Diplomasi
Musk’tan Kiev’e Starlink şartı: Nihai karar Beyaz Saray’da

Financial Times gazetesi, Elon Musk’ın Starlink donanımlı insansız hava araçlarının Rusya topraklarındaki hedeflere yönelik saldırılarda kullanılmasına izin vermeye hazır olduğunu Ukraynalı yetkililere ilettiğini yazdı. Habere göre Musk, bu adımın siyasi bir karar olduğunu belirterek konuyu Beyaz Saray’a bıraktı.
Amerikalı milyarder Elon Musk’ın, Ukrayna’nın Starlink uydu sistemiyle donatılmış insansız hava araçlarını (İHA) ülke sınırları dışındaki Rus hedeflerine yönelik saldırılarda kullanmasına izin vermeye hazır olduğunu Ukrayna tarafına ilettiği iddia edildi.
Financial Times’ın (FT) konuya yakın kaynaklara dayandırdığı haberine göre Musk, Ukrayna’nın eski Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov ile yaptığı görüşmede bu kullanıma onay vermeye açık olduğunu söyledi.
Ancak Musk’ın, söz konusu kararın siyasi nitelik taşıdığını vurgulayarak nihai onayın Beyaz Saray tarafından verilmesi gerektiğini Ukrayna tarafına bildirdiği kaydedildi.
FT, ağustos ayı sonunda yayımladığı bir haberde Kiev’in Rusya topraklarının derinliklerine saldırı düzenlemek amacıyla Starlink donanımlı İHA’ları kullanmak için izin talep ettiğini, ancak ABD Başkanı Donald Trump’ın buna onay vermediğini aktarmıştı.
Gazete, sürecin ilerlemesi için Musk’ın da onayının şart olduğuna dikkat çekmişti.
The Atlantic dergisi ise ay başında yayımladığı haberinde, Fedorov’un iş insanının onayını almak için yürüttüğü perde arkası temaslara rağmen Musk’ın, SpaceX şirketine ait Starlink uydu iletişim sisteminin Rusya topraklarının derinliklerine yönelik saldırılarda kullanılmasına izin vermeyi reddettiğini yazmıştı.
Dergiye göre Musk ile eski bakan arasında savaşın tırmanma riski üzerine tartışmalar sürüyor.
The Atlantic ayrıca, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin temmuz ayı sonunda Trump’tan Starlink terminallerinin Rusya içlerine yönelik saldırılarda kullanılması için izin istediğini, ancak net bir yanıt alamadığını belirtmişti.
Starlink sistemini “Ukrayna ordusunun omurgası” olarak nitelendiren Musk, daha önce yaptığı bir açıklamada, “Eğer sistemi kapatırsam tüm cephe hatları çöker” ifadelerini kullanmıştı.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova ise iş insanının Rusya’nın geri çekilmeyeceğine yönelik değerlendirmelerine karşılık olarak, “insanların ölmemesi için” Starlink uydularını geri çekmesini önermişti.
Moskova’dan sert yanıt uyarıları
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kiev yönetiminin Batılı müttefiklerine “en azından bir başarı” gösterebilmek amacıyla “Rusya topraklarının derinliklerindeki tamamen sivil hedeflere saldırı girişimlerinde bulunduğunu” belirtti.
Putin, Rusya’nın Ukrayna’nın iç kesimlerine yönelik misilleme saldırılarının “çok daha güçlü, hassas ve açıkça yıkıcı” olduğunu, bu adımların “gerçekten ciddi sonuçlar” doğurduğunu söyledi.
Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov da Rusya sınırları içerisine yönelik saldırı girişimlerine Moskova’nın sert yanıt vereceğini bildirdi.
Peskov, “Kuşkusuz silahlı kuvvetlerimiz, Rusya buna sert ve Devlet Başkanı Putin’in ifade ettiği gibi sarsıcı şekilde karşılık verecektir” uyarısında bulundu.
Diplomasi
Çin’e karşı Alman-Fransız birleşik cephesi

Avrupa’nın en büyük ekonomileri önümüzdeki ay Çin’e karşı ortak bir yol haritası yayınlamayı planlıyor.
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, en büyük ticaret ortaklarının ticaret fazlasını azaltmak için önümüzdeki ay bir ortak yol haritası yayınlamayı planlıyor.
Çin gümrük verilerine göre bu fazlalık, Ocak ile Temmuz arasında tam 687 milyar dolar gibi muazzam bir rakama ulaştı.
İki lider, yuanın değer kazanmasını sağlamaya odaklanmış durumda; bununla Çin’deki tüketimi ve ithalatı canlandırmayı amaçlıyorlar.
İthalatı ve döviz kurunu yukarı çekmek için önce talebin artması gerekiyor; bunun için de Pekin’i, hanehalkı harcamalarını canlandırmaya yönelik şimdiye kadar yarım kalan çabalarına tam olarak bağlı kalmaya ikna etmek gerekiyor.
Merz, yuanın yaklaşık %25 oranında değerinin altında olduğunu iddia ediyor ama Reuters’a göre Çin’in maliyet avantajı, para biriminin çok ötesine uzanıyor.
Çin Halk Cumhuriyeti, 1985 Plaza Anlaşması’nın tekrarlanmasından da çekiniyor. Bu anlaşmada birçok ülke, para birimlerini dolar karşısında değerlendirmeye razı olmuştu.
Üst düzey yetkililer, bunun 1990’larda Japonya’nın yaşadığı iktisadi gerilemede kilit bir rol oynadığına inanıyor.
Reuters’a göre Avrupalı müzakereciler daha etkili bir baskı aracı arıyorlarsa, kendilerine daha yakın bir sorun noktasına odaklanabilirler: işsizlik.
Geçen yıl, işsizlik yardımı alanların sayısı 5,6 milyona yükseldi; bu, bu yüzyılın en yüksek seviyesi.
Öte yandan, Capital Ekonomi ve İşletme Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, güvencesiz düşük ücretli işlerin bir ölçütü ve yetersiz istihdamın bir göstergesi olan esnek istihdam sayısının bu yıl 320 milyon kişiye ulaşacağını öngörüyor. Bu rakam, pandemi öncesi seviyelerin iki katı.
Bu sıkıntıların kaynağı, Xi Jinping’in 2020 yılında yüksek borçlu gayrimenkul geliştiricilerini hedef alan kampanyasında yatıyor.
Borç azaltma girişimleri, Çin’in iktisadi büyümesinin itici gücü olan gayrimenkul sektörünü batırdı ve sonuç olarak hanehalkı servetini eritti.
Haneler buna daha fazla tasarruf yaparak tepki gösterdi ve bu da iç talebi zayıflattı. Enflasyon dibe vurdu; bu durum yetkilileri faiz oranlarını düşürmeye zorladı ve bu da yuanı zayıflattı.
Politika yapıcılar bu sonuca bir ölçüde hoşgörü göstermişlerdi zira bu durum, elektrikli araçlar gibi stratejik sektörlerdeki ihracatçılara fayda sağlamıştı.
Fakat bu, Brüksel’deki bazı çevrelerin zaman zaman varsaydığı gibi, talebin düşürülmesinin nihai hedef olduğu anlamına gelmez.
İhracatçılar tek başlarına, sağlam bir istihdamı garanti altına alacak kadar ekonominin büyük bir payını oluşturmuyorlar.
Dolayısıyla Pekin, tüketici harcamalarını canlandırmak için parça parça planlar uygulamaya koyuyor.
Reuters değerlendirmesi şöyle sona eriyor:
“Avrupa, daha güçlü bir yuan ve dengeli bir ticaret istiyorsa, en büyük umudu Çin’in, örneğin düşen emlak fiyatlarına nihayet bir alt sınır getirmesi gibi daha kararlı adımlar atmasına bağlı. Bu, Xi’nin ağzında acı bir tat bırakacaktır ama artan işsizlik ve AB’nin cezai önlemlerinden daha iyi. Avrupalı müzakereciler argümanlarına retorik bir güç katmak isterlerse, bunu partinin [Çin Komünist Partisi] kendi deyişiyle ‘kazan-kazan işbirliği’ olarak tanımlayabilirler.”
Diplomasi
Yapay zeka depresyondan muzdarip

Yeni bir araştırma, sorunlu verilere sürekli maruz bırakılan büyük dil modellerinin (LLM) siber saldırılara karşı direncinin kalıcı olarak kırıldığını ortaya koydu. Scientific Reports dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, tekrarlayan yanlı yönlendirmeler yapay zekanın güvenlik eşiğini düşürerek sistemi işlevsiz hale getiriyor.
Yapay zeka sistemlerinin zararlı içeriklere karşı direnci üzerine yapılan yeni bir araştırma, büyük dil modellerinin (LLM) “psikiyatrik çöküşe” benzer bir yapısal bozulma yaşayabildiğini ortaya koydu.
Hong Konglu bağımsız araştırmacı Ngo Cheung tarafından yürütülen ve 14 Ağustos 2026’da Scientific Reports dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, sorunlu verilere sürekli maruz kalmak yapay zekanın siber saldırılara karşı savunmasını kalıcı olarak zayıflatıyor.
İnsan beynindeki “tutuşma” etkisine benziyor
İnsan psikiyatrisinde, tekrarlayan travma veya stres dönemlerinin gelecekteki depresif atakları kolaylaştırmasını tanımlayan “kindling” (tutuşma) hipotezini yapay zekaya uyarlayan araştırma, matematiksel modellerde de benzer bir eğilim saptadı. Araştırmaya göre, tekrarlayan olumsuz yönlendirmelere ve toksik bağlama maruz kalan modellerin yüksek boyutlu gizli alanlarında daralma meydana geliyor.
Bu durum, sistemin bilişsel esnekliğini ve yeni çözüm üretme kapasitesini belirgin biçimde düşürüyor. Araştırmacılar, yaratıcı çeşitliliğin kaybolduğu bu daralma evresinde modellerin problem çözme performansının yüzde 40’tan fazla gerilediğini belirtiyor.
Güvenlik eşiğinde dramatik düşüş
Araştırma kapsamında 1,1 milyar parametreli TinyLlama ve 3 milyar parametreli Qwen2.5-3B-Instruct sohbet modelleri, 10 aşamalı bir yönlendirme döngüsüne tabi tutuldu.
Modeller, dalkavukluk içeren yanıtlara ve güvensiz içeriklere karşı daha hafif cezalar barındıran yanlı geri bildirim setleriyle eğitildi.
Test sonuçlarına göre, yanlı verilere maruz kalan modellerin güvenlik sınırlarını aşmayı hedefleyen “jailbreak” (sınır ihlali) saldırılarına karşı kırılganlığı ciddi oranda arttı. Dengeli veriyle eğitilen kontrol grubunda sınır ihlali başarı oranı yüzde 17,1 iken, yanlı veri setinde bu oran yüzde 38,4’e yükseldi.
Araştırmanın en dikkat çekici bulgusu ise modellerin zayıf yönlendirmelere karşı gösterdiği tepkide yaşandı. Kontrol grubunda zayıf istemlerle güvenlik duvarını aşma oranı yüzde 5,2’de kalırken, bu oran toksik veriye maruz kalan modelde yüzde 22,4’e ulaştı. 3 milyar parametreli modelde de benzer bir eğilim izlendi ve zayıf istemli ihlal oranı yüzde 6,8’den yüzde 20,4’e çıktı.
“Yapay zeka zihinleri sonsuz dirençli değil”
Araştırmanın sonuç bölümünde, elde edilen bulguların insan psikiyatrisindeki tutuşma etkisini andırdığı ancak bununla tamamen eşdeğer olmadığı şerhi düşüldü. Bununla birlikte çalışma, dijital ekonominin temelini oluşturan yapay zeka sistemlerinin toksik web verilerini veya kaotik kodları hasar görmeden sonsuza dek işleyebileceği varsayımını sorguluyor.
Ngo Cheung, tespit edilen duyarlılaşmanın kontrol altına alınabilmesi için eğitim süreçlerinde düzenli onarım ve yeniden büyüme (regrowth) tekniklerinin kullanılması gerektiğini vurguladı.
Yalnızca geçmiş verilerin tekrar oynatılmasının (replay) koruma sağlamadığını, aksine bozulmayı hızlandırabildiğini belirten araştırmacı, modellerin direncini korumak için özellikle zayıf istemlere karşı güvenlik eşiklerinin sürekli izlenmesi uyarısında bulundu.
Diplomasi
Alman drone şirketi Quantum Systems’ı ABD pazarına CIA sokmuş

Alman insansız hava aracı üreticisi Quantum Systems’ın eş CEO’su, CIA ile bağlantılı yatırımcı In-Q-Tel’in (IQT) yardımıyla şirketin ABD’de erken bir yer edindiğini belirtti.
CEO Sven Kruck, ABD sermayesi ve ağlarının Avrupa’nın gelişmekte olan savunma şirketlerini şekillendirmeye devam ettiğini vurguladı.
Kruck, Reuters’a verdiği demeçte, IQT dahil olmak üzere ABD’li yatırımcıların Washington’da kapılar açılmasına ve CIA ve FBI’dan iş almalarına yardımcı olduğunu söyledi.
Burada ilk kez yer alan bu açıklamalar, kıtadaki hükümetler Washington’dan daha fazla bağımsızlık için çaba gösterirken bile, bazı Avrupalı savunma girişimcileri için ABD’li yatırımcıların ve bağlantıların önemini vurguluyor.
“Bu sayede, CIA ve FBI gibi müşterilerle ABD’de iş kurmak daha kolay hale geldi,” diyen Kruck’ın şirketi, Ukrayna ve Almanya gibi ülkelere keşif, saldırı ve önleme amaçlı insansız hava araçları satıyor.
CEO, “Önümüz açılan yollar vardı. ABD’ye giden yolu bu şekilde bulduk. Alman müşterinin çok daha zayıf olduğu ABD’de, biz başından itibaren daha güçlüydük,” dedi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın, Avrupa’nın Rusya’ya karşı savunmasının temelini oluşturan NATO’dan çekilme tehdidinde bulunmasının ardından Berlin, Washington’a olan bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.
Fakat ABD’nin sermaye ve savunma pazarlarına erişim olmadan Almanya’nın uzun süredir ihmal edilen ordusunu yeniden inşa etmek büyük bir zorluk.
Kruck, ABD istihbarat kurumlarıyla yapılan bir keşif sözleşmesinden elde edilen iş hacminin mütevazı olduğunu fakat bunun Quantum’un güvenilirliğini sağlamaya yardımcı olduğunu söyledi.
Şirket şu anda yaklaşık 8 milyar dolar değerinde, Avrupa’nın en büyük savunma startup’larından biri konumunda.
Diğer savunma şirketleri gibi Quantum da ABD’de geliştirilen teknolojiyi, ABD’nin onayı olmadan başka ülkelere satamaz.
Bu durum, ABD’nin ulusal güvenliğiyle ilgili teknolojileri belirlemek ve bunlara yatırım yapmak amacıyla istihbarat yetkilileri tarafından kurulan risk sermayesi şirketi IQT’nin giderek genişleyen etki alanını da vurguluyor.
Adını James Bond’un gadget üreticisi Q’dan alan IQT, Alman savunma şirketi Stark da dahil olmak üzere birçok şirkette hisseye sahip ve kıtanın askeri harcamalarını artırmasıyla birlikte Avrupa’ya giderek daha fazla odaklanıyor.
IQT’nin yatırımları genellikle küçük ölçekli olup çoğu zaman 3 milyon doların altında kalıyor.
Fakat şirketin faaliyetlerini yakından bilen bir kaynak, IQT’nin asıl değerinin, şirketleri sektördeki en büyük harcamayı yapan ABD’li savunma alıcılarıyla buluşturmakta yattığını belirtti.
IQT’nin uluslararası işlerden sorumlu başkan yardımcısı Jennifer Nelson, Reuters’ın sorularına yanıt verirken şunları söyledi:
“Avrupa’nın derin teknoloji ekosistemi, görevlerle ilgili inovasyonun kritik bir kaynağı. Almanya, özellikle önemli bir inovasyon ortağı ve stratejik müttefik.”
Nelson ayrıca Almanya’yı “Avrupa’nın savunma ekosisteminin temel taşı” olarak nitelendirdi.
Siber güvenlik ve enerjiden uydulara kadar çeşitli teknolojilere yatırım yapan bu risk sermayesi şirketi, veri analitiği devi Palantir ve en büyük askeri teknoloji ve insansız hava aracı şirketlerinden biri olan Anduril gibi girişimlere destek vermişti.
Nelson, “IQT, müttefik hükümet ekiplerinin çığır açan yetenekleri daha hızlı değerlendirebilmesi ve benimseyebilmesi için Alman çift kullanımlı inovasyon şirketlerine yönelik yatırımlarını genişletmeye devam ediyor,” dedi.
Avrupa, ABD’nin askeri gücüne olan bağımlılığını azaltmaya çalışırken, IQT’nin bölgedeki artan varlığı, stratejik öneme sahip yeni teknolojilerin ABD’nin çıkarlarıyla giderek daha fazla bağlantılı hale gelebileceğine dair endişeleri beraberinde getirdi.
Avrupa Parlamentosu Güvenlik ve Savunma Komitesi Başkanı Marie-Agnes Strack-Zimmermann, IQT’nin ABD istihbarat kurumlarıyla olan bağlantıları nedeniyle geleneksel bir yatırımcıdan farklı şekilde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Strack-Zimmermann, “In-Q-Tel, salt finansal bir yatırımcı değil; ABD istihbarat servisleri için en iyi teknolojilere erişimi güvence altına alma görevine sahip,” dedi ve şöyle devam etti:
“Yatırım hisseleri, gözlem hakları, geliştirme ve lisans anlaşmaları ile devlet ihalelerine erişim yoluyla ABD ile iş ilişkilerinin ötesinde stratejik bir etki söz konusu olabilir.”
Bu yılın başlarında CIA Direktörü John Ratcliffe, bunun “özel sektörle çalışma yaklaşımımızı optimize etmek” olduğunu söylemişti.
Amerikalı yapay zeka şirketleri, Gazze’nin savaş sonrası gözetim altyapısını planlıyor
Almanya Savunma Bakanlığı, savunma sektöründeki yatırımcı etkisini ciddiye aldığını ve hissedarların şirketin faaliyetlerine, teknolojisine veya araştırmalarına müdahale etmemesi gerektiğini belirtti.
Kruck’un açıklamaları, hükümetler yerli askeri kapasitelerini güçlendirmeye çalışsa da Avrupa savunma sektörünü ABD’ye bağlayan yakın bağlara ışık tutuyor.
“Her yatırımcının… arkasında bir ağ vardır ve mantıken bunu kullanmaya çalışırsınız,” diyen Kruck, diğer yatırımcıların da şirkete yardım ettiğini ekledi:
“Sonuçta, ürünlerinizin ikna edici olması gerekir. Fakat şüphesiz, Amerikalı yatırımcılar… iktidardaki yönetimi tanır ve iletişimin kurulmasını mümkün kılar.”
Öte yandan Kruck, IQT’nin son iki yıldır kendisine “proaktif bir e-posta” göndermediğini de ekledi.
Ayrıca, Washington’un yabancı savunma tedarikçilerinden ABD’de yerel faaliyetler kurmalarını şart koştuğuna da dikkat çekti ve “Bu yüzden ABD’de fabrikalarımız ve orada çalışan personelimiz var,” dedi.
Avrupalı milletvekilleri, bölgenin girişimlere fon aktarmak için daha fazla çaba göstermesi gerektiğini savunuyor. Avrupa’da IQT’ye eşdeğer bir kurum bulunmuyor.
Amerika1 hafta önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını2 hafta önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Söyleşi2 hafta önceEmekli Yarbay Daniel Davis Harici’ye konuştu: ABD, İran savaşını kaybetti
Dünya Basını5 gün önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Rusya2 hafta önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Trump İran konusunda kendini çıkamayacağı bir köşeye sıkıştırdı
Ortadoğu2 hafta önceTelegraph: İran’a karşı silahlı Kürt isyanını Erdoğan engelledi
Dünya Basını2 hafta önceAmerika’dan vazgeçmeyi göze alamayan müttefikler








