Bizi Takip Edin

Diplomasi

Barrack: İsrail-Suriye-Türkiye çatışmasızlık mekanizması istiyoruz

Yayınlanma

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, İsrail, Türkiye ve Suriye arasında bir çatışma önleme mekanizması kurmak için çalıştıklarını söyledi.

Dün İsrail uçakları, İdlib’de bulunan Ebu Zuhur Hava Üssü’ne sekiz saldırı düzenlemiş ve maddi hasara neden olmuştu.

Aynı zamanda ABD’nin Türkiye Büyükelçisi de olan Barrack, Türkiye’nin İsrail saldırıları konusunda önceden uyarılmadığını belirterek, “bu nedenle Türkiye, uçakların kuzeye, kendi topraklarına doğru ilerlediğini gözlemledi ve dolayısıyla makul bir şekilde kendi tepkisini hazırlayabilirdi” dedi ve olası bir Türk askeri tepkisine atıfta bulundu.

Barrack, Reuters’a verdiği telefon röportajında, “Neyse ki, soğukkanlı kişiler durumun daha da kötüye gitmesini engelleyebildi,” dedi.

Türkiye, İsrail’in Suriye’nin kuzeybatısındaki Ebu Zuhur hava üssüne düzenlediği saldırıları kınadı fakat olası bir çatışma önleme mekanizması da dahil olmak üzere konuyla ilgili daha fazla yorumda bulunmadı.

Çatışma önleme mekanizması, askeri veya siyasi aktörler arasında yanlış anlaşılmaları veya kazara çatışmaları önlemek amacıyla oluşturulan bir iletişim kanalı.

Barrack, İsrail’in Suriye hava üssüne düzenlediği saldırıların, “Türkiye’nin yakın gelecekte o üssündeki varlığını artırabileceğine dair, doğru ya da yanlış olsun, bir algıyı yansıttığını” söyledi ve şöyle devam etti:

“Bu durum, İsrail, Suriye ve Türkiye’yi içeren bir çatışma önleme mekanizmasına duyulan ihtiyacı vurgulamaktadır. Gelecekte yaşanabilecek iletişim hatalarını önlemek amacıyla bu mekanizmayı kurmak için aktif olarak çalışıyoruz. Şu anda öncelik, gerginliği azaltmak ve daha ölçülü bir yaklaşıma zemin hazırlamak.”

Türkiye sınırının yaklaşık 70 km doğusunda bulunan hava üssü, 2013 yılından bu yana askeri havaalanı olarak hizmet vermiyor.

Suriye ve İsrail, Ahmed Şara komutasındaki güçlerin Beşar Esad’ı devirmesinden bu yana gerilimi azaltma ve sınır konuları üzerine birkaç tur görüşme gerçekleştirdi ama herhangi bir anlaşmaya varılamadı.

Barrack, “Bu sabah meydana gelen türden bir olay, bu çabaların yoğunlaştırılması ve sürecin genişletilmesi gerektiğini ortaya koyuyor,” dedi.

Temsilci, ABD’nin halihazırda taraflar arasında bir bilgi paylaşımı ve diyalog mekanizmasını kolaylaştırdığını belirtti:

“Gerekli olan, daha fazla kaynağın ayrıldığı daha sağlam bir yapı. Bu tür mekanizmalara yatırım yapmak, yüz milyonlarca dolara mal olabilecek kinetik iletişim araçlarına güvenmekten çok daha az maliyetlidir.”

Bir İsrailli yetkili salı günü Fox News’e, İsrail’in saldırı öncesinde ABD ile “son derece hassas istihbarat” paylaştığını söyledi; fakat daha fazla ayrıntı vermedi.

Yetkili, “Şara, vekil güçleri elinde tutan önceki Suriye rejimi gibi hareket edemeyeceğini anlıyor. Olan biteni anlamamış ya da bilmiyor olabilir,” dedi.

Barrack, saldırıdan hemen sonra yaptığı açıklamada Şra yönetiminin Suriye’de “vekil güç bulundurmadığını” söylemişti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi daha sonra saldırıları üstlenen bir açıklama yaptı.

İsrail ve Suriye’nin, “güvenlik konularında mevcut durumun korunması konusunda” mutabık kaldığını savunan Netanyahu, Suriye’nin Halep yakınlarındaki bir hava üssüne Türk askerlerinin konuşlandırılmasına izin vererek bu durumu ihlal etmenin eşiğine geldiğini öne sürdü:

“İsrail, Suriye’ye böyle bir konuşlandırmanın İsrail’in güvenliğine tehdit oluşturacağı konusunda defalarca uyarıda bulunmuştu. Suriye ise bu uyarıları görmezden gelmeyi tercih etti.”

Ofis, Tel Aviv’in Suriye’ye böyle bir konuşlandırmanın İsrail’in güvenliğini tehdit edeceği konusunda uyarıda bulunduğunu belirterek, “statükoya geri dönülmesini memnuniyetle karşılayacağını” da ekledi.

Axios‘a göre Suriye hükümeti, İsrail’in üsle ilgili endişelerinden bir süredir haberdardı. Konuyla ilgili bilgi sahibi bir kaynağın belirttiğine göre, Suriye hükümeti İsraillilere pistin yeniden inşasının nedenlerini açıklayan ve düşmanca niyetleri olmadığını vurgulayan mesajlar göndermişti.

ABD’li ve İsrailli yetkililer, İsraillilerin Beyaz Saray’a, saldırının amacının Türkiye’yi hava üssüne gelişmiş silah sistemleri sevk etmesinden caydırmak ve söz konusu bölgede daha geniş çaplı bir askeri yığınak oluşumunu engellemek olduğunu bildirdiklerini belirtti.

Bir Türk yetkili ise İsrail’in iddialarını yalanladı. Yetkili, “Hava üssünde Türk varlığı yoktu. İsrail, komşu ülkeleri bombalamak ve bölgenin istikrarını bozmak için bahaneler uyduruyor,” dedi.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, İsrail’in düzenlediği saldırıyı kınayarak, İsrail’in “Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve birliğini ihlal ederek ülkenin altyapısını ve askeri kapasitesini hedef aldığını” belirtti.

Diplomasi

MAGA ile Papa, Batı Şeria nedeniyle karşı karşıya geldi

Yayınlanma

ABD’deki Trump destekçisi MAGA hareketi ile Papa Leo arasındaki gerilim bu sefer Batı Şeria’daki yerleşimci terörü nedeniyle yükseldi.

Pazar günü Angelus duası sırasında konuşan Papa XIV. Leo, “Batı Şeria’daki Filistinli sivil nüfusa yönelik devam eden şiddetin sona erdirilmesi yönündeki çağrımı yineliyorum ve adil ve kalıcı bir barış için iki devletli çözümün ilerletilmesi amacıyla uluslararası topluma acilen çağrıda bulunuyorum,” dedi.

Papa, bu açıklamayı, Nablus’un güneyindeki Kusra köyünün kuşatılmasının başlamasından bir hafta sonra yaptı.

İsrailli yerleşimciler, temmuz ayında bu köydeki üç Filistinli evin su ve elektriğini kesmiş, evlerin önünü taş yığınlarıyla kapatmış ve aralarına bir çadır kurmuştu.

Filistin kökenli ABD’li, İsrailli yerleşimciler tarafından kuşatılan evine ABD bayrağı astı

Papa Leo’ya yönelik tepkiler de gecikmedi. 2017’den 2021’e kadar Donald Trump’ın İsrail büyükelçisi olan David Friedman, Papa’nın paylaşımından alıntı yaptı ve ona doğrudan yanıt verdi:

“Yahudiye ve Samiriye’deki (bu bölgeye ilişkin İncil’deki atıfla bir sorununuz olmadığını varsayıyorum) şiddet olaylarının ezici çoğunluğu Filistinli haydutlar tarafından başlatılıyor.”

Siyonistler, Batı Şeria’ya “Yahudiye ve Samiriye” adını veriyor.

Friedman Leo’ya ise, “böyle paylaşımlarla itibarını zedelemeden önce gerçekleri iyice araştırması” tavsiyesinde bulundu. Bu paylaşım 200.000’den fazla kez görüntülendi.

Friedman ayrıca mesajına “Ekselansları” ifadesiyle başladı; bu, papa için değil, kardinaller için kullanılan bir unvan.

MAGA ile Papa arasındaki tartışmalar yeni değil. ABD’nin Vatikan Büyükelçisi Brian Burch, temmuz ayında New York Times’a verdiği demeçte, “Papa, Vatikan’ın egemen lideri olarak hareket ettiğinde, dünya liderleriyle eşit konumdadır,” demişti.

MAGA-Papa gerilimi alttan alta yükseliyor

Burch’a göre Leo, İran savaşını haksız olarak değerlendiremezdi; çünkü elinde yalnızca “sınırlı sayıda olgu” vardı ve o savaşı kınadığında bunu Katolik Kilisesi’nin lideri olarak değil, Vatikan Şehir Devleti’nin siyasi başkanı sıfatıyla yapmıştı.

Vatikan buna dört gün içinde yanıt verdi. Vatikan İletişim İdaresi’nin yayın direktörü Andrea Tornielli, şöyle yazdı: “Petrus’un Halefi bir devlet başkanı olarak konuşmuyor. O sadece İncil’i duyuruyor.”

İsrail ve Gazze’de barış, Papa XIV. Leo’nun papalığı boyunca sürekli gündemde tuttuğu bir mesele. İran’da barış, ABD’deki göçmen baskınları ve Afrika’da Hıristiyanlara yönelik şiddet konularından da bahsediyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB’den İsrail’e yeni destek

Yayınlanma

Gazze işgalinin başlamasından neredeyse üç yıl sonra, Avrupa Birliği hâlâ İsrail’e ve onun silah endüstrisine destek olmaya devam ediyor.

Sunulan bu desteğin en yeni örneği, eylül ayında başlaması planlanan bir “güvenlik araştırması” projesi ile ilgili.

İsrail İnovasyon Kurumu, AB’nin “güvenlik araştırması” hibelerine yönelik tekliflerin kalitesini artırmayı amaçlayan bu 3,5 milyon dolarlık projeden yararlanan ağın bir parçası.

Geçtiğimiz birkaç hafta içinde kurum, orman yangınlarıyla mücadele için “gelişmiş bir çözüm” olarak dört pervaneli insansız hava araçlarını pazarlamak amacıyla silah üreticisi İsrail Havacılık ve Uzay Sanayii (IAI) ile bir ortaklık kurdu.

IAI, kendi ifadesiyle İsrail’in Gazze’ye karşı yürüttüğü savaşta “derinlemesine yer alıyor.”

İsrail İnovasyon Kurumu’nun “güvenlik araştırması” olarak sınıflandırılan AB projelerine katılmasına izin verilmesi son derece anlamlı.

Electronic Intifada’ya göre “güvenlik araştırması” terimi, silah endüstrisini, özellikle de gözetleme teknolojisi üreticilerini desteklemek üzere tasarlanmış faaliyetler için kullanılan “kibar bir ifade.”.

AB tarafından finanse edilen “güvenlik araştırması”nın belirtilen hedefleri arasında “terörle mücadeleye katkıda bulunmak” ve “sınır yönetimini güçlendirmek” yer alıyor.

İsrail İnovasyon Kurumu, silah endüstrisini İsrail ekonomisinin “büyüme motorları” arasında sayıyor.

İsrail’in “güvenlik araştırmaları” faaliyetlerine katılımı, silah endüstrisinin Avrupa sınırlarının artan militarizasyonundan elde edilen kazançlarla da bağlantılı.

İsrailli Shladot şirketinin, Yunan polisine sınır devriyesi amacıyla zırhlı araçlar sağlamak üzere yeni bir ihaleyi kazandığı bildirildi.

Avrupa sınırlarının militarizasyonunu artırma çabaları, Varşova merkezli Frontex ajansı tarafından koordine ediliyor.

Ocak 2025’ten bu yana İsrail ile Frontex arasındaki temaslara ilişkin bir bilgi edinme hakkı talebinde bulunduğumda, ajans yedi adet ilgili belge tespit ettiğini belirtti.

Frontex, söz konusu belgelerin “tedarik” –ekipman satın alma veya kiralama– ile ilgili olduğunu doğrulasa da, içeriklerini açıklamadı.

Ajans, bu tür ayrıntıların açıklanmasının diğer ülkelerle “etkin işbirliğine zarar vereceğini” belirtti.

Frontex için bu tür bir işbirliğinin “hayati önem taşıdığını” ekleyen ajans, söz konusu belgelerin “tek taraflı olarak açıklanmasının” ajans ile İsrail arasındaki “karşılıklı güveni tehlikeye atacağını” iddia etti.

Frontex’in benimsediği yaklaşım, İsrail’e karşı gösterilen genel bir “saygı eğiliminin” parçası.

AB’nin dış politika sorumlusu Kaja Kallas, İsrail’i Güney Afrika’daki apartheid rejimiyle karşılaştırdığı iddiasıyla İsrail hükümeti tarafından istenmeyen kişi ilan edildi.

İsrail’in onu nasıl dışladığına rağmen, Kallas açıkça AB’nin İsrail ile güçlü bir ilişki sürdürmesini istiyor.

Geçen hafta, Kallas, İsrail’in biri Gazze’de, diğeri Batı Şeria’da olmak üzere iki AB operasyonunun “[yıllık] görev sürelerini uzatma” kararını “önemli bir adım” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Washington Tahran’a karşı yeni yaptırım ve abluka planlıyor

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, Tahran ile diplomatik temasları durdurarak İran’ı zamana yayılmış ekonomik baskıyla çevreleme stratejisine geçti. CNN’e konuşan kaynaklara göre Washington yönetimi Çinli şirketlere yönelik yeni yaptırımlar, ikincil tarifeler ve kara ablukası gibi adımları masaya yatırıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, İran politikasında değişikliğe giderek Tahran yönetimiyle müzakereleri sürdürmekten vazgeçti ve kademeli baskıyı artırma kararı aldı. CNN televizyonunun Amerikalı bir yetkiliye dayandırdığı habere göre Trump, yönetimindeki üst düzey isimlere İran ile yürütülen temasları sonlandırma talimatı verdi.

Beyaz Saray yetkililerinin kısa süre önce siyasi müttefiklerine strateji değişikliğini aktardığı belirtilen haberde, Washington yönetiminin yaklaşımını “mümkün olan en kısa sürede vurmak” yerine zamana yayarak “boğmak” şeklinde revize ettiği kaydedildi.

CNN kaynakları, Trump’ın İran müzakere heyetine Tahran ile herhangi bir diyaloğa girmeme yönünde kesin talimat ilettiğini bildirdi. Söz konusu müzakere ekibinde ABD liderinin damadı Jared Kushner, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ve Özel Temsilci Steve Witkoff yer alıyor.

Daha önce Tahran ile diplomatik çabaların ilerlediğini ve yeni bir anlaşmaya varılabileceğini defalarca dile getiren Trump, son açıklamasında ise İran tarafıyla hiçbir temasın bulunmadığını duyurdu.

Trump, Truth Social adlı sosyal medya platformundaki paylaşımında, “İran İslam Cumhuriyeti ile herhangi bir müzakere veya temas yürütülmemektedir ve planlanmamaktadır” ifadelerini kullandı.

Açıklamasında İran’a yönelik deniz ablukasının sürdüğünü ve Hürmüz Boğazı’nın açık olduğunu belirten Trump, boğazdaki tüm deniz mayınlarının etkisiz hale getirildiğini ya da imha edildiğini kaydetti. İran cephesi ise Trump’ın Hürmüz Boğazı’na ilişkin değerlendirmelerini “yanılgı” olarak niteleyerek bu durumu düzelteceklerini açıkladı.

ABD bugüne kadar binlerce İranlı kişi ve şirketi yaptırım listesine aldı; fakat Reuters’ın aktardığına göre Tahran yönetimi engellenenlerin yerine hızla yeni yapılar kuruyor. Ajans, bu durumu köstebek vurma oyununa benzetti.

Reuters verilerine göre Washington’ın İran üzerindeki baskıyı artırmak için masada tuttuğu en muhtemel yöntemler arasında Çinli rafineriler ile büyük Çin bankalarına yaptırım uygulanması, kara ablukası ve ikincil tarifeler bulunuyor. Haberde, İran ile Çin arasındaki ekonomik ilişkilerin ABD için temel engel niteliği taşıdığı vurgulandı. Pekin, İran petrolünün yüzde 90’ından fazlasını satın alıyor; ancak ABD yönetimi bu sevkiyatlarda rol alan büyük aktörlere yaptırım uygulamaktan şimdilik kaçınıyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Trump’ın İran’ın ekonomik tecridini “görülmemiş bir seviyeye” çıkaracak tedbirler hazırladığını söyledi.

Bölgede Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer kısıtlı kalmaya devam ediyor. İran, 11 Ağustos’ta çatışmaların durdurulması, yaptırımların ve ablukanın kaldırılması, zararların tazmini ile dondurulan varlıkların serbest bırakılmasını içeren boğazın açılması şartlarını ABD’ye iletmişti.

Trump ise 14 Ağustos’ta savaşın sona ermesinin ardından boğazı ABD toprağı ilan edeceğini açıklamıştı. İran Dışişleri Bakanlığı bu çıkışa, Hürmüz Boğazı’nın “ne bir tweet ile ne bir uçak gemisiyle ne bir emir çıkararak ne de bir seçim konuşmasıyla” ele geçirilemeyeceği yanıtını verdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English