Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD istihbaratı Rusya değerlendirmesini değiştirdi

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD istihbaratı, Rusya’nın önümüzdeki yıllarda NATO’nun kararlılığını sınayabileceğini değerlendiriyor. Amerikan yetkililere göre olası senaryolar, bir NATO ülkesine yönelik siber saldırıdan ittifakın doğu kanadına sınırlı bir işgale kadar uzanıyor.

ABD istihbaratı, Rusya’nın önümüzdeki yıllarda NATO’nun kararlılığını sınayabileceğini değerlendiriyor.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) Amerikan istihbarat raporlarına dayandırdığı haberine göre Washington, Rusya’nın ittifaka yönelik tutumuna ilişkin değerlendirmesini değiştirdi.

ABD’li uzmanların değerlendirmelerine göre farklı senaryolara hazırlanılması gerekiyor. Bu senaryolar, bir NATO ülkesine yönelik siber saldırıdan, kimliklerini gizleyen silahlı grupların gönderilmesine ve ittifakın doğu kanadına yönelik “sınırlı işgale” kadar uzanıyor.

Amerikan istihbaratı, böyle bir gelişmenin bu sonbahar ile 2029 yılı arasındaki dönemde yaşanabileceğini düşünüyor.

ABD’de karadan işgal ihtimalinin düşük olduğu, ancak zaman geçtikçe arttığı değerlendiriliyor. Haberde, böyle bir adımın NATO’nun kolektif savunmayı düzenleyen 5. maddesini devreye sokacağı için uzun süre son derece düşük ihtimalli görüldüğü belirtildi.

Ancak söz konusu madde, siber veya hibrit tehditler karşısında ittifakın vereceği tepkiyi aynı açıklıkta tanımlamıyor.

ABD tarafı daha önce, Ukrayna’daki çatışmalar sürdüğü müddetçe Moskova’nın herhangi bir NATO ülkesine karşı eyleme geçmeyeceği senaryosunu değerlendiriyordu. Habere göre bu değerlendirme yılın başında değişti.

Haberde ayrıca Amerikan yetkililerin kritik öneme sahip mühimmat stoklarının yetersizliği konusunda kaygı taşıdığı belirtildi. Amerikan yetkililer, uzun ve kısa menzilli füzelerin yanı sıra Patriot, SM-3 ve THAAD önleyici füzeleriyle radar ve hava savunma topçu sistemlerinin stoklarının da düşük olduğunu söyledi.

Analistler, Ortadoğu’da mühimmat tüketiminin ABD’nin Rusya ve Çin’i caydırma kabiliyetini zayıflatabileceği uyarısını defalarca yaptı.

NATO’nun Avrupa’daki Müttefik Kuvvetler Yüksek Karargahı (SHAPE) sözcüsü Albay Martin O’Donnell, ittifakın “her sayıda senaryoyu daima değerlendirip bunlara hazırlık yaptığını” söyledi.

NATO, Rusya’yı “uzun vadeli tehdit” olarak nitelendirdi

NATO Genel Sekreteri, Batı’ya Rusya karşısında safdil davranmaması çağrısında bulundu. 8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’ne katılanlar, ortak bildiride Rusya’nın “Avrupa-Atlantik güvenliği ve istikrarı açısından oluşturduğu uzun vadeli tehdide” işaret etti.

The Times, temmuz başında üst düzey bir kaynağa dayandırdığı haberinde, ittifakın askeri ve siyasi yönetiminin Rusya’nın olası bir çatışmaya hazırlandığına dair kanıt görmediğini yazdı.

Gazete, NATO ile Rusya arasında açık bir askeri çatışmanın başlayabileceğine ilişkin söylemin esas olarak ittifak ülkelerinin kaynaklarını harekete geçirmek ve onları gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 5’i oranındaki ortak savunma harcaması hedefine ulaşmaya teşvik etmek amacıyla kullanıldığını belirtmişti.

Moskova, NATO’ya saldırma niyeti bulunmadığını birçok kez vurguladı. Devlet Başkanı Vladimir Putin, ittifakla savaşmak için jeopolitik, ekonomik ya da askeri hiçbir neden olmadığını söyledi.

Putin 2023’te, “Bu, Rusya yönündeki hatalı politikalarını gerekçelendirmek için kullanılan basit bir söz oyunundan ibaret” dedi.

Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediği yönündeki iddialara ilişkin olarak da Putin, masaya vurarak, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurup durdunuz. Tamamen aklınızı mı kaçırdınız? Bu masa kadar bile aklınız yok mu?” diye sordu.

Rusya Devlet Başkanı 2024’te ise bu iddiaları “saçmalık, anlıyor musunuz, köpekçe bir zırva… burjuvaları korkutmak için kullanılan palavralar” sözleriyle nitelendirdi.

Diplomasi

Çin, Ceuta krizinin arkasında Mossad’ın olduğunu düşünüyor olabilir

Yayınlanma

Çin istihbaratı, Ceuta’ya kitlesel göçmen akınının, İspanya’yı istikrarsızlaştırmak amacıyla Fas ve İsrail tarafından yürütülen bir istihbarat operasyonunun parçası olduğuna inanıyor.

El Mundo’ya göre bu teori, bazı akademik çevrelerde ve Çin istihbarat çevrelerinde giderek yaygınlaşıyor.

Gazetenin aktardığına göre bu hafta, Çin siyaseti ve Çin-İsrail ilişkileri uzmanı Mısırlı siyaset bilimci Nadia Helmy, jeopolitik analiz konusunda uzmanlaşmış uluslararası bir dergi olan Modern Diplomacy’de yayınlanan bir makalede bu tezi açıkça ortaya koydu.

Yazar, Pekin’den gelen bazı raporların Ceuta’daki olayları, Başbakan Pedro Sánchez’in hükümeti üzerindeki baskıyı artırmayı amaçlayan bir “hibrit savaş operasyonu” olarak yorumladığını savunuyor.

Bu yoruma göre, hamlede İspanya’ya karşı bir istikrarsızlaştırma kampanyası yürütmekle ilgilenen İsrail istihbarat servisi Mossad’ın da parmağı olduğu öne sürülüyor.

Helmy, bu yorumu, esas olarak İspanyol ordusunun konuşlandırılmasına ve krizin Avrupa Birliği’nin dış sınırları üzerindeki etkilerine odaklanan CGTN ve Xinhua gibi büyük Çinli resmi medya kuruluşlarının haberleriyle karşılaştırıyor.

ABD’den İspanya’ya “göçmen istilası” tepkisi

Helmy şöyle diyor:

“Çin istihbarat analiz merkezleri, İspanya ile İsrail arasındaki diplomatik ve siyasi gerilimin tırmanışını inceledi. Bu bakış açısıyla, ikili ilişkilerin bozulması, Mossad’ı Fas ile İspanya arasındaki göç krizine müdahil olmaya itmiş olabilir; bu da durumu daha da kötüleştirerek, Fas halkı arasında hoşnutsuzluk ve kaos yaratmak amacıyla ajanlar sızdırılmasına yol açmış olabilir.”

Özel sohbetlerde, Pekin’in siyasi çevrelerine yakın bazı diplomatlar ve analistler de, Ceuta’ya yapılan saldırının, İspanyol hükümetinin Gazze’deki katliamı eleştirmesi ve Filistin devletini tanımasıyla belirginleşen Madrid ile İsrail arasındaki ilişkilerin giderek bozulmasıyla bağlantılı olup olmadığını merak ediyor.

Bir diplomat, “2020’de ilişkilerin normalleşmesinden bu yana, Fas ve İsrail müttefik haline geldi ve savunma ile istihbarat alanındaki işbirliğini güçlendirdi,” diyor.

Bu teori Çin dışında da yankı buldu. Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro, Ceuta’daki göç krizinin nihai sorumlusu olarak doğrudan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu işaret etti.

Petro, İsrailli liderin “yoksulların İspanya’ya ulaşmak için hayatlarını tehlikeye atmaları için para ödediğini” ve Fas’ın “kaçak bir soykırımcının iradesine boyun eğdiğini” belirterek, göç akınını Rabat ile Tel Aviv arasındaki yakın ilişkiye bağladı.

Petro ayrıca, İsrail başbakanını Orta Doğu’daki politikasını sorgulayan hükümetlere karşı istikrarsızlık kampanyaları yürütmekle suçladı.

Sınır kontrolünün ulusal güvenliğin temel direği olduğu Çin’de, binlerce kişinin İspanya topraklarına geçişine dair görüntüler, birçok Çinli sosyal medya kullanıcısı arasında şaşkınlık ve inanamama duygularını bir arada uyandırdı.

“Sınırı bu kadar kolay geçmeleri nasıl mümkün olabilir?” en sık tekrarlanan sorulardan biriydi.

Resmi medya, Avrupa için ortaya çıkan siyasi sonuçlara da dikkat çekti. Pekin Dışişleri Üniversitesi’nden Profesör Cui Hongjian, İspanya sınırındaki olayların ardından Avrupa Birliği içindeki gerilimlere derinlemesine bir analiz ayıran Global Times gazetesine yaptığı açıklamada, “Ceuta krizi, AB’nin 2015 sonrası göç reformlarındaki eksiklikleri ortaya çıkardı ve bloğun ortak bir yanıt oluşturmadaki zorluklarını gösterdi,” dedi.

Göç boyutunun ötesinde, Çinli yetkililer ve diplomatlar, Pekin’de krizin öncelikle jeostratejik bir perspektiften değerlendirildiğini açıklıyor.

Ceuta, hayati deniz yolları, liman altyapıları, enerji kaynakları ve giderek artan Çin’in iktisadi varlığının kesiştiği bir bölge olan Batı Akdeniz’in karmaşık tablosundaki bir başka parça olarak görünüyor.

Çin ve İspanya hükümetleri arasındaki yakın ilişki, İspanya cumhurbaşkanının Pekin’e yaptığı dört ziyaretle ortaya kondu.

Bu sayı, diğer tüm Avrupalı liderlerden daha fazladır ve İspanya’yı Avrupa Birliği içinde Çin’e karşı en açık görüşlü muhataplardan biri olarak sağlamlaştırmış durumda.

Bununla birlikte, Çin için Fas, Afrika’da en büyük stratejik etkiye sahip ortaklarından biri haline geldi.

Çin’in ticaret ortağı Fas

Sadece beş yıl içinde, Rabat ve Pekin, Fas Krallığı’nı Çin’in hem Afrika hem de Avrupa pazarlarına açılan başlıca kapılardan biri haline getiren büyük altyapı projeleri ve ticari anlaşmalar yoluyla iktisadi ilişkilerini önemli ölçüde güçlendirdi.

Bu taahhüt özellikle imalat sektöründe belirgin. Onlarca Çinli şirket, Fas topraklarında elektrikli araç bileşenleri, bataryalar ve stratejik malzemeler için fabrikalar kurmak üzere milyarlarca dolarlık yatırımlar yapacağını duyurdu.

Bu tercih, çeşitli faktörlere dayanıyor: siyasi istikrar, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri ile imzalanan serbest ticaret anlaşmaları, batarya üretimi için hayati önem taşıyan bol fosfat rezervleri ve Avrupa’ya sadece 14 kilometre uzaklıktaki ayrıcalıklı konumu.

Pekin’in bakış açısına göre Fas, Asya’da Vietnam’ın üstlendiği role benzer bir rol oynayabilir: Çin’den doğrudan yapılan ihracatı etkileyen ve giderek artan ticaret engellerinin bir kısmını atlayarak Batı pazarlarına tedarik sağlayacak bir sanayi platformu.

Buna ek olarak, altyapı alanında giderek yoğunlaşan bir işbirliği söz konusu. Çinli devlet şirketleri demiryolu, enerji ve liman projelerine katılırken, Akdeniz’in en büyüğü ve dünyanın başlıca konteyner trafiği merkezlerinden biri olan Tanger Med limanı, Çin tedarik zincirleri için muazzam değere sahip bir lojistik düğüm noktası olarak kendini kanıtladı.

Buradan mallar, Avrupa ve Batı Afrika’ya hızla dağıtılabilmekte ve bu da Fas’ın kıtasal erişime sahip bir lojistik platform olarak rolünü güçlendiriyor.

Bu nedenle, Ceuta’da veya Fas’ın kuzeyindeki herhangi bir noktada bir kriz patlak verdiğinde, Pekin, stratejik önemi giderek artan iktisadi ortaklarından biri üzerindeki potansiyel etkiyi değerlendiriyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’li vekiller Polisario Cephesi’nin terör örgütü ilan edilmesini istedi

Yayınlanma

İki ABD’li milletvekili, Dışişleri Bakanlığı’nın Polisario Cephesi’ni “yabancı terör örgütü” olarak tanımasını öngören yasa tasarısını 30 Temmuz’da Kongre’ye sundu. Tasarıda örgütün İran’dan destek aldığı ve ABD’nin ulusal güvenliği açısından tehdit oluşturduğu ileri sürülürken, Josh Gottheimer İran ile Polisario Cephesi arasındaki işbirliğinin henüz doğrulanmadığını kabul etti.

ABD’li milletvekilleri Josh Gottheimer ile Ronny Jackson, Dışişleri Bakanlığı’nın Polisario Cephesi’ni “yabancı terör örgütü” olarak tanımasını öngören “Polisario Cephesi Terör Örgütü Tanımlama Yasası” adlı tasarıyı 30 Temmuz’da Kongre’ye sundu.

New Jersey Temsilcisi Gottheimer ile Teksas Temsilcisi Jackson’ın hazırladığı tasarıda, Polisario Cephesi’nin İran’dan destek aldığı ve ABD’nin ulusal güvenliği açısından tehdit oluşturduğu ileri sürüldü.

Gottheimer, İran yönetimiyle bağlantılı grupların ABD ve müttefiklerine karşı yeni bir cephe açmaya çalıştığını, Polisario Cephesi’nin de bu amaçla kullanılan araçlardan biri haline geldiğini savundu.

Ancak Gottheimer, İran ile Polisario Cephesi arasında böyle bir işbirliğinin henüz doğrulanmadığını da kabul etti.

Gottheimer, “Bu iki partili tasarı, söz konusu işbirliği doğrulandığında ABD’nin terörle mücadele yaptırımlarının Polisario Cephesi’ne karşı eksiksiz biçimde uygulanmasını sağlayacak” dedi.

Tasarı, Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz’un girişimi de dahil olmak üzere 2025’te Kongre’ye sunulan benzer düzenlemeleri izledi.

Polisario Cephesi Batı Sahra’nın bağımsızlığını savunuyor

Polisario Cephesi, Fas’ın denetimindeki Batı Sahra’nın bağımsız bir devlet olmasını savunuyor. Örgüt, bölgedeki İspanyol sömürge yönetimine karşı mücadele etmek amacıyla Mayıs 1973’te kuruldu.

İspanya’nın 1976’da bölgeden çekilmesinin ardından Polisario Cephesi, sürgündeki hükümeti Cezayir’de bulunan Sahra Arap Demokratik Cumhuriyeti’ni ilan etti. Fas ise kısa süre içinde Batı Sahra’nın büyük bölümünü kontrol altına alarak bölgenin kendi toprağı olduğunu öne sürdü.

Polisario adı, İspanyolca “Saguia el-Hamra ve Rio de Oro’nun Kurtuluşu İçin Halk Cephesi” ifadesinin kısaltmasından geliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, 2020’de Fas’ın İsrail ile İbrahim Anlaşmaları kapsamında ilişkilerini normalleştirmesi karşılığında Rabat’ın Batı Sahra üzerindeki egemenlik iddiasını tanıdı.

Fransa, İngiltere, Almanya, Hollanda ve İspanya da daha sonra Fas’ın bölgeye ilişkin tutumuna destek verdi.

ABD’nin NATO dışı önemli müttefiklerinden biri olan Fas, Washington ve Tel Aviv ile askeri ve siyasi ilişkilerini genişletiyor. Hudson Enstitüsü’ne göre Polisario Cephesi’nin yabancı terör örgütü ilan edilmesi, ABD-Fas ittifakını daha da güçlendirebilir.

Fas Gazze’deki uluslararası güce asker gönderdi

Fas, temmuz ayında Gazze’de Trump’ın “Barış Kurulu” yönetiminde görev yapması planlanan Uluslararası İstikrar Gücü’ne asker gönderen ilk Arap ve Afrika ülkesi oldu.

Rabat yönetimi, güce katılımını resmileştiren anlaşmayı 15 Temmuz’da imzaladı. Uluslararası İstikrar Gücü’nün İsrail ordusuyla işbirliği içinde faaliyet göstermesi öngörülüyor.

Filistin yanlısı Faslı bir aktivist, ülkesinin bu güçteki rolünü eleştirerek, “Fas’ın Hamas’ı silahsızlandırmak ve hatta Gazze’nin ABD-İsrail ekseninde yeniden sömürgeleştirilmesini denetlemek dışında nasıl bir rol üstleneceğini bilmiyorum” dedi.

Fas, İbrahim Anlaşmaları’nı imzalamasından bu yana İsrail ile askeri ve güvenlik ilişkilerini geliştirmeyi sürdürüyor.

İsrail askerleri, Mayıs 2025’te Fas’ın yıllık “Afrika Aslanı” tatbikatına açık biçimde katıldı. Rabat yönetimi ile ABD Afrika Komutanlığı’nın ortaklaşa düzenlediği ve 40’tan fazla ülkeden yaklaşık 10 bin askerin yer aldığı tatbikatın açılışında İsrail bayrağı ilk kez sergilendi.

Ceuta ve Melilla tartışması da gündemde

Fas hükümetinin geçen hafta on binlerce Faslı erkek göçmenin Kuzey Afrika kıyısındaki İspanya toprağı Ceuta’ya akın etmesini organize ettiği belirtiliyor.

ABD Kongresi’nde temmuz ayında kabul edilen bir bütçe raporunda da Ceuta ve Melilla ilk kez “Fas topraklarında bulunan” ve “Fas’ın uzun süredir hak iddia ettiği” İspanyol yönetimindeki kentler olarak tanımlandı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise Gazze’deki saldırılarda kullanılmak üzere ABD silahlarının İsrail ordusuna ulaştırılmasını engellemeye çalıştığı gerekçesiyle İspanya’nın cezalandırılmasını istemişti. Ceuta’ya yönelik göçmen akını, İsrailli sosyal medya kullanıcılarının önemli bir bölümü tarafından memnuniyetle karşılandı.

Responsible Statecraft, Fas hükümetinin Avrupa ülkelerine baskı yapmak amacıyla “göç şantajına” başvurmuş olabileceğini yazdı. Kuruluş, “Ancak bu kez başlıca fayda sağlayan taraflar İsrail ve ABD gibi görünüyor” değerlendirmesinde bulundu.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’den İspanya’ya “göçmen istilası” tepkisi

Yayınlanma

ABD, Başbakan Pedro Sánchez hükümetini Kuzey Afrika’daki İspanyol topraklarını “göçmen istilasından” korumayı “reddetmesi” nedeniyle eleştirdi.

Geçen hafta on binlerce göçmen Fas’tan Ceuta’ya akın etti. Bu dalga, İspanya’nın Kuzey Afrika şehirlerinin karma saldırılara karşı savunmasızlığı konusundaki endişelerini artırdı.

Krizin ortasında, İspanyol siyasetçiler ve medya, Ceuta ve Melilla’yı kendi toprakları olarak gören Fas ile, Sánchez’in İran’daki savaşı desteklemeyi reddetmesi nedeniyle öfkelenen ABD Başkanı Donald Trump arasındaki ilişkilerin gerilmesinden duydukları endişeleri dile getirdiler.

Madrid’deki pek çok kişi, Washington’un Rabat’ı dizginlemekten kaçınabileceğinden endişe duydu ve Ceuta ile Melilla’yı “Fas toprağı” olarak tanımlayan ve şehirlerin “gelecekteki statüsü”ne ilişkin müzakereleri destekleyen yakın tarihli bir ABD Kongresi raporuna işaret etti.

Ne var ki ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tommy Pigott, bu yerleşim bölgeleriyle ilgili ABD politikasında herhangi bir değişiklik olmadığını vurguladı.

Pigott, POLITICO’ya verdiği demeçte, “ABD, İspanya’nın Ceuta ve Melilla üzerindeki egemenliğini kesin bir şekilde destekliyor,” dedi.

Dışişleri Bakanlığı, Kongre raporunun ABD yasalarını temsil etmediğini belirtti.

İspanya’dan AB’ye: Göç krizinde Fas’ı suçlamayın

Washington, Ceuta ve Melilla’daki İspanyol egemenliğini tanıyor

Pigott, Washington’un İspanya’nın bu şehirler üzerindeki kontrolünü sorguladığına dair iddiaların, “İspanya hükümetinin, Ceuta’daki topraklarına yönelik göçmen istilasından halkını korumayı utanç verici bir şekilde reddetmesinden dikkatleri başka yöne çekmek isteyen kötü niyetli aktörler tarafından ortaya atıldığını” savundu.

Ayrıca, geçen hafta 72.000 göçmenin akın ettiği bu eksklavdaki krizin tek sorumlusunun İspanya hükümeti olduğunu savundu:

“On binlerce göçmenin Ceuta’ya akını, İspanyol hükümetinin egemenliğini savunmayı, sınırlarını güvenli hale getirmeyi ve halkını korumayı reddetmesinin doğrudan bir sonucu.”

Ceuta’daki kriz, başlangıçta İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ve Finlandiya İçişleri Bakanı Mari Rantanen gibi AB liderlerinden yaygın eleştirilere yol açtı.

Bu liderler geçen hafta İspanya’yı “Schengen Bölgesi’nin dış sınırını sızmalardan korumada tamamen başarısız olduğu” gerekçesiyle sert bir şekilde eleştirdiler.

Ceuta, Schengen Bölgesi’nde yer almıyor ve İspanya anakarasından Cebelitarık Boğazı ile ayrılıyor.

AB üye ülkeleri o zamandan beri tutumlarını değiştirip Madrid’i durumu yönetme biçiminden ötürü övdü.

Fakat Pigott İspanya’ya “yasadışı göçmenleri ülkeden çıkarmak ve sınırları üzerindeki kontrolü yeniden ele geçirmek için gerekli tüm önlemleri alması” çağrısında bulundu:

“Ceuta’ya sınırsız kitlesel göç, İspanyol halkını tehlikeye atmakta ve Avrupa’nın güvenliğini tehdit ediyor. Dışişleri Bakanlığı, egemenliklerini savunmak için İspanyol halkının ve tüm Avrupalıların yanında ve bu istilayı püskürtmek, yasadışı göçmenleri Avrupa topraklarından uzaklaştırmak ve Avrupa’nın sınırlarını güvence altına almak için gösterilen tüm çabaları memnuniyetle karşılıyor.”

Göçmen krizi: İspanya, AB’ye karşı

Washington-Rabat ilişkileri mercek altında

Washington ile Rabat arasındaki samimi ilişkiler, her iki tarafça da uzun süredir övünç kaynağı olarak gösteriliyor.

Bu yıl Fas, Donald Trump’ın “Barış Kurulu”na katılan ilk Afrika devleti olacağını duyurmuş; Trump da Kral VI. Muhammed’in iktidardaki 27. yılını kutlamak üzere yakın zamanda tebrik mesajı göndermişti.

Ceuta’ya 70.000’den fazla kişinin ani akını ve ardından hızlı geri dönüşünün yarattığı sorunlarla boğuşurken, Fas kralı, Batı Sahra’daki ihtilaflı bölgeyi çevreleyen 1 milyar dolarlık otoyola Trump’ın adını verdiğini teyit etti.

Uluslararası Kriz Grubu’nun Kuzey Afrika proje direktörü Riccardo Fabiani, “Bence Fas’ın bu olayın arkasında olduğu hipotezini ortaya atmak ya da böyle bir iddiada bulunmak için yeterli kanıt var. Fakat bunun için net bir tetikleyici yoktu ve işte bu da herkesi şaşırtan nokta,” dedi.

Gözlemciler, İspanya’nın son dönemde Rabat’ın ezeli rakibi Cezayir ile yakınlaşmasının Fas’ı tahrik etmiş olabileceğini öne sürdüler. 

Fakat Fabiani, başka bir, belki de daha makul bir açıklamanın ABD’yi işaret ettiğini söyledi:

“Bunu kanıtlamak elbette imkânsız. Fakat olasılık açısından bakıldığında, Fas ile Washington’daki bu yönetimin gerçekten çok yakın ve mükemmel bir ilişkisi olduğu göz önüne alındığında, Fas’ın müttefiklerinin gözüne girmek için bir şeyler yapmış olabileceğini hayal etmenin imkânsız olduğunu düşünmüyorum.”

ABD’de, Başkan Yardımcısı JD Vance ve Dışişleri Bakanlığı, bu akını İspanya’nın Sosyalist liderliğindeki hükümetine yüklediler.

Trump ise Demokratların seçilmesinin İspanya’da yaşananları “önemsiz kalacak” hale getireceği uyarısında bulundu.

ABD’li ve İsrailli sosyal medya figürleri Ceuta krizi ile çok ilgilendiler

ABD’nin bu tepkisi, ABD başkanıyla ilişkisi ilk dönemine kadar uzanan Rabat için bir zafer gibi görünüyordu.

O dönemde Fas, Trump’ın ihtilaflı Batı Sahra bölgesi üzerindeki egemenlik iddiasını tanıması karşılığında İsrail ile ilişkilerini normalleştirmeyi kabul etmişti.

Madrid merkezli Çağdaş Arap Çalışmaları Merkezi’nin direktörü Haizam Amirah-Fernández, akının ardından geçen günler boyunca hem Trump’a hem de İsrail hükümetine yakın çevrelerde Ceuta’ya olan ilginin yüksek seviyede kaldığını belirtti.

Direktör, “Birkaç gün üst üste Ceuta hakkında konuşmayı hiç bırakmadılar; bu oldukça dikkat çekici,” dedi.

Amirah-Fernández, ortaya çıkan şeyin Rabat’ın “siyasi hedeflerine ulaşmak için hibrit taktikler kullanmaya” istekli olduğu olduğunu belirtti.

Direktör, Mayıs 2021’de Rabat’ın, Madrid’in Batı Sahra’lı bir bağımsızlık yanlısı liderin Covid-19 tedavisi için İspanya’ya seyahat etmesine izin verme kararına tepki göstererek sınır kontrollerini gevşetip 8.000’den fazla kişinin Ceuta’ya geçmesine izin verdiği olayla bir paralellik kurdu.

Fas’taki üst düzey yetkililer, ülkenin herhangi bir şekilde suç ortağı olduğu yönündeki suçlamaları reddettiler.

AB’nin iç dengesi hayli kırılgan

Ceuta krizinin gösterdiği bir başka gerçek de AB’nin içerisinde “göç” meselesinin en önemli fay hattı haline gelmesi.

Sınır geçişlerinin gerçekleşmesinden birkaç saat sonra, bakanlar henüz bir telefon görüşmesi planlamamışken bile, Giorgia Meloni ve Mette Frederiksen’in önderlik ettiği 22 hükümet, Ursula von der Leyen’e bir mektup göndererek İspanya Yüksek Mahkemesi’ni ve ülkenin göçü yasallaştırma planlarını suçladı ve daha sıkı sınır kontrolleri talep etti.

Hükümet liderleri olguları, Madrid’in açıklamasını ya da kendilerinin talep ettiği toplantıyı beklemediler. İtalya ise daha da ileri giderek İspanya sınırında kontrolleri yeniden başlattı.

AB fonlu düşünce kuruluşu Bruegel’de araştırmacı olan Alicia García Herrero, neredeyse tüm Avrupa başkentlerinin Ceuta’daki krizi bir göçmen kriziyle karıştırdığını, oysa durumun bundan daha karmaşık olduğunusavundu:

“72.000 kişinin, kendi hükümetlerinin suç ortaklığı –ve muhtemelen desteği– olmadan tek bir günde Ceuta’ya ulaşamayacağı açık.”

Rabat’ın neden kendi vatandaşlarını birer silah olarak kullandığını öne süren yazar, “22’ye varan sayıda AB başkenti, bir göç krizi ile Avrupa’nın toprak bütünlüğüne yönelik dış saldırı arasındaki farkı tam olarak kavrayamadı ya da kavradılarsa bile, olası bir göç dalgasına ilişkin kendi seçmenlerinin görüşleri konusunda fazla endişeliydiler,” diye yazdı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English