Bizi Takip Edin

Diplomasi

Dr. Barış Adıbelli Xi’nin Moskova ziyaretini yorumladı: İki kutuplu bir dünyaya doğru

Yayınlanma

Moskova’ya yaptığı üç günlük resmi ziyareti tamamlayan Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, çarşamba sabahı Rusya’dan ayrıldı.

Çinli liderinin ayrılışı sırasında resmi bir tören düzenlendi. Çin ve Rusya devlet bayrakları göndere çekilerek iki ülkenin marşları çalındı. Çinli lider, askeri orkestra eşliğinde kırmızı halıdan uçağına yürüdü. Xi Jinping, Rusya Başbakan Yardımcısı Dimitri Çernişenko, Dışişleri Bakan Yardımcısı Andrey Rudenko ve çok sayıda başka yetkili tarafından uğurlandı.

Xi Jinping’in Rusya’ya resmi ziyareti pazartesi günü başlamıştı.

Çin Devlet Başkanı, Rus mevkidaşını Çin’i ziyaret etmeye davet etti.

Xi Jinping, salı günü Putin ile yaptığı ortak basın toplantısında, Çin-Rusya ilişkilerinin ikili kapsamın çok ötesine geçtiğini ve dünya ve insanlığın geleceği için çok önemli olduğunu vurguladı. Xi, Çin ve Rusya’nın gerçek çok taraflılığı uygulamak, salgın sonrası ekonomik toparlanmayı desteklemek ve çok kutuplu bir dünya inşa etmek için birlikte çalışacağını sözlerine ekledi.

Kapsamlı Stratejik Koordinasyon Bildirisi

İkinci gün devam eden kapsamlı görüşmelerin ardından, iki taraf, yeni dönem için kapsamlı stratejik koordinasyon ortaklığının derinleştirilmesine ilişkin ortak bildiri yayınladı.

Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu’nun Yeni Dönem İçin Kapsamlı Stratejik Koordinasyon Ortaklığını Derinleştirmeye İlişkin Ortak Bildirisi, iki lider tarafından Kremlin’de imzalandı.

Ukrayna konusunda iki taraf da müzakereleri vurguladı ve krizin çözümünde tüm ülkelerin güvenlik kaygılarına saygı gösterilmesi çağrısında bulundu. Rusya, barış görüşmelerinin mümkün olan en kısa sürede yeniden başlamasına kararlı olduğunu söyledi.

Çin’in Ukrayna krizinin siyasi ve diplomatik çözümü için yapıcı rol oynamaya yönelik iradesinin ve bu konudaki önerilerinin takdirle karşıladığının belirtildiği açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Taraflar, Ukrayna krizinin çözümü için tüm ülkelerin meşru güvenlik kaygılarına saygı gösterilmesi, bloklar arası cepheleşmeden ve ateşe körükle gitme yaklaşımından kaçınılmasının önemini vurgulamıştır. Taraflar, gerginliği artıracak, çatışmanın uzayarak kötüye gitmesine ve dahi kontrolden çıkmasına yol açacak adımlara karşıdır. Taraflar, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin onay vermediği her tür tek taraflı yaptırıma karşıdır.”

İkili ticarette 2030 hedefi ve dolar yerine yuan’ın kullanılması

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin 2030 yılına kadar iki ülkesi arasındaki ticareti “önemli ölçüde artırma” sözü verdiler. Ayrıca ikili ticarette yuan’ın kullanılması gündeme alındı.

RIA Novosti haber servisine göre Putin, “Rusya ile Asya ülkeleri, Afrika, Latin Amerika arasındaki yerleşimlerde Çin yuanının kullanılmasından yanayız” dedi ve bu uygulamanın daha fazla teşvik edilmesi gerektiğini vurguladı.

Putin, Rusya ile Çin arasındaki ticaretin üçte ikisinin zaten ruble ve yuan cinsinden olduğunu kaydetti.

Rusya Merkez Bankası’na göre, 2022’nin başında, Rusya’nın ihracat anlaşmalarının yüzde 50’den fazlası ABD doları cinsindendi, bu rakam, savaşın uzamasıyla eylülde yaklaşık yüzde 35’e düştü.

İki lider ayrıca, Çin-Rusya Ekonomik İşbirliği Önceliklerine İlişkin 2030 Öncesi Kalkınma Planı başlıklı bir ortak bildiri imzaladı.

Bildiriye göre, iki taraf karşılıklı saygı, eşitlik ve karşılıklı yarar ilkelerini sıkı bir şekilde destekleme, iki ülkenin uzun vadeli bağımsız kalkınmasını gerçekleştirme, Çin-Rusya ekonomik ve ticari işbirliğinin yüksek kaliteli gelişimini teşvik etme ve 2030 yılına kadar ikili ticaret hacminin önemli ölçüde artırılması konusunda anlaştılar.

İki taraf, ticaret ölçeğini genişletmek, ticaret yapısını optimize etmek ve e-ticaret ve diğer yenilikçi işbirliği modellerini geliştirmek dahil olmak üzere birçok önemli yönde ekonomik işbirliği yürütme sözü verdiler.

Taraflar, pazar talebini karşılamak için finansal işbirliğini geliştirmeyi ve ikili ticaret, yatırım, krediler ve diğer ekonomik ve ticari işlemlerde yerel para birimi mutabakat oranını istikrarlı bir şekilde artırmayı taahhüt ettiler.

Açıklamaya göre, taraflar, çok yönlü enerji ortaklığını pekiştirecek ve kilit enerji alanlarında uzun vadeli işbirliğini güçlendirecekler.

Taraflar ayrıca, iki ülkede teknolojinin üst düzey gelişimini sağlamak için teknoloji ve inovasyonda değişim ve yüksek kaliteli işbirliğini teşvik etme çağrısında bulundular.

Sanayi işbirliğini geliştirmenin yanı sıra, iki ülkenin gıda güvenliğini sağlamak için tarımsal işbirliğini geliştirme sözü de verdiler.

Xi’nin Moskova ziyaretini, Putin ile verdikleri mesajları ve ziyaretin yankılarını, Dumlupınar Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Barış Adıbelli değerlendirdi.

Xi’nin ziyareti kendisi için de kritik bir dönemde geldi

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in Moskova ziyaretini “tarihi” diye nitelendiren Adıbelli, Pekin’in bu ziyarete atfettiği önemi şöyle anlattı:

“Mart ayı Çin için çok önemli bir aydır. Martın ikinci haftasında Çin Ulusal Halk Kongresi toplanır ve kritik kararlar alınır. Kongrede ülkeyi gelecek 5 yılda yönetecek devlet kademeleri için kritik seçim ve atamalar yapılır, aynı seçimler gibi. Bu seferki Kongre daha da önemliydi. Çünkü, bu yılki kongrede ilk defa aynı lidere üçüncü defa devam etme yolu açıldı. Xi, iki dönemden fazla devlet başkanlığı yapan ilk isim oldu. Bu gündem mesela Kongrede de tartışıldı. Yani Xi Jinping, böyle önemli bir siyasi süreçte Moskova ziyareti için vakit bulamayabilir deniyordu. Ancak öyle olmadı ve üçüncü döneminde yeniden seçilen Xi, bu atmosferde Moskova’yı ziyaret etti.”

‘Çin, Batı ve Rusya arasında bir seçim yaptı’

Çin-Rusya ilişkilerindeki son 6 aylık dönemi ve ziyarete etkilerini değerlendiren Adıbelli, şunları söyledi:

“Son 6 ay içinde Çin-Rusya ilişkilerinde gitgeller oldu. Geçtiğimiz dönemde Çin, Ukrayna konusunda NATO’ya tepki gösterdi, Rusya’nın yanında olduğunu gösterdi. Ancak son dönemde yaptırımların etkisinin artmasıyla Çin, savaşın uzamasından dolayı rahatsızlığını belli etti. Hatta Şanghay İşbirliği Örgütü toplantısında da “savaşı daha fazla uzatmayalım” mesajı verdi ve savaşın kendilerine de zarar verdiğini belirtti. ABD ise Çin’in bu tavrı üzerine umutlandı. Sonrasında ABD Başkanı Biden ve Xi, Özbekistan’da ŞİÖ toplantısında yüz yüze gelerek görüştüler. Ardından ABD Dışişleri Bakanı Blinken’ın Pekin ziyareti planlandı. Buzlar eriyor dendi. O sırada Çin balonu krizi gündeme geldi. ABD balona müdahale etti, Blinken’in ziyareti iptal edildi. İlişkiler yeniden gerildi. Ve Çin stratejik olarak bir tercih yapmak zorunda kaldı. Ya Batı ve ABD ile yola devam edecekti ya da geleneksel müttefiki Rusya ile bir araya gelip savundukları küresel düzene yönelik süreci başlatacaklardı.”

‘Görüşmelerde Batı’yı şaşırtan ılımlı bir dil kullanıldı’

Çin liderinin ziyarette kullandığı dili ve üslubu yorumlayan Dr. Barış Adıbelli, Pekin’in Ukrayna krizinde oynamak istediği arabuluculuk rolüne dikkat çekti:

“Çin Ukrayna’da çözüm için geçen ay 12 maddelik bir barış planı sunmuştu. Moskova ziyaretinin ise bu planı görüşmek adına düzenlediği bildirildi. Daha öncesinde mart başındaki parlamento toplantısında Xi Jinping’in ABD’ye karşı çok set açıklamaları var. Balon hadisesi ile birlikte Çin’in kullandığı dil değişti. Çin Dışişleri Bakanlığının aynı şekilde çok set açıklamaları var. Hem Xi Jinping hem de Çin dışişleri, ilk defa, ‘ABD’nin Çin’i kuşatmaya çalıştığını’ söyledi. Küresel Güvenlik planı açıklandı, ardından da ABD’nin hegemonyacılığına dair belge yayınlandı. Ben ilk defa Çin’in dilinin bu kadar sert ve net olduğunu görüyorum. İlk defa Pekin tarafından ‘hegemonya’, ‘çevreleme’ gibi sert ifadeler kullanılıyor. Dünkü ziyaretlerde ise Xi, sert bir ton ve agresif bir dil kullanmadı. Genel çerçevede ikili ilişkilerin gözden geçirilmesi, eksikliklerin giderilmesi adına yapılmış bir toplantı gibi yansıdı basına. Hatta toplantı öncesi Batı ve ABD farklı bir hava bekliyordu. Batı basınında ziyarete ilişkin çok sert başlıklar yer aldı, ‘kabus’ vs. denildi. Ancak iki lider bir araya geldiklerinde ben bu dili ve üslubu görmedim.”

Ukrayna çözümünde Çin’in rolü

Çin’in sunduğu 12 maddelik barış önerisinde, Rusya’nın askerlerini Ukrayna’dan çekmesine dair bir madde olmadığını hatırlatan Adıbelli, ABD’nin de bunu karşılık olarak, “Ukrayna konusundaki önerilerin savaşın yakın zamanda biteceğine dair büyük umutlar vermediğini” söylediğini ve Washington’ın Çin’in Rusya’ya nefes kazandırmaya çalıştığını iddia ettiğini kaydetti.

Xi’nin Pekin’e döndükten sonra, Ukrayna Devlet Başkanı Zelensky ile video konferans aracılığıyla görüşmesinin beklendiğini söyleyen Adıbelli, bunun savaş başladığından beri Xi ile Zelensky arasındaki ilk görüşme olacağını Ukrayna liderinin bu görüşmeye çok istekli ve hevesli göründüğünü vurguladı. Bu bağlamda Xi’nin Moskova ziyaretindeki “ılımlı” üslubunu yeniden hatırlatan Adıbelli:

“Xi Jinping’in daha ılımlı tonu kullanmasının sebebi de savaşı daha fazla kışkırtmamak ve içinden çıkılmaz bir hale getirmemek. Kelimelerini seçerek daha ılımlı bir dil kullandı. Ben bu ziyaretin barış yönü olduğu için, daha çok Rusya ve Çin’in kendi iç ilişkilerine odaklanıldığını düşünüyorum. Ziyarette bildiğimiz kadarıyla ne Çin balonu konuşuldu ne de Karadeniz’de düşen İHA. Meydan okumadan ziyade, ikili ilişkilere odaklanılan bir ziyaretti. Xi Jinping açılış konuşmasında da kısa konuştu ve sakindi. Batı da bence bu duruma şaşırdı ve bunu beklemiyordu” dedi.

Xi’nin, “Batı sürekli benzin dökerek savaşı körüklüyor” sözlerini hatırlatan Adıbelli’ye göre, Xi bu bakışla Moskova’da “kışkırtıcı bir dil” kullanmadı. Adıbelli, Xi’nin Zelensky ile görüşmesinin bu durumu pekiştireceğini kaydetti ve şunları ekledi: “Ukrayna hep, küresel bir barış görüşmesi olsun diyordu. Bölgesel değil, küresel aktörler yer alsın diyordu. Çin bu bağlamda rol oynayabilir.”

Pekin’in diplomasi atağının altındaki pratik gerekçe

Salı günü yapılan kapsamlı görüşmeler sonrası imzalanan ortak metinlere de değinen Dr. Barış Adıbelli, özellikle de enerji işbirliğine dikkat çekti.

Enerji meselesinin Çin’in “en önemli zayıf noktası” olduğunu belirten Adıbelli, şöyle devam etti:

“Çin ulusal güvenliği açısından enerji güvenliğini şöyle ifade ediyor; enerjinin kesintisiz şekilde güvence altına alınması. Çin, Ortadoğu’dan enerji alıyor, ama bu bölgede ABD askeri müdahaleleri sebebiyle kendini güvencesiz hissediyor. Bu anlamda enerjide alternatif Rusya. Çin kalkınma ve büyüme için enerjiye ihtiyaç duyuyor. Kendi enerjisi kendisine yetmiyor. Pekin’in Suudi Arabistan ve İran’ı barıştırmasının en önemli sebeplerinden biri de budur. Çin’in diplomasi atağının arkasında pratik bir sebep var. Ukrayna konusu da aynı şekilde. Arabuluculuk çabalarının altından pratik gerekçeler var.”

Yeni bir küresel düzen vurgusu

Metinlerde, ŞİÖ, BRICS, G20 gibi uluslararası örgütlerle birlikte çalışmaya dair yapılan vurguya da işaret eden Adıbelli, Çin’in son dönemde ortaya attığı Küresel Medeniyet Girişimi, Küresel Güvenlik Girişimi, Küresel Kalkınma Girişimi gibi örgütlenmelere dikkat çekti. Rusya’nın da desteklediği bu forumların, Kuşak Yol İnisiyatifi’nin fikirsel altpasını oluşturduğunu kaydeden Adıbelli, Çin’in bu planının “BM’nin yeniden güçlendirilerek küresel etkisi olan bir kuruluşa kavuşturulmasını ve yeni bir küresel düzen isteğini” içerdiğini ifade etti.

Tarafların, ayrıca, AUKUS ittifakına ve nükleer enerjili denizaltılara ilişkin çekincelerini dile getirdiklerini hatırlatan Adıbelli, Moskova ve Pekin’in, “nükleer silahlandırmayı hızlandırıyorsunuz, o zaman Kuzey Kore ve İran’ın nükleer silahı seni rahatsız etmemeli” mesajı verdiklerini ve uluslararası ilişkilerde “karşılıklılık esası”nı vurguladıklarını söyledi.

Liderlerin, NATO’yu, diğer ülkelerin egemenliğine, çıkarlarına, medeniyet çeşitliliğine, tarihine, kültürüne saygı duymaya, bunları objektif şekilde ele almaya çağırdığını ve NATO’nun Asya-Pasifik’te barışı baltalama konusundaki endişelerini dile getirdiklerini belirten Adıbelli, “Çin her ne kadar eski Soğuk Savaş dilini kullanmayalım dese de tüm bunlar dünyanın yeni bir döneme girdiğini ve bölünmüş bir dünya olduğunu gösteriyor” dedi.

Bu bölünmüş dünyayı, “ABD ve müttefikleri, Çin ve müttefikleri” diye tarif eden Adıbelli, blokların birinde ABD ve İngiltere var, diğerinde de Çin ve Rusya. İngiltere diyorum çünkü AUKUS bunu gösteriyor, bakın AUKUS’a Fransa’yı dahi almadılar. ABD, İngiltere ile hareket ediyor” ifadelerini kullandı.

Dünyanın yeni bir kutuplaşmanın eşiğinde olduğunu söyleyen Adıbelli, “Her ne kadar çok kutupluluk dense de dünya iki grubun etrafında şekilleniyor. Ukrayna savaşında ve BM oylamalarında bunu gördük. Herkes iki blok arasında taraf belirliyor, çekimser kalanları bile ABD kendi blokunda sayıyor” dedi.

“Bu noktada bir soru ortaya çıkıyor: 21. yüzyılda dünyayı kim ya da hangi blok yönetecek?” diyen Adıbelli, bugün bütün küresel mücadelenin bu soru üzerinden yürüdüğü yorumunu yaptı.

Diplomasi

Xi-Trump zirvesi öncesi beklentiler: Yatırımcılar en iyi ve en kötü senaryolara hazırlanıyor

Yayınlanma

Liderler ticaret ateşkesini ve derinleşen teknoloji ayrışmasını yönetmeye çalışırken, Xi-Trump zirvesi öncesi gündemde gümrük vergilerinin düşürülmesi ya da Çin’e yeni yüzde 7,5’lik tarife uygulanması gibi olası sonuçlar var.

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in gelecek hafta Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmesi planlanıyor. Dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki ilişkilerin mevcut durumuna dair önemli bir gösterge olarak görülen zirve yakından takip edilecek.

Trump’ın Tesla, Apple, Nvidia ve Boeing yöneticileri de dahil olmak üzere bir düzineden fazla üst düzey Amerikalı şirket yöneticisiyle birlikte mayıs ayında Pekin’e yaptığı ziyarette olduğu gibi, ekonomik konuların yine gündemin merkezinde olması bekleniyor. Masada, mevcut ateşkesin uzatılması, yüksek gümrük vergilerinde yeni indirimler yapılması ve Çin’in daha fazla Amerikan ürünü satın almasını sağlayabilecek anlaşmalar bulunuyor.

South China Morning Post, küresel finans kuruluşları ve politika analistlerinin değerlendirmeleri ışığında zirvenin olası sonuçlarına ilişkin bir tablo hazırladı:

Xi-Trump zirvesinden çıkacak sonuçlara ilişkin piyasa beklentisi nedir?

Bazı araştırma kuruluşlarına göre gelecek hafta perşembe günü yapılması planlanan görüşme için beklenti çıtası oldukça düşük.

Goldman Sachs’ın yatırımcılar arasında yaptığı son ankete göre, katılımcıların çoğu görüşmenin daha çok sembolik bir nitelik taşımasını bekliyor. Bununla birlikte Çin iç piyasasındaki yatırımcılar daha olumlu bir beklentiye sahip: Çinli yatırımcıların yüzde 38’i sınırlı da olsa ilerleme beklerken, bu oran denizaşırı yatırımcılarda yüzde 26’da kaldı.

Barclays ve BNP Paribas gibi finans kuruluşları, temel senaryoyu Çin-ABD ekonomik ilişkilerinde kontrollü bir istikrarlaşma ve istikrar taahhüdünün sürdürülmesi olarak tanımladı.

Muhtemel kazanımlar arasında 2025 yılında sağlanan gümrük vergisi ateşkesinin uzatılması ve daha önce verilen ticaret taahhütlerinin tamamlanması bulunuyor. Ancak bu, olumlu bir gelişme olsa da kapsamlı bir anlaşma anlamına gelmeyebilir.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Brookings, 9 Eylül tarihli analizinde, Çin liderliğinin ABD-Çin arasındaki stratejik rekabeti kalıcı bir durum olarak gördüğünü ve uzun sürecek bu rekabet ortamında maliyeti en düşük seviyede tutabilecek bir istikrar dönemi kazanmak için zaman satın almaya çalıştığını belirtti.

En iyi senaryo ne olabilir?

Çin, ABD’den kritik ürünler satın alabilir ve iki taraf da geçen yıl karşılıklı olarak yüzde 100’ün üzerine çıkan yüksek gümrük vergilerini resmen azaltabilir.

İlerleme sağlanabilecek alanlardan biri, Trump’ın mayıs ayındaki Çin ziyaretinin ardından tarafların üzerinde anlaştığı yaklaşık 30 milyar dolarlık karşılıklı ticareti kapsayan ürünlerde gümrük vergilerinin düşürülmesi olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı perşembe günü yaptığı açıklamada, iki ülkenin ekonomi ve ticaret ekiplerinin ilgili konularda yakın iletişimi sürdürdüğünü ve gelişmelerin zamanı geldiğinde duyurulacağını bildirdi.

ABD tarafı da Çin’in daha önce verdiği Amerikan tarım ürünleri, enerji ve uçak satın alma taahhütlerinin devam ettirilmesine yönelik sinyaller verdi. Çin’in soya fasulyesi alımları bu yıl özellikle önemli bir anlaşmazlık konusu oldu.

ABD’nin ihtiyaç duyduğu ancak Çin’in önemli rezervlerine sahip olduğu kritik mineraller alanında tedarik zincirlerinin istikrara kavuşturulması konusunda da gelecek hafta ilerleme sağlanabilir.

En kötü senaryo ne olabilir?

Trump, daha önce gündeme getirdiği Çin’e yönelik yüzde 7,5’lik “aşırı kapasite tarifesi” uygulamasına yönelebilir.

Trump ayrıca, İran’ı destekleyen ülke ve kuruluşlara zarar vereceğini söylediği bir “ekonomik D-Day” yaptırım paketinden bahsetmişti. Bazı çevreler bu ifadeyle Çin’deki aktörlerin de kastedilmiş olabileceğini düşünüyor.

Teknoloji ilişkilerindeki gerilim daha da artabilir. BNP Paribas, Çin-ABD teknoloji ayrışmasının yapay zekâ alanına doğru genişlediği ve ABD’nin Çin’in gelişmiş yapay zekâ çiplerine ve modellerine erişimini sınırlamaya çalışması nedeniyle dünyanın iki ayrı teknoloji ekosistemine doğru ilerlediği uyarısında bulundu.

Pekin’in son dönemde uygulamaya koyduğu nadir toprak elementleri ihracat kısıtlamaları da ABD’yi tedirgin etmeye devam ediyor. Zirve öncesi değerlendirme yapan finans kuruluşları, bu konuda olumlu bir sonuç beklemiyor.

Zirvenin piyasalara etkisi ne olabilir?

Goldman Sachs’a göre, görüşmelerin olumlu sonuçlanması halinde denizaşırı yatırımcıların yüzde 46’sı, Çinli yatırımcıların ise yüzde 38’i Çin hisselerinde bir ay içinde orta düzeyde yükseliş bekliyor.

Yatırımcılar, döviz piyasalarında yuanın değer kazanma potansiyelinin sınırlı olacağını düşünüyor. Goldman Sachs, çoğu yatırımcının yuanın dolar karşısındaki değer artış hızının ekim sonuna kadar değişmeden kalmasını ya da yavaşlamasını beklediğini belirtti.

Zirvenin kötü sonuçlanması halinde ise BNP Paribas ve Barclays, yatırımcıların daha düşük getiri pahasına güvenli limanlara yönelmesini bekliyor. Kuruluşlar ayrıca Çin ve ABD teknoloji ekosistemlerinde faaliyet gösteren şirketlerin ölçek kaybı yaşayabileceğine dikkat çekti.

Goldman Sachs’ın anketine katılan yatırımcıların yaklaşık üçte ikisi, kasım ayında yapılacak ABD Kongre ara seçimlerinin ardından da Çin-ABD geriliminin genel olarak değişmeden kalacağını düşünüyor.

Katılımcıların yaklaşık yüzde 15’i ilişkilerde orta düzeyde iyileşme beklerken, yine yaklaşık yüzde 15’i orta düzeyde kötüleşme öngörüyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Pentagon, Avrupa’daki kuvvetlerinin üçte birini çekmeyi değerlendiriyor

Yayınlanma

Pentagon, Avrupa’daki uçakları, gemileri, silahları ve on binlerce ABD askerini geri çekmeyi öngören radikal bir planı değerlendiriyor.

Bu azaltma, Avrupa’daki tüm ABD askerlerinin yaklaşık üçte birini, yani yaklaşık 25.000 kişiyi kapsayabilir.

Görüşmelerden haberdar olan bir ABD’li yetkili ve bir başka kaynak, bu sayının daha da fazla olabileceğini (40.000 askere kadar çıkabileceğini) belirtiyor.

Bu plan hayata geçirilirse, 1990’larda Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana Avrupa’daki 80.000 kişilik ABD askeri varlığında gerçekleştirilen en önemli küçülme olacak.

Böylesine dramatik bir küçülme ihtimali, her iki partiden Kongre üyelerini ve Avrupa hükümetlerini alarma geçirdi.

Böyle bir çekilme, Amerika’nın başlıca müttefikleriyle ilişkilerini kökten değiştirebilir ve Ukrayna ile Orta Doğu’da savaşların sürdüğü bu istikrarsız dönemde Avrupa ülkelerini yeni ortaklıklar kurmaya zorlayabilir.

Yetkililere göre, kesintilerden etkilenecek ülkeler arasında muhtemelen Almanya, İtalya ve İspanya yer alacak.

Bu üç ülke, Avrupa’daki ABD askerlerinin büyük bir kısmını barındırıyor ama tüm ülkelerin liderleri de İran’la savaş konusunda Başkan Donald Trump ile çatışmış durumda.

İkinci döneminin başından beri Trump ve yardımcıları, Avrupa’nın ABD’nin nükleer silah cephaneliğinin desteğiyle kendi savunmasında öncülük etmesi gerektiğini ve ABD kuvvetlerinin “Batı Yarımküre”deki Çin, İran ve uyuşturucu kartellerinden gelen daha acil tehditlerle mücadele etmek için gerekli olduğunu savunuyorlar.

Pentagon, Haziran ayında ABD ordusunun Avrupa’daki varlığına ilişkin altı aylık bir inceleme başlatıldığını duyurmuştu.

ABD’li ve Batılı yetkililere göre, Müttefik Kuvvetler Başkomutanı ve ABD Avrupa Komutanlığı Başkanı Hava Kuvvetleri Generali Alexus Grynkewich’in cuma günü Savunma Bakanı Pete Hegseth’e analizini sunması bekleniyor.

Grynkewich’in analizinde, muhtemelen Amerikan hava, deniz ve kara kuvvetlerinde ya da diğer kapasitelerde kesintiler yapılmasını ve Avrupa’daki bazı kuvvetlerin NATO’nun doğu kanadındaki ülkelere kaydırılmasını da içerebilecek dört eylem planı ana hatlarıyla belirtilecek.

Hegseth’e 6 Kasım’da nihai bir tavsiye sunulacak ve bu tavsiye daha sonra başkana iletilecek. Herhangi bir çekilme işlemi bu tarihten sonra gerçekleşecek.

Savunma Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili ve diğer iki yetkiliye göre, henüz herhangi bir karar alınmadı.

Savunma Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili yaptığı açıklamada, Hegseth’in “konumumuzun Başkan Trump’ın sağduyulu ‘Önce Amerika’ stratejisiyle uyumlu olmasını sağlamak” amacıyla Avrupa’daki kuvvetlere ilişkin altı aylık bir inceleme yürütmesini sağladığını belirtti.

Temmuz ayında Türkiye’de düzenlenen NATO zirvesi sırasında Trump, “NATO’dan çok hayal kırıklığına uğradığını” belirterek, ittifakın Amerikan gücünü takdir etmemesini bir kez daha eleştirmişti.

Trump, “Neden yüz milyarlarca dolar harcıyoruz da onlar bizim yanımızda değil?. Biz her zaman onların yanında olduk,” demişti.

Bir ay önce, Oval Ofis’te NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile yaptığı görüşmede Trump’a müttefiklerden ne istediği sorulduğunda, “Sadece sadık olmalarını istiyorum,” diye yanıt vermiş ve şöyle devam etmişti:

“Sadece sadakatlerini istiyorum. Paralarına ihtiyacımız yok. Hiçbir şeye ihtiyacımız yok. Dünyanın açık ara en güçlü ordusuna sahibiz, ama ben sadece sadakat istiyorum.”

Avrupa’daki ABD kuvvetlerinin azaltılmasına karşı çıkanlar, bunun NATO müttefiklerini savunmasız bırakacağını ve Rusya’nın saldırganlığını kışkırtacağını, dünyanın diğer bölgelerindeki ABD ortakları arasında şüphe tohumları ekeceğini ve ABD ordusunu, kuvvetlerini Orta Doğu veya Afrika’ya hızla sevk etmesini sağlayan lojistik merkezlerden mahrum bırakacağını savunuyor.

Avrupalı yetkililer, altı aylık gözden geçirmenin hem öncesinde hem de sonrasında Washington’dan, hükümetlerine uzun menzilli füzeler, uydu gözetimi ve havada yakıt ikmali tankerleri dahil olmak üzere uzun süredir yalnızca ABD tarafından sağlanan gelişmiş askeri yetenekleri geliştirmeleri için yeterli zaman tanıyacak, daha kademeli bir çekilme talep ettiler.

On yıllardır Avrupa’da ABD ordusu için bir dayanak noktası olan Almanya, çok sayıda ABD üssüne ev sahipliği yapıyor ve yaklaşık 36.000 askere sahip.

Mayıs ayında Pentagon, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in şu sözlerini söylemesinin ardından, Almanya’dan 5.000 askeri çekme planlarını açıklamıştı.

İtalya, önemli ABD hava üslerine ve yaklaşık 12.000 askere ev sahipliği yapıyor. İspanya ise ülkenin güneyindeki İspanyol üslerinde önemli ABD hava ve deniz üslerine ev sahipliği yapıyor.

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin hükümeti, Mart ayında, İran’a yönelik olası saldırılar düzenleyecek ABD savaş uçaklarının, parlamento onayı olmadan Sicilya’daki bir üssü kullanmasına izin vermeyi reddetmişti.

İspanya hükümeti ise savaşın başlarında, ABD’nin İran’a yönelik hava saldırıları için askeri üslere erişim talebini reddederek Beyaz Saray’ı kızdırmıştı.

Avrupalı liderler, saldırı kararından önceden haberdar edilmedikleri için “tatsız” bir duruma düştüler.

Bazıları çatışmanın tırmanmasını istemediklerini belirterek, iktisadi sonuçlar konusunda endişelerini dile getirdiler.

Olası asker sayısında yapılacak kesintiler, sadece Demokratlar arasında değil, birçok üst düzey Cumhuriyetçi arasında da şimdiden derin endişe uyandırdı.

“25.000 kişilik asker sayısında yapılacak bir kesinti hiçbir şekilde kabul edilemez,” diyen bir Cumhuriyetçi kongre üyesi, bölgedeki Rus saldırganlığının giderek arttığına dair endişeler sürerken geçen yıl Almanya’dan iki rotasyonel tugay muharebe ekibinin çekilmesini örnek gösterdi ve “Rusya’yı caydırmak için ucuz yollara başvurulamaz,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’den Suudi Arabistan’a F-35 onayı

Yayınlanma

ABD yönetimi, Suudi Arabistan’a yaklaşık 25 milyar dolar değerinde 48 adet F-35 savaş uçağı satılmasını onayladı.

Satış hem ABD Kongresinde hem de İsrail’de tartışmaya yol açtı. Bazı ABD’li milletvekilleri, anlaşmanın hassas Amerikan askeri teknolojilerinin Çin’in eline geçmesi riskini doğuracağını savunuyor.

Anlaşmanın hayata geçirilebilmesi için uzun süredir satışa kuşkuyla yaklaşan Kongrenin de onay vermesi gerekiyor. Kongre süreci tamamlanmadan ABD’li savunma şirketleri Suudi Arabistan’la müzakerelere başlayamayacak.

Kongrede Çin endişesi

ABD’li milletvekilleri ve savunma yetkilileri, Suudi Arabistan’ın Pekin’le yakın askeri ve teknolojik ilişkileri nedeniyle satışa karşı çıkıyor.

Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi üyesi Demokrat Raja Krishnamoorthi, anlaşmanın “Amerikan askeri teknolojisinin en değerli ve hassas unsurlarını Çin Komünist Partisinin erişimine açabileceği” uyarısında bulundu.

Benzer kaygılar daha önce Birleşik Arap Emirlikleri’ne yapılması planlanan F-35 satışını da sekteye uğratmıştı. BAE, Biden yönetiminin Abu Dabi-Pekin ilişkileri ve ülkede Huawei’nin 5G altyapısının kullanılması konusundaki itirazları üzerine 23 milyar dolarlık F-35 satın alma anlaşmasını Aralık 2021’de durdurmuştu.

Suudi Arabistan’a yönelik teklif ise Ensarullah öncülüğündeki Yemen’in Riyad’ın abluka ve saldırılarına karşılık vererek Babülmendep üzerindeki hakimiyetini genişlettiği bir dönemde gündeme geldi.

Suudi Arabistan İsrail’in F-35 kapasitesine yaklaşacak

Jerusalem Post’un aktardığına göre İsrailli bir yetkili, Washington’ın satış planı hakkında İsrail Başbakanlık Ofisini bilgilendirdiğini ileri sürdü. İsrail’in, F-35 satışına karşılık ABD’den yeni silah sistemleri içeren bir “telafi paketi” istemeye hazırlandığı belirtildi.

Satışın tamamlanması halinde Suudi Arabistan 48 adet F-35’e sahip olacak. Böylece Riyad, hâlihazırda envanterinde yaklaşık 50 F-35 bulunan İsrail’in kapasitesine yaklaşacak.

İsrail, Batı Asya’da F-35 kullanan tek ülke konumunda. ABD de uzun süredir İsrail’in bölgedeki diğer ülkeler karşısındaki “niteliksel askeri üstünlüğünü” koruma taahhüdünde bulunuyor.

Ayrıntılar hakkında bilgi sahibi bir kaynak Walla’ya, İsrail ordusunun bu üstünlüğü korumak amacıyla Batı Asya’daki başka hiçbir ülkeye F-35 verilmemesini tercih ettiğini söyledi.

Kaynak, anlaşma kısa süre içinde imzalansa bile Suudi Arabistan’ın ilk uçağı ancak beş yıl sonra teslim alabileceğini belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığı ise satış kararını duyurduğu açıklamada, “Önerilen teçhizat ve destek satışı bölgedeki askeri dengeyi değiştirmeyecek” ifadelerini kullandı.

İsrail ‘Adir’ uçaklarıyla üstünlüğünü koruduğunu savunuyor

İsrailli yetkililer, Suudi Arabistan’a yapılacak satışa karşı çıkmakla birlikte İsrail Hava Kuvvetlerinin diğer F-35 kullanıcıları karşısında hâlâ belirgin bir operasyonel üstünlüğe sahip olduğunu savunuyor.

Bu üstünlük, İsrail Hava Kuvvetleri ile pilotlarının son üç yılda edindiği kapsamlı operasyonel deneyimin yanı sıra İsrail yapımı silahların F-35’lere entegre edilebilmesinden kaynaklanıyor.

İsrail, F-35’in kendi ihtiyaçları doğrultusunda değiştirilen ve “Adir” adı verilen versiyonunu kullanıyor. Washington, İsrail yapımı silah sistemlerinin bu uçaklara entegre edilmesine izin veriyor.

İsrail ayrıca F-35’ler için yeni kabiliyetler geliştirilmesinde kullanılan özel bir Adir test uçağı işletiyor. Walla’nın haberine göre ABD’nin bile envanterinde bu tür bir test uçağı bulunmuyor.

İsrailli bir savunma yetkilisi de endişeleri azaltmaya çalışarak İsrail Hava Kuvvetlerinin üstünlüğünün “yalnızca makinelere değil, esas olarak insanlara dayandığını” söyledi.

İsrail’den yeni silah ve ortak üretim talebi

Suudi Arabistan’a F-35 satışının ve Batı Asya’daki silahlanma yarışının ardından İsrailli yetkililer, gelecekteki savunma anlaşmalarında ABD yönetimiyle farklı bir pazarlık stratejisi izlemeye hazırlanıyor.

İsrail’in Washington’dan bugüne kadar satışı reddedilen gelişmiş silah ve mühimmatları talep etmesi bekleniyor. Bunlar arasında sığınak delici ağır mühimmatlar, kayalık dağların derinliklerindeki yer altı hedeflerini vurabilecek sistemler, otonom saldırı sistemleri, insansız hava aracı sürüleri ve uzay tabanlı silah teknolojileri yer alıyor.

İsrailli yetkililer ayrıca gizli silah sistemlerinin geliştirilmesi ve üretiminde daha fazla rol üstlenmek istiyor.

İsrail’in talepleri arasında gelecekteki tehditlere karşı tasarlanan Arrow 4 ve Arrow 5 hava savunma sistemlerine ait önleme füzelerinin ABD ile birlikte geliştirilmesi ve üretilmesi de bulunuyor.

Bununla birlikte İsrail hâlihazırda üçüncü bir F-15 filosu ile ilave F-35 filolarının finansmanını sağlamakta zorlanıyor. Suudi Arabistan’a yapılacak satışın, Washington ile Tel Aviv arasındaki yeni silah ve finansman pazarlıklarını hızlandırması bekleniyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English