Diplomasi
‘ABD ve Avrupa’nın SWIFT konusundaki anlaşmazlığı Ukrayna müzakerelerini raydan çıkarabilir’

Emekli İngiliz diplomat Ian Proud, ABD ve Avrupa arasında Rusya’ya yönelik SWIFT yaptırımlarının hafifletilmesi konusundaki anlaşmazlığın Ukrayna barış görüşmelerini tehlikeye attığını belirtti. Proud, Responsible Statecraft’ta yayımlanan analizinde, tartışılan SWIFT tavizinin küçük olduğunu ancak Avrupa ve Ukrayna’nın direnişinin Batı ittifakında çatlak yarattığını ve bunun Rusya Devlet Başkanı Putin’in ‘işine yarayabileceğini’ savundu. Proud, Başkan Trump’ın Ukrayna’daki savaşı bitirmek için bu anlaşmazlığa müdahale etmesi gerekebileceğini ifade etti.
Emekli İngiliz diplomat Ian Proud, Responsible Statecraft için kaleme aldığı makalede, ABD ile Avrupa arasında Rusya’ya yönelik düşük etkili yaptırımların azaltılması konusundaki anlaşmazlığın, Ukrayna barış görüşmeleri açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.
Proud, gümrük vergisi savaşlarının durumu daha da karmaşık hâle getireceğini ve Başkan Donald Trump’ın çıkmazı aşmak için devreye girmesi gerekebileceğini belirtti.
Proud, Ukrayna krizinin başladığı 2014’ten bu yana ilk kez Batı ittifakı içinde Rusya’ya yönelik yaptırım politikasında bir ayrışma ortaya çıktığını anımsattı.
Proud’a göre, geçen ay Suudi Arabistan’da ABD arabuluculuğunda yapılan barış görüşmeleri, Rusya ve Ukrayna’yı deniz ateşkesi yoluyla 2022 Karadeniz tahıl anlaşmasını canlandırmaya yaklaştırdı.
Ancak Proud, “İleriye dönük faydalı, küçük bir adım olma vaadi taşıyan bu gelişme, Avrupalı ve Ukraynalıların Rusya’ya yönelik küçük tavizleri engelleme çabalarıyla sekteye uğradı,” ifadelerini kullandı.
Proud, deniz ateşkesinin yeniden canlandırılması önerisi kapsamında Avrupalı bir sözcünün, Rusya’nın yaptırım muafiyeti alabileceği yönündeki önerileri hızla reddettiğini aktardı.
Ayrıca, 26 Mart’taki Paris Zirvesi’nde Avrupalı liderler ve Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin de konuya müdahil olarak Rusya için yaptırım muafiyeti olmaması çağrısında bulunduğunu ve daha fazla yaptırımın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i müzakere masasına getirmenin anahtarı olduğu görüşünü tekrarladıklarını belirtti.
‘ABD ile Avrupa, yaptırım politikasında aynı çizgide değil’
Emekli diplomat, ABD ve Avrupa’nın yaptırım politikasında artık aynı çizgide olmadığını vurguladı.
Proud, “Ukrayna hükümeti 2015’ten bu yana hem Batılı güçleri Rusya’ya daha fazla yaptırım uygulamaya teşvik etmek hem de barış çabalarının bir parçası olarak yaptırımların kaldırılması olasılığını en aza indirmek için yoğun çaba sarf etti. Başkan Trump döneminde ABD’nin Ukrayna politikasındaki sarsıcı değişimden hâlâ etkilenen Avrupa, Ukrayna’nın yanında yer alıyor,” değerlendirmesinde bulundu.
Fakat Proud, yaptırım muafiyeti konusundaki tartışmanın “son derece ihtiyaç duyulan barışa yönelik anlamlı adımları sekteye uğratma potansiyeli taşıyan sahte bir tartışma” gibi göründüğünü savundu.
Proud, bu tartışmanın özellikle deniz ateşkesiyle bağlantılı olarak, büyük bir Rus bankasına ödeme mesajlaşma hizmeti SWIFT’e sınırlı erişim izni verilip verilmeyeceği sorusuyla tetiklendiğini belirtti.
Proud, “Bu, ithalatçıların Rus tarım ihracatı için daha kolay ödeme yapmalarını sağlayacaktır. Bu, bireylere, şirketlere ve mal türlerine karşı 20 binden fazla önlemi içeren bir Rus yaptırım rejimi bağlamında küçük bir tavizdir,” dedi.
Proud, tarım ihracatının önemli olmakla birlikte, Rusya’nın 2024’teki toplam 433 milyar dolarlık ihracatının büyük kısmını oluşturmaya devam eden petrol ve doğalgaz ihracatına kıyasla küçük kaldığını vurguladı.
Diplomat, “Önerilen SWIFT kullanımına ilişkin sınırlı yaptırım hafifletilmesi, Rusya’nın petrol ve doğalgaz ticaretine yönelik bir muafiyeti kapsamayacaktır,” diye ekledi.
Proud, her halükârda SWIFT yasağının etkisinin sorgulanabilir olduğunu belirtti.
2022’de savaş patlak verdiğinde bunun “nükleer seçenek” olarak tanımlandığını hatırlatan Proud, “Rusya’nın uluslararası ticaret yapma kabiliyetini kesmenin, ithalat gelirlerinin hacmi üzerinde yıkıcı kısa vadeli sonuçları olacağı ileri sürülmüştü. Ancak bu işe yaramadı,” değerlendirmesini yaptı.
Rusya Merkez Bankası, Biden’ın ‘veda yaptırımlarının’ etkisini sınırlı görüyor
‘Rusya’yı kısmen SWIFT’ten çıkarmanın erhangi bir somut etkisi olduğuna dair çok az kanıt var’
Proud, 2022’de savaşın patlak vermesinin ardından Rusya’nın ihracattan rekor kırarak 592 milyar dolar gelir elde ettiğini ve o zamandan beri ihracatın savaş öncesi eğilime döndüğünü kaydetti.
Proud, “Rusya’yı kısmen SWIFT’ten çıkarmanın ülkenin ihracat hacimleri üzerinde herhangi bir somut etkisi olduğuna dair çok az kanıt var,” değerlendirmesini yaptı.
Proud’a göre, SWIFT seçeneğinin nükleer olduğu fikri, Batı yaptırımlarının Rusya’ya ilk kez uygulandığı 2014 yılında ancak kısmen geçerliydi.
Proud, o yıl Brent ham petrolünün varil fiyatının yılın ilk yarısında yaklaşık 100 dolar civarında seyrederken (bugün yaklaşık 72 dolar), Rusya’nın 2024’tekinden daha fazla (497 milyar dolar) ihracat yaptığını belirtti.
Proud, “Ancak Avrupa ülkeleri, ABD’nin Rusya’yı SWIFT’ten çıkarma hamlelerini veto etti. Bunu tam da Avrupa’nın enerji güvenliği açısından nükleer sonuçları olacağı için yaptılar, zira o zamanlar Avrupa şimdiye kıyasla daha bağımlıydı. Ayrıca 2014’te Rusya’yı SWIFT’ten çıkarmak zordu çünkü Rusya, uluslararası finansal işlemlerinin hacmi nedeniyle SWIFT Yönetim Kurulu’nda bir koltuğa sahipti,” diye açıkladı.
Proud, bunu takip eden sekiz yıllık kararsızlık döneminde Rusya’nın ekonomisini dolar cinsinden ticarete aşırı bağımlılıktan uzaklaştırmak için çok çalıştığını ve bunun, savaş başladığından beri ekonomisinin neden dirençli kaldığını açıklamaya yardımcı olduğunu ifade etti.
ABD, Rusya ve Ukrayna ile Karadeniz’de ateşkes konusunda anlaşmaya vardığını duyurdu
‘SWIFT yaptırımları, sisteme kripto ağları aracılığıyla alternatifler yaratma yarışını teşvik etti’
Emekli diplomat, SWIFT yasağının aslında bir yaptırım olmadığını, daha ziyade ödeme mesajlaşma hizmetlerine erişimi keserek uluslararası ödemelerin işlenmesinde bir engel teşkil ettiğini vurguladı.
Proud, “Döviz SWIFT üzerinden akmaz. SWIFT’e yaptırım uygulamak, 50 yaşın üzerindeki eski bir sisteme kripto ağları aracılığıyla alternatifler yaratma yarışını teşvik etti. Rusya, Çin ve diğer ülkeler de kendi alternatiflerini geliştiriyorlar,” dedi.
Proud, Rusya ihracatını giderek Asya’ya kaydırdıkça, bu işlemlerin yuan, rupi ve riyal dahil olmak üzere yerli para birimleriyle giderek daha fazla yapıldığını da ekledi.
Proud, Suudi Arabistan’da Rus devlet bankasının tarım ihracatı için SWIFT’e erişimine izin verilmesi yönündeki anlaşmanın süreci kolaylaştırmaya yardımcı olacağını, ancak savaş boyunca devam eden bu ihracatın hacmini artırmayacağını belirtti.
Proud, “Elbette Rusya, SWIFT’e erişimin herhangi bir şekilde kolaylaştırılmasına, özellikle ABD ile ilişkilerin kademeli olarak normalleştiğine dair gönderdiği sinyal nedeniyle değer verecektir. Bu aynı zamanda daha uzun vadeli bir barış süreci geliştikçe daha somut yaptırım muafiyeti olasılığı konusunda güven inşa edecektir,” dedi. Ancak Proud, “Devlet Başkanı Putin, bunun esasen ülkesi için göz ardı edilebilir ekonomik faydaları olan küçük bir yaptırım tavizi üzerine bir tartışma olduğunu da bilecektir,” diye ekledi.
Proud, Putin’in, Zelenskiy’nin Avrupa’yı Beyaz Saray tarafından önerilen herhangi bir uzlaşmaya direnmeye çağırmasıyla Başkan Trump ile Avrupalı liderler arasında gerilim oluşma potansiyelinin farkında olacağını belirtti.
Hindistan ve Rusya, SWIFT’e alternatif oluşturmayı planlıyor
‘Putin, arkasına yaslanıp Avrupalıların ve Ukraynalıların ilerlemeyi engellediğini ve kendisinin makul taraf olduğunu iddia edebilir’
Başkan Trump’ın 2 Nisan’da Avrupa Birliği ve diğer ülkelere karşı gümrük vergileri uygulanacağına dair açıklaması bağlamında, Putin’in ilişkilerin daha da bozulmasını izleyeceğini ifade eden Proud, “Savaş alanında çoğu gün küçük kazanımlar elde etmeye devam eden Putin, arkasına yaslanıp Avrupalıların ve Ukraynalıların ilerlemeyi engellediğini ve kendisinin makul taraf olduğunu iddia edebilir,” yorumunu yaptı.
Sonuç olarak Proud, SWIFT meselesinin faydasız bir yan gösteriye dönüşme riski taşıdığını belirtti.
Proud, Hazine Bakanı Bessent’in kısmi bir Rus yeniden girişine kapıyı açık tuttuğunu, ancak AB’nin tutumunun daha da katılaşıyor gibi göründüğünü ifade etti.
Proud, “Başkan Trump’ın Ukrayna’daki kan dökülmesini sona erdirmek istiyorsa, tıkanıklığı gidermek için Avrupalı meslektaşlarıyla temas kurması gerekebilir,” değerlendirmesinde bulundu.
ABD Hazine Bakanı: Yaptırımların geleceği Rusya’nın adımlarına bağlı
Diplomasi
Trump’tan Netanyahu’ya: Suriye ve Lübnan’dan çekil

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı telefon görüşmesinde İsrail ordusunun Suriye’deki güçlerini çekmeye başlamasını ve aynı adımı Lübnan’da da atmasını talep etti. Axios’un ABD ve İsrailli yetkililerden edindiği bilgilere göre Trump, Netanyahu’ya bölgedeki askeri varlığın gerilimi tırmandırabileceğini iletti.
ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile perşembe günü gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, İsrail’in askeri güçlerini Suriye’den çekmeye başlamasını istedi ve benzer bir adımı Lübnan için de atması yönünde baskı yaptı.
Üç ay sonra siyasi varlığı ve kişisel özgürlüğü açısından hayati önem taşıyan bir seçime girmeye hazırlanan Netanyahu’nun, Suriye’de kontrol altında tutulan bölgelerden çekilme yönünde adım atması veya Lübnan’da daha önce üzerinde anlaşılan sınırların ötesinde yeni bir geri çekilmeye onay vermesi beklenmiyor.
Ancak Trump’ın bu talepleri, halihazırda 7 Ekim benzeri bir saldırıyı önlemek gerekçesiyle Güney Lübnan ve Güney Suriye’de geniş alanları kontrol altında tutan İsrail hükümeti üzerindeki baskıyı artırıyor.
İsrail kabinesinin bazı kıdemli üyeleri bu bölgelerde kalıcı denetim sağlanmasını ve buralarda Yahudi yerleşim birimleri kurulmasını talep ediyor.
“Sizi orada istemiyorlar, çekilmelisiniz”
Görüşmenin perde arkasına vakıf bir ABD’li yetkili, Axios’a yaptığı açıklamada, Trump’ın Netanyahu’ya İsrail ordusunun Suriye topraklarındaki varlığının tansiyonu yükselttiğini ve çatışmaların tırmanmasına yol açabileceğini söylediğini aktardı.
Yetkiliye göre Trump, Netanyahu’ya hitaben, “Sizi orada istemiyorlar. Güçlerinizi başka yere kaydırmalısınız” dedi ve aynı durumun Lübnan için de geçerli olduğunu vurguladı.
İsrail Başbakanlığı tarafından yapılan açıklamada ise görüşmeye ilişkin, “Başbakan, İsrail sınırları boyunca güvenlik bölgeleri oluşturulması ihtiyacını dile getirdi” ifadesi yer aldı.
Görüşme, Trump’ın Türkiye’deki NATO zirvesi marjında Suriyeli mevkidaşı Ahmed el-Şara ile yaptığı toplantının ertesi günü gerçekleşti.
ABD’li yetkililer, Trump yönetiminin aylardır İsrail ile Suriye arasında yeni bir güvenlik mutabakatı sağlamaya çalıştığını ancak Netanyahu’nun taviz vermeye yanaşmaması sebebiyle netice alınamadığını kaydediyor.
Bu tavizler arasında, Aralık 2024’te Beşar Esad hükümetinin çöküşünden bu yana İsrail ordusunun Suriye’de kontrol ettiği topraklardan kademeli olarak çekilmesi de yer alıyordu.
Son haftalarda Suriye’nin güneyinde, yerel halkın İsrail askeri varlığına karşı gösteri düzenlediği ve askerlerle çatıştığı olaylar yaşandı.
Lübnan sınırında uygulama tartışması
Diplomatik temaslar çerçevesinde salı günü Roma’da bir araya gelen ABD’li arabulucular ile İsrail ve Lübnan heyetleri, haftalar önce imzalanan çerçeve anlaşmasının detaylarını görüştü.
Anlaşma uyarınca İsrail, Güney Lübnan’da işgal ettiği iki “pilot bölgeden” çekilmeyi ve buraları Lübnan ordusuna devretmeyi taahhüt etmişti.
İsrail ordusu henüz bu iki bölgeden çekilme işlemini gerçekleştirmedi. Lübnan hükümeti sürecin bir an önce başlamasını ve net bir takvime bağlanmasını talep ediyor.
İsrail makamları ise yeni bölgelere geçmeden önce bu pilot bölgelerin Hizbullah silahlarından ve askeri altyapısından tamamen temizlendiğini doğrulamak istediklerini ifade ediyor. Lübnan tarafı ise bu durumun denetimini ABD ordusunun yapması gerektiğini savunuyor.
Beyaz Saray konuya ilişkin yorum yapmaktan kaçınırken, görüşmenin içeriğini yalanlamadı.
Axios’a konuşan bir ABD’li yetkili, “Başkan Trump ile Başbakan Netanyahu arasında güçlü bir ilişki var. İsrail, ABD için her zaman harika bir müttefik olmuştur. İsrail’in Başkan Trump’tan daha büyük bir dostu ve barış için mücadele eden başka bir lider olmamıştır” açıklamasını yaptı.
Diplomasi
ABD, İran Merkez Bankası’nın kripto cüzdanlarını dondurdu

ABD Hazine Bakanlığına bağlı Yabancı Varlıkların Kontrolü Ofisi, İran Merkez Bankası ile ilişkili kripto para cüzdanlarına yaptırım uygulayarak 130 milyon dolardan fazla değere sahip stabil kripto para birimi USDT’yi dondurdu. Hazine Bakanı Scott Bessent, İran’ın yasadışı finansal faaliyetlerini engelleme konusundaki kararlılıklarını vurgulayarak bu fonların takibinin süreceğini açıkladı.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Hazine Bakanlığına bağlı Dış Varlıkların Kontrolü Ofisinin (OFAC), İran Merkez Bankası ile ilişkili bazı kripto para cüzdanlarına yaptırım uyguladığını açıkladı.
Alınan karar doğrultusunda, söz konusu cüzdanlarda yer alan 130 milyon dolardan fazla değerdeki kripto para donduruldu.
Bakan Bessent, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“İran’ın dijital varlıkları kötüye kullanması da dahil olmak üzere, yasa dışı finansal faaliyetlerini engelleme ve çökertme konusunda kararlıyız. Bugün, ABD Hazine Bakanlığı Dış Varlıkların Kontrolü Ofisi, İran Merkez Bankası ile bağlantılı birkaç elektronik cüzdana yaptırım uyguladı ve bu işlem sonucunda 130 milyon dolardan fazla varlık donduruldu. Bu parayı aktif bir şekilde takip etmeye ve İran rejiminin yasa dışı gelir elde etme mekanizmalarından kazanç sağlamasını engellemeye devam edeceğiz.”
Tether, TRON ağındaki dört adresi bloke etti
Bessent’in açıklamasından bir saat önce, Specter adlı blokzincir analisti, en büyük stabil kripto para birimi USDT’nin ihraççısı konumundaki Tether firmasının, TRON ağında toplamda yaklaşık 131 milyon dolar bakiye barındıran dört adresi dondurduğunu bildirdi.
Blokzincir analistinin paylaştığı verilere göre, dondurulan bu cüzdanların İran Devrim Muhafızları Ordusu ve İran Merkez Bankası ile bağlantılı olduğu belirlendi.
Specter, bloke edilen adreslere yönelik fon akışını da takip etti. İnceleme sonuçlarına göre, söz konusu kripto varlıkların büyük bir kısmının bu adreslere ödeme hizmet sağlayıcısı DTC Pay ve kripto para borsası Bitso üzerinden aktarıldığı tespit edildi.
Daha önce ABD merkezli analiz şirketi TRM Labs, kripto borsası CoinEx’i İran’ın işlemlerine aracılık etmekle suçlamış, ancak platform yönetimi bu iddiaları reddetmişti.
Kripto para cüzdanlarının dondurulması kararı, Ortadoğu’da askeri tansiyonun yükseldiği bir dönemde alındı. İki ülke arasında 15 Temmuz tarihinde karşılıklı askeri saldırılar düzenlendi.
İran Devrim Muhafızları Ordusu, ABD Silahlı Kuvvetlerinin Kuveyt’teki lojistik destek merkezini, Ürdün’deki bir hava üssünü ve Bahreyn’de konuşlu ABD 5. Filosu’na ait tesisleri hedef aldı.
ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) ise bu saldırılara karşılık vererek Hürmüz Boğazı yakınlarında belirlenen yaklaşık on tesisi vurduğunu duyurdu.
ABD yönetimi, daha önceki dönemlerde de İran merkezli kripto borsalarına yönelik yaptırım kararları almış ve bu kuruluşların varlıklarını dondurmuştu.
Mart ayı sonunda Tether ve Circle firmaları, İran merkezli kripto borsası Wallex’e ait bir cüzdanı bloke etmişti.
Tether, nisan ayında yaptığı açıklamada, ABD makamlarının talebi üzerine toplamda 344 milyon dolardan fazla değere sahip USDT varlığını dondurduğunu bildirmişti.
Hazine Bakanı Bessent, aynı ay içinde yaptığı bir diğer açıklamada, ABD’nin “Ekonomik Öfke” adlı operasyon kapsamında İran’a ait yaklaşık 500 milyon dolar değerinde kripto varlığa el koyduğunu belirtmişti. Bessent, söz konusu operasyonun İran halkının çıkarları doğrultusunda yürütüldüğünü ifade etmişti.
Diplomasi
“NATO 3.0” mı, yoksa stratejik çıkmaz mı?

Editörün notu: Ankara’da düzenlenen 36. NATO Zirvesi, ittifakın geleceğine dair büyük beklentilerle başlasa da stratejik belirsizlikleri aşacak somut çözümler sunmaktan uzak kaldı. ABD Başkanı Donald Trump’ın zirve gündeminden kopuk performansı, askeri harcamaları artırmaya odaklanan ancak ortak siyasi kimliğini netleştiremeyen ittifakın mevcut dağınıklığını adeta simgeledi. Zirvede güvenlik konularından ziyade silah sanayisinin ön plana çıkması, milyarlarca dolarlık savunma bütçelerinin Amerikan firmalarına mı yoksa gelişmekte olan Avrupa sanayisine mi aktarılacağı hususundaki rekabeti kızıştırdı. Avrupa, savunma ve teknoloji alanında ABD’ye olan kronik bağımlılığını azaltmak istese de Washington, sahip olduğu endüstriyel ve teknolojik üstünlük sayesinde nüfuzunu korumayı sürdürüyor. Harici Medya Genel Yayın Yönetmeni Tunç Akkoç, Lübnan merkezli el-Ahbar gazetesinde kaleme aldığı makalede, diplomatik birlik söylemlerinin ardına gizlenen derin siyasi ayrılıkların ve yalnızca altı maddeden oluşan kısa sonuç bildirisinin, NATO’nun şimdiden alternatif arayışlarına yönelen üyeleriyle birlikte ciddi bir yol ayrımında olduğuna işaret ettiğini belirtiyor.
“NATO 3.0” mı, yoksa stratejik çıkmaz mı?
Ankara’da düzenlenen 36. NATO Zirvesi, daha kapılarını açmadan ittifak tarihinin en kritik buluşmalarından biri olarak nitelendirildi. Pek çok uzman ve gözlemci bu buluşmanın dönüm noktası olabileceğini belirtirken, kimileri daha da ileri giderek zirvenin NATO’nun geleceğine tarihi bir yön tayin edeceğini öne sürdü.
Ancak söze zirvenin sonundan başlamama müsaade edin. Ankara’daki NATO Zirvesi’ni sahada takip etme ve ABD Başkanı Donald Trump’ın kapanış basın toplantısına katılma fırsatım oldu. Trump’a soru yöneltme şansı yakalayan az sayıdaki gazeteciden biriydim; gerçi sorumu sormaya başladıktan birkaç saniye sonra sözümü kesti. Yine de bu sorunun kendisinde hoşnutsuzluk uyandıracağını zaten tahmin ediyordum.
Zirveden akıllarda kalan en çarpıcı unsur, Trump’ın sergilediği performans oldu. Yorgun, zihni dağınık ve zaman zaman olup bitenlerden tamamen kopuk bir manzara sundu. Küresel güvenlik camiasının gözünü diktiği bir zirvenin kapanış toplantısında Trump, kabinesinin en önde gelen isimleri yanı başındayken, NATO ile neredeyse hiçbir ilgisi bulunmayan konulardan bahsetti: TikTok’ta birinci sıraya yerleştiğini, komünistlerin ABD’yi asla ele geçiremeyeceğini ve Toyota’nın fabrikalarını Meksika’dan Teksas’a taşıdığını anlattı.
Nihayetinde bu tavır, kişisel bir anekdot olmanın çok ötesinde, zirvenin tamamını yansıtıyordu: Bolca gösteriş, büyük iddialar ve gösterişli manşetler; fakat ittifakın bugün karşı karşıya olduğu stratejik sorulara verilen yanıtlar ise neredeyse hiç yoktu.
Ankara’da cevapsız kalan sorular
“NATO 3.0” söylemi yeni bir başlangıcı çağrıştırıyor. Ne var ki gerçeklik, her şeyden önce ittifakın içine düştüğü stratejik belirsizliğin ne denli derin olduğunu gözler önüne seriyor. Ankara’da uyum kabiliyeti, esneklik ve askeri güç hakkında konuşmaktan geri durulmadı. Gelgelelim, temel bir soru cevapsız kaldı: Savunma harcamalarını artırmak ve yeni silahlanma programları başlatmaktan öte, NATO siyasi olarak hâlâ neyi temsil ediyor?
İttifakın Genel Sekreteri Mark Rutte; Rusya, Çin, Kuzey Kore ve İran arasında büyüyen işbirliğine işaret ederek ortak bir tehdit algısı inşa etmeye çalıştı. Ancak bu çaba pek başarılı olamadı. Zirvede Çin’in varlığı sönük kaldı, İran sonuç bildirisinde yalnızca üstünkörü geçiştirildi, hatta Rusya ile ilişkiler bile geçmiş yıllara kıyasla belirgin bir ihtiyatla ele alındı. İttifak, karşı karşıya olduğu tehditlere dair tutarlı bir değerlendirme yapmayı veya ortak bir siyasi hat belirlemeyi başaramadı.
Bu durum ittifakın asıl sorununu açığa çıkarıyor: NATO, stratejik kimliğini netleştirmeden askeri cephaneliğini güncelliyor. Üye ülkeler farklı çıkarlar peşinde koşarken, başat hasımların kimler olduğu konusunda bile kalıcı bir mutabakat bulunmuyor.
Bu yüzden “NATO 3.0”, geleceğe dair ikna edici bir vizyon sunmaktan henüz çok uzak. Aslında bu, eski bir soruna iliştirilen yeni bir etiketten ibaret: Askeri açıdan silahlanmayı sürdürürken, siyasi doğrultusu konusunda kafası giderek daha fazla karışan bir ittifak.
Silahlanma yarışı ve pazar kavgası
Zirvenin ilk günü Savunma Sanayii Forumu’na ayrıldı. Ne var ki bu etkinlik, uluslararası bir örgütün toplantısından ziyade silah üreticilerinin düzenlediği bir ticaret fuarını andırıyordu. Videolar, sunumlar, stantlar, sahne tasarımları ve konuşmaların tamamı bir pazarlama organizasyonunun mantığıyla yürütüldü.
Lockheed Martin, Raytheon, Anduril, Rheinmetall, Diehl, PGZ ve Kongsberg gibi devlerin yöneticileri, devlet ve hükümet başkanlarıyla birlikte sahne aldı. Verilen mesaj netti: NATO güvenlik dilini konuşuyor olabilirdi ancak gündeminin merkezine artık devasa bir pazar oturmuştu.
Genel Sekreter Mark Rutte ve diğer üst düzey siyasi yetkililer, vaktin daraldığı konusunda defaatle uyarılarda bulundu. Çok daha hızlı, daha düşük maliyetli ve geniş ölçekli silah üretimine ihtiyaç duyulduğunu vurguladılar. Yeni fabrikalar, genişletilen tedarik zincirleri ve küçük şirketlerin doğrudan NATO programlarına dahil edilmesi, yeni bir endüstriyel seferberliğin parçası olarak sunuldu.
Gelgelelim, bu yeniden silahlanma çağrısının arkasında derin bir nüfuz mücadelesi yatıyor. Temel soru şu: Gelecekte Avrupa’nın güvenlik sistemini kim donatacak; Amerikan şirketleri mi, yoksa bağımsızlığı giderek artan bir Avrupa savunma sanayisi mi?
Washington savunma harcamalarının artırılması için baskı kurarken, bu paranın aslan payının Amerikan şirketlerine akmasını da bekliyor. Avrupa ise aynı milyarlarca avroyu mühimmat, hava savunması, uydular, yapay zekâ ve diğer kritik teknolojilerde kendi öz kabiliyetlerini inşa etmek için kullanmak niyetinde.
Donald Trump yönetiminde bu rekabet çok daha görünür hale geldi. Trump, bir müttefikin değerini giderek daha fazla savunmaya harcadığı parayla ve ne kadar Amerikan silahı satın aldığıyla ölçüyor. Böylece ittifak, siyasi bir ortaklıktan adım adım bir iş modeline evriliyor.
Avrupa daha fazla özerklik arayışında olsa da teknoloji, komuta yapıları ve silah sistemlerinde hâlâ büyük ölçüde ABD’ye bağımlı. Bu yüzden Washington, askeri varlığını azaltmayı tartışırken bile nüfuzunu sadece askerleriyle değil; şirketleri, yazılımları ve teknolojik altyapısı aracılığıyla korumayı sürdürebiliyor.
Dolayısıyla NATO içindeki bu yeni silahlanma dalgası yalnızca bir güvenlik programından ibaret değil; aynı zamanda milyarlarca dolarlık bütçeler, ihracat pazarları ve endüstriyel hâkimiyet üzerine yürütülen bir savaş.
Birlik söylemi ve derin çatlaklar
Genel Sekreter Mark Rutte kapanış basın toplantısında ittifakın “tam bir birlik” içinde olduğunu ne kadar vurguladıysa, bu birliğin o kadar kırılganlaştığı izlenimi uyandı. Donald Trump da ittifakın bütünlüğünü teyit etmeye çalıştı. Ancak bu mükerrer beyanlar güven vermekten ziyade, var olan şüpheleri örtbas etme çabası gibi duruyordu.
Perde arkasında ise Avrupa’da, Washington’ın günün birinde askeri ve teknolojik üstünlüğünü bir siyasi baskı aracına dönüştüreceği endişesi tırmanıyor. Bu durum, tartışmaları sadece NATO içinde Avrupa’nın özerkliğini güçlendirmekle sınırlı bırakmıyor; aynı zamanda gerektiğinde ittifaktan bağımsız hareket edebilecek yapıların kurulmasını da gündeme getiriyor. Birleşik Krallık liderliğindeki Müşterek Sefer Gücü ile İskandinav ülkeleri arasında savunma işbirliğini artırmaya yönelik öneriler, böyle bir “B Planı”nın şimdiden seçenekler arasına girdiğini gösteriyor.
Ankara Zirvesi’nin sonuç bildirisi de ittifakın içinden geçtiği siyasi krizi doğrular nitelikteydi: Sadece altı maddeden oluşan metin, son yılların en kısa bildirilerinden biri olurken neredeyse tamamen savunma harcamalarına, silah üretimine ve Ukrayna’ya desteğe odaklandı. Temel siyasi meseleler, ABD-Avrupa ilişkilerinin geleceği, ortak tehdit tanımları ve NATO’nun daha geniş rolü gibi konular ise büyük ölçüde yanıtsız kaldı.
Böylece zirve, dışarıya diplomatik bir birlik tablosu sundu. Ancak bu vitrinin arkasında, ittifak içi stratejik ve siyasi bölünmeleri gizlemek artık çok daha zor bir hal aldı.
Görüş2 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi1 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Amerika1 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Asya1 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Dünya Basını1 hafta önceABD, Venezuela’daki depremi fırsata çeviriyor
Diplomasi1 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti









