Ortadoğu
ABD’de Cumhuriyetçi Parti bütçe kavgasına hazırlanıyor

ABD Temsilciler Meclisi’ndeki Cumhuriyetçi Parti yönetimi, 2026 bütçe sürecinin ardından şimdi de 2027 mali yılı harcama tasarıları için zorlu müzakerelere hazırlanıyor. Kasım 2027 ara seçimleri yaklaşırken sağlık harcamaları, Pentagon bütçesi ve Beyaz Saray güvenlik harcamaları üzerindeki anlaşmazlıklar devam ediyor.
2026 mali yılı bütçe tasarıları üzerindeki uzun ve sert mücadelenin sona ermesinin ardından, ABD Temsilciler Meclisi’ndeki Cumhuriyetçi Parti yönetimi şimdi de 2027 mali yılı harcama süreci için yeni bir mücadeleye hazırlanıyor. Kasım 2027 ara seçimleri yaklaşırken, Kongre’deki bütçe görüşmelerinin seçim atmosferi nedeniyle daha da siyasi hale gelmesi bekleniyor.
2026 bütçe süreci Kongre’yi iki uzun hükümet kapanmasına sürüklemişti. Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson şimdi daha ağır bir tabloyla karşı karşıya bulunuyor. Cumhuriyetçi Parti yönetimi, hem Temsilciler Meclisi’nin kontrolünü korumaya çalışıyor hem de harcama tasarıları üzerindeki iç bölünmeleri yönetmeye hazırlanıyor.
Cumhuriyetçi Parti yönetiminin eylül sonuna kadar 12 ayrı harcama tasarısını Kongre’den geçirmesi gerekiyor. Bunun yanında Cumhuriyetçilerin iki ayrı uzlaşma tasarısını kabul etmeye çalışması, tarım yasasını sonuçlandırması, hükümetin dış istihbarat gözetim yetkilerini yenilemesi ve Başkan Donald Trump’ın gündemine bağlı başka öncelikleri ilerletmesi bekleniyor.
Son yıllarda her iki partiden bütçe komisyonu üyeleri de bu takvimi aşmış ve Kongre, 1 Ekim’de hükümetin kapanmasını önlemek adına geçici bütçe düzenlemelerine yönelmişti. Ara seçimlerin yaklaşması nedeniyle Cumhuriyetçi Parti yönetiminin aynı yönteme yeniden başvurmasının muhtemel olduğu değerlendiriliyor. Parti yönetimi, Demokratların Kongre’nin iki kanadında da çoğunluğu geri almasını önlemeye çalışıyor.
Buna rağmen Temsilciler Meclisi Tahsisatlar Komisyonu, 30 Eylül son tarihini hedef alarak 2027 mali yılı harcama tasarıları üzerinde çalışmayı sürdürüyor. Komisyon son haftalarda mali hizmet kurumları, Dışişleri Bakanlığı, Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ile tarım programlarının finansmanına ilişkin tasarıları ilerletti.
Bu tasarıların tamamı Demokratların güçlü itirazlarıyla karşılaştı. Demokratlar özellikle insani yardım programları, küresel sağlık programları ve iklim programlarında yapılan kesintilere tepki gösterdi.
Komisyon ayrıca nisan sonunda askeri inşaat ve Gaziler İşleri Bakanlığı’na ilişkin bütçe tasarısını da ilerletti. Tasarı, gazilere yönelik yardımların finansmanını ve Gaziler İşleri Bakanlığı’na bağlı sağlık tesisleri ile dört mezarlıkta 2 milyar doların üzerinde altyapı yatırımı yapılmasını öngörüyor.
Politico’nun aktardığına göre Cumhuriyetçi Parti yönetimi bu tasarıyı gelecek hafta kadar erken bir tarihte Genel Kurul gündemine taşımayı planlıyor.
Temsilciler Meclisi Tahsisatlar Komisyonu Başkanı Tom Cole yaptığı açıklamada, “Bu yıl tam komisyondan çıkan ilk tasarı olarak, 2027 mali yılı çalışmalarının geri kalanı için güçlü temel oluşturuyor” ifadelerini kullandı.
Ancak iki partiden de geniş destek gören bu tasarı, Kongre’deki en az tartışmalı başlıklardan biri olarak görülüyor. Johnson’ın özellikle Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı, İç Güvenlik Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı bütçeleri gündeme geldiğinde hem Demokratlardan hem de kendi partisinden daha sert dirençle karşılaşması bekleniyor.
Tasarıların Senato’daki filibuster engelini aşması için Demokrat desteğine de ihtiyaç duyulacak.
Partilerin bütçe mücadelesini nasıl yöneteceği, ara seçim sonuçları üzerinde önemli etki yaratabilir. Çünkü bütçe süreci, Kongre’nin önüne gelen hemen her tartışmalı başlığa temas ediyor. Seçmenler 3 Kasım’da sandığa gitmeden önce yaşanacak son büyük siyasi mücadelelerden birinin bu bütçe görüşmeleri olması bekleniyor.
Her iki partinin liderleri de yeni bir hükümet kapanması istemediklerini söylüyor. Ancak taraflar arasındaki sert görüş ayrılıkları herhangi bir uzlaşmayı zorlaştırıyor.
Geçen yıl 43 gün süren hükümet kapanmasının merkezindeki sağlık harcamaları bu yıl da temel tartışma başlıklarından biri olacak. Cumhuriyetçiler, Obamacare sübvansiyonlarının yıl başında sona ermesine izin vermişti.
Bu karar milyonlarca Amerikalının sağlık sigortası primlerini yükseltti. Artan maliyetler nedeniyle çok sayıda kişi sigorta kapsamını tamamen bıraktı. Demokratlar seçim faaliyetinin son döneminde bu gelişmeleri öne çıkarmayı planlıyor.
Pentagon bütçesinin de ciddi tartışma yaratması bekleniyor. Trump, İran’la süren savaş ortamında Savunma Bakanlığı için 1,5 trilyon dolarlık bütçe talep etti.
Bu rakam mevcut seviyenin yaklaşık yüzde 40 üzerinde bulunuyor. Demokratlar ise İran çatışması nedeniyle Trump’ı hedef alırken bu bütçe talebine kesin biçimde karşı çıkıyor.
Bazı Cumhuriyetçiler ayrıca Beyaz Saray balo salonunun güvenliği için vergi mükelleflerinden 1 milyar dolar ayrılmasını değerlendiriyor. Bu öneri, nisan sonunda Beyaz Saray Muhabirleri Derneği yemeğinde Trump’a yönelik suikast girişiminin ardından gündeme geldi.
Senato Yargı Komisyonu kısa süre önce söz konusu finansmanı içeren uzlaşma tasarısını açıkladı. Ancak önerinin, seçmenlere yönelik ekonomik erişilebilirlik mesajını zayıflatmaktan çekinen Cumhuriyetçiler arasında da görüş ayrılığı yaratabileceği belirtiliyor.
Cumhuriyetçi Parti yönetimi bu finansmanı, Demokratların Senato’daki engelini aşabilen uzlaşma süreci üzerinden geçiremezse, ödeneği İç Güvenlik Bakanlığı bütçe tasarısına eklemeyi deneyebilir. Demokratlar ise Senato’daki öneriye zaten güçlü tepki gösteriyor.
Temsilciler Meclisi Tahsisatlar Komisyonu’nun kıdemli Demokrat üyesi Rosa DeLauro bu hafta yaptığı açıklamada, “Cumhuriyetçiler bir yılı aşkın süredir kamuoyuna bu balo salonunun maliyeti konusunda yanlış bilgi veriyor. Bu mesele her zaman milyarder mega bağışçıların, satın aldıkları Trump yetkilileriyle yakın ilişki kurabilmesi için vergi mükelleflerinin parasını kullanarak gösterişli bir mekan inşa etmekle ilgiliydi” dedi.
Johnson’ın tartışmalı tasarıları oylamaya sunmak yerine geçici bütçe düzenlemesine yönelmesi de ihtimaller arasında bulunuyor. Ancak bu strateji de kendi içinde siyasi riskler taşıyor.
Demokratların, geçici bütçe düzenlemesinin ocak ayına kadar uzatılmasını istemesi bekleniyor. Böyle bir senaryoda Demokratlar Temsilciler Meclisi’nin kontrolünü yeniden kazanabilir ve bütçe sürecinde daha güçlü pazarlık imkanına sahip olabilir.
Ortadoğu
Barrack, Golan Tepeleri açıklamasından çark etti

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, İsrail’in BM kararlarını ihlal ederek Golan Tepeleri’ni hâlâ işgal ettiği yönündeki açıklamalarından geri adım attı.
Barrack, Golan üzerindeki İsrail egemenliğini tanıyan ABD politikasının değişmediğini belirterek, yaptığı açıklamaların söz konusu bölgenin tarihsel durumunu yansıttığını ve BM’nin tutumunu desteklemek amacıyla yapılmadığını savundu
İsrail, 1967 Savaşı’nda Golan Tepeleri’ni Suriye’den ele geçirdi ve 1981’de burayı ilhak etti. Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplumun büyük çoğunluğu, bu bölgeyi işgal altındaki Suriye toprağı olarak kabul ediyor ve İsrail’in ilhakını tanımıyor.
2019 yılında Trump, on yıllardır süren ABD politikasını tersine çevirerek, İsrail’in bu bölge üzerindeki egemenliğini tanımıştı.
Büyükelçi, cuma günü Lübnan asıllı Avustralyalı girişimci Mario Nawfal’a verdiği mülakatta, İsrail’in söz konusu bölgeyi “hâlâ” işgal ettiğini söylemişti.
Barrack daha sonra bunun, Golan konusunda “Birleşmiş Milletler’in tutumuna bir destek değil”, bölgenin tarihsel statüsüne ilişkin bir açıklama olduğunu söyledi.
Pazar günü Associated Press’e yaptığı açıklamada, “Golan’a ilişkin ABD politikası 2019 yılında Başkan Trump tarafından belirlenmiştir ve bu politika değişmemiştir,” dedi.
Barrack, son İsrail-Hizbullah savaşının ardından İsrail güçlerinin güneyin bazı bölgelerini işgal ettiği Lübnan’da neden ilhakın gerçekleşmeyeceğini öngördüğünü açıklamayı amaçladığını ve toprak haritaları yerine müzakere yoluyla varılan anlaşmaların daha kalıcı olduğunu savunmak istediğini belirtti.
Ayrıca Golan’ı, “zorla ele geçirilen toprakların nesiller boyu ihtilaf konusu olmaya devam ettiği”ne dair bir örnek olarak gösterdiğini de ekledi.
Cuma günkü röportajda Barrack, geçen hafta başında İsrail’in Suriye’nin kuzeyindeki Ebu Zuhur hava üssüne düzenlediği saldırıları da eleştirmişti. İsrailli yetkililer, saldırıların Türkiye’nin üste varlık kurmasını engellemeyi amaçladığını belirtmişti.
Barrack’ın Golan ile ilgili açıklamaları Washington’da da tepkilere yol açtı.
Floridalı Cumhuriyetçi Senatör Rick Scott, X platformunda, büyükelçinin Trump’ın bu bölge üzerindeki İsrail egemenliğini tanıdığını “unutmuş” gibi göründüğünü yazdı.
Öte yandan Barrack, İsrail’in geri çekilmesi ve Hizbullah’ın silahsızlandırılması konusunda İsrail ile Lübnan arasında devam eden müzakerelere ilişkin değerlendirmesine yöneltilen eleştirilere yanıt verdi.
Barrack, “(Müzakere) masasında iki kişinin –Hizbullah ve İran’ın– eksik olduğunu” söylemişti.
Bu sözler, Barrack’ın Tahran ve Hizbullah’ın ABD destekli müzakerelere katılması gerektiğini kastettiği yönünde spekülasyonlara yol açtı.
Pazar günü Barrack, ABD’nin Hizbullah ile müzakere etmediğini vurguladı fakat “söz konusu silahların İran tarafından tedarik edildiğini ve finanse edildiğini” belirttiğini, bunun da bu silahların akıbetine ilişkin müzakereleri zorlaştırdığını ifade etti.
Barrack, AP’ye verdiği demeçte şunları söyledi:
“Sorunun zorluğunu anlatıyordum, yeni bir müzakere masası önermiyordum. Hizbullah, yabancı terör örgütü olarak tanımlanmıştır. Biz onunla müzakere etmiyoruz ve söylediklerimin hiçbir kısmı aksini ima etmiyor.”
Ayrıca, Lübnan’ın güneyindeki Şii topluluklara Tahran’ın sağladığı mali desteğin yerini kimin alacağını sorgulayan açıklamalarını da savundu ve bu tür soruları gündeme getirmenin “kimseye bir hak tanımak anlamına gelmediğini” belirtti.
Ortadoğu
İran askeri doktrinini savunmadan taarruza kaydırdı

İran ordusu, ülkenin askeri doktrininin savunma odaklı yapıdan taarruz niteliğine kaydığını duyurdu. Tuğgeneral Muhammed Ekreminiya, yeni yaklaşım çerçevesinde Tahran’ın her türlü saldırgan eyleme derhal ve daha geniş çaplı yanıt vereceğini açıkladı.
İran ordusu, ülkenin askeri doktrininin savunma esaslı yaklaşımdan taarruz doktrinine doğru kaydığını bildirdi. İran Ordusu Sözcüsü Tuğgeneral Muhammed Ekreminiya, Donya-e Eqtesad gazetesine konuştu.
Söz konusu değişimin ABD ve İsrail ile yaşanan son çatışmalar sırasında görünür hale geldiğini belirten Ekreminiya, İran’ın gelen saldırılara çok daha hızlı tepki vermeye ve daha kapsamlı karşı saldırılar düzenlemeye başladığını kaydetti.
Ekreminiya, “Ülkenin askeri doktrini savunmadan taarruza doğru ilerliyor” değerlendirmesini yaptı.
Taarruz odaklı yeni yaklaşımın mutlaka önleyici operasyonlar icra edileceği anlamına gelmediğini vurgulayan Ekreminiya, buna karşılık son çatışma sırasında İran’ın, düşman kanadından gelecek saldırı henüz başlamadan önce Ürdün’deki bir ABD üssünü vurduğunu ifade etti.
Ordu sözcüsü, İran’ın benimsediği yeni yaklaşımın ülkeye yönelik her türlü saldırgan eyleme anında karşılık verilmesini öngördüğünü, verilecek yanıtın ise bizzat saldırının kendisinden çok daha kapsamlı olabileceğini dile getirdi.
ABD, İsrail ile birlikte şubat ayı sonunda İran’a yönelik savaş başlattı. Saldırılar 28 Şubat’ta başlarken, Tahran yönetimi de buna karşılık bölgedeki İsrail hedefleri ile ABD askeri tesislerine misilleme darbeleri indirdi.
Taraflar nisan ayında geçici bir ateşkes mutabakatına vardı. Ateşkesin ardından taraflar, diğer ülkelerin arabuluculuğunda müzakereleri sürdürdü.
Tahran ve Washington 18 Haziran’da bir mutabakat zaptı imzaladı ancak kısa süre sonra çatışmalar yeniden başladı. Ateşkesin bozulmasının ardından İran, Hürmüz Boğazı’nı yeniden kapattığını duyurdu.
ABD Başkanı Donald Trump ise bu karara karşılık olarak boğazı Amerikan toprağı ilan etti ve Truth Social isimli sosyal medya platformundaki hesabından buna dair bir görsel paylaştı.
Donald Trump, 20 Ağustos’ta İran’a karşı eşi benzeri görülmemiş bir tecrit tehdidinde bulunarak en yıkıcı ekonomik operasyonun başlatıldığını açıkladı. Trump paylaşımında, “İran İslam Cumhuriyeti’ne bir anlaşmaya varabilmesi için benden daha büyük bir fırsat sunan hiç kimse olmadı. Kendileri açısından bir trajedi olarak, bu fırsatı değerlendirmediler” ifadelerine yer verdi.
Ortadoğu
Mekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor

İran Parlamentosu resmi haber ajansının başkanı Mehdi Rahimi, Tahran’ın Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na katılım daveti aldığını açıkladı. Henüz üye ülkelerin dışişleri bakanlıklarınca resmi olarak doğrulanmayan teklifin Tahran yönetimi tarafından değerlendirildiği bildirildi.
İran Parlamentosunun resmi haber ajansının başkanı Mehdi Rahimi, 23 Ağustos’ta el-Meyadin’e verdiği mülakatta, Tahran’ın Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye tarafından imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na katılım daveti aldığını ve bu teklifi değerlendirdiğini açıkladı.
Rahimi, “Batı Asya ülkelerinin bölgesel bir güvenlik şemsiyesi oluşturma çabalarını” memnuniyetle karşıladıklarını belirterek İran’ın uzun süredir bu yönde bir girişimi savunduğunu ifade etti. İran’la yaşanan son savaşın, Washington’ın bölgedeki müttefiklerine güvenlik sağlama vaatlerini yerine getirmek yerine Batı Asya’yı istikrarsızlaştırdığını herkese gösterdiğini ekledi.
İran’ın ittifaka davet edildiği yönündeki açıklama, ülkenin Dışişleri Bakanlığı veya anlaşmanın tarafı olan üç üye ülke tarafından henüz resmi olarak doğrulanmadı.
Söz konusu ortak savunma anlaşması, 7 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından imzalandı. NATO Antlaşması’nın 5. maddesine benzer bir ortak savunma ilkesi getiren anlaşmaya göre, üç ülkeden herhangi birine yönelik saldırı tüm üyelere yapılmış kabul edilecek.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, 10 Ağustos’ta yaptığı açıklamada Tahran’ın ittifakın kurulmasından “endişe duyması için herhangi bir neden bulunmadığını” söylemişti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan merkezli Şarku’l Avsat gazetesinde 12 Ağustos’ta yayımlanan yazılı mülakatında, anlaşmanın yalnızca mevcut üyelerle sınırlı olmadığını ve Ankara’nın paktın bütün bölge ülkelerini kapsayacak biçimde genişlemesini istediğini belirtmişti.
Erdoğan mülakatta şu ifadeleri kullandı: “Vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı değil. Anlaşmanın büyümesini, belki bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu şemsiye altında bir araya gelmesi için uygun koşulların oluşmasını arzuluyoruz. Bu, bölgede kalıcı istikrarın sağlanması yönünde atılabilecek en uygun adım olacaktır.”
Erdoğan ayrıca girişimin “günübirlik ortaya çıkmadığını”, teklifin üç imzacı ülke ile diğer bölge devletleri arasında daha önce de defalarca gündeme geldiğini vurguladı.
Anlaşmanın, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş ile bunun zincirleme küresel etkilerine verilmiş bir tepki olarak görülmesinin yanlış olacağını kaydetti.
Ortak savunma anlaşmasına yönelik girişimler, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı savaşın ardından hız kazandı. İran’ın misillemelerinin ABD üslerine ev sahipliği yapan Körfez ülkelerini ağır biçimde vurması, bu ülkelerde Washington’ın sağladığı güvenlik şemsiyesinin değeri konusunda kuşkular doğurdu.
Erdoğan’ın üçlü savunma anlaşmasının yeni katılımlara açık olduğunu duyurmasının ardından üç Suudi kaynak, Middle East Eye’a yaptıkları açıklamada Riyad’ın Mısır’ın pakta dahil edilmesine karşı çıktığını aktardı.
Kaynaklar, bu yaklaşımın gerekçesi olarak Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi yönetiminin bölgesel tercihlerinden duyulan rahatsızlığı ve Kahire’nin geçmişte sahip olduğu stratejik ve askeri ağırlığı artık taşımadığı yönündeki değerlendirmeyi gösterdi.
Tahran Mekke paktına katılım için kurucu rol talep etti
Öte yandan İran’da Düzenin Maslahatını Teşhis Komitesi Genel Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızai, ülkesinin Mekke paktına ancak anlaşmanın prensiplerini belirleyen bir “kurucu ortak” olarak katılabileceğini söyledi.
Rızai, 22 Ağustos’ta devlet televizyonu IRINN’e yaptığı açıklamada İran ve Mısır’ın bu tür düzenlemelerin dışında bırakılamayacağını, iki ülkenin anlaşmanın temel prensiplerinin şekillendirilmesinde rol oynaması gerektiğini belirtti.
Rızai, “İran ve Mısır bu tür anlaşmalarda yer almamazlık edemez ancak kurucu olarak, orada imzalanan belgelerin fikirsel çerçevesini oluşturan taraflar olarak yer almalıdırlar” dedi.
Mekke paktına değinen Rızai, “bu dostların” kendi aralarında bir anlaşma yapıp ardından İran’dan bunu onaylamasını istemelerinin kabul edilemez olduğunu söyledi.
İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney’in kıdemli danışmanlarından Rızai, girişimin ABD’nin bölgedeki etkisinin zayıflaması ve Washington’ın rolünü azaltma kararı olarak tanımladığı gelişmelerden kaynaklandığını savundu.
Rızai, “Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan’daki dostlarımız ve kardeşlerimiz bir anlaşma imzaladı. Neden? Çünkü Amerika onlara ‘Hoşça kalın, gidiyoruz’ dedi” ifadelerini kullandı.
Rızai, ülkelerin ABD’nin bölgedeki varlığının azalmasıyla oluşan boşluğu doldurmaya çalıştığını, bu boşluğun da İran’ın Washington ile yürüttüğü mücadele sonucunda ortaya çıktığını söyledi.
“Amerika’nın bölgedeki zayıflığı ve ortaya çıkan boşluk, İran milletinin savaş ganimetidir” diyen Rızai, diğer ülkelerin de ABD’nin geri çekilmesi olarak nitelediği gelişmelerden yararlanmaya çalıştığını belirtti.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, 10 Ağustos’taki açıklamasında anlaşmaya ilişkin büyük ölçüde tarafsız bir tutum sergilemiş ve paktı bölgedeki güvenlik anlayışının değiştiğinin bir göstergesi olarak nitelendirmişti.
Bekayi, İran’ın üç kurucu ülkeyle temas halinde olduğunu ve girişim hakkında bilgilendirildiğini söylerken, Tahran’ın anlaşmaya katılma ihtimaline de açık kapı bırakmıştı.
Galibaf: ABD İsrail uğruna müttefiklerinin güvenliğini zayıflatıyor
Bölgesel güvenliğe ilişkin ayrı bir açıklama da İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf’tan geldi.
Galibaf, 22 Ağustos’ta X platformundaki paylaşımında Tahran’ın yeni bölgesel güvenlik ve ekonomik düzenlemelerin oluşturulmasına ilişkin komşu ülkelerden mesajlar aldığını söyledi.
Bu temasların ABD’nin “İsrail uğruna” müttefiklerinin güvenliğini zayıflattığı bir dönemde gerçekleştiğini belirten Galibaf’ın açıklaması, Washington ile Tahran arasındaki gerilimin sürdüğü bir döneme rastladı.
ABD Başkanı Donald Trump da 19 Ağustos’ta sosyal medya hesabından İran’a karşı “bir ülkeye karşı şimdiye kadar uygulanan en yıkıcı ekonomik operasyonu” başlatma sözü vermişti.
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Amerika3 gün önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Dünya Basını6 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Rusya1 hafta önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin, Buz İpek Yolu yarışını kazanıyor












