Bizi Takip Edin

Avrupa

CDU içinde AfD tartışması sürüyor

Yayınlanma

Şubat ayındaki seçimlerden birinci çıkan Hristiyan Demokratlar (CDU) ile ikinci çıkan Almanya için Alternatif (AfD) arasındaki ilişkilerin nasıl belirleneceği konusu belirsizliğini koruyor.

Geçen haftalarda AfD, ülkenin iç istihbarat servisi tarafından “aşırı sağcı örgüt” olarak sınıflandırılmıştı.

Bu hamle, ülkenin yeni şansölyesi CDU’lu Friedrich Merz’in yakın zamanda bir karar almasını gerektirebilir. Partinin yasaklanmasını da içeren gergin bir tartışma yeniden alevlenirken, Financial Times’a (FT) konuşan Merz’in en yakın müttefiklerinden biri, şansölyenin meseleyi “çok ciddiye aldığını” söyledi.

Merz, bu yılın başlarında AfD’nin CDU’yu “yok etmek” ve “demokrasinin temellerini sarsmak” istediğini söylemiş, ayrıca AfD ile Nazilerin iktidara gelmesi arasında doğrudan bir karşılaştırma yaparak, “Almanya için bir ‘33’ yeter,” demişti. 

Fakat daha önce “aşırı sağla mücadelede” yasaklama uygulamanın akıllıca olup olmadığı konusunda şüphelerini dile getirmişti.

Şansölye, yeni sınıflandırmaya yanıt olarak, yeni hükümetin ancak “en dikkatli inceleme sonrasında” nasıl hareket edileceğine karar vereceğini belirterek, “10 milyon seçmeni yasaklayamazsınız,” uyarısında bulunmuştu.

Tüm ana akım siyasi partiler, Almanya anayasasının değerlerine aykırı olduğu düşünülen bir partinin oluşturduğu tehdit konusunda hemfikir. Ne var ki, anayasa mahkemesinden yasağın incelenmesini talep etme konusunda derin ve temel anlaşmazlıklar var.

CDU içinde bu adımı destekleyenler arasında milletvekili ve partinin gençlik kolunun eski lideri Tilman Kuban da bulunuyor. Kuban, “Demokratlar renklerini göstermeli. Kendini ciddiye alan demokrasiler, anayasanın sağladığı araçlarla düşmanlarına karşı kendilerini savunmalıdır,” diye konuştu.

Bununla birlikte, aşırı sağın etkisini azaltmak için yasaklama yolunu savunan bu tür sesler şimdilik azınlıkta ve “siyaset yaparak AfD’yi yenme” fikri giderek ağırlık kazanıyor.

Örneğin CDU’nun Bavyera’daki kardeş partisi Hıristiyan Sosyal Birlik’in (CSU) lideri Markus Söder, AfD’nin “ağlayıp sızlanarak” değil, “nihayet doğru siyaset yaparak” yenilgiye uğratılacağını savunuyor.

Almanya kamuoyu da bölünmüş durumda. Anket şirketi Insa’nın hafta sonu yayınladığı bir ankete göre, yasağa destek yüzde 50’nin biraz üzerinde.

Almanya’nın savaş sonrası tarihinde sadece iki kez bir parti yasaklandı. Nazilerin halefi olan Sosyalist Reich Partisi 1952’de, Almanya Komünist Partisi (KPD) ise dört yıl sonra kapatılmıştı.

Neo-Nazi Ulusal Demokratik Partisi’ni (NPD) yasaklamak için yapılan iki son girişim, 2003 ve 2017 yıllarında Anayasa Mahkemesi tarafından reddedildi.

İkinci seferde mahkeme, NPD’nin “aşırıcı” olmasına rağmen “Alman demokrasisi için ciddi bir tehdit oluşturmayacak kadar büyük bir parti olmadığına” hükmetti.

AfD ise tam tersine, yasaklanamayacak kadar büyük olabilir. Şubat ayında yapılan seçimlerde %21 oy alan partinin, anketlere göre desteğinin %24’e kadar yükseldiği ve bazı anketlerde CDU’yu bile geçtiği görülüyor.

Hükümet veya parlamentonun iki kanadından herhangi biri, anayasa mahkemesine partiyi yasadışı ilan etmesi için başvurabilir. Uzmanlara göre bu süreç en az iki yıl sürer.

Olası bir yasak, partinin dağılmasına ve görevdeki milletvekillerinin görevlerini kaybetmesine yol açacak. AfD’nin mülklerine el konulabilir, üst düzey yetkililerin halef örgütler kurması yasaklanabilir, fakat eleştirmenler bunun denetlenmesinin zor olacağı konusunda uyarıyor.

Bu yola şüphe ile bakanlar, bu karmaşık sürecin kolayca ters tepebileceği konusunda uyarıyor, özellikle de başarısız olursa.

NPD’yi yasaklama girişimlerinden birinde yer alan Brandenburg’un Sosyal Demokrat başbakanı Dietmar Woidke, “Bunun birçok risk içeren çok zor bir hukuki yol olduğunu biliyorum,” dedi.

CSU üyesi İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt de, AfD’nin Alman demokrasisini “mücadeleci ve agresif” bir şekilde baltaladığını kanıtlayacak yeterli delil bulunmadığını ileri sürdü.

Diğerleri ise, bu sürecin başlatılmasının partinin zulüm gördüğü iddialarını güçlendireceği konusunda uyarıyor.

Yasağın destekçileri ise, AfD’nin ne olursa olsun kendini “kurban” olarak göstereceğini savunuyor.

Yeşiller’in eski eş başkanı ve yasağın en güçlü savunucularından Ricarda Lang, Almanya’nın savaş sonrası anayasasının yazarlarının, tıpkı Naziler gibi gelecekteki partilerin demokrasiyi iktidarı ele geçirmek ve ardından onu yıkmak için kullanabileceği için, siyasi oluşumları yasaklayan bir mekanizma eklediklerini söyledi.

Focus haber sitesinde yazdığı makalede Lang, “AfD’nin tam da böyle bir parti olduğuna inanıyorum. Neden parti yasağını kullanmayalım?” diye soruyır.

Diğer destekçiler ise yasağın aşırı sağı zayıflatabileceğini söylüyor. Münster Üniversitesi hukuk profesörü Michaela Hailbronner, “Sorunların ortadan kalkmayacağına ve sorunun çözülmeyeceğine eminim. Asıl soru, siyasi gücünü bir miktar zayıflatıp hareketi biraz parçalayabilir misiniz?” diyor.

Aşırı sağcı sınıflandırması AfD içinde şimdiden bir tartışma başlattı. AfD eş başkanları Alice Weidel ve Tino Chrupalla, partiyi aşırı sağcı olarak nitelendirme kararını “siyasi amaçlı” olarak nitelendirdi.

Kuzey Ren-Vestfalya’nın üst düzey parti yetkililerinden Martin Vincentz, nispeten ılımlı bir rota izlemeye çalışan bu görüşe katılırken, partideki “radikallere”, kabul edilebilir söylem sınırlarını sürekli zorlayarak “siyasi rakiplerimizin işini kolaylaştırmamaları” konusunda uyarıda bulundu.

Milletvekili Sieghard Knodel ise, “özel ve iş hayatını korumak” gerekçesiyle kararın ardından partiden istifa ettiğini açıkladı. 

Fakat AfD karşıtları bile, bir önceki Sosyal Demokrat İçişleri Bakanı Nancy Faeser’in görevinin son günlerinde onaylanan sınıflandırmanın zamanlaması ve iç istihbarat servisinin 1.100 sayfalık uzman raporunu yayınlamama kararını sorguladı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Almanya’yı “gizli tiranlık” ile suçlayarak, AfD’yi destekleyen ve politikacıları partiyi iktidar paylaşımı anlaşmalarından dışlamayı bırakmaya çağıran bir yönetimle ilişkiler kurma çabalarını daha da zorlaştırdı.

Salı günü siyasi dergi Cicero, “şeffaflık olmadan demokrasinin işleyemeyeceği” gerekçesiyle gizli raporun tamamını çevrimiçi olarak yayınlamaya karar verdi.

Sınıflandırma, AfD’nin itirazı üzerine geçen hafta askıya alınmıştı. Bu, yasal sürecin standart bir parçası ama karar onanırsa, istihbarat servisinin parti yetkililerinin iletişimlerini izlemesi ve parti içinde muhbirler yerleştirip yetiştirmesi kolaylaşacak.

Bazı AfD üyeleri de silah ruhsatlarını kaybedebilir. Örneğin AfD milletvekili Stefan Möller, 2021’de Thüringen’deki bölgesel derneği aşırı sağcı olarak sınıflandırıldıktan sonra yaban domuzu avlama hakkını kaybetti. Möller, bu kararı “taciz” olarak nitelendirerek, avcılıkla uğraşan yaklaşık 70 üyenin partiden ayrılmasına neden olduğunu söyledi. 

Fakat AfD için en önemli etki muhtemelen finansman üzerinde olacak. AfD’nin her yıl siyasi vakıflara dağıtılan 700 milyon avroluk paydan pay alma umutlarının, bu sınıflandırmanın ardından muhtemelen suya düşecek.

Yasak yanlıları, AfD’nin oy oranı yaklaşık %15 iken, yedi yıl önce partinin desteğini yarı yarıya azaltacağına söz veren Merz’in zamanının dolmak üzere olduğunu uyarıyor.

AfD, 2029 Federal Meclis seçimlerinde birinci olmayı hedefliyor. Bu senaryo, Avrupa’nın en büyük ülkesini siyasi bir krize sürükleyecek.

Geçen hafta Almanya’nın onlarca şehrinde AfD karşıtı protestoların örgütlenmesinde rol oynayan Julia Dück, “Önceki federal hükümet çok uzun süre tereddüt etti ve fırsatı kaçırdı. Yeni hükümet şimdi izlemeye devam edebilir ya da nihayet yasaklama sürecini başlatabilir,” diyor.

Avrupa

AB’nin Rusya’ya yönelik 21’inci yaptırım paketinde neler var?

Yayınlanma

Avrupa Birliği, Rusya’ya karşı 170 kuruluş ile 48 kişiyi kapsayan 21’inci yaptırım paketini perşembe günü onayladı. Yeni kısıtlamalar finans sistemini, kripto varlık platformlarını, petrol tüccarlarını, gölge filoyu ve enerji sektörünü hedef alıyor. Liste genelindeki toplam pozisyon sayısı yaklaşık 3 bine ulaştı.

Avrupa Birliği (AB), Rusya’ya yönelik 21’inci yaptırım paketini perşembe günü onayladı. Yeni kısıtlama paketi; bankaları, kripto para ağlarını, petrol tüccarlarını, gölge filoyu ve enerji sektörünü kapsıyor.

Yaptırım listesine 170 kuruluş ile 48 kişi olmak üzere toplam 218 yeni kişi ve kurum eklendi. Bu adımla birlikte AB’nin kısıtlama listesindeki toplam pozisyon sayısı yaklaşık 3 bine yükseldi.

Yaptırım paketi çerçevesinde, neredeyse tamamı bankalardan oluşan 94 Rus finans kuruluşunun varlıkları tamamen donduruldu.

Aralarında Moğolistan ve Kırgızistan’da yer alan 4 yabancı banka ile Rus kuruluşlarının Hindistan’daki bankacılık iştiraklerinin de yer aldığı 33 Rus bankasına işlem yapma yasağı getirildi ve bu kurumlar uluslararası ödeme sistemi SWIFT’ten çıkarıldı.

Moskova Borsası da yaptırım listesine dahil edildi. Gürcistan, Panama, Marshall Adaları, Belarus ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) bulunan 14 kripto para platformuyla işlem yapılması yasaklandı.

Afrika’da A7 kripto ağıyla bağlantılı yapılar da dahil dört tüzel kişilik yaptırım kapsamına alındı. Ayrıca AB yaptırımlarının Rusya tarafından delinmesine yardım eden üçüncü ülkelerdeki tüm kripto operatörleriyle işlemleri yasaklamaya imkan tanıyan yeni bir hukuki çerçeve oluşturuldu.

AB, Rus petrolüne uygulanan tavan fiyatı 12 ay boyunca varil başına 44,10 dolar seviyesinde dondurarak fiyatın otomatik olarak yaklaşık 58,50 dolara yükselmesinin önüne geçti.

Kısıtlama listesine gölge filoya ait 41 yeni gemi eklendi; böylece yaptırım uygulanan toplam gemi sayısı 670’i aştı.

Gemilerin listeye alınma kriterleri genişletilerek gölge filo tankerlerine hizmet sağlayan veya yakıt ikmali (bükeraj) yapan gemiler de yaptırım kapsamına alındı.

Yeni düzenlemeler, AB ülkelerine alıkonulan gölge filo gemilerinin taşıdığı yüklere el koyma ve bunları satma yetkisi veriyor.

Ayrıca üçü Rusya’da, biri Belarus’ta yer alan dört petrol rafinerisinin de aralarında olduğu 18 kuruluş ve bir kişi yaptırım listesine girdi.

Beş petrol tüccarı, iki Rus limanı ve dört havalimanı ile işlem yapılması yasaklandı. Gürcistan’daki Kulevi petrol rafinerisiyle işlemler yasaklanırken, bu tedbirin yürürlüğe girişi altı ay ertelendi.

Yeni paketle birlikte LNG tankerlerinin satışına ilişkin her türlü işlemin bildirilmesi zorunluluğu getirildi. AB operatörlerinin, 24 Şubat 2022’den önce yapılan sözleşmeler kapsamında Rus LNG’sini AB dışındaki ülkelere taşımaya devam etmelerine izin veren bir yıllık bir istisna sağlandı. İzin verilen hacimler 2025 yılı seviyesiyle sınırlandırıldı ve bu istisnanın uzatılabileceği kaydedildi.

Rus LNG’sine yönelik daha önce kabul edilen diğer kısıtlamalar yürürlükte kalırken, AB’nin Rus LNG ithalatına yönelik genel yasağının 1 Ocak 2027 tarihinde yürürlüğe gireceği bildirildi.

Rus savunma sanayii faaliyetlerinde yer aldıkları gerekçesiyle 56 kuruluş ve kişi yaptırım listesine dahil edildi.

Çift kullanımlı mal ve teknolojilere yönelik ihracat kısıtlamalarının uygulandığı şirketler listesine 51 yeni kuruluş eklendi. Bu şirketlerin bazılarının Çin (Hong Kong dahil), Hindistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkiye ve BAE’de yer aldığı belirtildi.

Nikel ve berilyum tozları da dahil özel metal ve alaşımların ihracatına yeni yasaklar getirildi. Starlink’e alternatif olarak geliştirilen Rus uydu iletişim sistemiyle bağlantılı yapılara da yaptırım uygulandı.

AB; bakır, nikel ve kurşun cevherleri, değerli metal cevherleri, işlenmemiş çinko, toprak alkali metaller, çinko ve krom oksitleri, cam eşyalar, yapay inci ile otomotiv aksamlarının ithalatını yasakladı.

Rus altını ve elması ihratıyla bağlantılı ek şirket ve kişiler yaptırım listesine alındı. Bilgi faaliyetleri nedeniyle 8 gerçek kişiye yaptırım uygulandı.

Avrupalı şirketlerin Rus mahkemelerinin yaptırımlarla ilgili kararlarına karşı korunması güçlendirildi.

AB ülkelerinin, Rusya’nın Ukrayna’daki “özel askeri harekatına” katılan Rus askerlerinin ülkeye girişini reddetmelerine imkan tanıyacak bir mekanizmanın kurulması konusunda uzlaşı sağlandı.

Japonya için Sahalin-2 projesinden sağlanan petrol ve LNG’ye yönelik mevcut yaptırım muafiyetleri 31 Mart 2028’e kadar uzatıldı. Güney Kore’ye de LNG ithalatına ilişkin 31 Mart 2028’e kadar muafiyet tanındı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Suudi prensi, Londra’da alkol ve uyuşturucudan ölmüş

Yayınlanma

Londra’da ölü bulunan Suudi Prensi Abdullah bin Fahad bin Abdullah bin Abdulaziz bin Jalawi al Saud’un yüksek seviyede alkol ve parti uyuşturucusu GHB kaynaklı yaşamını yitirdiği açıklandı.

Suudi prensi geçen yıl 25 Kasım’da, Kensington’daki Marriott Oteli’nin banyosunda ölü bulundu. Otel, Batı Londra’da yer alıyor.

İç Batı Londra Ölüm Soruşturma Mahkemesi’nde yapılan soruşturmada, 29 yaşındaki prensin 19 Kasım’da bir haftalık konaklama için otele giriş yaptığı ortaya çıktı.

Ölümünden önceki akşam, sigara içmek için dışarı çıktığı an güvenlik kameralarına yakalandı.

Fakat daha sonra bir temizlik görevlisi, kilitli olan beşinci kattaki odasına girdiğinde onu giyinik halde banyo zemininde yatarken buldu.

Otel güvenliği ve ambulans ekibi çağrıldı fakat hayata döndürülemeyince ölümü ilan edildi.

Toksikoloji raporuna göre, genç kraliyet üyesinin kanında 100 ml başına 222 mg alkol konsantrasyonu tespit edildi.

Bu değer, alkollü araç kullanma sınırı olan 80 mg’ın çok üzerinde ve komaya neden olabilecek bir aralıktaydı.

Ayrıca, potansiyel olarak ölümcül seviyelerde, “parti uyuşturucusu” olarak bilinen gama-hidroksibutirat (GHB) ile birlikte esrar izleri, daha çok Xanax olarak bilinen anksiyete giderici ilaç alprazolamın eğlence amaçlı bir dozu ve diğer anksiyete giderici ilaçların tedavi edici dozlarda da tespit edildi.

Mahkeme, merhumun alkol ve Xanax kullanımıyla mücadele ettiğini öğrendi.

Prens geçen yıl ağustos ayında, Londra’nın güneybatısındaki Roehampton’da bulunan ve bir haftalık kalışın maliyeti 35.000 sterline kadar çıkabilen, dünyaca ünlü Priory Kliniği’nde yatarak tedavi görmüştü.

Orada alkol, benzodiazepinler ve anksiyete ilacı Pregabalin’den kurtularak rehabilite edilmişti.

Uzman psikiyatrist Dr. Victoria Chamorro, hastanın tedaviye “iyi yanıt verdiğini” ve arındırma sürecinin “fiziksel yan etkiler olmaksızın ilerlediğini” belirtti.

Dr. Chamorro yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Arkadaşlarına karşı destekleyici ve nazikti, arkadaşlar edindi. Hastaneye yatışında depresif ruh hali ve anksiyete belirtileri olduğu tespit edildi. Taburcu edildiğinde intihar riski taşımadığı değerlendirildi. Bir arkadaşıyla birlikte taburcu edildi ama daha sonra planlanan Zoom randevularına katılmadı. Yine de onun için herhangi bir endişe yoktu. Tedaviye iyi uyum sağladı ve tedavisini tamamladı.”

The Priory’den ayrıldıktan sonra, Merseyside’daki St Helen’s’te bulunan ve haftalık ücreti 7.000 sterlin olan özel Rainford Hall kliniğinde tedavisine devam etti; burada kendisine üst solunum yolu enfeksiyonu teşhisi de konuldu.

İyileştikten sonra 14 Ekim’de tesisten ayrıldı.

Otopsi sonucunda, Suudi Arabistan Kralı Selman’ın büyük büyükbabasının soyundan gelen prensin herhangi bir akut veya kronik hastalığı olmadığı fakat uyuşturucu ve alkolün birleşimi sonucu kalp durması geçirdiği tespit edildi.

Adli Tıp Asistanı Jean Harkin, prensin intihar etme niyetinde olduğuna inanmadığını belirterek, hem Priory hem de Rainford Hall’dan gelen raporlarda herhangi bir endişe belirtilmediğini, prensin kimseye intihar etmek istediğini söylemediğini ve odasında herhangi bir not bulunmadığını kaydetti.

Üçüncü bir kişinin olaya karıştığına dair herhangi bir kanıt da bulunmamaktaydı; güvenlik kamerası kayıtları, ölümünden önceki gece tek başına olduğunu açıkça göstermekteydi.

Harkin, ölüm nedenini çoklu ilaç alımı olarak belirleyerek, kazara ölüm kararı verdi. Harkin, “Abdullah’ın ailesine en içten taziyelerimi sunmak isterim,” diye ekledi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB, Google’a rekor ceza kesti

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu Dijital Piyasalar Yasasına (DMA) aykırı tekelci uygulamalar gerekçesiyle perşembe günü şirkete 890 milyon avro para cezası verdi.

Dünyanın önde gelen arama motoru, genellikle ilk etapta kendi şirketine fayda sağlayan sonuçlar gösterir. Diğer şirketlere ait bağlantılar ise bu sonuçların altında yer alır.

Bazen Google, kullanıcıyı bilgilendirmek amacıyla kendi oluşturduğu “yapay zeka destekli genel bakış” sunar.

Diğer aramalarda ise arama motoru, önce kendi harita hizmeti olan “Maps” ile ya da “sponsorlu ürünler” ile yanıt verir; yani, sonuçların en üst sıralarında görünmek için ödeme yapan şirketlerin reklamları.

Bu uygulama Google açısından mantıklı olsa da, tüketiciler ve diğer şirketler için dezavantajlı olabilir; örneğin, alternatif harita hizmetleri veya alışveriş portalları, Google’ın geniş kullanıcı tabanına ayrıcalıklı erişim imkânından mahrum kalır.

AB, öncelikle Google’ı, Google Arama’da “Google Shopping” gibi kendi hizmetlerini kayırmakla suçluyor.

Komisyon, “Benzer üçüncü taraf hizmetler aynı görünürlükten yararlanamıyor” diyerek bu konuda daha fazla adalet çağrısında bulunuyor.

AB Rekabet Komiseri Teresa Ribera, “En iyi ürünler, arama motorunu işleten şirkete ait oldukları için değil, daha iyi oldukları için öne çıkmalı,” dedi.

Öte yandan Brüksel, şirketi, geliştiricilerin “Google Play” dışındaki uygulama mağazalarında –bazıları daha ucuz olan– uygulamalar sunmasını zorlaştırmakla suçluyor.

Komisyon, bu para cezasıyla Google’dan DMA’nın her iki ihlalini de sona erdirmesini talep ediyor.

Google, Perşembe günü bu para cezasını sert bir şekilde eleştirdi. Google hukuk danışmanı Kent Walker, “DMA’nın bu şekilde uygulanması, günlük olarak kullanılan hizmetleri bir kez daha zayıflatıyor,” dedi.

Şirket artık, otel fiyat teklifleri gibi Avrupalıların değer verdiği arama özelliklerini kaldırmak zorunda kalacak.

Walker, “Bu adil rekabet değil, kendi çıkarlarını gözeten küçük bir şikayetçi grubu tarafından yönlendirilen ürünlerin kalitesinin düşmesi,” iddiasında bulundu.

Google’a göre, kullanıcılar örneğin bir uçuş aradıklarında belirli bir tarih girmek ve o tarihe göre belirli fiyatları ve uygunluk durumunu görmek isterler.

Şirket, kararı incelemeyi planlıyor ve kendi açıklamasına göre temyiz seçeneğini açık tutuyor.

Prensip olarak Google’ın bu cezaya karşı mahkemede itiraz etme hakkı bulunuyor. Dava, teorik olarak uzun bir hukuki süreç sonunda Avrupa Adalet Divanı’na kadar gidebilir.

Google veya Apple gibi şirketlerin internete erişim kapısı görevi görmesiyle ortaya çıkan “kapı bekçisi sorunu”, uzun süredir politikacılar ve tüketici hakları savunucuları için bir endişe kaynağı.

Alman Tüketici Örgütleri Federasyonu’ndan Miika Blinn, “Kapı bekçilerinin kendi hizmetlerini öncelikli göstermesi, rakiplere ve tüketicilere zarar veriyor,” diye eleştiriyor. 

Tüketici savunucusu ayrıca, kullanıcıların kapı bekçilerine ifşa etmek zorunda kaldıkları büyük miktardaki veriye de dikkat çekiyor.

2023 yılından beri yürürlükte olan DMA, kapı bekçisi rolünü üstlenen büyük şirketlerin, benzer üçüncü taraf hizmetlerine kıyasla kendi ürünlerini kayırmasını önlemeyi amaçlıyor.

Yasa ayrıca, örneğin kullanıcıların, Apple cihazına sahip olsalar da Google’ın Android işletim sistemini çalıştıran bir akıllı telefon kullansalar da, hangi tarayıcıyı veya arama motorunu kullanmak istediklerini özgürce seçebilmelerini sağlamayı amaçlıyor.

AB, teknoloji şirketlerinin pazar gücünün bir segmentten diğerine tekrar tekrar yayılmasını ve bu sayede giderek daha da büyümesini önlemek istiyor.

Yasa, ABD’li şirketler ve Başkan Donald Trump tarafından sert eleştirilere maruz kalmıştı.

Örneğin Apple, “kapı bekçisi” olarak sınıflandırılmasına itiraz eden bir dava açmış, fakat kısa süre önce Avrupa Birliği Adalet Divanı’nda davayı kaybetmişti.

Facebook’un ana şirketi Meta, ABD Başkanı Trump’tan teknoloji şirketlerine düzenleyici kısıtlamalar getirmeye çalışan hükümetlere karşı uluslararası önlemler almasını istedi.

Elon Musk’ın şirketi X’e AB tarafından para cezası verilmesinin ardından, ABD hükümeti misilleme yapma tehdidinde bile bulundu.

Trump, Brüksel’e, ABD’li teknoloji şirketlerine uygulanan cezaları gümrük vergisi olarak değerlendireceğini ve buna misilleme gümrük vergileriyle yanıt vereceğini söylemişti. 

Haberlere göre, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, zorlu bir ticaret ortağı olan ABD’yi kendinden uzaklaştırmamak için Google’a yönelik DMA cezasını birkaç kez erteledi.

Bu nedenle pek çok gözlemci, Google’a kesilen para cezasını, AB’nin yurtdışından gelen direnişe rağmen dijital yasalarını uygulayabilip uygulayamayacağının bir turnusol testi olarak görüyor.

Google davası, AB’deki yargılama süreçlerinin ne kadar uzayabileceğini de ortaya koyuyor. Davanın açılmasından para cezasının açıklanmasına kadar iki yıl ve yaklaşık dört ay geçti.

Bu nedenle, LobbyControl ve Corporate Observatory Europe gibi kuruluşlar, para cezası kesilmeden önce bile AB’nin DMA’nın uygulanmasını “önemli ölçüde geciktirdiğini” şikayet etmişti.

Avrupa Komisyonu, arama motorunun Idealo gibi sağlayıcılar yerine kendi “Google Shopping” hizmetini kayırması nedeniyle, 2017 yılında antitröst davası kapsamında Google ve ana şirketi Alphabet’e 2,4 milyar avroluk para cezası vermişti.

Bu konudaki hukuki ihtilaf daha sonra Avrupa Adalet Divanı’na taşındı ve Divan, 2024 sonbaharında para cezasını onadı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English