Bizi Takip Edin

Avrupa

Alman ekonomisi umut vermiyor

Yayınlanma

Almanya’nın önde gelen enstitüleri, en erken 2026’da Alman ekonomisinde hafif bir toparlanma bekliyorlar ama bunun bile ağır bir bedeli olacak.

Birkaç ay önce Alman ekonomisi için umut veren işaretler şimdiden kayboldu. Önde gelen ekonomi araştırma enstitüleri perşembe günü 2025 için ekonomik tahminlerini düşürdüler:

Handelsblatt’ta yer alan analize göre Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü (IfW) artık gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) sadece yüzde 0,1 büyüyeceğini tahmin ediyor.

Essen merkezli Leibniz Ekonomi Araştırmaları Enstitüsü (RWI) yüzde 0,2 büyüme öngörürken, Ifo Enstitüsü de yüzde 0,2 büyüme tahmininde bulunuyor. Halle Ekonomi Araştırmaları Enstitüsünün (IWH) büyüme tahmini ise yüzde 0,2.

Yaz başında, 2025 için ortalama büyümenin yüzde 0,3 civarında olacağını tahmin ediyorlardı.

Aşağı yönlü revizyonun ana nedeni, hükümetin teşvik tedbirlerinin önceden tahmin edilenden daha az etkili olması ve elektrik vergisinin sadece sanayi için indirilmesi.

Enstitüler, bu yıl içinde bir başka resesyon, yani iki çeyrek üst üste iktisadi üretimin daralmasını beklemiyor.

İkinci çeyrekte GSYİH’nin yüzde 0,3 oranında düşmesinin ardından, üçüncü çeyrekten itibaren minimal bir büyüme bekleniyor. 

Fakat tahminlere göre, bundan sonra da daha güçlü bir ivme olmayacak.

Bu, federal hükümet için iyi bir haber değil. Şansölye Friedrich Merz, “iktisadi bir dönüm noktası” vaat etmiş ve büyümeye dönüşü en önemli hedefi haline getirmişti.

Almanya’nın GSYİH’si şu anda, koronavirüs pandemisi ve Ukrayna savaşından önceki 2019 yılındaki seviyeye benzer bir seviyede.

IfW baş ekonomisti Stefan Kooths, “Kendi kendine sürdürülebilir bir toparlanmanın itici güçleri hâlâ zayıf,” diyor.

Bu durumun bu yıl değişme olasılığının düşük olması, federal hükümet içindeki iktisat politikası reformları hakkındaki tartışmaları yoğunlaştıracak gibi görünüyor.

Enstitüler 2025’ten sonraki yıllarda daha fazla büyüme bekliyor olsa da, tahminlerdeki beş noktaya daha yakından bakıldığında, bunun coşkuya kapılmak için bir neden olmadığı görülüyor.

1. Büyüme umudu: Canlanma ancak 2026’da gelecek

Almanya, gelecek yıldan itibaren yeniden bir canlanma yaşayabilir.

IfW, 2026’da yüzde 1,3’lük bir büyüme bekliyor. Enstitünün 2027 için ilk tahmini yüzde 1,2.

RWI, 2026’da yüzde 1,1 ve 2027’de yüzde 1,4 büyüme öngörüyor.

Ifo Enstitüsü, gelecek yıl yüzde 1,3 ve sonraki yıl yüzde 1,6 büyüme bekliyor.

IWH ise çok daha karamsar bir tahminde bulunarak 2026 için yüzde 0,8 ve 2027 için yüzde 0,6 büyüme öngörüyor.

Bundan en çok yararlanacak olan sektör işgücü piyasası olacak. İşsizlik oranı bu yıl hâlâ yüzde 6,3 seviyesinde olsa da, 2027’ye kadar yüzde 5,8’e düşeceği tahmin ediliyor.

Yaz başında yapılan tahminlere kıyasla, bu hâlâ bir gerileme anlamına geliyor. O dönemde, enstitüler gelecek yıl için ortalama %1,5 civarında bir büyüme bekliyorlardı.

2. Büyüme devlet tarafından finanse ediliyor

Buna ek olarak, gelecek yılki canlanma sadece daha küçük olmakla kalmayacak, aynı zamanda yüksek bir bedeli de olacak.

Federal hükümet, altyapı ve savunma alanlarında borcu önemli ölçüde artırarak, enerji fiyatı sübvansiyonları, şirketler için süper amortisman ve restoran sektöründe ve yaşlılar için vergi indirimleri yoluyla büyümeyi yapay olarak teşvik ediyor.

IfW, hükümetin 2026 yılına kadar bu şekilde ekonomiye 42 milyar avro daha pompalayacağını tahmin ediyor. 2027 için tahmin 22 milyar avro.

IfW’nin hesaplamalarına göre, hükümetin genişlemeci maliye politikası tek başına önümüzdeki yıl beklenen büyümenin 0,6 puanını oluşturuyor. 2027 yılında bu rakam 0,3 puan olacak.

RWI’nin rakamları da benzer: enstitü, her iki yılda da hükümetin teşviklerinin büyümeyi yaklaşık 0,5 puan artıracağını tahmin ediyor.

Sorun, artan hükümet harcamalarının ekonominin büyüme potansiyelini otomatik olarak artırmaması. Hükümetin vereceği çok sayıda sözleşme, üretim kapasitelerinin genişlemesine yol açmayabilir, aksine fiyatların yükselmesine neden olabilir.

Almanya, demografik değişim nedeniyle ek işgücü arzının azalması ve bürokratik yükler ile dijitalleşmenin yetersizliği nedeniyle kapasite genişletmeyi cazip hale getirmemesi nedeniyle bu duruma özellikle maruz kalıyor.

RWI Baş Ekonomisti Torsten Schmidt, “Devlet yatırımları uzun vadede özel sektör faaliyetlerinin yerini alamaz,” diyor.

Bu durum, işsizlik oranındaki düşüşün sevincini de gölgeliyor: yeni işler çoğunlukla hükümetle ilgili hizmet sektöründe yaratılıyor ve bu sektör, iş kayıplarının devam ettiği Alman sanayisinden önemli ölçüde daha az verimli.

Aynı zamanda, devlet harcamaları önemli ölçüde daha yüksek borçlanmaya yol açıyor: RWI’ye göre, genel kamu açığı oranı, yani kamu sektörünün yıllık yeni borcunun ekonomik çıktıya oranı, bu yılki yüzde 2’den 2027 yılına kadar yüzde 3,6’ya yükselecek.

Bir başka özel etki de var: 2026 yılında çalışma günü sayısı, örneğin resmi tatillerin daha sık hafta sonlarına denk gelmesi nedeniyle, önemli ölçüde artacak. Bu etki, 2026 yılındaki tahmin edilen büyümenin 0,3 puanını daha oluşturuyor.

IfW uzmanları, “Bu etkiler olmasaydı, geri kalan toparlanma son derece zayıf olurdu, bu nedenle kendi kendine sürdürülebilir bir yükselişten söz edilemez,” diye yazıyor.

Bu iki etki hesaba katılmadığında, 2026’da “gerçek toparlanma” olarak sadece yüzde 0,4’lük bir GSYİH büyümesi kalıyor.

2027 için düzeltilmiş büyüme yüzde 0,8. RWI’nın varsayımlarına göre, düzeltilmiş GSYİH değişimi sadece yüzde 0,3. 2027’de bu oran yüzde 0,8 olacak.

Devlet öncülüğündeki toparlanma, özel sektör rakamları tarafından da teyit ediliyor. RWI’ye göre, özel sektörün ekipman yatırımları 2025 yılında yüzde 2,3 oranında azalacak ve sonraki yıllarda, amortisman koşullarının iyileşmesine rağmen, sırasıyla yüzde 2 ve yüzde 1,7 oranında sadece ılımlı bir toparlanma gösterecek.

Buna karşılık, aynı dönemde hükümetin ekipman yatırımları yaklaşık yüzde 11 ila yüzde 22 oranında artacak. Özel tüketim, kısmen ücret artışlarının yavaşlaması nedeniyle, gelecek yıl ve sonraki yıl yüzde 1 bile artmayacak.

3. Büyümenin frenleri: Kapasite kullanımının yetersizliği

Rekor düzeydeki devlet siparişleri dışında iktisadi ortam karmaşık olmaya devam ediyor.

“Gerçek bir canlanma”nın önündeki engel teşkil eden ve Alman şirketlerinin şu anda yapabileceklerinden çok daha az üretim yapmalarına neden olan birkaç gelişme var. Handelsblatt’a göre kapasite kullanımının yetersizliği bunnlar arasında yer alıyor.

Bunun bir nedeni, ABD’ye yapılan ihracat için yapılan gümrük vergisi anlaşması. Bununla ilgili belirsizlik ve yüzde 15’lik gümrük vergileri, Almanya’nın en önemli faaliyetlerinden ihracatını olumsuz etkiliyor.

IfW hesaplamalarına göre, ABD gümrük vergileri 2025 ve 2026’da iktisadi çıktıyı yüzde 0,3 oranında azaltacak ki bu, 13 milyar avroya eşit.

Diğer bir risk ise uluslararası finans piyasalarındaki gerginlik. Son günlerde devlet tahvillerindeki risk primleri önemli ölçüde arttı.

4. Sanayi kapasitesi azalıyor

Öte yandan dış koşulların iyileşmesi tek başına Almanya’nın yeniden gerçek bir canlanma yaşamasına yetmeyecek.

Bunun nedeni, Alman ekonomisinin kapasitesinin yetersiz kullanılmasına paralel olarak, ekonominin yapısının da değişmesi.

Üretim kapasiteleri sadece kullanılmamakta kalmıyor, görünüşe göre kalıcı olarak azaltılıyor. Bu, Alman ekonomisi normal kapasite kullanımına dönse bile, daha yüksek büyüme oranlarının artık mümkün olmayabileceği anlamına geliyor.

Bu durum özellikle sanayi için geçerli. Sanayinin katma değeri şu anda 2019 seviyesinin yüzde 4’ün altında. IfW, “Bu bağlamda, son derece düşük kapasite kullanımı, iktisadi toparlanma için daha az alan olduğunu ve bunun yerine üretim kapasitesinde daha da azalma olacağını işaret ediyor olabilir,” diye yazıyor.

RWI’ye göre, bunun bir başka kanıtı da, şirketlerin önümüzdeki altı ay için iş beklentilerinin biraz toparlanmış olmasına rağmen, durumlarını hâlâ kötü olarak değerlendirmeleridir: 

İktisatçılara göre, şirketler yerel koşulların iyileşmesinden çok hükümet programlarına umut bağlıyorlar.

5. Yapısal değişimi yavaşlatacak reformlar

Enstitülere göre, bu eğilimi durdurmak için kapasite geliştirmeye olanak tanıyan “yapısal reformlar” gerekli.

Bu gerçekleşirse, yeni borçtan kaynaklanan çok sayıda devlet sözleşmesi de bunun sürdürülebilir büyümeye yol açmasını sağlayabilir.

İktisatçılar öncelikle sosyal güvenlik sistemleri ve enerji politikası için reformlar öneriyor. RWI uzmanı Schmidt, “Devletin harcama programları kısa vadede ekonomiyi istikrara kavuşturabilir fakat Alman ekonomisinin temel rekabet gücü sorunlarını çözmez,” diyor.

Sosyal politikada, demografik nedenlerle çalışan nüfusun azalmasını yavaşlatmak için sistemler, daha fazla vatandaşın çalışmaya teşvik edilecek şekilde tasarlanmalı tezleri ortaya atılıyor.

Enstitülere göre enerji sektöründe, şirketlerin enerji kaynakları daha iyi olan ülkelere göçünü durdurmak için öncelik, Almanya’da enerji fiyatlarını düşürmek ve arz güvenliğini artırmak olmalı.

Uzmanlar, enerji fiyatı sübvansiyonlarından ziyade enerji piyasasında yapısal düzenlemelerin önemli olduğunu düşünüyor.

Avrupa

Macaristan, Ukrayna askeri yardımı üzerindeki son veto kararını kaldırdı

Yayınlanma

Macaristan, Avrupa Birliği’nin Ukrayna’ya yönelik askeri yardımlarını finanse ettiği Avrupa Barış Fonu üzerindeki iki yıllık vetosunu kaldırarak 6,6 milyar avroluk kaynağın serbest kalmasını sağladı. Brüksel’de büyükelçiler düzeyinde kabul edilen kararla birlikte serbest kalan fonun öncelikle Ukrayna’nın hava savunma sistemlerini güçlendirmek için kullanılması bekleniyor.

Macaristan, Avrupa Birliği’nin Ukrayna’ya yönelik yardımlarında kullandığı Avrupa Barış Fonu bütçesinden bu ülkeye yapılacak desteklere karşı uyguladığı son veto kararını kaldırdı.

Macaristan merkezli Népszava gazetesi ve Brüksel merkezli Politico’nun diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberlere göre, Budapeşte’nin bu adımıyla birlikte 6,6 milyar avroluk askeri yardım fonu üzerindeki blokaj kalkmış oldu.

Népszava, söz konusu kaynağın öncelikli olarak Ukrayna’nın hava savunma sistemlerinin güçlendirilmesi amacıyla kullanılmasının beklendiğini aktardı.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrey Sibiga da daha önce yaptığı açıklamalarda ülkenin hava savunma kapasitesinin artırılması gerektiğine vurgu yapmıştı.

Yardım fonunun kullanımına ilişkin temel karar AB üyesi ülkelerin büyükelçileri düzeyinde alındı. Sürecin devamında, Avrupa Birliği’nin ortak dışişleri bakanlığı işlevini yürüten Avrupa Dış İlişkiler Servisi bir proje taslağı hazırlayacak.

Hazırlanan bu taslağın yürürlüğe girmesi için üye ülkelerin tamamı tarafından resmi olarak onaylanması gerekiyor.

Politico’nun haziran ayı başındaki haberinde de Başbakan Peter Magyar kabinesinin, Viktor Orban hükümeti tarafından iki yıl önce başlatılan blokajı sonlandırdığı belirtilmişti.

Bu karar doğrultusunda, üye ülkelerin Kiev’e gönderdikleri silahlar için AB bütçesinden alacakları kısmi geri ödemelerin önü açıldı.

Macaristan’ın AB Politika ve Güvenlik Komitesi’ndeki büyükelçisi tarafından duyurulan bu politika değişikliği, bir AB yetkilisi ve beş Avrupalı diplomat tarafından da teyit edildi.

Avrupa Barış Fonu, üye ülkelerin kendi askeri stoklarından Ukrayna’ya gönderdikleri silah ve teçhizat maliyetinin yaklaşık yüzde 40’ını geri ödeyen bütçe dışı bir AB mekanizması olarak faaliyet gösteriyor.

Kararların oy birliğiyle alınması gerekliliği nedeniyle Macaristan uzun süredir fonu bloke ediyordu. Politico, bu blokaj nedeniyle üye ülkelere yapılması gereken geri ödemelerde toplamda 40 milyar avroyu aşan bir gecikme yaşandığını aktardı.

Budapeşte’nin veto tutumu, Kiev’e en büyük askeri desteği sağlayan Almanya ve Hollanda gibi ülkelerin tepkisini çekiyordu.

Alınan son kararla birlikte ilk aşamada Ukrayna için 6,6 milyar avroluk bir dilim serbest bırakılmış olacak.

Başbakan Magyar: Macaristan hiçbir yasa dışı göçmeni kabul etmeyecek

Politico ayrıca Macaristan’ın, Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne üyelik başvurusu üzerindeki vetosunu kaldırma ve süreci daha fazla engellememe niyetinde olduğunu yazdı.

Ukrayna’nın AB üyeliği konusundaki müzakereler, Başbakan Magyar’ın Brüksel’de gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından hız kazandı. Bu temaslar sonucunda Macaristan için dondurulan 16,4 milyar avroluk AB fonunun serbest bırakılması konusunda uzlaşıya varıldı.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Başbakan Magyar, bu uzlaşının Budapeşte’nin yolsuzlukla mücadele ve hukukun üstünlüğü alanlarında gerçekleştirdiği reformlardaki ilerleme sayesinde mümkün olduğunu açıkladı.

Viktor Orban’ın başbakanlığı döneminde Macaristan, Ukrayna’ya yönelik askeri ve mali yardımların yanı sıra Rusya’ya karşı uygulanan yaptırım kararlarında da defalarca veto hakkını kullanmıştı.

Macaristan’ın yakın dönemde bloke ettiği kararlardan biri de Ukrayna’ya yönelik 90 milyar avroluk kredi paketiydi.

Bu blokaj, Drujba petrol boru hattı üzerinden yapılan petrol transiti konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle aylarca devam etmişti.

Ukrayna merkezli Evropeyska Pravda gazetesi, nisan ayı sonunda yayınladığı haberde, Drujba boru hattı üzerinden petrol sevkiyatının yeniden başlamasının ardından Macaristan’ın yeni yönetiminin 90 milyar avroluk kredi paketine onay verdiğini duyurmuştu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB içinde Merz’in Ukrayna planına yönelik itirazlar yükseliyor

Yayınlanma

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in Ukrayna için önerdiği “ortak üyelik” modeli, Avrupa Birliği içinde ülkenin gerçek entegrasyonunu engelleyebileceği endişesiyle tartışmalara yol açtı. Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’nin “adaletsiz” olarak nitelendirdiği bu ara formül, bazı birlik üyeleri tarafından tam üyeliğin önünü tamamen kapatabilecek bir alternatif olarak görülüyor.

Avrupa Birliği (AB) içinde, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz tarafından önerilen Ukrayna’ya yönelik “ortak üyelik” modelinin, bu ülkenin birliğe gerçek entegrasyonunu imkansız hale getirebileceğine dair endişeler dile getiriliyor.

The Guardian gazetesinin üst düzey bir AB diplomatına dayandırdığı haberine göre, söz konusu öneri birlik içinde ciddi tartışmaları beraberinde getirdi.

Almanya Şansölyesi Merz’in “AB – Batı Balkanlar” zirvesi öncesinde Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa’ya yazdığı mektupta sunduğu plan, Ukrayna’ya tam üyelik yolunda bir ara aşama olarak AB kurumlarında oy hakkı olmaksızın temsil yetkisi verilmesini öngörüyor.

Berlin yönetimi, bu teklifin, başta Fransa olmak üzere bazı ülkelerin perde arkasındaki isteksizliği karşısında Ukrayna’nın Avrupa ile entegrasyonunu hızlandırabileceğini savunuyor.

Üst düzey diplomattan tam üyelik uyarısı

Buna karşın, The Guardian gazetesinin aktardığı üzere, AB içindeki tüm aktörler bu iyimser yaklaşımı paylaşmıyor. Gazeteye konuşan üst düzey bir AB diplomatı konuya ilişkin şu değerlendirmede bulundu:

“Almanya’nın ortak üyelik önerileri, Ukrayna’nın AB’ye katılımının yerini alacak bir alternatiftir. Bu durum, tam üyeliği neredeyse imkansız hale getirecektir. İleriye doğru adım atma ve çözüm bulma isteğini de köreltecektir.”

Haberde, Brüksel’in Kiev’e yönelik tutumunun, Batı Balkan ülkeleri de dahil olmak üzere diğer aday ülkeleri de kaçınılmaz olarak etkileyeceği belirtildi.

Karadağ’ın Tivat kentinde, AB ile altı Balkan ülkesinin liderleri bir araya geliyor. Bu zirvede temel çabaların, söz konusu ülkelerin birliğin ortak pazarına entegrasyonu üzerine yoğunlaşması bekleniyor.

Zirve, Başbakan Peter Magyar liderliğindeki yeni Macaristan hükümetinin, Ukrayna’nın AB üyelik müzakerelerinde bir sonraki aşamaya geçmesine yönelik vetosunu kaldırmasının ardından düzenleniyor.

Budapeşte’nin aldığı bu karar, Kiev ve Kişinev’in hukukun üstünlüğü ile demokratik standartları kapsayan ilk fasıllarda müzakereleri başlatmasına olanak tanıyor.

Zelenskiy öneriyi adil bulmadı

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Merz’in önerisini “adaletsiz” olarak nitelendirdi. Zelenskiy, Kiev’in Avrupa’yı “yarım önlemlerle değil, bütünüyle” koruduğunu ifade etti.

Haziran 2022’den bu yana AB adayı statüsünde bulunan Ukrayna’da Devlet Başkanı Zelenskiy, ülkenin 2027 yılına kadar tam üyelik için “teknik olarak hazır” olacağını beyan etmişti.

Buna karşılık, AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos, Şubat 2026’da yaptığı açıklamada, mevcut prosedürler çerçevesinde Ukrayna’nın 2027’de birliğe katılmasının imkansız olduğunu belirtmişti.

Şansölye Merz de Kiev’in 1 Ocak 2027’de birliğe katılımını dışlamış, hatta 1 Ocak 2028 tarihini dahi gerçek dışı bir vade olarak nitelendirmişti.

Avrupa Komisyonu, şubat ayında Ukrayna’nın katılımını “tersine genişleme” yöntemiyle hızlandırmayı önermişti. Bu plana göre önce tam üyelik verilecek, ardından 2027 yılına kadar kademeli entegrasyon sağlanacaktı.

Ancak bu öneri AB genelinde şüpheyle karşılandı ve 4 Mart’ta üye ülkelerin büyükelçilerinin katıldığı akşam yemeğinde reddedildi.

Rusya tarafında ise Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 2025 yılında yaptığı açıklamada, askeri bir ittifak söz konusu olmadığı için Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne olası üyeliğinin bu ülkenin egemenlik hakkı olduğunu ifade etmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Litvanya, yüzde 5 savunma bütçesi eşiğini aşan ilk NATO ülkesi oldu

Yayınlanma

Litvanya Dışişleri Bakanlığı, ülkenin savunma harcamaları için gayri safi yurt içi hasılasının yüzde 5’inden fazlasını ayıran ilk NATO üyesi olduğunu duyurdu. Vilnius yönetimi, Ukrayna’daki savaşın ardından güvenlik endişelerini gerekçe göstererek 2026 yılı askeri bütçesini 4,79 milyar avroya çıkaracak.

Litvanya Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, ülkenin savunma harcamaları için gayri safi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 5’inden fazlasını ayıran ilk NATO üyesi ülke olduğu bildirildi.

Bakanlık tarafından konuya ilişkin yapılan açıklamada, “Savunmaya kararlılıkla bağlıyız. Litvanya, örnek teşkil eden güvenilir bir müttefiktir” ifadelerine yer verildi.

Litvanya Savunma Bakanı Robertas Kaunas, 2026 yılında ülkenin askeri harcamalarının GSYİH’nin yüzde 5,38’ine denk gelen 4,79 milyar avro seviyesine ulaşacağını kaydetti.

Litvanya, önceki yıllarda savunma alanına GSYİH’sinin yüzde 3’ünün biraz üzerinde bir pay ayırıyordu.

Askeri harcamalardaki bu artış, Ukrayna’da devam eden savaş ve Baltık ülkelerinin “Rusya kaynaklı olası güvenlik tehditlerine yönelik endişeleri” çerçevesinde hazırlanan savunma kabiliyetlerini güçlendirme programının bir parçasını oluşturuyor.

Sürece dair değerlendirmede bulunan Savunma Bakanı Kaunas, “Kendi güvenliğimize yatırım yapmazsak, kimse bizi korumaya gelmez” dedi.

Kaunas ayrıca, devlet savunmasının ulusal imkanlar ve NATO çerçevesindeki kolektif savunma olmak üzere iki temel ilke üzerine inşa edildiğini belirtti.

Cumhuriyetin 2026 yılı bütçesi, askeri harcamaların 1,59 milyar avro artırılmasını öngörüyor. Elde edilecek ek kaynakların silahlı kuvvetlerin modernizasyonunda, hava savunma sistemlerinin geliştirilmesinde ve ağır askeri teçhizat alımında kullanılması planlanıyor.

Bu kapsamda Litvanya, yeni hava savunma sistemleri tedarik etmeyi, balistik ve seyir füzelerine karşı koruma araçlarındaki eksiklikleri gidermeyi hedefliyor.

En büyük tedarik projelerinden birini ise Alman yapımı Leopard 2A8 tanklarının alımına yönelik sözleşme oluşturuyor.

Bunların yanı sıra, devlet savunma fonu aracılığıyla güvenlik projelerine yaklaşık 700 milyon avro düzeyinde ek kaynak aktarılacak.

Vilnius yönetiminin bu adımı, NATO bünyesinde savunma harcamalarının artırılması yönünde varılan mutabakatların ardından geldi. İttifak üyesi ülkeler, geçen yıl Lahey’de düzenlenen NATO zirvesinde, askeri harcamalara yönelik hedef oranı mevcut yüzde 2 seviyesinden 2035 yılına kadar GSYİH’nin yüzde 5’ine çıkarma konusunda anlaşmaya varmıştı.

Zirvenin sonuç bildirgesine göre, üye ülkelerin temel askeri ihtiyaçlar ile NATO’nun askeri hedeflerinin karşılanması için GSYİH’lerinin en az yüzde 3,5’ini ayırması gerekiyor.

Kalan yüzde 1,5’e kadar olan kısmın ise kritik altyapının korunması, ekonomik dayanıklılığın artırılması, inovasyon ve savunma sanayisinin geliştirilmesi süreçlerine yönlendirilmesi öngörülüyor.

Aynı bildirgede Rusya, “Avro-Atlantik güvenliğine yönelik uzun vadeli tehdit” olarak nitelendiriliyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English