Avrupa
Baltık ülkeleri ve Macaristan Fransa ile Almanya’ya güvenmiyor

Ukrayna’daki savaşın sonlandırılmasına yönelik olası müzakerelerde Avrupa içi temsil tartışması yaşanıyor. New York Times’ın haberine göre Baltık ülkeleri ve Macaristan, Fransa ile Almanya’nın kendi çıkarlarını temsil etme yetkisine şüpheyle yaklaşıyor.
The New York Times gazetesinin haberine göre, Baltık ülkeleri ve Macaristan, Ukrayna’daki çatışmanın çözümüne dair müzakerelerde çıkarlarını temsil etmeleri konusunda Almanya ve Fransa’ya tam olarak güvenmiyor.
Avrupalı üç yetkili; İngiltere, Fransa ve Almanya’nın süreçteki kilit müzakereciler olması gerektiği görüşünü savunduğunu belirtiyor. “E3” olarak bilinen bu üç ülke, Ukrayna’yı destekleyen “gönüllüler koalisyonunun” çekirdeğini oluşturuyor ve Kiev yönetimine sunulacak güvenlik garantisi seçeneklerini hazırlamış durumda.
Buna karşın yetkililer; Polonya, İtalya ve Kuzey Avrupa ülkelerinin de istişarelere katılması, Avrupa Birliği’nin süreçten haberdar edilmesi ve ilerleyen aşamada müzakerelere doğrudan dahil olması gerektiğini vurguluyor.
The New York Times’ın aktardığına göre Fransa, Almanya ve İngiltere, ABD’nin kendilerini müzakere sürecinin dışında bırakmasından endişe ediyor.
Görüşmeler hakkında bilgi veren kaynaklar, Avrupalı diplomatların müzakere masasında kendilerine yer açabilmek amacıyla alternatif bir format üzerinde çalıştıklarını dile getiriyor.
Kremlin Avrupa’nın güç politikasına tepkili
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Avrupalıların “Rusya ile güç konumundan ve Rusya’nın zayıflığı varsayımıyla müzakere yürütülmesi gerektiği” yaklaşımını en büyük hata olarak nitelendirmişti.
Peskov konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Eğer Avrupa Birliği içinde ders vermek için değil, gerçekten diyalog kurmak amacıyla Rusya ile yeniden temas ihtiyacını anlayacak güçler ortaya çıkarsa, Devlet Başkanı Putin ve Rus tarafı buna açık olacaktır” ifadelerini kullanmıştı.
Kremlin, Avrupa ülkelerinin Ukrayna’da barış istediklerini söylemelerine rağmen ülkeye silah sevkiyatını sürdürdüğünü savunuyor.
Avrupalı liderlerin açıklamalarındaki çelişkilere dikkat çeken Peskov, “Emmanuel Macron, Keir Starmer ve Friedrich Merz bir yandan barıştan söz etmeye çalışırken diğer yandan savaşın sürmesi için Kiev rejiminin yeni silah türleri üretmesine destek olma niyetlerini vurguluyor. Bu bir söylem tutarsızlığı değil midir?” değerlendirmesinde bulunmuştu.
Avrupa
Jamie Dimon, Birleşik Krallık hükümetini banka vergileri konusunda uyardı

JPMorgan CEO’su Jamie Dimon, Birleşik Krallık Maliye Bakanı John Healey’i bankalar için daha “düşmanca” bir vergi ortamı yaratmama konusunda uyardı.
Konuşma hakkında bilgi sahibi olan kaynakların Financial Times’a (FT) aktardığına göre, Wall Street yöneticisi perşembe günü Healey ile yaptığı telefon görüşmesinde, yüksek vergilerin genellikle istihdamın başka yerlere kaymasına neden olduğunu belirtti ve New York’taki finans sektöründeki istihdamdaki önemli düşüşü, kısmen şehrin vergi yüküne bağladı.
Küresel finans dünyasının en etkili isimlerinden biri olan Dimon, geçen yılki bütçe öncesinde vergi artışlarına karşı başarılı bir lobi faaliyeti yürüten banka yöneticileri arasındaydı.
O dönemde JPMorgan, Canary Wharf’ta 3 milyar sterlinlik yeni bir Londra merkezi kurma planlarını değerlendirirken, Dimon dönemin Maliye Bakanı Rachel Reeves ile görüşmeler yapmıştı.
Sektörün rekor düzeyde kâr elde ettiği göz önüne alındığında, bankalar Healey’in Ekim Bütçesi’nde cazip bir hedef olabilir.
Sendika liderleri, hane halkının enerji faturalarına yönelik bir yardım paketini finanse etmek için banka vergilerinin artırılmasını talep ediyor.
Healey, banka vergileri konusunda henüz bir görüş belirtmedi. Fakat görüşmeyle ilgili bilgisi olan bir kişiye göre Dimon, banka kârlarına uygulanacak olağanüstü vergi veya servet üzerinden daha geniş kapsamlı vergi artışlarının hoş karşılanmayacağını açıkça belirtti.
Görüşmeye aşina olan bir başka kişi ise, Dimon’un Healey’e Birleşik Krallık’ın iktisadi zorluklarını çözmenin tek yolunun büyümeyi teşvik etmek olduğunu ve buna giden tek yolun da “iyi politikalar” olduğunu söylediğini aktardı.
Bu kişi, Dimon’un vergilerle ilgili yorumlarının Birleşik Krallık’a özgü olmadığını ve “görüşmenin ana konusunu” oluşturmadığını da ekleyerek, görüşmeyi “çok samimi” olarak nitelendirdi.
Kaynaklar, Dimon’un Healey’in ekibinin talebi üzerine yeni maliye bakanıyla tanışma görüşmesi yapan ilk banka yöneticilerinden biri olduğunu belirtti.
Diğer banka yöneticilerinin de önümüzdeki hafta görüşmeler yapması bekleniyor.
Dimon’un Healey’e yaptığı özel yorumlar, geçen ay Başbakan Andy Burnham ve maliye bakanına yönelik kamuya açık bir uyarı sonrasında geldi.
Dimon o uyarıda, daha yüksek banka vergilerinin “olumsuz sonuçlar” doğurabileceğini söylemişti.
Dimon, 2008 finansal krizinde hükümetin Birleşik Krallık’taki büyük kredi kuruluşlarını kurtarmasının ardından getirilen banka vergisi veya kurumlar vergisi ek yükünü Burnham’ın artırma riskine ilişkin olarak, “Bu, düşünmeniz gereken bir dizi olumsuzluk arasına eklenecek bir unsur daha olur,” dedi.
Dimon, Wilfred Frost ile birlikte hazırlanan The Master Investor Podcast’e verdiği demeçte şöyle konuşmuştu:
“‘Bankalara vergi uygulayın’ demek kulağa harika gelebilir fakat hissedarlarım bu ek vergi nedeniyle 5 milyar dolar ödedi. Sadece bu tür şeylerin olumsuz sonuçları olacağını düşünüyorum.”
Geçen kasımdaki bütçe öncesinde Dimon’un Reeves ile yaptığı müzakerelere yakın bir kişi, Healey ile yapılan görüşmeler hakkında şunları söyledi:
“Jamie Dimon her zaman banka vergilerinin etkisine büyük önem verir ve Burnham hükümetinin yeni Canary Wharf genel merkezini destekleyeceğine dair güvence isteyecektir.”
Dimon’un Reeves ile yaptığı görüşmelerde, bankalara daha yüksek vergiler getirilmesi halinde planlanan ofis projesini iptal etmekle tehdit edip etmediği sorulduğunda, bu kişi , “‘Tehdit’ kelimesi biraz ağır kaçar. Fakat elbette her işletme, yatırımlarla ilgili nihai kararlarını vermeden önce mali ortamı dikkate alır,” cevabını verdi.
JPMorgan, Reeves’in bütçe açıklamasının ertesi günü Canary Wharf’taki Riverside projesinde yeni bir bina planlarını açıklamış ve bunun “Birleşik Krallık’ta devam eden olumlu iş ortamına” bağlı olacağını vurgulamıştı.
2008 finansal krizinin ardından getirilen kurallar gereği, Birleşik Krallık’ta faaliyet gösteren bankalar halihazırda standart kurumlar vergisine ek olarak bilançolarına uygulanan bir vergi ve kârlarına uygulanan bir ek vergi dahil olmak üzere ek vergiler ödüyor.
Fakat yüksek faiz oranları sayesinde son yıllarda banka kârları hızla arttı ve City of London’da bunun, kredi verenleri Birleşik Krallık’taki daha da cezai bir vergi rejiminin hedefi haline getirebileceğine dair endişeler var.
Sendikalar Kongresi (TUC), seçmenlerin yaşam maliyetlerini düşürmeye yardımcı olmak amacıyla, %25’lik kurumlar vergisi oranının %3 üzerinde belirlenen ve bankalar tarafından ödenen ek verginin artırılması için Healey’e çağrıda bulundu.
Ne var ki birçok banka yöneticisi, sektöre daha yüksek bir vergi yükü getirilmesi olasılığına karşı şimdiden sert bir tavır sergiledi.
Örneğin Santander CEO’su Ana Botín, haziran ayında FT’ye verdiği demeçte, Birleşik Krallık’taki banka vergi rejiminin “iktisadi açıdan mantıksız” olduğunu savunarak, “Politika yapıcılar aşırı yüksek kâr elde eden sektörler arıyorlarsa, başlamak için başka yerler de var,” demişti.
Keir Starmer’ın eski İşçi Partisi hükümetinden üst düzey yetkililer bu hafta Healey’e, işletmelere daha yüksek vergiler uygulamak veya borçlanmayı büyük ölçüde artırmak suretiyle iktisadi toparlanmayı rayından çıkarmaması için çağrıda bulundu.
Lobi grubu TheCityUK’nin genel müdürü Miles Celic ise şöyle konuştu:
“Bakanlar ve yetkililer, özel sektörü yatırım çekme ve büyümeyi artırma konusunda bir ortak olarak görmeli. Sektöre karşı değil, sektörle birlikte hareket etmeleri gerekir.”
Hazine Bakanlığı ise şu açıklamayı yaptı:
“Maliye Bakanı, finansal hizmetler sektörü de dahil olmak üzere ekonominin çeşitli sektörlerinden üst düzey temsilcilerle düzenli olarak bir araya gelmektedir.”
Avrupa
NATO, Doğu Avrupa’da yapay zeka destekli drone operasyonu planlıyor

NATO, olası bir Rus saldırısını tespit etmek ve püskürtmeye yardımcı olmak üzere tasarlanmış devasa bir ağ kapsamında insansız hava araçları, sensörler ve yapay zeka kullanarak doğu sınırını güçlendirmeyi planlıyor.
Batılı yetkililer, ittifakın savunmasını güçlendirmeye yönelik geniş çaplı çabaların bir parçası olarak yapay zeka destekli insansız hava aracı operasyonlarını araştırdığını belirtiyor.
Fakat amaç tam otonomi değil; bunun yerine, insan operatörler neye saldırılacağına karar verirken makineler insansız hava araçlarının pilotluğuna yardımcı olabilir.
Bu yaklaşım, Ukrayna’nın halihazırda uyguladığı stratejiyi yansıtıyor. Kiev, insansız hava aracı operasyonlarına yapay zekayı giderek daha fazla entegre ediyor.
Fakat hem askerler hem de savunma teknolojisi şirketleri, savaş giderek daha robotik bir hal alsa bile, mücadelede insanın merkezde kalması gerektiğini defalarca vurguluyorlar.
NATO için yapay zeka destekli insansız hava araçları, “Doğu Kanadı Caydırıcılık Girişimi”nin bir parçası olacak.
Bu girişim, ittifakın Finlandiya’nın kuzeyinden Karadeniz’e uzanan Rusya ve Beyaz Rusya sınırları boyunca tehditleri izlemek için kurduğu dijital bir savaş alanı ağı.
Bu yeni konsept, müttefik topraklarına yönelik olası ihlalleri tespit etmek ve ilk savunma hattı olarak saldırıları püskürtmek için yapay zeka ile bağlantılı binlerce insansız hava aracı, sensör ve uyduyu içeriyor.
Tanklar, savaş uçakları ve topçu birlikleri gibi geleneksel askeri güçler ise hâlâ belkemiği oluşturmaya devam edecek.
Yazılım operasyon subayı olan ABD Ordusu Binbaşı Ben Schiff, Bild gazetesine, hem Ukrayna’nın hem de Rusya’nın insansız hava araçlarını kontrol etmek için hâlâ insanlara güvendiğini söyledi.
Bazı sistemler, uçuş sırasında kısa süreli özerkliğe olanak tanıyan yapay zeka veya makine öğrenimi yeteneklerine sahip olsa da, pilotluk görevi esas olarak yerdeki operatörler tarafından yerine getiriliyor.
Schiff, “uçuşun en sıkıcı kısımları”nın (yani savaş alanı üzerinde hedef arayarak dolaşan insansız hava araçları) otomatikleştirilmesi gerektiğini söyledi.
Fakat insansız hava aracının neye saldıracağına karar verme aşamasına gelindiğinde, işin içine insan devreye giriyor.
Schiff, Almanya’nın Wiesbaden kentindeki ABD Avrupa ve Afrika Kara Kuvvetleri Karargahı’nda yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Yani insanlar insansız hava aracının ne yapacağına karar veriyor ama onu uçurma eylemini mutlaka kendileri gerçekleştirmeleri gerekmiyor çünkü elimizde bir milyon pilot yok. Bir milyon insansız hava aracını aynı anda uçuramayız.”
Schiff, NATO güçlerinin bilgileri hızlı ve geniş ölçekte tespit etmesine, sınıflandırmasına, paylaşmasına ve bunlara göre harekete geçmesine yardımcı olmak üzere tasarlanmış, geliştirilmekte olan bir çerçeve olan EFDI Veri Omurgası’nın ürün yöneticisi.
Bu omurga, birçok müttefik ülke arasındaki uyumsuz bilgisayar ve komuta sistemleri arasında köprü kurarak, ileri hatlarda konuşlandırılmış sensörlerden karargaha kadar gerçek zamanlı veri akışını sağlıyor.
Buradaki amaç, NATO’nun bilginin cepheden karar vericiye, oradan da tekrar savaş cephesine aktarıldığı “öldürme zinciri” (kill chain) olarak adlandırılan mevcut doğrusal sistemin ötesine geçerek, sensörlerden gelen verilerin silah sistemlerine ve operatörlere hızla aktarılabildiği bir “öldürme ağı” (kill web) sistemine geçmesine yardımcı olmak.
ABD Avrupa ve Afrika Ordusu sözcüsü Binbaşı Matt Blubaugh, “Bir insansız hava aracının, sensörün veya diğer bir yeteneğin değeri, yalnızca bireysel performansıyla belirlenmez. Etkinliği, daha geniş operasyonel ekosisteme ne kadar iyi entegre olduğuna bağlı,” dedi.
Ukrayna’dan alınacak dersler
Ukrayna, yapay zekanın askeri operasyonlara entegrasyonu konusunda şimdiden öncü bir rol üstleniyor.
Ukrayna devlet destekli inovasyon platformu Brave1’in CEO’su Andrii Hrytseniuk, savaş alanında Ukrayna’nın karar verme, insansız hava aracı navigasyonu, son aşama yönlendirme ve isabet gibi işlevleri desteklemek için yapay zeka kullanımında önemli ilerlemeler kaydettiğini belirtti.
Bu bahar, Hrytseniuk Kiev’de Business Insider’a verdiği demeçte, 200’den fazla yerel şirketin insansız hava araçları, füzeler, radarlar ve diğer sistemler için yapay zeka tabanlı bileşenler geliştirdiğini söylemişti.
Öte yandan makinelerin insansız hava araçlarını baştan sona kontrol etmeyeceğini vurgulanıyor.
Popüler “Sting” önleme insansız hava aracı üreticisi Wild Hornets de mayıs ayında Business Insider’a, yapay zekanın uçuş operasyonlarının neredeyse her aşamasına (hedef tespiti, tanımlama ve daha sonra son aşama rehberliği) kademeli olarak entegre edileceğini belirtti.
Şirketin bir sözcüsü, neye saldırılacağına dair nihai kararı yine insanların vereceğini söyledi.
Rusya’nın taktiklerini sürekli değiştirdiği için önleme operatörlerinin bu değişiklikleri yakından takip etmesi ve gerekli ayarlamaları yapması gerektiğini belirttiler.
Ukrayna’daki savaş alanında otonom sistemler giderek yaygınlaşırken, komutanlar da Business Insider’a insanların sürece dahil olmaya devam etmesi gerektiğini söyledi.
Ukrayna’nın 21. İnsansız Sistemler “Kraken” Alayında robotları denetleyen bir şirket komutanının çağrı adı olan Grek, hedefin “insanların, insan muhakemesinin en büyük değere sahip olduğu görevlere odaklanabilmelerini sağlamak” olduğunu belirtti.
ABD Ordusu subayları, NATO’nun gelecekte yaşanabilecek olası bir çatışma için askeri planlamada Ukrayna’daki operasyonel ortamı referans aldığını vurguladı.
Yüzbaşı Ronan Sefton, “Ukrayna’yı taklit etmiyoruz. Ukrayna’dan ders alıyoruz,” dedi.
Avrupa
Alman mahkemesi AfD’li Krah için yakalama kararı çıkardı

Bir Alman mahkemesi, AfD milletvekili ve eski Avrupa Parlamentosu üyesi Maximilian Krah hakkında yakalama emri çıkardı.
Anlaşmazlık, Alman komedyen Jan Böhmermann’ın bir podcast’te, Krah’ın 2024 yılında Münih’teki Oktoberfest’te 200 şişe şampanya sipariş ettiği iddiasını dile getirmesiyle başlamıştı. Böhmermann daha sonra yaptığı açıklamada, araştırmalara göre bu sayının 50’ye yakın olduğunu belirtti.
Krah, bu iddianın kendisini “böbürlenen ve kendini beğenmiş biri” olarak gösterebileceği gerekçesiyle kişisel haklarını ihlal ettiğini öne sürerek ihtiyati tedbir kararı talep etti.
Fakat Düsseldorf Bölge Mahkemesi, Böhmermann’ın bu iddiayı bir dinleyiciden gelen bilgi olarak sunduğunu ve daha sonra da düzeltme yaptığını belirterek davayı reddetti.
Mahkeme, Krah’ın davanın adli masraflarını karşılamasına hükmetti.
Böhmermann’ın avukatları daha sonra icra yoluyla yaklaşık 5.000 avroluk masrafı tahsil etti. Bildirildiğine göre 296,26 avroluk bir tutar hâlâ ödenmemiş durumda.
Krah, ana tutarı ocak ayında ödediğini, icra memurunun atandığından haberi olmadığını ve avukatı tarafından doğrulanacak ek masrafları ödeyeceğini söyledi.
Krah, 2019’dan 2025’e kadar Avrupa Parlamentosu’nda görev yaptı. 2025 yılında ise Alman Federal Meclisi’ne (Bundestag) seçildi.
Mevcut görevi nedeniyle, Federal Meclis’in onayı olmadan arama emri uygulanamaz.
Krah, 2024 yılında Nazi Almanyası’nın SS biriminde görev yapan herkesin “otomatik olarak suçlu” olmadığını söylediğinde manşetlere çıkmıştı.
Bu açıklamalar, AfD’yi kargaşaya sürüklemiş ve Fransa’daki siyasi müttefikleri Ulusal Birlik’in (RN) AfD’den uzaklaşmasına neden olmuştu.
Krah, daha sonra bazı danışmanlarının “Çin adına” çalıştıkları iddiasıyla da gündeme gelmişti.
Bu skandalların ardından AfD, daha önce önemli roller oynayan Krah’ın parti içindeki profilini düşürmeye başladı.
Dünya Basını2 hafta önceMilyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz
Ortadoğu1 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Dünya Basını6 gün önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio yapay zeka balonu ve küresel borç krizini değerlendirdi
Asya2 hafta önceAlibaba 2,4 trilyon parametreli yapay zeka modeli Qwen3.8-Max’i tanıttı
Dünya Basını2 hafta önceYen müdahalesinin asıl mesajı: Doların rezerv para statüsü artık eskisi kadar güçlü değil
Rusya2 hafta önceRusya’nın buğday ihracatı temmuzda yüzde 17,7 geriledi
Görüş1 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği








