Bizi Takip Edin

Diplomasi

AB, Mark Carney’in “benzersiz ittifakını” reddetti

Yayınlanma

AB başkentleri, Kanada’nın blokla “benzersiz bir ittifak” kurma girişimine soğuk bir tepki gösterdi.

Bu durum, Başbakan Mark Carney’in “orta güçlerin” ABD ve Çin’e karşı saflarını sıkılaştırması yönündeki çağrısının etkisini azalttı.

Bu hafta Fransa ve Birleşik Krallık’ı ziyaret eden Carney, FT’ye verdiği röportajda, daha önce ülkesine “ortak üyelik” fikrini ortaya attıktan sonra, Avrupa’yı Kanada ile iktisadi ittifakını derinleştirmeye çağırdı.

Fakat görüşmelere katılan beş AB diplomatına göre, Carney’in bu hamlesi, Ottawa’ya tercihli ticaret erişimi sağlamaktan çekinen hükümetleri ikna etmeyi başaramadı.

Diplomatlar, bunun yerine şüphecilerin, Kanada’ya mevcut anlaşmaların daha iyi bir şekilde uygulanmasının sunulabileceğini öne sürdüklerini belirtti.

Ayrıca, bloğun Kanadalı silah üreticileriyle ve kritik maden çıkaran şirketlerle işbirliğini yoğunlaştırması konusunda da bir fikir birliği var.

Bir AB diplomatı şöyle konuştu:

“Kanadalıları seviyoruz ama herkes neyin mümkün neyin mümkün olmadığı konusunda oldukça gerçekçi. ‘Üyelik hariç her şey’ demek kulağa hoş geliyor, ancak pek de iyi düşünülmemiş bir öneri olarak algılandı. Fakat [Carney’in] denediği için onu suçlamıyorum.”

Başka bir diplomat, ABD Başkanı Donald Trump’ın Kanada ile önemli ölçüde güçlendirilmiş bir ilişkiye nasıl tepki verebileceğine dair endişelerin de bazı AB başkentlerini etkilediğini söyledi. 

Üçüncü bir diplomat, Baltık ülkeleri gibi Rus tehditleri karşısında NATO’nun korumasına güvenen ülkelerin özellikle endişeli olduğunu belirtti.

Dördüncü bir diplomat, “Tüm üçüncü ülkeler arasında Kanada, şu anda hepimizin yakınlaşmak istediği birkaç ülkeden biri. Fakat onlarla bile, ticaret erişimi ve tercihli muamele konularını konuşmaya başladığımızda dikkatli olmamız gerektiğini hepimiz biliyoruz,” dedi.

Carney, Trump yönetiminin agresif dış politikası tarafından tehdit edilen çok taraflı kuruluşları korumak amacıyla Batı’daki liberal demokratik işbirliğinin “jeopolitik bir paratoner” rolü üstlendi. 

Kanada, Trump’ın ticaret savaşına yanıt olarak ABD’ye misilleme gümrük vergileri uygulayan Çin ile birlikte sadece iki ülkeden biri.

AB’yi ikna etme kampanyasının bir parçası olarak, Kanada başbakanı çarşamba günü Strazburg’da Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in yıllık Birliğin Durumu konuşmasına katılacak ve perşembe günü Avrupa Parlamentosu’nda kendi konuşmasını yapacak.

Carney, bu Ocak ayında Davos etkinliğinde yaptığı bir konuşmada “orta güçler” terimini ortaya atmış ve Çin ve ABD gibi süper güçlere karşı koymak için birleşmeleri gerektiğini söylemişti. Von der Leyen de genel hatlarıyla aynı kavramı desteklemişti.

Ne var ki, Carney’in ziyaretine hazırlık amacıyla geçen hafta düzenlenen AB üye devletleri büyükelçileri toplantısında, bir büyükelçi, bloğun “bir ‘orta güç’ olmadığını” ve çok daha küçük olan Kanada’nın herhangi bir özel muamele beklememesi gerektiğini belirtti.

Beşinci bir diplomat, “Birçok başkent, biraz gerçekçilik duygusuna ihtiyaç duyulduğunu düşünüyor,” dedi.

Bu diplomat, Fransa ve İtalya da dahil olmak üzere 10 ülkenin, Kanada’nın AB ile imzaladığı 2017 tarihli serbest ticaret anlaşmasını (CETA) henüz onaylamadığını belirtti.

Anlaşma, Kanadalı yatırımcılara hükümetleri dava etme konusunda daha fazla hak tanıyacak ve tarım ürünleri için gümrük tarifelerini düşürecek hükümlere yönelik çeşitli ulusal meclislerin itirazları nedeniyle askıya alınmıştı.

Carney, FT’ye verdiği röportajda beklentilerini belirgin şekilde yumuşatarak, 10 AB ülkesinden CETA’yı onaylamalarını istedi.

Anlaşma geçici olarak yürürlükte; bu da gümrük vergisi indirimleri, gümrük kuralları ve mal ve hizmetlere yönelik pazar erişimi dahil olmak üzere hükümlerinin çoğunun halihazırda geçerli olduğu anlamına geliyor.

Fakat anlaşmanın tam olarak onaylanması giderek daha belirsiz hale geliyor: Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken, İtalya’da Giorgia Meloni’nin gelecek yıl yapılacak genel seçimler öncesinde aşırı sağcı bir milliyetçiyle ittifak kurmak zorunda kalması muhtemel; bu durum, AB’nin en büyük iki üye ülkesinde anlaşmanın onaylanma ihtimalini zayıflatıyor.

Kurallar ve standartlar arasındaki fark da, özellikle ABD pazarının çekiciliği göz önüne alındığında, Kanada ile AB arasında daha yakın bir uyum sağlanması ihtimalini zayıflattı.

AB, Kanada’nın mal ihracatının yüzde 6’sından azını oluşturuyor; bu da daha derin ticari bağlar kurulması imkânını sınırlamaktadır.

Sığır eti buna iyi bir örnek. Kanada, CETA kapsamında düşük gümrük vergili bir kota olmasına rağmen AB’ye hiç sığır eti ihraç etmiyor çünkü üreticileri, AB kuralları uyarınca yasaklanmış büyüme hormonları kullanıyor.

Ticarette birçok sorunlu konu hâlâ devam ediyor. AB, Kanada’nın AB menşeli çelik ve çivi gibi bazı ürünlere uyguladığı gümrük vergilerini kaldırmasını istiyor.

Ayrıca, ithalata karşı yerli üretimi destekleyen “Kanada Malı Satın Al” kurallarının hafifletilmesini de talep ediyor.

Ottawa da, AB’nin önerdiği “Made in Europe” politikasından ve kereste ile alüminyum gibi kritik ihracat ürünlerinin maliyetlerini artıracak çevre düzenlemelerinden benzer şekilde memnun değil.

İki taraf, 29-30 Ekim tarihlerinde Montreal’de yapılacak zirveden önce bir dijital ticaret anlaşması imzalamayı umuyor.

Ancak AB ülkeleri, Kanada’da birçok düzenlemenin eyalet düzeyinde belirlendiğinin farkında; bu da federal hükümetin vaat ettiği değişiklikleri hayata geçirmesini zorlaştırıyor.

Diplomasi

İngiltere, Kanada öncülüğündeki savunma bankasına katılabilir

Yayınlanma

İngiliz yetkililer, Birleşik Krallık’ın Kanada öncülüğündeki küresel bir savunma bankasına katılması yönündeki önerileri inceliyor.

Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham, Temmuz ayında Kanadalı mevkidaşı Mark Carney ile Savunma, Güvenlik ve Dayanıklılık Bankası (DSRB) girişimini görüşmüştü.

 Savunma Bakanı Wes Streeting ise geçen hafta bu girişimin sağlayabileceği “muazzam faydalar”dan övgüyle bahsetmişti.

Konuya yakın kaynakların Financial Times’a (FT) bildirdiğine göre, Birleşik Krallık şu anda bu bankaya katılma fikrini ciddiyetle değerlendiriyor ve yetkililerin katılımın nasıl işleyebileceğini inceliyor.

Bir hükümet yetkilisi, “Bu konuyu aktif olarak araştırıyoruz. İlgileniyoruz,” dedi.

Bir başka üst düzey İşçi Partisi yetkilisi ise, Keir Starmer’ın yönetiminin girişimi reddetmiş olmasına rağmen, “bu fikrin yeniden oldukça gündeme geldiğini” ifade etti.

Söz konusu kişi, önerinin Birleşik Krallık’ın 2030 yılına kadar GSYİH’sinin yüzde 3’ünü savunmaya ayırma hedefine ulaşmasına potansiyel olarak yardımcı olabileceğini belirtti ve Birleşik Krallık hükümetindeki üst düzey yetkililerin de “bunun iyi bir uluslararası işbirliği örneği olduğunu düşündüklerini” ekledi.

Fakat yetkililer, Londra’da öneriye ilişkin henüz herhangi bir karar alınmadığını vurguladı.

Starmer ile Burnham arasında “savunma bankası” gerilimi

Dünya Bankası model alınarak kurulan bir kredi kurumu olan DSRB, savunma girişimleri için “uzun vadeli, düşük maliyetli finansman” sağlama sözü verdi.

Banka, Kanada ve Avrupa ülkelerinin NATO kapsamında savunmaya yıllık 850 milyar avro ek harcama yapma taahhütlerini yerine getirmelerine yönelik nakit desteği sağlamayı hedefliyor.

Fransa ve Almanya gibi büyük Avrupa güçleri ile Birleşik Krallık, bu teklife katılmadı.

Bu hafta Fransa ve Birleşik Krallık’ı ziyaret eden Carney, FT’ye verdiği röportajda Avrupa’yı Kanada ile ekonomik ve güvenlik ittifakını derinleştirmeye çağırdı. Carney ayrıca bu ziyareti DSRB’yi tanıtmak için de kullanıyor.

Çarşamba günü Burnham ile Carney’nin bir araya geleceği görüşmede DSRB’nin gündemin üst sıralarında yer alması bekleniyor.

Her ikisi de Everton Futbol Kulübü taraftarı olan iki lider, Liverpool’da birlikte bir maçı izlemeye hazırlanıyor.

Britanya Maliye Bakanı John Healey ile Kanadalı mevkidaşı François-Philippe Champagne’ın da perşembe günü Londra’da yapacakları görüşmede bu öneriye değinmeleri bekleniyor.

Bir İngiliz askeri yetkili, “Konunun görüşülmesi planlanıyor. Fakat şu anda kesinleşmiş bir şey yok,” dedi.

JPMorgan, Commerzbank, Deutsche Bank ve ING, DSRB’nin finansal destekçileri arasında yer alıyor.

Temmuz ayında Ankara’da düzenlenen NATO zirvesinde Kanada, Arnavutluk, Belçika, Yunanistan, Letonya, Lüksemburg, Romanya, Türkiye ve Ukrayna, DSRB’yi “kurma konusunda ortak niyetlerini” açıklamıştı.

Haziran ayında FT’ye bir makale yazan Başbakan Carney ve Lüksemburg Başbakanı Luc Frieden, DSRB’nin üye bankaların savunma amaçlı olarak şu anda verdiklerinin iki katından fazla kredi vermesine olanak tanıyacağını belirtti.

İngiltere’nin DSRB’ye katılma fikri Starmer yönetimi döneminde değerlendirilmişti. Fakat nihayetinde İngiltere’nin, dönemin maliye bakanı Rachel Reeves’in öncülüğünü yaptığı bir finansman girişimi olan Çok Taraflı Savunma Mekanizması’nı (MDM) tercih etmesi nedeniyle rafa kaldırılmıştı.

Kanada, yeni İngiliz hükümetinin savunma bankasına katılmasını istiyor

MDM, tedarik ve stoklamayı güçlendirmeyi amaçlıyor. Reeves, bu mekanizmanın İngiltere’nin “vergi mükellefleri için paranın karşılığını daha iyi almasını” sağlarken, “savunmayı finanse etmek için düşük faizle borçlanmamızı da hayati bir şekilde mümkün kılacağını” vurgulamıştı.

Birleşik Krallık, Hollanda, Polonya ve Finlandiya’nın da katıldığı MDM’ye başlangıç olarak 400 milyon sterlin taahhüt etmişti.

İngiliz yetkililer salı günü, Birleşik Krallık’ın MDM’ye bağlılığını sürdürdüğünü vurguladı.

Bazı İngiliz hükümet yetkilileri, bu iki girişimin birleşebileceğine inanıyor. Bu senaryo, Reeves’in kendisi tarafından Temmuz ayında görevinden ayrılmadan kısa bir süre önce ortaya atılmıştı.

Fakat diğerleri, girişimlerin farklı roller üstleneceğini ve bu nedenle ayrı varlıklar olarak kalırken birbirleriyle uyumlu bir şekilde çalışabileceklerini vurguladı.

Bir Birleşik Krallık hükümet sözcüsü şunları söyledi:

“Savunma sanayi kapasitesini artırmak için uluslararası ortaklarımızla birlikte çalışmaya tam olarak kararlıyız. Çok Taraflı Savunma Mekanizması ile Savunma Güvenliği Dayanıklılık Bankası’nın birbirini tamamlayıcı nitelikte olmasını sağlamak için Kanadalı müttefiklerimizle yakın işbirliği içindeyiz.”

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, İsrail ve Arap askeri şefleri gizli toplantıda buluştu

Yayınlanma

ABD, İsrail ve çeşitli Arap ülkelerinden üst düzey askeri komutanlar, geçen hafta Almanya’da bir araya gelerek İran ile savaş ve bölgedeki daha geniş kapsamlı gerginlikleri görüştü.

İki İsrailli yetkilinin Axios’a verdiği bilgiye göre, ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper tarafından düzenlenen bu kapalı toplantı, katılımcı ülkelerden hiçbiri tarafından resmi olarak duyurulmadı.

Geçmişte de benzer toplantılar düzenlenmiş olsa da, bu toplantı, ABD ve İsrail’in altı aydan fazla bir süre önce İran’la savaşa girmesinden bu yana düzenlenen ilk toplantı oldu.

Habere göre bu toplantı, İsrail ile diplomatik ilişkisi olmayan Körfez ülkeleri ve İsrail’den gelen askeri komutanların bir araya gelip savaş hakkında görüş alışverişinde bulunmaları için nadir bir fırsat oldu.

Cooper’ın yanı sıra toplantıya İsrail, Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn, Kuveyt, Katar, Ürdün ve Mısır’ın genelkurmay başkanları da katıldı.

Cooper, İran’ın ABD üslerine yönelik saldırılarına rağmen ABD ordusunun bölgeden kuvvetlerini çekmeyeceğine dair gruba güvence verdi.

Ayrıca meslektaşlarına, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğini artırmaya yönelik ABD planı hakkında bilgi verdi.

Bir İsrailli yetkili, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) Genelkurmay Başkanı General Eyal Zamir’in diğer katılımcılara çeşitli cephelerdeki İsrail operasyonları hakkında bilgi verdiğini söyledi.

CENTCOM, toplantıyı doğrulayarak yaptığı açıklamada, “Almanya’da düzenlenen planlı bir konferans kapsamında sekiz ülkeden üst düzey askeri liderleri ağırladığını” belirtti.

Açıklamada, “Liderler, Orta Doğu’da güvenlik işbirliğini güçlendirme imkânlarını görüştü,” denildi.

İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn arasında Eylül 2020’de imzalanan İbrahim Anlaşmaları’ndan bu yana, İsrail ile bölgedeki diğer ülkeler arasındaki işbirliği yoğunlaştı.

Kısa bir süre sonra İsrail, Avrupa Komutanlığı’nın sorumluluk alanından CENTCOM’a devredildi.

Bu hamle, İsrail’in CENTCOM şemsiyesi altında Arap ülkeleriyle askeri işbirliği yapmasına ve özellikle hava ve füze savunması alanlarında bölgesel güvenlik yapısının bir parçası olmasına olanak sağladı.

Savaş süresince İsrail, hem savunma hem de saldırı operasyonlarında BAE ve ABD ile işbirliği yaptı.

İsrailli yetkililer, İsrail’in BAE’ye “Demir Kubbe” füze savunma sistemini, sistemi işletmek üzere personeliyle birlikte konuşlandırdığını ve BAE’ye istihbarat, gözetleme ve keşif (ISR) alanlarında gerçek zamanlı destek sağladığını belirtiyor.

Savaş sırasında İsrail ile bölgedeki diğer Arap ülkeleri arasındaki istihbarat paylaşımı da arttı.

Toplantı, Yemen direnişinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığı, karada ilerleme kaydettiği ve Kızıldeniz’deki Bab el-Mendeb Boğazı’nın fiili kontrolünü ele geçirdiği bir dönemde gerçekleşti.

Konuyla ilgili bilgi sahibi bir kaynak, İsrail ve Suudi Arabistan’ın, CENTCOM’un desteğiyle, İsrail’in Yemen’e karşı Suudi askeri operasyonlarını nasıl destekleyebileceğini ve BAE’ye sağladığı desteğe benzer bir şekilde istihbarat, gözetleme ve keşif (ISR) yardımı sunabileceğini tartıştıklarını söyledi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Polonya, Venezuela’dan kripto parayla petrol alırken 424 milyon dolar kaybetti

Yayınlanma

Polonya devlet enerji grubu Orlen, Venezuela’dan kripto para aracılığıyla petrol ithal etme girişimi sırasında en az 424 milyon dolar kayba uğradı. İsviçre ve Dubai üzerinden yürütülen operasyonda 230 milyon dolarlık avans aracı şirketlere teslim edilmesine rağmen sevkiyat gerçekleşmedi.

Polonya devlet enerji grubu Orlen, kripto para birimiyle yaklaşık 6 milyon varil Venezuela petrolü satın alma girişimi neticesinde en az 424 milyon dolar kaybetti.

İngiliz ekonomi gazetesi Financial Times’ın yürüttüğü araştırmaya dayandırdığı haberine göre, aracılar üzerinden aktarılarak USDT cinsine çevrilen fonların ardından petrol sevkiyatı gerçekleşmedi.

Gazetenin ulaştığı verilere göre, Orlen’in İsviçre merkezli ticaret kolu Orlen Trading Switzerland (OTS), Kasım 2023’te Dubai merkezli Hannon International şirketiyle 345 milyon dolarlık Merey 16 tipi ham petrol alımı için sözleşme imzaladı.

İşlemden 25 ila 30 milyon dolar kar sağlamayı hedefleyen OTS, Dubai merkezli aracı kuruluşa 230 milyon dolar avans aktardı.

Venezuela tarafı ödemeyi sadece kripto para birimi USDT ile kabul edeceğini bildirdi. Hannon, para birimini dönüştürmek amacıyla Dubai’deki diğer aracı kuruluşlara transferler gerçekleştirdi.

Bu kuruluşlardan biri 135 milyon dolar tahsil etmesine karşın, Hannon’un verilerine göre satıcıya yalnızca 85 milyon USDT iletti. Farklı bir şirkete gönderilen 30 milyon dolar ise Venezuela’ya hiç ulaşmadı.

Hannon temsilcileri Ocak 2024’te bizzat Venezuela’ya giderek aracılara on milyonlarca USDT erişimi barındıran USB bellekler teslim etti. Bir komisyoncuya önce 60 milyon USDT, ardından 50 milyon USDT daha verildi; ancak petrol yine teslim edilmedi.

Aynı dönemde Orlen’in kiraladığı üç süpertanker, Aralık 2023’te Jose terminaline vardı ve haftalarca yükleme yapılmadan bekledi. Teslimat süresi 19 Aralık’ta dolarken, Orlen gemilerin rıhtımdaki bekleme süresi nedeniyle ilave maliyetlerle karşılaştı.

OTS, Ocak ayında Hannon ile 1 milyon varillik ham petrol için yeni bir mutabakata varmayı denedi ancak ham maddedeki kirlilik sebebiyle anlaşmadan çekildi.

Taraflar daha sonra 1 milyon varil akaryakıt sevkiyatı üzerinde anlaştı. Mart ayında Orlen’in bir gemisi, kararlaştırılan miktarın yarısını oluşturan yaklaşık 500 bin varillik yükü alabildi.

OTS, 28 Mart’ta ilk sözleşmeyi tek taraflı feshetti. Şirket içi hesaplamalara göre Hannon ile yürütülen operasyonların lojistik maliyeti 72 milyon dolara ulaştı.

Financial Times, Orlen’in Hannon’a devrettiği 230 milyon doları tahsil etmek amacıyla tahkim sürecini sürdürdüğünü aktarıyor.

Hannon, OTS’nin doğrudan işlem yapamaması nedeniyle aracı rolü üstlenerek USDT üzerinden petrol temin etmeye çalıştığını savunuyor.

Orlen ise üçüncü tarafların sürece dahil olup olmamasından bağımsız olarak, Hannon’un yükümlülüğünü yerine getirmek zorunda olduğunu belirtiyor.

Varşova Savcılığı, OTS operasyonlarının finanse edildiği 600 milyon dolarlık nakit havuzunun denetiminde ihmal olup olmadığını tespit etmek üzere Orlen’in eski yöneticileri hakkında soruşturma yürütüyor.

OTS’nin eski yöneticisi Samer Awad ve diğer eski idareciler, yöneltilen kötü yönetim suçlamalarını reddediyor.

Sözleşmenin iptalinden sonra, Orlen’in daha önce kiraladığı gemilerden biri yüksek yoğunluklu ağır Venezuela petrolünü yüklemeyi başardı.

Polonya hükümetinin tespitlerine göre Orlen’in toplam zararı en az 1,6 milyar zlotiyi (424 milyon dolar) buluyor.

Hükümet, bu meblağın nakliye, hukuk ve kötü yönetimden kaynaklanan diğer tüm harcama kalemlerini içerdiğini vurguluyor. Olay, Polonya tarihindeki en büyük şirket krizleri arasında yer alıyor.

Öte yandan, ABD Başkanı Donald Trump Ağustos sonunda Venezuela ile bir anlaşma sağlandığını, söz konusu mutabakatın bu ülkenin 65 milyar varili aşkın petrol rezervinin ABD denetimine geçmesini öngördüğünü duyurmuştu.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise mutabakatın Washington yönetimine istikrarlı hammadde arzı ile uygun fiyatlı petrole erişim sağlayacağını; Venezuela tarafına yaklaşık 100 milyar dolarlık özel yatırım çekeceğini, binlerce yüksek ücretli istihdam yaratacağını ve ülke ekonomisinin yeniden toparlanmasını destekleyeceğini kaydetti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English