Bizi Takip Edin

Avrupa

Berlin ve Brüksel’de Pekin sancısı

Yayınlanma

Almanya ve AB içinde, Çin ile gelecekteki iktisadi ilişkiler konusunda tartışmalar kızışıyor.

Meselenin arka planında, yeni Trump yönetiminin, Çin ile iktisadi işbirliğini azaltan ülkelere, ABD’ye ihracatlarında daha uygun gümrük vergileri uygulama teklifinde bulunması yatıyor.

Washington, Alman otomobil şirketlerini otonom sürüş teknolojisinin geliştirilmesinde özel bir işbirliği ile kendi tarafına çekmeye çalışıyor. ABD’nin amacı, Çinli otomobil şirketlerini Avrupa pazarından çıkarmak.

Bununla birlikte, Alman otomobil üreticileri, Çinli şirketlerle yakın işbirliğine çoktan başlamış durumda. Örneğin BMW, geçen hafta yeni modellerini sadece Huawei ve Alibaba gibi Çin teknoloji devleri ile değil, yapay zeka girişimi DeepSeek’in desteğiyle de geliştireceğini duyurdu.

Otuza yakın Alman şirketi ise, müstakbel CDU-SPD federal hükümetine bir mektup yazarak, giderek daha fazla “inovasyon lideri” olan Çinli şirketlere bağımlı hale geldiklerini ve bu nedenle Çin ile daha yakın işbirliği istediklerini belirtti. 

ABD, ‘dostlarını’ seçim yapmaya zorluyor

Çin ile gelecekteki iktisadi ilişkiler konusunda tartışmalar, Trump yönetiminin Çin ile işlerini azaltan ülkelere ABD gümrük vergilerini düşürme konusunda daha iyi teklifler yapma niyetini açıkça ortaya koyması nedeniyle başlamış durumda.

ABD hükümeti bunu henüz resmi olarak açıklamadı fakat Başkan Donald Trump, kısa süre önce Fox News İspanyolcada, Latin Amerika ülkelerinin ABD ile mi yoksa Çin ile mi yatırım ilişkileri kuracaklarına kendilerinin karar vermesi gerektiğini söyledi ve arından “Bunu yapmalılar,” diye ekledi.

Çin ise bu talebe şiddetle karşı çıkıyor ve bir veya daha fazla ülke kendi aleyhine bu talebi kabul ederse, kararlı bir şekilde tepki vereceğini vurguluyor.

Çin Ticaret Bakanlığının geçen hafta başında yaptığı açıklamada, Pekin’in “Çin’in çıkarlarına zarar verecek bir anlaşma yapan her tarafa şiddetle karşı çıkacağı” ve gerekirse karşı önlemler alacağı belirtildi.

AB içerisinde Çin konusunda birlik yok

AB üyeleri arasında çelişkili tutumlar var. Örneğin İspanya, Çin ile iktisadi ilişkilerini geliştirmeye kararlı; bu amaçla Başbakan Pedro Sánchez 11 Nisan’da Pekin’de Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile bir araya geldi.

Almanya’dan sonra en önemli ticaret ortağı ABD olan İtalya ise, ABD ile daha yakın işbirliği yapılması konusunda ısrarcı. Başbakan Giorgia Meloni, bu ay önce Washington’da Trump’ı ziyaret etti, ardından da ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’i Roma’da ağırladı.

AB ise en azından kağıt üzerinde “bağımsızlığını” göstermeye çalışıyor. Geçen hafta salı günü bir Avrupa Komisyonu sözcüsü, Washington ile ikili ticaret ilişkilerini görüşmek üzere müzakereler sürdüğünü, fakat Çin ile ilişkilerin şekillendirilmesinin hiçbir şekilde dikte edilemeyeceğini savundu.

Bunların birbirinden ayrı tutulması gereken iki farklı konu olduğunu ileri süren sözcü, Çin Halk Cumhuriyeti ile ilişkilerde “riskleri azaltma” (derisking) hedefine devam edileceğini ama tamamen kopma (decoupling) hedeflenmediğini söyledi.

Komisyon sözcüsü, AB vatandaşlarının “güvenliği ve refahı” dışında müzakerelerde kırmızı çizgi olmadığını da sözlerine ekledi.

Çin ile ilişkileri istikrara kavuşturmak

Bundan bağımsız olarak Brüksel, Çin ile ilişkileri dikkatli bir şekilde istikrara kavuşturmak için pratik çabalar başlattı.

ABD’nin son gümrük vergilerini açıklamasından sadece birkaç gün sonra, şimdiye kadar ABD yanlısı ve genellikle açıkça Çin karşıtı bir tutum sergileyen Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, Çin Başbakanı Li Qiang ile yaptığı telefon görüşmesinde, dünyanın en büyük iki pazarı olan AB ve Çin’in ABD’nin gümrük vergilerine karşı, “serbest, adil ve eşit koşullara dayalı” bir ticaret sistemine yönelik çabalarını sürdürmesi gerektiğini söylemişti.

Leyen, iki iktisadi devin adil bir bir ticaret sistemi için daha fazla çaba sarf etmeleri gerektiğini de sözlerine eklemişti.

AB Konseyi Başkanı António Costa’nın bir sözcüsü ise kısa süre sonra, muhtemelen temmuz ayının ikinci yarısında Pekin’de bir AB-Çin zirvesi yapılacağını duyurdu.

Çin ise, Mart 2021’de beş Avrupa Parlamentosu (AP) milletvekiline uyguladığı yaptırımları kaldırmayı planladığını açıkladı. Yaptırımlardan etkilenenler arasında, parlamentodan ayrılan Yeşiller milletvekili Reinhard Bütikofer ve CDU milletvekili Michael Gahler bulunuyor.

Çin’in bu adımla, özellikle Çinli şirketlerin Avrupa’daki yatırımları konusunda AB’den taviz beklediği belirtiliyor; fakat AB, kapsamlı bir yatırım anlaşması için önceki müzakerelere geri dönmeyi reddediyor.

Berlin’de CDU-SPD iktidarı ‘riskleri azaltacak’

Almanya’da da Çin’e karşı izlenecek yol konusunda tartışmalar şiddetleniyor.

CDU/CSU ve SPD’nin yeni koalisyon anlaşmasında, ABD ile ilişkilerin “olağanüstü önemini” koruduğu belirtilirken, ticaret politikası açısından da “transatlantik ekonomik alan”ın küresel rekabette başarılı olmak için en iyi koşulları sunduğu öne sürülüyor.

ABD’nin gümrük vergileriyle ilgili olarak, gelecekteki hükümet koalisyonu “ticaret çatışmasını önlemek” istediğini ve orta vadede ABD ile “serbest ticaret anlaşması” imzalanması gerektiğini savunuyor.

Çin Halk Cumhuriyeti ile ilişkiler konusunda koalisyon anlaşmasında, bir sonraki federal hükümetin mevcut Çin stratejisini “risk azaltma” ilkesine göre revize edeceği belirtiliyor. Buna göre, Çin ile iktisadi işbirliği daha da azaltılacak.

ABD’den Alman sanayisine ‘reddedemeyeceğin bir teklif’

Öte yandan Alman medyasında çıkan haberlere göre, Trump yönetimi Alman sanayisine, otonom sürüşün geliştirilmesinde ABD’li şirketlerle işbirliği yapma teklifinde bulunuyor.

ABD’nin, otonom sürüşün dünya pazarında Google ve Nvidia gibi kendi teknoloji şirketlerinin rekabet gücünü artırmak istediği belirtiliyor.

Amaç, Alman otomobil üreticileriyle işbirliği içinde Çin’in pazar payını ele geçirmek.

Ne var ki planın işe yarayacağı şüpheli. BMW geçen hafta, bu yıl Çin’de piyasaya sürülecek birkaç yeni model için Çinli DeepSeek şirketinin yapay zeka programlarını kullanmak istediğini açıkladı.

Yeni araçların donanımını optimize etmek için Huawei ve Alibaba ile işbirliğini geçtiğimiz haftalarda genişletildiğini belirtti. Volkswagen de benzer adımlar attığını bildirdi.

Alman şirketlerden hükümete Çin mektubu: İşbirliği kaçınılmaz

Orta ölçekli şirketlerin yanı sıra büyük şirketlerin de dahil olduğu onlarca Alman şirketinin gelecekteki federal hükümete gönderdiği mektupta ise, Çinli şirketlerin gitgide “inovasyon liderleri haline geldiği” vurgulanıyor ve onlarla yakın işbirliğinin inovasyonlarda rekabet edebilmek için çok önemli olduğuna işaret ediliyor.

faz’ın ele geçirdiği mektuba göre Berlin’de değişmeden sürdürülen “risk azaltma” politikası, bu tür bir işbirliğine engel teşkil ediyor ve bu nedenle Alman sanayisine zarar veriyor.

Çin Halk Cumhuriyeti’ni “rakip” olarak değil “ortak” olarak görme çağrısı yapan şirketler, ayrıca daha fazla “Çin uzmanlığı” çağrısında bulunarak, Almanya’da hakim olan “çarpık” Çin imajının “Alman şirketleri için bir engel” oluşturduğu uyarısında bulunuyor.

Bu şirketlerin cirolarının üçte biri ve kârlarının daha da büyük bir kısmı Çin’den geliyor. Dolayısıyla Çin’deki işlerinden vazgeçmek zorunda kalırlarsa, çözülmesi neredeyse imkansız bir sorunla karşı karşıya kalacaklar.

Örneğin Pekin’deki Alman Ticaret Odası Başkanı Oliver Oehms, koalisyon anlaşmasını eleştiriyor. Oda üyelerinin görüşüne göre, Çin pazarı Alman şirketlerinin küresel rekabet gücü için hayati önem taşıyor.

Oehms, “Bu nedenle, ‘risk azaltma’yı hedef odaklı bir Çin politikasıyla birleştiren yeni federal hükümetten daha fazla destek almalıyız,” talebinde bulunuyor.

Nitekim Köln merkezli Alman Ekonomi Enstitüsü’nün uluslararası ekonomi politikası bölüm başkanı Jürgen Matthes de, “riskleri azaltma” söz konusu olduğunda Alman şirketleri açısından değişen pek de birşeyin olmadığına işaret ediyor.

Avrupa

Polonya kendi uydu ağını kurarak Musk’a bağımlılığı bitirmeyi hedefliyor

Yayınlanma

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin Starlink benzeri yerli bir uydu iletişim ağı kuracağını açıkladı. 34. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı (MSPO) kapsamında konuşan Tusk, Polonya ve Avrupa’nın güvenliğinin “tek bir kişinin hevesine bağlı kalamayacağını” vurguladı.

Tusk, Polonya haber platformu Wiadomosci’nin aktardığı konuşmasında projenin ciddiyetine dikkat çekti: “Evet, bu bir meydan okuma, bir hayal; ancak kesinlikle boş bir heves değil. Bugün başlattığımız bu sürecin nihai hedefinin Polonya’nın kendi Starlink sistemi olabileceğini ve olacağını ifade ettik.”

Polonya’nın uzay alanında sahiden kayda değer bir ortak olduğunu belirten Tusk, bu girişimin yalnızca milli bir tatmin meselesi taşımadığını dile getirdi. Başbakan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Açık konuşayım: Polonya’nın ve Avrupa’nın güvenliği tek bir kişinin hevesine bırakılamaz. Kendi uydu iletişim sistemimiz olmadan tam bir güvenlikten söz edemeyiz.”

Donald Tusk, yıl sonuna kadar Polonya’nın uzaydan birkaç dakika içinde görüntü aktarabilen dokuz uyduya sahip olacağını kaydetti.

Tusk, savunma fuarında uydu projesinin yanı sıra yeni ağır piyade muharebe aracının adını da duyurdu. “Ayı” (Niedźwiedź) ismi verilen araç, mevcut Borsuk modelinden 12 ton daha ağır bir yapıyla üretildi. Aracın yüksek hareket kabiliyetini koruduğu ve mürettebat korumasını önceliklendirdiği bildirildi.

Polonya basınından Rzeczpospolita gazetesi, ağustos ayında Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX şirketinin uydu interneti hizmet koşullarını değiştirdiğini yazmıştı.

Yeni kuralların Polonya’yı Avrupa mobil kapsama bölgesinden çıkarması, Polonyalı kullanıcılar açısından maliyet artışı riskini beraberinde getirdi.

Gelişmeler üzerine Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, sosyal medya üzerinden SpaceX’in sahibi Elon Musk’a yönelik bir uyarıda bulundu. Sikorski mesajında şu ifadelere yer verdi: “Bak Elon Musk, Polonyalı Starlink kullanıcılarına yönelik ayrımcılığı durdur; aksi takdirde hizmetlerin karşılığında sana ödediğimiz yıllık 50 milyon doları yeniden değerlendirebiliriz.”

Ukrayna ordusu, Şubat 2022’de çatışmaların başlamasından bu yana cephede Starlink uydu terminallerini yoğun biçimde kullanıyor. Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için sağlanan Starlink hizmetinin faturasını Polonya Dijitalleşme Bakanlığı karşılıyor.

Geçen yılın mart ayında Musk, Starlink erişiminin kesilmesi halinde Ukrayna’nın cephe hattının çökeceğini ileri sürmüştü. Musk yaptığı paylaşımda, “Benim Starlink sistemim Ukrayna ordusunun omurgasını oluşturuyor. Sistemi kapatırsam tüm cephe hatları çöker” demişti.

Polonya Dışişleri Bakanı Sikorski ise Musk’ın bu sözlerine karşılık, Ukrayna’daki Starlink bağlantısının masraflarını karşıladıklarını, böyle bir senaryoda yıllık 50 milyon dolar harcayan Polonya’nın farklı hizmet sağlayıcılarına yönelmek zorunda kalacağını belirtmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Leipzig’deki İHA olayında tanık ifadeleri resmi iddialarla çelişiyor

Yayınlanma

Leipzig/Halle Havalimanı’nda geçen ay düşürülen insansız hava aracına ilişkin çalışan ifadeleri, Almanya’nın Rusya’yı suçlayan resmi anlatımıyla ve basına yansıyan patlayıcı görüntüleriyle uyuşmuyor. Görgü tanığı personel, kargo alanına inen sıradan bir tüketici cihazının elle yakalandığını, patlayıcı taşımadığını ve hemen peşinden özel ekiplerin olağandışı bir hızla sahaya ulaştığını savunuyor.

Almanya basını ile NATO müttefiklerinin yayın organlarında yer alan ve Leipzig Havalimanı sahasına geçen ay Rus ajanları tarafından yerleştirildiği iddia edilen patlayıcı düzeneğe ait fotoğrafların gerçek olmadığına dair ikna edici kanıtlar ortaya çıktı.

Ukraynalı araştırmacı gazeteci Anatoliy Şariy, havalimanı çalışanlarının tanıklıklarına dayandırdığı anlatımında, yayımlanan görsellerin olay yerindeki ilk manzarayla örtüşmediğini, söz konusu hava aracının ise fotoğraf ve video çekimi amacıyla üretilmiş, piyasada kolayca erişilebilen küçük ve ucuz bir tüketici cihazı olduğunu kaydetti.

Şariy’nin 6 Eylül tarihinde X platformunda paylaştığı ayrıntılı aktarım, insansız hava aracının ele geçirilişine ve sonrasındaki resmi müdahaleye bizzat tanıklık eden havalimanı personeline dayanıyor.

Anlatılanlara göre çalışanlardan biri, böylesi bir cihazın kayda değer ilave bir yük taşıyabileceğinden dahi şüphe duyuyor.

Berlin yönetimi ise Leipzig’deki hadiseden doğrudan Moskova’yı sorumlu tutuyor. Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, 1 Eylül günü yaptığı açıklamada Rusya’yı işaret ederek şunları söyledi:

“Leipzig’deki saldırı girişimiyle Rus yönetimi, zaten ağır baskı altındaki ikili ilişkilerimize bilinçli şekilde daha büyük zararlar verme kararı almıştır. Federal İçişleri Bakanı’nın az önce dile getirdiği hükümet çizgisi geçerlidir. Almanya güvenliğini koruyor; güvensizlik yaymak isteyen karşı güçlere karşı kendini savunuyor. Federal Hükümet bu nedenle Leipzig’deki hibrit saldırının faili olarak Rusya’ya karşı gerekli adımları atıyor.”

Wadephul, Rusya’nın sergilediği tutumu Avrupa genelindeki eylemlerin bir halkası olarak niteledi:

“Rusya Federasyonu’nun az önce tarif edilen tehlikeli adımları; Avrupa’ya dönük istikrarsızlaştırma, dezenformasyon yayma, tehdit, sabotaj ve saldırganlık girişimlerinin uzun bir zincirini oluşturuyor. Ne yazık ki Almanya da bunun dışında kalmadı. Rus liderliği ülkemize açık bir husumetle yaklaşıyor.”

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise aynı gün Rus basınına verdiği demeçte suçlamaları reddederek hadisenin bir kurgu olduğunu savundu. Putin, meselenin iç siyasetle ilişkili olduğunu öne sürdü:

“Bunun büyük ölçüde iç siyasi durumla ilgili olduğuna inanıyorum. Şansölye’nin siyasi pozisyonu karmaşık. Vatandaşları kendisine güvenmiyor. Bunun sebebi de açık; ulusal çıkarları savunmak yerine bunları heba ediyor. Belirgin ekonomik hatalar ortada: İşletmeler kapanıyor, insanlar işlerini kaybediyor, hayat standartları hızla geriliyor. Bu adımı neden attıkları meçhul. Sadece tek bir açıklamaları var: ‘Saldırgan Rusya’ya’ karşı durmak zorundalar. Kanıt mı istiyorsunuz? İşte oraya kendileri yerleştirdi.”

Kuzey Akım boru hattına yönelik sabotaja da değinen Putin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Birkaç ay ya da bir yıl önce Alman makamlarının Kuzey Akım boru hattını patlatmakla Rusya’yı suçladığını herkese hatırlatmak isterim. Böylesine tuhaf bir fikir ortaya atmalarına gerçekten şaşırmıştım; zira biz Avrupa’ya gaz satmak istiyorduk. Bugün de gaz sağlamaya hazırız. Yapmaları gereken tek şey düğmeye basmak, bu kararı almak. Ancak ABD yaptırımları ve diğer her şey yüzünden buna cesaret edemiyorlar. Güzel, ama şimdi attıkları adımların ardındaki sebepleri açıklamak zorundalar. Düşen oy oranları ve Saksonya dahil yaklaşan seçimler göz önüne alındığında, Alman iktidar çevrelerinin siyasi geleceği tartışmalı hale geliyor. Bence açıklama tam olarak budur. Bunun yeni bir hata olduğunu ve Alman halkının menfaatleriyle çeliştiğini düşünüyorum.”

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da 6 Eylül’de yaptığı değerlendirmede, Berlin yönetiminin suçlamalarını fiili bir savaş ilanı olarak gördüklerini dile getirdi. Vesti internet sitesinin aktardığına göre Lavrov şu ifadeleri kullandı:

“Leipzig, havalimanı. Orada bir insansız hava aracı buldular. Rus yapımı olduğunu söylediler, kimse araştırmaya dahi gerek duymadı. Bu durum, özünde gerçek bir savaşın başlangıcıdır. Başkonsolosluğu Bonn’dan çıkardılar, anlaşmayı feshettiklerini ilan ettiler. Berlin’deki Rus Evi kapatılıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın, daha doğrusu Büyük Vatanseverlik Savaşı’nın başlamasından önce de Almanların diplomatik temsilciliklerini kapattığını hatırlıyorum. Merz’in Almanya’yı yeniden Avrupa’nın lider askeri gücü yapma yönündeki tüm açıklamaları hayata geçiriliyor. Aslında bize savaş açıyor. Tarihin dersleri hiç alınmamış. Nazizmin metastazlarının yeniden yüzeye çıktığı görülüyor. Bu tehlikeli bir gelişme. Rus liderliğinin gereken sonuçları çıkaracağına inanıyorum.”

Moskova’dan yazan deneyimli gazeteci John Helmer’ın aktardığı kulis bilgilerine göre bazı Alman kaynaklar, Alman polis ve istihbaratınca izlenen, içine sızılmış yerel muhalif grupların ve aşırı sol yapıların bu olayda kullanılmış olabileceğine işaret ediyor.

Güvenlik birimlerinin hadiseden önceden haberdar olabileceğini öne süren kaynaklar, Kızıl Ordu Fraksiyonu çizgisindeki aşırı sol unsurların askeri üretime müdahale tatbikatları yaptığını savunuyor.

Aynı kaynaklar, Ukrayna tarafının sahip olduğu insansız hava aracı tecrübesiyle Rus parçalarından cihazlar üretip sahte bayrak operasyonu yürütebilecek yetenekte olduğunu ve Kuzey Akım soruşturmasında Almanya’da tutuklanan dalgıçların intikamını alma saikine sahip olabileceğini iddia ediyor.

Hadiseye ilişkin yeni tanıklıkları kamuoyuna taşıyan Ukraynalı gazeteci Anatoliy Şariy, 2012 yılından bu yana sürgünde yaşıyor ve uzun yıllardır çeşitli fiziki saldırıların hedefi durumunda.

Şariy’nin İngilizce kaleme aldığı ve havalimanı tanıklıklarına dayanan haberi şu detayları aktarıyor:

Leipzig/Halle Havalimanı sahası daha önce güvenlik ihlallerine sahne olmuştu. 1 Ağustos 2024 tarihinde “Letzte Generation” (Son Nesil) adlı çevre hareketine mensup yedi eylemci, dış güvenlik çitlerini üç ayrı noktadan keserek havalimanının kısıtlı bölgesine girmişti. Eylemcilerden beşi kendilerini taksi yollarına yapıştırmış, diğer iki kişi ise eylemi gerçekleştiremeden yakalanmıştı. Yaşanan bu olay, yabancı kişilerin gece vakti güvenlik çemberini aşarak uçuş operasyon sahasına erişebildiğini belgelemişti.

Şariy’ye konuşan çalışan, insansız hava aracı hadisesinin kamuoyuna yansıtılandan çok farklı bir seyir izlediğini aktarıyor. Olay, gece saatlerinde DHL uçaklarının bakımının yapıldığı ve Antonov uçaklarının konuşlandığı “Vorfeld 2” bölgesinde, bir kargo uçağının yükleme aşamasında meydana geldi. Havalimanı personeli daha önce de tesis çevresinde uçan cihazlara rastlıyordu. Havalimanı sınırından geçen S8a karayolunun yakınında bir acil çıkış kapısı ile pisti rahat gören bir nokta bulunuyor. Gece saatlerinde havacılık meraklıları iniş ve kalkış yapan uçakları fotoğraflamak için bu alanda toplanıyor. Kaynak, geçmişte bu bölgede çok sayıda insansız hava aracının görüldüğünü, ancak bu araçların insanlara veya uçaklara bu denli yaklaşmadığını dile getiriyor.

Olay gecesi ise yükleme sürerken küçük bir hava aracı kargo uçağının etrafında dönmeye başladı ve bir personelin hemen yanında havada asılı kaldı. Görgü tanığı çalışanlar aygıtın nereden havalandığını göremedi. Cihaz yeterince alçaldığında personel müdahale ederek aracı eliyle yere bastırdı ve pervanelerine hasar vererek etkisiz hale getirdi. Ardından telsizle cihazın zaptedildiğini bildirdi.

Tanık çalışanın asıl dikkat çektiği nokta bundan sonraki süreç oldu. Telsiz anonsunun hemen ardından, yalnızca birkaç dakika içinde polis ekipleri, bomba imha uzmanları, itfaiye personeli, özel bomba imha robotu dahil ağır ekipmanlar ve televizyon ekipleri aprona ulaştı. Havalimanının Leipzig kent merkezine yaklaşık 20 kilometre mesafede yer alması, personelin zihninde soru işaretleri doğurdu. Zira dışarıdan gelen kişilerin doğrudan piste girmesi mümkün değil; güvenlik kontrolünden geçip “Tagesausweis” (günlük giriş kartı) almaları gerekiyor. Kaynak, yalnızca bu onay prosedürünün bile ciddi vakit aldığını, dolayısıyla tam teçhizatlı özel ekiplerin ve kameramanların anonsun hemen peşinden alana ulaşmasının olağandışı bir hız taşıdığını belirtiyor.

Tanık, cihazda patlayıcı veya fünye bulunduğu yönündeki haberleri kesin bir dille reddediyor. Aracı eliyle düşüren personelin hiçbir patlayıcı madde ya da fünye görmediğini aktaran kaynak, basında Çek yapımı Semtex patlayıcı ile servis edilen fotoğrafların sahadaki ilk durumla uyuşmadığını ifade ediyor. İlgili çalışan, haberleri izledikten sonra olayın kamuoyuna sunuluş biçimine tepki gösterse de işini kaybetme endişesiyle sessiz kalıyor.

Olayın ardından havalimanı çevresinde güvenlik önlemleri artırıldı. Daha önce uçak gözlemcilerinin beklediği S8a yolu üzerindeki acil çıkış kapısı çevresinde artık polis ekipleri 24 saat nöbet tutuyor.

Mevcut tablo, hadiseye dair birbiriyle taban tabana zıt iki anlatı ortaya koyuyor: Resmi makamların sunduğu, tehlikeli bir insansız hava aracının tespit edilip acil durum protokollerinin işletildiği anlatım ile sıradan bir sivil cihazın personelce düşürüldüğü ve hemen ardından önceden hazırlanmış izlenimi veren geniş çaplı bir güvenlik ve medya operasyonunun başlatıldığını savunan çalışan anlatımı.

Havalimanı personelinin ifadeleri olayın kesin olarak provokasyon olduğunu tek başına kanıtlamasa da yanıtlanması gereken somut sorular barındırıyor: Telsiz anonsu tam olarak saat kaçta yapıldı; polis, uzmanlar ve gazeteciler hangi saatte arandı; ekipler kısıtlı alana ne zaman ayak bastı; patlayıcıyı ilk kim, hangi aşamada tespit etti; patlayıcı madde düşürüldüğü an cihaza monteli halde miydi; aygıtı ilk hangi görevli inceledi; bomba uzmanları gelmeden önce çekilmiş fotoğraflar mevcut mu ve medya çalışanları aprona nasıl giriş sağladı?

Okumaya Devam Et

Avrupa

Almanya’da Rus gazı kesintisinin bütçeye faturası 50 milyar euroyu aştı

Yayınlanma

Rusya’nın sevkiyatı kesmesinin ardından enerji piyasasını dengelemeye çalışan Almanya federal bütçesinden 50,4 milyar euro harcandı. Maliye Bakanlığı verilerine göre kişi başına 600 euroya ulaşan bu fatura, tavan fiyat uygulamasını ve acil yardım paketlerini kapsıyor.

Rusya’nın doğalgaz sevkiyatını kesmesi, Almanya federal bütçesine 50 milyar euroyu aşkın mali yük getirdi.

Alman Bild gazetesinin haberine göre Maliye Bakanlığı, Yeşiller Partisi Federal Meclis Milletvekili Robin Wagener’in soru önergesine verdiği yanıtta krizin faturasını paylaştı.

Resmi belgedeki verilere göre krizin etkilerini sınırlamak için bütçeden 50,4 milyar euro harcandı. Enerji krizine karşı atılan acil yardım ve istikrar adımlarını kapsayan bu bütçe, gaz ve elektrik fiyatlarına tavan getirilmesini, Aralık ayı acil destek paketini ve diğer yardım ödemelerini finanse etti.

Gazete, söz konusu maliyetin kişi başına 600 euroya karşılık geldiğini aktardı.

Alman Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (DIW Berlin) enerji uzmanı Claudia Kemfert, harcamaların büyüklüğünü Almanya’nın Rus gazına duyduğu bağımlılıkla açıkladı.

Kemfert, “Almanya kendisini yaklaşık yüzde 55 oranında Rus gazına dayanan tehlikeli, tek taraflı bir bağımlılığa sürükledi. Rusya sevkiyatı durdurduğunda, bu fiyat şoku ülkeyi bilhassa sert vurdu” değerlendirmesinde bulundu.

Alman Ekonomi Uzmanları Konseyi Üyesi Veronika Grimm, 50 milyar euroluk rakamı “gerçekçi” olarak nitelendirdi ancak krizin fiili sonuçlarının çok daha ağır olduğunu vurguladı.

Grimm, devlet müdahalelerinin iflas dalgasını önlemek ve haneleri aşırı mali yükten korumak adına zorunlu olduğunu belirtti.

Bonn Üniversitesi uzmanı Frank Umbach da yeni sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) terminalleri harcamaları ve yüksek enerji fiyatlarının getirdiği ek yükler hesaba katılmadığı için bütçeye yansıyan gerçek zararın çok daha yüksek olduğunu kaydetti.

Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideri Alice Weidel, 9 Eylül’de yaptığı açıklamada Kuzey Akım boru hatlarının onarılmasını ve Rus gazına geri dönülmesini talep etti.

Aynı gün Rusya Devlet Başkanı’nın yabancı ülkelerle yatırım ve ekonomik işbirliği özel temsilcisi Kirill Dmitriyev, “Rus gazı olmadan Alman sanayisi var olamaz” dedi.

2022 öncesinde Rusya, Almanya’nın ithal ettiği ham petrolün üçte birinden fazlasını ve tüketilen doğalgazın yarısından fazlasını sağlıyordu. Reuters ajansı, Almanya’nın Kuzey Akım boru hattının devre dışı kalmasının ardından toparlanmakta güçlük çektiğini yazdı.

İktidar koalisyonundaki Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) eş genel başkanı Lars Klingbeil ise geçen yıl Mart ayında yaptığı açıklamada, ülkenin Rus gazı olmadan yaşamaya alıştığını ve geçmişe dönmeyi düşünmediğini ifade etti.

Klingbeil, Ukrayna’daki çatışmalar sona erse dahi Berlin’in Rusya’dan enerji ithalatına bağımlı kalmaktan kaçınması gerektiğini söyledi.

Avrupa Birliği Konseyi açıklamasına göre AB, Rusya’dan boru hattı yoluyla gaz ithalatını 30 Eylül 2027, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithalatını ise Ocak 2027 itibarıyla tamamen yasaklayacak; mevcut sözleşmeler için tanınan geçiş süreci de bu tarihlerde sona erecek.

Yasağa karşı çıkan Macaristan ve Slovakya, Rus yakıtını ithal etmeyi sürdürüyor ve her iki ülke kısıtlamaları iptal ettirmek üzere Avrupa Adalet Divanı’nda dava açtı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English