Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD-Çin ilişkileri: Rekabet değil, sistem krizi

Yayınlanma

Harici Medya tarafından düzenlenen panelde bir araya gelen akademisyenler ve politika analistleri, ABD-Çin ilişkilerine ilişkin yer yer ayrışan ancak yer yer de örtüşen değerlendirmeler sundu. Katılımcılar bu ilişkileri, kısa vadeli politika tercihlerinden ziyade yapısal gerilimlerin, değişen küresel önceliklerin ve rekabet halindeki medeniyet tasavvurlarının ürünü olarak çerçeveledi.

Tartışmayı açan moderatör Sarp Sinan Hacır, çevrim içi toplantının Ukrayna’daki uzayan savaş, İran’ı da içine alan gerilimin artışı ve Venezuela’daki istikrarsızlık gibi yoğunlaşan küresel krizlerin gölgesinde gerçekleştiğini belirtti. Moderatör, bu gelişmelerin, özellikle Çin’e yaklaşımında hem müdahaleci hem de stratejik açıdan muğlak görünen bir ABD dış politikasıyla eş zamanlı ilerlediğini ifade etti.

Panelde Manitoba Üniversitesi’nden siyasal iktisatçı Prof. Radika Desai, Barış ve Diplomasi Enstitüsü’nde Washington araştırmacısı Dr. Christopher Mott, Şanghay RimPac ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi Başkan Yardımcısı Nelson Wong ile Alman filozof ve yazar Dr. Hauke Ritz yer aldı.

“ABD, Çin’in tabi kalacağını varsaydı”

Desai, mevcut gerilimlerin kökeninin son siyasi değişimlerde değil, uzun süredir biriken yapısal yanlış hesaplarda yattığını belirtti.

Desai, “Çin-ABD ilişkilerindeki asıl zorluk, ABD’nin Çin’e açılımı hangi varsayımlar üzerine kurduğundan kaynaklanıyor” dedi.

Washington’un başlangıçta Pekin’in ABD öncülüğündeki küresel düzende ikincil bir rolü kabul edeceğini öngördüğünü ifade eden Desai, “ABD, Çin’in büyük bir memnuniyetle tabi bir konumu kabul edeceğini hayal etti… böylece ABD, Çin’den çeşitli şekillerde kazanç sağlayabilecekti” diye konuştu.

Desai, Çin’in değer zincirinde yukarı çıkması ve düşük katma değerli üretimle sınırlı tamamlayıcı ekonomik rolü reddetmesiyle bu varsayımın çöktüğünü belirtti. George W. Bush dönemindeki tarifelerden Barack Obama’nın “Asya’ya yönelim” stratejisine ve Donald Trump’ın ticaret savaşına uzanan çizgiyi bu sürekliliğin göstergesi olarak işaret etti.

Desai, “Bir yandan ABD Çin’i kendine tabi kılmak istiyor, diğer yandan bunu yapması mümkün değil” ifadelerini kullandı.

Desai ayrıca Çin’in, Batı kaynaklı olduğunu söylediği istikrarsızlık ortamında giderek denge sağlayıcı bir güç olarak algılandığını belirterek, “Çin giderek öngörülebilirlik ve istikrar adası gibi görünüyor” dedi.

ABD iç dinamiklerine değinen Desai, dış politikadaki dalgalanmayı iç siyasi ve ekonomik baskılarla ilişkilendirdi. Desai, “Trump’ın düzensiz görünen yaklaşımında bir yöntem yok… gördüğümüz şey yön ve politika değişikliklerinin sıklaşması” diye konuştu.

ABD’deki liderlerin seçim vaatlerini hayata geçirmelerini engelleyen yapısal kısıtlarla karşı karşıya olduğunu belirten Desai, bunun politika üretiminde istikrarsızlığa yol açtığını ifade etti. Desai, “ABD’nin iç krizi çok kritik bir noktaya ulaştı” dedi.

“Ortadoğu’dan kopamıyorlar”

Mott, Desai’nin değerlendirmelerine genel hatlarıyla katıldığını, ancak ABD dış politikasındaki stratejik tutarsızlığa odaklandığını söyledi.

Mott, “Profesör Desai’nin söylediklerinin tamamına katılıyorum… şu anki tabloyu çok iyi özetliyor” dedi.

Washington’un geçmişte “Asya’ya yönelim” stratejisiyle Çin’le rekabete öncelik verme hedefi koyduğunu hatırlatan Mott, buna rağmen ardı ardına gelen yönetimlerin tekrar tekrar Ortadoğu’daki çatışmalara sürüklendiğini belirtti.

Mott, “Göreve gelen her başkan yeniden Ortadoğu’ya çekiliyor… Ortadoğu’dan kopamıyorlar” diye konuştu.

Libya ve Suriye’deki müdahaleleri, ayrıca İran ve İsrail’le süren angajmanı bu eğilimin göstergesi olarak değerlendiren Mott, seçim dönemlerinde daha az müdahalecilik sözü veren liderlerin göreve geldikten sonra daha derin angajmanlara yöneldiğini ifade etti.

Mott, “İnsanlar daha az müdahalecilik vaat ediyor… sonra seleflerinin müdahalecilik düzeyini daha da artırıyor” dedi.

ABD’nin ittifak ilişkilerinin, özellikle İsrail’le bağlarının politika üzerinde belirleyici olduğunu vurgulayan Mott, “Washington’da diğer tüm müttefiklerden daha fazla kayırılan bir müttefik var” ifadelerini kullandı.

Çin’i eşdeğer bir rakip olarak kabul etmekle birlikte ABD’nin stratejik odağının doğrudan Pekin’le çatışmadan uzaklaştığını belirten Mott, “Çin’le rekabet geri plana itiliyor… buna karşılık Küresel Güney’e yönelik son derece müdahaleci bir yaklaşım sürüyor” dedi.

Mott, mevcut stratejiyi, gerileyen tek kutuplu üstünlüğü zorlayıcı araçlarla ayakta tutma çabası olarak tanımladı. Mott, “Azalan tek kutupluluğu sert güç doktriniyle tahkim etmeye çalışıyorlar” diye konuştu.

“Çin kendini yönetmek ister, ABD başkalarını yönetmek ister”

Wong, kültürel ve tarihsel farklara dayanan bir bakış açısı sundu ve Çin’in pragmatizmi ve temkini öncelediğini vurguladı.

Wong, “Çin her zaman kendini yönetmek ister, ABD ise herkesin işini yönetmek ister” dedi.

Küresel söylemin Batı anlatıları tarafından belirlendiğini, buna karşılık Çin’in daha tepkisel bir tutum benimsediğini ifade eden Wong, “Çin dış dünyayla ilişkilerde son derece pasif” diye konuştu.

Wong, Çin’in yükselişinin yalnızca iç dinamiklerle değil, dış dünyanın algılarıyla da şekillendiğini belirterek, “Çin’in özgüveni… aslında dış dünya tarafından yukarı itildi” dedi.

Pekin’in çatışma arayışında olmadığını ve ekonomik etkileşimi önceliklendirdiğini vurgulayan Wong, “Çin ABD ile ilişkisini asla yok etmek istemez… bu büyük bir pazar” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte özellikle Tayvan konusunda net kırmızı çizgiler bulunduğunu hatırlatan Wong, “Çin Tayvan’ı asla bağımsız bir varlık olarak tanımaz, asla” dedi.

Tayvan’ın tarihsel anlatılarla şekillenen temel bir ulusal mesele olduğunu söyleyen Wong, Pekin’in barışçıl yeniden birleşmeyi tercih ettiğini yineledi. Wong, “Çin her zaman barışçıl yeniden birleşme arayışında… bunun için belirlenmiş bir takvim yok” diye konuştu.

Ekonomik gerilimler bağlamında Çin’in ticaret çatışmasına hazırlıklı olduğunu belirten Wong, “Çin buna on yılı aşkın süredir hazırlanıyor… elimizde araçlar var ve karşılık vermeye başladık” dedi.

Çin’in ABD’ye ihracata bağımlılığını azalttığını ve pazarlarını çeşitlendirdiğini ifade eden Wong, “Çin’in ABD’ye ihracatı yüzde 20 civarından yüzde 8’in altına indi” diye konuştu.

Tüm gerilimlere rağmen iki tarafın da askeri çatışma arayışında olmadığını vurgulayan Wong, “İki ülke arasında yakın vadede bir savaş tehdidi öngörmüyoruz” dedi.

“Avrupa yol ayrımında”

Ritz, tartışmayı Avrupa’nın stratejik ve kültürel yönelimi çerçevesinde ele aldı ve kıtanın ABD ile hizalanmasının hareket alanını sınırladığını belirtti.

Ritz, “Bu liderlerin… Avrupa için bağımsız bir rota düşünebilme kabiliyeti sınırlı” dedi.

Avrupa içinde artan itiraz eğilimlerine dikkat çeken Ritz, Macaristan, Slovakya ve İspanya gibi ülkeleri alternatif arayışların örneği olarak gösterdi.

Ritz, değişimin Avrupa’nın içinden değil, Ortadoğu’daki gelişmelerden kaynaklanabileceğini ifade etti. Ritz, “ABD’nin saldırısı… küresel ekonomiyi çok büyük ölçüde sarsmış durumda” diye konuştu.

İran’ın direncinin bölgesel dengeleri değiştirebileceğini ve ABD’nin etkisini zayıflatabileceğini belirten Ritz, “İran Ortadoğu’da, Rusya’nın Avrupa’da oynadığına benzer bir rol oynuyor” dedi.

Avrupa’nın ABD’ye bağımlılığının kıtanın kültürel ve stratejik özerkliğini aşındırdığını ifade eden Ritz, “Kadim köklerimizle bağımızı kaybettik… tüketimle yönlendirilen çok kültürlü toplumlara dönüştük” diye konuştu.

Avrupa’nın entelektüel geleneklerini yeniden keşfetmesi ve diğer medeniyetlerle diyaloğa yönelmesi gerektiğini söyleyen Ritz, “Farklı kültürlere yönelik merakımızı yeniden kazanmalıyız” dedi.

Ritz ayrıca Avrupa, Rusya ve Çin arasında daha yakın bağların oluşacağı uzun vadeli bir yeniden hizalanma öngördü. Ritz, “Moskova’ya giden yol Pekin’den geçiyor” ifadelerini kullandı.

“Bölgeselleşme kaçınılmaz”

Stratejik değerlendirmelere dönen Mott, küresel jeopolitiğin coğrafi olarak daha belirgin ittifaklara dayanan bölgeselleşmeye yöneldiğini belirtti.

Mott, “Coğrafyanın bir çekim gücü var… nesiller önce kurulan ittifakların böyle bir ağırlığı yok” dedi.

Özellikle Tayvan bağlamında ABD öncülüğündeki caydırıcılık stratejilerinin uygulanabilirliğini sorgulayan Mott, müttefiklerin katkı kapasitesinin sınırlı olduğunu ifade etti.

Mott, “Herkesin Tayvan’ın askeri savunmasına katılıp katılmayacağı son derece tartışmalı” diye konuştu.

Asya başta olmak üzere birçok bölgede ülkelerin küresel hizalanmalar yerine bölgesel düzenlemelere öncelik vereceğini belirten Mott, “Küreselleşmiş diplomasinin varsayımları çözülmeye başlayacak” dedi.

“Trump ‘zafer’ arıyor ancak gerekli imkanlardan yoksun”

Son bölümde yeniden söz alan Desai, ABD politikasının tutarlı bir stratejiden ziyade sembolik zafer arayışıyla şekillendiğini ifade etti.

Desai, “Bu mesele Basra Körfezi’ni kontrol etmekle ilgili değil… Mesele bir tür askeri zafer üretme çabası” dedi.

ABD’nin Venezuela’da başarı sağladığı yönündeki değerlendirmeleri reddeden Desai, İran’da da başarısızlık öngördüğünü belirtti. Desai, “ABD İran’da kaybediyor… Kzanmak için gerekli imkana sahip değil” diye konuştu.

ABD-Çin ilişkilerine değinen Desai, Washington’un elindeki kozların sınırlı olduğunu söyledi. Desai, “Trump’ın zaten baştan itibaren üstünlüğü yoktu” dedi.

Çin’in nadir toprak elementleri üzerindeki kontrolüne ve baskıya direnme kabiliyetine işaret eden Desai, “Çin ona nasıl karşı koyacağını bildiğini gösterdi” ifadelerini kullandı.

Desai, küresel istikrarsızlığın daha derin yapısal dönüşümlerin sonucu olduğunu vurgulayarak sözlerini tamamladı. Desai, “ABD’nin kontrolden çıkmasının sonuçlarıyla karşı karşıyayız” dedi.

Diplomasi

Çin lideri Xi Jinping 10 yıl aradan sonra Mısır’ı ziyaret ediyor

Yayınlanma

Çin lideri Xi Jinping’in Mısır ziyareti, Süveyş’te büyüyen yatırımlar ve ortak hava kuvvetleri tatbikatlarının sürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Pekin’in Kahire ile ekonomik, askeri ve diplomatik bağlarını derinleştirdiği ve Orta Doğu ile Afrika’daki krizlerde Mısır’la daha yakın çalışmayı amaçladığı bir dönemde, on yıl aradan sonra Mısır’a dönüyor.

Xi, salı günü sona erecek Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi için Kırgızistan’a yaptığı ziyaretin ardından bu hafta Mısır’ı ziyaret edecek.

Çin Dışişleri Bakanlığı geçen hafta Mısır’la ilişkileri “tarihin en iyi seviyesinde” olarak nitelendirdi ve Xi’nin ziyaretinin geçmişteki işbirliğinin üzerine inşa edilirken gelecekteki ilişkilerin yönünü de belirleyeceğini söyledi. Ziyaret, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin kurulmasının 70. yıldönümüne denk geliyor.

Bu, Xi’nin Ocak 2016’dan bu yana Mısır’a yapacağı ilk ziyaret olacak. Xi o tarihte Kahire’de Arap Birliği’ne hitap etmiş ve altyapı, enerji, finans ve sanayi kalkınmasını kapsayan anlaşmaların imzalanmasına tanıklık etmişti.

Buna karşılık Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, 2014’te göreve gelmesinden bu yana Çin’i sekiz kez ziyaret etti. Son ziyareti Mayıs 2024’te gerçekleşti.

Washington merkezli Middle East Institute’ta yerleşik olmayan kıdemli araştırmacı John Calabrese, Xi’nin ziyaretinin her iki tarafa da siyasi fayda sağladığını söyledi.

South China Morning Post’a konuşan Calabrese, “Ziyaret, Pekin’e büyük bir Arap, Afrika ve Küresel Güney ülkesiyle kalıcı ve Batı dışı bir ortaklığı sergileme fırsatı sunuyor” dedi. Mısır açısından ise bu ziyaret, ülkenin “ABD’nin ya da daha genel olarak Batı’nın bir aracı olmadığını” gösterme imkânı sağlıyor.

Calabrese, iki hükümetin kapsamlı stratejik ortaklıklarını yeniden teyit etmelerini ve ticaret, yatırım, Kuşak ve Yol işbirliği ile ikili işlemlerde yuan kullanımına ilişkin anlaşmalar açıklayabileceklerini öngörüyor.

Mısır, 2023 yılında Çin’in iç borç piyasasında 3,5 milyar yuan, yani 520 milyon dolar toplayarak panda tahvili ihraç eden ilk Afrika ülkesi oldu. Pekin ve Kahire haziran ayında ikili para takası anlaşmalarını yenileyerek tutarı 18 milyar yuandan 30 milyar yuana çıkardı ve anlaşmayı üç yıl daha uzattı.

Mısır Ticaret Servisi’nin verilerine göre Çin’in Mısır’la ekonomik bağları hızla genişledi. İkili ticaret, 2024’te 17,38 milyar dolar iken 2025’te yaklaşık 20,8 milyar dolara ulaştı.

Çin’in sanayi yatırımlarının önemli bir bölümü, Asya’yı Kızıldeniz ve Akdeniz üzerinden Avrupa’ya bağlayan stratejik deniz yolu Süveyş Kanalı çevresinde yoğunlaşıyor.

2025 sonu itibarıyla Ayn Sokhna’daki Çin-Mısır TEDA Süveyş Ekonomik ve Ticari İşbirliği Bölgesi yaklaşık 200 şirkete ev sahipliği yapıyordu. Bölgede bildirilen toplam yatırım miktarı 3,8 milyar doları aşarken yaklaşık 10 bin kişilik istihdam yaratıldı. Bölgenin en büyük üreticilerinden China Jushi, Avrupa, Orta Doğu ve diğer ihracat pazarlarına hizmet veren büyük bir fiberglas üretim üssü kurdu.

Calabrese, “İlişki giderek yalnızca ticaretten değil, sanayi yatırımlarından ibaret hale geliyor” dedi.

Calabrese’ye göre Mısır, Avrupa ve Afrika pazarlarına erişmek isteyen Çinli şirketler için kendisini bir üretim üssü olarak konumlandırıyor. Ancak döviz sıkıntısı, borç baskısı ve bürokrasi hâlâ engel teşkil ederken Kahire’nin Körfez ve Batı finansmanına bağımlılığı da Pekin’e doğru ne ölçüde kayabileceğini sınırlıyor.

Kahire Amerikan Üniversitesi’nde siyaset bilimi doçenti olan Amr Adly, Çin yatırımlarının son on yılda hızla arttığını, ancak İngiltere, ABD ve Körfez ülkelerinden yatırımcıların toplam doğrudan yabancı yatırım stokunun hâlâ daha büyük olduğunu söyledi.

Adly’ye göre daha fazla büyüme, Mısırlı şirketlerin Avrupa, Afrika ve Körfez pazarlarına hizmet veren Çin öncülüğündeki tedarik zincirlerine entegre edilmesiyle sağlanabilir.

Askeri işbirliği de genişliyor. Mısır ve Çin, Xi’nin ziyaretinden birkaç gün önce, 22 Ağustos’ta ikinci “Medeniyet Kartalları” ortak hava tatbikatına başladı. Çin, J-16 savaş uçaklarını 6 bin kilometreden fazla mesafe kat ederek Mısır’a konuşlandırdı. Uçaklara YY-20A tanker uçağından havada yakıt ikmali desteği sağlandı. Bu da Çin hava kuvvetlerinin ülke sınırlarından çok uzakta operasyon yürütme kapasitesinin arttığını ortaya koydu.

Mısır onlarca yıldır ABD’nin askeri yardımına dayanırken Çin’le genişleyen tatbikatlar, Kahire’nin savunma ilişkilerini çeşitlendirme çabasına işaret ediyor.

Adly, “Mısır, Çin’le işbirliğini derinleştirerek ABD’yle ilişkilerini dengelemekle ilgileniyor” dedi.

Calabrese, “Gazze konusunda geniş bir görüş birliği var” dedi. “Hem Pekin hem de Kahire ateşkesi, Filistin devletini ve Mısır’ın arabuluculuk ve yeniden inşa sürecindeki rolünü destekliyor” diye ekledi.

İran konusunda ise Calabrese, “Yalnızca kısmi bir uyum görüyorum” dedi, “Her iki taraf da gerilimin düşürülmesini destekliyor ve hiçbiri Süveyş ile Kızıldeniz’deki deniz taşımacılığını aksatacak daha geniş çaplı bir çatışma istemiyor” diye belirtti.

Ancak Calabrese, Pekin’in Tahran’la daha derin ilişkilerinin ve Washington’ın İran’a yönelik baskısına karşı çıkmasının, Kahire ile koordinasyonun muhtemelen itidal çağrılarıyla sınırlı kalacağı anlamına geldiğini söyledi.

Adly, Kızıldeniz ve Basra Körfezi’nin Çin’in çıkarları açısından önemli olduğunu belirtti.

Çin 2023 yılında Suudi Arabistan ile İran arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden kurulması için arabuluculuk yapmış olsa da, Adly’ye göre “Çinliler devam eden çatışmaya müdahil olmak konusunda aynı ölçüde istekli olmadı”.

Şanghay Uluslararası Çalışmalar Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Enstitüsü’nde doçent ve Afrika Arap Ülkeleri Araştırma Projesi Direktörü Zhao Jun, Çin’in Arap dünyasını, Afrika’yı, Akdeniz’i ve Kızıldeniz’i birbirine bağlayan bölgesel bir “eksen” olarak Mısır’a ihtiyaç duyduğunu söyledi. Zhao’ya göre Mısır ise sanayileşmesini ilerletmek ve diplomatik manevra alanını genişletmek için Çin’in yatırımlarından, teknolojisinden ve pazar erişiminden yararlanmayı umuyor.

Zhao, ekonomik işbirliğinin bir sonraki aşamasında elektrikli araçlar, güneş enerjisi ve enerji depolama, yeşil hidrojen, tuzdan arındırma, yapay zekâ ve liman lojistiği alanlarına odaklanılabileceğini söyledi.

Zhao, “Finansman da giderek daha fazla yuan cinsinden ödemelere, panda tahvillerine, öz sermaye yatırımlarına, sanayi fonlarına ve kamu-özel sektör ortaklıklarına dayanacak ve devlet kredilerine bağımlılığı azaltacak” dedi.

“Sonuçta ziyaretin başarısının temel ölçütü kaç anlaşmanın imzalandığı değil, siyasi güvenin finansmanı sağlanabilir, faaliyete geçirilebilir ve ihracata yönelik, yüksek ölçüde yerelleştirilmiş sanayi projelerine dönüştürülüp dönüştürülemeyeceğidir” diye ekledi.

Zhao, “Ziyaretin, Mısır’ın sahadaki arabuluculuk avantajlarından yararlandığı, Çin’in ise uluslararası siyasi ve kalkınma kaynakları sağladığı bir işbölümünü şekillendirmesi bekleniyor” değerlendirmesini yaptı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Çin ABD’nin ‘ticaret dengesizliği’ konusunda G20’yi harekete geçirme girişimine karşı çıktı

Yayınlanma

Çin, ABD Hazine Bakanı Bessent’in ticaret dengesizliği’ konusunda G20 çapında koordineli bir yanıt çağrısına tepki göstererek, bunun yerine istişare çağrısı yaptı.

Çin, pazartesi günü Washington’ın, ülkenin 1,2 trilyon dolarlık ticaret fazlası nedeniyle Pekin üzerinde baskı kurmak için G20 üyelerini harekete geçirme girişimine karşı çıktı.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun, Pekin’de düzenlenen basın toplantısında, “Çin hiçbir zaman kasıtlı olarak ticaret fazlası peşinde koşmadı ve her türlü tek taraflı tarife tedbirine karşı çıkıyor” dedi.

Guo, Çin’in “yüksek standartlı dışa açılma” politikasına bağlı kalmayı sürdüreceğini ve devasa pazarını, “ABD dahil herkes için yeni fırsatlar sunmak” amacıyla kullanacağını söyledi.

Guo’nun açıklaması, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’ın “dünya, 1,2 trilyon dolarlık ticaret fazlası veren bir Çin’e sahip olamaz” şeklindeki sözlerine ve G20 üyelerinin Pekin’le ticaret koşullarını yeniden değerlendirmesi gerektiği yönündeki çağrısına yanıt niteliğindeydi.

Guo, “Her iki tarafın da iki ülke lideri arasında varılan önemli mutabakatları hayata geçirmesi, eşitlik, karşılıklı saygı ve karşılıklı yarar temelinde istişare yoluyla çözülmemiş meseleleri ele alması ve ikili ticarette güçlükle elde edilen olumlu ivmeyi korumaya çalışması gerekiyor” dedi.

Bessent bu açıklamaları, G20 maliye bakanları ve merkez bankası başkanlarının toplantısı öncesinde pazar günü Reuters’a yaptı ve Çin’le ticaret konusunda koordineli bir yanıt verilmesi çağrısında bulundu. Açıklamalar, Pekin ve Washington’ın Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in 24 Eylül’de ABD’ye yapması planlanan ziyaret için hazırlık yaptığı bir dönemde geldi.

ABD geçen ay, zorla çalıştırma soruşturmasının ardından 60 ekonomiden gelen ürünlere yüzde 10 ila 12,5 arasında değişen gümrük vergileri uyguladı. Çin ürünlerine ise en yüksek oran olan yüzde 12,5 tarife getirildi. Bloomberg geçen hafta, Washington’ın aşırı üretim kapasitesi iddiaları nedeniyle Çin mallarına ek yüzde 7,5 gümrük vergisi uygulamayı da değerlendirdiğini bildirdi.

Çin’in mal ticaretindeki fazlası geçen yıl rekor kırarak 1,2 trilyon dolara ulaştı ve bu durum Batılı siyasetçilerin endişelerine yol açtı. Avrupa Birliği de Pekin’le yürütülen görüşmelerin ekim ayına kadar ticaret dengesizlikleri konusunda “somut sonuçlar” vermemesi halinde harekete geçmek zorunda kalacağı uyarısında bulundu.

Çin’e karşı Alman-Fransız birleşik cephesi

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Musk’tan Kiev’e Starlink şartı: Nihai karar Beyaz Saray’da

Yayınlanma

Financial Times gazetesi, Elon Musk’ın Starlink donanımlı insansız hava araçlarının Rusya topraklarındaki hedeflere yönelik saldırılarda kullanılmasına izin vermeye hazır olduğunu Ukraynalı yetkililere ilettiğini yazdı. Habere göre Musk, bu adımın siyasi bir karar olduğunu belirterek konuyu Beyaz Saray’a bıraktı.

Amerikalı milyarder Elon Musk’ın, Ukrayna’nın Starlink uydu sistemiyle donatılmış insansız hava araçlarını (İHA) ülke sınırları dışındaki Rus hedeflerine yönelik saldırılarda kullanmasına izin vermeye hazır olduğunu Ukrayna tarafına ilettiği iddia edildi.

Financial Times’ın (FT) konuya yakın kaynaklara dayandırdığı haberine göre Musk, Ukrayna’nın eski Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov ile yaptığı görüşmede bu kullanıma onay vermeye açık olduğunu söyledi.

Ancak Musk’ın, söz konusu kararın siyasi nitelik taşıdığını vurgulayarak nihai onayın Beyaz Saray tarafından verilmesi gerektiğini Ukrayna tarafına bildirdiği kaydedildi.

FT, ağustos ayı sonunda yayımladığı bir haberde Kiev’in Rusya topraklarının derinliklerine saldırı düzenlemek amacıyla Starlink donanımlı İHA’ları kullanmak için izin talep ettiğini, ancak ABD Başkanı Donald Trump’ın buna onay vermediğini aktarmıştı.

Gazete, sürecin ilerlemesi için Musk’ın da onayının şart olduğuna dikkat çekmişti.

The Atlantic dergisi ise ay başında yayımladığı haberinde, Fedorov’un iş insanının onayını almak için yürüttüğü perde arkası temaslara rağmen Musk’ın, SpaceX şirketine ait Starlink uydu iletişim sisteminin Rusya topraklarının derinliklerine yönelik saldırılarda kullanılmasına izin vermeyi reddettiğini yazmıştı.

Dergiye göre Musk ile eski bakan arasında savaşın tırmanma riski üzerine tartışmalar sürüyor.

The Atlantic ayrıca, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin temmuz ayı sonunda Trump’tan Starlink terminallerinin Rusya içlerine yönelik saldırılarda kullanılması için izin istediğini, ancak net bir yanıt alamadığını belirtmişti.

Starlink sistemini “Ukrayna ordusunun omurgası” olarak nitelendiren Musk, daha önce yaptığı bir açıklamada, “Eğer sistemi kapatırsam tüm cephe hatları çöker” ifadelerini kullanmıştı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova ise iş insanının Rusya’nın geri çekilmeyeceğine yönelik değerlendirmelerine karşılık olarak, “insanların ölmemesi için” Starlink uydularını geri çekmesini önermişti.

Moskova’dan sert yanıt uyarıları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kiev yönetiminin Batılı müttefiklerine “en azından bir başarı” gösterebilmek amacıyla “Rusya topraklarının derinliklerindeki tamamen sivil hedeflere saldırı girişimlerinde bulunduğunu” belirtti.

Putin, Rusya’nın Ukrayna’nın iç kesimlerine yönelik misilleme saldırılarının “çok daha güçlü, hassas ve açıkça yıkıcı” olduğunu, bu adımların “gerçekten ciddi sonuçlar” doğurduğunu söyledi.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov da Rusya sınırları içerisine yönelik saldırı girişimlerine Moskova’nın sert yanıt vereceğini bildirdi.

Peskov, “Kuşkusuz silahlı kuvvetlerimiz, Rusya buna sert ve Devlet Başkanı Putin’in ifade ettiği gibi sarsıcı şekilde karşılık verecektir” uyarısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English