Ortadoğu
ABD’de Cumhuriyetçi Parti bütçe kavgasına hazırlanıyor

ABD Temsilciler Meclisi’ndeki Cumhuriyetçi Parti yönetimi, 2026 bütçe sürecinin ardından şimdi de 2027 mali yılı harcama tasarıları için zorlu müzakerelere hazırlanıyor. Kasım 2027 ara seçimleri yaklaşırken sağlık harcamaları, Pentagon bütçesi ve Beyaz Saray güvenlik harcamaları üzerindeki anlaşmazlıklar devam ediyor.
2026 mali yılı bütçe tasarıları üzerindeki uzun ve sert mücadelenin sona ermesinin ardından, ABD Temsilciler Meclisi’ndeki Cumhuriyetçi Parti yönetimi şimdi de 2027 mali yılı harcama süreci için yeni bir mücadeleye hazırlanıyor. Kasım 2027 ara seçimleri yaklaşırken, Kongre’deki bütçe görüşmelerinin seçim atmosferi nedeniyle daha da siyasi hale gelmesi bekleniyor.
2026 bütçe süreci Kongre’yi iki uzun hükümet kapanmasına sürüklemişti. Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson şimdi daha ağır bir tabloyla karşı karşıya bulunuyor. Cumhuriyetçi Parti yönetimi, hem Temsilciler Meclisi’nin kontrolünü korumaya çalışıyor hem de harcama tasarıları üzerindeki iç bölünmeleri yönetmeye hazırlanıyor.
Cumhuriyetçi Parti yönetiminin eylül sonuna kadar 12 ayrı harcama tasarısını Kongre’den geçirmesi gerekiyor. Bunun yanında Cumhuriyetçilerin iki ayrı uzlaşma tasarısını kabul etmeye çalışması, tarım yasasını sonuçlandırması, hükümetin dış istihbarat gözetim yetkilerini yenilemesi ve Başkan Donald Trump’ın gündemine bağlı başka öncelikleri ilerletmesi bekleniyor.
Son yıllarda her iki partiden bütçe komisyonu üyeleri de bu takvimi aşmış ve Kongre, 1 Ekim’de hükümetin kapanmasını önlemek adına geçici bütçe düzenlemelerine yönelmişti. Ara seçimlerin yaklaşması nedeniyle Cumhuriyetçi Parti yönetiminin aynı yönteme yeniden başvurmasının muhtemel olduğu değerlendiriliyor. Parti yönetimi, Demokratların Kongre’nin iki kanadında da çoğunluğu geri almasını önlemeye çalışıyor.
Buna rağmen Temsilciler Meclisi Tahsisatlar Komisyonu, 30 Eylül son tarihini hedef alarak 2027 mali yılı harcama tasarıları üzerinde çalışmayı sürdürüyor. Komisyon son haftalarda mali hizmet kurumları, Dışişleri Bakanlığı, Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ile tarım programlarının finansmanına ilişkin tasarıları ilerletti.
Bu tasarıların tamamı Demokratların güçlü itirazlarıyla karşılaştı. Demokratlar özellikle insani yardım programları, küresel sağlık programları ve iklim programlarında yapılan kesintilere tepki gösterdi.
Komisyon ayrıca nisan sonunda askeri inşaat ve Gaziler İşleri Bakanlığı’na ilişkin bütçe tasarısını da ilerletti. Tasarı, gazilere yönelik yardımların finansmanını ve Gaziler İşleri Bakanlığı’na bağlı sağlık tesisleri ile dört mezarlıkta 2 milyar doların üzerinde altyapı yatırımı yapılmasını öngörüyor.
Politico’nun aktardığına göre Cumhuriyetçi Parti yönetimi bu tasarıyı gelecek hafta kadar erken bir tarihte Genel Kurul gündemine taşımayı planlıyor.
Temsilciler Meclisi Tahsisatlar Komisyonu Başkanı Tom Cole yaptığı açıklamada, “Bu yıl tam komisyondan çıkan ilk tasarı olarak, 2027 mali yılı çalışmalarının geri kalanı için güçlü temel oluşturuyor” ifadelerini kullandı.
Ancak iki partiden de geniş destek gören bu tasarı, Kongre’deki en az tartışmalı başlıklardan biri olarak görülüyor. Johnson’ın özellikle Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı, İç Güvenlik Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı bütçeleri gündeme geldiğinde hem Demokratlardan hem de kendi partisinden daha sert dirençle karşılaşması bekleniyor.
Tasarıların Senato’daki filibuster engelini aşması için Demokrat desteğine de ihtiyaç duyulacak.
Partilerin bütçe mücadelesini nasıl yöneteceği, ara seçim sonuçları üzerinde önemli etki yaratabilir. Çünkü bütçe süreci, Kongre’nin önüne gelen hemen her tartışmalı başlığa temas ediyor. Seçmenler 3 Kasım’da sandığa gitmeden önce yaşanacak son büyük siyasi mücadelelerden birinin bu bütçe görüşmeleri olması bekleniyor.
Her iki partinin liderleri de yeni bir hükümet kapanması istemediklerini söylüyor. Ancak taraflar arasındaki sert görüş ayrılıkları herhangi bir uzlaşmayı zorlaştırıyor.
Geçen yıl 43 gün süren hükümet kapanmasının merkezindeki sağlık harcamaları bu yıl da temel tartışma başlıklarından biri olacak. Cumhuriyetçiler, Obamacare sübvansiyonlarının yıl başında sona ermesine izin vermişti.
Bu karar milyonlarca Amerikalının sağlık sigortası primlerini yükseltti. Artan maliyetler nedeniyle çok sayıda kişi sigorta kapsamını tamamen bıraktı. Demokratlar seçim faaliyetinin son döneminde bu gelişmeleri öne çıkarmayı planlıyor.
Pentagon bütçesinin de ciddi tartışma yaratması bekleniyor. Trump, İran’la süren savaş ortamında Savunma Bakanlığı için 1,5 trilyon dolarlık bütçe talep etti.
Bu rakam mevcut seviyenin yaklaşık yüzde 40 üzerinde bulunuyor. Demokratlar ise İran çatışması nedeniyle Trump’ı hedef alırken bu bütçe talebine kesin biçimde karşı çıkıyor.
Bazı Cumhuriyetçiler ayrıca Beyaz Saray balo salonunun güvenliği için vergi mükelleflerinden 1 milyar dolar ayrılmasını değerlendiriyor. Bu öneri, nisan sonunda Beyaz Saray Muhabirleri Derneği yemeğinde Trump’a yönelik suikast girişiminin ardından gündeme geldi.
Senato Yargı Komisyonu kısa süre önce söz konusu finansmanı içeren uzlaşma tasarısını açıkladı. Ancak önerinin, seçmenlere yönelik ekonomik erişilebilirlik mesajını zayıflatmaktan çekinen Cumhuriyetçiler arasında da görüş ayrılığı yaratabileceği belirtiliyor.
Cumhuriyetçi Parti yönetimi bu finansmanı, Demokratların Senato’daki engelini aşabilen uzlaşma süreci üzerinden geçiremezse, ödeneği İç Güvenlik Bakanlığı bütçe tasarısına eklemeyi deneyebilir. Demokratlar ise Senato’daki öneriye zaten güçlü tepki gösteriyor.
Temsilciler Meclisi Tahsisatlar Komisyonu’nun kıdemli Demokrat üyesi Rosa DeLauro bu hafta yaptığı açıklamada, “Cumhuriyetçiler bir yılı aşkın süredir kamuoyuna bu balo salonunun maliyeti konusunda yanlış bilgi veriyor. Bu mesele her zaman milyarder mega bağışçıların, satın aldıkları Trump yetkilileriyle yakın ilişki kurabilmesi için vergi mükelleflerinin parasını kullanarak gösterişli bir mekan inşa etmekle ilgiliydi” dedi.
Johnson’ın tartışmalı tasarıları oylamaya sunmak yerine geçici bütçe düzenlemesine yönelmesi de ihtimaller arasında bulunuyor. Ancak bu strateji de kendi içinde siyasi riskler taşıyor.
Demokratların, geçici bütçe düzenlemesinin ocak ayına kadar uzatılmasını istemesi bekleniyor. Böyle bir senaryoda Demokratlar Temsilciler Meclisi’nin kontrolünü yeniden kazanabilir ve bütçe sürecinde daha güçlü pazarlık imkanına sahip olabilir.
Ortadoğu
ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.
Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.
Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.
Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.
Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.
Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.
Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.
Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.
USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.
USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.
Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.
Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.
Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.
Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.
Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.
Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.
Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.
Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.
Ortadoğu
Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.
Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.
Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.
Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.
Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.
Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.
Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.
Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.
Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.
Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.
Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.
Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.
Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.
Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.
Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.
Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.
Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.
Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.
Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.
Ortadoğu
Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.
CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.
Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.
Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.
Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.
Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.
İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.
İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.
Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.
Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.
Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.
CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.
Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.
Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.
CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.
Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.
Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.
Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.
Diplomasi6 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Diplomasi2 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak
Dünya Basını1 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Rusya1 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri
Asya6 gün önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik












