Asya
Çinli profesör Wang Jisi: Çin-ABD ilişkilerinin gidişatı konusunda iyimser değilim

Aşağıda çevirisi yer alan Çin-ABD ilişkilerine dair makale, Çin Uluslararası İlişkiler disiplininin öne çıkan akademisyenlerinden, Pekin Üniversitesi Uluslararası ve Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün Başkanı Prof. Wang Jisi tarafından kaleme alındı.
Çalışmalarında Çin ve ABD dış politikası üzerine yoğunlaşan ve ABD’nin seçkin üniversitelerine de çok kez davet edilen Wang Jisi, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile ABD Başkanı Joe Biden arasında gerçekleşen zirve öncesi kaleme aldığı yazıda, iki ülke ilişkilerinin geleceği için neden ‘pek de iyimser olmadığını’ anlatıyor.
***
Çin-ABD İlişkileri İstikrar Kazanacak mı?
Wang Jisi
Ekim ayı başında Çin-ABD akademik değişim etkinliğine katılırken bazı Amerikalı yetkililer, düşünce kuruluşu üyeleri, uzmanlar ve akademisyenlerle bir araya geldim. Duyduklarım Çin-ABD ilişkileri konusunda hem ilham verici hem de endişe vericiydi. İlham vericiydi çünkü tüm Amerikalılar ikili ilişkilerin ivme kazanması, serbest düşüşün durdurulması ve istikrara kavuşması konusunda olumlu görüşler dile getirdiler. Biden yönetiminin üst düzey yetkilileri, her iki siyasi partinin senatörleri ve Henry Kissinger gibi aydınlar Çin’i ziyaret etti ve insanlar arası değişimler toparlanmaya başladı.
ABD’nin Çin’i yüksek teknoloji alanlarında baskı altına alma çabalarını iki katına çıkarması ve iki hükümetin diğer alanlardaki stratejik farklılıklarının azalmaması ise endişe vericiydi. ABD’de genel seçim yılı olan 2024’e yaklaşılırken ikili ilişkiler hala belirsizliklerle karşı karşıya ve şiddetli iç siyasi mücadeleler ile Ukrayna ve Filistin krizleri gibi jeopolitik çatışmalar iki ülke ilişkileri üzerinde daha da büyük olumsuz etkiler yaratabilir.
2021’de göreve gelen ABD Başkanı Joe Biden, Çin’i Amerika’nın en büyük jeopolitik meydan okuması olarak gören Trump yönetiminin Çin politikasının temel çerçevesini devraldı. Yönetim, Çin ile siyaset, ekonomi, teknoloji, askeri, diplomasi ve uluslararası güvenlik gibi alanlarda rekabete girerek sistematik bir Çin politikası oluşturdu. Bu arada ABD Kongresi de Çin karşıtı bir dizi yasayı ezici çoğunlukla kabul ederek iki büyük siyasi partinin Çin konusunda geniş bir mutabakata vardığını gösterdi.
Şubat 2022’den sonra yaptığım dört ABD ziyaretinde de, Rusya-Ukrayna çatışması gibi jeopolitik zorluklara ve ABD’de politika yapıcı çevrelerin Çin konusunda farklı görüşlere sahip olmasına rağmen, Çin’i uzun vadeli stratejik bir rakip olarak tanımlama konusunda neredeyse hiç anlaşamadıklarını gördüm. Dolayısıyla gelecek yıl yapılacak seçimlerin sonucu ABD’nin Çin stratejisinin gidişatını değiştirmeyecektir.
Aynı zamanda, görüştüğüm Amerikalıların çoğunluğu Çin ile askeri çatışma veya savaştan kaçınmayı umduklarını ifade etti. Son ziyaretim sırasında Amerikalıların neredeyse tamamı Çin-ABD ilişkilerinin istikrara kavuşmasını bekliyordu, ancak iyileşme beklemiyorlardı. Bu da ABD’nin stratejik rekabet pozisyonunu korumak istediği ve Çin’e üstünlük sağlamak için bazı ekonomik çıkarlarını feda etmekten ve bazı siyasi bedeller ödemekten çekinmeyeceği anlamına geliyor. Öte yandan, ABD’nin genel küresel stratejisini etkilememek veya iç çelişkileri yoğunlaştırmamak için ilişkilerin genel istikrarını korumaya çalışacaktır.
Bazı Amerikalılar, önümüzdeki yıl siyasi kampanyalar kızışmadan önce, Biden yönetimi Çin ile ilişkileri geliştirmeyi başarırsa, sözde Çin şahinlerinin Çin’e karşı çok yumuşak davranmakla suçlayacaklarını ve bunun da Demokrat Parti’nin kampanya çabalarına zarar vereceğini tahmin ediyor. Aynı şekilde, Çin ile ilişkiler ciddi şekilde bozulur ve ABD’nin ekonomik çıkarlarına ya da ulusal güvenliğine temelden zarar verirse, bu da Demokratlara yardımcı olmayacaktır. ABD tarafının Çin ile ilişkileri “istikrara kavuşturma” yönündeki mevcut çabalarının ardında yatan iç siyasi düşünce budur.
Bu çerçevede ABD, Çin ile resmi, yarı resmi ve hükümet dışı değişimler konusunda artan bir heves göstermiştir. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in daveti üzerine ÇKP Politbüro üyesi ve Dışişleri Bakanı Wang Yi ABD’yi ziyaret ediyor ve Başkan Biden ile görüşebilir. Bunun ardından kasım ayı ortasında San Francisco’da yapılacak APEC liderler toplantısı çerçevesinde Çin ve ABD liderleri arasında olası bir ikili görüşme gerçekleşebilir ki bu da Başkan Xi Jinping’in Nisan 2017’de Donald Trump ile yaptığı resmi görüşmeden bu yana iki ülkenin üst düzey liderlerinin ABD’de yapacağı ilk görüşme olabilir.
ABD’nin seçim yılına girmesinin ardından Çin ve ABD devlet başkanlarının bir araya gelmesi için çok fazla fırsat olmayacaktır. Bu nedenle San Francisco toplantısı son derece önemli olacaktır. Yakın gelecekte istikrarlı Çin-ABD ilişkilerinin tonunu belirleyebilir ve gelecek yılki resmi ikili etkileşimler için düzenlemeler yapabilir.
ABD tarafı Çin ile ilişkilerinde fentanil konusunu gündeme getirmiştir. 1960’ta ortaya çıkan sentetik bir uyuşturucu olan fentanil başlangıçta tıbbi anastezi için kullanılıyordu. Anestezi gücü eroinden onlarca kat daha güçlü olduğundan ve yapımı ucuz ve kolay bağımlılık yapıcı olduğundan, uyuşturucu satıcıları onu diğer çeşitli uyuşturucularla karıştırdı.
Son yıllarda uyuşturucu kullanımı silah şiddetini ve trafik kazalarını geride bırakarak ABD’de kaza sonucu ölümlerin 1 numaralı nedeni haline gelmiştir. Bunlar arasında fentanil gibi opiat türü uyuşturucuların kötüye kullanımı en ciddi olanıdır ve yılda 100.000’den fazla ölüme neden olmaktadır. Bu nedenle fentanil konusu ABD’de en çok endişe yaratan sosyopolitik konulardan biri haline gelmiştir.
Amerikan tarafı, Çin kimyasallarının Meksika’ya ve oradan da fentanile dönüştürüldükten sonra ABD’ye aktığını iddia ediyor ve Çin’den yasadışı fentanil ticaretinin engellenmesine yardımcı olmasını istiyor. Yakın zamanda ABD, fentanilin kimyasal öncülleri ve ilgili ekipmanların üretimi ve satışına karıştıkları iddiasıyla bazı Çinli firmalar ve vatandaşlar hakkında suç duyurusunda bulundu ve yaptırım uyguladı.
Çin hükümeti fentanil konusuna büyük önem atfetmektedir. Fentanil ve analoglarını kontrollü maddeler olarak listelemiş; üretimi, satışı, kullanımı, ithalatı ve ihracatı üzerinde sıkı denetim ve düzenleme uygulamış; yasadışı üretim, kaçakçılık ve istismarı önlemek için aktif çaba göstermiş ve süreçte önemli bir rol oynamıştır. Çin ve ABD arasında çok katmanlı, çok kanallı uyuşturucuyla mücadele işbirliği mekanizmaları kurulmuştur. Fentanil sorunu esas olarak Amerika’nın kendi gevşek düzenlemelerinden kaynaklanan insani bir felaket olmasına ve sorumluluğun Çin’e yüklenmemesi gerekmesine rağmen, Çin hükümeti uyuşturucuyla mücadele işbirliğini sürdürecektir.
Mevcut Çin-ABD görüşmelerinde Tayvan sorunu Çin tarafının en önemli endişesi olmaya devam etmektedir. Tayvan ocak ayında siyasi liderlerini seçecek, ancak yeni liderler mayıs ayına kadar göreve gelmeyecek. Bu dönemin Tayvan Boğazı ve Çin ile ABD arasındaki ilişkiler açısından hassas bir dönem olacağı öngörülebilir. Çin tarafı, ABD tarafının Tayvan’a ilişkin söz ve eylemlerinde ihtiyatlı olmasını istemekte haklıdır.
Çin-ABD temaslarının sıklığı ve düzeyi arttıkça, birbiri ardına yapılacaklar listesi önerilebilir. Örneğin, Ukrayna ve Filistin gibi çok taraflı güvenlik krizleri Çin ve ABD’nin eşgüdüm içinde hareket etmesini gerektiriyor. Bunların Çin-ABD stratejik ayrılıklarını artıran faktörler haline gelmesine izin verilmemelidir. Çin-ABD ilişkilerinin yakın zamanda dibe vurduğu noktadan yükselmeyeceğinin farkında olmalıyız. Herhangi bir kazanın kötü idare edilmesi, zor kazanılan ivmeyi en dip noktasına geri getirebilir.
Ekim ayı başında Washington’a yaptığım ziyaret sırasında Amerikalı bir yetkili bana Çin-ABD ilişkilerinin gidişatı konusunda “ihtiyatlı bir iyimserlik” içinde olduğunu söyledi ve fikrimi sordu. Cevabım, “Sadece ihtiyatlıyım ama iyimser değilim” oldu. Keşke haklı olsaydı.
Asya
Çin’in petrol hamlesi akaryakıt krizini önleyebilir mi?

Çin’in ham petrol ithalatını azaltmasının İran’daki savaş sürecinde fiyat artışını sınırladığı belirtilirken, ülke daralan akaryakıt piyasasında da benzer bir rol oynayabilir. Kpler verilerine göre Pekin’in deniz yoluyla petrol ithalatı, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’taki saldırıları öncesindeki ortalamanın altına gerileyerek Haziran ayında günlük 5,96 milyon varille son on yılın en düşük seviyesine indi.
İran’da yaşanan savaş döneminde Çin’in ham petrol ithalatını keskin bir şekilde azaltmasının fiyat artışlarını dizginlemeye yardımcı olduğu değerlendiriliyor.
Bu da, dünyanın en büyük petrol ithalatçısı konumundaki ülkenin, üzerindeki baskı her geçen gün artan petrol ürünleri piyasasında da benzer bir etki yaratıp yaratamayacağı sorusunu beraberinde getiriyor.
Reuters ajansının aktardığı, enerji piyasası analiz firması Kpler tarafından açıklanan verilere göre, Çin’in deniz yoluyla gerçekleştirdiği ham petrol ithalatı Haziran ayında günlük 5,96 milyon varile gerileyerek son on yılı aşkın sürenin en düşük seviyesini kaydetti.
Bu miktar, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a düzenlediği ve çatışmaların başlamasıyla Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanmasına yol açan saldırılardan önceki üç aylık dönemde kaydedilen günlük ortalama 10,66 milyon varillik ithalat seviyesinin oldukça altında yer alıyor.
ABD ve İran arasında Haziran ayında yürürlüğe giren iki aylık ateşkes, boğazın yeniden trafiğe açılması yönünde umutları artırmıştı.
Ancak geçen hafta tarafların karşılıklı saldırılara yeniden başlaması ve Devrim Muhafızları Ordusu’nun izinsiz geçiş yapan gemileri hedef almasıyla ateşkes bozuldu.
Yenilenen çatışma ortamında boğazdan tanker geçişlerinin ciddi oranda azalması beklenirken, kısa süreli ateşkes döneminde sevk edilen petrol hacminin Asya’daki rafinerilerin hammadde ihtiyacını en azından Eylül ayı sonuna kadar karşılayacağı tahmin ediliyor.
Küresel akaryakıt arzında daralma
Küresel petrol ürünleri piyasasındaki daralma, Moskova’nın bazı rafinerilerinin Ukrayna’ya ait insansız hava araçlarıyla hasara uğratılmasının ardından motorin ihracatını yasaklama kararıyla daha da derinleşti.
Rusya, bu ulaşım ve sanayi yakıtı türünde dünyanın ikinci büyük ihracatçısı konumunda yer alıyor. Moskova’nın aldığı bu karar, Kuzey Yarımküre’de tarım ve inşaat sektörlerinin yoğunlaşması nedeniyle talebin zirve yaptığı bir döneme denk geldi.
Rusya’dan sevkiyatların durmasının, Ortadoğu kaynaklı akışın azalmasından halihazırda etkilenmiş olan Asya piyasasındaki durumu daha da zorlaştıracağı belirtiliyor.
Asya’nın hafif ve orta distilat ithalatı Haziran ayında günlük 5,19 milyon varile geriledi. Kpler’in veri kaydetmeye başladığı 2017 yılından bu yana en düşük seviye olarak kayıtlara geçen bu miktar, İran ile çatışmalar başlamadan önceki üç aylık ortalama olan 6,85 milyon varilin yüzde 32 altında kaldı.
Düşüşün bir kısmı, Pekin’in İran’daki savaşın başlamasının ardından iç piyasayı güvence altına almak amacıyla bazı petrol ürünlerinin ihracatına gayriresmi kısıtlamalar getirmesinden kaynaklanıyor.
Çin’in hafif ve orta distilat ihracatı, Nisan ayında günlük 350 bin varil ile son beş yılın en düşük seviyesine gerilemişti.
Bu hacim Mayıs ayında günlük 411 bin varile, Haziran ayında ise 423 bin varile yükselerek kısmen toparlansa da çatışma öncesi üç aylık dönemdeki günlük 719 bin varillik ortalamanın belirgin şekilde altında kalmaya devam ediyor.
Pekin ihracat kısıtlamalarını gevşetiyor
Çin yönetiminin gayriresmi kısıtlamaları esnetmesi ve devlet işletmelerinin yanı sıra en az bir özel rafinerinin de yurt dışına sevkiyat yapmasına izin vermesi nedeniyle, ülkenin Temmuz ayında petrol ürünleri ihracatını artırması bekleniyor.
Çin ticaret çevrelerinden edinilen bilgilere göre, ülkenin Temmuz ayındaki motorin, jet yakıtı ve benzin ihracatı günde yaklaşık 800 bin varile denk gelen 3 milyon metrik tona ulaşabilir.
Kpler, Çin’in Temmuz ayı petrol ürünleri ihracatını şu an için günlük 585 bin varil olarak tahmin etse de net veriler geldikçe bu rakamın yukarı yönlü revize edilebileceğini kaydediyor.
Çin’in hamlesi piyasayı rahatlatmaya yetecek mi?
Pekin’in attığı adımların arz üzerindeki baskıyı bir miktar hafifleteceği ancak Asya’nın petrol ürünleri ithalatının İran krizinden önceki seviyelerin altında kalmayı sürdüreceği öngörülüyor.
Fiyatlardaki seyir de bu durumu destekler nitelikte bir grafik ortaya koyuyor. Petrol ürünleri, ham petrole kıyasla normalden daha yüksek bir primle işlem görerek çatışma öncesi dönemden daha yüksek fiyatlardan alıcı buluyor.
Dizelin ana bileşeni olan Singapur gazyağının varil fiyatı 137,72 dolar seviyesinde seyrediyor. Ateşkes anlaşmasına yönelik ilk iyimserlikle 23 Haziran’da 109,35 dolara kadar gerileyen fiyatlar, o tarihten bu yana kesintisiz bir yükseliş grafiği çiziyor.
Gazyağı şu anda, Ortadoğu’daki savaşın başlamasından bir gün önce, yani 27 Şubat’ta kaydedilen 91,42 dolarlık fiyatın yüzde 51 üzerinde.
Buna karşılık Brent petrolü vadeli işlemleri Pazartesi gününü 83,30 dolardan kapatarak 27 Şubat Pazar gününe kıyasla yüzde 14,9 oranında bir artış gösterdi.
Basra Körfezi’nden petrol ve petrol ürünleri taşıyan tankerlere yönelik yeni tehditler ve küresel stokların azalması nedeniyle, piyasa İran ile olası bir uzlaşıyı fiyatlasa dahi akaryakıt fiyatlarının yükselmeye devam edeceği tahmin ediliyor.
Çin’den yapılacak ihracatın, rafinerilere yüksek marjlar sağlayarak fiyat artışlarını destekleyebileceği belirtiliyor.
İthalat hacmi savaş öncesi seviyelere tamamen dönse bile bunun yeterli olmayabileceği, zira Pekin’in Ortadoğu’daki gerilim sona erip deniz taşımacılığı normale döndüğünde petrol fiyatlarının gerileyeceği beklentisiyle şimdilik kendi stoklarını kullanmayı tercih ettiği aktarılıyor.
Asya
Hindistan, ABD ile ticaret görüşmelerinde daha iyi koşullar için direniyor

Yetkililer ve analistlere göre Hindistan, ABD ile son görüşmelerde hızlı bir ticaret anlaşmasını reddetti ve Başbakan Narendra Modi’nin yeni ticaret ortakları, azalan ekonomik riskler ve iç siyasette elde ettiği kazanımlardan aldığı güvenle daha iyi koşullar için beklemeyi tercih etti.
Aylar süren müzakerelerin ardından iki ülke, ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer’ın geçen ay Yeni Delhi’ye yaptığı ziyaret sırasında geçici bir ticaret anlaşmasını sonuçlandıramadı. Oysa her iki taraf da sınırlı kapsamlı bir anlaşmaya varılmasının yakın olduğunu düşünüyordu.
Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir Hindistan hükümeti yetkilisi, Reuters’a, Washington’ın Yeni Delhi’nin temel talepleri konusunda güvence vermemesi nedeniyle uzlaşma sağlanamadığını söyledi. Bu talepler arasında Hindistan’a Çin gibi rakipleri karşısında tarife avantajı tanınması ve anlaşma sonrasında ABD tarafından yeni vergiler getirilmemesi bulunuyordu.
Yetkili, “Tutumumuz açık. Olumlu koşullar içermeyen bir anlaşmaya alelacele imza atmayı ya da tarım konusunda taviz vermek gibi kırmızı çizgilerimizden ödün vermeyi düşünmüyoruz” dedi.
Yetkililer ve analistlere göre Washington, Başkan Donald Trump’ın bu ayın ilerleyen günlerinde yürürlüğe girmesi beklenen yeni gümrük vergilerine hazırlandığı bir dönemde, stratejik ortağı Hindistan’dan hızlı ticari tavizler almayı umuyordu. Ancak Hindistan’ın direnmesi, ihracatına daha yüksek vergiler uygulanması ve şirketler açısından belirsizliğin uzaması riskini beraberinde getiriyor.
Greer ile yapılan görüşmelerin ertesi günü Hindistan Ticaret Bakanı Piyush Goyal, Hindistan’a avantaj sağlamadığı sürece ABD ile anlaşmanın uygulamaya konulmayacağını söyledi. Bu açıklama, daha yüksek tarife ihtimaline rağmen Yeni Delhi’nin tutumunu sertleştirdiğini ve anlaşma konusunda acele etmediğini gösterdi.
Diğer birçok ülkede olduğu gibi Hindistan’dan gelen malların büyük bölümü şu anda ABD’de yüzde 10 gümrük vergisine tabi. Ancak Trump yönetiminin, aşırı sanayi kapasitesine ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında bu ay daha yüksek tarifeler getirmesi bekleniyor. Hindistan ise ABD’nin kapasite fazlasına ilişkin suçlamalarını reddediyor.
Washington, zorla çalıştırılarak üretilen malların ticaretini engellemekte başarısız oldukları iddiasıyla aralarında Hindistan’ın da bulunduğu onlarca ülkeye yüzde 12,5’e varan yeni tarifeler uygulanmasını daha önce teklif etmişti.
Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir ABD kaynağının Reuters’a aktardığına göre Washington’ın tutumu, Hindistan’ın talep ettiği tercihli ticaret hükümlerinden yararlanabilmek için kendi tavizlerini vermesi gerektiği yönünde.
Müzakerelerin gizli olması nedeniyle Hindistanlı yetkili ile ABD’li kaynak isimlerinin açıklanmasını istemedi. Hindistan Ticaret Bakanlığı ile ABD Ticaret Temsilciliği, e-posta yoluyla gönderilen yorum taleplerine yanıt vermedi.
İsminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkili, Washington’ın Hindistan ile görüşmeleri sürdürdüğünü ve hâlâ bir anlaşmaya varılmasını beklediğini söyledi ancak herhangi bir takvim paylaşmadı.
Yetkili, bununla birlikte Hindistan’ın müzakerelerde zaman zaman yavaş, bürokratik ve zorlu bir tutum sergilediğini belirterek hızlı bir anlaşma ihtimalinin düşük olduğu sinyalini verdi.
Beyaz Saray Sözcüsü Kush Desai, görüşmelerdeki tıkanıklığa ilişkin soruya şu yanıtı verdi:
“Trump yönetimi, Amerikalıları ve ‘Önce Amerika’ yaklaşımını merkeze alan tarihi bir ticaret anlaşmasını sonuçlandırmak için Hindistanlı yetkililerle verimli temaslarını sürdürüyor.”
Modi’nin üst düzey danışmanı: Hindistan yüzde 8 büyümeye çok yakın
Hindistan’ın ihracatı artıyor, ekonomik riskler azalıyor
Ticaret analistlerine göre ihracattaki artış, diğer ülkeler ve bloklarla imzalanan yeni ticaret anlaşmaları ve ekonomik risklerin azalması, Hindistan’ın elini güçlendirdi.
Yetkililerin verdiği bilgiye göre Hindistan’ın toplam mal ihracatı, İran’daki savaşın yol açtığı aksamalara rağmen nisan-haziran döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yaklaşık yüzde 15 arttı. Bu artışta, fiyatı yükselen petrol ürünleri sevkiyatları etkili oldu.
Tüccarların alternatif nakliye güzergâhlarına yönelmesinin ardından Körfez ülkelerine ihracat savaş öncesi seviyelere geri döndü. Mart ayında 2,62 milyar dolar olan ihracat mayısta 5,3 milyar dolara yükselirken, ABD’ye ihracat nisan ve mayıs aylarında 17,29 milyar dolara çıktı.
Hindistan ayrıca diğer gelişmiş pazarlara erişimini genişletiyor. İngiltere ile imzalanan serbest ticaret anlaşmasının bu ay yürürlüğe girmesi, Avrupa Birliği ile yapılacak anlaşmanın ise gelecek yılın başlarında tamamlanması bekleniyor.
Washington merkezli Asia Society Policy Institute’un kıdemli başkan yardımcısı ve eski ABD ticaret yetkilisi Wendy Cutler, “Hindistanlı müzakereciler, ülkenin güçlü ekonomisi, diğer ortaklarla yürüttüğü çeşitlendirme girişimleri ve dünyadaki stratejik konumu sayesinde görüşmelerde belirli bir manevra alanı kazandı” dedi.
Goldman Sachs ekonomisti Santanu Sengupta bir raporunda, ABD ile İran arasındaki geçici barış anlaşmasının petrol fiyatlarını düşürerek Hindistan’ın ekonomik görünümünü iyileştirdiğini belirtti.
Banka, Hindistan için 2026 büyüme tahminini yüzde 6,8’e yükseltirken, enflasyon ve cari açık tahminlerini düşürdü. Bu da Yeni Delhi’nin daha iyi koşullar elde etmek amacıyla beklemek için ekonomik açıdan daha geniş bir hareket alanına sahip olduğunu gösteriyor.
Rupinin değer kaybetmesi de ihracatçıların rekabet gücünü artırdı.
Washington’ı bekleme stratejisi
Bir başka Hindistanlı yetkiliye göre Yeni Delhi ayrıca ABD’nin bazı ticaret önlemlerinin hukuki ya da siyasi engellerle karşılaşabileceğini hesaplıyor.
Demokrat Parti’den 22 eyalet başsavcısından oluşan bir grup, Trump yönetiminin zorla çalıştırmaya ilişkin soruşturmalar kapsamında önerdiği tarifelere karşı şimdiden itirazda bulundu.
Ticaret analistlerine göre ABD tarifelerine ilişkin hukuki belirsizlikler ile Modi’nin son eyalet seçimlerindeki zaferleri, Hindistan’ın aceleye getirilmiş bir anlaşmaya direnmesine yardımcı oldu.
Modi’nin Bharatiya Janata Partisi’nin üst düzey yöneticileri, ticaret anlaşmalarının Hindistanlı çiftçileri ve küçük işletmeleri koruması gerektiğini kamuoyu önünde savundu. Yeni Delhi, siyasi açıdan etkili olan bu iki kesimi ticaret müzakerelerinde uzun süredir koruyor.
Eski ticaret müzakerecisi ve Global Trade Research Initiative’in kurucusu Ajay Srivastava, “Hindistan, aceleye getirilmiş bir anlaşmayı geciktirmenin, hatta tamamen terk etmenin; maliyeti geçici tarife avantajlarının çok ötesine geçebilecek yükümlülüklerin altına girmekten daha ihtiyatlı olabileceğinin farkında” dedi.
Asya
Çin küresel kaz ciğeri üretiminin yeni merkezi oldu

Fransız mutfağının simge gıdası kaz ciğeri üretiminde Çin, devlet destekli yatırımlarla küresel pazarın yüzde 45’ini ele geçirdi. Ülkede yılda 11 bin ton üretilen de lüks gıda maddesi, Fransız rakiplerine kıyasla yarı fiyatına alıcı buluyor.
Fransız mutfağının ve kültürünün dünya çapındaki en önemli simgelerinden biri olan kaz ciğeri (foie gras) üretiminde dengeler değişiyor.
The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre Çin, gerçekleştirdiği büyük atılımla bu lüks gıda maddesinin küresel üretim merkezi haline geldi. Devlet kontrolündeki yatırım kuruluşu China International Capital tarafından haziran ayında yayımlanan rapora göre, Çin sınırları içinde her yıl 11 bin ton kaz ciğeri üretiliyor.
Bu hacim, Çinli üreticilerin şu anda küresel kaz ciğeri üretiminin yüzde 45 gibi büyük bir oranını tek başına karşıladığı anlamına geliyor.
The Wall Street Journal gazetesine değerlendirmelerde bulunan Çin tarım sektörü uzmanı Even Pei, Batı dünyasındaki algının dönüştüğünü vurguladı. Pei, konuya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“On yıllar boyunca Batılı tüketicilerin gözünde ‘Çin Malı’ ibaresi ucuz, kalitesiz ve basit ürünlerle özdeşleşti. Ancak son on yılda, Çin’de üretilen ve yüksek kaliteyi daha düşük fiyata sunan çok sayıda yerli markanın yükselişine şahit oluyoruz.”
Kırsal kalkınma hamlesi sektörü büyüttü
Kaz ciğeri üretimindeki bu olağanüstü büyüme, Pekin yönetiminin kırsal bölgeleri kalkındırma stratejisinin bir sonucu olarak ortaya çıktı.
Kentlere göç eden iş gücü nedeniyle boşalan kırsal yerleşim birimlerinde sürdürülebilir sanayi kolları yaratmak isteyen Çin hükümeti, bu sektörü hedef seçti.
Tarım uzmanı Even Pei, devletin üreticilere düşük faizli krediler sağlayarak ve pazarlama faaliyetlerine doğrudan destek vererek sektörün büyümesini hızlandırdığını ifade etti.
Günümüzde Çinli çiftçiler, ördek ve kazları ciğerlerini büyütecek şekilde özel besleme yöntemlerine tabi tutarak binlerce ton kaz ciğeri işleme kapasitesine sahip durumda.
Ülkedeki restoranlar ve gıda üreticileri de tüketimi artırmak amacıyla yaratıcı sunumlar geliştiriyor. Habere göre, piyasada kaz ciğerli dondurma, yaban mersini aromalı kaz ciğeri ve bu lezzeti barındıran suşi roll gibi alternatif ürünler yer alıyor.
Lüks tüketim sınıfındaki bu gıda maddesi Çin içinde halen ağırlıklı olarak büyük şehirlerde yaşayan varlıklı kesime hitap ediyor.
Bununla birlikte, Çin’de üretilen kaz ciğerinin satış fiyatı, Fransa’da üretilen muadillerine kıyasla neredeyse yarı yarıya daha düşük seviyede seyrediyor.
Avrupa pazarında rekabet endişesi
The Wall Street Journal gazetesinin dikkat çektiği bir diğer husus ise Avrupa Birliği’nin ithal ürünlere yönelik tedbirleri oldu. Avrupa Birliği, kaz ciğeri etiketleme kurallarını sıkılaştırarak yabancı üreticilerin ürünlerinde Fransa menşeini çağrıştıracak ibareler kullanmasını yasakladı.
Çin dışında üretilen kaz ciğerinin uluslararası satışı şu an için yalnızca birkaç küçük pazarla sınırlı kalıyor.
Öte yandan Fransa’daki sektör temsilcileri, Çin menşeli kaz ciğerinin Avrupa pazarına doğrudan girmesi durumunda, düşük fiyat avantajının tüketiciler nezdinde belirleyici unsur haline gelmesinden endişe ediyor.
Dünya gastronomi kültüründe kaz ciğeri, Fransa’nın en önemli marka değerleri arasında kabul ediliyor. Fransa, bu özel yemeğe yasal koruma altında olan kültürel ve gastronomik miras statüsü tanımış durumda.
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi7 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Amerika6 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş6 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Diplomasi6 gün önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Asya6 gün önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı











