Bizi Takip Edin

Avrupa

Berlin ve Brüksel’de Pekin sancısı

Yayınlanma

Almanya ve AB içinde, Çin ile gelecekteki iktisadi ilişkiler konusunda tartışmalar kızışıyor.

Meselenin arka planında, yeni Trump yönetiminin, Çin ile iktisadi işbirliğini azaltan ülkelere, ABD’ye ihracatlarında daha uygun gümrük vergileri uygulama teklifinde bulunması yatıyor.

Washington, Alman otomobil şirketlerini otonom sürüş teknolojisinin geliştirilmesinde özel bir işbirliği ile kendi tarafına çekmeye çalışıyor. ABD’nin amacı, Çinli otomobil şirketlerini Avrupa pazarından çıkarmak.

Bununla birlikte, Alman otomobil üreticileri, Çinli şirketlerle yakın işbirliğine çoktan başlamış durumda. Örneğin BMW, geçen hafta yeni modellerini sadece Huawei ve Alibaba gibi Çin teknoloji devleri ile değil, yapay zeka girişimi DeepSeek’in desteğiyle de geliştireceğini duyurdu.

Otuza yakın Alman şirketi ise, müstakbel CDU-SPD federal hükümetine bir mektup yazarak, giderek daha fazla “inovasyon lideri” olan Çinli şirketlere bağımlı hale geldiklerini ve bu nedenle Çin ile daha yakın işbirliği istediklerini belirtti. 

ABD, ‘dostlarını’ seçim yapmaya zorluyor

Çin ile gelecekteki iktisadi ilişkiler konusunda tartışmalar, Trump yönetiminin Çin ile işlerini azaltan ülkelere ABD gümrük vergilerini düşürme konusunda daha iyi teklifler yapma niyetini açıkça ortaya koyması nedeniyle başlamış durumda.

ABD hükümeti bunu henüz resmi olarak açıklamadı fakat Başkan Donald Trump, kısa süre önce Fox News İspanyolcada, Latin Amerika ülkelerinin ABD ile mi yoksa Çin ile mi yatırım ilişkileri kuracaklarına kendilerinin karar vermesi gerektiğini söyledi ve arından “Bunu yapmalılar,” diye ekledi.

Çin ise bu talebe şiddetle karşı çıkıyor ve bir veya daha fazla ülke kendi aleyhine bu talebi kabul ederse, kararlı bir şekilde tepki vereceğini vurguluyor.

Çin Ticaret Bakanlığının geçen hafta başında yaptığı açıklamada, Pekin’in “Çin’in çıkarlarına zarar verecek bir anlaşma yapan her tarafa şiddetle karşı çıkacağı” ve gerekirse karşı önlemler alacağı belirtildi.

AB içerisinde Çin konusunda birlik yok

AB üyeleri arasında çelişkili tutumlar var. Örneğin İspanya, Çin ile iktisadi ilişkilerini geliştirmeye kararlı; bu amaçla Başbakan Pedro Sánchez 11 Nisan’da Pekin’de Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile bir araya geldi.

Almanya’dan sonra en önemli ticaret ortağı ABD olan İtalya ise, ABD ile daha yakın işbirliği yapılması konusunda ısrarcı. Başbakan Giorgia Meloni, bu ay önce Washington’da Trump’ı ziyaret etti, ardından da ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’i Roma’da ağırladı.

AB ise en azından kağıt üzerinde “bağımsızlığını” göstermeye çalışıyor. Geçen hafta salı günü bir Avrupa Komisyonu sözcüsü, Washington ile ikili ticaret ilişkilerini görüşmek üzere müzakereler sürdüğünü, fakat Çin ile ilişkilerin şekillendirilmesinin hiçbir şekilde dikte edilemeyeceğini savundu.

Bunların birbirinden ayrı tutulması gereken iki farklı konu olduğunu ileri süren sözcü, Çin Halk Cumhuriyeti ile ilişkilerde “riskleri azaltma” (derisking) hedefine devam edileceğini ama tamamen kopma (decoupling) hedeflenmediğini söyledi.

Komisyon sözcüsü, AB vatandaşlarının “güvenliği ve refahı” dışında müzakerelerde kırmızı çizgi olmadığını da sözlerine ekledi.

Çin ile ilişkileri istikrara kavuşturmak

Bundan bağımsız olarak Brüksel, Çin ile ilişkileri dikkatli bir şekilde istikrara kavuşturmak için pratik çabalar başlattı.

ABD’nin son gümrük vergilerini açıklamasından sadece birkaç gün sonra, şimdiye kadar ABD yanlısı ve genellikle açıkça Çin karşıtı bir tutum sergileyen Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, Çin Başbakanı Li Qiang ile yaptığı telefon görüşmesinde, dünyanın en büyük iki pazarı olan AB ve Çin’in ABD’nin gümrük vergilerine karşı, “serbest, adil ve eşit koşullara dayalı” bir ticaret sistemine yönelik çabalarını sürdürmesi gerektiğini söylemişti.

Leyen, iki iktisadi devin adil bir bir ticaret sistemi için daha fazla çaba sarf etmeleri gerektiğini de sözlerine eklemişti.

AB Konseyi Başkanı António Costa’nın bir sözcüsü ise kısa süre sonra, muhtemelen temmuz ayının ikinci yarısında Pekin’de bir AB-Çin zirvesi yapılacağını duyurdu.

Çin ise, Mart 2021’de beş Avrupa Parlamentosu (AP) milletvekiline uyguladığı yaptırımları kaldırmayı planladığını açıkladı. Yaptırımlardan etkilenenler arasında, parlamentodan ayrılan Yeşiller milletvekili Reinhard Bütikofer ve CDU milletvekili Michael Gahler bulunuyor.

Çin’in bu adımla, özellikle Çinli şirketlerin Avrupa’daki yatırımları konusunda AB’den taviz beklediği belirtiliyor; fakat AB, kapsamlı bir yatırım anlaşması için önceki müzakerelere geri dönmeyi reddediyor.

Berlin’de CDU-SPD iktidarı ‘riskleri azaltacak’

Almanya’da da Çin’e karşı izlenecek yol konusunda tartışmalar şiddetleniyor.

CDU/CSU ve SPD’nin yeni koalisyon anlaşmasında, ABD ile ilişkilerin “olağanüstü önemini” koruduğu belirtilirken, ticaret politikası açısından da “transatlantik ekonomik alan”ın küresel rekabette başarılı olmak için en iyi koşulları sunduğu öne sürülüyor.

ABD’nin gümrük vergileriyle ilgili olarak, gelecekteki hükümet koalisyonu “ticaret çatışmasını önlemek” istediğini ve orta vadede ABD ile “serbest ticaret anlaşması” imzalanması gerektiğini savunuyor.

Çin Halk Cumhuriyeti ile ilişkiler konusunda koalisyon anlaşmasında, bir sonraki federal hükümetin mevcut Çin stratejisini “risk azaltma” ilkesine göre revize edeceği belirtiliyor. Buna göre, Çin ile iktisadi işbirliği daha da azaltılacak.

ABD’den Alman sanayisine ‘reddedemeyeceğin bir teklif’

Öte yandan Alman medyasında çıkan haberlere göre, Trump yönetimi Alman sanayisine, otonom sürüşün geliştirilmesinde ABD’li şirketlerle işbirliği yapma teklifinde bulunuyor.

ABD’nin, otonom sürüşün dünya pazarında Google ve Nvidia gibi kendi teknoloji şirketlerinin rekabet gücünü artırmak istediği belirtiliyor.

Amaç, Alman otomobil üreticileriyle işbirliği içinde Çin’in pazar payını ele geçirmek.

Ne var ki planın işe yarayacağı şüpheli. BMW geçen hafta, bu yıl Çin’de piyasaya sürülecek birkaç yeni model için Çinli DeepSeek şirketinin yapay zeka programlarını kullanmak istediğini açıkladı.

Yeni araçların donanımını optimize etmek için Huawei ve Alibaba ile işbirliğini geçtiğimiz haftalarda genişletildiğini belirtti. Volkswagen de benzer adımlar attığını bildirdi.

Alman şirketlerden hükümete Çin mektubu: İşbirliği kaçınılmaz

Orta ölçekli şirketlerin yanı sıra büyük şirketlerin de dahil olduğu onlarca Alman şirketinin gelecekteki federal hükümete gönderdiği mektupta ise, Çinli şirketlerin gitgide “inovasyon liderleri haline geldiği” vurgulanıyor ve onlarla yakın işbirliğinin inovasyonlarda rekabet edebilmek için çok önemli olduğuna işaret ediliyor.

faz’ın ele geçirdiği mektuba göre Berlin’de değişmeden sürdürülen “risk azaltma” politikası, bu tür bir işbirliğine engel teşkil ediyor ve bu nedenle Alman sanayisine zarar veriyor.

Çin Halk Cumhuriyeti’ni “rakip” olarak değil “ortak” olarak görme çağrısı yapan şirketler, ayrıca daha fazla “Çin uzmanlığı” çağrısında bulunarak, Almanya’da hakim olan “çarpık” Çin imajının “Alman şirketleri için bir engel” oluşturduğu uyarısında bulunuyor.

Bu şirketlerin cirolarının üçte biri ve kârlarının daha da büyük bir kısmı Çin’den geliyor. Dolayısıyla Çin’deki işlerinden vazgeçmek zorunda kalırlarsa, çözülmesi neredeyse imkansız bir sorunla karşı karşıya kalacaklar.

Örneğin Pekin’deki Alman Ticaret Odası Başkanı Oliver Oehms, koalisyon anlaşmasını eleştiriyor. Oda üyelerinin görüşüne göre, Çin pazarı Alman şirketlerinin küresel rekabet gücü için hayati önem taşıyor.

Oehms, “Bu nedenle, ‘risk azaltma’yı hedef odaklı bir Çin politikasıyla birleştiren yeni federal hükümetten daha fazla destek almalıyız,” talebinde bulunuyor.

Nitekim Köln merkezli Alman Ekonomi Enstitüsü’nün uluslararası ekonomi politikası bölüm başkanı Jürgen Matthes de, “riskleri azaltma” söz konusu olduğunda Alman şirketleri açısından değişen pek de birşeyin olmadığına işaret ediyor.

Avrupa

Üç Avrupa bankasından Rusya yaptırımları nedeniyle dava

Yayınlanma

Avrupa’nın önde gelen bankaları Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’daki varlıklarına el konulması nedeniyle uğradıkları yaklaşık 1 milyar euro tutarındaki zararın tazmini için mühendislik grubu Linde firmasına dava açtı. Dava süreci, yaptırımların getirdiği mali yükümlülükleri hangi tarafın üstlenmesi gerektiğine dair emsal niteliği taşıyor.

Avrupa’nın önde gelen bankalarından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’ya yönelik Batı yaptırımlarının maliyetini kimin üstlenmesi gerektiğine ilişkin emsal niteliğindeki bir dava kapsamında, uluslararası kimya ve mühendislik şirketi Linde aleyhine dava açtı.

Financial Times gazetesinde yer alan habere göre finans kuruluşları, Rus mahkemeleri tarafından el konulan yüz milyonlarca euro değerindeki varlıklarını geri almayı hedefliyor.

Sürecin ilk duruşması, Linde firmasından yaklaşık 260 milyon euro tazminat talep eden Deutsche Bank’ın davasını incelemek üzere Frankfurt’ta gerçekleştirilecek.

Münih Bölge Mahkemesi de UniCredit tarafından açılan yaklaşık 450 milyon euro değerindeki davanın mahkeme öncesi hazırlık aşamasında olduğunu teyit ederken, Commerzbank’ın ise yaklaşık 100 milyon euro tutarında ayrı bir dava açtığı bildirildi.

Uyuşmazlığın kaynağı gaz işleme tesisi projesine dayanıyor

Taraflar arasındaki ihtilaf, Linde Engineering şirketinin de içinde bulunduğu bir konsorsiyum ile Ruskhimalliance firması arasında Ust-Luga bölgesinde inşa edilecek bir gaz işleme tesisi için 2021 yılında imzalanan sözleşmelerden kaynaklanıyor.

Gazprom ile RusGazDobycha ortaklığıyla kurulan ve Ust-Luga’daki entegre doğal gaz işleme ve sıvılaştırma tesisinin işletmecisi olan Ruskhimalliance, projenin başlatılması için Linde firmasına 1 milyar euronun üzerinde avans ödemesi gerçekleştirdi.

Avrupalı bankalar ise yükümlülüklerin yerine getirileceğini garanti etmek amacıyla Ruskhimalliance lehine avans iade ve sözleşme ifa teminat mektupları düzenledi.

Linde firması 2022 yılında Avrupa Birliği yaptırımları gerekçesiyle Rusya’daki faaliyetlerini askıya aldığında, Avrupalı bankalar uygulanan kısıtlamaları emsal göstererek bu teminat mektuplarının ödemesini yapmayı reddetti.

Yaşanan süreç sonucunda Rus mahkemeleri, bankaların Rusya’daki yaklaşık 1 milyar euro değerindeki varlıklarına el koyma kararı aldı.

Bu kapsamda Deutsche Bank yaklaşık 244 milyon euro, UniCredit yaklaşık 460 milyon euro, Commerzbank yaklaşık 90 milyon euro kayıp yaşarken, BayernLB ve LBBW ise sırasıyla yaklaşık 270 milyon euro ve 50 milyon euro tutarında varlık kaybına uğradı.

Ruskhimalliance ayrıca Linde firmasının Rusya’daki ortak girişimlerde bulunan hisselerine de el koyarak bu hisselerin yerel ortaklara satılmasını sağladı.

Yaklaşan mahkeme oturumu hakkında açıklama yapan Linde yetkilileri, duruşmanın, Avrupa Birliği yaptırımları sebebiyle feshedilen Rusya’daki sözleşmeye bağlı teminat anlaşmasıyla ilgili karmaşık hukuki konuları kapsadığını ifade etti.

Şirketin verilerine göre, iptal edilen projelerden kaynaklanan koşullu yükümlülüklerin toplam tutarı yaklaşık 1,2 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.

İngiliz mahkemelerinden alınan ihtiyati tedbir kararları geri çekildi

Avrupalı bankaların başlangıçta İngiliz mahkemelerinden Ruskhimalliance firmasının Rusya’da dava açmasını engelleyen ihtiyati tedbir kararları aldığı, ancak Rus mahkemelerinin yüksek mali cezalar uygulama tehdidinin ardından geçen yıl bu kararları geri çektiği belirtildi.

Bu gelişmenin ardından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, mühendislik grubunun sözleşme gereği zararlarını tazmin etmekle yükümlü olduğunu ileri sürerek Almanya’da Linde aleyhine yasal süreç başlattı.

Davacı kurumlar arasında yer almayan BayernLB firması, söz konusu uyuşmazlıktan kaynaklanabilecek olası mahkeme masrafları için yaklaşık 285 millyon euro karşılık ayırdığını duyurdu.

LBBW ise Linde firmasına dava açmadığını ve Rusya’daki yasal süreçlerden önemli bir mali kayıp beklemediği gerekçesiyle bütçesinde yalnızca avukatlık ve mahkeme giderleri için karşılık ayırdığını bildirdi.

Rusya’daki hukuki süreç ve varlık hacizleri devam ediyor

St. Petersburg ve Leningrad Bölgesi Tahkim Mahkemesi, Mayıs 2024 tarihinde Deutsche Bank’tan 238,126 milyon euronun tahsil edilerek Ruskhimalliance firmasına ödenmesine hükmetti.

Rus şirketi ayrıca iki Alman kuruluşuyla daha yasal süreç yürütüyor. Bu kapsamda Commerzbank AG aleyhine 8,726 milyar rublelik dava sürerken mahkeme bankanın yaklaşık 93,7 milyon euro değerindeki varlıklarına el koydu.

Linde aleyhine açılan davada ise mahkeme, 993 milyon euro ve 44 milyar rublenin tahsil edilmesi talebini kabul etti. Ruskhimalliance firmasının başvurusu doğrultusunda UniCredit varlıklarına yönelik de haciz kararı uygulandı.

Aynı yıl içerisinde Rus mahkemesi, Ruskhimalliance firmasının talebi üzerine diğer iki Alman bankası olan Landesbank Baden-Wurttemberg ve Bayerische Landesbank firmalarının mülk, para ve menkul kıymetlerine el konulmasına karar verdi.

Gazprom, 2025 yılının sonbaharında Linde firmasının Rusya’daki iştirakine yönelik yeni bir dava açtı.

Söz konusu davada, Linde firmasını Ruskhimalliance ile olan uyuşmazlığında temsil eden hukuk firması Pinsent Masons ile Alman Commercium Immobilien und Beteiligungs GmbH firması da davalılar arasında yer alıyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Louvre soygunu şüphelileri ayrıntıları anlattı

Yayınlanma

Paris’teki Louvre Müzesi’nden tarihi kraliyet mücevherlerini çaldıkları şüphesiyle tutuklanan iki kişi, aylarca süren sessizliğin ardından haziran ayında yapılan sorgularda soygunun ayrıntılarını itiraf etti. Şüpheliler, 19 Ekim 2025’te Apollon Galerisi’ne kendilerine vadedilen 15 bin ila 25 bin avro karşılığında girdiklerini ve eylemi mücevherleri satmak isteyen bir azmettirici adına gerçekleştirdiklerini açıkladı.

Paris’teki Louvre Müzesi’nin Apollon Galerisi’nde gerçekleştirilen ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran soygunun başşüphelileri, aylarca süren sessizliklerini bozdu.

Soruşturmayı yürüten iki sorgu hakimi tarafından 2 ve 22 Haziran tarihlerinde cezaevinden çıkarılarak sorgulanan iki şüpheli, eyleme nasıl katıldıklarını ayrıntılı şekilde anlattı.

Le Monde gazetesinin ulaştığı yaklaşık yirmişer sayfalık sorgu tutanakları, soygunun planlanma aşamasından kaçış sürecine kadar birçok bilinmeyeni ortaya koydu.

Soruşturma kapsamında tutuklu bulunan şüphelilerden 40 yaşındaki Abdoulaye N., 2000’li yıllarda internette motosiklet videolarıyla tanınan eski bir sosyal medya figürü ve kaçak taksi şoförü olarak biliniyor.

Diğer şüpheli olan 36 yaşındaki Cezayir vatandaşı Ghelamallah A.’nın ise işsiz olduğu ve istifçilik sendromundan muzdarip olduğu belirtiliyor.

Aubervilliers kökenli iki şüphelinin, 19 Ekim 2025 Pazar günü bir inşaat asansörü yardımıyla Louvre Müzesi’nin balkonuna tırmanıp spiral taşlama makineleriyle pencereleri keserek içeri giren kişiler olduğu değerlendiriliyor.

Olaydan bir hafta sonra yakalanan ve “organize çete halinde hırsızlık” suçlamasıyla tutuklu yargılanan iki zanlı, daha önce polis gözetiminde verdikleri kısa ifadelerin ardından mahkemede yaklaşık dokuz ay boyunca sessiz kalmayı tercih etmişti.

“Motosiklet sürücüsü olarak tanındığım için beni seçtiler”

Şüphelilerin ifadelerine göre operasyonu, kimliği henüz belirlenemeyen ve polisten kaçmayı başaran gizemli bir azmettirici yönetti.

Olaydan iki veya üç gün önce işe alındıklarını söyleyen şüpheliler, hazırlık amacıyla kendilerine Apollon Galerisi içindeki kraliyet mücevherlerini gösteren bir keşif videosu gönderildiğini belirtti.

Geçmişinin temiz olmadığını ve Aubervilliers’de iyi bir sürücü olarak tanındığını dile getiren Abdoulaye N., “Motosiklet kullanmamla tanınırım, atletik, dinamik ve becerikliyimdir” diyerek teklifi kabul ettiğini söyledi. Maddi olarak zor durumda olduğunu ifade eden zanlı, kendisine 15 bin ila 20 bin avro vadedildiğini, getirilecek parçalara göre bu miktarın artabileceğinin söylendiğini aktardı.

Abdoulaye N., “Louvre’u soyacağımı biliyordum” diyerek hedefi baştan beri bildiğini ilk kez kabul etti.

Diğer şüpheli Ghelamallah A. ise hedefin kendilerine Paris’te mücevher üretimi yapan sıradan bir imalathane olarak tanıtıldığını öne sürdü.

Müze olduğunu bilmediğini iddia eden Ghelamallah A., “Orasının Louvre olduğunu bilseydim asla gitmezdim” diyerek 20 bin ila 25 bin avro karşılığında anlaştığını savundu.

İşçi kılığına girip asansörle tırmandılar

İfadelere göre, soygun günü olan 19 Ekim sabahı şüpheliler, kimliklerini açıklamadıkları diğer iki suç ortağıyla Aubervilliers’de buluştu. Bir sepetli vinç kamyonu ve iki motosikletle yola çıkan grup, Seine Nehri kıyısındaki François-Mitterrand rıhtımına ulaştı.

Üzerine reflektörlü sarı yelek giyen Abdoulaye N., kamyonu ve vinç kolunu kendisinin yönlendirdiğini belirterek, “Sepete bindiğimizde aşağıda iki kişi vardı, bizi yukarı onlar gönderdi” dedi.

Ghelamallah A. ise kendilerine bu eylemin bir dış cephe tadilatı gibi gösterileceğinin söylendiğini iddia etti.

Apollon Galerisi’nin penceresini kırarak içeri giren ikili, yanlarında getirdikleri kesici aletlerle mücevher vitrinlerine yöneldi. Abdoulaye N., içeride kimsenin olmadığını, sadece vitrin ışıklarının yandığını ve uzakta güvenlik görevlilerinin hareketliliğini fark ettiğini anlattı.

Arkadaşının yavaşlığından rahatsız olduğunu belirten Abdoulaye N., “Alabildiğimiz kadar çok mücevher almalıydık. Üç dakikadan fazla kalırsak yakalanacağımızı biliyorduk” diye konuştu.

88 milyon avroluk ganimetten düşen taç

Soyguncular, aralarında kraliçe ve imparatoriçelere ait taçlar, broşlar, kolyeler ve küpelerin de bulunduğu sekiz parça tarihi eseri çantalarına doldurdu.

Üzerinde 8 bin 700’den fazla değerli taş bulunan bu parçaların maddi değeri en az 88 million avro olarak hesaplanırken, tarihi ve kültürel değerinin paha biçilemez olduğu vurgulanıyor.

Zanlılar kaçış esnasında İmparatoriçe Eugénie’ye ait tacı müzenin hemen dışındaki vincin yakınında yere düşürdü.

Hakimlerin hasar görmüş tacın fotoğrafını göstermesi üzerine Abdoulaye N., “Evet, onu ben düşürdüm. Yaptığımız şey çok kötü ve çok ciddi bir suç” dedi.

Zanlılar kaçmadan önce, parmak izlerini ve delilleri yok etmek amacıyla vinçli kamyonun üzerine benzin döktüklerini ancak aracı ateşe vermeyi planlamadıklarını iddia etti.

Polisin elinden saniyelerle kurtulan dört kişi, Ivry-sur-Seine rıhtımında kendilerini bekleyen beyaz renkli bir minibüse ulaştı.

Burada ikiye ayrılan gruptan Ghelamallah A. ve bir ortağı, polisi şaşırtmak amacıyla minibüsle Paris’in batısına doğru hedef gözetmeksizin sürdü. Mücevherlerin tamamını ise motosikletle ters istikamete giden Abdoulaye N. taşıdı.

Tarihi eserler otoparkta teslim edildi

Abdoulaye N., doğrudan Aubervilliers’deki bir kapalı otoparka gittiğini ve burada mücevherleri kendilerini yönlendiren azmettiriciye teslim ettiğini anlattı.

Otoparktaki güvenlik kameralarını inceleyen polis, soygun saatiyle uyumlu olarak kask takmış bir kişinin elindeki çantayı boşalttığını saptamıştı. Abdoulaye N. bu görüntüdeki kişinin kendisi olduğunu doğrulayarak, “Çantamdan yedi sekiz parça mücevher çıkardım. Azmettirici daha fazlasını alamadığımız için memnun değildi” ifadesini kullandı.

Zanlılar, otoparkın dışında başka kişilerin de beklediğini ve mücevherlerin o andan itibaren nereye götürüldüğünü bilmediklerini öne sürdü. Polis ekipleri, çalınan parçaların fiziki izini tam olarak bu otopark aşamasında kaybetmişti.

Her iki şüpheli de azmettiricinin kimliğini can güvenlikleri nedeniyle açıklamayı reddetti. Ghelamallah A., ailesini korumak zorunda olduğunu belirterek, “Onlar temiz insanlar değil” derken, Abdoulaye N. ise cezaevindeyken dışarıdan kendisiyle temas kurulduğunu ve sessiz kalması yönünde uyarıldığını iddia etti.

Zanlılar, polisin şu an tutuklu bulunan diğer iki şüpheli Slimane K. ve Rachid H. konusunda yanıldığını, asıl suç ortaklarının dışarıda olduğunu öne sürdü.

Soruşturmayı yürüten birimler ise bir azmettiricinin varlığı konusunda temkinli yaklaşıyor. Dosyada henüz bu yönde somut bir dijital iz bulunamadığı aktarılıyor.

Emniyet birimleri iki ihtimal üzerinde duruyor: Mücevherler ya hala Paris bölgesinde saklanıyor ya da soygun günü yurt dışına gönderilmek üzere aracılara teslim edildi.

Tarihi taşların sökülerek yeniden kesilmesi ve parça parça satılması ise en büyük endişe kaynağı olmaya devam ediyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa uzay yarışında füze krizi yaşıyor

Yayınlanma

Avrupa ülkelerinin askeri uydu sistemlerini geliştirmesini engelleyen ve yabancı şirketlere bağımlılığı artıran en büyük etkenin düzenli fırlatma yapabilecek füze eksikliği olduğu bildirildi. Bloomberg’de yayımlanan analizde, ABD, Çin ve Rusya’nın askeri uzay teknolojilerine son beş yılda 200 milyar dolardan fazla yatırım yaptığı kaydedildi.

Avrupa ülkeleri, uzay yörüngesine yeterli miktarda kendi füzelerini fırlatamadıkları için ABD, Çin ve Rusya’nın gerisinde kalıyor.

Bloomberg’de yayımlanan analizde, fırlatma kapasitesindeki bu yetersizliğin Avrupa’nın askeri uydu sistemlerini geliştirmesini zorlaştırdığı ve bölgeyi yabancı şirketlere bağımlı kıldığı aktarıldı.

Haberde, uyduların günümüzde askeri savunma sistemlerinin en kritik unsurlarından biri haline geldiği vurgulandı. Uydular; askeri birliklerin hareketlerini izleme, istihbarat toplama, seyrüsefer ve iletişim sağlama gibi kritik görevleri yerine getiriyor. Verilere göre, ABD, Çin ve Rusya son beş yılda askeri uzay teknolojilerinin geliştirilmesi süreçlerine 200 milyar dolardan fazla kaynak ayırdı.

Bloomberg analizinde, Avrupa’nın bu tablodaki konumuna ilişkin şu değerlendirme yer aldı:

“Giderek kızışan bu yarışta Avrupa; çıkar çatışmaları, sınırlı ulusal bütçeler ve uzay teknolojisinin en kritik unsuru olan, her yıl yörüngeye onlarca uçuş gerçekleştirebilecek yeterli sayıda ağır taşıyıcı füzeden yoksun olması sebebiyle yer almıyor.”

Avrupa’nın ana taşıyıcı füzesi konumundaki Ariane 6, yörüngeye 22 tona kadar yük taşıma kapasitesine sahip bulunuyor. Ancak sınırlı üretim kapasitesi nedeniyle yılda yalnızca yaklaşık 10 fırlatma gerçekleştirilebiliyor.

Buna karşın ABD’de 2025 yılında ayda ortalama 15’ten fazla fırlatma yapıldı ve bu uçuşların büyük bölümü SpaceX tarafından sağlandı.

Avrupa merkezli şirketler aradaki farkı kapatmak için çalışmalar yürütüyor fakat bu projeler henüz başlangıç aşamasında bulunuyor.

Örneğin Alman Isar Aerospace firması kendi füzesini yörüngeye başarılı şekilde fırlatmayı henüz başaramadı. Şirketin geliştirdiği füzenin taşıma kapasitesi Ariane 6’ya kıyasla yaklaşık 20 kat daha düşük seviyede kalıyor.

Avrupa ülkeleri, ABD’ye olan bağımlılıklarını azaltmak amacıyla kendi uzay programlarına yönelik yatırımlarını artırıyor.

Bu kapsamda Avrupa Birliği, Starlink sistemine alternatif olması planlanan IRIS 2 adlı uydu sistemini geliştiriyor.

Almanya ise 2030 yılına kadar uzay savunma kabiliyetlerini artırmak üzere 35 milyar avro kaynak tahsis etmeyi planlıyor.

Avrupa Birliği’nin savunma ve uzaydan sorumlu komiseri Andrius Kubilius, şubat ayında yaptığı açıklamada, Avrupa’nın uzay istihbaratı ve şu anda ağırlıklı olarak ABD tarafından sağlanan diğer savunma teknolojilerinde kendi imkanlarını geliştirmesi gerektiğini ifade etti.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de mayıs ayında yaptığı açıklamada, bilgi paylaşımını ve erken uyarı sistemlerini geliştirmek amacıyla ulusal hava savunma sistemlerinin Copernicus ve Galileo uydu sistemleriyle entegre edilmesinin planlandığını duyurdu.

Von der Leyen, yeni nesil Avrupa savunma teknolojilerinin artırılması ve bu alandaki endüstriyel kapasitenin genişletilmesi gerektiğini vurguladı.

Aynı dönemde ABD Uzay Kuvvetleri, askeri operasyonlar için güvenli bir uydu iletişim ağı kurulması amacıyla SpaceX ile 2,29 milyar dolarlık bir sözleşme imzaladı. Bu sistemin, dünya genelindeki uydular, tespit araçları ve silah sistemleri arasında neredeyse anlık veri aktarımı sağlaması hedefliyor.

Eş zamanlı olarak Elon Musk’ın şirketi, yabancı uydu operatörlerine yeni yükümlülükler getirmeyi öngören Avrupa Birliği Uzay Yasası taslağına karşı muhalefetini dile getirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English