Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Abbas, Gazze’yi ziyaret için İsrail’den izin istedi

Yayınlanma

Filistin Yönetimi, Mahmud Abbas’ın Gazze’yi ziyaretine izin verilmesi için İsrail’e resmi talepte bulundu.

Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, Türkiye’yi ziyareti sırasında TBMM’de yaptığı yakında Gazze’yi ziyaret edeceğine ilişkin açıklamadan sonra harekete geçti.

Mahmud Abbas: Filistin yönetimi ile birlikte Gazze’ye gideceğim

Walla’nın haberine göre FKÖ Genel Sekreteri Hüseyin el Şeyh dün İsrail Ulusal Güvenlik Danışmanı Tzachi Hanegbi’ye bir mektup göndererek Abbas’ın Gazze Şeridi’ne Mısır’dan Refah yoluyla değil İsrail’den girmesini istedi. Habere göre Abbas bu talebin reddedilmesini bekliyor ve bu reddi İsrail’i daha fazla eleştirmek için kullanacak.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump’ın Barış Kurulu, Gazze için ilk üs sözleşmesini hazırladı

Yayınlanma

Trump’ın Barış Kurulu, Gazze’de görev yapacak Fas askerleri için 150 kişilik bir askeri üs kurulmasına ilişkin ilk inşaat sözleşmesini hazırladı. İlk aşamada 150 askerin barınacağı tesisin daha sonra 5 bin Uluslararası İstikrar Gücü askerini ağırlayacak biçimde genişletilmesi planlanıyor. Sözleşmelerin henüz kesinleşmediği bildirildi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın “Barış Kurulu”, ocak ayında kurulmasından bu yana Gazze’ye ilişkin ilk inşaat sözleşmesini hazırladı. The Guardian’ın 6 Ağustos tarihli haberine göre sözleşme, Fas askerlerinin konuşlanacağı 150 kişilik temel nitelikte bir askeri üs kurulmasını öngörüyor.

Trump, İsrail’in Gazze’de Filistinlilere karşı iki yıldır sürdürdüğü saldırıların ardından bölgeye ilişkin planlarını yürütmek amacıyla Barış Kurulu’nu kurmuştu. Kurul, Gazze’de görev yapacak Uluslararası İstikrar Gücü için hazırlıklara başladı.

Fas, İsrail ve ABD adına Gazze’de denetimi sağlamak üzere oluşturulan Uluslararası İstikrar Gücü’ne asker göndermeyi kabul etmişti.

İnşaat sözleşmesi Irak’ta da çalışan ABD şirketine verildi

İnşaat sözleşmesi, daha önce ABD hükümeti adına Irak’ta çeşitli projeler yürüten Louisiana merkezli Arkel International şirketine verildi.

Ancak Barış Kurulu’ndan bir yetkili, The Guardian’a gönderdiği e-postada sözleşmelerin henüz kesinleşmediğini belirtti. Yetkili, “Kurul, çeşitli sözleşmelerin hazırlığında son aşamaya geldi. Henüz hiçbiri kesinleşmedi” dedi.

Muhtemel sözleşmelerden birinin, yol haritasındaki güvenlik ve yönetim düzenlemelerinin uygulanmasına destek verecek Uluslararası İstikrar Gücü için tesis kurulmasını kapsadığını belirten yetkili, “Bu sözleşme, Gazze’nin geleceği açısından gerekli olacak çok sayıdaki sözleşmeden biri” ifadelerini kullandı.

İlk aşamada 150, daha sonra 5 bin asker

Sözleşmeye göre Fas askerlerinin konuşlanacağı üs, 100 metreye 120 metrelik bir alana kurulacak. İsrail’deki bir üsten rotasyonla görevlendirilecek askerlerin kalacağı tesis, İsrail sınırından yaklaşık iki kilometre uzakta bulunacak.

Üssün, Gazze Şeridi’nin İsrail ordusunun doğrudan işgal ettiği yüzde 60’lık bölümünde yer alması planlanıyor.

The Guardian’ın daha önce gördüğü sözleşme taslağına göre tesis, sonraki aşamalarda farklı ülkelerden 5 bin Uluslararası İstikrar Gücü askerini barındıracak şekilde genişletilecek.

“Akıllı şehir” planı küçültüldü

Trump, Şubat 2025’te ABD’nin Gazze’yi “devralacağını” ve “sahibi olacağını” açıklamıştı.

Barış Kurulu’nun Ocak 2026’daki ilk toplantısında Trump’ın danışmanı ve damadı Jared Kushner, Gazze’yi ileri teknolojiye dayalı bir kıyı “akıllı şehrine” dönüştürmeyi amaçlayan “ana planı” tanıtmıştı.

Ancak Trump başkanlığındaki kurul, Gazze’nin savaş sonrası yeniden inşasına ilişkin kapsamlı hedeflerini daha sonra küçülterek Refah yakınlarındaki güney tampon bölgesinde sınırlı bir pilot projeye yöneldi.

Plan, Filistinlilerin sıkı denetim altında tutulacağı, çevresi “çitlerle” kapatılmış “insani yardım” kampları kurulmasını öngörüyor. Söz konusu yerleşkeler, eleştirmenler tarafından “toplama kampları” olarak nitelendiriliyor.

İsrail, Gazze’yi yaşanamaz hale getirmeye yönelik saldırılarında konutlar, apartmanlar, hastaneler, okullar ve camiler dahil olmak üzere bölgedeki yapıların yaklaşık yüzde 80’ini yıktı veya hasara uğrattı.

İsrailli bakanlar, yerleşimci aktivistler ve gazeteciler, Gazze’nin Filistinli nüfustan etnik olarak temizlenmesi ve bölgenin Yahudi yerleşimcilere açılması yönünde çağrılarda bulundu.

İsrail’in Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de çoğu kadın ve çocuk en az 73 bin Filistinliyi öldürdüğü belirtiliyor. Bağımsız tahminler ise gerçek can kaybının yüz binlerle ifade edilebileceğine işaret ediyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Afrika sermayesi ve gayrimenkul yatırımları Dubai’ye akıyor

Yayınlanma

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), lojistik devi DP World ve Abu Dabi Ports üzerinden Afrika genelindeki liman, iç terminal ve serbest bölgelerde geniş kapsamlı yatırımlar yürütüyor. Financial Times gazetesinin haberine göre Körfez ülkesi, deniz ticaret rotaları üzerindeki hakimiyetini artırırken Afrika sermayesi ve eliti için de önemli bir finans ve gayrimenkul merkezi haline geliyor.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), son yıllarda Afrika kıtası genelinde gerçekleştirdiği yüksek ölçekli yatırımlarla ticari ve lojistik nüfuzunu genişletiyor.

Petrol sonrası döneme hazırlık stratejisi kapsamında hareket eden Körfez ülkesi; limanlar, tarım alanları, yenilenebilir enerji projeleri ve madencilik ruhsatları üzerinden Afrika’daki varlığını güçlendiriyor.

Financial Times gazetesinin haberine göre BAE’nin Afrika’daki ticari yayılımının temelini liman ve lojistik altyapı projeleri oluşturuyor. Dubai’nin küresel bir ticaret merkezi haline gelme hedefi doğrultusunda gelişen DP World, Afrika’daki ilk konteyner terminali imtiyazlarını 2000’li yıllarda Cibuti, Maputo ve Dakar’da elde etti.

Lojistik şirketi, Afrika, Asya ve Ortadoğu arasındaki ticareti dünyadaki en büyük yapay liman olan Dubai’deki Cebel Ali merkezine bağlayarak büyümesini sürdürdü.

2006 yılında kurulan Abu Dabi Ports ile birlikte DP World, günümüzde 13 Afrika ülkesinde limanlar, kara terminalleri ve serbest bölgeler işletiyor veya bu alanlarda yeni projeler geliştiriyor. Şirket son dönemde, Güney Afrika’daki Imperial Logistics ve Nijerya’daki FMCG gibi köklü dağıtım ağlarını satın alarak 25’ten fazla Afrika devletindeki mal akışında doğrudan rol oynamaya başladı.

Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, Afrika ile Körfez ülkeleri arasındaki petrol dışı ticaret 100 milyar doları aşmış durumda.

Bu ticaretin en büyük payını BAE ve Suudi Arabistan oluşturuyor. Körfez araştırmacısı ve akademisyen Eleonora Ardemagni, limanları “BAE’nin Afrika politikasının merkezinde yer alan nüfuz unsurları” olarak nitelendiriyor.

Sudan’dan çalınan 1,5 ton altın BAE’ye kaçırıldı

Berbera Limanı stratejik kapı işlevi görüyor

BAE’nin ticari yatırımları ile stratejik hamlelerinin kesiştiği en somut örneklerden biri Somaliland’deki Berbera Limanı olarak öne çıkıyor.

Aden Körfezi’ndeki deniz koridoru üzerinde yer alan limanda, Dubai hükümetine ait DP World şirketi tarafından inşa edilen konteyner vinçleri ve yenilenen altyapı dikkat çekiyor.

DP World, 450 milyon dolarlık yatırım kapsamında depolama imkanlarını geliştirdi ve Berbera’yı Etiyopya’ya bağlayan 250 kilometrelik bir kara yolu inşa etti. Şirket, Somaliland yönetimiyle 30 yıllık derin deniz limanı kiralama sözleşmesi imzaladı.

Berbera yakınlarındaki serbest bölgeyi yöneten Kenyalı yetkili Joseph Oguta, yatırımlarla ilgili olarak, “Yerine oturması gereken unsurlar var ancak bu bir zaman meselesi” değerlendirmesini yaptı.

DP World, 120 milyon nüfuslu karayla çevrili Etiyopya pazarına çıkış kapısı olarak konumlandırılan Berbera Limanı’nın kapasitesini iki katına çıkarmayı taahhüt etti.

Liman, 2023 yılında Dünya Bankası ve S&P Global tarafından Sahra Altı Afrika’nın en verimli limanı olarak derecelendirildi.

Afrikalı zenginlerin ve sermayenin yeni adresi Dubai

BAE, ticari ve lojistik yatırımların yanı sıra Afrika sermayesinin ve yönetici elitlerinin küresel finans merkezi konumuna geldi. 2025 verilerine göre Dubai Ticaret Odası’na kayıtlı 30 bin 409 aktif Afrikalı şirket bulunuyor.

Sciences Po öğretim üyesi Profesör Ricardo Soares de Oliveira’nın araştırmalarına göre Dubai, düşük vergi oranları, esnek düzenleme çerçevesi ve gizlilik imkanları nedeniyle Afrika sermayesini çeken bir merkez haline geldi.

Oliveira, OECD üyesi finans merkezlerindeki denetimlerin sıkılaşmasıyla birlikte kentin Afrikalı yatırımcılar için öne çıktığını belirtti.

Gizli verilere dayanan tahminlere göre, Afrikalı yatırımcılar 2019 ile 2025 yılları arasında Dubai gayrimenkul sektörüne toplam 30,6 milyar dolar tutarında yatırım yaptı. Bu gayrimenkul alımlarının üçte birinin Nijerya kaynaklı olduğu kaydedildi.

İsmini açıklamak istemeyen üst düzey bir Afrikalı finans yöneticisi, “Eski kolonyal merkezlere para aktaramayan Afrikalılar, denetimlerden uzaklaşmak amacıyla gayrimenkul ve diğer alanlarda Dubai’ye yatırım yapıyor” ifadelerini kullandı.

BAE hükümet sözcüsü ise konuya ilişkin açıklamasında, ülkenin “küresel finans sisteminin bütünlüğünü koruma sorumluluklarının tam olarak bilincinde olduğunu ve buna bağlı kaldığını” bildirdi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran ve Umman transit hat üzerinde anlaştı: Hürmüz Boğazı’nda kontrol Tahran’a geçebilir

Yayınlanma

İran ile Umman arasında olası bir anlaşmanın Hürmüz Boğazı’nı yeniden trafiğe açabileceği ve boğaz trafiğinin ortak kontrolünü iki ülkeye vererek Tahran’a önemli bir imtiyaz sağlayabileceği bildirildi.

İran ile Umman arasında taslak aşamasındaki anlaşma, Hürmüz Boğazı’nı yeniden trafiğe açabilir ve Boğaz’daki gemi trafiğinin kontrolünü bu iki ülkeye devrederek Tahran’a önemli bir yetki alanı tanıyabilir.

Detayları henüz netleşmeyen plana göre Tahran’ın Boğaz üzerinden Basra Körfezi’ne giren gemilerin denetimini üstleneceği iddia edilirken, çıkış yönündeki trafiği kimin yöneteceği ve İran’ın bu süreçteki nihai rolünün ne olacağı belirsizliğini koruyor.

İki ülkenin çarşamba günü Boğaz’dan geçecek gemiler için yeni bir rota üzerinde uzlaştığı bildirildi.

Anlaşmanın yürürlüğe girmesi halinde durum, Trump yönetimi yetkililerinin İran’ın bu hayati denizyoluna erişimi tek başına kontrol edemeyeceğine dair defaatle dile getirdiği beyanlarla çelişecek.

Altıncı ayına giren ve kamuoyunda destek bulmayan savaş ortamından çıkış arayan ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran-Umman görüşmelerinin yarattığı ivmeyi Tahran ile daha kapsamlı bir nükleer anlaşma müzakeresine dönüştürmeyi amaçladığı ifade ediliyor.

İran’ın Boğaz’a erişimi denetlemesine imkan tanıyacak bir mutabakat, Washington’ın başlangıçta koşulsuz teslim olacağını öngördüğü Tahran yönetiminin, ABD-İsrail savaşı neticesinde bölgesel nüfuzunu artırdığına işaret ediyor.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) Ortadoğu Programı Direktörü Mona Yacoubian konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bence temel mesele şu ki, eğer bir anlaşma sağlanırsa bu, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen trafiği denetleme kabiliyetini koruduğu bir anlaşma olacak” ifadesini kullandı.

Yacoubian, ABD’nin bu şartları kabul etmesi halinde, Washington ve Tahran arasında haziran ayında imzalanan ancak çatışmaların yeniden başlamasıyla çöken ilk mutabakat zaptında öngörüldüğü gibi 60 günlük yeni bir barış müzakeresi sürecinin başlayabileceğini ekledi.

Yacoubian, The Hill gazetesine verdiği demeçte, “İran nihayetinde Boğaz’ı kontrol etme yetkisinde ısrarcı olmayı sürdürecek. Mesele bir tavizden ziyade bunun nasıl uygulanacağı ve ABD için bu anlaşmaya onay verirken itibarını koruyabileceği bir yolun bulunup bulunmayacağıdır. Asıl büyük soru işareti budur” dedi.

Görüşmelere ilişkin haberlerin bu hafta hız kazandığı ve cuma gününe kadar bir uzlaşıya varılabileceği kaydedilirken, bu durum Boğaz’ın derhal açılacağı anlamına gelmiyor.

Küresel petrol ve doğalgaz arzının beşte birinin geçtiği nakliye rotasının kapalı kalması, akaryakıt ve diğer tüketim maddelerinin fiyatlarını artırmış durumda.

İran ve Umman’ın Boğaz’ı nasıl sevk ve idare edeceğine dair teknik detaylar henüz netleşmedi. Reuters’ın aktardığına göre İran, Boğaz’ı kullanan gemilerden taşıdıkları yükün değerinin yüzde 5’i ile yüzde 7’si arasında değişen oranlarda geçiş ücreti talep etmeyi hedefliyor.

Umman ise yüzde 3 civarında daha düşük bir ücret öngörüyor. Savaş öncesi durumda herhangi bir geçiş ücreti alınmadığını belirten ABD tarafı ise ücret alınmamasını talep ediyor.

Trump, salı günü Kaliforniya’da gazetecilere yaptığı açıklamada Tahran ile ilişkilerin “gayet iyi ilerlediğini” iddia etse de İran yönetiminin ABD ile doğrudan görüşme yürüttüğünü reddetmesi tablonun karmaşıklığını koruyor.

Trump bir anlaşmanın imzalanması ihtimaliyle ilgili olarak, “Bu yarın da olabilir, sonraki gün de. Çok ciddi mesafe katedildi” dedi.

Fox News kanalına da konuşan Trump, İranlı yetkililerle “gün boyu süren müzakereleri” de kapsayan “çok olumlu temaslar” gerçekleştirdiklerini söyledi. Trump, “Eğer tekrar masadan kalkarlarsa çok ağır şekilde vurulacaklar” değerlendirmesinde bulundu.

Çarşamba öğleden sonra Las Vegas’ta konuşan Trump, anlaşmanın son durumuna dair somut bir detay vermezken, “İnsanların ölmesini istemediğim için bir anlaşma yapmayı tercih ederim” diyerek temasların sürdüğünü ifade etti.

Buna karşın ABD’nin izlediği askeri stratejinin şu ana kadar netice vermediği değerlendiriliyor.

ABD’nin İran’a yönelik aylardır sürdürdüğü hava bombardımanları ve son olarak temmuz ayında gerçekleştirilen iki haftalık yoğun saldırılar Boğaz’ı trafiğe açmaya yetmediği gibi Washington’ın kritik mühimmat stoklarının eksilmesine yol açtı.

Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, İran’ın tutumuna ilişkin olarak, “Bu kozun ellerinde olduğunu biliyorlar. ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı güç kullanarak açmak ve İran’ın kontrolünü engellemek için gereken daha geniş kapsamlı bir harekatı göze alamayacağını, dolayısıyla bu kontrolü geri almasının mümkün olmadığını düşünüyorlar” dedi.

ABD’nin kritik mühimmat stoklarının ciddi seviyede azalması üzerine Körfez ülkelerinin endişelerini dile getirdiği ve bu durumun Trump’ın hafta sonu İran’a yönelik saldırıları artırma tehdidinden vazgeçmesinde etkili olduğu aktarıldı.

Trump’ın İran’ı şiddetli askeri eylemlerle tehdit ettikten sonra geri adım atarak müzakerelere alan açtığı ve nisandan bu yana en az beş kez tekrarlanan bir döngüye girdiği belirtiliyor.

Mona Yacoubian, “ABD’nin önleme füzelerinin önemli bir bölümünü tükettiğine dair haberler, yaklaşan ara seçimler ve ABD içindeki yaşam maliyetleri ile akaryakıt fiyatları üzerindeki sürekli baskı göz önüne alındığında, bu döngüyü daha kaç kez tekrarlayabileceğimiz belirsizdir” dedi.

Öte yandan Bryan Clark, ne kadar iyi planlanmış olursa olsun, algılanan bir zayıflık durumunda askeri seçeneğe yönelme eğilimi gösteren Trump’ın kararları nedeniyle olası bir anlaşmanın hızla bozulabileceğini belirtti.

Clark, The Hill’e yaptığı açıklamada, “Risk şu ki, bir anlaşma sağlandığında herkes buna bakıp ‘İran istediğini aldı, ABD ise elinde hiçbir şey olmadan kaldı’ diyebilir. Trump’ın bu yorumlardan hoşlanmayacağını ve gücünü kanıtlamak için yeniden harekete geçmek zorunda hissedeceğini düşünüyorum. Ardından İran ticareti tekrar durduracak ve aynı noktaya geri döneceğiz” dedi.

Anlaşmanın önündeki bir diğer engeli ise ABD’nin Basra Körfezi’nde sürdürdüğü deniz ablukası oluşturuyor. Tahran yönetimi, Boğaz’ın yeniden trafiğe açılması için ablukanın kaldırılmasını şart koşuyor.

İran Dışişleri Bakanlığı iç basına yaptığı açıklamada, “Hürmüz Boğazı’nı güvensiz kılan unsurlar, özellikle ABD’nin deniz ablukası ile İran’a ve çıkarlarına yönelik diğer saldırgan ve tehditkar eylemleri nedeniyle varlığını sürdürmektedir” ifadelerini kullandı.

Trump yönetiminin hareket alanının sınırlı olduğuna dikkat çekilse de bazı şahin isimler ablukanın kaldırılmasının hata olacağını savunuyor.

Demokrasileri Savunma Vakfı’ndan (FDD) Richard Goldberg, çarşamba günü sosyal medyada paylaştığı mesajda, “Abluka kalktığı an Başkan kozunu kaybeder. Petrol satışına emanet hesap şartı olmaksızın izin verildiği saniye daha fazlasını kaybeder. İran dondurulan hesaplarını borçlarını ödemek için kullandığı an kaybı daha da büyür” değerlendirmesini yaptı.

Buna karşın bazı ABD’li milletvekilleri yönetimin diplomasi yürüütme kabiliyetine güven duyduğunu ifade ediyor. Cumhuriyetçi Senatör Roger Wicker çarşamba günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Diğer tüm anlaşmalarda olduğu gibi bu süreçte de yönetime olan güvenim tamdır” dedi.

Gündemdeki anlaşmayı değerlendiren Bryan Clark ise, “Kimsenin bu durumdan memnun olmadığını biliyorum. Bölge ülkeleri memnun değil, oradan petrol tedarik eden Asyalı müttefikler memnun değil ama şu aşamada elde edilebilecek en iyi anlaşma muhtemelen budur” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English