Diplomasi
‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?

Analistlere göre yeni savunma paktı, etkisini Hint Okyanusu bölgesine kadar genişletebilecek daha geniş, ideolojik temelli bir askeri bloka dönüşebilir.
South China Morning Post’a konuşan analistlere göre Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye arasında imzalanan yeni savunma paktı, İslamabad’ın bu anlaşmayı Hindistan’ın çevresindeki Müslüman çoğunluklu ülkelerle daha geniş güvenlik bağları kurmak için kullanıp kullanamayacağı konusunda Yeni Delhi’de soru işaretlerine yol açtı.
Cuma günü imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırının üçünün tamamına yapılmış sayılacağını hükme bağlıyor.
Üçlü anlaşma, Suudi Arabistan ile Pakistan arasında geçen eylül ayında imzalanan ikili anlaşmanın ardından geldi.
Pakistan Savunma Bakanı Khawaja Muhammad Asif cumartesi günü paktı, İslam ülkeleri arasında daha geniş kapsamlı bir askeri ittifak için olası bir model olarak tanımladı ve böyle bir yapılanmayı NATO’ya benzetti.
İslam ülkelerinin dini dayanışmadan ziyade ulusal çıkarlarına öncelik verme ihtimali hâlâ daha yüksek olsa da analistlere göre Pakistan’ın paktı daha geniş kapsamlı işbirliği için potansiyel bir platform olarak sunması nedeniyle Delhi’nin temkinli olması gerekecek.
Bu gelişme, Bangladeş’in askeri modernizasyon planları kapsamında Çin ve Pakistan’ın ortak geliştirdiği JF-17 Thunder savaş uçaklarını İslamabad’dan satın alma seçeneğini değerlendirdiği bir döneme denk geliyor.
İki ülke arasında üst düzey hava kuvvetleri görüşmeleri ve olası bir savunma paktına ilişkin temaslar gerçekleştirildi. Bunlara, eğitim simülatörlerinin devri gibi adımların da eşlik ettiği bildirildi.
Delhi merkezli Indic Researchers Forum’un Stratejik İlişkiler ve Ortaklıklar Direktörü Srinivaasan Balakrishnan, paktın etkisini Hindistan’ın başlıca güvenlik sağlayıcısı olarak hareket ettiği Hint Okyanusu bölgesine kadar genişleten “daha geniş, ideolojik veya kimlik temelli bir askeri bloka” dönüşebileceğini söyledi.
“Dolayısıyla asıl stratejik soru, bugün bir ‘İslami NATO’nun kurulup kurulmadığı değil,” dedi ve ekledi: “Asıl soru, bunun savunma anlaşmaları, askeri tatbikatlar, istihbarat paylaşımı ve silah transferleri yoluyla kademeli olarak ortaya çıkıp çıkamayacağıdır.”
Analistler, Hindistan’ın Bangladeş’i yakından takip etmesi gerekeceğini söyledi.
Hindistan’daki Ashoka Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olan Uday Chandra, “Bangladeş kesinlikle yakından izlenmeye değer ve Hindistan yönetimi de şu anda bunu yapıyor. Hem Pakistan hem de Türkiye ile savunma ilişkileri son dönemde kesinlikle gelişti,” dedi.
Pakistan, döviz rezervlerini artırmak ve zor durumdaki ekonomisini canlandırmak amacıyla savunma ürünleri için aktif biçimde yeni pazarlar araştırıyor ve bu pazarlardaki varlığını genişletiyor.
Ancak Chandra’ya göre Dakka’nın Pakistan’dan silah ve savunma teçhizatı satın alması veya Pakistan’la ortak askeri tatbikatlar yapması halinde bile Mekke paktına resmen katılması hâlâ oldukça büyük bir adım olacaktır. Chandra, “Bangladeş’in katılması mümkün ama bu, belirsiz bir geleceğe doğru çok büyük bir sıçrama olur,” dedi.
Hindistan, hükümeti Delhi ile yakın çalışan Şeyh Hasina’nın iki yıl önce devrilmesinin ardından Bangladeş’le ilişkilerinde yaşanan gerginlik döneminden sonra bağları istikrara kavuşturmak için adımlar attı.
Hindistan’ın güvenlik ve istihbarat kurumları, özellikle siyasi geçişler ve bölgesel dinamiklerdeki değişimlerin ardından İslamcı militan grupların Bangladeş içinde operasyon alanları kullanması veya oluşturması ihtimali konusunda süregelen kaygılar taşıyor.
Gerilim, bir süredir Delhi’de yaşayan Hasina’nın 5 Ağustos’ta çevrim içi bir medya etkinliği düzenlemesinin ardından kısa süre önce yeniden ortaya çıktı. Bangladeş bunun üzerine, Hasina’nın açıklamalarının ülkedeki istikrarı zedelediği yönündeki endişesini dile getirdi.
Uzmanlara göre bu kaygılar geçici olabilir; zira son iki yılda uygulanan ticari kısıtlamaların kademeli olarak gevşetilmesi bekleniyor. Hindistan, Bangladeş’in ikinci büyük ticaret ortağı konumunda.
Hasina’nın ülkeye dönmesi beklenirken Bangladeş Cumhurbaşkanı istifa edeceğini duyurdu
Bangladeş ve yine Müslüman çoğunluklu bir ülke olan Maldivler, Hindistan’la önemli ekonomik, kalkınma ve güvenlik bağlarına sahip ve Hint Okyanusu bölgesindeki bölgesel ortaklıklar ile bağlantı projelerine katılıyor.
Balakrishnan, bu iki ülkeden herhangi birinin Pakistan merkezli karşılıklı savunma çerçevesiyle resmî veya gayriresmî bir hizalanmaya dahil olması halinde bunun Bengal Körfezi ve daha geniş Hint Okyanusu güvenlik denklemine önemli yeni bir değişken ekleyeceğini belirtti.
Ancak Chandra, Maldivler’in böyle bir pakta katılma ihtimalinin Bangladeş’e kıyasla “daha düşük” olduğunu söyledi. Bunun nedeni olarak Maldivler’in kısa süre önce Güney Asya Bölgesel İşbirliği Teşkilatı’nın (SAARC) Hindistan liderliğinde yeniden canlandırılması yönündeki çağrılarını gösterdi.
Ekonomik kalkınma ve bütünleşmeyi teşvik eden SAARC; Hindistan, Pakistan, Bangladeş, Sri Lanka, Nepal, Bhutan ve Maldivler’den oluşuyor. Örgüt, Hindistan’ın Uri’deki bir terör saldırısının ardından Pakistan’da yapılacak zirveyi boykot etmesi ve zirvenin iptal edilmesi üzerine 2016’da fiilen işlemez hale geldi.
Maldivler Devlet Başkanı Mohamed Muizzu’nun başlangıçtaki “Hindistan Dışarı” yaklaşımının yol açtığı gergin dönemin ardından diplomatik ilişkiler yeniden toparlandı. Bu değişim; üst düzey devlet ziyaretleri, mali destek paketleri ve geçen ay serbest ticaret anlaşmasına ilişkin ilk tur müzakerelerin yapılmasıyla kendini gösterdi.
Analistler, Mekke paktının Asif’in sözünü ettiği NATO tarzı ittifaktan hâlâ çok uzak olduğunu, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölgesel güçler arasındaki farklı tutumların paktın Ortadoğu’da bile genişlemesini muhtemelen sınırlayacağını söyledi.
Hindistan Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevinde bulunmuş Satinder Kumar Saini, Mekke paktının “birbirlerinin topraklarını savunma taahhüdünden çok siyasi mesaj verme amacı taşıdığını” söyledi.
Saini’ye göre İslamabad’ın nükleer kapasitesi nedeniyle pakt Ortadoğu’da daha fazla ağırlık taşıyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye’nin gelecekteki bir Hindistan-Pakistan çatışmasına doğrudan katılmasının muhtemel olmadığını belirtti.
“Hindistan, 2015’ten bu yana yoğun diplomatik temaslar, enerji anlaşmaları ve yurt dışındaki Hint vatandaşlarının refahına yönelik çalışmalarla Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerini büyük bir özenle geliştirdi. Bu pakt söz konusu dengeyi karmaşıklaştırıyor. Hindistan, Suudilerle angajmanını sürdürmeli, ikili ilişkilerimizi ve karşılıklı bağımlılığımızı genişletip derinleştirmeli,” dedi.
Bağımsız analist Priyajit Debsarkar ise ABD-İran barış görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Pakistan’ın Ortadoğu ülkeleri nezdinde askeri güç olarak sahip olduğu itibardan yararlanmaya çalıştığını söyledi. Ancak ona göre İslamabad, ABD’yi rahatsız etmekten çekineceği için Mekke paktının yakın zamanda Bangladeş gibi ülkelere genişletilmesi pek olası değil.
“Burada izlenmesi gereken asıl mesele bunun Amerikalılar tarafından nasıl karşılanacağı. Çünkü Amerikalılar bu alternatif ittifakın kurulmasından pek memnun olmayabilir,” dedi.
Debsarkar, Pakistan’ın ABD’nin en büyük katkı sağlayıcısı olduğu Uluslararası Para Fonu gibi çok taraflı yardım mekanizmalarına bağımlılığına dikkat çekti. Pakistan ekonomisi, devlet temerrüdünü önlemek ve döviz rezervlerini istikrara kavuşturmak için IMF kurtarma paketlerine büyük ölçüde bağımlı.
“Pakistan kartlarını doğru oynamak konusunda çok dikkatli olmak zorunda,” dedi.
The Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Diplomasi
NATO komutanı Varşova’da ittifakın “zafer teorisini” açıklayacak

NATO Avrupa Müttefik Yüksek Komutanı Orgeneral Alexus Grynkewich, Varşova Güvenlik Forumu’nda ittifakın yüksek yoğunluklu muhtemel bir çatışmaya dönük yeni stratejisini sunacak. Avrupa ve ABD kuvvetlerinin hazırlığı için 2029 yılı kritik hedef olarak belirlenirken, Askeri Komite Başkanı Dragone planın Rusya’ya karşı tehdit taşımadığını ifade etti.
NATO Avrupa Müttefik Yüksek Komutanı Orgeneral Alexus Grynkewich, Polonya’nın başkenti Varşova’da düzenlenecek güvenlik forumunda ittifakın yüksek yoğunluklu muhtemel bir çatışmaya hazırlık konsepti niteliğindeki “zafer teorisi” stratejisini açıklayacak.
Varşova Güvenlik Forumu organizatörlerinin yayımladığı basın bildirisinde, 12 ve 13 Ekim tarihlerinde gerçekleştirilecek etkinlik kapsamında sunulacak stratejinin ayrıntılarına yer verildi.
Söz konusu strateji, NATO’nun muhtemel bir çatışmayı karşı taraf açısından sürdürülemez maliyetlere ulaştıracak askeri ve sınai kapasiteyi oluşturmasını öngörüyor.
Hazırlanan belgede, Avrupa ve ABD silahlı kuvvetlerinin gelecekteki sınamalara hazır hale getirilmesi amacıyla 2029 yılı temel dönüm noktası olarak belirlendi.
Varşova Güvenlik Forumu Başkanı Katarzyna Pisarska, konseptin kapsamına ilişkin açıklamasında, Orgeneral Grynkewich’in hazırladığı yaklaşımın ittifakın yüksek yoğunluklu bir çatışmaya hazır hale gelmesi için atılması gereken somut adımları ortaya koyduğunu kaydetti.
Pisarska, Grynkewich’in Varşova Güvenlik Forumu’nda yapacağı sunumla 2029 hedefinin Avrupa güvenliği ve ittifakın geleceği açısından taşıdığı kritik önemi ilk kez ayrıntılı biçimde izah edeceğini söyledi.
Savunma planının Rusya’yı hedef almadığı açıklandı
Polonya’nın ev sahipliğinde on yılı aşkın süredir düzenlenen ve transatlantik işbirliği ile uluslararası güvenlik konularına odaklanan foruma, 90 ülkeden 2 bin 500’ü aşkın temsilcinin katılması planlanıyor.
Norveç’in ortak ülke olarak yer aldığı forumda Ukrayna’daki savaş ile Kuzey Avrupa, Baltık ülkeleri ve Polonya arasındaki işbirliği başlıkları da ele alınacak.
Toplantıda NATO Genel Sekreter Yardımcısı Radmila Şekerinska ve NATO Askeri Komite Başkanı Oramiral Giuseppe Cavo Dragone de hazır bulunacak. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise oturumlara video konferans yöntemiyle bağlanarak hitap edecek.
İttifakın savunma planlamalarının Rusya’ya karşı yönelmediğini belirten NATO Askeri Komite Başkanı Dragone, “NATO kimseyi tehdit etmiyor. En iyi zafer, uğruna savaşmak zorunda kalmadığımız zaferdir” ifadesini kullandı.
Dragone, planın özünün kamuoyuna ve taraflara izah edilmesi amacıyla Grynkewich tarafından yapılacak sunumu yerinde ve gerekli gördüğünü dile getirdi.
Hafta başında Bloomberg tarafından kurum içi belgelere ve diplomatik kaynaklara dayandırılarak yayımlanan haberde, NATO’nun üye ülkelerden birinin topraklarına yönelik muhtemel bir askeri müdahaleye verilecek operasyonel karşılıkları belirleyen bir savunma planı üzerinde çalıştığı bildirilmişti.
Gelişmeye ilişkin değerlendirmesi sorulan Orgeneral Grynkewich’in sözcüsü Albay Martin O’Donnell, NATO’nun “tamamen savunma amaçlı” bir ittifak olduğunu hatırlatarak hazırlanan planın operasyonel detaylarına dair bilgi paylaşmaktan kaçındı.
Diplomasi
Axios: ABD Ukrayna’yı istihbarat akışını kesmekle tehdit etti

Axios haber sitesi, Kiev’in Rus rafinerilerine saldırıları durdurmaması halinde ABD’li yetkililerin Ukrayna’ya istihbarat akışını kesme uyarısında bulunduğunu aktardı. Trump yönetimi artan benzin fiyatları nedeniyle Ukrayna’dan tek taraflı adım beklerken, Washington ile Moskova arasında küresel pazarlara milyonlarca tonluk Rus motorini sevkiyatı yapılması konusunda uzlaşmaya varıldı.
ABD yönetiminden temsilcilerin, Ukrayna’nın Rusya’daki petrol rafinerilerine yönelik insansız hava aracı saldırılarını durdurmaması ve ABD Başkanı Donald Trump’ın bu yöndeki taleplerine uymaması halinde Kiev yönetimine istihbarat paylaşımını kesme tehdidinde bulunduğu iddia edildi.
Amerikan haber sitesi Axios’un Ukraynalı bir yetkiliye dayandırdığı haberine göre söz konusu uyarı, Florida eyaletinin Miami kentinde gerçekleştirilen müzakereler sırasında iletildi.
Ukraynalı yetkili, görüşmelerin ABD Başkanı’nın Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Donald Trump’ın damadı Jared Kushner ile yapıldığını aktardı.
Ukraynalı muhataplarıyla bir araya gelen Witkoff ve Kushner’ın, Kiev yönetiminin Washington’dan gelen talepleri dikkate almaması durumunda Trump’ın Ukrayna’ya sağlanan istihbarat akışını tamamen durdurabileceğini açıkça dile getirdiği öne sürüldü.
Amerikalı bir yetkili ise haberde yer alan bu iddiaları reddetti.
Amerikalı kaynak, müzakerelerde herhangi bir şantaj ya da doğrudan tehdit yöneltilmediğini, Washington yönetiminin silah ve bilgi desteği sağlayan güvenilir bir ortak kalmaya devam ettiğini Ukrayna tarafına yalnızca hatırlattıklarını savundu.
Trump benzin fiyatlarındaki artıştan endişe duyuyor
Axios’a konuşan kaynak, Trump’ın Ukrayna’dan Rus rafinerilerine yönelik hava saldırılarını tek taraflı şekilde derhal sonlandırmasını talep ettiğini belirtti.
Habere göre Beyaz Saray yönetimi, Rusya’daki petrol işleme tesislerinin vurulmasının küresel petrol arzını olumsuz etkileyerek doğrudan ABD iç pazarındaki benzin fiyatlarının tırmanmasına yol açtığını değerlendiriyor.
Bununla birlikte ABD Başkanı Trump’ın, Ukrayna’nın Rus rafinerilerine dönük saldırıları ile Rus ordusunun Ukrayna enerji altyapısına yönelik kapsamlı taarruzlarını eşdeğer görmediği de kaydedildi.
Bu temasların hemen öncesinde ABD Başkanı Trump, Rus mevkidaşı Vladimir Putin ile “son derece başarılı müzakereler” gerçekleştirdiklerini ve Rus dizel yakıtının küresel piyasalara yeniden sevkiyatı hususunda anlaşmaya vardıklarını açıklamıştı.
Trump, Truth Social platformundaki resmi hesabından yaptığı paylaşımda, varılan mutabakatın ayrıntılarına ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“Rusya derhal Amerikan ve dünya pazarına 300 bin tondan fazla dizel yakıtı sevk edecek. Kasım ayı içinde 500 bin ton daha gönderilecek ve bunun hemen peşinden de 1 milyon tonluk sevkiyat yapılacak. Ayrıca rafinerilerinin durumuna bağlı olarak Rusya, kısa süre içinde 3 milyon ton dizel yakıtı sağlayacak.”
Zelenskiy yaptırımların gevşetilmesini zayıflık olarak niteledi
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise Washington ile Moskova arasındaki dizel sevkiyatı anlaşmasına ve ABD’nin Rusya’ya yönelik yaptırımları geçici olarak askıya alma kararına sert tepki gösterdi.
Axios’a verdiği mülakatta ABD’nin attığı bu adımı “haksız ve dürüstlükten uzak” olarak tanımlayan Zelenskiy, kararın Ukrayna’nın mücadelesini zedelediğini söyledi.
Zelenskiy, kendi Telegram kanalından yayımladığı açıklamada da çatışmaların yoğunluğunun azaltılması yönünde somut bir anlaşmaya varılmadan Rusya üzerindeki yaptırım baskısının hafifletilmesine kesin biçimde karşı çıktı. Ukrayna lideri, böylesi bir tavizi “açık bir zayıflık” olarak değerlendirdi.
ABD Başkanı Donald Trump ise Zelenskiy’nin bu eleştirilerine yalnızca “tamam” (ok) yanıtını vermekle yetindi.
Trump ayrıca çatışmaların çözüm sürecine ilişkin değerlendirmesinde, Ukrayna’daki çatışmaların çözüme kavuşturulmasında “baş döndürücü bir hız” yakalandığını ve krizin sonuna yaklaşıldığını ileri sürdü.
Buna karşılık ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio sahadaki vaziyeti bir “çıkmaz” olarak niteleyerek, bu kilitlenmeden yalnızca diplomatik müzakereler veya yeni bir askeri tırmanış yoluyla çıkılabileceğine işaret etti.
Moskova dizel ihracat kısıtlamasını gevşetmeye hazırlanıyor
Rusya’da büyük petrol şirketleri, petrol depolama tesisleri ve bağımsız tüccarlar dahil olmak üzere tüm ihracatçılar için geçerli olan motorin yurt dışı çıkış yasağının ekim ayı sonuna kadar sürmesi öngörülüyordu.
Rus medya kuruluşu RBK’ya konuşan konuya yakın bir kaynak, Rusya Enerji Bakanlığının 8 Ekim itibarıyla dizel yakıt ihracatına getirilen kısıtlamaların gevşetilmesini öngören bir kararname taslağı hazırlayarak hükümete sunduğunu aktardı.
Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ağustos ayı içinde yaptığı değerlendirmede Ukrayna enerji altyapısına yönelik düzenlenen hava saldırılarını “etkili ve zamanında adımlar” olarak savunmuştu.
Putin, bu saldırıların askeri teçhizat ve mühimmat sevkiyatını güçleştirdiğini, Ukrayna birliklerinin cephedeki rotasyonunu aksattığını ve askeri-sanayi tesislerinin işleyişini sekteye uğratarak Rus ordusunun sahadaki operasyonel görevlerini yerine getirmesine doğrudan katkı sağladığını ifade etmişti. Moskova yönetimi ayrıca Kiev’e yapılan her türlü yabancı askeri yardımı kınamayı sürdürüyor.
Diplomasi
Prof. Abdullah Baabood: Körfez kendi güvenliğini yeniden düşünmeli

Editörün notu: 26 Eylül’de İstanbul’da düzenlenen East-West Forum’da konuşan Prof. Abdullah Baabood, Ortadoğu’daki savaşların ve yıkımın bölge halklarına yüklediği ağır bedeli ele aldı. İran’a yönelik saldırının, Amerikan güvenlik şemsiyesi altında bulunan Körfez ülkelerini de tehlikeye attığını kaydeden Baabood, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının petrol ve doğal gaz ticaretini, ithalatı ve bölge ekonomilerini olumsuz etkilediğini belirtti. ABD’yle ilişkilerin ve bölgedeki Amerikan askeri varlığının geleceğinin artık daha fazla sorgulandığını söyleyen Baabood, bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini dış başkentlerin kararlarına bırakmak yerine ortak bir anlayışla şekillendirmesi gerektiğini vurguladı.
Öncelikle herkese iyi günler. Umarım hâlâ uyanıksınızdır.
Teşekkürler Pascal. Nazik davetleri için Tunç’a ve Harici’ye de teşekkür ederim.
Son konuşmacı olmak her zaman güzeldir. Çünkü farklı panellerde duyduğunuz bütün iyi fikirleri yeniden kullanabilirsiniz. Ama sizi bundan kurtarıp oldukça farklı şeyler söyleyeceğim.
Aslında başka bir konu hakkında konuşacağımı düşünmüştüm. Şimdi fikrimi değiştirdim, çünkü değinmek istediğim bazı konulara zaten değinildi.
Size bölgeden gelen birinin düşüncelerini aktarayım. Waseda University’den geldiğim yazıyor olsa da, ki orası Japonya’da, ikimiz de aynı üniversitede çalıştık, ben hâlâ oradayım, aslen Ummanlıyım. Bu yüzden orada Maskat yazıyor.
Bugün Orta Doğu’ya baktığınızda, İngilizlerin çekilmesinden bu yana, hatta öncesinden beri ne görüyorsunuz? Çatışma, yıkım, on yıllardır süren savaşlar.
Bunun daha ne kadar süreceğini kendimize soruyoruz. Çevremize baktığımızda harap olmuş devletler görüyoruz. İnsanlar neredeyse her gün öldürülüyor.
Yalnızca Filistin’de değil. O ayrı bir mesele ve daha önce söz edildi. Lübnan’a bakın, Suriye’ye bakın, Libya’ya, Sudan’a, Somali’ye, Yemen’e, Irak’a bakın.
Bir keresinde bir diplomatla konuşuyordum. Şöyle dedim: “Bütün bunlar yaşanıyor. Bu bir komplo teorisi olabilir mi? Ben komploya inanmıyorum.”
Şöyle dedi: “Komplo değilse nedir? Bütün bunları nasıl açıklarsın?”
Hâlâ bir anlam veremiyorum. Belki siz verebiliyorsunuzdur.
Bölgede geriye kalan istikrarlı, güvenli birkaç ülke, Amerika’nın şemsiyesi altında olduğu söylenen, petrol ve doğal gaz sayesinde refah içindeki Körfez ülkeleriydi.
Peki ne oldu? Başkan Trump, komşu bir ülkeye hukuka aykırı biçimde saldırmaya karar verdi. İran’ın bölgedeki Amerikan varlığına misilleme yapacağını gayet iyi biliyordu.
Bu ne demek? Bölgemizdeki ülkelerimizin İran’ın saldırısına uğrayacağı demek. Elbette altyapımızın bir kısmı da öyle.
Üstelik Hürmüz Boğazı artık kapalı. Açıktı, şimdi kapalı. Belki Umman dışında bütün Körfez ülkeleri, petrol ve doğal gaz ihracatında ve ithalatlarında Hürmüz Boğazı’na bağımlı.
Şimdi ekonomileri zarar görüyor. Altı, yedi ay oldu. Bunun daha ne kadar süreceğini bilmiyoruz. Bölge, birilerinin kararı yüzünden çok ağır bir bedel ödüyor.
Tel Aviv’de biri, Washington’da biri, bunu yapmak istediklerine karar verdi. Nedenini bile anlamıyoruz.
Mesele nükleer programsa, bu zaten çok önceden Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) kapsamında çözülmüştü. Ayrıca İran her zaman nükleer silah ve bomba yapmak için asla zenginleştirme yapmayacağını söyledi.
Üstelik savaştan önce de Umman Dışişleri Bakanı, İranlılar ve Amerikalılarla müzakere yürütüyordu. İranlılar, Başkan Trump’ın istediği neredeyse her şeyi kabul etmişti.
Bu yüzden Umman Dışişleri Bakanı televizyona çıkıp şaşırdığını söyledi. Müzakereler hâlâ sürerken savaş kararının çoktan alınmış olmasına şaşırmıştı.
Bölgenin gözünden bakınca şöyle düşünüyoruz: Peki, her yeri harap ettiniz. Çevremizdeki bütün bölge harap oldu, şimdi de biz. Üstelik biz müttefikiz. ABD’nin şemsiyesi altındayız.
İhtiyacınız olan bütün desteği size verdik. Petrol ve doğal gaz almanızı sağladık. Küresel ekonominin ihtiyaç duyduğu enerjiyi alıp iyi işlemesini sağladık.
Petrol ve doğal gaz gelirlerini ekonominize, teknolojinize, teknik bilginize ve silahlarınıza yatırdık. Bunun karşılığını da böyle alıyoruz.
Bence artık ABD’yle ilişkilerin geleceğine dair pek çok soru gündeme geldi. Bölgedeki Amerikan üsleri ve Amerikan varlığı bakımından da ilişkilerin geleceği sorgulanıyor.
Bence Amerika bu durumda kendi ayağına kurşun sıktı. Belki de bundan biraz daha fazlasını yaptı.
Halkta büyük bir öfke var. Yalnızca tanık oldukları, Gazze konusunda İsrail’e verilen koşulsuz destek, katliamlar ve soykırım yüzünden değil; şimdi yaşananlar yüzünden de.
Bu yüzden pek çok sorunun gündeme geleceğini düşünüyorum. Bence bu çatışma, küresel düzeyde yaşanan değişimi daha da hızlandıracak.
Son olarak şunu söyleyeyim: Bence bölge artık alışılmış kalıpların dışında düşünmeye, ABD’nin ya da başka ülkelerin güvenlik şemsiyelerine bel bağlamanın ötesine geçmeye başlamalı.
Bölgenin kendi güvenliğini düşünmesinin zamanı geldi. Güvenliğine Washington’da, Londra’da ya da başka bir yerde karar verilmesi gerekmiyor. Bölge içinde, bölge ülkelerinin iş birliğiyle karar verilmeli.
Bölgede güvenliği ve istikrarı desteklemeye yardımcı olabilecek birçok ülke var. Bu, Amerikalılara veda etmek anlamına gelmiyor. Her zaman müttefik kalacaklar. Ama Çin’le, Rusya’yla, Hindistan’la ve diğer güçlerle ilişkilerimizi de çeşitlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Elbette Türkiye burada çok önemli bir rol oynuyor. Pakistan da öyle.
Bence güvenliği, istikrarı ve ekonomik kalkınmayı sağlayacak, bölgemizin güvenliği için yabancı güçlere bağımlılığımızı azaltacak bir bölgesel mekanizmaya ihtiyacımız var.
Çok teşekkürler.
Görüş2 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Asya1 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Asya2 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı
Dünya Basını2 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor
Dünya Basını7 gün önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor











