Bizi Takip Edin

Asya

Çin Komünist Partisi üye sayısı 101 milyonu aştı ancak üyeleri yaşlanmaya devam ediyor

Yayınlanma

Resmi veriler, dünyanın en büyük ikinci siyasi partisi olan Çin Komünist Partisi (ÇKP)’nin yaşlandığını gösteriyor; üyelerin neredeyse yüzde 30’u 61 yaş ve üzerinde.

Dünyanın en büyük ikinci siyasi partisine ilişkin resmi verilere göre, Çin Komünist Partisi’nin üye sayısı geçen yıl daha yavaş bir hızla arttı ve üyelerin ortalama yaşı yükselmeye devam etti.

Gelenek gereği veriler, partinin 1921’deki kuruluş tarihi olan 1 Temmuz’dan bir gün önce yayımlandı.

Partinin en üst düzey personel birimi olan Merkez Komitesi Örgüt Departmanı’nın salı günü yayımladığı rapora göre, partinin 2025 yılı sonu itibarıyla 101 milyon üyesi vardı. Bu, bir önceki yıla göre yüzde 1’lik artış anlamına geliyor.

Bu, en az beş yılın en düşük büyüme oranı oldu. Üye sayısındaki yıllık artış, üyeliğin yüzde 3,7 genişlediği 2021’den bu yana her yıl geriledi.

Rapora göre, üyelerin neredeyse yüzde 30’u 61 yaş ve üzerindeydi. Bu oran, en az beş yılın en yüksek seviyesi olurken, 2024’te yüzde 29’un biraz altındaydı.

Yaşlanma hızı da arttı. 2022’de kısa süreli bir düşüşün ardından, 60 yaş üstü üyelerin oranı istikrarlı biçimde yükseldi ve yalnızca 2023 ile 2025 arasında 1,43 puan arttı.

Aynı dönemde, 35 yaş ve altındaki üyelerin oranı geriledi. Bu yaş grubu 2025’te partinin yaklaşık yüzde 22’sini oluştururken, 2021’de bu oran neredeyse dörtte bire yakındı.

Bu eğilim, partinin gençleri üye yapmaya odaklanmasına rağmen devam ediyor. Nitekim 2025’te kabul edilen yeni üyelerin beşte dördünden fazlası 35 yaş ve altındaydı.

Partinin yaşlanması, Çin genelinde yaşanan daha geniş kapsamlı demografik krizle eş zamanlı ilerliyor. Ülkede doğum oranı düşük seyrediyor ve nüfus dört yıl üst üste azaldı. Bu durum, partinin Çin nüfusu içindeki payının da kademeli olarak artması anlamına geliyor: Parti üyeleri 2025 sonunda nüfusun yüzde 7,21’ini oluştururken, bu oran 2021’de yüzde 6,85’ti.

Kadınlar parti içinde hâlâ yeterince temsil edilmezken, 2025’te sınırlı artış kaydedildi. Kadınlar artık partinin yüzde 31,5’ini oluşturuyor; bu oran 2024’te yüzde 30,9’du.

Parti üyeleri aynı zamanda giderek daha eğitimli hale geliyor. Üniversite diploması veya daha yüksek eğitim derecesine sahip üyelerin oranı, 2024’teki yüzde 57,6 seviyesinden yüzde 59’a yükseldi.

Parti ayrıca geçen yıl iç ödül ve takdir uygulamalarını azalttı. 2024’te 175 bin taban örgütüne verilen takdir sayısı 108 bine düşerken, “seçkin” üye olarak ödüllendirilenlerin sayısı da bir önceki yılki 728 binden 583 bine geriledi.

Parti liderliği, “formalizm” olarak adlandırılan aşırı bürokrasiye karşı yıllardır süren bir kampanya yürütüyor. Bu kampanya 2025 boyunca yoğunlaştı ve bu yıl yetkililerin “doğru siyasi performans anlayışını” benimsemelerini hedefleyen yeni bir hamleyle devam etti. Bu kampanyanın gelecek ay sonunda tamamlanması bekleniyor.

Çin Komünist Partisi uzun süredir üye sayısı bakımından dünyanın en büyük siyasi partisi olarak görülüyordu. Ancak Hindistan’ın iktidardaki Bharatiya Janata Partisi, geçen eylül ayında 140 milyon üyeye ulaşarak Çin Komünist Partisi’ni geride bıraktığını ileri sürdü.

Çin Komünist Partisi’ne katılmak, mevcut üyelerin onayını, geçmiş ve siyasi incelemeleri ve kabul öncesinde deneme süreci kapsamında gözlemi gerektiriyor.

Parti üyeliği, Çin’in devlet kurumlarında ve kamu iktisadi teşebbüslerinde yükselmek için neredeyse bir ön koşul niteliği taşıyor. Büyük özel şirketlerdeki yöneticiler arasında da giderek daha yaygın hale geliyor.

Üyeler ileri yaşlara ulaşsa bile parti onları izlemeyi sürdürüyor. Çin Komünist Partisi 2022’de, “emekli yetkililer için parti inşası çalışmalarının güçlendirilmesine” ilişkin bir dizi yönerge yayımladı ve “emekli kadroların yeni katkılar sunmaları için örgütlenmesi ve yönlendirilmesi” çağrısında bulundu.

Asya

Japonya, Palantir’den yararlanmayı değerlendiriyor

Yayınlanma

Japonya, Palantir’in Maven sistemi ve Anduril’in Lattice’i de dahil olmak üzere ABD yapımı yapay zeka (AI) platformlarını, ordu birimlerinin komuta ve kontrol yapısı içine entegre etmeyi değerlendiriyor.

Nikkei Asia’nın haberine göre, Japonya’nın karar alma süreci, yapay zekayı komuta yapılarına daha erken entegre eden ABD ordusuna kıyasla hâlâ daha yavaş ilerliyor.

Haberde, bu farkın iki ordu arasındaki komuta ve kontrol mekanizmalarını aksatma riski taşıdığını bildirdi.

Japon öz savunma güçleri (SDF) şu anda komuta ve kontrol sistemlerinde herhangi bir yapay zeka kullanmıyor.

Fakat Tokyo, operasyonel kararları desteklemek üzere karşı saldırılar, füze savunması ve insansız hava aracı kontrolü için ayrı platformlar içeren çeşitli sistemleri devreye almayı planlıyor.

Bu platformlara SDF’ye ait gizli bilgiler aktarılmak zorunda kalınacak; bu durum, yabancı şirketlerin erişimi ve bu şirketlerin hizmetler ile işlevler üzerinde uygulayabileceği kısıtlamalar konusunda endişeleri artırıyor.

Tokyo, daha sonra yabancı teknolojiyi yerli yapay zeka ile değiştirme imkânı bırakarak ve veri merkezleri ile diğer altyapıyı Japonya içinde kurarak bu riski sınırlamayı umuyor.

Japon modelleriyle yapay zeka egemenliği konusunda güçlü bir çaba gösterilse de, hükümet, yeteneklerin hızla artırılması için ABD sistemlerine bağımlılığı kaçınılmaz olarak görüyor.

Maven Akıllı Sistemi, şubat ayında ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş sırasında yoğun bir şekilde kullanıldı.

Sistem, 24 saatlik bir süre içinde 3.000’den fazla hedefleme seçeneği üretti ve sınıflandırma doğruluğu yaklaşık yüzde 60 olarak gerçekleşti; buna karşılık insan analistlerin doğruluk oranı yüzde 84 idi.

IRGC, 31 Mart’ta Palantir’i, Batı Asya’daki tesislerini meşru hedefler olarak ilan ettiği 18 ABD’li teknoloji şirketi arasında saymıştı.

Okumaya Devam Et

Asya

Çin, ABD’ye insansız hava aracı ihracatında denetimi sıkılaştırdı

Yayınlanma

Çin Ticaret Bakanlığı, ABD’ye yönelik insansız hava aracı, kritik bileşen ve ilgili teknolojilerin ihracatında her başvurunun ayrı ayrı inceleneceğini açıkladı. Pekin ayrıca altı kuruluşa yaptırım uygularken bir ABD şirketiyle Çin’de her türlü işlem ve işbirliğini yasakladı. Adımlar, Washington’ın Çinli şirketlere yönelik son yaptırımlarının ardından geldi.

Çin Ticaret Bakanlığı, ABD’ye yönelik insansız hava araçları, bunların kritik bileşenleri ve ilgili teknolojilerin ihracatına yönelik denetimleri sıkılaştırdığını açıkladı.

Bakanlığın açıklamasına göre, Çin’in çift kullanımlı ürünler listesinde yer alan insansız hava araçları, bunların temel parçaları ve ilgili teknolojilerin ABD’ye ihracatı, her başvuru özelinde sıkı incelemeye tabi tutulacak.

Açıklamada, “ABD’ye ihraç edilecek, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Çift Kullanımlı Ürünler Listesi’nde yer alan insansız hava araçları, bunların temel bileşenleri ve ilgili teknolojilerin ihracatı, her bir başvuru özelinde sıkı incelemeye tabi tutulacaktır” denildi.

Pekin ayrıca Applied DNA Sciences, Stratum Reservoir, Altana Technologies, Responsible Business Alliance, Verité Group ve Human Rights in China’a yaptırım uyguladığını duyurdu. Çin, bu kuruluşları ABD’nin Çinli şirketlere yönelik kısıtlamalarına destek vermekle suçladı.

Çin yönetimi, Compliance Testing LLC adlı bir başka şirketi ise ABD Federal İletişim Komisyonu’nun uyguladığı kısıtlamaları desteklemekle itham etti.

Bakanlığın açıklamasında, “Çin sınırları içinde bulunan kuruluşların ve vatandaşların bu şirketle herhangi bir işlem, işbirliği veya başka bir faaliyette bulunması yasaktır” ifadesi kullanıldı.

Financial Times’ın aktardığına göre Çin, küresel insansız hava aracı pazarında öncü konumunu koruyor. Çinli üreticiler DJI, Autel Robotics ve XAG de ABD pazarında önemli satış hacmine sahip olmayı sürdürüyor.

Habere göre Pekin’in yeni adımları, Washington’ın son dönemde uygulamaya koyduğu kısıtlamalara karşılık olarak atıldı.

ABD daha önce Çin’e yönelik yaptırımları genişletmiş ve 43 Çinli şirketin ürünlerinin ithalatını yasaklamıştı. Washington, bu şirketlerin Zorla Çalıştırmayı Önleme Yasası kapsamına girdiğini ve Sincan’da zorla çalıştırma uygulamalarıyla bağlantılı olduğunu savunuyor.

ABD makamlarının açıklamasında, “Listeye eklenen 43 yeni kuruluş arasında denetim önceliği taşıyan sektörlerde faaliyet gösteren şirketler bulunuyor. Bunlar alüminyum, hazır giyim, bakır, pamuk ile domates üretimi ve işleme sanayilerini kapsıyor” denildi.

Okumaya Devam Et

Asya

Amerikan zenginleri Yeni Zelanda’nın “altın vizelerine” hücum ediyor

Yayınlanma

Son 14 ayda 700’den fazla varlıklı yabancı, “altın vize” programı kapsamında Yeni Zelandalı olmak için başvuruda bulundu; bu rakam, önceki üç yılda 115 idi.

Başvuru sahipleri, üç yıl içinde yerel fonlara, şirketlere veya hayır kurumlarına en az 5 milyon Yeni Zelanda doları tutarında yatırım yapmak zorunda.

Ayrıca 127 kişi, tahviller gibi pasif varlıklara beş yıl boyunca 10 milyon Yeni Zelanda doları yatırılmasını gerektiren farklı bir programa başvurdu.

Bu hücum, ülkenin gayrimenkul alımları, yatırımlar ve başvuru sahiplerinin hak kazanabilmeleri için ülkede kalmaları gereken süreye ilişkin kuralları gevşetmesinin ardından başladı.

Financial Times’a (FT) göre Yeni Zelanda’da süresiz olarak yaşama, çalışma ve eğitim görme hakkı için başvuranların sayısındaki artış, ülkenin güvenliği ve uzak konumunu giderek daha çekici hale getiren jeopolitik belirsizlik dönemine denk geliyor.

Portekiz’den ABD’ye kadar dünyanın dört bir yanındaki onlarca ülke, yatırım karşılığında veya bazı durumlarda nakit ödeme karşılığında göçmenlik konusunda öncelikli muamele sunuyor.

Birçoğunun bu konudaki deneyimleri karışık. İrlanda, Malta ve Avustralya, programların yeterince ilgi görmemesi veya suistimal edilme endişeleri nedeniyle programlarını iptal etti.

Yeni Zelanda’nın durumunda ise Başbakan Christopher Luxon, bu vizelerin daha fazla yabancı yatırımı çekmesini ve ülkenin büyümesini tehlikeye atan “beyin göçü” eğilimini tersine çevirmesini umuyor.

Turistler Yeni Zelanda’yı sevip oraya taşınmayı hayal etseler de, pek çok genç iktisadi fırsat arayışıyla ülkeyi terk ediyor.

Luxon’a göre, Yeni Zelanda’daki startup’lar bu durumdan şimdiden faydalanmaya başladı:

“Dünyanın dört bir yanındaki herkes kısıtlamalarını sıkılaştırırken, biz bu kapıları açtık ve startup’larımıza gelen sermayeden büyük fayda sağladık; aynı zamanda bu startup’lara gelen bilgi ve teknik birikimden de büyük ölçüde yararlandık.”

Programın kapsamlı bir şekilde revize edildiği Nisan 2025’ten bu yana, Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya’dan gelen başvuru sahipleri, her biri 5 milyon veya 10 milyon Yeni Zelanda doları tutarında olmak üzere toplam 4,8 milyar Yeni Zelanda doları (2,7 milyar ABD doları) taahhüt ettiler.

Bu rakam, bu yılın ilk çeyreğinde yapılan 14,8 milyar Yeni Zelanda doları tutarındaki yabancı yatırımla karşılaştırılabilir.

Risk sermayesi şirketi Motion Capital’in kurucu ortağı Lachlan Nixon, bunun “Silikon Vadisi’nde bir onur nişanesi” haline geldiğine dikkat çekiyor.

Verilere göre, başvuruların 277’si Amerikalılar tarafından yapılmış ve özellikle Kaliforniyalılar Yeni Zelanda pasaportuna büyük ilgi gösteriyor.

“Devasa bir sermaye akışı geliyor, fakat asıl önemli olan, şu anda Yeni Zelanda ekonomisine yatırım yapan bu kişilerin kalitesi,” diyen Nixon, yüksek büyüme potansiyeline sahip Yeni Zelanda şirketleri için yakın zamanda gerçekleştirilen 27 milyon Yeni Zelanda doları tutarındaki fon toplama işleminin yüzde 40’ını 30 “altın vize” sahibinden temin edebildiğini de sözlerine ekledi.

Luxon’a göre, bu programdan yararlananlar arasında, yönetim kuruluna Avrupa çelik sektörünün deneyimli ismi Francesc Rubiralta’yı atayan kritik mineraller şirketi Zethos da yer alıyor.

Nixon, program kapsamında destek alan diğer şirketler arasında tohum yağı proteini üreticisi Miruku ve magnezyum madenciliği şirketi Aspiring Materials’ın da bulunduğunu belirtti.

Birçok adayın tercih ettiği dağ kasabası Queenstown’da, yerli halk, Peter Thiel ve New York’taki Empire State Binası’nın sahibi olan vakfı yöneten Anthony Malkin gibi milyarderleri “tepelerdeki gizli sakinler” olarak adlandırıyor.

Çoğu, varlıklarını gizli tutmayı tercih ediyor. Thiel’in vatandaşlığı bir parlamento tartışmasında yanlışlıkla ortaya çıkmıştı. Malkin’in varlığı ise Yılbaşı gecesi attığı havai fişeklerin çimlerde yangınlara yol açmasıyla kamuoyuna duyuruldu.

Cotality’ye göre, bu kişilerin gelmesi Queenstown’u Yeni Zelanda’nın en pahalı emlak piyasası haline getirdi. Buradaki medyan fiyat 1,8 milyon Yeni Zelanda doları ve bu rakam ülke ortalamasının iki katı.

Vize programının şartları uyarınca, bu kişiler yalnızca 5 milyon Yeni Zelanda dolarından fazla değerde gayrimenkul satın alabilirler; bu hüküm, onların varlığının konut piyasasını bozmaması için tasarlanmış.

Bir emlak danışmanı, “Burada çok sayıda milyarder var. Sadece lastik çizme giyiyorlar,” diyor.

Öte yandan bu programın faydalarına ilişkin şüpheler var. Emeklilik fonu Simplicity’nin genel müdürü Sam Stubbs, insanların ülkeye “gerçek anlamda yatırım yapması” gerektiğini ve bir risk sermayesi fonundaki “cüzi bir miktar para” karşılığında özel muamele aramaması gerektiğini söyledi ve “Cennetin bir bedeli var; hepimizin ödediği bedel,” dedi.

Başvuru sahiplerinden bazıları da eleştirilerini dile getiriyor. Santa Barbara’da eşi Jim ile birlikte bir risk sermayesi fonu yöneten Courtney Andelman, geçen yıl vize başvurusunu başarıyla tamamladı ve düzenli olarak burayı ziyaret ediyor. Andelman, “Havada ve suda sihirli bir şey var. Burası gerçekten sağlıklı bir yer,” diyor.

Öte yandan Andelman, yatırımlarının daha büyük bir etki yaratabileceği Güney Adası’ndaki Nelson gibi daha küçük bir şehre yerleşmek istediğini söyledi ama orada değeri 5 milyon NZ$’dan fazla olan çok az gayrimenkul vardı.

Ayrıca Yeni Zelanda’daki kurallar gereği, ailesinin yılda 183 günden fazla süreyle ülkede kalması halinde küresel gelirlerinin tamamı üzerinden vergilendirilmesinden şikayet ediyor.

Andelman, Yeni Zelanda’yı sevdiğini ama endişelerini dile getirdiğini ve dolaylı olarak bir tehdit savurduğunu belirtti:

“Bir doların en yüksek ve en iyi şekilde nasıl kullanılacağı, kendimize sürekli sorduğumuz bir soru. Eğer Yeni Zelanda en iyi değeri sunmazsa, başka bir yere gideriz. O dolarların her biri seyyar.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English