Diplomasi
Avrupa’dan Rusya’ya İstanbul görüşmesi öncesi ültimatom

Avrupalı dışişleri bakanları, İstanbul’da yapılması planlanan görüşmeler öncesinde Ukrayna’ya desteklerini ve Rusya’ya ateşkes çağrılarını yineledi. Moskova ise “ültimatom dilini” kabul etmediğini belirterek ön koşulsuz doğrudan müzakere önerdi.
Avrupa ülkelerinin dışişleri bakanları, 12 Mayıs’ta Londra’da bir araya gelerek Ukrayna’ya verilecek desteği ve İstanbul’da yapılması planlanan görüşmeler öncesindeki durumu ele aldı.
İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, İspanya ve Polonya dışişleri bakanlarının yanı sıra Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın katıldığı toplantıya, Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrey Sibiga video konferans yoluyla iştirak etti. “Weimar Üçgeni artı” formatında düzenlenen görüşmenin amacı, Kiev’e verilecek desteğin artırılması ve kıtadaki güvenlik sorunlarının ele alınması olarak tanımlandı.
Avrupalı bakanların toplantısı, “gönüllüler koalisyonu” olarak adlandırılan bir grup ülkenin “en az 30 gün süreyle tam ve koşulsuz ateşkes” önermesinden iki gün sonra gerçekleşti.
Avrupa ülkelerinin liderleri, 10 Mayıs’ta Kiev’de yaptıkları açıklamada bu öneriyi duyurmuş ve müzakerelerin gidişatı hakkında ABD Başkanı Donald Trump’a bilgi vermişlerdi.
Koalisyon katılımcılarının planına göre, Rusya-Ukrayna temas hattında 12 Mayıs’ta ateşkesin sağlanması ve tarafların 30 gün içinde barış koşulları üzerinde anlaşması hedefleniyordu.
Ateşkesin havada, denizde ve karada ABD ile yakın koordinasyon içinde izlenmesi ve Ukrayna için temel güvenlik garantisi unsurunun barış gücü olması öngörülüyordu.
Moskova daha önce defalarca Rusya’nın Ukrayna’da NATO askeri birliklerinin varlığına müsamaha göstermeyeceğini belirtmişti.
Aynı gün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna ile herhangi bir ön koşul olmaksızın doğrudan müzakerelerin yeniden başlatılması yönünde karşı bir teklif sundu.
Putin, Rus ve Ukrayna heyetlerinin Mart 2022’de son kez bir araya geldiği ve sonrasında Kiev’in diyaloğu kestiği İstanbul’da 15 Mayıs’ta doğrudan temasların yeniden başlatılmasını teklif etti.
Putin’e göre ateşkes de orada tartışılabilecekti. Böylece Putin, Ukrayna ve Avrupa ülkelerinin girişimini fiilen reddetmiş ve Rusya’nın 12 Mayıs’ta ateşi kesmeyeceğini açıkça ortaya koymuş oldu. Moskova, Kiev ve ortaklarının söylemini “ültimatom dili” olarak değerlendirdi ve “Rusya ile bu dille konuşulamaz,” mesajını verdi.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 12 Mayıs’ta olası yeni yaptırımlar konusundaki bir soruyu yanıtlarken, “Bu uyarıdan önce, hatırlarsanız evvelsi gün de bir uyarı duymuştuk. Onlar da oldukça ültimatomvari bir üslupla dile getirilmişti,” dedi. Peskov, “Ancak bu tür bir ültimatom dili Rusya için kabul edilemez, uygun değildir. Rusya ile bu dille konuşulamaz,” diye ekledi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova da aynı gün basından gelen bir soruya cevaben, “2022 yılında eski Almanya şansölyesi A. Merkel ve eski Fransa cumhurbaşkanı F. Hollande, Minsk anlaşmalarını kimsenin uygulamayı planlamadığını, anlaşmaların Ukrayna’nın ‘Donbass sorununu’ güç kullanarak çözmeye hazırlanması için zaman kazanmak amacıyla yapıldığını belirtmişlerdi,” dedi.
Zaharova, “Bugün aynı ülkeler, Kiev’e askeri potansiyelini yeniden tesis etmesi ve Rusya ile çatışmaya devam etmesi için bir mola vermek amacıyla 30 günlük ateşkes sağlamaya çalışıyorlar,” diye konuştu.
Putin’in girişimine ABD Başkanı Trump’tan destek geldi. Trump, 11 Mayıs’ta Ukrayna makamlarını İstanbul’daki görüşmeyi derhal kabul etmeye çağırdı ve ertesi gün bu görüşmenin organize edilmesi için “çok güçlü bir şekilde ısrar ettiğini” bildirdi, hatta görüşmeye gelebileceğini bile söyledi.
Müzakerelerin yeniden başlamasını Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da destekledi. Erdoğan ve Putin, 11 Mayıs’ta bu konuyu telefonla görüştü. Kremlin’den yapılan açıklamada, “Türk tarafı, kalıcı barışın sağlanmasına yönelik müzakerelerin organize edilmesi ve yürütülmesinde mümkün olan her türlü yardımı sağlayacaktır,” denildi.
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Rusya’nın 12 Mayıs’ta ateşkese uymaya başlaması konusunda ısrar etti ancak İstanbul’daki görüşmeyi reddetmedi. Zelenskiy, 11 Mayıs’ta yayınladığı video mesajında, “Ukrayna’da müzakere etme konusunda hiçbir sorunumuz yok, her türlü formata hazırız. Bu perşembe, 15 Mayıs’ta Türkiye’de olacağım ve Putin’i Türkiye’de bekliyorum. Şahsen. Ve umarım Putin bu kez bir şeyi neden yapamayacağına dair bahaneler aramaz. Savaşı bitirmek için konuşmaya hazırız,” ifadelerini kullandı.
Zelenskiy, İstanbul müzakerelerine bizzat katılacağını vaat ederken, Putin kendi katılımı hakkında bir açıklamada bulunmadı. Rus heyetinde kimlerin yer alacağı henüz bilinmiyor. Üç yıl önce Rusya’yı Devlet Başkanı Yardımcısı Vladimir Medinskiy, Dışişleri Bakan Yardımcısı Andrey Rudenko, Belarus Büyükelçisi Boris Grizlov, Savunma Bakan Yardımcısı Aleksandr Fomin ve Duma Uluslararası İlişkiler Komitesi Başkanı Leonid Slutskiy temsil etmişti. Kremlin, heyette kimlerin yer alacağını daha sonra açıklayacağını bildirdi.
Trump, 12 Mayıs’ta Beyaz Saray’da gazetecilere yaptığı açıklamada, İstanbul’da yapılacak görüşmeyi “çok önemli” olarak nitelendirdi. Amerikalı lider, “Bence bu görüşmeden iyi şeyler çıkabilir,” ifadelerini kullandı. Trump ayrıca bu müzakerelere katılma olasılığını değerlendirdiğini söyledi.
Trump, “Anladığım kadarıyla her iki lider de orada olacak. Oraya uçmayı düşünüyordum. Bilmiyorum, birkaç toplantım olacak ama eğer bir şeyler olacağını düşünürsem oraya uçma olasılığını düşünüyordum,” diye ekledi.
Avrupalıların Londra’daki toplantısının tüm katılımcıları, Rusya’nın ön koşulsuz ateşkes rejimini reddetmesi halinde üzerindeki baskının devam etmesinden yana tavır aldı.
“Weimar+” görüşmeleri sonucunda yayımlanan ortak bildiride, Rusya’ya Ukrayna’da adil, kapsamlı ve kalıcı bir barış için müzakereler yolunda “derhal ilerleme kaydetmesi” çağrısı yapıldı. Belgede, “Şu ana kadar Rusya, ilerleme kaydetme konusunda ciddi bir niyet göstermemiştir,” denildi.
Açıklamada, “Barış, ancak BM Şartı da dahil olmak üzere uluslararası hukuka dayanması ve Ukrayna’nın gelecekteki herhangi bir Rus saldırısını caydırabilmesi ve kendini savunabilmesi durumunda uzun ömürlü olacaktır. Ukrayna’nın Rus saldırganlığına karşı devam eden savunmasında Avrupa desteğini nasıl daha da artıracağımızı tartıştık,” ifadelerine yer verildi.
Toplantı öncesinde İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy, Zelenskiy’nin müzakerelere hazır olmasını överek, Putin’in artık ateşkesi ve istişarelere katılımı “ciddiye alması” gerektiğini belirtti.
Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Berlin’in Moskova’nın ateşkese rıza göstermesini beklediğini kaydetti.
Wadephul, “Öncelikle ateşkesin sağlanması gerektiği açıkça belirtildi. Ukrayna buna hazır. Almanya şimdi Rusya’nın ateşkese rıza göstermesini ve ardından müzakerelere hazır olmasını bekliyor,” dedi. Eğer Rusya “barışa doğru ilerlemeyi engellerse” yeni yaptırımlarla karşılaşacağını belirten Wadephul, ABD Senatosu’nun da ek kısıtlamalar getirmeye hazır olduğunu vurguladı.
Almanya hükümet sözcüsü Stefan Cornelius ise, Rusya’nın 12 Mayıs’ta ateşkesi reddetmesi halinde yaptırım hazırlıklarının başlatılacağı tehdidinde bulunarak, “Saat işliyor,” dedi.
Wadephul ayrıca Ukrayna ordusuna ek askeri yardım sağlanabileceğini de belirtti. The New York Times‘ın haberine göre, Almanya geçtiğimiz günlerde ABD’den Ukrayna’ya Patriot hava savunma sistemleri için 100 füze ve 125 uzun menzilli füze tedariki için onay aldı (bu füzeler ABD topraklarında üretiliyor ve başka bir devlete ait olsalar bile Amerikan hükümetinin izni olmadan ihraç edilemiyor).
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da 11 Mayıs’ta düşünmek için fazla zaman kalmadığını belirterek, Rusya’ya yönelik 30 günlük ateşkes teklifinin sadece pazartesi akşamına kadar geçerli olduğunu kaydetti.
Macron gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bugün Vladimir Zelenskiy ve Avrupalı meslektaşlarımla konuşacağım. Çerçeve belirlendi. Her şey açık,” değerlendirmesini yaptı.
Fransa’nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Benjamin Haddad da Londra’da yaptığı açıklamada, “müzakerelerin önünü açmak” için karada, havada ve denizde 30 gün boyunca koşulsuz ateşkes gerektiğini söyledi.
Haddad, “Başkan Zelenskiy defalarca müzakerelere açık olduğunu, diplomasi istediğini, barış istediğini gösterdi,” diyerek, Rusya’nın ateşkes rejimini kurmayı kabul etmemesi halinde kapsamlı yaptırım çağrısını yineleyeceğini belirtti.
Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Batı’nın Kremlin’e “Ukrayna’daki hedeflerinden vazgeçmesi” için baskı yapmaya devam etmesi gerektiğini söyledi, ancak tarafların ateşi kesmenin ve askeri faaliyetlerin durdurulması ile “uluslararası hukuka saygının yeniden tesis edilmesi” konusunda “verimli, gerçek müzakereler” yapmanın bir yolunu bulacağını umduğunu ifade etti.
İspanyol mevkidaşı José Manuel Albares de benzer bir görüş dile getirerek, Avrupa ve Ukrayna’nın barış istediğini ve “şimdi sıranın Rusya’da olduğunu” belirtti. Alman mevkidaşı gibi o da ülkesinin Ukrayna’ya gerektiği sürece askeri destek vermeye devam etmeye hazır olduğunu teyit etti. Son olarak Albares, İstanbul’da yapılacak görüşmenin sadece “sorunun çözümünü ertelemenin bir yolu” olmaması gerektiğini kaydetti.
Ukraynalı bakan Sibiga, gazetecilere yaptığı açıklamada, Londra’daki görüşmelerin barışın tesisi için çabaların koordinasyonuna ve ABD ile ortak çalışmaya odaklandığını söyledi. Ukrayinska Pravda gazetesinin aktardığına göre Sibiha, “Bu hafta için barış ve sorumluluk açısından belirleyici olacak eylem stratejilerimizi koordine ettik,” dedi.
Toplantı sonunda yayınlanan bildiride, Avrupa ülkelerinin, “Rusya saldırganlığını durdurana ve verdiği zararı ödeyene kadar” kendi yetki alanlarındaki dondurulan Rus varlıklarını tutma konusunda anlaştıkları belirtildi.
AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Rusya’yı ateşkesle “oyun oynamakla” suçladı. Kallas ayrıca, AB ile İngiltere arasında savunma ve güvenlik alanında yeni bir işbirliği anlaşması olasılığına dikkat çekti. Bu anlaşmanın, Brexit sonrası 19 Mayıs’ta yapılması planlanan ilk ortak zirvelerinde imzalanabileceği belirtildi.
İngiltere’de başbakanlık görevini üstlenen Keir Starmer, askeri alan da dahil olmak üzere Avrupalı müttefiklerle ilişkileri düzeltme yoluna girdi.
Ekim 2024’te İngiltere, Almanya ile NATO’nun doğu kanadında ortak tatbikatlar, Ukrayna’ya ortak destek programı, Kuzey Denizi’nin korunması için deniz işbirliği ve uzun menzilli füzelerin geliştirilmesini öngören “Trinity House Anlaşması”nı imzaladı. Bu yılın ocak ayında Polonya ile de benzer bir anlaşma yapılmasına karar verildi.
AB şu anda Rusya’ya karşı 17. yaptırım paketi üzerinde çalışıyor. Önlemlerin önümüzdeki hafta alınması bekleniyor. Ancak Kallas, Rus petrolüne yönelik olanlar da dahil olmak üzere ikincil yaptırımların yakın günlerde üzerinde anlaşmaya varılmasının pek olası olmadığını kabul etti.
Reuters haber ajansının daha önce aktardığına göre, yeni kısıtlama paketi çift kullanımlı mallar üzerinde daha sıkı ihracat kontrollerinin yanı sıra Rusya’nın petrol ihracatı için kullandığı yaptırım uygulanan gölge filonun genişletilmesini de içeriyor.
Ajansın kaynağı, aralarında Çin’den beşinin de bulunduğu yaklaşık 50 gerçek ve tüzel kişinin yaptırımlara maruz kalacağını belirtti.
Diplomasi
Ermenistan’da muhalefet liderinin dokunulmazlığı kaldırıldı

Ermenistan Merkez Seçim Kurulu, muhalefetteki Güçlü Ermenistan bloğunun Siyasi Konsey Üyesi Narek Karapetyan’ın milletvekilliği dokunulmazlığının kaldırılması yönündeki Başsavcılık talebini onayladı. Alınan bu karar, savcılığa Karapetyan hakkında ceza davası açma ve soruşturma yürütme yetkisi veriyor. Soruşturma, Güçlü Ermenistan hareketi destekçilerinden Aleksan Aleksanyan’a yönelik kara para aklama suçlamalarına dayanıyor.
Ermenistan Merkez Seçim Kurulu, muhalefetteki Güçlü Ermenistan bloğunun Siyasi Konsey Üyesi Narek Karapetyan’ın parlamenter dokunulmazlığının kaldırılmasına karar verdi.
Başsavcılığın bu yöndeki talebinin onaylandığını, Karapetyan’ın avukatı Aram Vardevanyan TASS’a açıkladı.
Milletvekilliği dokunulmazlığının kaldırılması, savcılığın Karapetyan hakkında ceza davası açmasına ve adli soruşturma işlemlerini yürütmesine olanak sağlıyor.
Sputnik Ermenistan’ın aktardığı bilgilere göre, Karapetyan hakkındaki ceza davası, Güçlü Ermenistan hareketinin destekçilerinden Aleksan Aleksanyan’a yöneltilen suçlamalarla bağlantı taşıyor.
Ermenistan Soruşturma Komitesi, Aleksanyan’ı çok büyük miktarda gelir aklamakla suçluyor. Müfettişler, Aleksanyan’ın kurduğu “Po-svoyemu” adlı sivil toplum kuruluşu aracılığıyla, Samvel Karapetyan’a ait Taşır Vakfından hediye ve borç adı altında yaklaşık 4,4 milyon dolar ile 230 bin avro aldığını ileri sürüyor.
Gelişme, ülkede Anayasa Mahkemesinin parlamento seçim sonuçlarını geçerli saymasının ardından tırmanan siyasi gerilimin ortasında yaşandı.
Temmuz başında Ermenistan’daki beş siyasi güç, Anayasa Mahkemesi kararının iktidarın meşruiyet sorununu çözmediğini ve mevcut siyasi-hukuki krizi ortadan kaldırmadığını belirterek yeni bir siyasi direniş dönemi başlattıklarını duyurdu.
Ortak bildiriye Güçlü Ermenistan, Ermenistan İttifakı, Mürefeh Ermenistan, Ermeni Ulusal Kongresi ve Ulusal Demokratik Kutup katıldı.
Yapılan seçimlerde Başbakan Nikol Paşinyan’ın liderliğindeki iktidardaki Sivil Sözleşme Partisi yüzde 49,74 oy alarak tek başına hükümet kurma çoğunluğunu korudu.
Seçim yarışında Güçlü Ermenistan bloğu ikinci, Ermenistan İttifakı ise üçüncü sırada yer aldı.
Seçim sürecine Moskova yönetimi de eleştiriler yöneltti. Rusya Dışişleri Bakanlığı, seçim kampanyasının demokratik usullerin ihlaliyle gerçekleştirildiğini kaydederken, Rusya Dış İstihbarat Servisi (SVR) Başkanı Sergey Narışkin de seçim sonuçlarını “belirli bir anlamda şüpheli” olarak niteledi.
Diplomasi
Avustralya dışişleri bakanı, Çinli mevkidaşıyla görüşmesinde füze denemesinden rahatsızlığını dile getirdi

Avustralya Dışişleri Bakanı Penny Wong, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ile görüşmesinde Pekin’in füze denemesini gündeme getirdi. Manila’daki ASEAN toplantısı kapsamında Avustralyalı mevkidaşı Penny Wong ile bir araya gelen Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ise, Canberra’ya “çifte standartlardan vazgeçme” çağrısında bulundu.
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Avustralya’nın Çin’in askeri kapasitesindeki artış ve yakın zamanda gerçekleştirdiği füze denemesine ilişkin kaygılarını dile getirdiği görüşmede, Canberra yönetimini “çifte standartlardan” vazgeçmeye ve ikili ilişkilerdeki iyileşme ivmesini korumaya çağırdı.
Wang, salı günü Avustralya Dışişleri Bakanı Penny Wong ile yaptığı görüşmede, Canberra ile Pekin’in karşılıklı saygı ve eşitlik temelinde farklılıklarını ele alması gerektiğini söyledi.
Çin Dışişleri Bakanlığının açıklamasına göre Wang, “İki taraf, anlaşmazlıkları yönetirken ortak noktalar aramalı ve ilişkilerin önyargılar nedeniyle sekteye uğramasına ya da zarar görmesine izin vermek yerine, olumlu gelişmeyi besleyen sağlıklı bir döngü oluşturmalıdır” dedi.
Bakanlığın açıklamasında Wang’ın ayrıca Avustralya’nın iç işlerine karışmama ilkesine bağlı kalmasını ve çifte standartlardan vazgeçmesini umduğunu ifade ettiği belirtildi.
İki bakan, ASEAN öncülüğünde düzenlenen dışişleri bakanları toplantısı kapsamında Manila’da bir araya geldi.
Avustralya Dışişleri Bakanlığının yayımladığı açılış konuşması tutanağına göre Wong, ülkesinin Pekin’e yönelik tutarlı yaklaşımını yineledi.
Wong, “İşbirliği yapabileceğimiz alanlarda işbirliği yapacağız, anlaşmamız gereken konularda ise görüş ayrılıklarımızı ortaya koyacağız. Diyaloğu sürdürmek istiyoruz, çünkü bunun ulusal çıkarlarımıza uygun olduğuna inanıyoruz” dedi.
Wong, Canberra’nın “güvenli ve profesyonel askeri davranış ile niyetler konusunda şeffaflık ve güvence verilmesinin önemi” de dahil olmak üzere bölgesel güvenlik meselelerini görüşmek istediğini belirtti.
Aynı gün Bloomberg’e verdiği televizyon röportajında Avustralya’nın güvenlik kaygılarını da dile getiren Wong, Çin’in askeri kapasitesini artırmasına ve 6 Temmuz’da Pasifik’te belirlenen sulara yönelik gerçekleştirdiği stratejik füze denemesine dikkat çekti.
Wong, Bloomberg’e yaptığı açıklamada, “Bölgemizde İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana görülen en büyük askeri yığınağa tanıklık ediyoruz” dedi. Bölge ülkelerinin “niyetlere ilişkin güvence ve şeffaflık konusunda teminat” beklediğini söyledi.
Çin’in son füze denemesine ilişkin değerlendirmesinde Wong, denemenin “bölge ülkelerinin beklediği düzeyde önceden bildirim, öngörülebilirlik ve dolayısıyla niyetlere ilişkin güvence sağlanmadan” gerçekleştirildiğini savundu.
Pekin ise füze fırlatmasını savundu. Çin donanması daha önce yaptığı açıklamada, tatbikatın yıllık eğitim programının rutin bir parçası olduğunu bildirmişti. İlgili ülkelere önceden bilgi verildiğini, operasyonun herhangi bir ülkeyi hedef almadığını ve uluslararası hukuka tamamen uygun şekilde gerçekleştirildiğini açıklamıştı.
Wang, salı günü ASEAN toplantısı kapsamında düzenlenen bir başka ikili görüşmede Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand ile de bir araya geldi.
Çin Dışişleri Bakanlığının açıklamasına göre Wang, görüşmede Pekin’in iki ülke arasındaki üst düzey temasların bir sonraki aşaması için hazırlık yapmaya hazır olduğunu söyledi.
Wang, Çin’in küresel yönetişim ve yapay zekâ dahil olmak üzere çok taraflı konularda Kanada ile koordinasyonunu güçlendirmeye ve hassas meseleleri uygun biçimde ele alarak “istikrarsız bir dünyaya daha fazla kesinlik kazandırmaya” hazır olduğunu ifade etti.
Kanada Dışişleri Bakanlığının açıklamasına göre iki bakan, Başbakan Mark Carney’nin ocak ayında Çin’e yaptığı resmi ziyaretten bu yana ikili ilişkilerin geliştirilmesi yönünde kaydedilen ilerlemeyi değerlendirdi.
Bu kapsamda dışişleri bakanları arasında her yıl düzenli toplantılar yapılması ve ikili ulusal güvenlik ve hukukun üstünlüğü diyaloğunun yeniden başlatılması planları ele alındı.
Ottawa ile Pekin arasındaki ilişkilerin yumuşaması, ABD Başkanı Donald Trump’ın Kanada’yı Çin ile ilişkilerini onarmaya iten gümrük vergisi savaşı ortamında gerçekleşiyor.
Carney’nin ocak ayındaki ziyareti sırasında iki ülke, Kanada’nın Çin üretimi elektrikli araçlara uyguladığı gümrük vergisini önemli ölçüde düşürmesini öngören bir ön anlaşmaya varmıştı.
Buna göre, yıllık 49 bin araçlık ithalat kotasına tabi olmak üzere, söz konusu tarifenin 1 Mart’tan itibaren yüzde 6,1’e indirilmesi kararlaştırılmıştı.
Buna karşılık Çin de mart ayından itibaren Kanada’nın başlıca tarım ürünlerine uyguladığı gümrük vergilerini düşürdü.
Diplomasi
Dünya Bankası: İran savaşı küresel büyümeyi %1,3’e kadar düşürebilir

Dünya Bankası baş ekonomisti Indermit Gill, ABD ile İran arasında tırmanan gerginliklerin enflasyonu yeniden alevlendirebileceğini, faiz oranlarını yükseltebileceğini ve küresel büyümeyi geçen yılki %2,9 seviyesinden %1,3’e kadar düşürebileceğini belirtti.
Ağustos sonunda emekliye ayrılacak olan Gill, Orta Doğu’daki savaşla ilgili yüksek belirsizlik nedeniyle bankanın haziran ayı iktisadi tahmininde üç farklı senaryo modellemiş olduğunu, ama çatışmaların altı ay veya daha uzun sürmesi gibi en kötü senaryonun şimdiden gerçekleşmeye yakın olduğunu belirtti.
Bu senaryoya göre, küresel manşet enflasyon %4,5’e ulaşacak.
Gill, uzun süren çatışmaların ve bölgedeki petrol altyapısına verilen hasarın, tarımda ihtiyaç duyulan gübre, helyum ve kükürt sevkiyatlarını aksatarak gıda güvensizliğini daha da derinleştireceğini ve bunun da faiz oranlarının yükselmesini de içerebilecek bir dizi ikincil etkiyi tetikleyeceğini belirtti.
Bu, Washington ile Tahran arasındaki gerginliğin keskin bir şekilde tırmanması ve çatışmanın etkisinin daha az şiddetli olacağına dair umutları besleyen nisan ayındaki ateşkes anlaşmasının çöküşünden bu yana bir Dünya Bankası üst düzey yetkilisi tarafından yapılan ilk açıklama.
Gill, COVID-19 pandemisinden henüz toparlanamamış yoksul ülkelerin daha büyük gıda güvensizliğiyle karşı karşıya kalabileceğini, yüksek borç seviyesine sahip ülkelerin ise faiz oranlarının yükselmesiyle artan borçlanma maliyetlerinden etkileneceğini ve bunun da eğitim, sağlık ve diğer hayati hizmetlere yönelik harcamaları kısıtlayacağını belirtti.
Ekonomist, “Kişisel görüşüm, belki de buna birkaç ay kalmış olabilir, çünkü henüz politika faiz oranlarının yükselmeye başladığını görmüyoruz,” dedi.
Gill, “Enflasyon hızlandığında, ağır borç yükü altındaki ülkelerin borç servisi ödemelerini karşılamada ciddi sorunlarla karşılaşmalarına sadece birkaç ay kalabilir,” diye ekledi.
Gerginliğin işaretleri ortaya çıkmaya başladı. Konuyla ilgili bilgilendirilmiş bir kaynağa göre, nakit sıkıntısı çeken bazı ülkeler Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) mevcut kredilerin artırılmasını talep ederken, Pakistan ise bu hafta ABD’den 10 milyar dolarlık döviz istikrar fonu talep etti.
Dünya Bankası’nın haziran ayı tahminleri, düşük ve orta gelirli ülkelerin %40’ının ya halihazırda borç sıkıntısı içinde olduğunu ya da bu duruma düşme riskinin yüksek olduğunu ortaya koydu.
Gill, bu sayının 32 ülkeye tekabül ettiğini fakat faiz oranları yükselirse bu sayının hızla artabileceğini belirtti ve borçlarını ödeyemese bile diğer ülkelerin uzun vadeli büyüme beklentilerinin düşebileceğini ekledi.
“Bu, yavaş yavaş ilerleyen bir tren kazası gibi,” diyen Gill, borçlarını ödeyen ülkelerin, gelecekteki büyümeyi desteklemek için gerekli olan eğitim, sağlık ve diğer alanlardan kaynaklarını tüketmek zorunda kalacaklarına dikkat çekti.
Dünya Bankası verilerine göre, gelişmekte olan ve gelişen ülkelerin ortalama borç-GSYİH oranı 2025 yılında yaklaşık %74 olarak gerçekleşti; bu oran, 2019 sonlarında başlayan pandemiden önceki %50-55 civarındaki oranların oldukça üzerinde. Düşük gelirli ülkeler için bu oran, yaklaşık %40’tan %67’ye yükseldi.
Gill, bazı ülkelerin duruma göre borç affına ihtiyaç duyacağını belirtti.
Dünyanın en büyük ekonomileri olan ABD, Çin ve Hindistan’ın savaşın etkisinden nispeten korunmuş olduğunu ve her birinin farklı dayanıklılık kaynaklarından faydalandığını söyledi. Ancak gelişmekte olan ülkeler daha büyük zorluklarla karşı karşıya kaldı.
Borç kırılganlıkları arttıkça, G-20 büyük ekonomileri borç yeniden yapılandırma sürecinde reformlar konusunda ilerleme kaydetmiş olsa da, iyileşmeler yavaş gerçekleşti.
Bununla birlikte, gelişmekte olan ülkeler için bazı iyi haberler de olduğunu belirten Gill, Dünya Bankası’nın bu ülkelerin yapay zekaya hazırlık durumuna ilişkin yeni bir analizinde, gelişmekte olan teknolojiden ve bunun vaat ettiği verimlilik artışlarından faydalanabileceklerinin ortaya çıktığını kaydetti. Gill, yoksul ülkelerdeki insanların yaklaşık %10’unun yapay zekadan olumsuz etkilenme olasılığı olduğunu, buna karşılık zengin ülkelerde bu oranın yaklaşık %30-40 olduğunu belirtti.
Gill sözlerine şöyle devam etti:
“Dolayısıyla bu ülkeler için yapay zeka büyük bir kazanç olabilir. Gelişmekte olan ülkeler, yapay zekanın etkisine ilişkin olarak gelişmiş ülkelere kıyasla çok daha iyimser olmalı.”
Gill, yapay zekanın büyümeyi on yıllardır görülmemiş seviyelere geri getirmeye potansiyel olarak yardımcı olabileceğini, ancak bunun muhtemelen bu on yıl içinde gerçekleşmeyeceğini de sözlerine ekledi.
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Görüş2 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?










