Bizi Takip Edin

Avrupa

Alman ekonomisi umut vermiyor

Yayınlanma

Almanya’nın önde gelen enstitüleri, en erken 2026’da Alman ekonomisinde hafif bir toparlanma bekliyorlar ama bunun bile ağır bir bedeli olacak.

Birkaç ay önce Alman ekonomisi için umut veren işaretler şimdiden kayboldu. Önde gelen ekonomi araştırma enstitüleri perşembe günü 2025 için ekonomik tahminlerini düşürdüler:

Handelsblatt’ta yer alan analize göre Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü (IfW) artık gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) sadece yüzde 0,1 büyüyeceğini tahmin ediyor.

Essen merkezli Leibniz Ekonomi Araştırmaları Enstitüsü (RWI) yüzde 0,2 büyüme öngörürken, Ifo Enstitüsü de yüzde 0,2 büyüme tahmininde bulunuyor. Halle Ekonomi Araştırmaları Enstitüsünün (IWH) büyüme tahmini ise yüzde 0,2.

Yaz başında, 2025 için ortalama büyümenin yüzde 0,3 civarında olacağını tahmin ediyorlardı.

Aşağı yönlü revizyonun ana nedeni, hükümetin teşvik tedbirlerinin önceden tahmin edilenden daha az etkili olması ve elektrik vergisinin sadece sanayi için indirilmesi.

Enstitüler, bu yıl içinde bir başka resesyon, yani iki çeyrek üst üste iktisadi üretimin daralmasını beklemiyor.

İkinci çeyrekte GSYİH’nin yüzde 0,3 oranında düşmesinin ardından, üçüncü çeyrekten itibaren minimal bir büyüme bekleniyor. 

Fakat tahminlere göre, bundan sonra da daha güçlü bir ivme olmayacak.

Bu, federal hükümet için iyi bir haber değil. Şansölye Friedrich Merz, “iktisadi bir dönüm noktası” vaat etmiş ve büyümeye dönüşü en önemli hedefi haline getirmişti.

Almanya’nın GSYİH’si şu anda, koronavirüs pandemisi ve Ukrayna savaşından önceki 2019 yılındaki seviyeye benzer bir seviyede.

IfW baş ekonomisti Stefan Kooths, “Kendi kendine sürdürülebilir bir toparlanmanın itici güçleri hâlâ zayıf,” diyor.

Bu durumun bu yıl değişme olasılığının düşük olması, federal hükümet içindeki iktisat politikası reformları hakkındaki tartışmaları yoğunlaştıracak gibi görünüyor.

Enstitüler 2025’ten sonraki yıllarda daha fazla büyüme bekliyor olsa da, tahminlerdeki beş noktaya daha yakından bakıldığında, bunun coşkuya kapılmak için bir neden olmadığı görülüyor.

1. Büyüme umudu: Canlanma ancak 2026’da gelecek

Almanya, gelecek yıldan itibaren yeniden bir canlanma yaşayabilir.

IfW, 2026’da yüzde 1,3’lük bir büyüme bekliyor. Enstitünün 2027 için ilk tahmini yüzde 1,2.

RWI, 2026’da yüzde 1,1 ve 2027’de yüzde 1,4 büyüme öngörüyor.

Ifo Enstitüsü, gelecek yıl yüzde 1,3 ve sonraki yıl yüzde 1,6 büyüme bekliyor.

IWH ise çok daha karamsar bir tahminde bulunarak 2026 için yüzde 0,8 ve 2027 için yüzde 0,6 büyüme öngörüyor.

Bundan en çok yararlanacak olan sektör işgücü piyasası olacak. İşsizlik oranı bu yıl hâlâ yüzde 6,3 seviyesinde olsa da, 2027’ye kadar yüzde 5,8’e düşeceği tahmin ediliyor.

Yaz başında yapılan tahminlere kıyasla, bu hâlâ bir gerileme anlamına geliyor. O dönemde, enstitüler gelecek yıl için ortalama %1,5 civarında bir büyüme bekliyorlardı.

2. Büyüme devlet tarafından finanse ediliyor

Buna ek olarak, gelecek yılki canlanma sadece daha küçük olmakla kalmayacak, aynı zamanda yüksek bir bedeli de olacak.

Federal hükümet, altyapı ve savunma alanlarında borcu önemli ölçüde artırarak, enerji fiyatı sübvansiyonları, şirketler için süper amortisman ve restoran sektöründe ve yaşlılar için vergi indirimleri yoluyla büyümeyi yapay olarak teşvik ediyor.

IfW, hükümetin 2026 yılına kadar bu şekilde ekonomiye 42 milyar avro daha pompalayacağını tahmin ediyor. 2027 için tahmin 22 milyar avro.

IfW’nin hesaplamalarına göre, hükümetin genişlemeci maliye politikası tek başına önümüzdeki yıl beklenen büyümenin 0,6 puanını oluşturuyor. 2027 yılında bu rakam 0,3 puan olacak.

RWI’nin rakamları da benzer: enstitü, her iki yılda da hükümetin teşviklerinin büyümeyi yaklaşık 0,5 puan artıracağını tahmin ediyor.

Sorun, artan hükümet harcamalarının ekonominin büyüme potansiyelini otomatik olarak artırmaması. Hükümetin vereceği çok sayıda sözleşme, üretim kapasitelerinin genişlemesine yol açmayabilir, aksine fiyatların yükselmesine neden olabilir.

Almanya, demografik değişim nedeniyle ek işgücü arzının azalması ve bürokratik yükler ile dijitalleşmenin yetersizliği nedeniyle kapasite genişletmeyi cazip hale getirmemesi nedeniyle bu duruma özellikle maruz kalıyor.

RWI Baş Ekonomisti Torsten Schmidt, “Devlet yatırımları uzun vadede özel sektör faaliyetlerinin yerini alamaz,” diyor.

Bu durum, işsizlik oranındaki düşüşün sevincini de gölgeliyor: yeni işler çoğunlukla hükümetle ilgili hizmet sektöründe yaratılıyor ve bu sektör, iş kayıplarının devam ettiği Alman sanayisinden önemli ölçüde daha az verimli.

Aynı zamanda, devlet harcamaları önemli ölçüde daha yüksek borçlanmaya yol açıyor: RWI’ye göre, genel kamu açığı oranı, yani kamu sektörünün yıllık yeni borcunun ekonomik çıktıya oranı, bu yılki yüzde 2’den 2027 yılına kadar yüzde 3,6’ya yükselecek.

Bir başka özel etki de var: 2026 yılında çalışma günü sayısı, örneğin resmi tatillerin daha sık hafta sonlarına denk gelmesi nedeniyle, önemli ölçüde artacak. Bu etki, 2026 yılındaki tahmin edilen büyümenin 0,3 puanını daha oluşturuyor.

IfW uzmanları, “Bu etkiler olmasaydı, geri kalan toparlanma son derece zayıf olurdu, bu nedenle kendi kendine sürdürülebilir bir yükselişten söz edilemez,” diye yazıyor.

Bu iki etki hesaba katılmadığında, 2026’da “gerçek toparlanma” olarak sadece yüzde 0,4’lük bir GSYİH büyümesi kalıyor.

2027 için düzeltilmiş büyüme yüzde 0,8. RWI’nın varsayımlarına göre, düzeltilmiş GSYİH değişimi sadece yüzde 0,3. 2027’de bu oran yüzde 0,8 olacak.

Devlet öncülüğündeki toparlanma, özel sektör rakamları tarafından da teyit ediliyor. RWI’ye göre, özel sektörün ekipman yatırımları 2025 yılında yüzde 2,3 oranında azalacak ve sonraki yıllarda, amortisman koşullarının iyileşmesine rağmen, sırasıyla yüzde 2 ve yüzde 1,7 oranında sadece ılımlı bir toparlanma gösterecek.

Buna karşılık, aynı dönemde hükümetin ekipman yatırımları yaklaşık yüzde 11 ila yüzde 22 oranında artacak. Özel tüketim, kısmen ücret artışlarının yavaşlaması nedeniyle, gelecek yıl ve sonraki yıl yüzde 1 bile artmayacak.

3. Büyümenin frenleri: Kapasite kullanımının yetersizliği

Rekor düzeydeki devlet siparişleri dışında iktisadi ortam karmaşık olmaya devam ediyor.

“Gerçek bir canlanma”nın önündeki engel teşkil eden ve Alman şirketlerinin şu anda yapabileceklerinden çok daha az üretim yapmalarına neden olan birkaç gelişme var. Handelsblatt’a göre kapasite kullanımının yetersizliği bunnlar arasında yer alıyor.

Bunun bir nedeni, ABD’ye yapılan ihracat için yapılan gümrük vergisi anlaşması. Bununla ilgili belirsizlik ve yüzde 15’lik gümrük vergileri, Almanya’nın en önemli faaliyetlerinden ihracatını olumsuz etkiliyor.

IfW hesaplamalarına göre, ABD gümrük vergileri 2025 ve 2026’da iktisadi çıktıyı yüzde 0,3 oranında azaltacak ki bu, 13 milyar avroya eşit.

Diğer bir risk ise uluslararası finans piyasalarındaki gerginlik. Son günlerde devlet tahvillerindeki risk primleri önemli ölçüde arttı.

4. Sanayi kapasitesi azalıyor

Öte yandan dış koşulların iyileşmesi tek başına Almanya’nın yeniden gerçek bir canlanma yaşamasına yetmeyecek.

Bunun nedeni, Alman ekonomisinin kapasitesinin yetersiz kullanılmasına paralel olarak, ekonominin yapısının da değişmesi.

Üretim kapasiteleri sadece kullanılmamakta kalmıyor, görünüşe göre kalıcı olarak azaltılıyor. Bu, Alman ekonomisi normal kapasite kullanımına dönse bile, daha yüksek büyüme oranlarının artık mümkün olmayabileceği anlamına geliyor.

Bu durum özellikle sanayi için geçerli. Sanayinin katma değeri şu anda 2019 seviyesinin yüzde 4’ün altında. IfW, “Bu bağlamda, son derece düşük kapasite kullanımı, iktisadi toparlanma için daha az alan olduğunu ve bunun yerine üretim kapasitesinde daha da azalma olacağını işaret ediyor olabilir,” diye yazıyor.

RWI’ye göre, bunun bir başka kanıtı da, şirketlerin önümüzdeki altı ay için iş beklentilerinin biraz toparlanmış olmasına rağmen, durumlarını hâlâ kötü olarak değerlendirmeleridir: 

İktisatçılara göre, şirketler yerel koşulların iyileşmesinden çok hükümet programlarına umut bağlıyorlar.

5. Yapısal değişimi yavaşlatacak reformlar

Enstitülere göre, bu eğilimi durdurmak için kapasite geliştirmeye olanak tanıyan “yapısal reformlar” gerekli.

Bu gerçekleşirse, yeni borçtan kaynaklanan çok sayıda devlet sözleşmesi de bunun sürdürülebilir büyümeye yol açmasını sağlayabilir.

İktisatçılar öncelikle sosyal güvenlik sistemleri ve enerji politikası için reformlar öneriyor. RWI uzmanı Schmidt, “Devletin harcama programları kısa vadede ekonomiyi istikrara kavuşturabilir fakat Alman ekonomisinin temel rekabet gücü sorunlarını çözmez,” diyor.

Sosyal politikada, demografik nedenlerle çalışan nüfusun azalmasını yavaşlatmak için sistemler, daha fazla vatandaşın çalışmaya teşvik edilecek şekilde tasarlanmalı tezleri ortaya atılıyor.

Enstitülere göre enerji sektöründe, şirketlerin enerji kaynakları daha iyi olan ülkelere göçünü durdurmak için öncelik, Almanya’da enerji fiyatlarını düşürmek ve arz güvenliğini artırmak olmalı.

Uzmanlar, enerji fiyatı sübvansiyonlarından ziyade enerji piyasasında yapısal düzenlemelerin önemli olduğunu düşünüyor.

Avrupa

İngiltere ve Almanya askeri ortaklıkta yeni döneme giriyor

Yayınlanma

İngiltere ve Almanya, Rusya’ya karşı ortak savunma adımları kapsamında 2034 yılına kadar 2 bin kilometre menzilli yeni bir silah sistemi geliştirmeyi planlıyor. Gizli yürütülen Deep Precision Strike programı kapsamında hayata geçirilecek 35 milyar avro bütçeli projede, seyir füzesi ve hipersonik füze seçenekleri değerlendiriliyor.

İngiltere ve Almanya, savunma alanındaki ortaklıklarında yeni bir döneme adım atıyor. İngiliz The Telegraph ve Alman Die Welt gazetelerinin savunma kaynaklarına dayandırdığı haberine göre Londra yönetimi, Soğuk Savaş döneminden kalan “pasif ve yetersiz Almanya” algısını geride bırakarak, Berlin’i Rusya’ya karşı koyma sürecinde hayati bir ortak olarak değerlendirmeye başladı.

İngiltere’de Başbakanlık görevine gelen Andy Burnham döneminde iki ülke arasındaki askeri ilişkilerin daha da hız kazanması öngörülüyor.

İngiliz askeri kaynaklarından biri, Londra’nın uzun yıllardır Berlin’in savunma alanında üstlenmesini istediği ancak siyasi nedenlerle mümkün olmayan bu rolün artık gerçeğe dönüştüğünü ve ilişkilerde tamamen yeni bir başlangıç yapıldığını ifade etti.

35 milyar avroluk gizli füze projesi

İki ülkenin askeri ortaklığının en önemli adımı, “Deep Precision Strike” (DPS) adlı gizli füze programı oldu. Yaklaşık 35 milyar avro bütçesi bulunan bu amiral gemisi proje kapsamında, 2034 yılına kadar 2 bin kilometre menzilli bir füze geliştirilmesi hedefleniyor.

Çalışmalarda şu anda iki farklı alternatif üzerinde duruluyor. Bu seçeneklerden birincisini alçaktan uçan bir seyir füzesi, ikincisini ise ses hızının beş katını aşabilen bir hipersonik füze modeli oluşturuyor.

Mayıs ayında Financial Times gazetesi, Fransa’nın da İngiltere ve Almanya tarafından yürütülen uzun menzilli füze programına dahil olmak istediğini yazmıştı.

Ancak Die Welt gazetesinin analizine göre, Berlin ile Londra arasındaki DPS projesi, Avrupa savunmasında geleneksel olarak öne çıkan Almanya-Fransa ortaklığından bir kopuşu temsil edebilir.

Fransa ile ortak projeler sekteye uğradı

Almanya ile Fransa’nın haziran ayında sonlandırıldığını duyurduğu ortak savaş uçağı projesi FCAS’ın başarısızlıkla sonuçlanmasının arkasında, Berlin yönetiminin duyduğu memnuniyetsizlikler yer alıyor.

Alman tarafı, Paris’in projeyi öncelikle Almanya’nın finansal kaynaklarını kullanmak amacıyla tasarladığını ve askeri teknolojileri eşit düzeyde paylaşmaya yanaşmadığını savunuyor.

Gazetede yer alan değerlendirmelere göre, Fransız yetkililerin süreçteki yaklaşımları da iki ülke arasındaki ortaklığı zayıflatan unsurlardan biri oldu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Almanya, tren istasyonlarında alkol tüketimini yasaklıyor

Yayınlanma

Alman demiryolu şirketi Deutsche Bahn, yolcuları ve personeli saldırılardan korumak amacıyla 15 Ekim itibarıyla ülkedeki tüm tren istasyonlarında alkol tüketimini yasaklamayı planlıyor. Güvenlik tedbirlerini artıran bu karar, 17 Temmuz’da alkollü bir yolcunun saldırısına uğrayan bir güvenlik görevlisinin hareket halindeki trenden düşerek ağır yaralanmasıyla sonuçlanan hadisenin ardından alındı.

Alman demiryolu şirketi Deutsche Bahn, hem yolcularını hem de çalışanlarını yönelik saldırılardan korumak amacıyla ülkedeki bütün tren istasyonlarında alkol tüketimini yasaklamaya hazırlanıyor.

Bild gazetesinin aktardığına göre, söz konusu yeni uygulama 15 Ekim tarihi itibarıyla yürürlüğe girecek.

Deutsche Bahn Yönetim Kurulu Başkanı Evelyn Palla, kuralların sıkılaştırılmasına ilişkin karar hakkında yaptığı açıklamada, garlarda ve trenlerde düzen ile güvenliği tesis etmek istediklerini vurguladı.

Palla, kendisi için tek önemli hususun çalışanların ve yolcuların korunması olduğunu ifade etti.

Söz konusu yasağın yürürlüğe konulması kararı, 17 Temmuz akşamı Offenburg ile Karlsruhe arasındaki demiryolu hattında meydana gelen bir hadisenin ardından alındı. Bölgesel bir trende gerçekleştirilen bilet kontrolü esnasında, alkollü bir yolcu ile görevliler arasında tartışma çıktı.

Trenin Ettlingen-Bruchhausen durağı yakınlarında seyrettiği sırada bir güvenlik görevlisi saldırıya uğrayarak hareket halindeki trenden aşağı düştü ve ağır yaralandı.

Bild gazetesinin haberinde, yaşanan bu son olayın federal polisin istatistiklerini de doğruladığı kaydedildi.

Emniyet verilerine göre, tren istasyonlarında meydana gelen tüm suçların yaklaşık üçte biri alkolün etkisi altındaki kişiler tarafından işleniyor.

İstasyonlarda alkol tüketimine artık müsaade etmeyeceklerini belirten Palla, yüksek miktarda alkol tüketilen noktalarda şiddet eğiliminin de arttığını çok sık gözlemlemek durumunda kaldıklarını dile getirdi.

Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinin aktardığı ve Alman Bağımlılıkla Mücadele Merkezi (DHS) tarafından hazırlanan “Bağımlılık 2025” (Jahrbuch Sucht 2025) raporundaki veriler de ülkedeki tablonun boyutunu ortaya koyuyor.

Rapora göre Almanya’da nüfusun yüzde 20’sinden fazlası, sağlık açısından risk teşkil edecek düzeyde alkol tüketiyor.

Araştırma sonuçları, ülkede her yıl 47 bin 500 kişinin alkol kullanımıyla bağlantılı nedenlerden ötürü hayatını kaybettiğini gösteriyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Spahn’ın istifası Merz için fırsat olabilir

Yayınlanma

Friedrich Merz’in Berlin’deki en sadık destekçilerinden Jens Spahn’ın istifası, Almanya Şansölyesi için beklenmedik bir siyasi fırsat haline geldi.

Merz’in partisi Hıristiyan Demokrat Birliği’nin (CDU) meclis grubu başkanı Spahn, kendisi ve eşinin Almanya’da yasak olmasına rağmen ebeveyn olmak için ABD’de bir taşıyıcı anne kullandıklarını itiraf etmelerinin ardından cumartesi günü istifa etti.

Bu ayrılış ilk başta bir aksilik gibi görünse de Merz, istifayı kendi lehine çevirmek için hemen harekete geçti ve pazar günü kabine değişikliği olasılığını gündeme getirdi.

Kabine değişikliği Merz için cazip bir seçenek çünkü Spahn zaman zaman onun önünde bir engel teşkil ediyordu: 46 yaşındaki eski sağlık bakanı, sadece zaman zaman planlarına karşı çıkan bir parti içi rakip olmakla kalmayıp, koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti (SPD) içindeki daha sol eğilimli politikacılar tarafından da sevilmeyen bir isimdi.

Spahn’ın ayrılmasıyla Merz, koalisyonu istikrara kavuşturmak için yeni bir CDU parlamento grubu başkanı seçebilir.

Kabine değişikliği ayrıca, sonbaharda yapılacak ve Almanya için Alternatif’in (AfD) iyi bir performans sergilemesi ve eylül ayında doğu Almanya’daki Saksonya-Anhalt eyaletinde mutlak çoğunluğu elde etmesi beklenen kritik eyalet seçimleri öncesinde siyasi bir “resetleme” yapmasına olanak tanıyacak.

Merz’in sözcüsü Stefan Kornelius, başbakanın şu anda bir sonraki hamlesini değerlendirdiğini söyledi.

Merz ve diğer üst düzey muhafazakarların önümüzdeki günlerde somut bir öneri sunması bekleniyor.

POLITICO’nun eline geçen ve milletvekillerine gönderilen bir mesaja göre, pazartesi günü yapılan CDU liderlik toplantısının ardından, muhafazakâr milletvekillerinden, devam eden yaz tatiline rağmen, önümüzdeki hafta çarşamba günü Bundestag’da yeni bir parlamento grup başkanı seçmek üzere bir toplantıya hazırlanmaları istendi.

Yeni bakan atamalarını da içeren daha kapsamlı bir kabine değişikliği olması durumunda, Bundestag’da tam bir oturum düzenlenmesi gerekecek.

Fakat bir kabine değişikliği siyasi açıdan da zorlayıcı olabilir. Eylül ayında Almanya’nın üç eyaletinde yapılacak eyalet seçimleri göz önünde bulundurulduğunda, Merz’in temel hedeflerinden biri iktidar mücadelelerini önlemek olacak.

Mecklenburg-Batı Pomeranya eyaletinde CDU’nun önde gelen ismi Daniel Peters, pazartesi günü POLITICO’nun Berlin Playbook Podcast’ine verdiği demeçte şunları söyledi:

“Yakında yeni personel kararları almalıyız. Bunu son derece önemli buluyorum. Eğer [Merz] kabine içinde de personel değişikliklerinin gerekli olduğuna inanıyorsa, o kararları verecektir. Şu an bunu yapmak için kesinlikle uygun bir zaman.”

Merz hükümetinin ve başbakanın kendisinin tarihsel olarak en düşük destek oranlarıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde, kabine değişikliği faydalı olabilir.

Bu ayın başlarında yayınlanan en son ARD-DeutschlandTrend anketi sonuçlarına göre, Almanların yalnızca yüzde 13’ü Merz’in performansından memnun.

Bu, anketin yaklaşık 30 yıllık tarihinde görevdeki bir başbakan için kaydedilen en düşük destek oranı.

Merz’in stratejisi, bu sonbaharda parlamentodan örneğin emeklilik sisteminde gibi çok ihtiyaç duyulan reformları geçirerek destek oranlarını artırmak ve AfD’nin iktidara gelmesini önlemek.

Böylece seçmenlere, işleri halletmek için siyasi merkezin gerçekten de tek geçerli seçenek olduğunu gösterecektir; en azından hükümet içinde düşünce bu yönde.

Fakat bu önerilerin birçoğu “merkezci” seçmenler için de sancılı olacak ve Merz’in sadece 12 sandalye farkla sahip olduğu çok ince parlamento çoğunluğundaki yeterli sayıda üyeyi ikna ederek bu önerileri onaylatmak için yine de ciddi bir ikna çabası gerekecek.

Bu nedenle Merz’in, parlamento grup başkanı olarak yeni ve güçlü bir pozisyona yakın bir müttefikini önermesi bekleniyor.

Ortaya atılan isimler arasında şu anki başbakanlık ofisi şefi Thorsten Frei, CDU Genel Sekreteri Carsten Linnemann ve İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt yer alıyor.

Spahn, 2018’de CDU liderliği için Merz’e karşı yarışmış ama her ikisi de kaybetmişti. Üç yıl sonra, Merz’i yenmek için Armin Laschet ile güçlerini birleştirdi ve Laschet’in parti liderliğini kazanmasına yardımcı oldu.

Geçen yıl iktidara geldikten sonra Merz, Spahn’ı milletvekili grubu başkanı olarak atadı; bu hamle, hırslı bir rakibi ve stratejik bir siyasi düşünürü, yeni şansölyeye karşı parti içi muhalefeti yönetmekten alıkoyma çabası olarak değerlendirildi.

Ne var ki Spahn, SPD’nin daha sol kanadında da son derece sevilmeyen bir isimdi; oysa Merz’in reformlarını hayata geçirebilmesi için bu kesimin oylarına ihtiyacı vardı.

SPD’nin gençlik örgütü lideri Philipp Türmer, bir sosyal medya paylaşımında Spahn’ın ayrılışına bir bardak bira kaldırarak, kutlamalarının nedeni olarak Spahn’ın ABD’li teknoloji milyarderi Peter Thiel ile yakın olduğu iddialarını ve koronavirüs dolandırıcılığı iddialarını gösterdi.

Türmer, “Şampanya yoktu. Ama karşınıza çıkan her türlü kutlamadan en iyi şekilde yararlanmak gerekir,” dedi.

Spahn’ın adı, internete sızan Thiel’in gizli cemiyeti “Dialog”un katılımcı listesinde de yer alıyordu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English