Amerika
ABD iç Güvenlik Bakanı Mullin: İran elenince dans ettim

ABD İç Güvenlik Bakanı Markwayne Mullin, geçen hafta İran’ın Dünya Kupası’ndan elenmesi üzerine “sevinç dansı yaptığını” söyledi.
“Turnuvadan elendiklerine ve geri dönmeyeceklerine çok sevindim,” diyen Mullin’in kurumunun, ABD’deki maçların güvenliğini sağladığını belirtti ve şöyle dedi:
“Vizelerini iptal edip ABD topraklarını terk etmelerini söylediğimizde çok mutlu oldum; belki bir iki şarkı söylemişimdir, ya da belki de sevinç dansı yapmışımdır.”
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılara başlamasından bu yana İran’ın turnuvaya katılımı şüpheliydi.
FIFA Başkanı Gianni Infantino, ABD’nin savaş halinde olduğu bir ülkenin vatandaşlarına vize vermesini sağlamak ve bazılarının dünyanın en büyük spor etkinliğinin meşruiyetini sarsacağından korktuğu bir boykotu önlemek için Washington ile Tahran arasında gidip geldi.
Sonunda İran’ın antrenman kampı Arizona’nın Tucson kentinden Meksika’ya taşındı.
Mullin’in açıklamaları, 48 takımlı turnuvanın güvenlik planlamasını koordine eden Federal Acil Durum Yönetimi Ajansı’nın (FEMA) Özel Etkinlikler Koordinasyon Merkezi’nde federal hükümetin çeşitli birimlerinden çalışanlara hitap etmesinin ardından geldi.
Daha sonra gazetecilerle konuşan Mullin, İran milli takımına maçtan sadece bir veya iki gün önce giriş yapma ve maçtan hemen sonra ayrılma gibi benzeri görülmemiş seyahat kısıtlamaları getirme yönündeki yönetimin kararını şiddetle savundu.
Mullin, ABD’li yetkililerin ulusal güvenliği korurken takıma kolaylık sağlamak için ellerinden geleni yaptıklarını savundu.
Mullin, İranlı yetkililerin, daha önce milli takımla hiç seyahat etmemiş personel de dahil olmak üzere, Devrim Muhafızları’yla bağlantılı çok sayıda kişiyi ABD’ye sokmaya çalıştıklarını iddia etti.
Ayrıca, medya mensubu olarak tanıtılan iki kişinin Devrim Muhafızları istihbaratıyla bağlantıları olduğunu ve başka bir başvuru sahibinin uluslararası arama emriyle aranan kişi olduğunu ileri sürdü.
Mullin, “Başından beri oyun oynuyorlardı. Onlar hakkında yeterince konuştum. Gittiler, turnuvadan elendiler, artık onlarla ilgilenmiyoruz,” dedi.
Ayrıca, milli takımlarına getirilen kısıtlamaların haksız olduğunu ve takımın hazırlıklarını aksattığını kamuoyuna şikayet eden İranlı yetkililerin eleştirilerini de reddeden Bakan, “Bu doğru değildi. Onlar… tabii ki İran’ın söylediği hiçbir şeye güvenemezsiniz,” dedi.
Mullin’e göre, yönetim başlangıçta takımı açılış maçından beş gün önce ülkeye kabul etmeyi planlamıştı fakat İran daha da erken gelmek istedi.
Bunun yerine FIFA, ABD ‘li ve Meksikalı yetkililerle işbirliği yaparak, İran’ın ABD’deki açılış maçlarını oynadığı, Los Angeles’tan uçakla yaklaşık 45 dakika uzaklıktaki Tijuana’da bir kamp kurdu:
“Meksika ile çalıştık, oradaki meslektaşlarımızla görüştük ve [Meksika] Başkanı [Claudia] Sheinbaum ile konuştuk; onların Tijuana’ya gelmelerine izin verilmesi konusunda anlaşmaya varıldı. Böylece ABD’ye daha erken gelmek yerine orada kalabildiler.”
Mullin, Trump yönetiminin başka hiçbir takıma sağlanmayan kolaylıklar sağladığını savundu: Gümrük ve Sınır Koruma görevlileri, her uçuştan önce Tijuana’da takımın biyometrik verilerini işledi; böylece oyuncular ABD’ye indiğinde normal kontrolleri atlayabildi ve federal hava güvenlik görevlileri, güvenli seyahatlerini sağlamak için heyete eşlik etti.
Bakan, “Bunu başka hiçbir takım için yapmadık,” dedi.
Mullin, takımın maçlardan hemen sonra ayrılmak zorunda olduğu yönündeki şikayetleri de reddetti ve bu düzenlemeyi, maçlardan sonra rutin olarak evlerine uçan NFL takımlarıyla karşılaştırdı.
“Maç bitmişti. Bırakın otellerine, ana kamplarına, bulundukları yere dönsünler,” derken, ABD milli takımının da Seattle’daki bir maçın ardından benzer şekilde Güney Kaliforniya’daki merkrezine geri döndüğünü belirtti.
Perde arkasında Mullin, İran’ın turnuvaya katılan tüm heyetler arasında açık ara en büyük güvenlik sorununu oluşturduğunu söyledi.
Mullin, “İran’ın yapmaya çalıştığı şeylerle başa çıkmak için, başka hiçbir takıma, tek bir takıma bile, bu kadar zaman harcamak zorunda kalmadık,” dedi.
Amerika
JPMorgan: Doların hâlâ rakibi yok

JPMorgan tarafından ABD’nin 250. kuruluş yıl dönümü vesilesiyle yayınlanan raporda, ülkenin küresel finansal piyasalarındaki egemenliğinin devam ettiği vurgulandı.
ABD’yi yarı kartal yarı ahtapot olarak bilinen efsanevi “Aquilaceph” yaratığına benzeten banka, artan federal borç ve siyasi istikrarsızlığa rağmen dolar ve yurt içi varlıkların dünya ekonomisi üzerindeki sağlam kontrolünü nasıl sürdürdüğünü inceliyor.
Analiz, “Sell America” hareketinin acil bir tehdit oluşturmadığını belirtirken, doların derin likiditesi ve yuanı gibi geçerli alternatiflerin bulunmaması nedeniyle rakipsiz rezerv para birimi olmaya devam ettiğine dikkat çekiyor.
Metin, yapay zekanın üretkenlik üzerindeki dönüştürücü potansiyelini vurgulamakla birlikte, hisse senedi piyasasındaki yoğunlaşma ve hukukun üstünlüğündeki olası bir gerilemeden kaynaklanan risklere karşı uyarıyor.
JPMorgan, iktisadi altyapısı ve kurumsal kârlılığının hâlâ dünyanın geri kalanından önde olması nedeniyle, ABD’nin yabancı sermayeyi büyük ölçüde çekmeye devam ettiği sonucuna varıyor.
JPMorgan Varlık ve Servet Yönetimi’nin Piyasa ve Yatırım Stratejisi Başkanı Michael Cembalest imzasıyla yayınlanan 44 sayfalık raporda, ABD’nin piyasa egemenliğinin nedenleri de sıralanıyor.
ABD’nin küresel piyasalardaki egemenliğinin kaynakları
Bunlar arasında doların rezerv para statüsünü koruması; Amerikan varlıklarına yatırılan yabancı sermaye akışları; hisse senetleri piyasasının üstün performansı; neredeyse tüm önemli sektörlerde Avrupa, Japonya ve Çin’e kıyasla tutarlı bir şekilde daha yüksek aktif kârlılığı ve özkaynak kârlılığı; AI alanındaki liderlik; enerjide kendine yeterlik ve aktif dayanıklılık yer alıyor.
JPMorgan, bu “hakimiyetin” potansiyel orta vadeli risklerle karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Enflasyon ve federal borç bir yana, ABD varlıklarının hakimiyetine yönelik en büyük tehditler, hukukun üstünlüğü alanındaki artan öngörülemezlik ile federal hükümetin bilime yönelik fon kesintileri ve bilimsel uzmanlığın marjinalleştirilmesi.
Doların, küresel finansal etkisinin istikrarı, yapay zeka kaynaklı muazzam bir verimlilik patlaması beklentisi ve geçerli bir alternatifin bulunmaması nedeniyle, “karamsar öngörüleri büyük ölçüde göz ardı ederek” yüksek federal borca rağmen dayanıklılığını koruduğuna işaret eden banka, doların gücünü koruma nedenlerini de sıralıyor.
Küresel finansal göstergelerde istikrara dikkat çeken Cembalest, doların sınır ötesi kredilerdeki payının, uluslararası borçlanma senetlerinin, döviz hacimlerinin, ihracat faturalandırmasının, SWIFT ödemelerinin ve resmi döviz rezervlerinin istikrarlı bir eğilim sergilediğinin altını çiziyor.
Doların küresel döviz rezervlerindeki payı 2020’den bu yana %3 oranında düşmüş olsa da, bu sermaye büyük rakiplere değil, tamamen diğer para birimlerine (Singapur doları ve Kore wonu gibi) kaydı.
Üstelik aynı dönemde avro, yen, sterlin ve yuanın döviz rezervlerindeki payları da azaldı.
Yuan, dolara alternatif olamıyor
“Göreceli verimlilik şokları”nı doların telafi ettiğini vurgulayan yazar, bir başka önemli gerekçe olaraksa doların “net bir halefinin olmamasına” işaret ediyor.
Çin ekonomisi büyüklük açısından ABD’yi geride bırakmış olsa da rezerv para birimi statüsü sadece GSYİH büyüklüğünden çok daha fazlasını gerektirir. JPMorgan bu statünün büyük ölçüde piyasa derinliğine, likiditeye, temerrüt çözümlerinin netliğine ve mülkiyet haklarının tam olarak güvence altına alınabilmesine bağlı olduğuna vurgu yapıyor.
Tarihsel bir örnek olarak, doların nihayetinde sterlinin yerini alarak baskın küresel para birimi haline gelmesi için ABD ekonomisinin Birleşik Krallık ekonomisinin 3,5 ila 5 katı büyüklüğe ulaşması gerekmişti.
Yuanın dünya rezerv para birimi haline gelmesi fikri şu anda “saçma” olarak görülüyor. Çin, tarihin en büyük para genişlemelerinden biri yoluyla iktisadi büyümesini hızlandırdı; yurt içi bankacılık varlıkları ~60 trilyon dolara, yani küresel GSYİH’nin yaklaşık %50’sine ulaştı.
Fakat para yaratma süreci büyük ölçüde merkez bankasının kontrolü dışında olduğu için Çin, ödemeler dengesi krizini önlemek amacıyla kapalı ve sıkı bir şekilde düzenlenmiş bir sermaye hesabına güvenmek zorunda ve bu kapalı sermaye hesabı, rezerv para birimi statüsüyle tamamen bağdaşmıyor.
Çin bugün sermaye hesabını tamamen açarsa, ortaya çıkacak muazzam sermaye çıkışları yuanı çökertip emlak ve hisse senedi piyasalarında bir çöküşü tetikleyebilir.
AI çılgınlığında ABD başı çekiyor
Rapora göre yapay zeka, ABD’de hem şirket kârlılığının hem de piyasa yoğunlaşmasının en büyük itici gücü olarak işlev görüyor.
Bu durum, yazarın “yatırımcı coşkusu” olarak adlandırdığı bir atmosfer yaratıyor ve “tüm yapay zeka yumurtalarını tek bir sepete koymaya” neden oluyor.
2022’de ChatGPT’nin piyasaya sürülmesinden bu yana, yapay zeka sektörü S&P 500’ün getirilerinin, kârlarının ve sermaye harcamalarının %65 ila %80’inden sorumlu (JPMorgan, halka açık 42 yapay zeka ile ilgili şirketten oluşan ve izlenen bir sepeti temel alıyor).
Büyük teknoloji şirketlerinin son dönemdeki kârlılığının önemli bir kısmı, yapay zeka girişimlerinin artan değerlemeleriyle doğrudan bağlantılı.
2026’nın ilk çeyreğinde, OpenAI ve Anthropic gibi yapay zeka laboratuvarlarındaki değer kazanmış pozisyonları içeren “diğer gelirler”, Google’ın kârının %60’ını, Amazon’un kârının %51’ini ve NVIDIA’nın kârının %27’sini oluşturdu.
JPMorgan’a göre AI, mutlak kârları artırmış olsa da, AI altyapısını kurmak için gereken devasa sermaye harcamalarının kâr marjları üzerinde baskı yaratması bekleniyor.
Konsensüs tahminleri, “hiperskalerler” olarak bilinen büyük AI laboratuvarlarının sermaye harcamalarının artacağına ve serbest nakit akışı marjlarının düşeceğine işaret ediyor.
Bu da büyük teknoloji şirketlerinin harcamalarını finanse etmek için borç piyasalarına giderek daha fazla başvurmasına neden oluyor.
Öte yandan mega sermayeli teknoloji şirketleri ve yapay zekanın başarısı, hisse senedi piyasasının giderek daha yoğunlaşmasına yol açmış durumda.
Şu anda ABD’nin en büyük 10 hisse senedi, S&P 500’ün toplam piyasa değerinin yaklaşık %40’ını temsil ediyor ki 2015’te bu oran sadece %17 idi.
Genel hisse senedi yoğunlaşmasının ötesinde, yapay zeka patlaması birkaç belirli alanda son derece yoğun bağımlılıklar yarattı. Örneğin NVIDIA, yapay zeka hızlandırıcı pazarında son derece yoğun bir paya sahip fakat Google, Meta ve Amazon gibi bulut sağlayıcılarının kendi özel uygulama odaklı entegre devrelerini (ASIC’leri) giderek daha fazla geliştirmesiyle, bu payın 2023’teki %85 seviyesinden 2026’ya kadar kademeli olarak yaklaşık %75’e düşeceği tahmin ediliyor.
Teknoloji donanımı ve yazılımı, ABD’nin toplam GSYİH büyümesindeki payını giderek daha yoğun bir şekilde oluşturuyor.
Yapay zeka yatırımları ise ekonominin diğer alanlarındaki büyümeyi frenleyen etkileri dengelemeye yardımcı oluyor.
Ayrıca, büyük hiper ölçekli şirketler, gelecekteki tüm özel sermaye harcamaları tahminlerinin son derece yoğun bir kısmını temsil ediyor.
Pazarın ilk on şirketinde %40’luk bir yoğunlaşma oranı yüksek görünse de, yazar, küresel açıdan bakıldığında ABD’nin hâlâ dünyadaki en az yoğunlaşmış hisse senedi piyasalarından birine sahip olduğunu ve sadece Japonya ile Hindistan’ın daha düşük yoğunlaşma seviyeleri gösterdiğini ileri sürüyor.
Emek üretkenliğinde “G10” ülkelerini ABD sürüklüyor
JPMorgan’ın aktardığına göre ABD, hem işgücü verimliliği (çalışılan saat başına üretim ile ölçülür) hem de toplam faktör verimliliği açısından G10 ülkelerinin geri kalanının önünde yer alıyor.
Toplam faktör verimliliği, özellikle önemli bir gösterge; zira bu gösterge, iktisadi çıktının sadece işgücü veya sermaye gibi fiziksel girdilerin eklenmesiyle sağlanmayan kısmını temsil eder.
Bu terim, bir ekonominin kaynakları mal ve hizmetlere ne kadar verimli bir şekilde dönüştürdüğünü ölçer ve teknolojik ve operasyonel inovasyonun temel bir göstergesi olarak işlev görür.
Rapora göre kesin nedenleri tam olarak belirlemek zor olsa da, ABD’deki verimlilik, üretken yapay zekanın (özellikle 2022 sonlarında piyasaya sürülen ChatGPT) ortaya çıkmasından bu yana belirgin bir şekilde hızlandı.
Bu verimlilik artışları özellikle teknoloji odaklı alanlarda yoğunlaşmış durumda. Örneğin enformasyon sektöründe verimlilik artışı, COVID öncesi dönemde yıllık bazda %5,0 iken, GPT sonrası dönemde %8,7’ye sıçradı. BT veri işlemede verimlilik artışı neredeyse iki katına çıkarak, COVID öncesi %8,0’dan GPT sonrası etkileyici bir seviye olan %15,2’ye yükseldi.
Çin ve Hindistan gibi bazı gelişmekte olan piyasalar şu anda ABD’den daha yüksek mutlak verimlilik artış oranları sergilese de, yazar bunun temel nedeninin bu ülkelerin çok daha düşük bir iktisadi gelişmişlik seviyesinden yola çıkmaları olduğuna dikkat çekiyor.
Rapora göre ABD, aslında 1917 ile 1927 yılları arasında elektrik motorlarının ve içten yanmalı motorun piyasaya sürülmesi ile sermaye piyasalarının derinleşmesinin tetiklediği benzer bir hızlı gelişimsel verimlilik patlaması yaşamıştı.
Amerika
ABD’de milletvekillerinin taciz tazminatları açıklanacak

ABD Temsilciler Meclisi, milletvekillerinin dahil olduğu cinsel istismar vakalarında kamu kaynaklarından ödenen tazminat ve uzlaşı kayıtlarının arşivlenmesini ve kamuoyuna açıklanmasını öngören karar tasarısını kabul etti. Cumhuriyetçi Milletvekili Thomas Massie tarafından sunulan tasarı, Temsilciler Meclisi üyelerinin tatil öncesindeki son oturumunda neredeyse oy birliğiyle yasalaştı.
ABD Temsilciler Meclisi, milletvekillerinin adının karıştığı cinsel istismar ve taciz vakalarında uzlaşı için ödenen tazminatların arşivlenmesini ve kamuoyuna açıklanmasını öngören karar tasarısını onayladı.
Cumhuriyetçi Partili Kentucky Milletvekili Thomas Massie tarafından sunulan tasarı, Temsilciler Meclisi Etik Komisyonu ile Kongre İşyeri Hakları Ofisi’nin bu kapsamda ortak bir çalışma yürütmesini zorunlu kılıyor.
Temsilciler Meclisi Genel Kurulu’ndaki oylamada 420 milletvekili kabul oyu verirken, bir Cumhuriyetçi milletvekili çekimser kaldı.
Massie’nin öncelikli statüyle sunduğu tasarı, Temsilciler Meclisi’nin planlanan yasama tatiline iki gün erken çıkmadan önce karara bağladığı son düzenleme oldu.
Kabul edilen karar uyarınca, Temsilciler Meclisi Etik Komisyonu ile Kongre İşyeri Hakları Ofisi ortak ve tek bir birleşik liste hazırlayacak.
Bu listede, meclis kurallarını ihlal edecek şekilde cinsel taciz soruşturmasına konu olan ya da cinsel taciz ve istismar iddiaları neticesinde maddi uzlaşı yoluna giden her bir milletvekilinin, delegenin ve yerleşik komiserin ismi yer alacak.
Karar metnine göre listede, bu tür vakalarla bağlantılı olarak yapılan tüm uzlaşı, ödeme, geri ödeme, tazminat veya diğer mali düzenlemeler için harcanan kamu kaynaklarının toplam miktarı da net şekilde belirtilecek.
Temsilciler Meclisi Etik Komisyonu, geçen nisan ayında üyelerin dahil olduğu ve kamuoyuna yansıyan iddialara dair bir liste yayımlamıştı.
Komisyon, 2017 yılından bu yana 15, toplamda ise 28 vakaya ilişkin inceleme yürütüldüğünü açıklamıştı.
Etik Komisyonu o dönem yaptığı açıklamada, #MeToo hareketinin ardından 2018 yılında yürürlüğe giren Kongre Sorumluluk Yasası reformlarına atıfta bulunarak, bu tarihten itibaren milletvekillerinin karıştığı iddia edilen cinsel istismar vakalarına yönelik herhangi bir ödeme bildirimi almadığını kaydetmişti.
Cumhuriyetçi Partili Güney Carolina Milletvekili Nancy Mace ise mayıs ayında Kongre İşyeri Hakları Ofisi’nden tazminat fonlarına ilişkin kayıtları talep etmiş ve ilgili dosyaları teslim almıştı.
Mace’in ofisinden yapılan açıklamada, belgelerin, eski altı Kongre üyesi veya ofisleri adına yürütülen uzlaşı süreçlerinde vergi mükelleflerinin cebinden 300 bin dolardan fazla para çıktığını gösterdiği aktarılmıştı.
Mace, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Kongre onlarca yıldır bunu Amerikan halkından gizliyor, artık yeter. Vergi mükellefleri, bu örtbas süreçlerinin faturasını ödemeyi kabul etmedi. Vatandaşlar, zorlukla kazandıkları paraların, kendi seçtikleri yetkililerin cinsel taciz vakalarını gizlemek için kullanıldığını bilmeyi hak ediyor.”
Amerika
ABD Temsilciler Meclisi Tlaib’in Lübnan tasarısını reddetti

ABD Temsilciler Meclisi, Demokrat Temsilci Rashida Tlaib tarafından sunulan ve Başkan Donald Trump’ın Lübnan’daki askeri yetkilerini kısıtlamayı öngören karar tasarısını ikinci kez reddetti. Oylamada 189 kabul oyuna karşı 235 ret oyu kullanılırken, karar tasarısı Demokrat liderliğin desteğine rağmen geçemedi. Tasarı, ABD askerlerinin Lübnan’dan yedi gün içinde çekilmesini öngörüyordu.
Washington’da Temsilciler Meclisi, Michigan Temsilcisi Demokrat Rashida Tlaib’in, Başkan Donald Trump’ın Lübnan’daki askeri faaliyetlerine yönelik yetkilerini sınırlandırmayı amaçlayan savaş yetkileri karar tasarısını reddetti.
Dün yapılan oylamada tasarı 189 kabul oyuna karşı 235 ret oyuyla başarısız oldu. Cumhuriyetçi Parti’den iki milletvekili tasarıya destek verirken, 22 Demokrat milletvekili ise aleyhte oy kullandı.
Bu oylama, Temsilciler Meclisi’nin bu ay içinde Trump’ın Kongre onayı olmadan Lübnan’da askeri güç kullanma yetkisini kısıtlamaya yönelik ikinci girişimi oldu.
Tlaib’in sunduğu ilk tasarı, Demokrat liderlerin karşı çıkması üzerine reddedilmiş, o dönemde 117 Demokrat milletvekili tasarıya karşı oy kullanmıştı.
Demokrat liderlik güncellenen tasarıya destek verdi
Demokrat liderlerin onayını alan yeni karar tasarısı, kabul edilmesinden itibaren yedi gün içinde ABD Silahlı Kuvvetleri’nin “Lübnan’daki tüm çatışmalardan” çekilmesini öngörüyordu.
Tasarı tüm askeri faaliyetleri tamamen durdurmayı amaçlamayarak “Bu ortak karar tasarısındaki hiçbir unsur, Lübnan Silahlı Kuvvetleri ile güvenlik işbirliğini veya diplomatik tesislerin korunmasını engelleyecek ya da sınırlayacak şekilde yorumlanamaz” hükmünü içeriyordu.
İlk tasarı ise ABD güçlerinin doğrudan “Lübnan’dan” çekilmesini talep ediyordu.
Temsilciler Meclisi Azınlık Lideri Hakeem Jeffries, Demokrat Grup Denetçisi Katherine Clark ve Demokrat Grubu Başkanı Pete Aguilar, yaptıkları ortak açıklamada tasarıdaki değişikliğe dair “Hali hazırda hiçbir ABD askeri Lübnan’da muharip operasyonlarda veya çatışmalarda yer almıyor” ifadesini kullandı.
Lübnan sınırındaki diplomatik süreç askeri dengeleri etkiliyor
Lübnan’ın güneyindeki gerilim, ABD ile İran arasında yürütülen nihai barış anlaşmasını doğrudan etkiliyor. Tahran ve Washington arasındaki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan müzakerelerde, İran ve Hizbullah, İsrail güçlerinin bölgeden tamamen çekilmesini şart koşuyor.
Ancak geçen hafta İsrail ve Lübnan hükümetleri arasında imzalanan çatışmayı sonlandırma mutabakatı, İsrail’in çekilmesini Hizbullah’ın silahsızlandırılması koşuluna bağlıyor. Hizbullah ise silah bırakmayı reddediyor.
Geçen hafta ABD, İsrail ve Lübnan, İran’ın Hizbullah üzerindeki nüfuzunu kırmayı ve İsrail’in güney Lübnan’dan çekilmesini sağlamayı hedefleyen üç taraflı bir uzlaşı çerçevesinde mutabık kaldı.
Üç tarafın ortak açıklamasında “Bu çerçeve plan, Lübnan için uzun süredir devam eden krizden çıkış adına gerçek bir yol sunarken, İsrail için de kuzey sınırındaki kalıcı tehdidin ortadan kaldırılmasına yönelik doğrulanabilir bir zemin hazırlıyor” denildi.
Pazartesi günü meclis genel kurulundaki görüşmelerde söz alan Tlaib, oylamanın “ABD’nin, İsrail hükümetinin Lübnan halkına yönelik şiddetli saldırılarına ortaklığını derhal sonlandırmakla” ilgili olduğunu belirtti.
Tlaib ayrıca İsrail hükümetini, Lübnan’ın güneyine düzenlediği bombardımanlarla “etnik temizlik ve toprak genişletme” faaliyeti yürütmekle suçladı.
Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu’nun Kıdemli Üyesi Demokrat Gregory Meeks ise güncellenen metnin önceki tasarıdaki kusurları giderdiğini kaydetti.
Meeks “Bu tasarı, ulusal çıkarımıza olmayan bir başka sonsuz savaştan uzak durmamızı sağlarken, ABD’nin Lübnan’daki ulusal güvenlik çıkarlarına da zarar vermeyecek. Bilgim dahilinde, Lübnan’da İsrail ordusuyla birlikte aktif çatışmalara giren hiçbir ABD gücü yok. Yine de bu tasarı, Kongre izni olmadan bu durumun değişmemesini güvence altına alıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Komisyon Başkanı Cumhuriyetçi Brian Mast ise güncellenen tasarıyı “Bu kez geçen seferki kadar olmasa da hala son derece saçma” olarak nitelendirerek tasarıyı “teröristler için bir kazanım” olarak adlandırdı.
Mast “İsrail ile Lübnan arasındaki barışın önündeki tek engel Hizbullah’tır. Lübnan hükümeti çatışmaların durmasını istiyor, İsrail de istiyor. Peki çatışmaların sürmesini kim istiyor? Bu tasarının desteklediği yegane yapı olan Hizbullah” ifadelerini kullandı.
Amerika2 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Avrupa1 hafta önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Asya2 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Görüş1 hafta önceHeidegger’in kulübesindeki Avrupa solu
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz iktisatçı Pettifor: Yapay zeka çöküşü kaçınılmaz bir krize yol açacak
Rusya2 gün önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Dünya Basını2 hafta önceForeign Policy: İran, Vietnam’dan Daha Ağır Bir Yenilgi
Dünya Basını2 hafta önceİran savaşı küresel güç dengelerini nasıl yeniden şekillendirdi?











