Bizi Takip Edin

Avrupa

Alman ekonomisi umut vermiyor

Yayınlanma

Almanya’nın önde gelen enstitüleri, en erken 2026’da Alman ekonomisinde hafif bir toparlanma bekliyorlar ama bunun bile ağır bir bedeli olacak.

Birkaç ay önce Alman ekonomisi için umut veren işaretler şimdiden kayboldu. Önde gelen ekonomi araştırma enstitüleri perşembe günü 2025 için ekonomik tahminlerini düşürdüler:

Handelsblatt’ta yer alan analize göre Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü (IfW) artık gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) sadece yüzde 0,1 büyüyeceğini tahmin ediyor.

Essen merkezli Leibniz Ekonomi Araştırmaları Enstitüsü (RWI) yüzde 0,2 büyüme öngörürken, Ifo Enstitüsü de yüzde 0,2 büyüme tahmininde bulunuyor. Halle Ekonomi Araştırmaları Enstitüsünün (IWH) büyüme tahmini ise yüzde 0,2.

Yaz başında, 2025 için ortalama büyümenin yüzde 0,3 civarında olacağını tahmin ediyorlardı.

Aşağı yönlü revizyonun ana nedeni, hükümetin teşvik tedbirlerinin önceden tahmin edilenden daha az etkili olması ve elektrik vergisinin sadece sanayi için indirilmesi.

Enstitüler, bu yıl içinde bir başka resesyon, yani iki çeyrek üst üste iktisadi üretimin daralmasını beklemiyor.

İkinci çeyrekte GSYİH’nin yüzde 0,3 oranında düşmesinin ardından, üçüncü çeyrekten itibaren minimal bir büyüme bekleniyor. 

Fakat tahminlere göre, bundan sonra da daha güçlü bir ivme olmayacak.

Bu, federal hükümet için iyi bir haber değil. Şansölye Friedrich Merz, “iktisadi bir dönüm noktası” vaat etmiş ve büyümeye dönüşü en önemli hedefi haline getirmişti.

Almanya’nın GSYİH’si şu anda, koronavirüs pandemisi ve Ukrayna savaşından önceki 2019 yılındaki seviyeye benzer bir seviyede.

IfW baş ekonomisti Stefan Kooths, “Kendi kendine sürdürülebilir bir toparlanmanın itici güçleri hâlâ zayıf,” diyor.

Bu durumun bu yıl değişme olasılığının düşük olması, federal hükümet içindeki iktisat politikası reformları hakkındaki tartışmaları yoğunlaştıracak gibi görünüyor.

Enstitüler 2025’ten sonraki yıllarda daha fazla büyüme bekliyor olsa da, tahminlerdeki beş noktaya daha yakından bakıldığında, bunun coşkuya kapılmak için bir neden olmadığı görülüyor.

1. Büyüme umudu: Canlanma ancak 2026’da gelecek

Almanya, gelecek yıldan itibaren yeniden bir canlanma yaşayabilir.

IfW, 2026’da yüzde 1,3’lük bir büyüme bekliyor. Enstitünün 2027 için ilk tahmini yüzde 1,2.

RWI, 2026’da yüzde 1,1 ve 2027’de yüzde 1,4 büyüme öngörüyor.

Ifo Enstitüsü, gelecek yıl yüzde 1,3 ve sonraki yıl yüzde 1,6 büyüme bekliyor.

IWH ise çok daha karamsar bir tahminde bulunarak 2026 için yüzde 0,8 ve 2027 için yüzde 0,6 büyüme öngörüyor.

Bundan en çok yararlanacak olan sektör işgücü piyasası olacak. İşsizlik oranı bu yıl hâlâ yüzde 6,3 seviyesinde olsa da, 2027’ye kadar yüzde 5,8’e düşeceği tahmin ediliyor.

Yaz başında yapılan tahminlere kıyasla, bu hâlâ bir gerileme anlamına geliyor. O dönemde, enstitüler gelecek yıl için ortalama %1,5 civarında bir büyüme bekliyorlardı.

2. Büyüme devlet tarafından finanse ediliyor

Buna ek olarak, gelecek yılki canlanma sadece daha küçük olmakla kalmayacak, aynı zamanda yüksek bir bedeli de olacak.

Federal hükümet, altyapı ve savunma alanlarında borcu önemli ölçüde artırarak, enerji fiyatı sübvansiyonları, şirketler için süper amortisman ve restoran sektöründe ve yaşlılar için vergi indirimleri yoluyla büyümeyi yapay olarak teşvik ediyor.

IfW, hükümetin 2026 yılına kadar bu şekilde ekonomiye 42 milyar avro daha pompalayacağını tahmin ediyor. 2027 için tahmin 22 milyar avro.

IfW’nin hesaplamalarına göre, hükümetin genişlemeci maliye politikası tek başına önümüzdeki yıl beklenen büyümenin 0,6 puanını oluşturuyor. 2027 yılında bu rakam 0,3 puan olacak.

RWI’nin rakamları da benzer: enstitü, her iki yılda da hükümetin teşviklerinin büyümeyi yaklaşık 0,5 puan artıracağını tahmin ediyor.

Sorun, artan hükümet harcamalarının ekonominin büyüme potansiyelini otomatik olarak artırmaması. Hükümetin vereceği çok sayıda sözleşme, üretim kapasitelerinin genişlemesine yol açmayabilir, aksine fiyatların yükselmesine neden olabilir.

Almanya, demografik değişim nedeniyle ek işgücü arzının azalması ve bürokratik yükler ile dijitalleşmenin yetersizliği nedeniyle kapasite genişletmeyi cazip hale getirmemesi nedeniyle bu duruma özellikle maruz kalıyor.

RWI Baş Ekonomisti Torsten Schmidt, “Devlet yatırımları uzun vadede özel sektör faaliyetlerinin yerini alamaz,” diyor.

Bu durum, işsizlik oranındaki düşüşün sevincini de gölgeliyor: yeni işler çoğunlukla hükümetle ilgili hizmet sektöründe yaratılıyor ve bu sektör, iş kayıplarının devam ettiği Alman sanayisinden önemli ölçüde daha az verimli.

Aynı zamanda, devlet harcamaları önemli ölçüde daha yüksek borçlanmaya yol açıyor: RWI’ye göre, genel kamu açığı oranı, yani kamu sektörünün yıllık yeni borcunun ekonomik çıktıya oranı, bu yılki yüzde 2’den 2027 yılına kadar yüzde 3,6’ya yükselecek.

Bir başka özel etki de var: 2026 yılında çalışma günü sayısı, örneğin resmi tatillerin daha sık hafta sonlarına denk gelmesi nedeniyle, önemli ölçüde artacak. Bu etki, 2026 yılındaki tahmin edilen büyümenin 0,3 puanını daha oluşturuyor.

IfW uzmanları, “Bu etkiler olmasaydı, geri kalan toparlanma son derece zayıf olurdu, bu nedenle kendi kendine sürdürülebilir bir yükselişten söz edilemez,” diye yazıyor.

Bu iki etki hesaba katılmadığında, 2026’da “gerçek toparlanma” olarak sadece yüzde 0,4’lük bir GSYİH büyümesi kalıyor.

2027 için düzeltilmiş büyüme yüzde 0,8. RWI’nın varsayımlarına göre, düzeltilmiş GSYİH değişimi sadece yüzde 0,3. 2027’de bu oran yüzde 0,8 olacak.

Devlet öncülüğündeki toparlanma, özel sektör rakamları tarafından da teyit ediliyor. RWI’ye göre, özel sektörün ekipman yatırımları 2025 yılında yüzde 2,3 oranında azalacak ve sonraki yıllarda, amortisman koşullarının iyileşmesine rağmen, sırasıyla yüzde 2 ve yüzde 1,7 oranında sadece ılımlı bir toparlanma gösterecek.

Buna karşılık, aynı dönemde hükümetin ekipman yatırımları yaklaşık yüzde 11 ila yüzde 22 oranında artacak. Özel tüketim, kısmen ücret artışlarının yavaşlaması nedeniyle, gelecek yıl ve sonraki yıl yüzde 1 bile artmayacak.

3. Büyümenin frenleri: Kapasite kullanımının yetersizliği

Rekor düzeydeki devlet siparişleri dışında iktisadi ortam karmaşık olmaya devam ediyor.

“Gerçek bir canlanma”nın önündeki engel teşkil eden ve Alman şirketlerinin şu anda yapabileceklerinden çok daha az üretim yapmalarına neden olan birkaç gelişme var. Handelsblatt’a göre kapasite kullanımının yetersizliği bunnlar arasında yer alıyor.

Bunun bir nedeni, ABD’ye yapılan ihracat için yapılan gümrük vergisi anlaşması. Bununla ilgili belirsizlik ve yüzde 15’lik gümrük vergileri, Almanya’nın en önemli faaliyetlerinden ihracatını olumsuz etkiliyor.

IfW hesaplamalarına göre, ABD gümrük vergileri 2025 ve 2026’da iktisadi çıktıyı yüzde 0,3 oranında azaltacak ki bu, 13 milyar avroya eşit.

Diğer bir risk ise uluslararası finans piyasalarındaki gerginlik. Son günlerde devlet tahvillerindeki risk primleri önemli ölçüde arttı.

4. Sanayi kapasitesi azalıyor

Öte yandan dış koşulların iyileşmesi tek başına Almanya’nın yeniden gerçek bir canlanma yaşamasına yetmeyecek.

Bunun nedeni, Alman ekonomisinin kapasitesinin yetersiz kullanılmasına paralel olarak, ekonominin yapısının da değişmesi.

Üretim kapasiteleri sadece kullanılmamakta kalmıyor, görünüşe göre kalıcı olarak azaltılıyor. Bu, Alman ekonomisi normal kapasite kullanımına dönse bile, daha yüksek büyüme oranlarının artık mümkün olmayabileceği anlamına geliyor.

Bu durum özellikle sanayi için geçerli. Sanayinin katma değeri şu anda 2019 seviyesinin yüzde 4’ün altında. IfW, “Bu bağlamda, son derece düşük kapasite kullanımı, iktisadi toparlanma için daha az alan olduğunu ve bunun yerine üretim kapasitesinde daha da azalma olacağını işaret ediyor olabilir,” diye yazıyor.

RWI’ye göre, bunun bir başka kanıtı da, şirketlerin önümüzdeki altı ay için iş beklentilerinin biraz toparlanmış olmasına rağmen, durumlarını hâlâ kötü olarak değerlendirmeleridir: 

İktisatçılara göre, şirketler yerel koşulların iyileşmesinden çok hükümet programlarına umut bağlıyorlar.

5. Yapısal değişimi yavaşlatacak reformlar

Enstitülere göre, bu eğilimi durdurmak için kapasite geliştirmeye olanak tanıyan “yapısal reformlar” gerekli.

Bu gerçekleşirse, yeni borçtan kaynaklanan çok sayıda devlet sözleşmesi de bunun sürdürülebilir büyümeye yol açmasını sağlayabilir.

İktisatçılar öncelikle sosyal güvenlik sistemleri ve enerji politikası için reformlar öneriyor. RWI uzmanı Schmidt, “Devletin harcama programları kısa vadede ekonomiyi istikrara kavuşturabilir fakat Alman ekonomisinin temel rekabet gücü sorunlarını çözmez,” diyor.

Sosyal politikada, demografik nedenlerle çalışan nüfusun azalmasını yavaşlatmak için sistemler, daha fazla vatandaşın çalışmaya teşvik edilecek şekilde tasarlanmalı tezleri ortaya atılıyor.

Enstitülere göre enerji sektöründe, şirketlerin enerji kaynakları daha iyi olan ülkelere göçünü durdurmak için öncelik, Almanya’da enerji fiyatlarını düşürmek ve arz güvenliğini artırmak olmalı.

Uzmanlar, enerji fiyatı sübvansiyonlarından ziyade enerji piyasasında yapısal düzenlemelerin önemli olduğunu düşünüyor.

Avrupa

Almanya’da silahlı saldırı: 5 ölü

Yayınlanma

Almanya’nın kuzeyindeki Hamburg yakınlarındaki Stade’de, bir sosyal yardım merkezinde meydana gelen silahlı saldırıda beş kişi hayatını kaybetti.

Polis, şüpheli silahlı saldırgan da dahil olmak üzere olay yerinde iki kişinin gözaltına alındığını doğruladı.

Polis, halk için aktif bir tehlike bulunmadığını belirtti.

Saldırının nedeni ve olayla ilgili ayrıntılar şu aşamada hâlâ belirsizliğini koruyor.

Polis sözcüsü, Alman haber ajansı dpa’ya yaptığı açıklamada, silahlı saldırıya maruz kalanlardan bazılarının “ciddi” şekilde yaralandığını söyledi.

Stade’deki yerel polis, WhatsApp gruplarında ve sosyal medyada yayılan “doğrulanmamış bilgiler” konusunda uyarıda bulundu; bu haberlerin “polis tarafından resmi olarak teyit edilen güncel bilgileri yansıtmadığını” belirtti.

Sözcü, “Lütfen doğrulanmamış haberleri, sesli mesajları veya söylentileri paylaşmayın. Bu durum kafa karışıklığına yol açabilir ve polis operasyonlarını engelleyebilir,” diye ekledi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

British American Tobacco 9 bin kişiyi işten çıkarıyor

Yayınlanma

Sigara üreticisi British American Tobacco, operasyonlarını sadeleştirmek ve maliyetleri düşürmek amacıyla küresel işgücünün neredeyse beşte birini azaltıyor.

Dunhill sigaralarının üreticisi BAT, dünya çapında yaklaşık 47 bin kişiyi istihdam ediyor ve 2028 yılına kadar yılda 600 milyon sterlin tasarruf sağlamak amacıyla bir maliyet azaltma programı uyguluyor.

Kısıntılar yıl sonuna kadar gerçekleştirilecek ve 5 bin 500 işin ortadan kaldırılmasını, diğer 3 bin 500 pozisyonun ise dış kaynaklara devredilmesini içeriyor.

Bu önlemler, ABD dışındaki tüm grup çalışanlarını etkileyecek ve Londra Borsası’nda işlem gören şirketin daha önce duyurduğu yeniden yapılandırma programının bir parçası.

Bu adım, tütün endüstrisinin sigara talebindeki düşüşle mücadele ettiği ve BAT ile rakiplerini “sigara içermeyen” alternatiflere yönelmeye zorladığı bir dönemde atıldı.

Genel Müdür Tadeu Marroco şunları söyledi:

“Bu değişiklikler birçok çalışma arkadaşımızı etkiliyor ve şirketi geleceğe hazırlarken, bu geçiş sürecinde onlara özen ve saygıyla destek olmaya odaklanıyoruz.”

Marroco, BAT’ın “daha çevik, maliyet disiplinine sahip ve teknoloji destekli” bir şirket olmasını istediğini belirtti.

BAT, geçen yıl Accenture ile ortaklık kurmuş ve bu adım sonucunda Birleşik Krallık, Singapur, Kosta Rika, Meksika, Polonya, Romanya ve Malezya’daki bazı işler danışmanlık şirketine devredilmişti. Bazı görevler ayrıca Pakistanlı bir BT şirketine de aktarılmıştı.

BAT ayrıca, Hintli BT firması ITC Infotech ile ortaklığını genişleteceğini duyurdu.

Pazartesi günü Londra’da erken saatlerdeki işlemlerde BAT hisseleri yüzde 1,5 değer kaybetti. 

Hisse senedi geçtiğimiz yıl yaklaşık yüzde 35 değer kazanmış ve grubun piyasa değerini 100 milyar sterlinin üzerine çıkararak onu Londra borsasının en değerli şirketlerinden biri haline getirmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Estonya: “Serseri” Ukrayna drone’ları Rusya’nın vurulmasına değer

Yayınlanma

Estonya Dışişleri Bakanı, NATO topraklarına düşen kayıp Ukrayna insansız hava araçlarının, Rus rafinerileri ve askeri üslerinin imha edilmesi için ödenmesi gereken bir bedel olduğunu belirtti.

Son aylarda Kiev, Rusya içindeki hedeflere yönelik “derin vuruş” füze ve insansız hava aracı saldırılarının sayısını keskin bir şekilde artırdı.

Bu saldırılar bazen Ukrayna’daki cephe hatlarından yüzlerce kilometre uzaktaki yerleri vurdu.

Rusya ise elektronik sinyal bozma ve diğer karşı önlemleri yoğunlaştırarak yanıt verdi.

Bu da özellikle Baltık limanı St. Petersburg’u hedef alan bazı Ukrayna insansız hava araçlarının  rotasından sapmasına ve NATO topraklarında patlamasına neden oldu.

Estonya Dışişleri Bakanı Margus Tsahkna, Financial Times’a verdiği demeçte şunları söyledi:

“Elbette [bu olaylardan] memnun değiliz. Ama Ukrayna’ya bunu durdurmasını söylemiyoruz. Bu, [Vladimir] Putin’in can damarına darbe vuruyor.”

Komşu ülke Letonya’da ise geçen ay, yetkililerin yolunu şaşırmış insansız hava araçlarına verdiği tepkiyle ilgili siyasi bir kargaşa, koalisyon hükümetinin düşmesine neden oldu.

Baltık devletleri arasında en kuzeyde yer alan ve St Petersburg’a en yakın ülke olan Estonya’nın topraklarına da birkaç Ukrayna insansız hava aracı düştü.

Geçen hafta Estonya’da bir tarlada, 5 kg’lık bir savaş başlığı taşıyan patlamamış bir Ukrayna insansız hava aracı bulundu.

Bu yıl Litvanya ve Finlandiya’ya da Ukrayna insansız hava araçları düştü.

Rusya’nın, Baltık ülkelerinin saldırılara doğrudan dahil olduğu ve hava sahalarının Ukrayna tarafından bu amaçla kullanılmasına izin verdiği yönündeki suçlamaları “saçma” olan Tsahkna, bunların “Kremlin’in çaresizliğinin bir ürünü” olduğunu savundu:

“Putin’in çevresindeki havanın son iki buçuk ayda değiştiğini biliyoruz . . . Artık o kadar da iyimser değil. Bunun ana nedeni iktisadi; bu derin saldırılar yüzünden.”

Kiev’in yürüttüğü kampanya, Ukrayna sosyal medyasında sıklıkla “derin yaptırımlar” olarak anılıyor ve Tsahkna bu kampanyaya hayranlığını dile getirdi.

Bakan, Kremlin’in bu saldırılar konusunda “derin endişe” duyduğunu ve iktisadi önemi nedeniyle özellikle Baltık Denizi üzerinden yapılan ihracattan kaygı duyduğunu belirtti.

İhraç edilen Rus petrolünün yüzde 60’ı kadar dar Finlandiya Körfezi’nden geçiyor.

Bu arada, Rusya genelinde yakıt kıtlığı sıradan bir durum haline geldi. Son dönemde St. Petersburg ve Moskova’daki petrol tesislerine düzenlenen insansız hava aracı saldırıları enerji altyapısını hedef almıştı.

Bununla birlikte Tsahkna, Putin’in artık müzakereye hazır olduğunu düşünmenin henüz erken olduğunu söyledi.

Bakan, Avrupa’nın son dönemde Rusya ile diyalog kurma yönündeki çabalarının yanlış yönlendirilmiş olduğunu da sözlerine ekledi:

“Putin, geçtiğimiz ay boyunca Avrupa’yı müzakerelere çekmeye çalıştı. Bunun amacı zaman kazanmak. Avrupa’yı zaman kazanmak için bir fırsat olarak kullanmak. Bizi bölmek. 

Tsahkna, Kremlin’in Avrupa güçlerini Ukrayna’nın destekçisi olarak değil, müzakerelerde “arabulucu” rolüne çekmeyi umduğunu söyledi.

“Muhtemelen Avrupa Birliği’nde, [bu gibi koşullarda] Rusya’ya daha fazla baskı uygulanmasına karşı çıkacak birçok ülke var; çünkü şöyle diyecekler: ‘Müzakereler yapılacaksa ve biz arabulucuyuz, tarafsız olmalıyız.’ ‘Barış yakında gelecek,’ diyecekler, ‘bir anlaşma yapılacak.’ Bu bir bahane. Çok tehlikeli bir yol.”

Tsahkna, blok içindeki ülkeler arasında Ruslarla yapılacak müzakerelerde potansiyel AB temsilcisinin kim olabileceği konusundaki tartışmaların da yararsız olduğunu belirtti.

Bakan, “Avrupa bizi kimin temsil edeceğine karar vermeden önce, öncelikle mesaj üzerinde anlaşmalıyız ve ancak o zaman elçi meselesini tartışmalıyız,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English