Diplomasi
Avrupa’dan Rusya’ya İstanbul görüşmesi öncesi ültimatom

Avrupalı dışişleri bakanları, İstanbul’da yapılması planlanan görüşmeler öncesinde Ukrayna’ya desteklerini ve Rusya’ya ateşkes çağrılarını yineledi. Moskova ise “ültimatom dilini” kabul etmediğini belirterek ön koşulsuz doğrudan müzakere önerdi.
Avrupa ülkelerinin dışişleri bakanları, 12 Mayıs’ta Londra’da bir araya gelerek Ukrayna’ya verilecek desteği ve İstanbul’da yapılması planlanan görüşmeler öncesindeki durumu ele aldı.
İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, İspanya ve Polonya dışişleri bakanlarının yanı sıra Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın katıldığı toplantıya, Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrey Sibiga video konferans yoluyla iştirak etti. “Weimar Üçgeni artı” formatında düzenlenen görüşmenin amacı, Kiev’e verilecek desteğin artırılması ve kıtadaki güvenlik sorunlarının ele alınması olarak tanımlandı.
Avrupalı bakanların toplantısı, “gönüllüler koalisyonu” olarak adlandırılan bir grup ülkenin “en az 30 gün süreyle tam ve koşulsuz ateşkes” önermesinden iki gün sonra gerçekleşti.
Avrupa ülkelerinin liderleri, 10 Mayıs’ta Kiev’de yaptıkları açıklamada bu öneriyi duyurmuş ve müzakerelerin gidişatı hakkında ABD Başkanı Donald Trump’a bilgi vermişlerdi.
Koalisyon katılımcılarının planına göre, Rusya-Ukrayna temas hattında 12 Mayıs’ta ateşkesin sağlanması ve tarafların 30 gün içinde barış koşulları üzerinde anlaşması hedefleniyordu.
Ateşkesin havada, denizde ve karada ABD ile yakın koordinasyon içinde izlenmesi ve Ukrayna için temel güvenlik garantisi unsurunun barış gücü olması öngörülüyordu.
Moskova daha önce defalarca Rusya’nın Ukrayna’da NATO askeri birliklerinin varlığına müsamaha göstermeyeceğini belirtmişti.
Aynı gün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna ile herhangi bir ön koşul olmaksızın doğrudan müzakerelerin yeniden başlatılması yönünde karşı bir teklif sundu.
Putin, Rus ve Ukrayna heyetlerinin Mart 2022’de son kez bir araya geldiği ve sonrasında Kiev’in diyaloğu kestiği İstanbul’da 15 Mayıs’ta doğrudan temasların yeniden başlatılmasını teklif etti.
Putin’e göre ateşkes de orada tartışılabilecekti. Böylece Putin, Ukrayna ve Avrupa ülkelerinin girişimini fiilen reddetmiş ve Rusya’nın 12 Mayıs’ta ateşi kesmeyeceğini açıkça ortaya koymuş oldu. Moskova, Kiev ve ortaklarının söylemini “ültimatom dili” olarak değerlendirdi ve “Rusya ile bu dille konuşulamaz,” mesajını verdi.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 12 Mayıs’ta olası yeni yaptırımlar konusundaki bir soruyu yanıtlarken, “Bu uyarıdan önce, hatırlarsanız evvelsi gün de bir uyarı duymuştuk. Onlar da oldukça ültimatomvari bir üslupla dile getirilmişti,” dedi. Peskov, “Ancak bu tür bir ültimatom dili Rusya için kabul edilemez, uygun değildir. Rusya ile bu dille konuşulamaz,” diye ekledi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova da aynı gün basından gelen bir soruya cevaben, “2022 yılında eski Almanya şansölyesi A. Merkel ve eski Fransa cumhurbaşkanı F. Hollande, Minsk anlaşmalarını kimsenin uygulamayı planlamadığını, anlaşmaların Ukrayna’nın ‘Donbass sorununu’ güç kullanarak çözmeye hazırlanması için zaman kazanmak amacıyla yapıldığını belirtmişlerdi,” dedi.
Zaharova, “Bugün aynı ülkeler, Kiev’e askeri potansiyelini yeniden tesis etmesi ve Rusya ile çatışmaya devam etmesi için bir mola vermek amacıyla 30 günlük ateşkes sağlamaya çalışıyorlar,” diye konuştu.
Putin’in girişimine ABD Başkanı Trump’tan destek geldi. Trump, 11 Mayıs’ta Ukrayna makamlarını İstanbul’daki görüşmeyi derhal kabul etmeye çağırdı ve ertesi gün bu görüşmenin organize edilmesi için “çok güçlü bir şekilde ısrar ettiğini” bildirdi, hatta görüşmeye gelebileceğini bile söyledi.
Müzakerelerin yeniden başlamasını Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da destekledi. Erdoğan ve Putin, 11 Mayıs’ta bu konuyu telefonla görüştü. Kremlin’den yapılan açıklamada, “Türk tarafı, kalıcı barışın sağlanmasına yönelik müzakerelerin organize edilmesi ve yürütülmesinde mümkün olan her türlü yardımı sağlayacaktır,” denildi.
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Rusya’nın 12 Mayıs’ta ateşkese uymaya başlaması konusunda ısrar etti ancak İstanbul’daki görüşmeyi reddetmedi. Zelenskiy, 11 Mayıs’ta yayınladığı video mesajında, “Ukrayna’da müzakere etme konusunda hiçbir sorunumuz yok, her türlü formata hazırız. Bu perşembe, 15 Mayıs’ta Türkiye’de olacağım ve Putin’i Türkiye’de bekliyorum. Şahsen. Ve umarım Putin bu kez bir şeyi neden yapamayacağına dair bahaneler aramaz. Savaşı bitirmek için konuşmaya hazırız,” ifadelerini kullandı.
Zelenskiy, İstanbul müzakerelerine bizzat katılacağını vaat ederken, Putin kendi katılımı hakkında bir açıklamada bulunmadı. Rus heyetinde kimlerin yer alacağı henüz bilinmiyor. Üç yıl önce Rusya’yı Devlet Başkanı Yardımcısı Vladimir Medinskiy, Dışişleri Bakan Yardımcısı Andrey Rudenko, Belarus Büyükelçisi Boris Grizlov, Savunma Bakan Yardımcısı Aleksandr Fomin ve Duma Uluslararası İlişkiler Komitesi Başkanı Leonid Slutskiy temsil etmişti. Kremlin, heyette kimlerin yer alacağını daha sonra açıklayacağını bildirdi.
Trump, 12 Mayıs’ta Beyaz Saray’da gazetecilere yaptığı açıklamada, İstanbul’da yapılacak görüşmeyi “çok önemli” olarak nitelendirdi. Amerikalı lider, “Bence bu görüşmeden iyi şeyler çıkabilir,” ifadelerini kullandı. Trump ayrıca bu müzakerelere katılma olasılığını değerlendirdiğini söyledi.
Trump, “Anladığım kadarıyla her iki lider de orada olacak. Oraya uçmayı düşünüyordum. Bilmiyorum, birkaç toplantım olacak ama eğer bir şeyler olacağını düşünürsem oraya uçma olasılığını düşünüyordum,” diye ekledi.
Avrupalıların Londra’daki toplantısının tüm katılımcıları, Rusya’nın ön koşulsuz ateşkes rejimini reddetmesi halinde üzerindeki baskının devam etmesinden yana tavır aldı.
“Weimar+” görüşmeleri sonucunda yayımlanan ortak bildiride, Rusya’ya Ukrayna’da adil, kapsamlı ve kalıcı bir barış için müzakereler yolunda “derhal ilerleme kaydetmesi” çağrısı yapıldı. Belgede, “Şu ana kadar Rusya, ilerleme kaydetme konusunda ciddi bir niyet göstermemiştir,” denildi.
Açıklamada, “Barış, ancak BM Şartı da dahil olmak üzere uluslararası hukuka dayanması ve Ukrayna’nın gelecekteki herhangi bir Rus saldırısını caydırabilmesi ve kendini savunabilmesi durumunda uzun ömürlü olacaktır. Ukrayna’nın Rus saldırganlığına karşı devam eden savunmasında Avrupa desteğini nasıl daha da artıracağımızı tartıştık,” ifadelerine yer verildi.
Toplantı öncesinde İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy, Zelenskiy’nin müzakerelere hazır olmasını överek, Putin’in artık ateşkesi ve istişarelere katılımı “ciddiye alması” gerektiğini belirtti.
Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Berlin’in Moskova’nın ateşkese rıza göstermesini beklediğini kaydetti.
Wadephul, “Öncelikle ateşkesin sağlanması gerektiği açıkça belirtildi. Ukrayna buna hazır. Almanya şimdi Rusya’nın ateşkese rıza göstermesini ve ardından müzakerelere hazır olmasını bekliyor,” dedi. Eğer Rusya “barışa doğru ilerlemeyi engellerse” yeni yaptırımlarla karşılaşacağını belirten Wadephul, ABD Senatosu’nun da ek kısıtlamalar getirmeye hazır olduğunu vurguladı.
Almanya hükümet sözcüsü Stefan Cornelius ise, Rusya’nın 12 Mayıs’ta ateşkesi reddetmesi halinde yaptırım hazırlıklarının başlatılacağı tehdidinde bulunarak, “Saat işliyor,” dedi.
Wadephul ayrıca Ukrayna ordusuna ek askeri yardım sağlanabileceğini de belirtti. The New York Times‘ın haberine göre, Almanya geçtiğimiz günlerde ABD’den Ukrayna’ya Patriot hava savunma sistemleri için 100 füze ve 125 uzun menzilli füze tedariki için onay aldı (bu füzeler ABD topraklarında üretiliyor ve başka bir devlete ait olsalar bile Amerikan hükümetinin izni olmadan ihraç edilemiyor).
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da 11 Mayıs’ta düşünmek için fazla zaman kalmadığını belirterek, Rusya’ya yönelik 30 günlük ateşkes teklifinin sadece pazartesi akşamına kadar geçerli olduğunu kaydetti.
Macron gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bugün Vladimir Zelenskiy ve Avrupalı meslektaşlarımla konuşacağım. Çerçeve belirlendi. Her şey açık,” değerlendirmesini yaptı.
Fransa’nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Benjamin Haddad da Londra’da yaptığı açıklamada, “müzakerelerin önünü açmak” için karada, havada ve denizde 30 gün boyunca koşulsuz ateşkes gerektiğini söyledi.
Haddad, “Başkan Zelenskiy defalarca müzakerelere açık olduğunu, diplomasi istediğini, barış istediğini gösterdi,” diyerek, Rusya’nın ateşkes rejimini kurmayı kabul etmemesi halinde kapsamlı yaptırım çağrısını yineleyeceğini belirtti.
Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Batı’nın Kremlin’e “Ukrayna’daki hedeflerinden vazgeçmesi” için baskı yapmaya devam etmesi gerektiğini söyledi, ancak tarafların ateşi kesmenin ve askeri faaliyetlerin durdurulması ile “uluslararası hukuka saygının yeniden tesis edilmesi” konusunda “verimli, gerçek müzakereler” yapmanın bir yolunu bulacağını umduğunu ifade etti.
İspanyol mevkidaşı José Manuel Albares de benzer bir görüş dile getirerek, Avrupa ve Ukrayna’nın barış istediğini ve “şimdi sıranın Rusya’da olduğunu” belirtti. Alman mevkidaşı gibi o da ülkesinin Ukrayna’ya gerektiği sürece askeri destek vermeye devam etmeye hazır olduğunu teyit etti. Son olarak Albares, İstanbul’da yapılacak görüşmenin sadece “sorunun çözümünü ertelemenin bir yolu” olmaması gerektiğini kaydetti.
Ukraynalı bakan Sibiga, gazetecilere yaptığı açıklamada, Londra’daki görüşmelerin barışın tesisi için çabaların koordinasyonuna ve ABD ile ortak çalışmaya odaklandığını söyledi. Ukrayinska Pravda gazetesinin aktardığına göre Sibiha, “Bu hafta için barış ve sorumluluk açısından belirleyici olacak eylem stratejilerimizi koordine ettik,” dedi.
Toplantı sonunda yayınlanan bildiride, Avrupa ülkelerinin, “Rusya saldırganlığını durdurana ve verdiği zararı ödeyene kadar” kendi yetki alanlarındaki dondurulan Rus varlıklarını tutma konusunda anlaştıkları belirtildi.
AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Rusya’yı ateşkesle “oyun oynamakla” suçladı. Kallas ayrıca, AB ile İngiltere arasında savunma ve güvenlik alanında yeni bir işbirliği anlaşması olasılığına dikkat çekti. Bu anlaşmanın, Brexit sonrası 19 Mayıs’ta yapılması planlanan ilk ortak zirvelerinde imzalanabileceği belirtildi.
İngiltere’de başbakanlık görevini üstlenen Keir Starmer, askeri alan da dahil olmak üzere Avrupalı müttefiklerle ilişkileri düzeltme yoluna girdi.
Ekim 2024’te İngiltere, Almanya ile NATO’nun doğu kanadında ortak tatbikatlar, Ukrayna’ya ortak destek programı, Kuzey Denizi’nin korunması için deniz işbirliği ve uzun menzilli füzelerin geliştirilmesini öngören “Trinity House Anlaşması”nı imzaladı. Bu yılın ocak ayında Polonya ile de benzer bir anlaşma yapılmasına karar verildi.
AB şu anda Rusya’ya karşı 17. yaptırım paketi üzerinde çalışıyor. Önlemlerin önümüzdeki hafta alınması bekleniyor. Ancak Kallas, Rus petrolüne yönelik olanlar da dahil olmak üzere ikincil yaptırımların yakın günlerde üzerinde anlaşmaya varılmasının pek olası olmadığını kabul etti.
Reuters haber ajansının daha önce aktardığına göre, yeni kısıtlama paketi çift kullanımlı mallar üzerinde daha sıkı ihracat kontrollerinin yanı sıra Rusya’nın petrol ihracatı için kullandığı yaptırım uygulanan gölge filonun genişletilmesini de içeriyor.
Ajansın kaynağı, aralarında Çin’den beşinin de bulunduğu yaklaşık 50 gerçek ve tüzel kişinin yaptırımlara maruz kalacağını belirtti.
Diplomasi
BAE ile Kanada ticaret anlaşması imzaladı

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Kanada, salı günü iki ekonomi arasındaki engelleri azaltmak ve yatırımı artırmak amacıyla kapsamlı bir ticaret anlaşması imzaladı.
Kanada Başbakanı Mark Carney, ABD ile gerginliğin yaşandığı bu dönemde ticaret ve yatırım bağlarını genişletmeyi hedefliyor.
Carney ve Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Halid bin Muhammed bin Zayed El Nahyan, gümrük vergilerini düşürmeyi, bürokratik engelleri azaltmayı ve her iki ülkedeki işletmelerin pazara erişimini iyileştirmeyi amaçlayan Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması’nın (CEPA) imzalanmasına başkanlık etti.
ABD Başkanı Donald Trump’ın gümrük vergilerinin Kanada ekonomisinde dalgalanmalara yol açması üzerine Carney, önümüzdeki on yıl içinde Kanada’nın ABD dışındaki ticaret hacmini ikiye katlayacağına söz verdi.
Washington ile bir anlaşma sağlama yönündeki sonraki girişimler sonuçsuz kaldı ve bu durum Carney’i, Asya Pasifik’ten Avrupa ve Orta Doğu’ya kadar çeşitli ülkelerle ticaret anlaşmaları yapmak için agresif bir şekilde harekete geçmeye itti.
Başbakanlık yaptığı açıklamada, “CEPA tam olarak yürürlüğe girdiğinde, Kanada’nın BAE’ye yaptığı mevcut ihracatın %99’undan fazlasındaki gümrük vergilerini azaltacak veya ortadan kaldıracak. Bu, baklagil ve kanola yetiştiren Kanadalı çiftçiler, endüstriyel makine ve enerji üretim ekipmanı üreticileri, dünya çapındaki havacılık sektörümüz ve diğer Kanadalı yenilikçiler için yeni pazarlar anlamına geliyor,” dedi.
“Anlaşma ayrıca tarife dışı engelleri de ele alacak, ticaret ve yatırım için daha öngörülebilir bir ortam yaratacak ve sanayi, tarım, ormancılık, balıkçılık ve deniz ürünleri, çevre ve mühendislik sektörleri dahil olmak üzere Kanadalı mal ve hizmetlerin pazara erişimini genişletecektir,” denilen açıklamada, CEPA’nın 2027 yılında yürürlüğe girmesi beklendiği de belirtildi.
İki ülke ayrıca enerji, diplomatik ve savunma işbirliği konularında ön anlaşmalar imzaladı.
BAE Dış Ticaret Bakanı Sani El Zeyudi yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“İster ihracatçılarımız için iyileştirilmiş pazar erişimi yoluyla, ister lojistik, iletişim, ileri teknoloji ve imalat gibi yüksek büyüme gösteren sektörlerdeki yatırım fırsatlarına erişim yoluyla olsun, özel sektörümüz için önemli bir potansiyel görüyoruz; bunların tümü, dayanıklı, çeşitlendirilmiş ve küresel olarak bağlantılı bir ekonomi hedefimizi destekleyecektir.”
BAE, Kanada’nın Orta Doğu’daki en büyük ihracat pazarı ve Kanada da menşeli motorlu taşıtlar, yedek parçalar ve makinelerin önemli bir alıcısı.
İki ülke arasındaki karşılıklı ticaret hacmi geçen yıl 3,5 milyar Kanada doları (2,48 milyar ABD doları) olarak gerçekleşti.
Hükümet verilerine göre, bu rakam son birkaç yıldır yıllık %10 oranında artıyor.
BAE, geçen yıl Kanada’ya 50 milyar dolara kadar yatırım yapma taahhüdünde de bulunmuştu.
Kanada hükümetinden bir kaynak, anlaşmanın imzalanmasının, Kanada Parlamentosu’nun anlaşmayı onaylamasından önceki son adım olduğunu belirtti.
Diplomasi
Oxfam: Zenginler iklim felaketlerinden çifte kazanç sağlıyor

Oxfam raporuna göre iklimi bozan sektörlere yatırım yapan zenginler, felaketlerin ardından büyüyen yeniden inşa pazarından da kâr elde ediyor. Afetlere hazırlık ve toparlanma pazarının 2029 yılına kadar yıllık 92 milyar dolara ulaşması beklenirken gıda devi patronlarının serveti 120 milyar dolar arttı.
Dünyanın en zengin kesimi, iklim krizini derinleştiren kirletici sanayilerden para kazanmayı sürdürürken faturayı büyüten felaketlerin ardından devreye giren hazırlık ve yeniden inşa pazarından da kâr sağlıyor.
Uluslararası yardım kuruluşu Oxfam tarafından hazırlanan ve The Guardian gazetesinin aktardığı araştırma, küresel sermayenin gezegenin ısınma döngüsünü çift taraflı bir kazanç modeline dönüştürdüğünü gösteriyor.
Yardım kuruluşunun tahminlerine göre afetlere hazırlık, iyileştirme ve yeniden inşa hizmetlerini kapsayan pazarın büyüklüğü 2029 yılına kadar yıllık 70 milyar dolardan 92 milyar dolara çıkacak.
Raporu kaleme alan uzmanlar, hızla büyüyen bu pazarın en zengin isimler için krizin yıkıcı sonuçlarından gelir elde etme motivasyonu yarattığını, bunun da karbon salımını azaltmaya yönelik adımlara duyulan ilgiyi düşürebileceğini vurguluyor.
Oxfam Halkla İlişkiler Direktörü Jean McLean, en zenginlerin krizin iki aşamasında da kazanan taraf olduğuna işaret etti.
McLean, sürecin ilk adımında çevreyi kirleten sektörlere yatırımların sürdüğünü, ardından da giderek ısınan dünyaya kurtarma ve yeniden inşa hizmetleri sunan, hızla büyüyen bir “uyum ekonomisi” üzerinden gelir sağlandığını dile getirdi.
Kuruluşun hazırladığı endekste iklim krizini ağırlaştıran veya krizin yarattığı şartlara uyum pazarından kâr elde eden 217 şirket yer alıyor.
Listelenen işletmeler arasında soğutma sistemleri üretenler, sel bariyerleri geliştirenler ve yangın söndürme ekipmanı imal edenlerin yanı sıra taşımacılık, gıda, sigorta ve kredi hizmeti sunan kuruluşlar dikkat çekiyor.
Raporda iklim felaketleri ile küresel gıda piyasasına yön veren dev ticaret şirketlerini kontrol eden milyarderlerin servet artışı arasında da doğrudan bağ kuruluyor. Bu isimlerin toplam serveti 2020 yılından bu yana 120 milyar dolar yükseldi.
Sürece örnek olarak Batı Afrika’da 2024 yılında yaşanan aşırı hava olaylarının ardından kakao fiyatlarında kaydedilen yüzde 231 oranındaki artış gösteriliyor; Oxfam verileri, söz konusu fiyat sıçramasından bölgedeki yerel çiftçilerin hiçbir kazanç sağlayamadığını ortaya koyuyor.
Oxfam bu tablonun önüne geçebilmek amacıyla yüksek servet sahiplerine, özel jet sahiplerine, petrol ve doğalgaz şirketleriyle çevreyi kirleten diğer sektörlere yönelik vergilerin artırılması çağrısında bulundu.
Kuruluş ayrıca İngiltere’nin uluslararası iklim finansmanını yükseltmesini, sağlanacak bu kaynakların kredi olarak değil, karşılıksız hibe şeklinde verilmesini talep etti.
Birleşmiş Milletler programı kapsamında İngiltere’deki Exeter Üniversitesi ile Güney Afrika’daki KwaZulu-Natal Üniversitesinden bilim insanlarının yürüttüğü bağımsız bir araştırma ise küresel sıcaklık artışını 1,5 santigrat derece sınırında tutmanın artık mümkün olmadığını gösterdi.
Bilim insanları, hükümetlerin artık sıcaklık eşiğinin aşılmasını engellemeye odaklanmak yerine, ortaya çıkacak ağır sonuçları yönetmeye ağırlık vermesinin daha yerinde olacağını savundu.
Araştırmacılar, 1,5 derecelik sınırın aşılmasının aşırı hava koşullarına yol açacağını, buzulların erimesini hızlandıracağını ve mercan resiflerini yok edeceğini hatırlatarak bu gelişmelerin kıyı kentleriyle ada devletlerinin haritadan silinmesine yol açabileceği uyarısında bulundu.
BM Genel Sekreteri António Guterres de derecenin her bir kesrinin can alacağını, geçim kaynaklarını tüketeceğini, eşitsizliği büyüteceğini ve ekosistemleri geri dönülmez bir yıkıma sürükleyeceğini belirterek insanlığın felaketten kaçışın imkânsız hale geleceği noktaya hızla yaklaştığını söyledi.
ABD Başkanı Donald Trump ise Eylül 2025’te yaptığı açıklamada, iklim değişikliği uyarılarını “dünyada bugüne kadar yapılmış en büyük dolandırıcılık” diye tanımladı.
Temiz enerji projelerini “yeni yeşil aldatmaca”, karbon ayak izi kavramını ise “saçmalık” olarak niteleyen Trump, bu girişimlere yatırım yapan ülkelerin başarısızlığa uğrayacağını öne sürdü.
Diplomasi
Merz, Singapur’da “AB-TPP anlaşması” istedi

Alman hükümetinin Asya’daki ortak arayış devam ederken, Şansölye Friedrich Merz Singapur’da Trans-Pasifik Ortaklığı ile daha sıkı anlaşmalar istedi.
Merz’in Asya turunun programında Singapur, Japonya ve Güney Kore’de resmi ziyaretler ve görüşmeler yer alıyor.
Meselenin ticaret ve Pekin ile rekabet olduğunu gizlemeyen Şansölye, “Refahımız açık ticaret yollarına bağlı. Güvenliğimiz de öyle,” dedi ve “daha fazla ticaret, güvenli hammadde ve Almanya’da daha fazla istihdam için” tura çıktığını açıkça ilan etti.
Şansölyeye, Siemens CEO’su Roland Busch’un yanı sıra drone üreticisi Quantum Systems ve Airbus’ın askeri bölümünden yöneticilerin de aralarında bulunduğu yaklaşık 30 kişilik üst düzey iş dünyası temsilcilerinden oluşan bir heyet eşlik ediyor.
junge Welt’te (jW) yer alan habere göre Alman sermayesi ve hükümetinin bakış açısına göre, Japonya, Güney Kore ve Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) ülkeleri özellikle umut vaat eden alternatif pazarlar olarak görülüyor.
Almanya’nın Pasifik bölgesindeki stratejisinin bir diğer hedefi ise AB ile CPTPP üye ülkeleri arasında bir serbest ticaret anlaşmasının imzalanması.
2018’de başlatılan ve “Trans-Pasifik Ortaklığı için Kapsamlı ve Aşamalı Anlaşma” olarak bilinen bu ticaret ittifakına Avustralya, Yeni Zelanda, Birleşik Krallık, Kanada, Vietnam, Şili, Japonya, Malezya, Meksika, Brunei, Peru ve Singapur dahil olmak üzere on iki ülke katıldı.
Bu ülkeler birlikte küresel GSYİH’nın yaklaşık yüzde 15’ini oluşturuyor ve toplam nüfusu 600 milyona yakın.
Merz, salı günü Singapur’da yaptığı açılış konuşmasında bu bağlamda, “Trans-Pasifik Ortaklığı üyeleriyle büyük çaplı bir bölgelerarası anlaşma yönünde” çalışılması çağrısında bulundu.
Şansölye ayrıca, bölgedeki tek tek ülkelerle de ek ticaret anlaşmaları yapılması çağrısında bulundu. Singapur ile bu tür bir anlaşma 2019 yılından beri yürürlükte.
Merz, uzun vadede hedefin, on bir üyesinin toplam nüfusu yaklaşık 700 milyon olan ASEAN ile AB arasında bir ticaret anlaşması imzalamak olduğunu açıkladı.
Singapur’un müzakerelerde kilit bir rol oynaması muhtemel. Hem Washington hem de Pekin ile iyi ilişkiler sürdüren bu şehir devleti, Avrupalı şirketler için Güneydoğu Asya’ya açılan lojistik ve finansal bir kapı işlevi görüyor.
Yaklaşık 2.400 Alman şirketinin bölgesel genel merkezi, eski İngiliz kraliyet kolonisi olan bu ülkede bulunuyor.
Alman sermayesi, özellikle yarı iletkenler, dijitalleşme, yeşil teknolojiler ve otomasyon alanlarında yerel araştırma ve geliştirme merkezlerine de yatırım yapıyor.
Alman Cumhurbaşkanı Steinmeier, Çin ile gerginliği azaltmak istiyor
Örneğin, bu yılın başlarında Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Schaeffler Grubu’nun yerel bir üniversiteyle ortaklaşa işlettiği robotik alanındaki “son teknoloji araştırma merkezini” ziyaret etmişti.
Son olarak, Berlin ile Singapur arasındaki askeri ve savunma sanayi işbirliği, Almanya’nın Pasifik stratejisinin temel taşlarından biri.
Örneğin, Singapur Donanması’nın yeni denizaltıları, Kiel’deki Thyssen-Krupp Marine Systems (TKMS) tarafından inşa edildi.
Buna ek olarak, TKMS, Singapur devlet şirketi ST Engineering ile bir anlaşma imzaladı.
Bu anlaşma, tıpkı İkinci Dünya Savaşı sırasındaki gibi, Singapur adasını Alman denizaltıları için kalıcı bir bölgesel onarım merkezine dönüştürecek.
Singapur ordusu ayrıca, mürettebatı Alman askeri eğitim alanlarında eğitilen “Leopard 2” tanklarını kullanıyor.
Amerika1 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi3 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını7 gün önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Ortadoğu2 hafta önceIsrael Hayom yazdı: İsrailli istihbaratçılar yıllardır Riyad’da
Ortadoğu2 hafta önceINSS: ABD gerileyen bir güç; artık etnik Yahudi kimliği demokratik normları önceliyor
Görüş1 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Ortadoğu1 hafta önceMısır parlamentosu, Suudi Arabistan’a asker gönderme oylamasını erteledi
Söyleşi5 gün önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”










