Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD ve Ukrayna heyetleri Suudi Arabistan’da neler konuşacak?

Yayınlanma

ABD ve Ukrayna heyetleri, Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde bir araya gelerek Ukrayna’daki savaşı ve ikili ilişkileri ele alacak. Görüşmeler öncesinde Zelenskiy’nin Trump’tan özür dilemesi dikkat çekerken, ABD’nin Ukrayna’yı taviz vermeye zorladığı iddiaları gündemde. Zirvede, istihbarat paylaşımı, Ukrayna’nın maden kaynaklarının ortak geliştirilmesi ve olası bir ateşkes masaya yatırılacak.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, 10 Mart akşamı Fox News’e yaptığı açıklamada, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin 28 Şubat’ta Oval Ofis’te yaşanan “olay” nedeniyle Trump’tan yazılı olarak özür dilediğini belirtti.

Washington, bu özrü bir “ilerleme” olarak değerlendirerek, anlaşma için “önemli bir adım” olarak gördü.

1-12 Mart tarihlerinde Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde yapılacak ABD-Ukrayna görüşmeleri, 28 Şubat’tan sonra Kiev ve Washington temsilcilerinin ilk resmi buluşması olacak.

Zelenskiy, Suudi Arabistan’a gitmeden önce Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile de görüşmeyi planlıyor.

Zelenskiy ayrıca, kısmen Mart ayı başında askıya alınan ABD’den “hem barışa yaklaşma hem de daha fazla askeri yardım alma” konusunda olumlu sonuçlar beklediğini ifade etti.

Reuters‘in haberine göre, Ukrayna heyetinde Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Andriy Yermak, yardımcısı Pavel Palisa, Dışişleri Bakanı Andriy Sibiha ve Savunma Bakanı Rüstem Umerov yer alıyor.

ABD tarafını ise Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ulusal Güvenlik Danışmanı Mike Waltz ve Özel Temsilci Witkoff temsil edecek. Rubio, Suudi Arabistan’a gitmeden önce 7 Mart’ta Sibiha ile telefonda görüşerek, ABD Başkanı Trump’ın Rusya-Ukrayna ihtilafını sona erdirme konusundaki kararlılığını iletti.

Cidde’deki görüşmeler öncesinde ABD Özel Temsilcisi Witkoff, 12 Mart’taki toplantıda istihbarat paylaşımı konusunun ele alınacağını söyledi.

Witkoff, Washington’ın gelecekteki müzakerelerde Ukrayna madenlerinin ortak geliştirilmesi konusunda da “önemli bir ilerleme” beklediğini sözlerine ekledi.

Reuters ajansının haberinde, ABD tarafının bu toplantıyı Kiev’in çatışmaları sona erdirmek için önemli tavizler vermeye hazır olup olmadığını belirlemek için kullanacağını yazdı.

Ajansın bir kaynağına göre, Washington ayrıca Beyaz Saray’da iki başkan arasında yaşanan sözlü tartışmanın ardından Ukrayna’nın ABD ile ilişkileri normalleştirme konusundaki kararlılığını da test etmeye çalışacak.

Bloomberg‘e konuşan bir kaynak ise Washington’ın Kiev’e ateşkes için baskı yaptığını ve Moskova ile kalıcı bir ateşkes konusunda müzakerelere başlamaya ikna etmeye çalıştığını söyledi.

Ajansın kaynağına göre, Ukrayna makamları bu şartları kabul ederse, Beyaz Saray, ABD askeri teçhizatı ve mühimmatının Ukrayna’ya teslimatına ilişkin kısıtlamaları kaldıracak. Bununla birlikte, ABD’nin Ukrayna’ya güvenlik garantileri vermesi konusu şimdilik askıya alındı.

Ayrıca, Trump yönetimi, Moskova’nın Kiev ile ateşkesi kabul etmesi halinde, Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırımların, özellikle de Rusya’nın enerji ihracatına yönelik yaptırımların hafifletilmesi planlarını yapıyor.

NBC‘nin Beyaz Saray kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, Trump, Cidde’deki toplantıda Ukrayna’nın sadece barış görüşmelerine değil, aynı zamanda Ukrayna madenleri konusundaki anlaşmaya da nasıl yaklaştığını görmek istiyor.

Kanalın kaynağına göre, ABD Başkanı, Kiev ile Washington arasında imzalanacak bir maden anlaşmasının ABD askeri yardımının yeniden başlaması için yeterli olmayacağını özel olarak belirtti. Aynı kaynak, ABD Başkanı’nın Ukrayna yönetiminden başkanlık seçimlerinin yapılması yönünde de adımlar görmek istediğini söyledi.

Valday Kulübü uzmanı Andrey Kortunov, Vedomosti gazetesine verdiği demeçte, Suudi Arabistan’ın ABD’nin Ortadoğu’daki yakın bir ortağı olduğunu ve Rusya-Ukrayna ihtilafında tarafsız bir pozisyon sergilediğini anımsattı. Uzman, müzakereler için buranın seçilmesinin nedeninin, Washington’ın yaklaşımlardaki farklılıklar nedeniyle Avrupalıları dahil etmek istememesi olduğunu da sözlerine ekledi.

Kortunov, “Trump’ın bu şekilde silah ticareti alanında Riyad ile işbirliğini güçlendirmek ve Gazze’deki ihtilaf ve Suudi-İsrail uzlaşması bağlamında krallıkla stratejik yönlerde etkileşimi güçlendirmek istemesini de göz ardı etmiyorum,” dedi.

Kortunov, ABD tarafının Cidde’deki toplantıda Ukrayna krizinin çözümünde taviz vermeye zorlamak için Ukraynalılara baskı yapmaya çalışacağını dile getirdi.

Uzman, Kiev’in taviz vermeye ve doğal kaynaklar konusunda bir anlaşma imzalamaya hazır olması halinde, bunun Ukrayna’ya Amerikan yardımının kademeli olarak yeniden başlaması sürecinin başlangıcı olabileceğini kaydetti.

Ancak Kortunov, Washington’ın Kiev’e sözüne güvenmeye pek hazır olmadığını ve büyük olasılıkla Ukrayna’nın verdiği taahhütlere uyumunu izleme mekanizmaları öngöreceğini vurguladı.

Uzman, “Fakat bundan sonra yardımın olası bir şekilde yeniden başlamasından bahsedilebilir, ancak bunun Biden dönemindekiyle aynı ölçekte olması pek olası değil,” ifadelerini kullandı.

Bağımsız Devletler Topluluğu Enstitüsü Direktör Yardımcısı Vladimir Jarihin’e göre de Kiev, henüz Moskova ile yapıcı bir diyaloğa hazır değil ve sadece krizin çözümüne yönelik beklentileri en aza indirmekle kalmayıp, aynı zamanda Rusya ve ABD arasındaki diyaloğu da bozmak için elinden geleni yapacak.

Strateji ve Teknoloji Analiz Merkezi uzmanı Mihail Barabanov’a göre, ABD, görünüşe göre Amerikan uydu grupları tarafından sağlanan ve sık sık güncellenen verilere erişimi kapattı.

Uzman, bunun Rus kuvvetlerinin ve araçlarının konuşlandığı yerlere, yani birliklerin yoğunlaştığı yerlere, havaalanlarındaki uçaklara vb. saldırılar için kullanılabilecek veriler olduğunu ifade etti.

Barabanov, Ukrayna insansız hava araçları ve füzeleriyle sabit hedeflere saldırmak için bunlara ihtiyaç duyulmayacağını da sözlerine ekledi.

Diplomasi

AB’nin LNG ithalatının yüzde 60’ından fazlası ABD’den

Yayınlanma

ABD, şu anda Avrupa’nın toplam LNG ithalatının yaklaşık %60’ını oluşturuyor ve bu oran tüm zamanların en yüksek seviyesine yakın.

Bu rakam, Katar ve BAE’den gelen tedarikin kesilmesine yol açan Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından nisan ayında yaklaşık %64’e ulaşarak zirveye çıkmıştı.

Bu oran, 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana %20 artmıştı. Avrupa ayrıca Ukrayna savaşından sonra Rus boru hattı gazını ABD’den sevk edilen LNG ile ikame etmeye zorlanmıştı.

Ayrıca, ABD, LNG ve boru hattı gazı dahil olmak üzere toplam AB doğalgaz ithalatının %26’sını oluşturuyor ve bu alanda Norveç’ten sonra ikinci sırada yer alıyor.

Avrupa, kış öncesi depolama tanklarını doldurmak için de ABD’den gelen gaza ihtiyaç duyuyor; bu da söz konusu bağımlılığın önümüzdeki aylarda daha da derinleşeceği anlamına geliyor.

LNG’nin en büyük avantajı, gazın yaklaşık eksi 160 santigrat dereceye kadar aşırı soğutulduktan sonra sıvıya dönüşmesi ve tıpkı petrol gibi tankerlere yüklenip dünyanın dört bir yanına sevk edilebilmesi. Bu da boru hatlarına olan ihtiyacı ortadan kaldırıyır ve böylece Amerikan LNG’si Avrupa kıyılarına ulaşıyor. 

Bloomberg’e göre büyük emtia piyasalarında, toplam alımların %30 ila %40’undan fazlasını tek bir kaynağa bağlamak yaygın değil; %60’tan fazlasını tek bir tedarikçiye bağlamak ise son derece nadir.

Avrupa’nın tek bir kaynağa bu kadar bağımlı olduğu durumlar yalnızca bazı “niş” piyasalarda (örneğin nadir toprak elementleri, galyum veya tungsten gibi ikincil metaller) görülüyor.

Avrupalı yetkililer, bir süredir kapalı kapılar ardında ABD’den gelenLNG konusunda endişe duyuyorlardı.

Bu endişe, 28 Şubat’ta İsrail ve ABD’nin İran’a saldırmasından hemen önce, özel görüşmelerden kamuoyu tartışmalarına taşındı.

AB’nin rekabetten sorumlu baş yetkilisi Teresa Ribera, ocak ayında “Rus gazına güvenemeyeceğimizi ve Amerikan gazına fazla bağımlı olmamaya dikkat etmemiz gerektiğini biliyoruz,” demişti.

Birkaç gün sonra, AB Enerji Komiseri Dan Jorgensen daha da açık sözlü oldu ve “Bir bağımlılığı başka bir bağımlılıkla değiştirme riskiyle karşı karşıyayız,” dedi.

Öte yandan iktisadi açıdan bakıldığında, akışları hükümetler değil, piyasa belirliyor.

New York’taki Küresel Enerji Politikası Merkezi’nde gaz uzmanı olan Anne-Sophie Corbeau, “ABD’den Avrupa’ya LNG geliyorsa, bunun nedeni İktisat 101’dir: Fiyat açısından bakıldığında, bu Amerikan üreticiler için en iyi varış noktasıdır,” diyor.

Bloomberg yazarına göre ideal olarak, Avrupa’nın ABD’den gelen LNG’nin payını daha güvenli seviyelere, kesinlikle %50’nin altına indirmesi gerekiyor. 

Fakat mevcut piyasa ve siyasi dinamikler göz önüne alındığında, tam tersinin gerçekleşme riski bulunuyor.

Avrupa, Trump’a daha fazla Amerikan malı satın alacağına söz verdi; 2027’den itibaren Rus LNG’sini yasaklıyor ve Katar ile BAE’den gelecek tedarikler hâlâ belirsiz görünüyor.

Bölge dikkatli davranmazsa, çok da uzak olmayan bir gelecekte LNG ihtiyacının %75’inden fazlasını ABD’ye bağımlı hale gelebilir.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Vişegrád Dörtlüsü yeniden bir araya geldi

Yayınlanma

Visegrád Dörtlüsü liderleri salı günü bölgesel ittifaklarını yeniden canlandırdıklarını açıkladı.

Çekya, Macaristan, Polonya ve Slovakya’dan oluşan bölgesel ittifak, göç, endüstriyel rekabet gücü ve AB’nin bir sonraki uzun vadeli bütçesi konularında daha sıkı bir koordinasyon içinde olacaklarına söz verdi.

Gödöllő’de düzenlenen zirvede Macaristan Başbakanı Péter Magyar, 65 milyonluk bloğun iktisadi gücünü vurgulayarak, dört ülkenin Almanya ile toplam ticaret hacminin Fransa’nınkini aştığını belirtti.

Yenilenen işbirliğinin bir sembolü olarak, Macyar, Çekya, Polonya ve Slovakya liderlerine Budapeşte, Bratislava, Prag ve Varşova’yı birbirine bağlayacak bir yüksek hızlı demiryolu ağı projesinin taslağını sundu ve Slovakya’nın yaklaşan V4 başkanlığı döneminde proje için AB fonu talep etmeleri konusunda liderleri teşvik etti.

Magyar, ittifakın son dönemdeki zorluklarını önceki Macar hükümetine yükleyerek, eski Başbakan Viktor Orbán’ın “Rusya yanlısı” tutumu ve aranan Polonyalı siyasetçilere sığınma hakkı verme kararının Budapeşte ile Varşova arasındaki ilişkileri ciddi şekilde zedelediğini savundu.

“Artık geçmişi geride bırakmanın zamanı geldi,” diyen Magyar, grubun 35 yıl önce Lech Wałęsa, Václav Havel ve József Antall tarafından kurulduğunu hatırlattı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, Macaristan’ın diplomatik ilişkileri yeniden canlandırmasını memnuniyetle karşıladı ve Magyar’ın seçim zaferini övdü.

Otuz yıldır tanıdığını söylediği Orbán ile bir karşılaştırma yapan Tusk, eski Macar liderin jeopolitik bakış açısının kökten değiştiğini, bu nedenle işbirliğinin imkansız hale geldiğini savundu.

Slovakya, 1 Temmuz’da V4’ün dönem başkanlığını devralmaya hazırlanırken, Slovakya Başbakanı Robert Fico, endüstriyel rekabet gücünün en önemli önceliği olacağını belirtti.

Fico, yüksek elektrik fiyatlarının Avrupa sanayisini zayıflattığı uyarısında bulunarak, dört ülkenin AB’nin emisyon ticareti sisteminde değişiklik yapılması için ortaklaşa baskı uygulayacağını söyledi.

Liderler ayrıca, bloğun 2028-34 bütçesi üzerindeki müzakerelerde, sosyal uyumun korunması ve tarım fonlarına odaklanarak yakın işbirliği içinde hareket etme konusunda anlaştılar.

Dört hükümet, bloğun dış sınırlarının güçlendirilmesinin öncelik olmaya devam etmesi gerektiğini savunarak, AB’nin yeni Göç Paktı’na karşı olduklarını yineledi.

Genişleme konusunda liderler, Batı Balkanlara yönelik AB genişlemesini destekledi. Fakat jeopolitik hususların bazı aday ülkeler için daha hızlı entegrasyonu haklı kılıp kılmadığına dair blok içinde daha geniş bir tartışma sürerken, Ukrayna da dahil olmak üzere tüm aday ülkelerin mevcut katılım kriterlerini karşılaması gerektiği konusunda ısrar ettiler.

Çek Cumhuriyeti Başbakanı Andrej Babiš, ortak çıkarları savunma konusunda bölge liderlerinin “yine aynı gemide” olduklarını söyledi.

Liderler, V4’ü dört üyeli bir yapı olarak sürdürme konusunda mutabık kalırken, belirli politika konularında diğer ülkeleri de sürece dahil etmek için daha geniş kapsamlı “V4+” çerçevesini kullanmaya karar verdiler.

Fico ve Babiš, bütçe müzakerelerine İrlanda’yı, endüstriyel rekabet gücü ve karbon fiyatlandırma politikalarına ise Avusturya ve Almanya’yı dahil etmek için V4+ formatının kullanılmasını önerdiler.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Taliban, Brüksel’de 15 AB ülkesiyle bir araya geldi

Yayınlanma

15 AB üyesi ülke, 23 Haziran günü Brüksel’de Taliban ile bir araya gelerek Afganları Afganistan’a sınır dışı etme konusunu görüştü.

Avrupa Komisyonu’ndan bir sözcü salı günü yaptığı açıklamada, toplantının İsveç ile ortak başkanlıkta yürütüldüğünü belirtti. Belçika ve Hollanda da toplantıya katıldı.

Komisyon, toplantının öncelikle sabıka kaydı bulunan ve güvenlik tehdidi oluşturan Afgan vatandaşlarının geri dönüşüyle ilgili olduğunu vurguladı.

Görüşmelerde, geri gönderilecek kişilerin kimlik tespiti, seyahat belgelerinin düzenlenmesi ve geri dönüş süreçleri gibi her türlü konu ele alındı.

Fakat ocak ayında Kabil’e giden üst düzey bir AB Komisyonu yetkilisi olan Johannes Luchner, daha önce bu kapsamın suçlu olmayan Afganları da içerebileceğini belirtmişti.

Ocak ayı sonunda Avrupalı milletvekillerine yaptığı açıklamada, “Öncelikli ilgilendiğimiz konu suçluların geri dönüşü, fakat geri dönüş emri bulunan suçlu olmayan Afganların sayısı da giderek artıyor,” demişti.

Başka bir AB kaynağı da şimdi aynı görüşü dile getiriyor. Bu kaynak, salı günü ve toplantı öncesinde EUobserver’a yaptığı açıklamada, görüşmelerin sığınma başvurusunda bulunup reddedilenlerin geri dönüşünü de kapsayacağını belirtti.

Komisyon, günün erken saatlerinde toplantıyla ilgili herhangi bir ayrıntı vermeyi reddetmişti.

Bu da Taliban heyetinin seyahat masraflarını kimin karşıladığı, toplantının nerede yapılacağı, toplantıya kadınların katılıp katılmayacağı ve Taliban’ın AB’nin Afgan vatandaşlarını sınır dışı etmesine yardım etmenin karşılığında ne istediği gibi soruların cevapsız kalmasına neden oldu.

AB ve üye ülkeleri, beş yıl önce yeniden iktidara gelmesinden bu yana Taliban hükümetini tanımıyor.

Brüksel, suç işleyen veya tehlikeli olduğu değerlendirilen sığınma başvurusu reddedilen kişilerin sınır dışı edilmesi için gerekli olduğu gerekçesiyle, Afganistan’ın “fiili yetkilileriyle” sınırlı görüşmeler yapma kararını savundu.

Avrupa Komisyonu’nun bir sözcüsü, Komisyon ve 15 AB üye ülkesinden yetkililerin, ocak ayında Kabil’de düzenlenen bir önceki toplantının devamı niteliğindeki Brüksel toplantısına katıldığını belirtti.

Komisyon sözcüsü, “Komisyon birimleri ve İsveç, bugün Brüksel’de, geri dönüş ve yeniden kabul konularından sorumlu Afganistan’ın fiili yetkililerinin teknik düzeydeki temsilcileriyle birlikte teknik düzeyde bir toplantıya eş başkanlık etti” dedi.

Afganistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise gündemin daha geniş olduğunu belirterek, bunun AB’de olası bir konsolosluk varlığını, orada yaşayan Afganlar için konsolosluk hizmetlerinin yeniden başlatılmasını ve “güven oluşturma tedbirlerine duyulan ihtiyacı” içerdiğini söyledi.

Sözcü Abdülkahar Balki, toplantının “yurtdışında ikamet eden Afganların konsolosluk haklarını korumak için olumlu bir ivme yaratma umudu” uyandırdığını da sözlerine ekledi.

Balki’ye hitaben yazılan ve Reuters tarafından incelenen bir Komisyon mektubunda, görüşmelerin “AB’de ikamet hakkı bulunmayan Afgan vatandaşlarının geri dönüşü ve yeniden kabulü” üzerine odaklanacağı belirtildi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English