Asya
Çinli profesör Wang Jisi: Çin-ABD ilişkilerinin gidişatı konusunda iyimser değilim

Aşağıda çevirisi yer alan Çin-ABD ilişkilerine dair makale, Çin Uluslararası İlişkiler disiplininin öne çıkan akademisyenlerinden, Pekin Üniversitesi Uluslararası ve Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün Başkanı Prof. Wang Jisi tarafından kaleme alındı.
Çalışmalarında Çin ve ABD dış politikası üzerine yoğunlaşan ve ABD’nin seçkin üniversitelerine de çok kez davet edilen Wang Jisi, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile ABD Başkanı Joe Biden arasında gerçekleşen zirve öncesi kaleme aldığı yazıda, iki ülke ilişkilerinin geleceği için neden ‘pek de iyimser olmadığını’ anlatıyor.
***
Çin-ABD İlişkileri İstikrar Kazanacak mı?
Wang Jisi
Ekim ayı başında Çin-ABD akademik değişim etkinliğine katılırken bazı Amerikalı yetkililer, düşünce kuruluşu üyeleri, uzmanlar ve akademisyenlerle bir araya geldim. Duyduklarım Çin-ABD ilişkileri konusunda hem ilham verici hem de endişe vericiydi. İlham vericiydi çünkü tüm Amerikalılar ikili ilişkilerin ivme kazanması, serbest düşüşün durdurulması ve istikrara kavuşması konusunda olumlu görüşler dile getirdiler. Biden yönetiminin üst düzey yetkilileri, her iki siyasi partinin senatörleri ve Henry Kissinger gibi aydınlar Çin’i ziyaret etti ve insanlar arası değişimler toparlanmaya başladı.
ABD’nin Çin’i yüksek teknoloji alanlarında baskı altına alma çabalarını iki katına çıkarması ve iki hükümetin diğer alanlardaki stratejik farklılıklarının azalmaması ise endişe vericiydi. ABD’de genel seçim yılı olan 2024’e yaklaşılırken ikili ilişkiler hala belirsizliklerle karşı karşıya ve şiddetli iç siyasi mücadeleler ile Ukrayna ve Filistin krizleri gibi jeopolitik çatışmalar iki ülke ilişkileri üzerinde daha da büyük olumsuz etkiler yaratabilir.
2021’de göreve gelen ABD Başkanı Joe Biden, Çin’i Amerika’nın en büyük jeopolitik meydan okuması olarak gören Trump yönetiminin Çin politikasının temel çerçevesini devraldı. Yönetim, Çin ile siyaset, ekonomi, teknoloji, askeri, diplomasi ve uluslararası güvenlik gibi alanlarda rekabete girerek sistematik bir Çin politikası oluşturdu. Bu arada ABD Kongresi de Çin karşıtı bir dizi yasayı ezici çoğunlukla kabul ederek iki büyük siyasi partinin Çin konusunda geniş bir mutabakata vardığını gösterdi.
Şubat 2022’den sonra yaptığım dört ABD ziyaretinde de, Rusya-Ukrayna çatışması gibi jeopolitik zorluklara ve ABD’de politika yapıcı çevrelerin Çin konusunda farklı görüşlere sahip olmasına rağmen, Çin’i uzun vadeli stratejik bir rakip olarak tanımlama konusunda neredeyse hiç anlaşamadıklarını gördüm. Dolayısıyla gelecek yıl yapılacak seçimlerin sonucu ABD’nin Çin stratejisinin gidişatını değiştirmeyecektir.
Aynı zamanda, görüştüğüm Amerikalıların çoğunluğu Çin ile askeri çatışma veya savaştan kaçınmayı umduklarını ifade etti. Son ziyaretim sırasında Amerikalıların neredeyse tamamı Çin-ABD ilişkilerinin istikrara kavuşmasını bekliyordu, ancak iyileşme beklemiyorlardı. Bu da ABD’nin stratejik rekabet pozisyonunu korumak istediği ve Çin’e üstünlük sağlamak için bazı ekonomik çıkarlarını feda etmekten ve bazı siyasi bedeller ödemekten çekinmeyeceği anlamına geliyor. Öte yandan, ABD’nin genel küresel stratejisini etkilememek veya iç çelişkileri yoğunlaştırmamak için ilişkilerin genel istikrarını korumaya çalışacaktır.
Bazı Amerikalılar, önümüzdeki yıl siyasi kampanyalar kızışmadan önce, Biden yönetimi Çin ile ilişkileri geliştirmeyi başarırsa, sözde Çin şahinlerinin Çin’e karşı çok yumuşak davranmakla suçlayacaklarını ve bunun da Demokrat Parti’nin kampanya çabalarına zarar vereceğini tahmin ediyor. Aynı şekilde, Çin ile ilişkiler ciddi şekilde bozulur ve ABD’nin ekonomik çıkarlarına ya da ulusal güvenliğine temelden zarar verirse, bu da Demokratlara yardımcı olmayacaktır. ABD tarafının Çin ile ilişkileri “istikrara kavuşturma” yönündeki mevcut çabalarının ardında yatan iç siyasi düşünce budur.
Bu çerçevede ABD, Çin ile resmi, yarı resmi ve hükümet dışı değişimler konusunda artan bir heves göstermiştir. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in daveti üzerine ÇKP Politbüro üyesi ve Dışişleri Bakanı Wang Yi ABD’yi ziyaret ediyor ve Başkan Biden ile görüşebilir. Bunun ardından kasım ayı ortasında San Francisco’da yapılacak APEC liderler toplantısı çerçevesinde Çin ve ABD liderleri arasında olası bir ikili görüşme gerçekleşebilir ki bu da Başkan Xi Jinping’in Nisan 2017’de Donald Trump ile yaptığı resmi görüşmeden bu yana iki ülkenin üst düzey liderlerinin ABD’de yapacağı ilk görüşme olabilir.
ABD’nin seçim yılına girmesinin ardından Çin ve ABD devlet başkanlarının bir araya gelmesi için çok fazla fırsat olmayacaktır. Bu nedenle San Francisco toplantısı son derece önemli olacaktır. Yakın gelecekte istikrarlı Çin-ABD ilişkilerinin tonunu belirleyebilir ve gelecek yılki resmi ikili etkileşimler için düzenlemeler yapabilir.
ABD tarafı Çin ile ilişkilerinde fentanil konusunu gündeme getirmiştir. 1960’ta ortaya çıkan sentetik bir uyuşturucu olan fentanil başlangıçta tıbbi anastezi için kullanılıyordu. Anestezi gücü eroinden onlarca kat daha güçlü olduğundan ve yapımı ucuz ve kolay bağımlılık yapıcı olduğundan, uyuşturucu satıcıları onu diğer çeşitli uyuşturucularla karıştırdı.
Son yıllarda uyuşturucu kullanımı silah şiddetini ve trafik kazalarını geride bırakarak ABD’de kaza sonucu ölümlerin 1 numaralı nedeni haline gelmiştir. Bunlar arasında fentanil gibi opiat türü uyuşturucuların kötüye kullanımı en ciddi olanıdır ve yılda 100.000’den fazla ölüme neden olmaktadır. Bu nedenle fentanil konusu ABD’de en çok endişe yaratan sosyopolitik konulardan biri haline gelmiştir.
Amerikan tarafı, Çin kimyasallarının Meksika’ya ve oradan da fentanile dönüştürüldükten sonra ABD’ye aktığını iddia ediyor ve Çin’den yasadışı fentanil ticaretinin engellenmesine yardımcı olmasını istiyor. Yakın zamanda ABD, fentanilin kimyasal öncülleri ve ilgili ekipmanların üretimi ve satışına karıştıkları iddiasıyla bazı Çinli firmalar ve vatandaşlar hakkında suç duyurusunda bulundu ve yaptırım uyguladı.
Çin hükümeti fentanil konusuna büyük önem atfetmektedir. Fentanil ve analoglarını kontrollü maddeler olarak listelemiş; üretimi, satışı, kullanımı, ithalatı ve ihracatı üzerinde sıkı denetim ve düzenleme uygulamış; yasadışı üretim, kaçakçılık ve istismarı önlemek için aktif çaba göstermiş ve süreçte önemli bir rol oynamıştır. Çin ve ABD arasında çok katmanlı, çok kanallı uyuşturucuyla mücadele işbirliği mekanizmaları kurulmuştur. Fentanil sorunu esas olarak Amerika’nın kendi gevşek düzenlemelerinden kaynaklanan insani bir felaket olmasına ve sorumluluğun Çin’e yüklenmemesi gerekmesine rağmen, Çin hükümeti uyuşturucuyla mücadele işbirliğini sürdürecektir.
Mevcut Çin-ABD görüşmelerinde Tayvan sorunu Çin tarafının en önemli endişesi olmaya devam etmektedir. Tayvan ocak ayında siyasi liderlerini seçecek, ancak yeni liderler mayıs ayına kadar göreve gelmeyecek. Bu dönemin Tayvan Boğazı ve Çin ile ABD arasındaki ilişkiler açısından hassas bir dönem olacağı öngörülebilir. Çin tarafı, ABD tarafının Tayvan’a ilişkin söz ve eylemlerinde ihtiyatlı olmasını istemekte haklıdır.
Çin-ABD temaslarının sıklığı ve düzeyi arttıkça, birbiri ardına yapılacaklar listesi önerilebilir. Örneğin, Ukrayna ve Filistin gibi çok taraflı güvenlik krizleri Çin ve ABD’nin eşgüdüm içinde hareket etmesini gerektiriyor. Bunların Çin-ABD stratejik ayrılıklarını artıran faktörler haline gelmesine izin verilmemelidir. Çin-ABD ilişkilerinin yakın zamanda dibe vurduğu noktadan yükselmeyeceğinin farkında olmalıyız. Herhangi bir kazanın kötü idare edilmesi, zor kazanılan ivmeyi en dip noktasına geri getirebilir.
Ekim ayı başında Washington’a yaptığım ziyaret sırasında Amerikalı bir yetkili bana Çin-ABD ilişkilerinin gidişatı konusunda “ihtiyatlı bir iyimserlik” içinde olduğunu söyledi ve fikrimi sordu. Cevabım, “Sadece ihtiyatlıyım ama iyimser değilim” oldu. Keşke haklı olsaydı.
Asya
Çin’le 110 milyar dolarlık ilaç anlaşmaları ABD’nin hedefinde

ABD Hazine Bakanlığı Çin’deki biyoteknoloji çalışmalarına yatırımı kısıtlamayı önerirken Pekin de hücre ve gen tedavisi gibi teknolojilerin yabancılara satışını yasaklamaya hazırlanıyor. Çinli şirketlerin yalnızca 2026’nın ilk yarısında yaklaşık 110 milyar dolarlık 81 lisans anlaşması imzaladığı sektörde, Mart 2027’ye kadar netleşmesi beklenen kurallar ilaç devlerinin tepkisini çekti.
ABD ile Çin arasındaki ticari rekabette biyoteknoloji yatırımları yeni cephe haline geldi.
Politico’nun ABD kural taslağına ve sektör temsilcilerinin değerlendirmelerine dayandırdığı haberine göre Washington, Çin’deki biyoteknoloji çalışmalarına yapılacak yatırımları kısıtlamayı önerirken Pekin de teknolojilerin yurt dışına satışını sınırlamaya hazırlanıyor.
ABD Hazine Bakanlığının hazırladığı taslak; biyoüretim, biyolojik tasarım ve dizileme teknolojileri, beyin-bilgisayar arayüzleri ile otomatikleştirilmiş bilimsel araştırmalara yönelik belirli yatırımların yasaklanmasını öngörüyor.
Nihai kuralların Mart 2027’ye kadar kabul edilmesi gerekiyor.
Hazine Bakanlığı yetkilisi, lisans anlaşmalarının taslak kapsamına girmediğini belirtti ancak kısıtlamaların ilaçların ortak geliştirilmesini ve tanıtımını etkileyip etkilemeyeceğine açıklık getirmedi.
Haberde, ilaç üreticileri Pfizer, Bristol Myers Squibb ve Roche’un bu yıl Çinli geliştiricilerle milyarlarca dolarlık anlaşmalar imzaladığı hatırlatıldı.
İlaç şirketleri kısıtlamalara karşı çıkıyor, Pekin karşı adım hazırlıyor
ABD’li ilaç şirketleri, gelecek vaat eden ilaçlara erişimin tehlikeye gireceği endişesiyle kısıtlamalara itiraz ediyor.
Biotechnology Innovation Organization Başkanı John Crowley, “Çin’deki bir laboratuvar çocuklarda görülen nadir bir kanser türüne ilaç geliştirirse, ABD vatandaşlarına ve şirketlerine buna dokunamayacaklarını nasıl açıklayacağız?” sözleriyle tepkisini dile getirdi.
PhRMA Başkan Yardımcısı Jocelyn Ulrich ise ilaçlar ABD’de geliştirildiği, test edildiği ve tescil edildiği sürece Çin kaynaklı bir ulusal güvenlik tehdidi görmediğini vurguladı.
ABD Kongresinde kısıtlamaları savunanlar ise Amerikan sermayesinin Çin’deki sektörü güçlendirmesinden endişe duyuyor.
Temsilciler Meclisi Çin Özel Komisyonu Başkanı John Moolenaar, biyoteknoloji yatırımlarının sınırlandırılması ve lisans anlaşmalarının denetlenmesi çağrısı yapmıştı. Pekin cephesinde de benzer bir kısıtlama hazırlığı var.
Politico’nun aktardığına göre Çin yönetimi, hücre ve gen tedavisi dahil bir dizi biyofarmasötik teknolojinin yabancılara satışını yasaklamayı, erişimi yalnızca lisanslar üzerinden sürdürmeyi önerdi.
Çin sağlık sistemi uzmanı Yanzhong Huang, bu adımla temel fikri mülkiyetin ülke içinde tutulmasının ve şirketlerin bundan gelir elde etmesinin hedeflendiğini değerlendirdi.
Adı açıklanmayan ABD’li bir sektör temsilcisi ise söz konusu önlemlerin Washington’a karşı koz oluşturduğunu ileri sürdü.
Reuters’ın temmuz ayında Çin ilaç piyasası düzenleyici kurumunun verilerine dayandırdığı haberine göre, Çinli şirketler 2026’nın ilk yarısında yenilikçi ilaçların yurt dışında lisanslanması için toplam değeri yaklaşık 110 milyar doları bulan 81 anlaşma imzaladı; hakları satın alanlar arasında ABD, İngiltere, Fransa ve İtalya’dan şirketler de yer aldı.
Washington, Çin’in diğer teknoloji sektörlerine yönelik yatırımları halihazırda sınırlandırıyor. ABD Hazine Bakanlığı; yarı iletkenleri, mikroelektroniği, kuantum teknolojilerini ve belirli yapay zeka sistemlerini kapsayan kuralları Ekim 2024’te onaylamıştı.
2 Ocak 2025’te yürürlüğe giren bu düzenlemelere gerekçe olarak, söz konusu teknolojilerin askeri alanda, istihbaratta ve siber operasyonlarda kullanılma riski gösterilmişti.
Asya
Hindistan tarihinin en büyük halka arzında Jio’ya iki saatte tam talep

Hintli milyarder Mukesh Ambani’nin telekomünikasyon girişimi Jio Platforms’un 3,2 milyar dolarlık rekor halka arzında tüm hisselere iki saatten kısa sürede talep geldi. Şirket 10,3 trilyon rupi değerlemeyle çıktığı halka arzdan elde edeceği gelirin büyük kısmıyla 275 milyar rupiye varan net borcunu kapatmayı hedefliyor.
Hintli petrokimya devi Reliance Industries’in Yönetim Kurulu Başkanı Mukesh Ambani’nin telekomünikasyon girişimi Jio Platforms, Hindistan tarihinin en büyük halka arzında yatırımcı akınına uğradı.
Çarşamba günü talep toplamaya açılan 302,1 milyar rupilik (3,2 milyar dolar) halka arzda hisselerin tamamına iki saatten kısa sürede talep geldi.
Hisselerin 28 Ekim’de borsada işlem görmeye başlaması bekleniyor. Borsa öncesindeki yoğun talebe kurumsal yatırımcılar öncülük etti ve bu gruba ayrılan payın üç katından fazla teklif verdi.
Bireysel yatırımcıların ilgisi ise ilk günde beklenen seyri izledi ve kendilerine ayrılan hisselerin yaklaşık dörtte biri tutarında teklifte kaldı.
Piyasadaki zayıflık nedeniyle Jio Platforms, bu yılın başlarında 12 trilyon rupinin çok üzerinde konuşulan değerleme beklentisini halka arz için yaklaşık 10,3 trilyon rupiye çekmişti.
Meta, Google ve Suudi Arabistan varlık fonu gibi dev yatırımcılar da geçmişte bu özel şirkete milyarlarca dolar yatırdı.
Yalnızca yeni hisse ihracından oluşan halka arzda mevcut yatırımcıların hiçbiri hisse satmıyor; elde edilecek gelirin büyük kısmı ise 275 milyar rupiye varan net borcun kapatılmasına harcanacak.
Bloomberg‘ün geçen haftaki haberine göre şirket, maaşları erken yatırarak yaklaşık 420 bin kişilik dev işgücünü halka arza katılmaya teşvik ediyor. Ayrıca Jio’nun yaklaşık 75 bin çalışanı için özel bir hisse kotası ayrıldı.
Ücretsiz aramalarla başlayan hamle sektörü iki devli yapıya dönüştürdü
Yatırımcıların çarşamba günü satın aldığı bu iyimserliğin temelleri Eylül 2016’da atıldı. Reliance Industries hissedarları, o yılki olağan genel kurul toplantısında Mukesh Ambani’yi kürsüde merak uyandıran yeni kırmızı bir amblemin arkasında gördü.
O dönem 60 yaşına girmek üzere olan Ambani, bir saati aşan konuşmasında, kurucu babası Dhirubhai Ambani’nin 2002’deki ölümünün ardından bölünen grubun en büyük yön değişimini anlattı.
Reliance, devasa petrol rafinerisi servetini kullanarak o sıralar yaklaşık bir düzine oyuncunun faaliyet gösterdiği Hindistan telekomünikasyon sektörünü altüst edecekti; hızla 4G şebeke altyapısı kurarken ücretsiz telefon görüşmeleri ve çok daha ucuz internet sunacaktı.
Ambani o gün kürsüden “Konu Hindistan olduğunda ben iflah olmaz bir iyimserim” diye seslendi. Hemen ardından “Jio ile güçlenen Hindistanlıların yepyeni bir dijital ekonomi yaratacağından hiç şüphem yok” dedi.
Aradan geçen on yılda rakiplerinin fiyatlarını sert biçimde kıran Jio, çoğunun kapanmasına ya da satışa çıkmasına yol açtı ve yarım milyardan fazla aboneye ulaşarak rakibi Bharti Airtel ile birlikte sektörde fiili bir ikili tekel (düopol) oluşturdu.
Şirketin verilerine göre bu abonelerin yaklaşık 280 milyonu şimdiden 5G kullanıyor; her bir müşterinin ayda 40 gigabayttan fazla veri tükettiği Jio, ülkedeki toplam kablosuz veri trafiğinin yaklaşık üçte ikisini taşıyor.
Jeopolitik dalgalanmalar ve kuşak değişimi teknoloji dönüşümünü hızlandırıyor
Nikkei Asia‘nın haberine göre borsaya açılan şirket, telekomünikasyon işinin doğası değişirken ve Jio kendini bir teknoloji şirketi olarak yeniden kurmaya çalışırken bilmediği sulara da giriyor.
Elde ettiği başarı, Jio’yu Reliance grubunun dijital yayın, e-ticaret ve giderek artan biçimde yapay zeka gibi çevrimiçi ekonomiye yönelik diğer yatırımlarının temel taşı haline getirdi.
Holdingin toplam kazancında giderek büyüyen bir paya sahip olan bu yeni işkollarının grubu kökten şekillendirmesi bekleniyor; zira Rusya’ya yönelik yaptırımlardan Ortadoğu’daki çatışmalara kadar uzanan jeopolitik baskılar grubun geleneksel petrokimya işinde dalgalanma yaratıyor.
Babasının vefat ettiği yaşa gelen Ambani’nin telekomünikasyon, tüketici ve petrokimya işlerinde çalışan üç çocuğu Akash, Isha ve Anant’a yönelik devir planları yaptığı düşünüldüğünde zamanlama da ayrı bir önem taşıyor.
Jio Platforms’un murahhas azası Akash Ambani, olgunlaşmış bir telekomünikasyon işini yönetirken aynı zamanda teknolojik yatırımlara öncülük etme gibi ikili bir zorlukla karşı karşıya.
Nomura analistleri bu ayın başlarında Jio’nun halka arzına ilişkin yayımladıkları notta, “Kolay abone kazanımı döneminin muhtemelen sona ermesiyle birlikte, tarife zamları kazanç artışının ana itici gücü haline gelebilir” değerlendirmesini yaptı.
Aynı bilgi notunda “Abone kaybına ve daha düşük paketlere geçişe karşı koruma sağlaması gereken yüksek gelirli abone oranının fazlalığı nedeniyle Bharti Airtel sektördeki ilk tercihimiz olmayı sürdürüyor” ifadeleri yer aldı.
Airtel daha küçük bir kullanıcı tabanına sahip olsa da kullanıcı başına Jio’dan daha yüksek gelir elde ediyor.
Jio 6G donanımı, uydu interneti ve yapay zeka veri merkezlerine yöneliyor
Teknoloji araştırma şirketi Counterpoint’in kıdemli araştırma analisti Siddhant Cally, Jio’nun temel telekomünikasyon müşteri tabanından gelir yaratmanın yanı sıra özellikle 6G için şirket içinde telekomünikasyon donanımı üretmeye odaklanacağını söyledi.
Nikkei Asia‘ya konuşan Cally, “Donanım Ar-Ge’sine bu kadar emek harcayan çok az mobil şebeke operatörü var ve düşük maliyetli teknolojinin nasıl çalıştığını anlama becerisiyle bunu geliştirip sahaya sürecek sermayenin birleşiminden faydalanıyorlar” dedi.
Telekomünikasyonun ötesinde Akash Ambani, bu yılın başlarında grubun şebeke donanımı ve yapay zeka alanındaki hedeflerini de ortaya koydu.
Bu hedefler arasında Elon Musk’ın Starlink’ine benzer bir alçak Dünya yörüngesi uydu ağı geliştirme planları da yer alıyor; bu planlar muhtemelen Musk’ın bu ayın başlarında X üzerinden yaptığı çıkışa zemin hazırladı.
Musk paylaşımında Ambani ailesinin reisine alaycı bir dille “Başbakan” diye seslenmiş ve onu Starlink’in Hindistan’a girişini engellemekle suçlamıştı.
Reliance grubu ayrıca sunduğu pek çok hizmete yapay zekayı entegre etme sözü verirken, Meta ile kurduğu ortak girişim aracılığıyla bu yılın sonuna kadar 120 megavatlık yapay zeka veri merkezi kapasitesini devreye almayı hedefliyor.
Kendi başına öne çıkan bir yapay zeka modeli ya da donanımı olmayan grup, küresel yapay zeka yatırım döngüsünden yararlanmak için bu tür ortaklıklara bel bağlayacak.
Cally, “Büyük ölçekli bir bulut ve teknoloji deviyle ortaklık kuruyorsanız, yüksek sermaye yoğunluğunun getirdiği bazı açık riskler vardır” diye konuştu.
Analist, “Bir gözünüz harcadığınız miktarda, diğer gözünüz ürettiğiniz miktarda olmalı. Ancak şu anda piyasanın dinamiği tam olarak bu” ifadelerini kullandı.
Yapay zekanın benimsenmesi ve maliyeti etrafındaki soru işaretleri sürse de Cally, ölçeği ve dağıtım gücü sayesinde Jio’nun bu deneye öncülük etmek için iyi bir konumda olduğunu belirtti.
Cally sözlerini, “Dijital teknolojilerin benimsenmesinden bahsettiğinizde müşteride karşılık bulan bir markaya, onlara göre uyarlanmış hizmetlere ve bütçelerine duyarlı fiyatlara ihtiyacınız vardır. Jio telekomünikasyon teknolojisinde bunu 10 yıldır yapıyor” diyerek tamamladı.
Asya
Japonya Merkez Bankası ekimde faizi sabit tutacak, aralıkta artış bekleniyor

Japonya Merkez Bankası’nın ekim toplantısında yüzde 1,25’lik politika faizini değiştirmemesi, ardından aralık ayında yeniden artırıma gitmesi bekleniyor. Ankete katılan ekonomistlerin yüzde 83’ü borçlanma maliyetlerinin 18 Aralık’ta yükseltileceğini öngörürken, üç ayda bir faiz artışı bekleyenlerin oranı yüzde 67’ye çıktı.
Japonya Merkez Bankası’nın (BOJ) 30 Ekim’de tamamlanacak faiz toplantısında borçlanma maliyetlerini değiştirmeyerek yüzde 1,25 seviyesinde sabit tutması bekleniyor.
Yeni bir ankete katılan ekonomistlerin hiçbiri ekim toplantısında artış öngörmezken, piyasa gözlemcilerinin yüzde 80’den fazlası bir sonraki faiz artırımının aralık ayında geleceğini tahmin ediyor.
Japan Times gazetesinin aktardığı anket sonuçlarına göre ekonomistlerin yüzde 83’ü, bankanın 18 Aralık’ta sona erecek toplantıda politika faizini mevcut yüzde 1,25 düzeyinden yukarı çekeceğini öngörüyor.
Bir önceki ay yapılan ankette aralık ayında artış bekleyenlerin oranı yalnızca yüzde 35 seviyesinde kalmış, en yaygın beklenti ocak ayı olarak öne çıkmıştı.
Son veriler aynı zamanda katılımcıların yüzde 67’sinin bankanın her üç ayda bir faiz artırmasını beklediğini ortaya koyuyor.
Önceki ankette yüzde 46 olan bu oran, BOJ’un eylül ayında üç ay içinde ikinci kez faiz artırarak 1990’dan bu yana en hızlı sıkılaşma temposuna ulaşmasının ardından aynı hızı koruyacağı beklentisine işaret ediyor.
Ekonomistler, ekim ayındaki buluşmanın ana odağının ana enflasyonun yüzde 2’lik hedefe ulaşıp ulaşmadığına ilişkin BOJ değerlendirmesi olacağını belirtiyor.
Banka, 2013 yılında fiyat istikrarı hedefini belirlemesinden bu yana hedefe ulaşıldığını resmen ilan etmedi.
Daiwa Araştırma Enstitüsü Başekonomisti Keiji Kanda ankete verdiği yanıtta, hedefin yakalanması halinde sürecin değişeceğini belirterek “Hedefe ulaşılırsa bundan sonraki zorluk, enflasyonu sağlam bir şekilde yüzde 2’ye çıpalamak amacıyla parasal genişlemenin derecesini ayarlamak olacaktır” değerlendirmesini yaptı.
Kanda, faiz artışlarının aralık ve mart aylarında gerçekleşmesini bekliyor.
Başkan Kazuo Ueda liderliğindeki kurul, yaklaşık bir ay önce borçlanma maliyetlerini yüzde 1,25’e yükselterek yüzde 1,1 ile yüzde 2,5 arasında tahmin edilen nötr faiz aralığına ilk adımı atmıştı.
Bu adım, mevcut artış döngüsünde faizlerin nerede zirve yapacağına yönelik piyasa ilgisini artırdı.
Son ankette nihai faiz oranına ilişkin medyan beklenti yüzde 1,75 seviyesinde kaldı.
Bazı ekonomistler ise Başbakan Sanae Takaichi hükümetinin bankanın faiz artırım patikası önünde potansiyel engeller yaratabileceğine dikkat çekiyor.
Takaichi ekonomik büyümeyi desteklemek amacıyla parasal genişlemenin sürdürülmesini savunmasıyla tanınırken, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent yakın zamanda Japonya’ya reflasyonist politikalardan vazgeçme çağrısında bulundu.
Bu çağrıyı Takaichi ve kabine üyelerinin reflasyon peşinde koşmadıklarını dile getirdiği çok sayıda açıklama izledi.
Ankete göre ekonomistlerin yaklaşık üçte ikisi, gelen bu açıklamalar doğrultusunda Takaichi hükümetinin BOJ’un faiz artırımlarına yönelik tutumunu yumuşattığı görüşünde birleşiyor.
Mitsubishi UFJ Morgan Stanley Menkul Değerler Baş Tahvil Stratejisti Naomi Muguruma, “Başbakanlık muhtemelen yeni faiz artışlarını pek hoş karşılamıyor. Yine de özellikle ABD ile ilişkiler nedeniyle şimdilik kenarda durup bunları zımnen kabul etmesi muhtemel görünüyor” ifadelerini kullandı.
Ueda’nın eylül ayındaki faiz artırımı kararı, her ikisi de Takaichi tarafından seçilen kurul üyeleri Toichiro Asada ve Ayano Sato’nun karşı oylarıyla karşılanmıştı.
Bu muhalefet yenin değer kaybetmesine katkı sağlarken kurul içi oylamaları banka takipçilerinin odağında tutmaya devam ediyor.
SMBC Nikko Menkul Değerler Baş Piyasa Ekonomisti Yoshimasa Maruyama ise şahin tutumuyla bilinen kurul üyesi Hajime Takata’nın bu toplantıda art arda faiz artırımı çağrısı yapma ihtimali gördüğünü ifade ediyor.
Anket sonuçlarına göre BOJ takipçileri, ekim ayındaki politika metniyle birlikte yayımlanacak çeyreklik ekonomik görünüm raporunda bankanın enflasyon projeksiyonunun, gelecek mali yıla dair küçük bir yukarı yönlü revizyon dışında büyük ölçüde korunmasını bekliyor.
Morgan Stanley MUFG Menkul Değerler Başekonomisti Takeshi Yamaguchi konuya ilişkin olarak “BOJ’un ana enflasyonun yüzde 2 civarına ulaştığını belirtmesi muhtemel. Bankanın bu ay politikayı değiştirmemesini bekliyoruz ancak bu muhtemelen şahin bir bekle-gör tutumu olacaktır” dedi.
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBerlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi
Avrupa2 hafta önceBurnham: Brexit oylamasında Rus müdahalesi var
Ortadoğu1 hafta önceIsrael Hayom yazdı: İsrailli istihbaratçılar yıllardır Riyad’da










