Bizi Takip Edin

Diplomasi

AB, Çin’e karşı gümrük vergileri koymaktan vazgeçti

Yayınlanma

AB, Çin’den yapılan ithalata karşı cezai gümrük vergileri ve diğer önlemleri uygulamaktan geçici olarak kaçındı.

Brüksel, Asya devi ile artan ticaret açığına ilişkin anlaşmazlık konusunda ekim ayına kadar Pekin ile bir çözüme ulaşmayı hedefliyor.

AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, Brüksel’de Çin Ticaret Bakanı Wang Wentao ile yaptığı yoğun görüşmelerin ardından pazartesi günü bu tutumu doğruladı.

Anlaşmazlık, Çin’in AB’ye yönelik ihracatını önemli ölçüde artırırken, aynı zamanda Almanya’nın ve AB’nin ihracat rekabet gücünün azalmasından kaynaklanıyor.

Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü’nün (IfW) yaptığı bir araştırmaya göre, bunun başlıca nedeni Almanya’da inovasyona yapılan yatırımların yetersizliği.

Öte yandan Berlin, Alman ekonomisinin Çin’in verdiği sübvansiyonların ve aşırı derecede düşük değer biçilmiş Çin para biriminin kurbanı olduğunu iddia ediyor.

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz kısa süre önce Pekin’e karşı sert önlemler alma tehdidinde bulunsa da, uzmanlar AB’nin Çin’e karşı bir ekonomik savaşı muhtemelen kaybedeceği konusunda uyarıyor.

Brüksel savunma pozisyonuna geçti

German Foreign Policy’nin aktardığına göre AB üye devletlerinin Çin ile artan ticaret açığı, uzun süredir AB için bir endişe kaynağı.

Geçen yıl bu açık 360 milyar avroya ulaştı; bu, günde yaklaşık bir milyar avro demek. Bunun nedeni, Çin Halk Cumhuriyeti’nin yüksek teknolojili ürünleri giderek daha uygun maliyetle üretebilmesi.

Bu durumun başlıca nedenleri arasında iktisadi planlama ve Çin gibi devasa bir iç pazar için üretimden kaynaklanan ölçek ekonomisi yer alıyor.

Çin malları, Avrupa mallarıyla giderek daha fazla rekabet ediyor ve bu rekabette giderek daha başarılı oluyor.

Bu durum, özellikle güneş panelleri, rüzgâr türbinleri ve elektrikli otomobiller gibi ürünler için geçerli

AB, endüstrisinin küresel pazarda lider konumunu güvence altına almak amacıyla Yeşil Mutabakat aracılığıyla bu ürünleri özellikle teşvik etmeye çalışmıştı.

Brüksel ve AB üye ülkeleri, artık AB içinde bile yerli şirketleri savunma pozisyonuna sokmaya başlayan artan Çin rekabetine karşı savunma önlemleriyle yanıt veriyor.

Örneğin, AB, Ekim 2024’te Çin menşeli elektrikli otomobil ithalatına yüzde 17 ile 35,3 arasında değişen gümrük vergileri uygulamaya başladı.

Güvenlik riski oluşturduğu iddia edilen Çin Halk Cumhuriyeti’nden gelen telekomünikasyon teknolojisine yönelik kısıtlamalar gibi başka önlemler de hazırlık aşamasında.

Çin’in ticaret fazlası üzerine tartışmalar

Bu önlemler çeşitli nedenlerle tartışmalı. İlk olarak, Çin’in ticaret fazlası hiçbir şekilde benzersiz bir durum değil.

Mevcut tahminlere göre, bu fazlalık Çin’in iktisadi üretiminin yüzde 4’ünün biraz altında. Bu rakam, geçen yıl AB’nin iktisadi üretiminin yüzde 1,9’u olan ortalama ticaret fazlasından daha yüksek olmakla birlikte, Federal Maliye Bakanlığı istatistiklerine göre 2025 yılında Almanya’nın gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 4,6’sına ulaşan Almanya’nın ticaret fazlasından önemli ölçüde daha düşük. 2024 yılında bu oran %5,8’e bile ulaşmıştı.

Dolayısıyla Almanya’nın Çin’in ihracat fazlasına yönelik eleştirisi, bir kez daha çifte standartlara dayanıyor gibi görünüyor.

Dahası, yakın zamanda yapılan bir analiz, özellikle Alman sanayisindeki mevcut zayıflığın öncelikle Çin ihracatının mevcut gücüne atfedilebileceği görüşüne ciddi şüpheler düşürüyor.

Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü (IfW) tarafından yürütülen araştırmaya göre, Almanya’nın üçüncü ülkelerdeki pazar payındaki düşüşün yalnızca yaklaşık üçte biri Çin’in genişlemesine atfedilebilir.

Bu durum, IfW’ye göre, bazı zorlukların iç kaynaklı olduğunu ve yalnızca Çin’in yükselişiyle açıklanamayacağını gösteriyor.

Enstitü kalıcı çözümün, “inovasyon ve yeni teknolojilere yapılan yatırımlarda” yattığını da söylüyor.

Çin’e karşı iktisadi yaptırım çağrılarının başını Fransa çekiyor

Bununla birlikte, AB içinde Çin’den yapılan ithalata yeni kısıtlamalar getirilmesi yönündeki çağrılar artıyor. Hem yüksek gümrük vergileri hem de ithalat kotaları tartışılıyor.

Şu ana kadar özellikle Fransa sert önlemler alınmasını talep ederken, özellikle İspanya son zamanlarda bu konuda fren yapıyor.

Madrid, oldukça uzun bir süredir Trump yönetimi ile çatışma rotasında ve dengeyi sağlamak için Pekin ile ilişkilerini iyileştirmeye çalışıyor.

Almanya, özellikle otomotiv ve kimya sektörlerinde çok sayıda Alman şirketinin Çin’de yaptığı önemli yatırımlar nedeniyle uzun süre temkinli bir tutum sergiledi.

Fakat 18–19 Haziran tarihlerinde Brüksel’de düzenlenen AB zirvesinde Şansölye Friedrich Merz de daha sert bir üslup kullandı.

Özellikle, Alman sanayisinin dezavantajlı durumda olmasının başlıca nedeninin Çin para biriminin yüzde 30 oranında düşük değerlenmiş olması olduğunu ileri sürdü.

Bu durumun, Çinli şirketlerin AB pazarlarını bile “istila etmesine” yol açtığını ve bunun “kabul edilemez” olduğunu söyledi.

Merz daha önce, G7 zirvesi sırasında ABD Başkanı Donald Trump ile de bu konuyu görüştüğünü ve Trump’ın “aynı görüşte olduğunu” bildirmişti.

Yuanın değerinin düşük olduğu görüşü pek çok kişi tarafından paylaşılıyor. Fakat Merz’in bahsettiği “yüzde 30” rakamı bir savaş ilanı olarak görülebilir: Uluslararası Para Fonu (IMF), devalüasyon oranını en fazla yüzde 15 olarak tahmin ediyor.

Çin, yeni bir “Plaza Anlaşması”nı kabul etmeyecek

AB’nin Çin’i para birimini devalüe etmeye zorlamayı başarabileceği düşüncesi son derece olasılık dışı; özellikle de Merz’in yeni bir “Plaza Anlaşması”ndan söz ettiği göz önüne alındığında.

22 Eylül 1985 tarihli Plaza Anlaşması’nda ABD, Birleşik Krallık, Fransa, Almanya ve Japonya, ABD dolarının Alman markı ve yen karşısında hedefli bir şekilde devalüe edilmesini kararlaştırmıştı. Bunun amacı, ABD’nin ticaret açığını azaltmaktı.

Plaza Anlaşması yalnızca kısmen başarılı oldu: ABD’nin Batı Almanya ile olan ticaret açığı azaldı fakat Japonya ile olan ticaret açığı azalmadı.

Bunun yerine, anlaşma Japonya’da bir resesyona yol açtı ve bu da ülke ekonomisine uzun vadede ciddi zararlar verdi.

Çin’in, kendi sanayisi için potansiyel olarak benzer sonuçlar doğurabilecek benzer bir önlemi kabul edeceği düşünülmüyor.

Pekin’deki yetkililer, yeni bir Plaza Anlaşması çağrısının yalnızca siyasi baskıyı artırmayı amaçladığını belirtiyorlar.

Ticaret savaşı simülasyonu: AB, Çin’i yenemiyor

Bu durum, ticaret engellerinin getirilmesi kadar riskli olarak değerlendirilebilir.

Haziran ortasında Financial Times, düşünce kuruluşları ve akademiden uzmanların yürüttüğü, AB ile Çin arasındaki bir ticaret savaşına ilişkin masaüstü simülasyonunu haber yaptı. 

Senaryolarında, AB’nin tartışmasız en keskin silahı sayılabilecek bir önlem bile yer alıyordu: çip üretim makineleri üreten Hollandalı ASML şirketinin ürünlerine ambargo uygulanması. Çin, günümüzde hâlâ bu ürünlere bağımlı durumda. 

Fakat simülasyonda Çin, nadir toprak elementlerinin yanı sıra Avrupa’nın ilaç endüstrisi için hayati önem taşıyan hammaddelere de ambargo uygulama tehdidiyle karşılık verdi.

ASML ambargosunun aksine, bu iki önlem de nispeten hızlı bir şekilde yürürlüğe girecek ve AB sanayisine ciddi zarar verebilecekti.

Financial Times’ın da belirttiği gibi, AB simülasyonda Çin tarafına gerçek anlamda baskı uygulamayı başaramadı.

Sonuçta, kaybedeceği topyekûn bir iktisadi savaşı önlemek için Pekin’den sadece sembolik tavizlerle yetinmek zorunda kaldı.

AB, nadir toprak elementlerine kendi erişimini güvence altına almaya karar verdi, ama bu, on yıllar sürmese bile yıllar alacak.

Çözüm için hedef ekim ayı

Pazar günü Almanya Ekonomi Bakanı Katherina Reiche ile yapılan görüşmelerin ardından, Çin Ticaret Bakanı Wang Wentao Pazartesi günü AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič ile bir araya gelerek yoğun görüşmeler gerçekleştirdi.

Šefčovič daha sonra “yapıcı” müzakerelerin yapıldığını ve hedefin ortak bir çözüme ulaşmak olduğunu belirtti.

Bunun Ekim ayına kadar gerçekleştirilmesi bekleniyor. Reiche daha önce de benzer açıklamalarda bulunmuştu.

Bu durum, Berlin ve Brüksel’in bir ticaret savaşını kaybedebileceklerini fark ederek şimdilik çatışmayı tırmandırmaktan kaçındıklarını gösteriyor.

Diplomasi

FBI Direktörü Kash Patel, Rusya’ya gitmeyi planlıyor

Yayınlanma

FBI Direktörü Kash Patel bu yılın ilerleyen aylarında, muhtemelen ekim ortasında Rusya’yı ziyaret etmeyi planlıyor.

POLITICO’ya göre bir FBI başkanının yapacağı bu ziyaret, alışılmadık ve hassas bir gelişme olacak.

Seyahat planlarına aşina olan bir ABD’li yetkiliye göre, Patel’in 14-15 Ekim tarihlerinde Rusya’yı ziyaret etmesi planlanıyor.

Patel önce Moskova’ya, ardından da St. Petersburg’a uğrayacak. Yetkili, Patel’i muhtemelen Rus güvenlik servisi FSB’nin ağırlayacağını belirtti.

Patel’in Vladimir Putin veya üst düzey siyasi danışmanlarından herhangi biriyle görüşüp görüşmeyeceği belli değil. Gündeminde hangi konuların yer alacağı da belirsiz.

ABD’li yetkililerin bu tür planlarında olduğu gibi, bu planlar da geçici nitelikte ve değişebilir.

Bu planlar, Washington ile Moskova’nın Ukrayna savaşı konusunda anlaşmazlıklarını sürdürdüğü ve ABD’li Kongre üyelerinin Rusya’ya yönelik yeni ve ağır yaptırımların uygulanmasını talep ettiği bir dönemde ortaya çıkıyor.

Patel’in, Başkan Donald Trump’ın ilk dönemine kadar uzanan, Rusya ile ilgili tartışmalı meselelere karıştığı bir geçmişi var.

Bunlar arasında, Trump’ın 2016 seçimlerini kazanmasına yardımcı olmak için Rusya ile gizli anlaşma yapıp yapmadığına dair soruşturmalara şüphe düşürmeye çalışması da yer alıyor, ki Patel bu olayı artık “Russiagate aldatmacası” olarak nitelendiriyor.

Patel ayrıca, FBI’ın başında bulunduğu süre boyunca dikkat çeken geziler gerçekleştirme konusunda bir sicili oluşturuyor ve bu durum Kongre’nin dikkatini çekiyor.

Bir FBI direktörünün Moskova’yı ziyaret etmesinin üzerinden yıllar geçse de, diğer üst düzey istihbarat yetkilileri bu geziyi gerçekleştirmişti.

2018 tarihli bir mektupta, dönemin CIA Direktörü Mike Pompeo, özellikle terörle mücadele gibi karşılıklı çıkar alanlarında açık diyalog kanallarının değerli olduğunu belirtmişti.

Pompeo o dönemde, “Bu görüşmelerde Amerika’yı kararlılıkla savunuyoruz ve hiçbir taviz vermiyoruz,” demişti.

Robert Mueller, 2013 yılında Rusya’yı ziyaret ettiği bilinen son FBI direktörüydü. Mueller daha sonra, 2016 Trump başkanlık kampanyası ile Rusya arasındaki bağları ve ABD seçimlerine müdahale etmeye yönelik daha geniş kapsamlı Rus çabalarını soruşturmak üzere özel danışman olarak atandı.

Seyahat haberleri, aynı zamanda Vekaleten Adalet Bakanı Todd Blanche’ın Senato’dan onay alma çabalarının sürdüğü bir dönemde ortaya çıktı ve milletvekillerinin Adalet Bakanlığı’nın karar alma süreçleri hakkında yeni sorular sormasına yol açabilir.

Ukrayna savaşının başlamasının ardından, ABD’nin Moskova’daki büyükelçiliğini açık tutmasına rağmen, Biden yönetiminin üst düzey yetkilileri Rusya’yı ziyaret etmekten kaçındı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Barut ham maddesi krizi, NATO’nun silah üretimini çıkmaza sokuyor

Yayınlanma

NATO ülkeleri, Rusya ve Çin’in artan askeri gücüne karşı koymak amacıyla top mermisi barutu üretiminde hayati önem taşıyan nitrosellüloz ham maddesini elde etmek için pamuk üretimini artırma arayışına girdi. Savaş meydanlarındaki mühimmat ihtiyacı dijital teknolojilere rağmen patlayıcı üretimini zorunlu kılarken, pamuk stoklarının sınırlı olması ittifakın üretim kapasitesini artıramamasındaki en büyük engellerden birini oluşturuyor.

NATO üyesi ülkeler, Rusya ve Çin’in artan askeri gücü karşısında savunma kapasitelerini güçlendirmek amacıyla top mermisi yapımında kullanılan barutun ham maddesi nitrosellülozu üretmek için pamuk üretimini artırma yollarını arıyor.

The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre, modern askeri teknolojilerdeki tüm dijital gelişmelere rağmen çatışma sahalarında patlayıcı maddelere duyulan ihtiyaç geçerliliğini koruyor.

Piroksilin olarak da adlandırılan nitrosellüloz, asitle işlendiğinde kolayca alev alabilir hale gelerek top mermilerinin 110 kilometreye kadar mesafelere fırlatılması için gereken ani gaz genleşmesini sağlıyor.

Piroksilin ham maddesi, pamuk tohumlarının üzerinde kalan kısa tüylü lifler olan linterlerden elde ediliyor.

Habere göre, sınırlı pamuk stokları NATO ülkelerinin üretim ve işleme alanlarında kendi kendilerine yetebilmelerinin önündeki en ciddi engellerden biri olarak değerlendiriliyor.

ABD, linter ihtiyacının büyük kısmını kendi topraklarında yetiştirerek karşılıyor ve bu lifleri nitrosellüloza dönüştürme kapasitesini artırmak için üretimi artırmaya devam ediyor.

Yüzyıllar önce tarımda pamuğun yerine başka ürünleri tercih eden Avrupa ülkeleri ise uzun süredir bu alanda Çin’e bağımlı durumda bulunuyor.

Avrupa ülkeleri mevcut durumda kendi piroksilin üretimini genişletmeyi planlıyor ve ham madde elde etmek için alternatif malzemeleri değerlendiriyor.

Gazetede yer alan bilgilere göre, Avrupa genelinde nitrosellülozun yanı sıra top mermilerinde kullanılan bir diğer kritik madde olan TNT kıtlığı da yaşanıyor. Günümüzde Avrupa’nın bu bölgesinde aktif olarak faaliyet gösteren tek TNT üretim tesisi Polonya’da yer alıyor.

Czechoslovak Group Yatırımcı İlişkileri Müdürü Peter Russell, konuya ilişkin değerlendirmesinde, istenildiği kadar üretim kapasitesi yatırımı yapılabileceğini ancak günümüzde savunma sanayisi başta olmak üzere pek çok sektör için asıl zorluğun nitrosellüloz ve TNT gibi kritik ham maddelere erişim olduğunu ifade etti.

ABD’nin nitrosellüloz üretimi için büyük oranda Virginia eyaletinde bulunan tek bir fabrikaya bağımlı olduğu belirtilirken, Avrupa genelinde bu türden birkaç tesis yer alıyor.

Savunma şirketi Eurenco’nun Genel Müdürü Thierry Francou, Avrupa’nın askeri mühimmat üretiminde kendi kendine yetebilmesi için kendi kimyasal üretim altyapısını geliştirmesi gerektiğini vurguladı.

Francou, bu tür yeni tesislerin inşasının yürürlükteki yasal mevzuatlar ve bürokratik kısıtlamalar nedeniyle çeşitli zorluklarla karşılaştığını aktardı.

Haberdeki verilere göre, yaşanan bu bürokratik ve lojistik zorluklar sebebiyle tek bir top mermisinin üretim sürecinde yaklaşık altı farklı ülkeden gelen bileşenler bir araya getiriliyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB içinde 21. yaptırım paketi krizde

Yayınlanma

Avrupa Birliği, Rusya’ya yönelik 21. yaptırım paketi müzakerelerinde yaşanan tıkanıklığı aşmak için en az üç alternatif senaryoyu değerlendiriyor. Yunanistan’ın, Avrupalı şirketlerin üçüncü ülkelere Rus sıvılaştırılmış doğalgazı taşımasına sınırlama getirilmesi teklifine karşı çıkması üzerine yaptırım paketi geçen hafta bloke edildi.

Avrupa Birliği (AB), Rusya’ya yönelik hazırlanan 21. yaptırım paketi müzakerelerinde yaşanan tıkanıklığı aşmak amacıyla en az üç farklı senaryo üzerinde duruyor.

Bloomberg’in konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı habere göre, geçen hafta Yunanistan’ın Avrupalı firmaların üçüncü ülkelere Rus sıvılaştırılmış doğalgazı (LNG) sevk etmesini kısıtlayan teklife yönelik itirazını yinelemesiyle yaptırım paketi bloke edildi.

Kaynaklar, krizin aşılması için masada olan seçenekler arasında kısıtlamaların yürürlüğe girmesinden önce 24 aylık bir geçiş dönemi uygulanması, LNG tedbirinden tamamen vazgeçilmesi veya hazırlanan yaptırım paketinin bütünüyle geri çekilmesinin yer aldığını aktardı.

Ayrıca halihazırda yürürlükte olan sözleşmelerin ifa edilmesine izin verilmesi şeklinde bir uzlaşı formülü de ele alınıyor.

Kaynaklar, yaptırım paketindeki diğer öneriler üzerinde anlaşma sağlanamasa dahi Rus petrolüne uygulanan tavan fiyat dondurma kararının uzatılabileceğini ekledi.

Üye ülkeler, geçen hafta Rus petrolüne uygulanan tavan fiyat sınırını 23 Temmuz’a kadar geçici olarak varil başına 44,10 dolar seviyesinde tutma konusunda anlaşmıştı.

Normal şartlarda küresel fiyat artışına paralel olarak yükselmesi beklenen bu tavan fiyatın dondurulması, Moskova’nın petrol gelirlerini baskılamak için kullanılan temel araçlardan birinin zayıflamasını önlemeyi amaçlıyordu.

Yunanistan’ın Rusya yaptırımlarına karşı direnci sürüyor

Kararın bir hafta süreyle uzatılmasındaki temel hedefin, taraflara tavan fiyatın daha uzun vadeli dondurulmasını öngören paketin tamamı üzerinde anlaşabilmeleri için ek zaman kazandırmak olduğu ifade edildi.

Bloomberg, AB üyesi ülkelerin kendi ulusal çıkarlarını koruma çabası nedeniyle Moskova’ya yönelik yaptırım müzakerelerinin oldukça gergin geçtiğine işaret etti.

Bu çerçevede, eski Rus askerlerinin AB’ye girişinin yasaklanması planları yumuşatılarak ertelenirken, bazı balık türlerinin ithalatına sınırlama getirilmesi yönündeki öneriler ise doğrudan reddedildi.

Kaynakların verdiği bilgilere göre, üye ülkelerin daimi temsilcileri paket üzerindeki müzakereleri sürdürmek üzere bu hafta bir araya gelecek.

AB, geçen yıl Rus petrolüne yönelik tavan fiyat uygulamasını değişken hale getirme kararı almıştı. Bu sistemde sınırın her altı ayda bir gözden geçirilmesi ve Rus Urals petrolünün ortalama piyasa fiyatının yüzde 15 altında belirlenmesi öngörülüyordu.

Varil başına uygulanan 60 dolarlık ilk limitin Kremlin’in petrol gelirlerini azaltmada yetersiz kalmasının ardından, bu değişken mekanizmanın yaptırımların etkinliğini koruyacağı tahmin ediliyordu.

Ancak İran ile yaşanan ve küresel petrol fiyatlarında keskin yükselişe yol açan gerilim, Avrupa’nın uyguladığı tavan fiyat sınırının da yükselmesine neden olarak Rusya’nın petrol gelirlerini artırma potansiyeli taşıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English