen psikolojik kurgudur. Aracı ülkeler üzerinden mevcut gerilime dair mesajlar gelebilir ancak ABD ile yürütülen hiçbir doğrudan müzakere yoktur. Donald Trump’ın mühimmat eksikliği sebebiyle saldırıları ertelediği yönündeki haberler ABD’nin sorumsuz yönetim anlayışını gösteriyor. Sahadaki göreceli sakinlik füze ve hava savunma kuvvetlerimizin caydırıcılığından kaynaklanıyor” açıklamasını yaptı.

Lübnan’daki gelişmelere ve Hizbullah’ın silah bırakması yönündeki baskılara da değinen Bekai, “Lübnan halkının ve direniş güçlerinin vatanlarını işgale karşı nasıl savunacağı tamamen kendi kararlarıdır. Baskı ve güçten başka dil anlamayan bir rejime karşı silahsız kalınamayacağını tarih göstermiştir” dedi.

“Düşmanın kötülüğü yüzünden kendimizi suçlamamalıyız”

ABD’nin son günlerde sivil altyapıları hedef aldığına dikkat çeken Bekai, Şelemçe sınır kapısındaki Erbain ziyaretçilerine ve Meşhed güzergahına düzenlenen saldırıları savaş suçu olarak niteledi.

İç kamuoyunda ve basında Dışişleri Bakanlığı ile Bakan Abbas Arakçi’ye yöneltilen eleştirilere yanıt veren Bekai, sözlerini şöyle tamamladı: “Diplomasi alanında alınan tüm kararlar, devletin üst kademelerindeki yetkili kurulların ortak kararı ve uzlaşısıyla hayata geçirilmiştir. Hiçbir adım kendiliğinden veya müstakil olarak atılmamıştır. Düşmanın sözünden dönmesi ve saldırganlaşması sebebiyle içeride birbirimizi suçlamamalıyız. Dışişleri Bakanlığı ulusal çıkarları ve güvenliği korumak adına devlet kararlarını uygulamaya devam edecektir.”

Ortadoğu

BAE, veri merkezi planlarını revize ediyor

Yayınlanma

Birleşik Arap Emirlikleri, ABD dışında gerçekleştirilecek en büyük projelerden biri olan 5 gigawatt’lık yapay zeka veri merkezi projesinin planlarını sessizce revize ediyor.

BAE, İran savaşı sonrasında kritik altyapının nasıl ve nerede inşa edilmesi gerektiğine dair yeniden değerlendirme sürecine girdi.

Konuya yakın altı kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre, başlangıçta Abu Dabi’de 26 kilometre kare büyüklüğünde bir kampüs olarak tasarlanan projenin, artık BAE genelinde yayılmış bir veri merkezi ağından oluşması muhtemel.

Kaynaklara göre, proje bu bakımdan yeniden şekillenecek.

Yetkililer, hava savunma sistemleri ve bazı tesislerin yer altına inşa edilmesi dahil olmak üzere, tesisleri insansız hava araçları ve füze saldırılarından daha iyi korumanın yollarını da değerlendirdiklerini belirttiler.

Amerikalı teknoloji şirketleriyle ortaklaşa inşa edilen BAE-ABD Yapay Zeka Kampüsü’ne ilişkin planlar, geçen yıl Başkan Donald Trump’ın zengin Körfez ülkesine yaptığı ziyaret sırasında duyurulmuştu.

Proje, ekonomisini petrolden uzaklaştırmaya çalışan BAE’nin küresel bir yapay zeka gücü olma hedeflerinin merkezinde yer alıyor.

Proje, BAE ulusal güvenlik danışmanı ve cumhurbaşkanının kardeşi Şeyh Tahnun bin Zayed el Nahyan’ın kontrolündeki yapay zeka şirketi G42 tarafından yürütülüyor.

Nvidia yapay zeka çiplerine ve diğer gelişmiş ABD teknolojilerine erişim karşılığında BAE, Çin ile yapay zeka alanındaki bağlarını kesmeyi ve Stargate girişiminin ABD’deki veri merkezlerine yatırım yapmayı kabul etmişti.

Stargate, OpenAI, Oracle ve SoftBank arasında yapay zeka altyapısı kurmak amacıyla kurulan bir ortak girişim.

Reuters, BAE yetkililerinin yeni bir ana planı sonuçlandırmaya ne kadar yaklaştığını veya önerilen değişikliklerin inşaat maliyetlerini ve zaman çizelgelerini ne ölçüde etkileyebileceğini belirleyemedi.

Stargate UAE olarak bilinen, 30 milyar dolarlık ve 1 gigawatt kapasiteli bir hesaplama kümesinden oluşan projenin ilk aşamasının inşaatı geçen yıl başladı.

İlk 200 megawattlık kapasitenin bu yıl devreye girmesi planlanıyor.

Projede G42 ile ortaklık yapan Oracle’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Direktörü Larry Ellison’a göre, proje tamamlandığında BAE’deki tüm devlet kurumlarını ve ticari kuruluşları dünyanın en gelişmiş yapay zeka modellerine bağlayacak yeterli kapasiteye sahip olacak. 

Projede olası revizyonlara ilişkin Reuters’ın sorularına yanıt veren G42, yapay zeka kampüsü çalışmalarının planlandığı gibi ilerlediğini belirtti.

Şirket, ayrıntılara girmeden, “Projenin ayrıntıları, bu ölçekteki kritik altyapılardan beklenen güvenlik, dayanıklılık ve operasyonel standartlar doğrultusunda sürekli olarak gözden geçiriliyor,” dedi.

OpenAI, yapay zeka vizyonunu gerçekleştirmek için BAE ile birlikte çalıştığını ve “bunu hayata geçirmek için gerekli altyapı ve benimseme öncelikleri konusunda iyi ilerleme kaydettiğini” belirtti.

Kaynaklar Reuters’a, Tahran’ın İran’a yönelik ABD ve İsrail hava saldırılarına misilleme olarak, Amerikan kuvvetlerini barındıran Körfez komşularına füze ve insansız hava araçları fırlatmaya başlamasının hemen ardından Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerinin yapay zeka altyapı planlarını gözden geçirmeye başladığını bildirdi.

Mart ayında gerçekleşen saldırılarda Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki iki Amazon Web Services (AWS) veri merkezi ile Bahreyn’deki bir veri merkezi hasar gördü.

Şirketin web sitesindeki son güncellemelere göre, bölgedeki bulut bilişim hizmetleri hâlâ kesintiye uğramış durumda.

Nisan ayında İran silahlı kuvvetleri, Stargate UAE’nin de potansiyel bir hedef olduğu yönünde bir uyarı videosu yayınladı.

Videoda, kompleksin inşa edildiği yeri gösterdiği iddia edilen bir harita yer alıyordu ve altında “Hiçbir şey gözümüzden kaçmaz” yazıyordu.

Konuya aşina iki kaynak, daha önce kamuoyuna açıklanmamış olan Al ⁠Dhafra Hava Üssü yakınlarındaki bir şantiyenin konumunu doğruladı.

Abu Dabi’nin dış mahallelerinde bulunan üs, ABD askerlerine ev sahipliği yapıyor ve Şubat ayında başlayan savaş sırasında hedef alınmıştı.

Başkan Joe Biden döneminde ABD Dışişleri Bakanlığı Arap Yarımadası İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Daniel Benaim, uzun süredir kendilerini güvenli liman olarak pazarlayan Körfez ülkeleri için bu çatışmanın bir “iktisadi deprem” olduğunu söyledi.

Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Orta Doğu Enstitüsü’nde araştırmacı olan Benaim, “Kritik altyapıyı güçlendirmek için değişiklikler hayati önem taşıyor. Bölgedeki her ülke, riski azaltmak ve uluslararası ortakları ile yatırımcıları güvence altına almak için neler yapabileceğini değerlendirecek,” dedi.

Sektörden bir yönetici ve konuyla ilgili bilgilendirilen bir başka kişiye göre, BAE’deki yapay zeka kampüsünün inşaatının ilk aşamasının, tesisi hava saldırılarından korumak için bazı değişiklikler yapılsa da planlandığı gibi devam etmesi bekleniyor.

Projenin geri kalan kısmının muhtemelen birden fazla lokasyona yayılacağını belirttiler.

İki kaynağa göre, yetkililer yeraltında inşaat yapmanın yanı sıra, ordunun kullandığı veriler gibi en hassas verileri barındıran tesisleri dağların içine yerleştirmeyi de değerlendiriyor.

ABD, Çin ve Avrupa’da veri merkezleri, kullanılmayan madenlerin, Soğuk Savaş döneminden kalma sığınakların veya mağaraların içine inşa ediliyor.

BAE, çoğunlukla düz, çöl arazisinden oluşuyor. Fakat Res’ül Hayme ve Fuceyre emirliklerinin kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde uzanan dağ sıraları bulunuyor.

Üç kaynağın belirttiğine göre, yeniden tasarım sürecine hava savunma sistemleri dahil ediliyor.

Bunlara insansız hava aracı ve füze önleyiciler ile elektronik sinyal bozma ekipmanları da dahil.

Bir başka kaynak ise, diğer olası önlemler arasında patlamaya dayanıklı beton kullanımı ile yedek güç ve soğutma sistemlerinin eklenmesinin yer aldığını belirtti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran depoladığı parçalarla balistik füze montajını canlandırıyor

Yayınlanma

İran, İsrail ve ABD’nin aksi yöndeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde depoladığı parçalarla balistik füze üretimine yeniden geçti. Wall Street Journal gazetesinin eriştiğini iddia ettiği istihbarat raporları, nisan ayındaki ateşkes sürecinde tünel girişleri açılan Hocir gibi merkezlerde hareketliliğin sürdüğünü belgeliyor.

İran, İsrail ve ABD makamlarının bu kapasitenin tamamen ortadan kaldırıldığı yönündeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde balistik füze üretimine yeniden başladı.

The Wall Street Journal gazetesinin ABD’li ve Ortadoğulu yetkililere dayandırdığı haberine göre Tahran yönetimi, üretim sürecinde önceden depoladığı parçalardan yararlanıyor.

Yetkililer, savaşın başlangıcında füze sahalarına ve sanayi tesislerine düzenlenen saldırılara rağmen İran’ın hem katı hem de sıvı yakıtlı füzelerin montajına devam ettiğini aktarıyor.

İstihbarat verileri, ülkenin güneydoğusundaki Hocir kompleksi de dahil çok sayıda yer altı merkezinde hareketlilik olduğunu ve yeni hava saldırılarından korunmak amacıyla ilave yer altı montaj noktaları oluşturulmaya çalışıldığını gösteriyor.

ABD ve İsrail operasyonlarının bazı tesisleri tahrip etmesi ve deniz ablukasının katı yakıt bileşenleri ile parça ithalatını zorlaştırması nedeniyle, mevcut montaj işlemleri savaş öncesine kıyasla daha düşük hacimlerle sürdürülüyor.

ABD merkezli Füze Savunma İttifakı kıdemli analisti Tal Inbar, sürece ilişkin değerlendirmesinde tesislerin hedef alınmadığı anlarda hasarlı altyapının onarılabileceğini, diğer ülkelerden parça temin edilerek buralarda saklanabileceğini vurguladı.

Inbar, İran’ın füze üretim kapasitesini yeniden inşa etmediğini düşünmenin saflık olacağını kaydetti.

Tesislerin imha edildiğini ve Tahran’ın ciddi biçimde güç kaybettiğini savunan yetkili, İran’ın şu anda hiç olmadığı kadar zayıf bir durumda kaldığını, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu ülkenin nükleer silaha ulaşmasına asla müsaade etmeyeceğini söyledi.

Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, ABD’nin İran’a ait insansız hava aracı, balistik füze ve donanma sanayi altyapısının yüzde 90’a varan kısmını yok ettiğini, Tahran’ın füze ve İHA fırlatma kabiliyetini büyük ölçüde zayıflattığını dile getirdi.

Bir diğer ABD hükümet yetkilisi, Tahran yönetiminin haziran ortasında Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın sonlandırılmasına dair Trump yönetimiyle yürüttüğü ön müzakerelerin ardından üretimi düşük ölçekte de olsa yeniden canlandırmış olabileceğine işaret etti. Yetkili, mevcut stoklarla en az iki yüz füzenin monte edilebilecek durumda olduğunu belirtti.

CNN televizyonunun mayıs sonundaki haberinde, ABD ve İsrail’in maliyetli mühimmatlarla vurduğu yer altı füze sığınaklarının Tahran yönetimi tarafından buldozer ve damperli kamyonlar kullanılarak yeniden açılmaya çalışıldığı aktarılmıştı.

Nisan ayındaki ateşkes kararının ardından kazı faaliyetleri hız kazandı; 18 farklı noktada isabet alan 69 tünel girişinden 50’si yeniden ulaşıma hazır hale getirildi.

Uzmanlar, sadece tünel girişlerini bombalayarak füze gücünü yok etmenin imkansız olduğunu, bunun bombardımanların sınırını ortaya koyduğunu vurguladı.

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth nisan ayında İran’ın füze programını fiilen bitirdiklerini iddia etmişti. Ancak NBC News’ün haberinde, Tahran’ın ateşkes sürecini askeri gücünü toparlamak amacıyla değerlendirdiğine dikkat çekilmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Pakistan: Husilere yönelik misillemeyi henüz görüşmedik

Yayınlanma

Pakistan, Yemen direnişinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına yanıt olarak Mekke Anlaşması kapsamında İslamabad’dan gelecek bir askeri tepki konusunda herhangi bir görüşme yapılmadığını belirtti.

Öte yandan Pakistan Dışişleri, “zamanı geldiğinde” Pakistan’ın harekete geçeceğini de ekledi.

Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Saccad Haydar Han, haftalık basın toplantısında, İslamabad’ın Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan ortak savunma anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini nasıl yerine getirmeyi planladığına dair bir soruya yanıtladı.

Han, “Şu anda bu konuda herhangi bir görüşme yok… Zamanı geldiğinde anlaşma kapsamında harekete geçeceğiz,” dedi.

Geçen ay imzalanan ortak savunma anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı bir saldırının, üçüne de yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.

Bu soru, Yemen’deki Husilerin (Ensarullah) bu hafta Suudi şehirlerine ve enerji ⁠altyapısına saldırması üzerine gündeme geldi.

Reuters, İslamabad’ın Tahran’ı, “Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştıran Yemenli Husi müttefiklerini dizginlemesi konusunda uyardığını” bildirdi.

Yine Reuters‘ta yer alan habere göre, ​Suudi yetkililer ile Pakistan ve Türk ordularından üst düzey temsilciler, Husi saldırılarına verilecek yanıtı koordine etmek üzere Riyad’da bir araya geldi.

Taraflar, birliklerinin Yemen’e girmemesi ve verilecek herhangi bir yanıtın Suudi Arabistan topraklarından başlatılması konusunda anlaştı.

ABD ile İran arasındaki çatışmada arabuluculuk da yapan Pakistan, bu saldırıları kınadı fakat savunma anlaşmasının hükümleri uyarınca nasıl tepki verebileceğine dair ayrıntı vermedi.

Han ayrıca, Washington’un küresel enerji arzını da aksatan bölgesel kargaşayı kontrol altına almakta zorlanırken, Mekke İttifakı’nı genişletmeye yönelik herhangi bir planın bulunmadığını belirtti.

Bu arada Ensarullah, Yemen’in güney batısında, Bab el-Mendeb boğazına yakın sahil kenti Muha’yı ele geçirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English