Diplomasi
CNN: Danimarka, Trump’ın Grönland konusunda bu sefer ciddi olduğunu düşünüyor

ABD’nin yeni başkanı Donald Trump, ilk yönetimi sırasında Danimarka’dan Grönland’ı satın almayı düşündüğünü söylediğinde, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen bu fikri “saçma” olarak nitelendirmiş ve Trump’ı açıkça reddetmişti.
CNN’e konuşan çok sayıda Danimarkalı yetkiliye göre şimdi Kopenhag, Trump’ın müttefikleri ve danışmanları tarafından yeni başkanın ciddi olduğu konusunda uyarılıyor. Danimarkalılar, yakın bir müttefik ve NATO üyesi ile büyük bir kırılmaya yol açmadan nasıl karşılık vereceklerini dikkatle tartıyorlar.
Üst düzey bir Danimarkalı yetkili, “Bu fikri destekleyen ekosistem şu anda Trump’ın ilk kez önerdiği 2019’dakinden tamamen farklı,” dedi. Bir başka üst düzey Danimarkalı yetkili ise bu seferkinin “çok daha ciddi göründüğünü” söyledi.
Trump, ‘ulusal güvenlik’ gerekçesiyle adayı istiyor
Trump salı günü yaptığı açıklamada, “Grönland’a ulusal güvenlik için ihtiyacımız var,” demişti.
Florida’daki Mar-a-Lago’da düzenlediği basın toplantısında Trump, “İnsanlar Danimarka’nın Grönland üzerinde herhangi bir yasal hakkı olup olmadığını bile bilmiyorlar, ama eğer varsa, bundan vazgeçmeliler, çünkü ulusal güvenlik için buna ihtiyacımız var” ifadelerini kullanmıştı.
Görevden ayrılacak Dışişleri Bakanı Antony Blinken, çarşamba günü Trump’ın yorumlarıyla ilgili olarak, “Grönland’la ilgili olarak dile getirilen fikrin iyi bir fikir olmadığı açık, ancak belki de daha önemlisi, bunun gerçekleşmeyeceği açık, bu yüzden muhtemelen bu konuda konuşarak çok fazla zaman kaybetmemeliyiz,” dedi.
Danimarka’dan Grönland’ın statüsü için ABD ile müzakereye açık olma sinyali
CNN’e konuşan Danimarkalı yetkililer aynı fikirde olmadıklarını, Trump’ın sözlerinin ciddi olmadığını varsaymak yerine açık yüreklilikle konuşmanın bir krizi önlemenin tek yolu olduğunu söylüyorlar.
Bu amaçla Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen çarşamba günü yaptığı açıklamada, ülkesinin konuyu yeni gelen Trump yönetimiyle daha fazla tartışmak istediğinin sinyalini verdi.
Rasmussen gazetecilere verdiği demeçte, “Amerikalılarla, Amerikan emellerinin gerçekleşmesini sağlamak için nasıl daha yakın işbirliği yapabileceğimiz konusunda diyaloğa açığız,” dedi.
ABD, Kuzey Kutbunda ve ABD’nin en kuzeydeki askeri üssünün bulunduğu Grönland’da Danimarka ile uzun zamandır yakın işbirliği içinde çalışıyor.
Trump Salı günü yaptığı açıklamada Danimarka’nın Grönland’ın kontrolünü bırakmaması halinde yüksek gümrük vergileriyle karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulundu ve Grönland’ı askeri yoldan ele geçirme fikrinin de gündemde olduğunun sinyalini verdi.
Ayrıca salı günü Trump’ın en büyük oğlu Donald Trump Jr “şahsi bir şekilde” Grönland’ı ziyaret etti. Bu, Danimarkalı yetkililer tarafından yakından izlenen fakat herhangi bir resmi hükümet toplantısı içermeyen bir geziydi.
Kopenhag: Grönland’ın savunmasını ihmal ettik
Öte yandan Danimarka, geniş ve stratejik açıdan önemli bir Arktik adası olan Grönland’ın savunmasını uzun süredir ihmal ettiğini kabul etti.
Savunma Bakanı Troels Lund Poulsen gazetecilere yaptığı açıklamada, “Krallığımızı izlemeye yardımcı olacak gemi ve uçaklara gerekli yatırımları yapmayı uzun yıllar ihmal ettik ve şimdi bu konuda bir şeyler yapmaya çalışıyoruz,” dedi.
Kopenhag’daki ABD Büyükelçiliği dün yaptığı açıklamada ABD’nin Grönland’daki askeri varlığını arttırma gibi bir planının olmadığını belirtti.
ABD ordusu Grönland’ın kuzeybatısındaki Pituffik hava üssünde daimi bir varlık sürdürüyor.
Grönland, ABD ordusu ve balistik füze erken uyarı sistemi için hayati önem taşıyor çünkü Avrupa’dan Kuzey Amerika’ya giden en kısa rota ada üzerinden geçiyor.
Kutup bölgesinin jeopolitik önemi artıyor
Bu konuya ne kadar müdahil olmak istediğinin bir işareti olarak Trump, çarşamba günü Grönland’ın Nuuk kenti sakinleriyle yaptığı bir toplantıya telefonla bağlanarak ABD’nin ve dünyanın Grönland’a “ihtiyacı olduğunu” çünkü Grönland’ın çok stratejik bir konumda bulunduğunu söyledi.
Trump’ın yorumları ABD’nin ortakları ve müttefikleri arasında şimdiden gerilim yaratmaya başladı. Grönland başbakanı Mute Egede salı günü yaptığı açıklamada, bölgenin ABD ve Danimarka arasındaki siyasi gidiş gelişlere dahil olmak istemediğinin sinyalini verdi ve “Grönland, Grönlandlılarındır,” dedi.
Grönland uzun zamandır ABD’nin ulusal güvenlik çıkarları açısından, özellikle de olası bir Rusya saldırısını püskürtmek için kilit önemde görülüyor.
Fakat Trump’ın eski bir üst düzey danışmanının CNN’e verdiği demece göre, başkanın ilk döneminde ulusal güvenlik yetkilileri özellikle Çin’in Kuzey Kutbundaki faaliyetlerinden endişe duyuyorlardı ki o dönemde bu nispeten yeni bir tehditti.
Grönland’ın bağımsızlığı ihtimali endişe yaratıyor
Yine de ABD’li ve Danimarkalı yetkililer, Trump’ın “mutlak bir gereklilik” olarak nitelendirdiği Grönland’ı satın alma konusunda yeni başkanın takıntısını anlamadıklarını söylüyorlar; özellikle de ABD’nin bu bölgeyle on yıllardır süren ve ABD’nin dünyanın en büyük adasında askerler ve radar sistemleri de dahil olmak üzere önemli bir askeri varlık oluşturmasına izin veren bir savunma anlaşması olduğu için.
Fakat bir savunma yetkilisi Grönland’ın ABD ve NATO’nun önemli bir müttefiki olan Danimarka’dan bağımsızlığını ilan etmesinden endişe duyulduğunu da kabul etti. Grönland’ın bağımsız olması halinde bu durum adayı siyasi açıdan daha istikrarsız ve Rusya ve Çin etkisine karşı daha savunmasız hale getirebilir.
Yetkili, Grönland’ın bağımsızlığını ilan etmesi halinde hâlâ NATO üyesi olup olmayacağının da “tartışmalı” olduğunu söyledi.
Yetkili, “Danimarka sadık bir NATO müttefiki ve Grönland şu anda olduğu gibi Danimarka Krallığının bir parçası ve NATO’nun bir parçası olarak kaldığı sürece, bu durumda daha az güvende değiliz,” dedi.
Fakat yetkili, Grönland’ın bağımsızlığını ilan etmeye karar vermesi halinde ABD-Grönland ilişkisinin daha “belirsiz” hale geleceğini söyledi.
Arktik’te Çin-Rusya ittifakı ABD’yi kızdırıyor
Çin’in Rusya ile Kuzey Kutbundaki askeri işbirliği son beş yılda daha da arttı.
Çin ve Rusya düzenli olarak ortak hava devriyeleri gerçekleştiriyor ve ekim ayında Çin Sahil Güvenliği, Ruslarla birlikte ilk kez Arktik Okyanusu sularına girdiğini iddia etti.
Pentagon geçtiğimiz temmuz ayında yayınladığı Kuzey Kutbu stratejisinde bu işbirliğinin “Kuzey Kutbunun istikrarını ve tehdit resmini değiştirme potansiyeline” sahip olduğu uyarısında bulunmuştu.
Buzların erimesi ile birlikte Kuzey Kutbunda yeni su yolları açılması, bölgeyi gemicilik ve askeri güç projeksiyonu için daha da çekişmeli bir alan haline getiriyor.
Grönland’ı devralmak ABD için maliyetli olabilir
Yine de ABD’li ve Danimarkalı yetkililer Grönland’ın güvenlik idaresini devralmanın ABD için ağır bir yük olacağını ve yeni yatırımlar gerektireceğini söyledi.
Danimarka Kraliyet Donanması şu anda Grönland çevresindeki sularda devriye gezmekten ve kıyı şeridindeki buzları kırmaktan sorumlu. İlhak durumunda ABD’nin yaşlanan buz kırıcı filosuyla bu sorumluluğu üstlenmesi gerekebilir.
Danimarka ayrıca köpekli kızak devriyeleriyle Grönland’ın geniş alanlarının izlenmesine yardımcı oluyor.
Savunma yetkilisi, en azından Trump’ın yorumlarının Kuzey Kutbunun ABD’nin ulusal güvenlik çıkarları için değeri konusunda zaten önemli olan tartışmaya aciliyet kattığını söyledi.
Yetkili, “Bu durum Grönland’ın dünya için muazzam bir jeostratejik değere sahip olduğunu gösteriyor,” dedi.
Diplomasi
Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.
Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.
Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.
Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.
Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.
Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.
Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.
Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.
Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.
Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.
Sözcü şöyle devam etti:
“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”
Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.
Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.
Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.
Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.
Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.
Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.
JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.
Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.
“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.
Diplomasi
ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.
Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.
Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.
Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.
Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.
Çin’de bir hafta
Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.
Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.
Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.
İstihdam, enerji ve teknoloji
Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.
Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:
“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”
Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.
Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.
Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.
Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.
“Zamanlama her şeyi anlatıyor”
Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.
Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.
Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.
Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.
Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.
Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.
Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.
Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?
Diplomasi
UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.
İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.
Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.
En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.
Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.
Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.
The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.
FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.
Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.
Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya7 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını6 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı







