Diplomasi
‘ABD’nin Japonya’daki askeri komuta kademesini yükseltmesi Çin’e mesaj’

Japonya’daki ABD kuvvetlerinin komuta ve kontrolünün geliştirilmesi, “Çin’e güçlü bir jeopolitik sinyal” olarak yorumlanıyor.
Pazar günü ABD ve Japonya savunma bakanları ve üst düzey diplomatlar Tokyo’da “2+2” güvenlik görüşmeleri olarak bilinen Japonya-ABD Güvenlik İstişare Komitesi’nde Doğu Asya ülkesindeki Amerikan güçlerinin komuta ve kontrolünü geliştirerek askeri işbirliğini daha da güçlendirmek konusunda anlaştılar.
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Savunma Bakanı Lloyd Austin ile Japon mevkidaşları Yoko Kamikawa ve Minoru Kihara, Çin’den yükselen tehdidi “en büyük stratejik zorluk” olarak nitelendirerek Japonya’da Amerikan lisanslı füze üretiminin güçlendirilmesi konusunda da mutabık kaldılar.
Japonya 50,000’den fazla Amerikan askerine ev sahipliği yapıyor ancak merkezi Tokyo’nun batı banliyölerinden Yokota’da bulunan ve üsleri yönetmekle görevli ABD Japonya Kuvvetleri komutanının komuta yetkisi bulunmuyor. Planlardaki değişiklik ABD’nin Japonya Kuvvetleri’ne (USFJ) daha fazla kabiliyet kazandırırken Hawaii’deki ABD Hint-Pasifik Komutanlığı’na bağlı kalmaya devam edecek.
Austin komuta kademesinin yükseltilmesinin “kuruluşundan bu yana ABD Japonya Kuvvetleri’nde yapılan en önemli değişiklik ve Japonya ile askeri bağlarımızda 70 yıldır yaşanan en güçlü gelişmelerden biri olacağını” söyledi.
Kamikawa, “Kurallara dayalı, özgür ve açık uluslararası düzen temelinden sarsılırken tarihi bir dönüm noktasında bulunuyoruz. Bugün vereceğimiz kararın geleceğimizi belirleyeceği kritik bir aşamadayız” dedi.
Görüşmelerin ardından yayınlanan ortak bildiride bakanlar, Çin’in dış politikasının “başkalarının zararına kendi çıkarları için uluslararası düzeni yeniden şekillendirmeye çalıştığını” ve “bu tür davranışların ittifak ve tüm uluslararası toplum için ciddi bir endişe kaynağı olduğunu ve Hint-Pasifik bölgesi ve ötesindeki en büyük stratejik zorluğu temsil ettiğini” savundular.
Tokyo Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler profesörü olan Ryo Hinata-Yamaguchi, ortak komutanlığın ABD ve Japonya’nın çok daha koordineli ve verimli bir şekilde çalışmasına olanak sağlayacağını söyledi.
Hinata-Yamaguchi, Güney Kore ile yürütülen çabalarla birlikte, güncellenen ittifakın ABD, Japonya ve Güney Kore’yi “Hint-Pasifik’teki değişken koşullarla başa çıkmak için daha iyi bir konuma getirdiği” değerlendirmesini yaptı, “Ancak Çin, Kuzey Kore ve Rusya’nın kendi yıkıcı önlemlerini almasını bekleyebiliriz” diye ekledi.
Pazar günü ABD, Japonya ve Güney Kore savunma bakanları, Kuzey Kore füze uyarı verilerinin gerçek zamanlı paylaşımı ve ortak askeri tatbikatlar gibi çabalarla üçlü savunma bağlarını kurumsallaştıracak önemli bir güvenlik işbirliği çerçevesi üzerinde anlaştılar.
Waseda Üniversitesi Asya-Pasifik Çalışmaları Enstitüsü öğretim görevlisi Benjamin Ascione, yeni askeri komutanlığın “ABD’nin Japonya ve bölgeye olan bağlılığının gücü hakkında Çin’e güçlü bir jeopolitik sinyal gönderdiği” için önemli olduğunu söyledi.
“Japonya’nın kendi askeri planları ve savunma modernizasyonuna yönelik koordineli bir ABD-Japonya yaklaşımıyla uyumlu olmasının yanı sıra, ortak komutanlık iki ülke kuvvetlerinin planlama, tatbikat ve potansiyel muharebe operasyonlarındaki entegrasyonunu güçlendirecektir” dedi.
Komutanlık yapısının “iletişimin kesintiye uğrayabileceği bir çatışma senaryosunda” Hawaii’den operasyonları kontrol etmenin uygulanabilirliği konusunda uzun süredir devam eden endişeleri giderdiğini kaydeden Ascione, yeni askeri komutanlığın gerçek etkisinin büyük ölçüde ilgili konuların nasıl ele alınacağına bağlı olacağını söyledi.
Bunlar arasında komutanlığın büyüklüğü ve kabiliyetleri, özel yetkileri ve otoritesi ile Avustralya ve Filipinler gibi diğer bölgesel müttefiklerle işbirliği derecesi yer alıyor.
Ascione, komutanlığın, önceki yönetim döneminde ittifaka yönelik önemli bir saldırı olan Japonya’nın ittifak içindeki rolünün ve yük paylaşımının güçlendirilmesinin önünü açtığını da sözlerine ekledi.
ABD seçimlerinin ardından “Camp David Ruhu” devam edecek mi?
Dönemin ABD Başkanı Donald Trump 2017-2021 yılları arasındaki yönetimi sırasında, sık sık Japonya’nın kendi savunması ve güvenliği için daha fazla ödeme yapması gerektiğini söylüyordu. Trump döneminde görev yapan eski Savunma Bakanı Mark Esper nisan ayında yaptığı açıklamada, Trump’ın Beyaz Saray’a dönmesi halinde Japonya’dan savunma harcamalarını Tokyo’nun söz verdiği gayrisafi yurtiçi hasılanın %2’sinden daha fazla artırmasını isteyebileceğini söyledi.
Başbakan Fumio Kishida Kasım 2022’de ülkesinin savunma bütçesini Nisan 2027’den itibaren GSYH’nin yaklaşık %2’sine çıkarma sözü vermişti.
Ascione, “Askeri yükseltme, Çin ile güçlü diplomatik angajmanın yerine geçecek bir unsur değil, tamamlayıcısı olarak görülmelidir” dedi.
Japonya’daki Ritsumeikan Asya Pasifik Üniversitesi’nde Asya-Pasifik çalışmaları profesörü olan Yoichiro Sato, Japonya’da füze üretimini güçlendirmeye yönelik ikili işbirliğinin, savunma üretiminde Japon firmalarının çift kullanımlı teknolojisini kullanabildiği için ABD’nin verimliliğini artırdığını söyledi.
“Silah sistemleri ABD ve Japonya arasında giderek standartlaştığından, Japon firmaları savunma üretiminde gelişmiş bir ekonomi ölçeğinden faydalanıyor” diyen Sato, ortak bildiride Kyushu’dan Tayvan’a kadar güneybatıya uzanan bir Japon adalar zinciri olan Güneybatı Ada Zinciri’ne odaklanıldığının da belirtildiğini kaydetti.
Açıklamada, Japonya’nın Güneybatı Adalarındaki kendi çabalarının, ittifak tatbikatları, eğitim, duruş ve savunmayla ilgili diğer faaliyetlerle birlikte “bu kritik bölgede caydırıcılık ve müdahale kabiliyetlerini” geliştirmesinin beklendiği belirtildi.
Sato, açıklamada ayrıca siber, uzay, elektromanyetik ve bilgi savaşı gibi alanlarda daha fazla teknik işbirliğine işaret edildiğini kaydetti.
ABD-Japonya ittifakını ABD’nin Hint-Pasifik stratejisinin “temel taşı” olarak tanımlayan Sato, “ABD ve Çin arasındaki son derece çekişmeli rekabet göz önüne alındığında, Japonya’nın oynadığı rol bölge için istikrar sağlayıcı bir rol” diye ekledi.
Çin devlet gazetesi Global Times Pazar günü yayınladığı bir makalede ABD ve Japonya arasındaki askeri işbirliğinin artmasının Washington’un “Çin gibi ülkeleri çevrelemek amacıyla nükleer caydırıcılığını artırmak için Japonya’yı Asya-Pasifik bölgesinde bir ileri karakol olarak kullanma” niyetini yansıttığını söyledi.
Gazete, “Bu aynı zamanda Japonya Öz Savunma Kuvvetleri’nin ABD-Japonya askeri ittifakındaki rolünü yükseltmeyi amaçlıyor” dedi.
Çinli analistler bu durumun, “Tokyo’yu nükleer bir çatışma da dahil olmak üzere diğer ülkelerden gelebilecek bir karşı saldırının ön cephesine koyacağı” uyarısında bulundu. Uzmanlar ayrıca güçlendirilmiş ABD-Japonya ittifakının “bölgede taktik nükleer silahlar konusunda yeni bir silahlanma yarışını kışkırtmasının muhtemel olduğunu” belirtti.
ABD, Japonya ile ortak kuvvet karargâhı kuracak, Pekin tepkili
Diplomasi
ABD, İngiltere ve Japonya Tayvan’daki diplomatik varlıklarını artırıyor

Kaynaklara göre, ABD, İngiltere ve Japonya, Tayvan’daki fiili “diplomatik temsilciliklerini” son yıllarda önemli ölçüde genişletti.
Tayvan’ın resmi ilişkisi olan sadece 12 ülke bulunurken, bunların hiçbiri büyük güçler değil. Ancak, ilgili bir yetkilinin Nikkei Asia‘ya verdiği bilgilere göre, 2022’de yaklaşık 300 olan yabancı diplomat ve fiili diplomat sayısı, 2024’te 400’e yükseldi.
Anonim kalmak koşuluyla konuşan yetkili, yerel istihdam hariç ABD diplomatlarının sayısının 2022’de yaklaşık 80 iken geçen yıl 110’un üzerine çıktığını açıkladı. Japon diplomatların sayısı ise 2022’de 25 iken 40’a yükseldi.
Bu durum, ABD-Çin rekabeti artarken, Tayvan’ın bir güç mücadelesi sahası haline geldiği bir döneme denk geliyor.
Ayrılıkçı Tayvan lideri William Lai yönetimi ABD, Japonya, İngiltere ve diğer ülkelerin desteğinin, Çin’e karşı koymak için hayati öneme sahip olduğunu düşünüyor.
ABD’nin 1979’da diplomatik ilişkilerini Taipei’den Pekin’e taşımasının ardından, fiili büyükelçiliği olan Amerikan Enstitüsü Tayvan’da kuruldu. Enstitünün internet sitesine göre, AIT personelinin toplam sayısı 550’nin üzerine çıktı ve bu sayı ile Taipei’deki en büyük yabancı misyon haline geldi.
2023 yılında Tayvan ile ticaret anlaşması imzalayan ilk Avrupa ülkesi olan ve Tayvan’ın yerli denizaltı programı için teknoloji sağladığı bildirilen İngiltere de, Taipei misyonunun kadrosunu %40’ın üzerinde artırdı.
2023 itibariyle, İngiltere’nin Taipei’deki fiili büyükelçiliğindeki personel sayısı 2017’deki 35’ten 50’ye çıktı. Bu sayıya, konuyla ilgili kaynaklara göre, iki yıldan kısa bir süre önce İngiltere tarafından atanan iki önemli yeni görevli de dahil: bir boğazlar güvenliği ve bölgesel güvenlik başkanı ve ticarete odaklanan bir güvenlik danışmanı.
Çin Stratejik Riskler Enstitüsü’nün yönetici direktörü Andrew Yeh, “İngiltere ve müttefiklerinin Tayvan’daki diplomatik kaynaklarını güçlendirmeleri mantıklı” dedi. “İngiltere, Tayvan ile ticareti ve yatırımları derinleştirerek, özellikle de güçlü bilim ve teknoloji altyapısından çok şey kazanabilir” diye ekledi.
Tayvan’da bir kriz olması durumunda Okinawa adalarından 120.000 kişiyi tahliye etme planları yapan Japonya da varlığını güçlendiriyor. Japonya-Tayvan Değişim Derneği olarak bilinen fiili büyükelçiliğinin personel sayısı önemli ölçüde arttı.
İlgili kaynaklara göre, yerel personel de dahil olmak üzere misyonun toplam personel sayısı son beş yılda yaklaşık iki katına çıkarak 50’den 110’a yükseldi. Ek personel arasında, ekonomi ve kültürün ötesinde bir yetki alanına sahip ikinci bir temsilci yardımcısı da bulunuyor: Japonya’nın temsilcisi emekli bir diplomat; birinci yardımcısı, resmi olarak derneğe geçici olarak atanan Ekonomi, Ticaret ve Sanayi Bakanlığı’ndan bir yetkili; ikinci yardımcısı ise teknik olarak geçici olarak atanan Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili.
İçeriden edinilen bilgilere göre, bir zamanlar Çin’deki görevlerden daha az prestijli olarak görülen Taipei’deki görevler, artık daha fazla önem ve anlam kazanmış durumda.
Tayvan’ın DSET düşünce kuruluşunun CEO’su Jeremy Chih-Cheng Chang, Taipei’deki yabancı misyonların teknoloji ve ulusal güvenlik konularında yerel uzmanlarla işbirliğini artırdığını söyledi.
Nikkei Asia’ya verdiği demeçte, “Birçok temsilcilik artık yarı iletkenler, yapay zeka, enerji güvenliği ve insansız hava araçları ile ilgili araştırma projelerinde DSET ile düzenli olarak işbirliği yapıyor” dedi.
Ayrıca, ülkelerindeki akademisyenler ile Tayvanlı düşünce kuruluşları arasında bağlantıları kolaylaştırdıklarını da sözlerine ekledi. “Bir keresinde DSET’i ziyaret eden bir büyükelçi, ülkesinden beş akademisyenin profilini tek tek çıkardı. Büyükelçi, ‘Düşünce kuruluşunuzun çalışmalarını incelediğimizde, bu araştırmacılar sizin özel projelerinizle uyumlu olduğunu gördük’ diyerek ortak araştırma başlatmak için aktif olarak girişimde bulundu” dedi.
Tayvan parlamentosunun dışişleri ve savunma komitesinin eşbaşkanı olan milletvekili Puma Shen, yabancı diplomatların casuslukla mücadele için Tayvan hükümetiyle siber güvenlik ve istihbarat paylaşımı konusunda işbirliği yapmasının hayati önem taşıdığını savundu. Shen, Tayvan Yabancı Muhabirler Kulübü’nün düzenlediği bir brifingde, “Ulusal güvenlik tehditleri için bilgi akışı ve para akışı ulusal sınırları tanımaz” dedi. “Yabancı hükümetlerin, Çin’in ekonomik casusluk ve hackleme iddialarıyla ilgili faaliyetler hakkında bilgi paylaşmak” için Lai yönetimi ile işbirliği yapması gerektiğini savundu.
Avustralya, Çek Cumhuriyeti ve Almanya gibi bazı ülkeler de adımlarını hızlandırdı.
1981 yılında sadece dört personelle kurulan Avustralya Ofisi’nde şu anda 50’den fazla personel çalışıyor. 2022’de Avustralya hükümeti, Taipei’de fiilen askeri ataşe görevi gören bir “stratejik işler direktörü” atadı.
“Çok büyüdük ve her türlü işi yapıyoruz” diyen iyi bir kaynak, “Ancak enerji güvenliği büyük bir odak noktası. Bu sadece mal satmakla ilgili değil” dedi. Kaynak, Avustralya’nın Tayvan’ın en büyük enerji tedarikçisi olduğunu ve Tayvan’ın kömür ihtiyacının yarısını, doğal gaz ihtiyacının ise %40’ını karşıladığını belirtti.
Alman Enstitüsü Taipei’deki bir kaynak, bu yaz personel sayısını artıracağını ve “siyasi departmana yeni bir pozisyon ekleyeceğini” söyledi. Kaynak, “Konsolosluk işleri departmanındaki personel sayısını da artıracağız. Bu, esas olarak TSMC’nin Almanya’daki yatırımıyla ilgili” dedi.
Kaynak, “Kültürel ve ekonomik konulara eskisi kadar dahil değiliz, siyasi çalışmalara daha fazla dahil oluyoruz. Bunun nedeni, Tayvan’ın bugün çok daha fazla siyasi ilgi görmesi ve daha fazla siyasi analiz, raporlama ve işbirliği projelerine olan ‘talebi’ karşılamamız gerektiğidir” ifadelerini kullandı.
Avrupa Güvenlik Politikası Değerleri Merkezi’nden Marcin Jerzewski’ye göre, Çek Cumhuriyeti de, ekonomik alışverişleri güçlendirmek için Tayvan’daki varlığını artırdı.
Jerzewski, Nikkei Asia’ya verdiği demeçte, “Çek Ekonomi ve Kültür Ofisi artık bir kültür ve kamu diplomasisi enstitüsü olan Çek Merkezi’nin direktörünü ve CzechInvest’i barındırıyor” dedi. “Bu iki yeni kurumun fiili büyükelçilik bünyesindeki varlığı, Prag ve Taipei arasındaki gayri resmi ancak önemli bağların kurumsallaşmasında önemli bir dönüm noktasıdır” diye ekledi.
İsveç’in Taipei’deki fiili büyükelçiliğinin geçen ay yayınladığı bir nota göre, İsveç Dışişleri Bakanlığı ağustos ortasında Taipei’ye bir temsilci yardımcısı gönderecek, bu da misyona bir diplomat daha ekleneceği anlamına geliyor. Misyona şu ana kadar sadece fiili büyükelçi olmak üzere bir diplomat bulunuyor.
Avrupa Birliği misyonunda ise, bir AB diplomatının Nikkei Asia’ya verdiği bilgiye göre, Siyasi, Basın ve Enformasyon Bölümü’nde dört, Ticaret Bölümü’nde dört olmak üzere toplam 14 personel görev yapıyor.
Diplomat, “Küçük bir PPI bölümü, siyasi bağlamın AB ile Tayvan arasındaki ekonomik ve ticari ilişkileri nasıl etkilediğini inceleyip analiz etmek anlamında siyasi çalışmalar yürütüyor. Çalışmalarımızın bağlamı, AB’nin Hint-Pasifik Stratejisi ile ekonomik, ticari, küresel ve güvenlik konuları gibi kümeler içinde oldukça iyi tanımlanmıştır” dedi.
Diplomasi
Xi ve Putin Moskova’da buluştu: ‘Güç politikasına karşı çıkma’ vurgusu

Devlet Başkanı Xi Jinping, Çin ve Rusya’nın tek taraflılığa ve güç politikasına karşı çıkma konusunda özel bir sorumluluğu olduğunu vurguladı.
9 Mayıs Zafer Bayramı törenine katılmak için Moskova’ya giden Xi Jinping, bu vurguyu perşembe günü Kremlin’de Rus mevkidaşı Vladimir Putin ile resmi görüşmelere başlarken yaptı.
Xi, toplantının başında yaptığı açıklamada, “Seksen yıl önce, Çin ve Rusya halkları büyük bir zafer elde etmek için muazzam fedakarlıklar yaptılar ve dünya barışı ve insanlığın ilerlemesi için silinmez bir sayfa yazdılar” dedi.
Xi, “Bugün, uluslararası sahnede tek taraflılık eğilimleri, güç politikası ve zorbalık karşısında Çin, Rusya ile birlikte büyük ülkeler ve BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olarak özel sorumluluklarımızı üstleneceğiz” diye konuştu.
Xi, ikili güvenin derinleştiğini ve Çin ile Rusya arasındaki bağların “daha sakin, kendinden emin, istikrarlı ve dirençli hale geldiğini” söyledi.
“Çin, Rusya ve çok sayıda gelişmekte olan ülkenin hak ve çıkarlarını kararlılıkla savunacak ve eşit ve düzenli çok kutuplu bir dünya ile evrensel olarak faydalı ve kapsayıcı bir ekonomik küreselleşmeyi ilerletmek için el ele çalışacağız” dedi.
Putin açılış konuşmasında, “değerli dostu” ile doğrudan görüşme fırsatını takdir ettiğini belirterek, Japonya ile savaşın sona ermesinin 80. yıldönümünü anmak için Çin’i ziyaret etmekten memnuniyet duyacağını ekledi.
Kremlin’den yapılan açıklamaya göre Putin, Çin Halk Kurtuluş Ordusu askerlerinin cuma günü yapılacak Zafer Bayramı geçit törenine katılan “en büyük yabancı askeri birlik” olacağını da kaydetti.
Putin, savaş yıllarında gelişen iki ülke arasındaki askeri kardeşliğin “modern Rus-Çin ilişkilerinin temel dayanaklarından biri” olduğunu da sözlerine ekledi.
“Çinli dostlarımızla birlikte, tarihi gerçeği kararlılıkla koruyor, savaş yıllarındaki olayların anısını yaşatıyor ve neo-Nazizm ve militarizmin modern tezahürlerine karşı koyuyoruz” dedi.
Putin, dostluğu güçlendirme ve işbirliğini genişletme niyetinin Rusya ve Çin’in “stratejik etkileşim” temelinde oluşturduğu bir niyet olduğunu ve ilişkilerin geliştirilmesinin her iki ülkenin yararına olduğunu ve “kimseye karşı olmadığını” söyledi.
Görüşme öncesinde Kremlin’de Xi Jinping için kırmızı halı serildi. Çin heyetinde Xi’nin genel sekreteri Cai Qi, Dışişleri Bakanı Wang Yi ve Ticaret Bakanı Wang Wentao da yer alıyor.
Bu, Xi’nin 2013’te göreve gelmesinden bu yana Rusya’ya yaptığı 11. ziyaret ve Putin ile bu yılki üçüncü görüşmesi.
Xi’nin Moskova ziyareti, ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin ürünlerine en sert gümrük vergilerini uygulamaya koymasının ardından Çin’in ABD’nin yoğun baskısıyla boğuştuğu bir dönemde gerçekleşti.
ABD’den ithalata misilleme vergileriyle yanıt veren Çin, aynı zamanda, çalkantılı dönemlerde ekonomik entegrasyon ve küresel düzene bağlı, istikrarlı ve uzun vadeli bir ortak olarak kendini göstermeye çalışıyor ve Güneydoğu Asya’dan Avrupa ve Latin Amerika’ya kadar birçok ülkeyi kendine çekmeye çalışıyor.
Çin ve ABD’den üst düzey yetkililer, bu hafta sonunda İsviçre’de bir araya gelerek, uzun bir ticaret müzakereleri sürecine girmeden önce tarafların birbirlerinin pozisyonlarını daha net anlamalarına olanak tanıyacak görüşmelerde bulunacaklar.
Kremlin’den yapılan açıklamaya göre, Ukrayna’daki savaş, Rusya-ABD ilişkileri, gelişmekte olan ekonomilerin oluşturduğu BRICS grubu ve G20 kapsamındaki işbirliği, Xi-Putin görüşmelerinin gündeminde üst sıralarda yer alacak.
Xi ve Putin, ortak açıklamalar ve basın toplantısı öncesinde, önerilen Sibirya’nın Gücü 2 doğalgaz boru hattı da dahil olmak üzere ekonomik ve enerji konularını da görüşecek.
Dayanışma gösterisi olarak, Putin’in “ana konuk” olarak nitelendirdiği Xi, Sovyetler Birliği’nin İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi Almanyası’na karşı kazandığı zaferin 80. yıldönümü anma törenine cuma günü Kızıl Meydan’da katılacak.
Xi, dört günlük resmi ziyaret için çarşamba günü yerel saatle Moskova’ya indi. Xi, havaalanında yazılı bir konuşmada, Çin’in İkinci Dünya Savaşı’nın “zafer mirasını” korumak için Rusya’nın yanında olduğunu yineledi.
Xi, “Kararsızlık ve istikrarsızlıkla dolu değişken bir uluslararası ortam karşısında, Çin ve Rusya … İkinci Dünya Savaşı’nın sonuçlarını ortaklaşa koruyacak, BM merkezli uluslararası sistemi ve uluslararası hukuka dayalı uluslararası düzeni kararlılıkla savunacak, hegemonya ve güç politikasına kararlılıkla karşı çıkacaktır” dedi.
Diplomasi
Ukrayna, maden yatakları bilgilerini önce ABD ile paylaşacak

Ukrayna, ABD ile imzaladığı kaynak anlaşması kapsamında Amerikalı yatırımcılara ülkedeki maden yatakları verilerine öncelikli erişim hakkı tanıyacak. Ekonomi Bakanı Yuliya Sviridenko ve yardımcısı Taras Kaçka, anlaşmanın yeni bir yatırım fonu kurduğunu ve ABD’nin kritik hammadde, petrol ve doğalgaz alanlarında ilk bilgiyi alacağını belirtti. Fonun birkaç hafta içinde faaliyete geçmesi bekleniyor.
Ukrayna, ABD ile imzaladığı kaynak anlaşması kapsamında Amerikalı yatırımcılara ülkedeki maden yatakları verilerine öncelikli erişim hakkı tanıyacak.
Strana gazetesinin aktardığına göre, 30 Nisan’da imzalanan anlaşma, ABD-Ukrayna Yeniden Yapılanma Yatırım Fonu (RIF) adında yeni bir fon kurulmasını öngörüyor.
Anlaşma çerçevesinde oluşturulan fonun etkinliği, “kritik hammadde, petrol ve doğalgaz başta olmak üzere yeni yatırım fırsatları hakkında ilk bilgiyi” alacak olan Amerikalı ortakların ilgisine bağlı olacak. Diğer şirketler için ise eskiden olduğu gibi ihaleler ve açık artırmalar düzenlenmeye devam edecek.
Bu şirketler de destek için fona başvurabilecek.
Fonun yöneticileri henüz belirlenmedi.
Habere göre, ABD tarafından DFC (Uluslararası Finans Kurumu) ve Hazine Bakanlığı temsilcileri bu görevde yer alabilir.
Ukrayna Ekonomi Bakanı Yuliya Sviridenko ve yardımcısı Taras Kaçka, düzenledikleri basın toplantısında, fonun birkaç hafta içinde faaliyete geçeceğini bildirdi.
Açıklanmayan ek anlaşmalara ilişkin müzakerelerin her gün devam ettiğini belirten Kaçka, “büyük olasılıkla” belgelerin kamuoyuna duyurulacağını da sözlerine ekledi.
Daha önce yayımlanmamış olan iki ek anlaşmanın içeriği hakkında Zerkalo Nedeli dergisi kaynaklara dayandırdığı haberinde detaylar vermişti.
Dergi, bu ayın başında yayımladığı haberde, Amerikalı yatırımcıların maden çıkarma ve altyapı alanındaki potansiyel projeler hakkında bilgiyi ilk alacaklarını ve bu bilgiyi üç aya kadar inceleyebileceklerini belirtmişti.
Sadece Amerikalı yatırımcıların reddetmesi durumunda diğer yatırımcılar projeye erişebilecek, ancak altı ay boyunca koşulların ABD’ye sunulanlardan daha mali açıdan avantajlı olamayacağı ifade edilmişti.
Ukrayna ve ABD, kaynak anlaşmasını 30 Nisan’da imzaladı. Belge, ABD tarafına yatırım güvenliği garantileri ve Ukrayna topraklarındaki maden çıkarma faaliyetlerine katılma hakkı sağlıyor.
Fon, önemli madenlerin, petrol ve doğalgazın çıkarılmasına, ilgili altyapıya ve işlenmesine yatırım yapacak.
ABD ve Ukrayna, projeleri ortaklaşa seçecek ve yönetimde eşit oy hakkına sahip olacak.
Anlaşma, 57 farklı madeni içeriyor. Associated Press ajansının haberine göre, anlaşma Ukrayna’ya hâlihazırda gelir getiren kaynakları kapsamıyor ve herhangi bir kâr, yeni yatakların geliştirilmesi ve maden çıkarılması için önemli yatırımlara bağlı.
Bakan Sviridenko, kaynakların tam mülkiyetinin ve kontrolünün Kiev’de kaldığını, nerede ve ne çıkarılacağına Ukrayna’nın karar verdiğini vurguladı.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 5 Mayıs’ta yaptığı açıklamada, Moskova’nın kaynak anlaşmasının içeriğine aşina olmadığını ve detaylara inmeden anlaşma hakkında yorum yapmanın mümkün olmadığını ifade etmişti.
ABD ile Ukrayna arasındaki maden anlaşmasının nihai metnine bakış
-
Görüş2 hafta önce
Pahalgam terör saldırısı, Hindistan ve Pakistan yine kavgalı…
-
Görüş2 hafta önce
Dönüşümün gereklilikleri ve ulusal ortaklığın ihtiyaçları arasında Hamas
-
Görüş6 gün önce
Hindistan ve Pakistan savaşır mı?
-
Avrasya Günlüğü2 hafta önce
ABD’li ekonomist: Çin’in “e-ticaret + altyapı” sinerjisi bölgesel ekonomik dönüşümü hızlandırıyor
-
Görüş1 hafta önce
ABD, Ukrayna’ya ihanet etti
-
Dünya Basını2 hafta önce
Jeffrey Sachs: ABD’nin Asya’daki askeri üslerini kapatın
-
Avrasya Günlüğü2 hafta önce
Francis Acquah Amaning ile Çin-Afrika dijital işbirliğinin ilerlemesi ve potansiyeli üzerine röportaj
-
Avrasya Günlüğü2 hafta önce
Francis Gurry ile Çin’in küresel dijital yönetişimin şekillendirilmesinde oynadığı rol üzerine röportaj