Diplomasi
‘ABD ve Avrupa’nın SWIFT konusundaki anlaşmazlığı Ukrayna müzakerelerini raydan çıkarabilir’

Emekli İngiliz diplomat Ian Proud, ABD ve Avrupa arasında Rusya’ya yönelik SWIFT yaptırımlarının hafifletilmesi konusundaki anlaşmazlığın Ukrayna barış görüşmelerini tehlikeye attığını belirtti. Proud, Responsible Statecraft’ta yayımlanan analizinde, tartışılan SWIFT tavizinin küçük olduğunu ancak Avrupa ve Ukrayna’nın direnişinin Batı ittifakında çatlak yarattığını ve bunun Rusya Devlet Başkanı Putin’in ‘işine yarayabileceğini’ savundu. Proud, Başkan Trump’ın Ukrayna’daki savaşı bitirmek için bu anlaşmazlığa müdahale etmesi gerekebileceğini ifade etti.
Emekli İngiliz diplomat Ian Proud, Responsible Statecraft için kaleme aldığı makalede, ABD ile Avrupa arasında Rusya’ya yönelik düşük etkili yaptırımların azaltılması konusundaki anlaşmazlığın, Ukrayna barış görüşmeleri açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.
Proud, gümrük vergisi savaşlarının durumu daha da karmaşık hâle getireceğini ve Başkan Donald Trump’ın çıkmazı aşmak için devreye girmesi gerekebileceğini belirtti.
Proud, Ukrayna krizinin başladığı 2014’ten bu yana ilk kez Batı ittifakı içinde Rusya’ya yönelik yaptırım politikasında bir ayrışma ortaya çıktığını anımsattı.
Proud’a göre, geçen ay Suudi Arabistan’da ABD arabuluculuğunda yapılan barış görüşmeleri, Rusya ve Ukrayna’yı deniz ateşkesi yoluyla 2022 Karadeniz tahıl anlaşmasını canlandırmaya yaklaştırdı.
Ancak Proud, “İleriye dönük faydalı, küçük bir adım olma vaadi taşıyan bu gelişme, Avrupalı ve Ukraynalıların Rusya’ya yönelik küçük tavizleri engelleme çabalarıyla sekteye uğradı,” ifadelerini kullandı.
Proud, deniz ateşkesinin yeniden canlandırılması önerisi kapsamında Avrupalı bir sözcünün, Rusya’nın yaptırım muafiyeti alabileceği yönündeki önerileri hızla reddettiğini aktardı.
Ayrıca, 26 Mart’taki Paris Zirvesi’nde Avrupalı liderler ve Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin de konuya müdahil olarak Rusya için yaptırım muafiyeti olmaması çağrısında bulunduğunu ve daha fazla yaptırımın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i müzakere masasına getirmenin anahtarı olduğu görüşünü tekrarladıklarını belirtti.
‘ABD ile Avrupa, yaptırım politikasında aynı çizgide değil’
Emekli diplomat, ABD ve Avrupa’nın yaptırım politikasında artık aynı çizgide olmadığını vurguladı.
Proud, “Ukrayna hükümeti 2015’ten bu yana hem Batılı güçleri Rusya’ya daha fazla yaptırım uygulamaya teşvik etmek hem de barış çabalarının bir parçası olarak yaptırımların kaldırılması olasılığını en aza indirmek için yoğun çaba sarf etti. Başkan Trump döneminde ABD’nin Ukrayna politikasındaki sarsıcı değişimden hâlâ etkilenen Avrupa, Ukrayna’nın yanında yer alıyor,” değerlendirmesinde bulundu.
Fakat Proud, yaptırım muafiyeti konusundaki tartışmanın “son derece ihtiyaç duyulan barışa yönelik anlamlı adımları sekteye uğratma potansiyeli taşıyan sahte bir tartışma” gibi göründüğünü savundu.
Proud, bu tartışmanın özellikle deniz ateşkesiyle bağlantılı olarak, büyük bir Rus bankasına ödeme mesajlaşma hizmeti SWIFT’e sınırlı erişim izni verilip verilmeyeceği sorusuyla tetiklendiğini belirtti.
Proud, “Bu, ithalatçıların Rus tarım ihracatı için daha kolay ödeme yapmalarını sağlayacaktır. Bu, bireylere, şirketlere ve mal türlerine karşı 20 binden fazla önlemi içeren bir Rus yaptırım rejimi bağlamında küçük bir tavizdir,” dedi.
Proud, tarım ihracatının önemli olmakla birlikte, Rusya’nın 2024’teki toplam 433 milyar dolarlık ihracatının büyük kısmını oluşturmaya devam eden petrol ve doğalgaz ihracatına kıyasla küçük kaldığını vurguladı.
Diplomat, “Önerilen SWIFT kullanımına ilişkin sınırlı yaptırım hafifletilmesi, Rusya’nın petrol ve doğalgaz ticaretine yönelik bir muafiyeti kapsamayacaktır,” diye ekledi.
Proud, her halükârda SWIFT yasağının etkisinin sorgulanabilir olduğunu belirtti.
2022’de savaş patlak verdiğinde bunun “nükleer seçenek” olarak tanımlandığını hatırlatan Proud, “Rusya’nın uluslararası ticaret yapma kabiliyetini kesmenin, ithalat gelirlerinin hacmi üzerinde yıkıcı kısa vadeli sonuçları olacağı ileri sürülmüştü. Ancak bu işe yaramadı,” değerlendirmesini yaptı.
Rusya Merkez Bankası, Biden’ın ‘veda yaptırımlarının’ etkisini sınırlı görüyor
‘Rusya’yı kısmen SWIFT’ten çıkarmanın erhangi bir somut etkisi olduğuna dair çok az kanıt var’
Proud, 2022’de savaşın patlak vermesinin ardından Rusya’nın ihracattan rekor kırarak 592 milyar dolar gelir elde ettiğini ve o zamandan beri ihracatın savaş öncesi eğilime döndüğünü kaydetti.
Proud, “Rusya’yı kısmen SWIFT’ten çıkarmanın ülkenin ihracat hacimleri üzerinde herhangi bir somut etkisi olduğuna dair çok az kanıt var,” değerlendirmesini yaptı.
Proud’a göre, SWIFT seçeneğinin nükleer olduğu fikri, Batı yaptırımlarının Rusya’ya ilk kez uygulandığı 2014 yılında ancak kısmen geçerliydi.
Proud, o yıl Brent ham petrolünün varil fiyatının yılın ilk yarısında yaklaşık 100 dolar civarında seyrederken (bugün yaklaşık 72 dolar), Rusya’nın 2024’tekinden daha fazla (497 milyar dolar) ihracat yaptığını belirtti.
Proud, “Ancak Avrupa ülkeleri, ABD’nin Rusya’yı SWIFT’ten çıkarma hamlelerini veto etti. Bunu tam da Avrupa’nın enerji güvenliği açısından nükleer sonuçları olacağı için yaptılar, zira o zamanlar Avrupa şimdiye kıyasla daha bağımlıydı. Ayrıca 2014’te Rusya’yı SWIFT’ten çıkarmak zordu çünkü Rusya, uluslararası finansal işlemlerinin hacmi nedeniyle SWIFT Yönetim Kurulu’nda bir koltuğa sahipti,” diye açıkladı.
Proud, bunu takip eden sekiz yıllık kararsızlık döneminde Rusya’nın ekonomisini dolar cinsinden ticarete aşırı bağımlılıktan uzaklaştırmak için çok çalıştığını ve bunun, savaş başladığından beri ekonomisinin neden dirençli kaldığını açıklamaya yardımcı olduğunu ifade etti.
ABD, Rusya ve Ukrayna ile Karadeniz’de ateşkes konusunda anlaşmaya vardığını duyurdu
‘SWIFT yaptırımları, sisteme kripto ağları aracılığıyla alternatifler yaratma yarışını teşvik etti’
Emekli diplomat, SWIFT yasağının aslında bir yaptırım olmadığını, daha ziyade ödeme mesajlaşma hizmetlerine erişimi keserek uluslararası ödemelerin işlenmesinde bir engel teşkil ettiğini vurguladı.
Proud, “Döviz SWIFT üzerinden akmaz. SWIFT’e yaptırım uygulamak, 50 yaşın üzerindeki eski bir sisteme kripto ağları aracılığıyla alternatifler yaratma yarışını teşvik etti. Rusya, Çin ve diğer ülkeler de kendi alternatiflerini geliştiriyorlar,” dedi.
Proud, Rusya ihracatını giderek Asya’ya kaydırdıkça, bu işlemlerin yuan, rupi ve riyal dahil olmak üzere yerli para birimleriyle giderek daha fazla yapıldığını da ekledi.
Proud, Suudi Arabistan’da Rus devlet bankasının tarım ihracatı için SWIFT’e erişimine izin verilmesi yönündeki anlaşmanın süreci kolaylaştırmaya yardımcı olacağını, ancak savaş boyunca devam eden bu ihracatın hacmini artırmayacağını belirtti.
Proud, “Elbette Rusya, SWIFT’e erişimin herhangi bir şekilde kolaylaştırılmasına, özellikle ABD ile ilişkilerin kademeli olarak normalleştiğine dair gönderdiği sinyal nedeniyle değer verecektir. Bu aynı zamanda daha uzun vadeli bir barış süreci geliştikçe daha somut yaptırım muafiyeti olasılığı konusunda güven inşa edecektir,” dedi. Ancak Proud, “Devlet Başkanı Putin, bunun esasen ülkesi için göz ardı edilebilir ekonomik faydaları olan küçük bir yaptırım tavizi üzerine bir tartışma olduğunu da bilecektir,” diye ekledi.
Proud, Putin’in, Zelenskiy’nin Avrupa’yı Beyaz Saray tarafından önerilen herhangi bir uzlaşmaya direnmeye çağırmasıyla Başkan Trump ile Avrupalı liderler arasında gerilim oluşma potansiyelinin farkında olacağını belirtti.
Hindistan ve Rusya, SWIFT’e alternatif oluşturmayı planlıyor
‘Putin, arkasına yaslanıp Avrupalıların ve Ukraynalıların ilerlemeyi engellediğini ve kendisinin makul taraf olduğunu iddia edebilir’
Başkan Trump’ın 2 Nisan’da Avrupa Birliği ve diğer ülkelere karşı gümrük vergileri uygulanacağına dair açıklaması bağlamında, Putin’in ilişkilerin daha da bozulmasını izleyeceğini ifade eden Proud, “Savaş alanında çoğu gün küçük kazanımlar elde etmeye devam eden Putin, arkasına yaslanıp Avrupalıların ve Ukraynalıların ilerlemeyi engellediğini ve kendisinin makul taraf olduğunu iddia edebilir,” yorumunu yaptı.
Sonuç olarak Proud, SWIFT meselesinin faydasız bir yan gösteriye dönüşme riski taşıdığını belirtti.
Proud, Hazine Bakanı Bessent’in kısmi bir Rus yeniden girişine kapıyı açık tuttuğunu, ancak AB’nin tutumunun daha da katılaşıyor gibi göründüğünü ifade etti.
Proud, “Başkan Trump’ın Ukrayna’daki kan dökülmesini sona erdirmek istiyorsa, tıkanıklığı gidermek için Avrupalı meslektaşlarıyla temas kurması gerekebilir,” değerlendirmesinde bulundu.
ABD Hazine Bakanı: Yaptırımların geleceği Rusya’nın adımlarına bağlı
Diplomasi
Axios: ABD Ukrayna’yı istihbarat akışını kesmekle tehdit etti

Axios haber sitesi, Kiev’in Rus rafinerilerine saldırıları durdurmaması halinde ABD’li yetkililerin Ukrayna’ya istihbarat akışını kesme uyarısında bulunduğunu aktardı. Trump yönetimi artan benzin fiyatları nedeniyle Ukrayna’dan tek taraflı adım beklerken, Washington ile Moskova arasında küresel pazarlara milyonlarca tonluk Rus motorini sevkiyatı yapılması konusunda uzlaşmaya varıldı.
ABD yönetiminden temsilcilerin, Ukrayna’nın Rusya’daki petrol rafinerilerine yönelik insansız hava aracı saldırılarını durdurmaması ve ABD Başkanı Donald Trump’ın bu yöndeki taleplerine uymaması halinde Kiev yönetimine istihbarat paylaşımını kesme tehdidinde bulunduğu iddia edildi.
Amerikan haber sitesi Axios’un Ukraynalı bir yetkiliye dayandırdığı haberine göre söz konusu uyarı, Florida eyaletinin Miami kentinde gerçekleştirilen müzakereler sırasında iletildi.
Ukraynalı yetkili, görüşmelerin ABD Başkanı’nın Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Donald Trump’ın damadı Jared Kushner ile yapıldığını aktardı.
Ukraynalı muhataplarıyla bir araya gelen Witkoff ve Kushner’ın, Kiev yönetiminin Washington’dan gelen talepleri dikkate almaması durumunda Trump’ın Ukrayna’ya sağlanan istihbarat akışını tamamen durdurabileceğini açıkça dile getirdiği öne sürüldü.
Amerikalı bir yetkili ise haberde yer alan bu iddiaları reddetti.
Amerikalı kaynak, müzakerelerde herhangi bir şantaj ya da doğrudan tehdit yöneltilmediğini, Washington yönetiminin silah ve bilgi desteği sağlayan güvenilir bir ortak kalmaya devam ettiğini Ukrayna tarafına yalnızca hatırlattıklarını savundu.
Trump benzin fiyatlarındaki artıştan endişe duyuyor
Axios’a konuşan kaynak, Trump’ın Ukrayna’dan Rus rafinerilerine yönelik hava saldırılarını tek taraflı şekilde derhal sonlandırmasını talep ettiğini belirtti.
Habere göre Beyaz Saray yönetimi, Rusya’daki petrol işleme tesislerinin vurulmasının küresel petrol arzını olumsuz etkileyerek doğrudan ABD iç pazarındaki benzin fiyatlarının tırmanmasına yol açtığını değerlendiriyor.
Bununla birlikte ABD Başkanı Trump’ın, Ukrayna’nın Rus rafinerilerine dönük saldırıları ile Rus ordusunun Ukrayna enerji altyapısına yönelik kapsamlı taarruzlarını eşdeğer görmediği de kaydedildi.
Bu temasların hemen öncesinde ABD Başkanı Trump, Rus mevkidaşı Vladimir Putin ile “son derece başarılı müzakereler” gerçekleştirdiklerini ve Rus dizel yakıtının küresel piyasalara yeniden sevkiyatı hususunda anlaşmaya vardıklarını açıklamıştı.
Trump, Truth Social platformundaki resmi hesabından yaptığı paylaşımda, varılan mutabakatın ayrıntılarına ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“Rusya derhal Amerikan ve dünya pazarına 300 bin tondan fazla dizel yakıtı sevk edecek. Kasım ayı içinde 500 bin ton daha gönderilecek ve bunun hemen peşinden de 1 milyon tonluk sevkiyat yapılacak. Ayrıca rafinerilerinin durumuna bağlı olarak Rusya, kısa süre içinde 3 milyon ton dizel yakıtı sağlayacak.”
Zelenskiy yaptırımların gevşetilmesini zayıflık olarak niteledi
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise Washington ile Moskova arasındaki dizel sevkiyatı anlaşmasına ve ABD’nin Rusya’ya yönelik yaptırımları geçici olarak askıya alma kararına sert tepki gösterdi.
Axios’a verdiği mülakatta ABD’nin attığı bu adımı “haksız ve dürüstlükten uzak” olarak tanımlayan Zelenskiy, kararın Ukrayna’nın mücadelesini zedelediğini söyledi.
Zelenskiy, kendi Telegram kanalından yayımladığı açıklamada da çatışmaların yoğunluğunun azaltılması yönünde somut bir anlaşmaya varılmadan Rusya üzerindeki yaptırım baskısının hafifletilmesine kesin biçimde karşı çıktı. Ukrayna lideri, böylesi bir tavizi “açık bir zayıflık” olarak değerlendirdi.
ABD Başkanı Donald Trump ise Zelenskiy’nin bu eleştirilerine yalnızca “tamam” (ok) yanıtını vermekle yetindi.
Trump ayrıca çatışmaların çözüm sürecine ilişkin değerlendirmesinde, Ukrayna’daki çatışmaların çözüme kavuşturulmasında “baş döndürücü bir hız” yakalandığını ve krizin sonuna yaklaşıldığını ileri sürdü.
Buna karşılık ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio sahadaki vaziyeti bir “çıkmaz” olarak niteleyerek, bu kilitlenmeden yalnızca diplomatik müzakereler veya yeni bir askeri tırmanış yoluyla çıkılabileceğine işaret etti.
Moskova dizel ihracat kısıtlamasını gevşetmeye hazırlanıyor
Rusya’da büyük petrol şirketleri, petrol depolama tesisleri ve bağımsız tüccarlar dahil olmak üzere tüm ihracatçılar için geçerli olan motorin yurt dışı çıkış yasağının ekim ayı sonuna kadar sürmesi öngörülüyordu.
Rus medya kuruluşu RBK’ya konuşan konuya yakın bir kaynak, Rusya Enerji Bakanlığının 8 Ekim itibarıyla dizel yakıt ihracatına getirilen kısıtlamaların gevşetilmesini öngören bir kararname taslağı hazırlayarak hükümete sunduğunu aktardı.
Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ağustos ayı içinde yaptığı değerlendirmede Ukrayna enerji altyapısına yönelik düzenlenen hava saldırılarını “etkili ve zamanında adımlar” olarak savunmuştu.
Putin, bu saldırıların askeri teçhizat ve mühimmat sevkiyatını güçleştirdiğini, Ukrayna birliklerinin cephedeki rotasyonunu aksattığını ve askeri-sanayi tesislerinin işleyişini sekteye uğratarak Rus ordusunun sahadaki operasyonel görevlerini yerine getirmesine doğrudan katkı sağladığını ifade etmişti. Moskova yönetimi ayrıca Kiev’e yapılan her türlü yabancı askeri yardımı kınamayı sürdürüyor.
Diplomasi
Prof. Abdullah Baabood: Körfez kendi güvenliğini yeniden düşünmeli

Editörün notu: 26 Eylül’de İstanbul’da düzenlenen East-West Forum’da konuşan Prof. Abdullah Baabood, Ortadoğu’daki savaşların ve yıkımın bölge halklarına yüklediği ağır bedeli ele aldı. İran’a yönelik saldırının, Amerikan güvenlik şemsiyesi altında bulunan Körfez ülkelerini de tehlikeye attığını kaydeden Baabood, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının petrol ve doğal gaz ticaretini, ithalatı ve bölge ekonomilerini olumsuz etkilediğini belirtti. ABD’yle ilişkilerin ve bölgedeki Amerikan askeri varlığının geleceğinin artık daha fazla sorgulandığını söyleyen Baabood, bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini dış başkentlerin kararlarına bırakmak yerine ortak bir anlayışla şekillendirmesi gerektiğini vurguladı.
Öncelikle herkese iyi günler. Umarım hâlâ uyanıksınızdır.
Teşekkürler Pascal. Nazik davetleri için Tunç’a ve Harici’ye de teşekkür ederim.
Son konuşmacı olmak her zaman güzeldir. Çünkü farklı panellerde duyduğunuz bütün iyi fikirleri yeniden kullanabilirsiniz. Ama sizi bundan kurtarıp oldukça farklı şeyler söyleyeceğim.
Aslında başka bir konu hakkında konuşacağımı düşünmüştüm. Şimdi fikrimi değiştirdim, çünkü değinmek istediğim bazı konulara zaten değinildi.
Size bölgeden gelen birinin düşüncelerini aktarayım. Waseda University’den geldiğim yazıyor olsa da, ki orası Japonya’da, ikimiz de aynı üniversitede çalıştık, ben hâlâ oradayım, aslen Ummanlıyım. Bu yüzden orada Maskat yazıyor.
Bugün Orta Doğu’ya baktığınızda, İngilizlerin çekilmesinden bu yana, hatta öncesinden beri ne görüyorsunuz? Çatışma, yıkım, on yıllardır süren savaşlar.
Bunun daha ne kadar süreceğini kendimize soruyoruz. Çevremize baktığımızda harap olmuş devletler görüyoruz. İnsanlar neredeyse her gün öldürülüyor.
Yalnızca Filistin’de değil. O ayrı bir mesele ve daha önce söz edildi. Lübnan’a bakın, Suriye’ye bakın, Libya’ya, Sudan’a, Somali’ye, Yemen’e, Irak’a bakın.
Bir keresinde bir diplomatla konuşuyordum. Şöyle dedim: “Bütün bunlar yaşanıyor. Bu bir komplo teorisi olabilir mi? Ben komploya inanmıyorum.”
Şöyle dedi: “Komplo değilse nedir? Bütün bunları nasıl açıklarsın?”
Hâlâ bir anlam veremiyorum. Belki siz verebiliyorsunuzdur.
Bölgede geriye kalan istikrarlı, güvenli birkaç ülke, Amerika’nın şemsiyesi altında olduğu söylenen, petrol ve doğal gaz sayesinde refah içindeki Körfez ülkeleriydi.
Peki ne oldu? Başkan Trump, komşu bir ülkeye hukuka aykırı biçimde saldırmaya karar verdi. İran’ın bölgedeki Amerikan varlığına misilleme yapacağını gayet iyi biliyordu.
Bu ne demek? Bölgemizdeki ülkelerimizin İran’ın saldırısına uğrayacağı demek. Elbette altyapımızın bir kısmı da öyle.
Üstelik Hürmüz Boğazı artık kapalı. Açıktı, şimdi kapalı. Belki Umman dışında bütün Körfez ülkeleri, petrol ve doğal gaz ihracatında ve ithalatlarında Hürmüz Boğazı’na bağımlı.
Şimdi ekonomileri zarar görüyor. Altı, yedi ay oldu. Bunun daha ne kadar süreceğini bilmiyoruz. Bölge, birilerinin kararı yüzünden çok ağır bir bedel ödüyor.
Tel Aviv’de biri, Washington’da biri, bunu yapmak istediklerine karar verdi. Nedenini bile anlamıyoruz.
Mesele nükleer programsa, bu zaten çok önceden Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) kapsamında çözülmüştü. Ayrıca İran her zaman nükleer silah ve bomba yapmak için asla zenginleştirme yapmayacağını söyledi.
Üstelik savaştan önce de Umman Dışişleri Bakanı, İranlılar ve Amerikalılarla müzakere yürütüyordu. İranlılar, Başkan Trump’ın istediği neredeyse her şeyi kabul etmişti.
Bu yüzden Umman Dışişleri Bakanı televizyona çıkıp şaşırdığını söyledi. Müzakereler hâlâ sürerken savaş kararının çoktan alınmış olmasına şaşırmıştı.
Bölgenin gözünden bakınca şöyle düşünüyoruz: Peki, her yeri harap ettiniz. Çevremizdeki bütün bölge harap oldu, şimdi de biz. Üstelik biz müttefikiz. ABD’nin şemsiyesi altındayız.
İhtiyacınız olan bütün desteği size verdik. Petrol ve doğal gaz almanızı sağladık. Küresel ekonominin ihtiyaç duyduğu enerjiyi alıp iyi işlemesini sağladık.
Petrol ve doğal gaz gelirlerini ekonominize, teknolojinize, teknik bilginize ve silahlarınıza yatırdık. Bunun karşılığını da böyle alıyoruz.
Bence artık ABD’yle ilişkilerin geleceğine dair pek çok soru gündeme geldi. Bölgedeki Amerikan üsleri ve Amerikan varlığı bakımından da ilişkilerin geleceği sorgulanıyor.
Bence Amerika bu durumda kendi ayağına kurşun sıktı. Belki de bundan biraz daha fazlasını yaptı.
Halkta büyük bir öfke var. Yalnızca tanık oldukları, Gazze konusunda İsrail’e verilen koşulsuz destek, katliamlar ve soykırım yüzünden değil; şimdi yaşananlar yüzünden de.
Bu yüzden pek çok sorunun gündeme geleceğini düşünüyorum. Bence bu çatışma, küresel düzeyde yaşanan değişimi daha da hızlandıracak.
Son olarak şunu söyleyeyim: Bence bölge artık alışılmış kalıpların dışında düşünmeye, ABD’nin ya da başka ülkelerin güvenlik şemsiyelerine bel bağlamanın ötesine geçmeye başlamalı.
Bölgenin kendi güvenliğini düşünmesinin zamanı geldi. Güvenliğine Washington’da, Londra’da ya da başka bir yerde karar verilmesi gerekmiyor. Bölge içinde, bölge ülkelerinin iş birliğiyle karar verilmeli.
Bölgede güvenliği ve istikrarı desteklemeye yardımcı olabilecek birçok ülke var. Bu, Amerikalılara veda etmek anlamına gelmiyor. Her zaman müttefik kalacaklar. Ama Çin’le, Rusya’yla, Hindistan’la ve diğer güçlerle ilişkilerimizi de çeşitlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Elbette Türkiye burada çok önemli bir rol oynuyor. Pakistan da öyle.
Bence güvenliği, istikrarı ve ekonomik kalkınmayı sağlayacak, bölgemizin güvenliği için yabancı güçlere bağımlılığımızı azaltacak bir bölgesel mekanizmaya ihtiyacımız var.
Çok teşekkürler.
Diplomasi
ABD’li gazeteci Andrew Day: Ülkemizde savaş karşıtlığı güçleniyor

Editörün notu: 26 Eylül’de İstanbul’da düzenlenen East-West Forum’da konuşan The American Conservative dergisinin kıdemli editörü Andrew Day, bölgesel vekâlet savaşlarını ABD’nin iç siyaseti ve dış politika anlayışı üzerinden değerlendirdi. American Conservative’in savaş karşıtı kuruluş çizgisini hatırlatarak muhafazakâr çevrelerde dış müdahalelere itirazın artık daha güçlü kabul gördüğünü belirten Day, Amerikan kamuoyunun, özellikle ABD-İsrail ilişkileri ve İran Savaşı konusunda hızla değiştiğini kaydetti. Day, İran’a karşı savaşı gereksiz bir saldırı savaşı olarak niteledi ve bunun ABD’nin göreli gerileyişini, silah stoklarının azalmasını ve liberal düzenin çözülmesini hızlandırdığını söyledi.
Herkese merhaba.
Bölgesel vekâlet savaşlarını konuşmamız bekleniyor. Ülkem ABD, bu savaşların hepsinden büyük ölçüde sorumlu göründüğü için ABD’deki iç siyasi durum hakkında birkaç şey söyleyeceğim. Umarım bu, jeopolitik duruma ışık tutar.
Bu jeopolitik durum elbette çok vahim. Belki düzenleyicilerin konferansı ilk planladığında beklediğinden de vahim. Ama konuşmamda iyimserlik için bazı dayanaklar aramaya çalışacağım. Bu biraz yavan gelebilir ama bu dayanakları uydurmayacağım. Bence gerçekten varlar.
Arkamdaki ekranda American Conservative’in kıdemli editörü olduğumu görüyorsunuz. Dergiyi tanımıyorsanız, 2002’de Irak Savaşı’na karşı çıkmak için kurulduğunu duymak sizi şaşırtabilir.
Elbette 2002’de kurulduğunda Irak Savaşı henüz başlamamıştı ama yaklaştığını biliyorduk. Kurucularımız, özellikle de Pat Buchanan, sağda savaş karşıtı, yaklaşan Irak Savaşı’na şiddetle karşı çıkan bir dergi olsun istiyordu.
İyimserliğin dayanaklarına gelince, şunu söyleyeyim: Kendimi yüceltmek istesem de bugünlerde savaş karşıtı mücadele yürüten bir muhafazakâr olmak pek az cesaret gerektiriyor. Pat Buchanan’ın 2002’de American Conservative’i kurduğu döneme hiç benzemiyor.
Kişiliğine yönelik bir saldırı yağmuruna tutulmuştu. Dışlanmış, Yahudi düşmanı diye karalanmıştı. Elbette insanlar internette kötü şeyler söylüyor ama artık durum çok farklı. Sözünüzü duyurmak daha kolay. Muhafazakâr hareketin bir üyesi ve ABD’de gerçekten güçlü olan bir sağ eğilimin temsilcisi olarak daha fazla kabul görüyorsunuz. Bu eğilim, dış savaşlara kuşkuyla bakmak ve şiddetle karşı çıkmak.
Bence bu, iyimserlik için gerçek bir dayanak. Önemli bir gerçeğe işaret ediyor: Amerikan kamuoyu, ABD-İsrail ilişkileri dahil çeşitli konularda muazzam ölçüde değişti. Bu değişim gerçekten yaşanıyor, üstelik inanılmaz bir hızla.
Buna rağmen yerleşik siyaset çevrelerinde durum biraz farklı ve oldukça hayal kırıklığına uğratıcı. Çünkü siyasetçiler seçim kampanyasında ne söylerse söylesin, seçimi kazanıp göreve başlayana kadar gizli bir ulusal güvenlik üniversitesine gidiyorlar sanki.
Anatol Lieven daha önce bir ifade kullanmıştı. Neydi? “Tuhaf yanılsamalar dünyası.” Bence bütün bu siyasetçilerin gittiği ulusal güvenlik üniversitesinin müfredatı bu. Çünkü göreve geldiklerinde hepsi aynı klişeleri tekrarlayıp duruyor. Bunların bugünkü jeopolitik durumla görünür hiçbir ilgisi yok.
Söyledikleri saçmalıklara gelince, Çin’e karşı şahinlik oldukça çılgınca. Rusya’ya karşı şahinlik de öyle. Ama ABD’deki en çılgın şahinlik açıkça İran’a karşı olanı.
Çünkü İran, dünyanın öbür ucunda orta ölçekli bir güç. Denk bir rakip değil, nükleer bir devlet değil. Üstelik ABD’yle nükleer anlaşma yapmaya istekli olmakla kalmadı, gerçekten bir nükleer anlaşma imzaladı. Trump’ın ilk dönemindeki kendi yönetimine göre de imzaladığı anlaşmaya uyuyordu.
Yine de anlaşmadan çıktık. Sonrasında olanları hepimiz biliyoruz.
İran Savaşı bence bir hızlandırıcı. Fransız romancı Michel Houellebecq’e, Covid salgınının başında bir gazeteci şöyle sormuştu: “Sizce Covid nasıl bir toplumsal dönüşüm yaratacak? Bunun sonunda nasıl bir durum bekliyorsunuz?”
Şöyle cevap vermişti: “Dönüşüm olmayacak. Aynı olacak ama daha kötü.”
Bence İran Savaşı da benzer biçimde, önceden var olan bazı eğilimleri güçlendiriyor: ABD’nin Çin karşısındaki gerileyişi, silah stoklarımızın azalması, ki bu Ukrayna Savaşı nedeniyle zaten yaşanıyordu, liberal düzenin çöküşü. Uluslararası liberal düzenin iyi yanları da buna dahil, örneğin uluslararası deniz taşımacılığı.
Ama her şeyin mutlaka daha kötü olup olmayacağını bilmiyorum. İran Savaşı’nda teselli aramak istemiyorum. Çünkü ABD’nin İran’a karşı savaşını bir saldırı savaşı olarak görüyorum. Tamamen gereksiz, tamamen aptalca. Amerika için de İran halkı için de kötü. Saldırıların ilk gününde 160 kız öğrenciyi öldürdük. Dolayısıyla burada teselli aramayacağım.
Ama şunu söyleyeyim: Bu İran Savaşı’nın sonunda, ABD’deki yerleşik siyaset çevreleri hata payının artık eskisi gibi olmadığını nihayet anlayabilir. Hata payı çok daha dar, geri tepme çok daha büyük. Üstelik artık gerçekten bize dönüyor ve siyasetçilere siyasi zarar veriyor.
Şunu özellikle vurgulamak gerekiyor: ABD’de bu savaş hiç destek görmüyor. Bu yalnızca benzin fiyatları yüzünden değil. İlk günden beri destek görmüyordu. O sırada tek bildiğimiz, Hamaney’in ve İranlı liderlerin öldürüldüğüydü. Pete Hegseth, “İran’da büyük, çok büyük bir zafer kazandık” diyebilirdi. Amerikan halkı buna kanmıyordu.
Bu, Amerikan tarihinde en az destek gören savaş. Bu muazzam bir değişim. Daha önce de belirttiğim gibi, Bush yönetimi döneminde Irak Savaşı başladığında büyük destek görüyordu. İran Savaşı ise pek görmüyor. Bence bu, vurgulanmaya değer önemli eğilimlere işaret ediyor.
Çin’in yükselişinin jeopolitik açıdan ABD için de birçok olumlu yanı olabileceğini düşünüyorum.
Ortaya çıkan Soğuk Savaş’ın bazı açılardan ilkinden daha kötü göründüğüne katılıyorum. Bunun bir nedeni, ABD’deki siyasi yönetimin hedefsiz ve stratejiden yoksun olması.
Zbigniew Brzezinski veya Henry Kissinger hakkında ne düşünürseniz düşünün, çeşitli nedenlerle onlardan nefret edebilirsiniz, bugün Dışişleri Bakanlığını yöneten fikri cücelerin yanında birer devdiler.
Brzezinski ile Blinken’ı kıyaslayın. Brzezinski’ye dâhi denebilirdi. Blinken’ın gözlerinin ardında bir bilinç var mı, belli değil. Yalnızca basmakalıp sözler söylüyor.
Kissinger ile bazı muhafazakâr dışişleri bakanları arasında da benzer bir kıyaslama yapabilirsiniz. Bunlardan biri şu anda görevde olabilir.
Amerika’nın stratejik kavrayışındaki bu yozlaşma gerçekten son derece kaygı verici. ABD’deki çevremde yer alan dış politika düşünürleri için de çok kaygı verici ve biraz anlaşılmaz.
Çünkü aslında yetkin insanlar var. Trump’ın profesyonel diplomat ekiplerine alıp Tahran’la, Moskova’yla ve Pekin’le görüşmeye gönderebileceği yetkin insanlar var. Golf arkadaşı Steve Witkoff’u bütün bu yerlere göndermek zorunda değil.
Yine de gönderiyor, bu da kaygı verici. Ama bence Çin’in yükselişi, Soğuk Savaş’ta olduğu gibi, zihinleri odaklanmaya zorlayabilir. Belki de en iyi ihtimalle stratejik düşüncemiz yeniden, parlak olmasa da en azından normal bir düzeye döner.
Teşekkürler.
Görüş2 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Asya1 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Asya2 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı
Dünya Basını2 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor
Dünya Basını7 gün önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor










