Bizi Takip Edin

Amerika

ABD, Çin’deki bazı yatırımları yasaklayacak

Yayınlanma

ABD Başkanı Joe Biden, ABD’li özel sermaye ve girişim sermayesi şirketlerinin Çin’deki belirli yatırımlarını açıklamalarını da zorunlu kılacak bir kararname imzalamayı planlıyor.

Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre, kararnamenin üç teknoloji sektöründeki doğrudan yatırımları kapsaması bekleniyor: yarı iletkenler, kuantum bilişim ve yapay zeka. Bu teknolojilerin bazı türlerine yatırım yapılmasını yasaklarken, Çin’de iş yapan Amerikalıların üç yüksek teknoloji sektöründeki yatırımlar hakkında ABD hükümetini daha geniş bir şekilde bilgilendirmesini gerektirecek.

Kararname hakkında bilgi sahibi olan kişilere göre, bu kuralları ihlal eden yatırımcılar para cezasına çarptırılabilir ve hisselerini elden çıkarmaya zorlanabilir. Yeni kuralları uygulamaya koymadan önce Biden yönetiminin bu kurallarla ilgili geri bildirimleri kabul edeceği söyleniyor.

Söz konusu kişilere göre bu kuralların gelecekteki işlemler için geçerli olması ve Çin hisse senetleri ve tahvillerine yapılan portföy yatırımlarını kapsamaması bekleniyor.

Yapay zekayı ayrıştırma sorunu

ABD’nin Çin’deki yatırımları, jeopolitik rekabetin yoğunlaşmasıyla birlikte son yıllarda yavaşladı. Rhodium Group’a göre, ABD’nin Çin’e yaptığı doğrudan yatırım geçen yıl 8,2 milyar dolarla son 20 yılın en düşük seviyesine inerken, ABD’nin girişim sermayesi yatırımı da geçen yıl 1,3 milyar dolarla son 10 yılın en düşük seviyesine indi.

Bu yatırımların ne kadarının hedeflenen sektörlere gittiği belli değil. Georgetown Üniversitesi araştırmacıları tarafından hazırlanan bir rapor, ABD’li yatırımcıların 2015-2021 yılları arasında Çinli yapay zeka şirketlerinde 401 işlem gerçekleştirdiğini ve bu süre zarfında yalnızca Amerikalı yatırımcılardan gelen yatırımların 7,45 milyar dolar olduğunu ortaya koydu.

Görüşmelere aşina olan kişilere göre, Biden yönetimi yetkilileri, başkanlık emrini hazırlarken, öncelikle ulusal güvenlik riski oluşturan yapay zeka biçimlerini, günlük ticari amaçlar için yaygın olarak kullanılan diğerlerinden nasıl ayırt edecekleri konusunda kararsızlığa düştüler. 

Özel sermaye şirketleri Çin’den çıkıyor

Yeni sermaye kontrolleri, yayınlanmalarından önce bile ABD’li yatırımcıların davranışlarını yeniden şekillendirmeye başladı. Girişim sermayesi fonu Sequoia Capital, Washington’daki ısrarlı incelemelerin ardından bu yılın başlarında Çin’deki işlerini ana şirketten ayırdı. Diğer firmalar da yeni kuralları beklerken Çin’deki işlemlerini yavaşlattı ya da durdurdu. Washington’daki lobiler, Biden yönetiminin bir yıldan fazla bir süredir üzerinde çalıştığı kuralların kapsamını daraltmaya çalışıyor.

Müzakerelere aşina olan kişilere göre, Biden yönetimi içinde, Hazine ve Ticaret departmanlarından yetkililer başarılı bir şekilde başkanlık emrinin kapsamını sınırlamaya çalıştılar. Tarihsel olarak Çin’e yapılan ABD yatırımlarını kısıtlamak yerine daha fazla yatırım yapılmasını savunan Hazine yetkilileri, uygulanması zor olabilecek bir dizi kural yaratmaktan endişe ediyordu. Ayrıca Hazine yetkilileri, ABD’den giden birçok yatırım akışını korumak istediler ve kuralların özellikle ulusal güvenlik açısından hassas teknolojilere yönelik olması için baskı yaptılar.

ABD ayrıca Avrupa ve Asya’daki müttefiklerini de Çin’e yatırımı kısıtlamak için benzer adımlar atmaya zorluyor ve firmaların parayı örneğin Londra ya da Tokyo üzerinden yönlendirmesini engellemeyi umuyor.

Amerika’nın lobi faaliyetlerinin ardından ilkbaharda G7, sermaye kontrollerinin ‘ihracat ve gelen yatırımlar üzerindeki mevcut hedefli kontrol araçlarını tamamlamak için önemli olabileceği’ konusunda anlaşmıştı. Avrupa Komisyonu da AB’nin yurt dışındaki yatırımlara kısıtlamalar getirmesini önermişti.

Çin’in getirisi azaldı

Öte yandan WSJ, geçen hafta özel sermaye şirketlerinin Çin’i ‘sırtlarındaki yük’ olarak görmeye başladıklarını yazmıştı.

Veri sağlayıcısı Preqin’in verilerine göre, sermayesinin en az yarısı Çin’e yatırılmış olan dolar bazlı özel sermaye fonları, 2023’ün ilk yarısında geçen yıla göre yaklaşık %89 düşüşle sadece 1,4 milyar dolar topladı. Küresel özel sermaye fonları aynı dönemde %15 civarında düşüş gösterdi.

ABD’nin yükselttiği faiz oranlarının, tüm dünyadaki ‘kolay para’ dönemini kapatmasına ek olarak, ağırlıklı olarak Çin’e yatırım yapan özel sermaye şirketleri, ülkenin tökezleyen ekonomik toparlanması, borsa değerlemelerindeki düşüş ve uluslararası yatırımcıların Çin varlıklarına para ayırma konusunda artan isteksizliği gibi bir dizi başka engelle de karşı karşıya.

Özel sermaye şirketleri şu modele göre işliyor: Şirket, kurumlardan para toplar ve birkaç yıl içinde çok daha değerli hale geleceğine inandıkları şirketlerden hisse satın alır. Bu şirketler halka açıldığında veya satın alındığında ya da hisselerini başka alıcılara satarak kârını toplar. Çin’deki son teknoloji patlaması sırasında bu neredeyse kesinlikle kazandıran bir stratejiydi ama artık böyle bir şey söz konusu değil. 

Çinli internet şirketleri, özel sermaye fonları için kazançlı bir bahis olmuş ve ülkede elde ettikleri kazançların büyük bir bölümünü oluşturmuştu. Fakat 2020’nin sonlarında başlayan hükümet öncülüğündeki sektör baskısının ardından, birçok şirketin değerlemeleri önemli ölçüde düştü.

Veri-analitik firması Burgiss’in tahminlerine göre, 2022 yılında risk sermayesi fonları da dahil olmak üzere Çin özel sermaye fonlarının yıllık ortalama getirisi eksi %5,6 oldu. Bu oran, geçen yıl küresel ortalamadan daha iyi olmasına rağmen, 2008’deki küresel mali krizden bu yana en düşük seviyeydi.

Amerika

Thiel, Papa ve Obama’yı “felaket tellallığı” ile suçladı

Yayınlanma

Peter Thiel, eski Başkan Barack Obama ve Papa XIV. Leo’nun, sırf “kendi popülerliklerini artırmak” amacıyla yapay zeka konusunda halkın korkularını körüklediklerini savundu.

POLITICO’nun elde ettiği yeni “Deccal” derslerinde Thiel, teknolojinin ilerlemesini durdurduğunu ve regülasyona dayalı bir “tek dünya hükümeti”ni savunduğunu düşündüğü Deccal hakkında uyarıda bulunurken bu iki lideri özellikle hedef aldı.

Thiel’in Nashville’de yaptığı konuşmada, “Birçok kişi, yapay zekanın siyasi açıdan popüler olmadığını biliyor ve bunu kendi popülerliklerini artırmak için kullanmak istiyor” dediği bildirildi.

Thiel şöyle devam etti:

“Hem Obama hem de papa bu kategoriye giriyor. Obama, Demokratların hiçbir fikri olmadığını biliyor; fakat en azından yapay zekaya karşı çıkabilirler.”

Obama, geçtiğimiz günlerde Demokratlara yapay zekanın düzenlenmesine yönelik kapsamlı bir yaklaşım geliştirme çağrısında bulunmuştu.

Thiel, Leo’nun yapay zeka konusundaki ilk genelgesine (“Magnifica Humanitas”) atıfta bulunarak, “Kilisenin çocuklara yönelik cinsel istismar skandallarından dikkati başka yöne çekmek için siyasi açıdan popüler bir konuya ihtiyacı vardı ve bunu yapay zekada buldu,” dedi.

Kıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor

Papa konusunda tam olarak şunları söyledi:

“Yapay zeka, geç moderniteye en büyük tehdidi. Papa bunun farkında. İşte bu yüzden ilk genelgesini yazdı… Kilisenin çocuk cinsel istismarı skandallarından dikkatleri başka yöne çekmek için siyasi açıdan popüler bir konuya ihtiyacı vardı ve bunu yapay zekada buldu.”

Son aylarda Papa Leo, yapay zekaya karşı saldırıya geçti. Katolik dünyasının lideri, kısa süre önce bu teknolojinin insanlığı tehlikeye atabilecek bir “makineler cenneti” yaratabileceğini söyledi.

Thiel’in Katolik Kilisesi ile ilişkisi oldukça sorunlu. Bu bahar, büyük ölçüde Thiel’in daha önce verdiği “Deccal” konulu konferanslara tepki olarak, Vatikan danışmanı Rahip Paolo Benanti, “Amerikan Sapkınlığı: Peter Thiel’i Yakmalı mıyız?” başlıklı bir makale kaleme almıştı.

Derslerde Thiel, tanıdık teknoloji tartışmalarını dini terimlerle ele aldı.

Örneğin Matta 24:24’e atıfta bulunan yatırımcı şunları aktardı:

“Çünkü sahte mesihler ve sahte peygamberler ortaya çıkacak ve büyük mucizeler ve harikalar gösterecekler; mümkünse, seçilmişleri bile aldatmak için.”

Bu ayetle ilgili olarak Nashville’de şu soruyu sordu: “Peki ya Deccal’ın psikolojisi ne olacak? Kendisini Mesih olarak görüyor olabilir mi?”

Nashville’deki konferanslarında ayrıca, 2. Selanikliler mektubunda geçen ve Deccal’in gelişini ve iktidara yükselişini engelleyen “Katechon” fikrini de derinlemesine ele aldı.

Tarih boyunca Katechon rolünü kısa süreliğine üstlenmiş olabilecek kişiler arasında Şarlman ve Klemens von Metternich de dahildi.

Thiel, “Eğer anti-komünizm, komünist tek dünya devleti kurmaya çalışan komünistleri engelleyen Katechon ise, o zaman neoliberalizm, komünistlerin kalmadığı bir dünyada anti-komünizmdir,” dedi.

Thiel, hem San Francisco’da hem de Nashville’de ilk konferansının önemli bir bölümünü “efektif altruizm”i ele alarak geçirdi.

Kıyamete beş kala – 2: Kiliseler savaşı

Bu ideoloji, insanların her zaman türün varoluşsal riskini en aza indirgemek ve uzun vadeli olumlu etkileri en üst düzeye çıkarmak için hareket etmesi gerektiği kavramına dayanıyor.

Pek çok etkili altruist ve bu akıma yakın grup San Francisco’da bulunuyor ve yapay zeka araştırmaları üzerinde çalışıyor.

Nashville’de ise Thiel, bu kişilerin fikirlerini eleştirdi. Bu durum, son zamanlardaki yapay zeka güvenliği tartışmalarının büyük bir kısmını onların domine ettiği gerçeğini yansıtıyor ve Thiel’in bu grubun etkisini artırmasından endişe duyduğunu gösteriyor.

Thiel şunları söyledi:

“[Efektif altruistlerin] stratejisinin işe yaramasının nedenlerinden biri, elbette, kıyametin geri alınmasının imkansız olması. Elinizde sadece tek bir gezegen var. Bu konuda Greta [Thunberg] bile haklıydı. … Dolayısıyla riskleri öylece göz ardı edemezsiniz. Ama şunu da ciddiye almak gerekir ki, tüm tehlikeli bilimsel çalışmaları durdurma gücüne sahip, neredeyse totaliter bir tek dünya hükümeti kurduğunuzda, bunu ortadan kaldırmak da kolay olmayacaktır… İnsanlık tarihinde, bu küresel hapishane müdürünün gücünden kendi isteğiyle vazgeçeceğini gösteren hiçbir örnek yok. Efektif altruist ideoloji, yapay zeka üzerine çalışan insanların önemli bir kısmının beynini yıkamıştır.”

Thiel’in 28 Eylül’de ve Pazartesi günü verdiği konferanslarda dile getirdiği yorumlar, bu muhafazakâr teknoloji milyarderinin zaman içinde değişen siyasi öncelikleri hakkında nadir bir bakış açısı sunuyor.

Thiel’in regülasyonlara karşı tutumu yeni değil. Bu görüş, Silikon Vadisi’ndeki risk sermayedarları arasında yaygın olarak paylaşılıyor.

Thiel, “Deccal dersleri”ne Roma’da devam ediyor

Thiel’in muhafazakâr teknoloji sektöründeki arkadaşlarından farkı, siyasi anlaşmazlıkları dini terimlerle ele alma kararı alırken, aynı zamanda Katolik Kilisesi’nin liderine de saldırması.

Bu değişim, siyaset dünyasında bir etki yaratabilir. Thiel, Başkan Donald Trump’ın ilk destekçilerinden biriydi ve Başkan Yardımcısı JD Vance’in risk sermayesi dünyasından siyasete girişinde önemli bir finansal destekçiydi.

POLITICO, Thiel’in kiliseye yönelik saldırılarının, Katolikliğe bağlanan Vance için işleri zorlaştırabileceğine dikkat çekti.

2028 başkanlık seçimleri için pozisyon almaya çalışan Demokratlar, Vance’i milyarder yatırımcıyla olan bağları nedeniyle şimdiden hedef almaya başladı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Şirketler Venezuela petrolü için eski ABD bürokratlarını topluyor

Yayınlanma

Washington Post’un haberine göre Venezuela petrol sektörünün Washington’ın denetimine girmesiyle birlikte şirketler, temasları ve mevzuat bilgileri nedeniyle Trump yönetiminin eski çalışanlarını istihdam etmeye başladı. Donald Trump, Karakas yönetimiyle 65 milyar varili aşkın rezervi kapsayan tarihi bir petrol anlaşması yapıldığını duyurdu.

ABD yönetiminde görev yapmış olmak, Venezuela enerji sektöründeki yeni kazanç arayışında kapıları açan en değerli unsurlardan biri haline geldi.

Uzun süredir kriz yaşayan Venezuela petrol sektörünün Washington’ın kayda değer ölçüde denetimine girmesinin ardından yatırımcılar, ülkeye yönelik politikaları yakından tanıyan ve resmi temasları olan eski hükümet yetkililerini kadrolarına katıyor.

The Washington Post’un (WP) haberine göre enerji şirketleri ve yatırımcılar, Donald Trump yönetiminde çalışmış eski bürokratları istihdam etmeye başladı.

Eski yetkililer özel sektöre geçiyor

Eski Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Batı Yarımküre Kıdemli Direktörü Michael Jensen, bu isimler arasında öne çıkıyor.

Jensen, mayıs ayında yönetimdeki görevinden ayrılmasından yalnızca üç gün sonra kripto para milyarderi Fred Ehrsam ile birlikte Venezuela’ya gitti.

Jensen, 1 Haziran itibarıyla Ehrsam tarafından kurulan Primavera adlı enerji şirketinde operasyon direktörü olarak çalışıyor.

Primavera, geçen ay Venezuela devlet petrol şirketi PDVSA ile üretim anlaşmaları imzaladı.

Eski bir diğer hükümet çalışanı Brittany Caelm ise ağustos ayında Beyaz Saray Ulusal Enerji Hakimiyeti Konseyi’ndeki görevinden ayrılarak Sable Offshore şirketine geçti.

WP ve Financial Times’ın aktardığı haberlere göre şirket, petrol sahalarının işletilmesi konusunda Venezuela hükümetiyle müzakereler yürütüyor.

Dışişleri Bakanlığı eski danışmanlarından Micah Thomas Ketchel de yönetimden ayrılmasının ardından lobi şirketi Ballard Partners bünyesine katılarak Venezuela dosyası üzerinde çalışmaya başladı.

ABD yasaları eski yetkililerin kamudan ayrıldıktan sonraki faaliyetlerine çeşitli kısıtlamalar getiriyor.

Şirket temsilcileri Jensen, Caelm ve Ketchel’in etik hukukçularına danıştığını ve yürürlükteki kurallara uyduğunu açıkladı.

Eski Beyaz Saray Etik Başhukuk Müşaviri Richard Painter da Jensen’ın özel sektöre geçişinin, söz konusu kısıtlamalara uyulduğu sürece yasaları ihlal etmediğini belirtti.

Trump’tan petrol sahaları için dev anlaşma açıklaması

Ocak ayında, seçilmiş Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kaçırılarak alıkonulmaısnın ardından ABD Başkanı Donald Trump, ağır petrol üretimini ve ABD rafinerilerine sevkiyatı artırmak amacıyla Amerikan petrol şirketlerine Venezuela’ya yatırım yapma çağrısında bulunmuştu.

Şirketler bu çağrının öncesinde güvenlik garantileri ile ülkedeki yasal ve ticari mevzuatta değişiklik talep etmişti.

Maduro ve eşi, ocak ayında düzenlenen bir ABD operasyonuyla kaçırılarak ABD’ye götürülmüştü. Venezuela makamları yaşananları askeri saldırı olarak nitelendirmiş ve yaklaşık 100 kişinin öldüğünü açıklamıştı.

ABD’de Maduro’nun yargılandığı davada ocak ve mart aylarında iki duruşma yapıldı; Maduro duruşmalarda suçsuz olduğunu savundu.

Karakas ile Washington arasındaki yakınlaşmayla birlikte Amerikan petrol ve doğalgaz şirketleri Venezuela’daki faaliyetlerini genişletme hazırlıklarına hız verdi.

The Wall Street Journal (WSJ), 28 Ağustos’ta şirketlerin milyarlarca dolarlık yatırım anlaşmalarına imza atmaya yakın olduğunu yazdı.

Ülkede faaliyetini sürdüren tek büyük Amerikan petrol şirketi Chevron, iki ağır petrol sahasını daha devralmayı değerlendirirken Halliburton ekipman tedariki için temaslarda yer aldı.

Trump yönetimi bu süreçte Venezuela’nın en verimli petrol sahalarına doğrudan erişim konusunu da ele aldı.

WSJ’ye göre bu görüşmeler, kanıtlanmış toplam rezervi yaklaşık 90 milyar varil olan 17 petrol sahasını kapsıyordu.

Trump, 29 Ağustos’ta Venezuela ile bir mutabakata varıldığını duyurdu.

Trump, anlaşmanın ülkedeki 65 milyar varili aşkın petrol rezervinin ABD denetimine geçmesini öngördüğünü belirterek “ABD, Venezuela ile dünya tarihinin en büyük petrol anlaşmasını az önce imzaladı” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Brezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?

Avatar photo

Yayınlanma

Brezilya’da ikinci turda hangi aday listesinin geçerli oyların çoğunluğunu elde edeceği belirlenecek.

Micaela Ovelar, São Paulo

Brezilya’da cumhurbaşkanlığı seçimi, Liberal Parti (PL) Senatörü Flávio Bolsonaro ile İşçi Partisi (PT) mensubu Cumhurbaşkanı Luiz Inácio Lula da Silva arasında yapılacak ikinci turda karara bağlanacak. Tüm oy verme makinelerindeki oyların sayılmasıyla birlikte Bolsonaro, 4 Ekim’de yapılan ilk turu geçerli oyların yüzde 47,03’ünü alarak tamamladı ve yüzde 45,16 oy alan Lula’nın önüne geçti. Hiçbir aday seçimi ilk turda kazanmak için gereken çoğunluğu sağlayamadığından, iki aday 25 Ekim’de ikinci turda karşı karşıya gelecek.

Bolsonaro 56 milyon 104 bin 503 oy alırken Lula 53 milyon 879 bin 538 oyda kaldı. İki aday arasındaki fark 2 milyon 224 bin 965 oy, yani yaklaşık 1,87 yüzde puan oldu. Böylece Bolsonaro, ikinci tura ilk turun birincisi olarak giriyor.

Seçimlerde yasama organı üyeleri ve eyalet valilerinin büyük bölümü de belirlendi. Brezilya’nın en büyük seçmen kitlesine sahip eyaleti São Paulo’da Vali Tarcísio de Freitas (Republicanos), ilk turda yeniden seçilmeyi başardı. Ülke genelinde 20 eyalette valilik seçimleri ikinci tura kalmadan sonuçlandı.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçları

Önde gelen iki aday, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kullanılan geçerli oyların toplam yüzde 92,19’unu aldı. Diğer adaylar ise oyların yüzde 7,81’ini paylaştı.

Avante partisinden Augusto Cury, yaklaşık yüzde 2,89 oyla (3 milyon 448 bin 569) üçüncü sırada yer aldı. Onu yüzde 2,24 (2 milyon 675 bin 887) oyla Missão partisinden Renan Santos ve yüzde 2,18 (2 milyon 605 bin 148) oyla Sosyal Demokrat Parti’den (PSD) Ronaldo Caiado izledi. Novo partisinden Romeu Zema ise yüzde 0,27 (326 bin 488) oy aldı. Bu adayların hiçbiri ikinci tura kalamadı.

Cury ve Santos daha sonra ikinci tura kalan iki adaydan hiçbirini desteklemeyeceklerini açıkladı. Ancak bu açıklamalar, destekçilerinin 25 Ekim’de nasıl oy kullanacağını belirlemiyor. Elenen adaylara verilen oyların otomatik olarak Bolsonaro’ya veya Lula’ya aktarılacağı varsayılamaz.

Kesinleşen oy sayımı, seçim öncesindeki son anketlerden de farklı bir tablo ortaya koydu. Söz konusu anketlerde Lula yüzde 45, Bolsonaro ise yüzde 42 oyla gösteriliyordu. Seçim sonuçlarında ise Bolsonaro küçük bir farkla öne geçti.

Oyların coğrafi dağılımı, Lula’nın ülkenin kuzeydoğusunda önde olduğunu, Bolsonaro’nun ise güneydeki üç eyalette, Paraná, Santa Catarina ve Rio Grande do Sul’da üstünlük sağladığını gösterdi. Ülke genelinde Bolsonaro 14 eyalette ve Federal Bölge’de, Lula ise 12 eyalette ilk sırada yer aldı. Ancak bu sonuçlar, eyaletlerdeki zaferlere ayrı ayrı seçici kurul oyları kazandırmıyor; bütün oylar ülke çapındaki tek bir cumhurbaşkanlığı seçim sonucuna dahil ediliyor.

Seçim sistemi nasıl işliyor?

Brezilya’da cumhurbaşkanı ve cumhurbaşkanı yardımcısı, iki turlu seçim sistemiyle ortak bir aday listesi üzerinden seçiliyor. Bir aday listesinin ilk turda kazanabilmesi için geçerli oyların yarısından fazlasını alması gerekiyor. Boş ve geçersiz oylar bu hesaplamaya dahil edilmiyor. Hiçbir aday bu eşiği aşamazsa en fazla oy alan iki aday ikinci tura kalıyor.

4 Ekim’de yapılan seçimlerde cumhurbaşkanlığının yanı sıra eyalet valilikleri, Temsilciler Meclisi, Senato ve eyalet ya da Federal Bölge yasama organları için de oy kullanıldı. Temsilciler Meclisi’nin 513 sandalyesinin tamamı ve 81 sandalyeli Senato’nun 54 sandalyesi için seçim yapıldı. Senato üyelerinin üçte ikisinin yenilendiği seçimlerde, her eyalette ve Federal Bölge’de seçmenler iki farklı senatör adayı için oy kullandı.

Brezilya topraklarında oy verme işlemi Brasília saatiyle 17.00’de sona erdi. Bunun ardından seçim yetkilileri oy sayım sonuçlarını yayımladı. Portekizce kısaltması TSE olan Yüksek Seçim Mahkemesi, sonuçları resmî seçim sonuçları internet sitesi ve mobil uygulaması üzerinden kamuoyuyla paylaşıyor.

25 Ekim’de yapılacak ikinci turda cumhurbaşkanlığının yanı sıra ikinci tur gerektiren eyalet valiliği seçimleri de sonuçlanacak. Yasama organı seçimleri ise ilk turdaki oylarla belirleniyor ve ikinci tura taşınmıyor.

Seçime katılım ve sandığa gitmeyenler

Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaklaşık 125,3 milyon kişi oy kullandı. Bu sayı, yüzde 78,92’lik bir katılım oranına karşılık geliyor. Yaklaşık 33,5 milyon kayıtlı seçmen sandığa gitmedi ve seçime katılmama oranı yüzde 21,08 olarak gerçekleşti.

Oy sayımında ayrıca yaklaşık 2,3 milyon boş oy ve 3,67 milyon geçersiz oy kaydedildi. Bu iki kategori birlikte kullanılan oyların yaklaşık yüzde 4,77’sini oluşturdu. Böylece cumhurbaşkanlığı seçiminde yaklaşık 119,3 milyon geçerli oy kullanılmış oldu. Bolsonaro’nun yüzde 47,03’lük ve Lula’nın yüzde 45,16’lık oy oranları, kullanılan bütün oylar ya da kayıtlı seçmenlerin tamamı üzerinden değil, bu geçerli oy toplamı üzerinden hesaplanıyor.

Sandığa gitmemek, boş veya geçersiz oy kullanmaktan farklıdır. Sandığa gitmeyen seçmen oy kullanmamıştır. Boş veya geçersiz oy veren seçmen ise seçime katılmış, ancak herhangi bir aday lehine geçerli bir tercih yapmamıştır. Bu iki gruptaki seçmenlerin de otomatik olarak kararsız seçmen şeklinde tanımlanmaması gerekir.

4 Ekim’de oy kullanmayan seçmenler, ikinci turda yeniden sandığa gitme fırsatına sahip olacak. Ancak ilk tur sonuçları, bu seçmenlerden kaçının ikinci turda oy kullanacağını veya hangi adayı tercih edeceğini ortaya koymuyor.

São Paulo ve eyaletlerdeki sonuçlar

São Paulo, seçime yaklaşık 34,1 milyon kayıtlı seçmenle girdi. Bu sayı, Brezilya’daki toplam seçmenlerin yaklaşık yüzde 21,5’ine karşılık geliyor. Ülkenin en büyük seçmen kitlesine sahip eyaleti olan São Paulo, Rio de Janeiro, Minas Gerais ve Espírito Santo ile birlikte Güneydoğu bölgesini oluşturuyor. Ulusal seçmen kitlesi içindeki ağırlığı, São Paulo’yu cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarının değerlendirilmesinde özellikle önemli hale getiriyor.

Eyaletteki valilik seçimi ilk turda sonuçlandı. Republicanos partisinden Tarcísio de Freitas, geçerli oyların yaklaşık yüzde 63’ünü (14 milyon 491 bin 874) alarak yeniden vali seçildi. De Freitas, İşçi Partisi’nin (PT) adayı Fernando Haddad’ı (8 milyon 423 bin 656 oy) geride bıraktı. İki aday arasındaki fark yaklaşık 26 yüzde puan oldu.

Brezilya genelinde 4 Ekim’de 20 eyalette valilik seçimi ilk turda sonuçlandı. Bu, 1994’ten bu yana yapılan seçimlerde ilk turda sonuçlanan en yüksek valilik seçimi sayısı oldu. Böylece 2022’de ilk turda sonuçlanan 15 valilik seçimi ve daha önce 2010’da kaydedilen 18 seçimlik rekor geride bırakıldı.

İlk turda kazanan diğer adaylar arasında Minas Gerais’te Cleitinho Azevedo, Paraná’da Sérgio Moro ve Rio Grande do Sul’da Luciano Zucco yer aldı. İşçi Partili mevcut valiler Jerônimo Rodrigues, Elmano de Freitas ve Rafael Fonteles de sırasıyla Bahia, Ceará ve Piauí eyaletlerinde yeniden seçilmeyi başardı.

Altı bölgede valilik seçiminin ikinci tura kaldığı kesinleşti: Acre, Amazonas, Espírito Santo, Rio Grande do Norte, Tocantins ve Federal Bölge.

Rio de Janeiro’daki durum

Rio de Janeiro’da Douglas Ruas yüzde 49,27, Eduardo Paes ise yüzde 42,76 oy aldı. Anthony Garotinho’nun, adaylığının reddedilmesine ilişkin itirazını geri çekmesi, geçerli oy hesabına hangi oyların dahil edileceğini değiştirebilir. Bu durum Ruas’ın oy oranını ilk turda kazanmak için gereken eşiğin üzerine çıkarabilir.

Rio de Janeiro’daki seçim henüz kesinleşmiş değil. Çünkü seçim makamlarının vereceği bir karar, toplam geçerli oy sayısını etkileyebilir. Seçim yetkililerinin resmî işlem yapması gerektiğinden, yarışın ilk turda sonuçlandığı henüz söylenemiyor.

Bununla birlikte, seçim yargısının, Bolsonaro’nun partisi PL’nin de adayı olan Douglas Ruas’ın ilk turda kazandığını ilan etmesi oldukça muhtemel görünüyor.

Yurt dışındaki Brezilyalı seçmenler

TSE verilerine göre, yurt dışında kayıtlı Brezilyalı seçmenler de cumhurbaşkanlığı seçimlerine katıldı. 186 şehirde yaklaşık 341 bin 800 kişi oy kullandı. Yurt dışında oy kullanma hakkına sahip seçmen sayısı ise yaklaşık 916 bin 500’dü.

Ülke genelindeki sonucun aksine, yurt dışındaki oy sayımında Lula öne çıktı. Lula 157 bin 387 oyla yurt dışında kullanılan geçerli oyların yüzde 47,57’sini alırken Bolsonaro yaklaşık 143 bin 900 oyla yüzde 43,49’da kaldı. Lula 64 ülkede, Bolsonaro ise 37 ülkede birinci sırada yer aldı.

Oyların dağılımı ülkeden ülkeye önemli farklılıklar gösterdi. Bolsonaro, ABD’de yüzde 61,10, Japonya’da ise yüzde 71,76 oy aldı. Lula ise Portekiz’de yüzde 52,45, Arjantin’de yüzde 64,44, Kanada’da yüzde 57,75 ve Almanya’da yüzde 71,93 oyla öne geçti.

Yurt dışında kullanılan oylar ayrı bir seçim olarak değerlendirilmek yerine, ülke genelindeki cumhurbaşkanlığı seçim sonucuna dahil ediliyor.

Brezilya, ilk turda Bolsonaro’nun önde tamamladığı seçimlerin ardından 25 Ekim’de yapılacak ikinci tura hazırlanıyor. Ancak cumhurbaşkanlığını kimin kazanacağı henüz belli değil. İkinci turda hangi aday listesinin geçerli oyların çoğunluğunu elde edeceği belirlenecek.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English