Avrupa
Almanya, Rubio’nun Münih’teki mesajını aldı

Haftasonu Münih Güvenlik Konferansında Almanya adına konuşan yetkililer, ABD’den gelen “yük paylaşımı” çağrıları karşısında mesajı aldıklarının sinyalini verdiler.
Şansölye Friedrich Merz, cuma günü konferansın açılışında Donald Trump’ın temel pozisyonlarına açıkça karşı çıkarak, “Avrupa ile ABD arasında derin bir uçurum, bir bölünme ortaya çıktı,” dedi.
Paris İklim Anlaşmasına ve Dünya Sağlık Örgütüne bağlı kaldıklarını, gümrük tarifelerine “inanmadıklarını” söyleyen Merz, özellikle MAGA hareketinin “kültür savaşının kendilerine ait olmadığını savundu.
Ayrıca Şansölye, Berlin’in örneğin Kanada, Hindistan, Brezilya ve Arap Yarımadası ülkeleriyle “güçlü bir küresel ortaklık ağı” kurmak istediğini duyurdu. Amaç, Amerika Birleşik Devletleri’ne olan bağımlılığı azaltmak.
Münih Güvenlik Konferansından kısa bir süre önce, Merz’in yakında, eski Şansölye Angela Merkel’in 2006’daki ilk gezisinden bu yana en büyük ekonomik heyetle Çin’e seyahat edeceği de duyuruldu.
Öte yandan Merz, “yeni bir transatlantik ortaklık kurma” niyetini de açıkladı. Şansölye, Trump yönetiminin taviz vermek zorunda kalacağını varsayıyor gibi görünüyor. Ona göre, ABD bile “tek başına hareket ettiğinde kendi gücünün sınırlarına ulaşıyor.”
Demokrat Vali Newsom ile yakın ilişki
German Foreign Policy’ye göre Almanlar üçlü bir yaklaşım geliştiriyor.
Bu üçlü yaklaşım şu: Trump yönetiminden uzaklaşmak, kendi bağımsızlığını güçlendirmek için diğer ülkelerle daha yakın işbirliği arayışında olmak ve aynı zamanda bir zamanlar kazançlı olan transatlantik işbirliğini değiştirilmiş bir biçimde sürdürmek.
Bu kapsamda, Münih’te Kaliforniya’nın demokrat valisi Gavin Newsom’a gösterilen ilgi dikkate değer.
Newsom, Başkan Trump’ın önde gelen muhaliflerinden biri ve 2028’deki başkanlık seçimlerinde Demokratların adayı olma potansiyeline sahip.
Münih’te yaptığı konuşmada Trump’ın “istilacı bir tür” olduğunu, “Cumhuriyetçi Parti’yi ele geçirdiğini” ve şimdi “cumhuriyetin” onun yönetimi tarafından “gerçek zamanlı olarak yok edildiğini” savundu.
Newsom, ABD başkanının şu anda “geri çekilme” aşamasında olduğunu, ülkede popüler olmadığını ileri sürdü.
Newsom, güvenlik konferansı sırasında Merz ile de görüştü ve Çevre Bakanı Carsten Schneider ile bir araya geldi.
Schneider ile Kaliforniya Valisi, “yeşil teknolojiler, emisyonların azaltılması ve iklim değişikliğine uyum konusunda daha derin bir işbirliği” konusunda anlaştı.
Transatlantik ilişkilerle ilgili olarak Newsom’un “Boşanma bir seçenek değil” dediği aktarıldı.
Alman halkına “fedakârlığa hazır olma” talimatı
Avrupa ile ilgili olarak Merz, önceki uluslararası düzenin artık var olmadığını, “açıkça güç ve her şeyden önce büyük güç politikasıyla karakterize edilen bir döneme” girildiğini belirtti.
Bu bağlamda, ABD’nin liderlik iddiasında şu anda sorgulandığını kaydeden Şansölye, şimdi Avrupa’yı güçlendirme zamanının geldiğini söyledi.
Almanya’nın sadece siyasi, iktisadi ve teknolojik olarak değil, askeri olarak da kendini güçlendirdiğini belirten Merz, daha önce de söylediği gibi, “Bundeswehr’i mümkün olan en kısa sürede Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel ordusu” haline getirmek istiyor.
Almanya’nın gelecekte AB’yi hakimiyeti alma ihtimali ile ilgili olarak Merz, “ortaklığa dayalı liderlik” ilan etti; “hegemonik fanteziler”in kesinlikle reddedileceğini ileri sürdü.
Fakat Merz, “değişime, dönüşüme ve hatta fedakârlığa hazırlıklı olmak gerektiğini”, üstelik bunun “[gelecekte] bir gün değil, şimdi” olacağını hatırlattı.
Pistorius: Konvansiyonel kuvvetler bizden, nükleer destek ABD’den
Böylece Alman hükümeti, NATO’da Avrupa üye devletlerinin konumunu güçlendirmeye odaklanmaya devam ediyor.
Savunma Bakanı Boris Pistorius, “Avrupa, güçlü konvansiyonel kuvvetler sağlamada öncülük etmeli,” talebinde bulundu.
Buna karşılık ABD ise, “stratejik ve nükleer destek sağlamaya” devam edecek; yani başka bir deyişle, Avrupa devletlerinin henüz kendi başlarına başaramadıkları görevleri yerine getirecek.
Haberlere göre, NATO içindeki iş bölümü, Şansölye Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Rubio arasında tartışılan konulardan biriydi.
Şansölye daha önce de Berlin için NATO içinde Avrupa’yı güçlendirmenin “en önemli öncelik” olduğunu belirtmişti. Amaç, güçlü, ama her şeyden önce “kendi kendine yeten … ittifak içinde bir sütun” inşa etmek.
Merz, amacın “NATO’nun yerini alacak bir yapı” oluşturmak olmadığını vurgulasa da hükümet danışmanları, “ittifakın Avrupalılaşması”nın “B planı” ile uyumlu olacak şekilde tasarlanması gerektiğini savunuyorlar.
“B planı”, ya “Avrupalılar tarafından ittifakın kapsamlı bir şekilde devralınması” ya da “ittifak dışında bir Avrupa savunma yapısının kurulması” olabilir.
Her iki seçeneğin de Avrupa devletlerinin küresel öneme sahip bir askeri güç haline gelmesini sağlayacağına inanılıyor.
Rubio, Avrupa’dan “medeniyetine” sahip çıkmasını istedi
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında Trump’ın politikasının tüm temel unsurlarını teyit etti ve Avrupa’yı ABD yönetimine kayıtsız şartsız katılmaya çağırdı.
Rubio sadece ABD’nin Venezuela ve İran’a yaptığı saldırıları övmekle kalmadı; ayrıca, “sözde küresel düzeni halklarımızın ve devletlerimizin çıkarlarının üstünde tutmaya” devam edemeyeceklerini de açıkça belirtti.
Rubio, mevcut iklim politikasını “iklim tarikatı” [cult] olarak nitelendirdi ve ABD’nin müttefiklerinin “suçluluk ve utanç duygusuyla kendilerini kısıtlamamaları” gerektiğini söyledi.
Rubio, Washington’un “insanlık tarihinin en büyük medeniyetini” yenilemek ve “yeni bir Batı yüzyılı”yaratmak istediğini ve bu nedenle göçü reddettiğini, “medeniyetin yok edilmesine yol açan güçleri caydırmak” istediklerini söyledi.
Fakat Trump veya Başkan Yardımcısı JD Vance’in aksine Rubio hakaretlerden kaçındı ve ABD’nin sadece Avrupa’nın “geleceği” için “endişelendiğini” ve Avrupa ile işbirliğini sürdürmek istediğini söyledi.
AfD, Rubio’nun ekibiyle görüştü
İki yıllık dışlanmadan sonra tekrar konferansa davet edilen Almanya için Alternatif (AfD) de Trump yönetimi ile iyi giden ilişkileri sağlamlaştırma fırsatı buldu ve Rubio’nun ekibi ile görüştü.
AfD milletvekili Anna Rathert dpa’ya verdiği demeçte, Rubio’nun ekibiyle karşılaşmasının “tesadüfen” gerçekleştiğini söyledi ve
“Çok yapıcı, çok keyifli ve çok olumlu görüşmelerdi,” dedi.
Rathert, Rubio’nun ekibiyle yaptığı görüşmeden “görüşme ve ilişkileri derinleştirme konusunda hâlâ büyük bir ilgi olduğu” sonucuna vardığını söyledi.
Rathert, savunma odaklı görüşmeler için Münih’te bulunan Rubio’nun kendisiyle veya Cumhuriyetçi Kongre üyeleri ile herhangi bir teması olmadığını belirtti.
AfD, Başkan Donald Trump’ın göreve dönmesinden bu yana Washington ile ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor ve yönetim ile Avrupa Birliği karşıtı, göçmen karşıtı parti arasındaki temaslar Atlantik’in her iki yakasında da dikkatle izleniyor.
Konferans başkanı Wolfgang Ischinger, AfD’nin politika uzmanlarını davet etmeyi seçtiğini, bunun nedeninin kısmen partinin şu anda parlamentodaki en büyük muhalefet gücü olması olduğunu söylemişti.
Rathert’in yanı sıra milletvekilleri Rüdiger Lucassen ve Heinrich Koch da Münih’te hazır bulundu.
Geçen yıl, AfD’nin eş lideri Alice Weidel, Münih’te ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile bir araya gelmiş ama bu görüşme konferans formatı dışında gerçekleşmişti.
Weidel bu yıl konferansa katılmadı ve ABD heyetine Vance yerine Dışişleri Bakanı Marco Rubio başkanlık etti.
Rubio, Cuma günü Şansölye Friedrich Merz ile bir araya geldi.
Avrupa
İngiltere ve Almanya askeri ortaklıkta yeni döneme giriyor

İngiltere ve Almanya, Rusya’ya karşı ortak savunma adımları kapsamında 2034 yılına kadar 2 bin kilometre menzilli yeni bir silah sistemi geliştirmeyi planlıyor. Gizli yürütülen Deep Precision Strike programı kapsamında hayata geçirilecek 35 milyar avro bütçeli projede, seyir füzesi ve hipersonik füze seçenekleri değerlendiriliyor.
İngiltere ve Almanya, savunma alanındaki ortaklıklarında yeni bir döneme adım atıyor. İngiliz The Telegraph ve Alman Die Welt gazetelerinin savunma kaynaklarına dayandırdığı haberine göre Londra yönetimi, Soğuk Savaş döneminden kalan “pasif ve yetersiz Almanya” algısını geride bırakarak, Berlin’i Rusya’ya karşı koyma sürecinde hayati bir ortak olarak değerlendirmeye başladı.
İngiltere’de Başbakanlık görevine gelen Andy Burnham döneminde iki ülke arasındaki askeri ilişkilerin daha da hız kazanması öngörülüyor.
İngiliz askeri kaynaklarından biri, Londra’nın uzun yıllardır Berlin’in savunma alanında üstlenmesini istediği ancak siyasi nedenlerle mümkün olmayan bu rolün artık gerçeğe dönüştüğünü ve ilişkilerde tamamen yeni bir başlangıç yapıldığını ifade etti.
35 milyar avroluk gizli füze projesi
İki ülkenin askeri ortaklığının en önemli adımı, “Deep Precision Strike” (DPS) adlı gizli füze programı oldu. Yaklaşık 35 milyar avro bütçesi bulunan bu amiral gemisi proje kapsamında, 2034 yılına kadar 2 bin kilometre menzilli bir füze geliştirilmesi hedefleniyor.
Çalışmalarda şu anda iki farklı alternatif üzerinde duruluyor. Bu seçeneklerden birincisini alçaktan uçan bir seyir füzesi, ikincisini ise ses hızının beş katını aşabilen bir hipersonik füze modeli oluşturuyor.
Mayıs ayında Financial Times gazetesi, Fransa’nın da İngiltere ve Almanya tarafından yürütülen uzun menzilli füze programına dahil olmak istediğini yazmıştı.
Ancak Die Welt gazetesinin analizine göre, Berlin ile Londra arasındaki DPS projesi, Avrupa savunmasında geleneksel olarak öne çıkan Almanya-Fransa ortaklığından bir kopuşu temsil edebilir.
Fransa ile ortak projeler sekteye uğradı
Almanya ile Fransa’nın haziran ayında sonlandırıldığını duyurduğu ortak savaş uçağı projesi FCAS’ın başarısızlıkla sonuçlanmasının arkasında, Berlin yönetiminin duyduğu memnuniyetsizlikler yer alıyor.
Alman tarafı, Paris’in projeyi öncelikle Almanya’nın finansal kaynaklarını kullanmak amacıyla tasarladığını ve askeri teknolojileri eşit düzeyde paylaşmaya yanaşmadığını savunuyor.
Gazetede yer alan değerlendirmelere göre, Fransız yetkililerin süreçteki yaklaşımları da iki ülke arasındaki ortaklığı zayıflatan unsurlardan biri oldu.
Avrupa
Almanya, tren istasyonlarında alkol tüketimini yasaklıyor

Alman demiryolu şirketi Deutsche Bahn, yolcuları ve personeli saldırılardan korumak amacıyla 15 Ekim itibarıyla ülkedeki tüm tren istasyonlarında alkol tüketimini yasaklamayı planlıyor. Güvenlik tedbirlerini artıran bu karar, 17 Temmuz’da alkollü bir yolcunun saldırısına uğrayan bir güvenlik görevlisinin hareket halindeki trenden düşerek ağır yaralanmasıyla sonuçlanan hadisenin ardından alındı.
Alman demiryolu şirketi Deutsche Bahn, hem yolcularını hem de çalışanlarını yönelik saldırılardan korumak amacıyla ülkedeki bütün tren istasyonlarında alkol tüketimini yasaklamaya hazırlanıyor.
Bild gazetesinin aktardığına göre, söz konusu yeni uygulama 15 Ekim tarihi itibarıyla yürürlüğe girecek.
Deutsche Bahn Yönetim Kurulu Başkanı Evelyn Palla, kuralların sıkılaştırılmasına ilişkin karar hakkında yaptığı açıklamada, garlarda ve trenlerde düzen ile güvenliği tesis etmek istediklerini vurguladı.
Palla, kendisi için tek önemli hususun çalışanların ve yolcuların korunması olduğunu ifade etti.
Söz konusu yasağın yürürlüğe konulması kararı, 17 Temmuz akşamı Offenburg ile Karlsruhe arasındaki demiryolu hattında meydana gelen bir hadisenin ardından alındı. Bölgesel bir trende gerçekleştirilen bilet kontrolü esnasında, alkollü bir yolcu ile görevliler arasında tartışma çıktı.
Trenin Ettlingen-Bruchhausen durağı yakınlarında seyrettiği sırada bir güvenlik görevlisi saldırıya uğrayarak hareket halindeki trenden aşağı düştü ve ağır yaralandı.
Bild gazetesinin haberinde, yaşanan bu son olayın federal polisin istatistiklerini de doğruladığı kaydedildi.
Emniyet verilerine göre, tren istasyonlarında meydana gelen tüm suçların yaklaşık üçte biri alkolün etkisi altındaki kişiler tarafından işleniyor.
İstasyonlarda alkol tüketimine artık müsaade etmeyeceklerini belirten Palla, yüksek miktarda alkol tüketilen noktalarda şiddet eğiliminin de arttığını çok sık gözlemlemek durumunda kaldıklarını dile getirdi.
Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinin aktardığı ve Alman Bağımlılıkla Mücadele Merkezi (DHS) tarafından hazırlanan “Bağımlılık 2025” (Jahrbuch Sucht 2025) raporundaki veriler de ülkedeki tablonun boyutunu ortaya koyuyor.
Rapora göre Almanya’da nüfusun yüzde 20’sinden fazlası, sağlık açısından risk teşkil edecek düzeyde alkol tüketiyor.
Araştırma sonuçları, ülkede her yıl 47 bin 500 kişinin alkol kullanımıyla bağlantılı nedenlerden ötürü hayatını kaybettiğini gösteriyor.
Avrupa
Spahn’ın istifası Merz için fırsat olabilir

Friedrich Merz’in Berlin’deki en sadık destekçilerinden Jens Spahn’ın istifası, Almanya Şansölyesi için beklenmedik bir siyasi fırsat haline geldi.
Merz’in partisi Hıristiyan Demokrat Birliği’nin (CDU) meclis grubu başkanı Spahn, kendisi ve eşinin Almanya’da yasak olmasına rağmen ebeveyn olmak için ABD’de bir taşıyıcı anne kullandıklarını itiraf etmelerinin ardından cumartesi günü istifa etti.
Bu ayrılış ilk başta bir aksilik gibi görünse de Merz, istifayı kendi lehine çevirmek için hemen harekete geçti ve pazar günü kabine değişikliği olasılığını gündeme getirdi.
Kabine değişikliği Merz için cazip bir seçenek çünkü Spahn zaman zaman onun önünde bir engel teşkil ediyordu: 46 yaşındaki eski sağlık bakanı, sadece zaman zaman planlarına karşı çıkan bir parti içi rakip olmakla kalmayıp, koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti (SPD) içindeki daha sol eğilimli politikacılar tarafından da sevilmeyen bir isimdi.
Spahn’ın ayrılmasıyla Merz, koalisyonu istikrara kavuşturmak için yeni bir CDU parlamento grubu başkanı seçebilir.
Kabine değişikliği ayrıca, sonbaharda yapılacak ve Almanya için Alternatif’in (AfD) iyi bir performans sergilemesi ve eylül ayında doğu Almanya’daki Saksonya-Anhalt eyaletinde mutlak çoğunluğu elde etmesi beklenen kritik eyalet seçimleri öncesinde siyasi bir “resetleme” yapmasına olanak tanıyacak.
Merz’in sözcüsü Stefan Kornelius, başbakanın şu anda bir sonraki hamlesini değerlendirdiğini söyledi.
Merz ve diğer üst düzey muhafazakarların önümüzdeki günlerde somut bir öneri sunması bekleniyor.
POLITICO’nun eline geçen ve milletvekillerine gönderilen bir mesaja göre, pazartesi günü yapılan CDU liderlik toplantısının ardından, muhafazakâr milletvekillerinden, devam eden yaz tatiline rağmen, önümüzdeki hafta çarşamba günü Bundestag’da yeni bir parlamento grup başkanı seçmek üzere bir toplantıya hazırlanmaları istendi.
Yeni bakan atamalarını da içeren daha kapsamlı bir kabine değişikliği olması durumunda, Bundestag’da tam bir oturum düzenlenmesi gerekecek.
Fakat bir kabine değişikliği siyasi açıdan da zorlayıcı olabilir. Eylül ayında Almanya’nın üç eyaletinde yapılacak eyalet seçimleri göz önünde bulundurulduğunda, Merz’in temel hedeflerinden biri iktidar mücadelelerini önlemek olacak.
Mecklenburg-Batı Pomeranya eyaletinde CDU’nun önde gelen ismi Daniel Peters, pazartesi günü POLITICO’nun Berlin Playbook Podcast’ine verdiği demeçte şunları söyledi:
“Yakında yeni personel kararları almalıyız. Bunu son derece önemli buluyorum. Eğer [Merz] kabine içinde de personel değişikliklerinin gerekli olduğuna inanıyorsa, o kararları verecektir. Şu an bunu yapmak için kesinlikle uygun bir zaman.”
Merz hükümetinin ve başbakanın kendisinin tarihsel olarak en düşük destek oranlarıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde, kabine değişikliği faydalı olabilir.
Bu ayın başlarında yayınlanan en son ARD-DeutschlandTrend anketi sonuçlarına göre, Almanların yalnızca yüzde 13’ü Merz’in performansından memnun.
Bu, anketin yaklaşık 30 yıllık tarihinde görevdeki bir başbakan için kaydedilen en düşük destek oranı.
Merz’in stratejisi, bu sonbaharda parlamentodan örneğin emeklilik sisteminde gibi çok ihtiyaç duyulan reformları geçirerek destek oranlarını artırmak ve AfD’nin iktidara gelmesini önlemek.
Böylece seçmenlere, işleri halletmek için siyasi merkezin gerçekten de tek geçerli seçenek olduğunu gösterecektir; en azından hükümet içinde düşünce bu yönde.
Fakat bu önerilerin birçoğu “merkezci” seçmenler için de sancılı olacak ve Merz’in sadece 12 sandalye farkla sahip olduğu çok ince parlamento çoğunluğundaki yeterli sayıda üyeyi ikna ederek bu önerileri onaylatmak için yine de ciddi bir ikna çabası gerekecek.
Bu nedenle Merz’in, parlamento grup başkanı olarak yeni ve güçlü bir pozisyona yakın bir müttefikini önermesi bekleniyor.
Ortaya atılan isimler arasında şu anki başbakanlık ofisi şefi Thorsten Frei, CDU Genel Sekreteri Carsten Linnemann ve İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt yer alıyor.
Spahn, 2018’de CDU liderliği için Merz’e karşı yarışmış ama her ikisi de kaybetmişti. Üç yıl sonra, Merz’i yenmek için Armin Laschet ile güçlerini birleştirdi ve Laschet’in parti liderliğini kazanmasına yardımcı oldu.
Geçen yıl iktidara geldikten sonra Merz, Spahn’ı milletvekili grubu başkanı olarak atadı; bu hamle, hırslı bir rakibi ve stratejik bir siyasi düşünürü, yeni şansölyeye karşı parti içi muhalefeti yönetmekten alıkoyma çabası olarak değerlendirildi.
Ne var ki Spahn, SPD’nin daha sol kanadında da son derece sevilmeyen bir isimdi; oysa Merz’in reformlarını hayata geçirebilmesi için bu kesimin oylarına ihtiyacı vardı.
SPD’nin gençlik örgütü lideri Philipp Türmer, bir sosyal medya paylaşımında Spahn’ın ayrılışına bir bardak bira kaldırarak, kutlamalarının nedeni olarak Spahn’ın ABD’li teknoloji milyarderi Peter Thiel ile yakın olduğu iddialarını ve koronavirüs dolandırıcılığı iddialarını gösterdi.
Türmer, “Şampanya yoktu. Ama karşınıza çıkan her türlü kutlamadan en iyi şekilde yararlanmak gerekir,” dedi.
Spahn’ın adı, internete sızan Thiel’in gizli cemiyeti “Dialog”un katılımcı listesinde de yer alıyordu.
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?
Görüş2 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?








