Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD’li ConocoPhillips, gaz üretimini canlandırmak için Suriye ile anlaşma imzalamaya hazırlanıyor

Yayınlanma

ConocoPhillips, savaş ve ekonomik yaptırımların yıprattığı ekonomisini yeniden canlandırmaya çalışan Suriye’nin yeni hükümetiyle sözleşme imzalayan ilk büyük ABD petrol ve gaz şirketi olmaya hazırlanıyor.

Devlete ait Suriye Petrol Şirketi ile yapılacak anlaşma kapsamında ConocoPhillips ve Novaterra Energy, mevcut gaz sahalarını geliştirecek ve kasım ayında imzalanan mutabakat zaptını temel alarak yeni sahalar arayacak.

Konuya yakın iki kişinin Financial Times’a aktardığına göre anlaşmanın bu hafta imzalanması bekleniyor.

ConocoPhillips, “devam eden iş geliştirme veya ticari faaliyetler hakkında yorum yapmadığını” bildirdi. Mayıs ayında ConocoPhillips, QatarEnergy ve Total ile birlikte, açık denizde ticari arama faaliyetlerini değerlendirmek üzere Suriye Petrol Şirketi ile başka bir mutabakat zaptı imzalamıştı.

Suriye hükümeti geçen yıl, muhtemel anlaşmanın gaz üretimini bir yıl içinde günde 4 milyon ila 5 milyon metreküp artıracağını açıklamıştı. Bu, ülke için kayda değer bir artış anlamına geliyor. Gaz üretimi, 2011’deki savaş öncesi zirve seviyesi olan günlük 30 milyon metreküpten bu yana üçte iki oranında düşmüş durumda.

ConocoPhillips sözleşmesi, ABD’li petrol ve gaz şirketi HKN Energy’nin Şam ile Rümeylan petrol sahasını devralmak üzere 25 yıllık upstream sözleşmesini nihai hale getirmesinin ardından Suriye’nin kuzeydoğusundaki Rümeylan petrol sahalarında faaliyete başlamasından sonra geldi. Nisan ayında Suriye Petrol Şirketi, gaz sahalarını geliştirmek üzere Suudi Arabistan merkezli ADES Holding Company ile de bir sözleşme imzaladı.

Uzmanlar, Suriye’nin elektrik şebekesini çalıştırabilmesi için her gün yaklaşık 18 milyon metreküp gaza ihtiyaç duyduğunu tahmin ediyor. Hâlihazırda Azerbaycan ve Katar’dan ithalata bağımlı olan ülkede dönüşümlü elektrik kesintileri yaşanıyor; ancak son dönemdeki iyileşmelerle günlük elektrik erişimi yaklaşık iki saatten 13 saate kadar yükseldi.

Suriye’nin petrol ve gaz rezervleri bölgesel standartlara göre sınırlı olsa da iflas etmiş durumdaki devlet için kritik bir potansiyel gelir kaynağı sunuyor.

2011’de ABD ve Batılı koalisyonun Suriye’ye karşı savaş başlatmasının ardından Shell ve Total’in de aralarında bulunduğu Batılı şirketler faaliyetlerini askıya almış, mücbir sebep ilan etmiş ve varlıklarını dondurmuştu.

Mevcut Suriye hükümeti, bu şirketleri ya yeniden yatırım yapmaya ya da çekilme konusunda bir uzlaşma müzakere etmeye zorluyor.

Washington geçen yıl Suriye’ye yönelik yaptırımlarda gevşemeye gitmiş, bu da ConocoPhillips ve diğer Amerikan şirketlerinin Şara hükümetiyle anlaşma yapmasının önünü açmıştı.

ABD’nin İran’a karşı savaşının başlaması ve Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanmasının ardından Suriye lideri Ahmed Şara, Suriye’yi küresel ham petrol için alternatif bir transit koridor olarak konumlandırmaya çalıştı. Ülke, Irak petrolünün küresel pazarlara ihracı için kritik bir kara transit güzergâhı işlevi görmüştü.

Suriye hükümeti, sektöre yabancı yatırım çekmeye yönelik daha geniş hamlesinin parçası olarak son aylarda petrol ve gaz sahaları için Chevron, QatarEnergy, Total ve BAE merkezli Dana Gas dahil olmak üzere uluslararası ve bölgesel şirketlerle anlaşmalar ve mutabakat zabıtları imzaladı.

Diplomasi

İngiltere’den Ukrayna’ya 280 milyon dolarlık uranyum

Yayınlanma

İngiltere, Ukrayna’daki nükleer güç santrallerinin yakıt ihtiyacını karşılamak amacıyla 210 milyon sterlinlik finansman sağlayacağını açıkladı. Bu kaynakla İngiliz Urenco firması, Ukraynalı Energoatom şirketine zenginleştirilmiş uranyum tedarik edecek.

İngiltere, Ukrayna’daki nükleer güç santrallerinin işletimini desteklemek amacıyla yaklaşık 280 milyon dolar değerinde (210 milyon sterlin) zenginleştirilmiş uranyum tedarikini finanse edecek.

İngiltere Başbakanı Keir Starmer’ın ofisinden yapılan açıklamada, “İngiltere, UK Export Finance kuruluşunun sağladığı 210 milyon sterlinlik finansman desteğiyle önümüzdeki iki yıl boyunca Ukrayna nükleer güç santrallerinin çalışmasını güvence altına alacaktır. Bu destek, İngiliz Urenco şirketinin Ukrayna’nın nükleer enerji operatörü Energoatom’a zenginleştirilmiş uranyum tedarik etmesini sağlayacaktır” ifadelerine yer verildi.

Söz konusu anlaşmaya, İngiltere Başbakanı Keir Starmer ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin geçen hafta Downing Street’te gerçekleştirdikleri görüşme sırasında varıldığı bildirildi.

Londra’dan yapılan açıklamada, nükleer enerjinin Ukrayna’daki elektrik üretiminin yarısından fazlasını karşıladığı hatırlatılarak, bu anlaşmanın ülkenin enerji güvenliğini güçlendirmeyi amaçladığı vurgulandı.

Açıklamada ayrıca, anlaşmanın hayata geçirilmesinin İngiliz nükleer endüstrisini destekleyeceği ve Urenco’nun tedarik zincirindeki istihdama katkı sağlayacağı belirtildi.

İngiltere, 2024 yılında G7 ülkeleri arasında Ukrayna ile güvenlik garantileri anlaşması imzalayan ilk ülke olmuştu. Londra yönetimi tarafından “tarihi” olarak nitelendirilen bu anlaşmanın geçerlilik süresi on yıl olarak belirlenmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Hürmüz Boğazı’nda mayın temizliği 50 günü bulabilir

Yayınlanma

Reuters’a konuşan uzmanlar, Hürmüz Boğazı’nın açılmasına yönelik bir anlaşma sağlansa dahi, bölgenin mayınlardan arındırılmasının normal deniz trafiğine dönüşü haftalarca geciktirebileceğini belirtiyor. Deniz güvenliği kaynaklarına göre, geleneksel mayın tarama gemileri ve su altı dronlarıyla yürütülecek temizlik operasyonu 40 ila 50 gün sürebilir.

Hürmüz Boğazı’nın mayınlardan temizlenerek güvenli hale getirilmesi, boğazın ulaşıma açılmasına yönelik bir anlaşmaya varılmasının ardından bile normal deniz trafiğine dönüşü haftalarca geciktirebilir.

Reuters haber ajansının denizcilik ve deniz güvenliği kaynaklarına dayandırdığı habere göre, bölgedeki güvenlik riskleri varlığını koruyor.

Deniz güvenliği alanında faaliyet gösteren beş Batılı kaynağın tahminlerine göre, geleneksel mayın tarama gemileri ve su altı dronlarının kullanılacağı temizlik operasyonunun tamamlanması 40 ila 50 gün sürebilir. Sigorta, nakliye ve petrol şirketlerinin boğazdan geçiş riskini göze alabilmesi için bu sürecin tamamlanması gerektiği ifade ediliyor.

Dünyanın en büyük ekonomilerindeki petrol stoklarının 2003 yılından bu yana en düşük seviyeye gerilediği bir dönemde yaşanacak bu gecikmenin piyasaları etkileyebileceği belirtiliyor. Savaş öncesi sevkiyat hacmine dayanan tahminlere göre, 28 Şubat’tan bu yana bloke edilmiş olan Basra Körfezi sevkiyatlarına ek olarak, on milyonlarca varil petrolün daha boğazda sıkışıp kalabileceği aktarılıyor.

BIMCO güvenlik yetkilisi tedbirli olunmasını istedi

Denizcilik kuruluşu BIMCO’nun güvenlikten sorumlu yöneticisi Jakob Larsen, konuya ilişkin tedbirli olunması çağrısında bulunarak şu ifadeleri kullandı:

“Şu aşamada geçişlere başlamanın hala çok riskli olduğunu düşünüyoruz. Bölgedeki mayın tehlikesi hem şu an hem de gelecek için bir sorun olmayı sürdürüyor; bu nedenle mayından arındırılmış güvenli rotaların oluşturulması gerekiyor.”

Haberde, savaş öncesinde küresel günlük petrol ve doğalgaz sevkiyatının yüzde 20’sinin gerçekleştirildiği boğazda, İran tarafından yerleştirilen mayınların kesin sayısının bilinmediği kaydedildi. Almanya Deniz Kuvvetlerine ait 11 Haziran tarihli bir bilgi notunda, ABD ve İngiltere deniz kuvvetlerinden alınan verilere dayandırılarak, mayınların boğaz çevresindeki dört bölgede bulunduğu belirtildi ancak Almanya’nın bu konumları bağımsız olarak teyit edemediği bilgisine yer verildi.

Sadece mayın bulunma ihtimalinin dahi şirketleri bölgeden uzak tutmaya yetebileceği vurgulanıyor. Ham petrol taşıyan bir süper tankerin değerinin yaklaşık 300 milyon doları bulması nedeniyle; savaş riski sigortacılarının, petrol ve tanker şirketlerinin güvenli geçiş garantisi talep edeceği ifade ediliyor.

Basra Körfezi’nde 13 gemisi mahsur kalan ve dünyanın en büyük teknik gemi ve mürettebat yönetim şirketlerinden biri olan V.Group‘un Üst Yöneticisi (CEO) Rene Kofod-Olsen, duruma ilişkin şu değerlendirmede bulundu:

“Tek bir deniz mayını bile can kayıplarına yol açmaya yeterlidir. Bu durum, küresel denizcilik sektörü için açıkça çok büyük bir sorundur.”

Uluslararası Denizcilik Örgütü anlaşmadan memnun

BM bünyesindeki Uluslararası Denizcilik Örgütü Genel Sekreteri Arsenio Dominguez, Hürmüz Boğazı’nın açılmasına yönelik anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını belirterek, bunu “denizciler ve gemiler için bu hayati koridorda güvenliğin yeniden tesisi yolunda önemli bir adım” olarak nitelendirdi. Dominguez, buna karşın “gerekli tüm güvenlik ve koruma garantilerinin sağlanabilmesi için uygulamanın zaman alacağını” da sözlerine ekledi.

Daha önce ABD Başkanı Donald Trump, İran ile anlaşmanın imzalandığını, Hürmüz Boğazı’nın deniz trafiğine kısmen açıldığını ve 19 Haziran itibarıyla tamamen açılacağını duyurmuştu.

Trump, mevcut aşamada “birkaç mayın için arama çalışması yürütüldüğünü” ileri sürdü.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO ülkeleri Suwalki Koridoru’nda ortak tatbikat yapacak

Yayınlanma

Fransa, Polonya ve Litvanya, Rusya’nın Kaliningrad ile kara bağlantısı kurma olasılığına karşı Suwalki Koridoru’nda “Gallant Boar 2026” askeri tatbikatını düzenleyecek. 16-26 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilecek manevralarda, bölgenin savunulması için ortak harekat kabiliyetinin artırılması hedefleniyor.

Fransa, Polonya ve Litvanya, Rusya’nın Kaliningrad bölgesi ile Belarus arasında yer alan ve stratejik öneme sahip Suwalki Koridoru’nda “Gallant Boar 2026” (Atılgan Yaban Domuzu) askeri tatbikatını gerçekleştirecek.

Polonya ve Litvanya sınırında yer alan bu kritik bölgede düzenlenecek manevralar, 16-26 Haziran tarihleri arasında yapılacak.

Tatbikat boyunca askeri birlikler, Suwalki Koridoru’nun hızlı ve etkin şekilde savunulması amacıyla ortak operasyonlar yürütecek ve işbirliği seviyesini artıracak.

Suwalki Koridoru, NATO’nun en hassas ve savunmasız bölgelerinden biri. Baltık ülkelerini Avrupa Birliği’nin geri kalanına bağlayan ve aynı zamanda Kaliningrad ile Belarus’u birbirinden ayıran bu dar hattın uzunluğu 100 kilometreden az bir mesafeyi kapsıyor.

NATO bünyesinde, olası bir çatışma durumunda Rusya’nın bu hattın kontrolünü ele geçirerek Litvanya, Letonya ve Estonya’nın müttefikleriyle olan kara bağlantısını kesebileceği endişesi taşınıyor.

Bu tehdide karşı Polonya ve Litvanya, bölgede düzenli olarak askeri tatbikatlar gerçekleştirirken askeri altyapılarını da güçlendiriyor.

Bu kapsamda Litvanya Parlamentosu, Nisan 2026’da Suwalki Koridoru yakınlarında yeni bir askeri poligonun inşasını onayladı.

2028 yılına kadar tamamlanması planlanan bu tesisin, aynı anda 4 bin askere kadar askeri personeli ağırlayabileceği belirtiliyor.

NATO, Rusya kaynaklı olası bir gerilim durumunda Estonya ve Letonya’ya daha hızlı güç kaydırılabilmesini sağlayacak yeni bir komuta sistemi üzerinde çalışıyor.

Haziran ayı başında açıklamalarda bulunan Almanya Federal Savunma Gücü (Bundeswehr) Genel Müfettişi Carsten Breuer, Rus ordusunun batı yönünde askeri yığınağını sürdürdüğünü kaydetti.

Breuer, “Rus silahlı kuvvetlerinin tamamen Batı’ya yönelik pozisyonlara odaklandığını görüyoruz. Rus ordusunun silahlandığını ve personel sayısını artırdığını gözlemliyoruz. Tüm bunları bir araya getirdiğimizde analistler, kırılma noktasının 2029 yılında gelebileceği sonucuna varıyor” ifadelerini kullandı.

Diğer taraftan, NATO Avrupa Müttefik Kuvvetleri Komutanı ABD’li General Alexus Grynkewich ise Moskova’nın ittifakla doğrudan bir çatışmaya girmek istemediği görüşünü paylaştı.

Grynkewich, Kremlin’in, NATO’nun “karşı koyamayacakları bir dizi asimetrik avantaja sahip olduğunun” bilincinde olduğunu ifade etti.

Daha önce Estonya merkezli yayın organı Delfi, Rusya’nın batı sınırındaki askeri üslerini genişlettiğini gösteren uydu fotoğraflarını yayımlamıştı.

Finlandiyalı askeri uzman Marko Eklund ise Ukrayna’daki savaşın sona ermesinin ardından Rusya’nın bu istikamete 115 bin asker konuşlandırabileceği tahmininde bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English