Bizi Takip Edin

Diplomasi

Dr. Barış Adıbelli Xi’nin Moskova ziyaretini yorumladı: İki kutuplu bir dünyaya doğru

Yayınlanma

Moskova’ya yaptığı üç günlük resmi ziyareti tamamlayan Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, çarşamba sabahı Rusya’dan ayrıldı.

Çinli liderinin ayrılışı sırasında resmi bir tören düzenlendi. Çin ve Rusya devlet bayrakları göndere çekilerek iki ülkenin marşları çalındı. Çinli lider, askeri orkestra eşliğinde kırmızı halıdan uçağına yürüdü. Xi Jinping, Rusya Başbakan Yardımcısı Dimitri Çernişenko, Dışişleri Bakan Yardımcısı Andrey Rudenko ve çok sayıda başka yetkili tarafından uğurlandı.

Xi Jinping’in Rusya’ya resmi ziyareti pazartesi günü başlamıştı.

Çin Devlet Başkanı, Rus mevkidaşını Çin’i ziyaret etmeye davet etti.

Xi Jinping, salı günü Putin ile yaptığı ortak basın toplantısında, Çin-Rusya ilişkilerinin ikili kapsamın çok ötesine geçtiğini ve dünya ve insanlığın geleceği için çok önemli olduğunu vurguladı. Xi, Çin ve Rusya’nın gerçek çok taraflılığı uygulamak, salgın sonrası ekonomik toparlanmayı desteklemek ve çok kutuplu bir dünya inşa etmek için birlikte çalışacağını sözlerine ekledi.

Kapsamlı Stratejik Koordinasyon Bildirisi

İkinci gün devam eden kapsamlı görüşmelerin ardından, iki taraf, yeni dönem için kapsamlı stratejik koordinasyon ortaklığının derinleştirilmesine ilişkin ortak bildiri yayınladı.

Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu’nun Yeni Dönem İçin Kapsamlı Stratejik Koordinasyon Ortaklığını Derinleştirmeye İlişkin Ortak Bildirisi, iki lider tarafından Kremlin’de imzalandı.

Ukrayna konusunda iki taraf da müzakereleri vurguladı ve krizin çözümünde tüm ülkelerin güvenlik kaygılarına saygı gösterilmesi çağrısında bulundu. Rusya, barış görüşmelerinin mümkün olan en kısa sürede yeniden başlamasına kararlı olduğunu söyledi.

Çin’in Ukrayna krizinin siyasi ve diplomatik çözümü için yapıcı rol oynamaya yönelik iradesinin ve bu konudaki önerilerinin takdirle karşıladığının belirtildiği açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Taraflar, Ukrayna krizinin çözümü için tüm ülkelerin meşru güvenlik kaygılarına saygı gösterilmesi, bloklar arası cepheleşmeden ve ateşe körükle gitme yaklaşımından kaçınılmasının önemini vurgulamıştır. Taraflar, gerginliği artıracak, çatışmanın uzayarak kötüye gitmesine ve dahi kontrolden çıkmasına yol açacak adımlara karşıdır. Taraflar, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin onay vermediği her tür tek taraflı yaptırıma karşıdır.”

İkili ticarette 2030 hedefi ve dolar yerine yuan’ın kullanılması

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin 2030 yılına kadar iki ülkesi arasındaki ticareti “önemli ölçüde artırma” sözü verdiler. Ayrıca ikili ticarette yuan’ın kullanılması gündeme alındı.

RIA Novosti haber servisine göre Putin, “Rusya ile Asya ülkeleri, Afrika, Latin Amerika arasındaki yerleşimlerde Çin yuanının kullanılmasından yanayız” dedi ve bu uygulamanın daha fazla teşvik edilmesi gerektiğini vurguladı.

Putin, Rusya ile Çin arasındaki ticaretin üçte ikisinin zaten ruble ve yuan cinsinden olduğunu kaydetti.

Rusya Merkez Bankası’na göre, 2022’nin başında, Rusya’nın ihracat anlaşmalarının yüzde 50’den fazlası ABD doları cinsindendi, bu rakam, savaşın uzamasıyla eylülde yaklaşık yüzde 35’e düştü.

İki lider ayrıca, Çin-Rusya Ekonomik İşbirliği Önceliklerine İlişkin 2030 Öncesi Kalkınma Planı başlıklı bir ortak bildiri imzaladı.

Bildiriye göre, iki taraf karşılıklı saygı, eşitlik ve karşılıklı yarar ilkelerini sıkı bir şekilde destekleme, iki ülkenin uzun vadeli bağımsız kalkınmasını gerçekleştirme, Çin-Rusya ekonomik ve ticari işbirliğinin yüksek kaliteli gelişimini teşvik etme ve 2030 yılına kadar ikili ticaret hacminin önemli ölçüde artırılması konusunda anlaştılar.

İki taraf, ticaret ölçeğini genişletmek, ticaret yapısını optimize etmek ve e-ticaret ve diğer yenilikçi işbirliği modellerini geliştirmek dahil olmak üzere birçok önemli yönde ekonomik işbirliği yürütme sözü verdiler.

Taraflar, pazar talebini karşılamak için finansal işbirliğini geliştirmeyi ve ikili ticaret, yatırım, krediler ve diğer ekonomik ve ticari işlemlerde yerel para birimi mutabakat oranını istikrarlı bir şekilde artırmayı taahhüt ettiler.

Açıklamaya göre, taraflar, çok yönlü enerji ortaklığını pekiştirecek ve kilit enerji alanlarında uzun vadeli işbirliğini güçlendirecekler.

Taraflar ayrıca, iki ülkede teknolojinin üst düzey gelişimini sağlamak için teknoloji ve inovasyonda değişim ve yüksek kaliteli işbirliğini teşvik etme çağrısında bulundular.

Sanayi işbirliğini geliştirmenin yanı sıra, iki ülkenin gıda güvenliğini sağlamak için tarımsal işbirliğini geliştirme sözü de verdiler.

Xi’nin Moskova ziyaretini, Putin ile verdikleri mesajları ve ziyaretin yankılarını, Dumlupınar Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Barış Adıbelli değerlendirdi.

Xi’nin ziyareti kendisi için de kritik bir dönemde geldi

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in Moskova ziyaretini “tarihi” diye nitelendiren Adıbelli, Pekin’in bu ziyarete atfettiği önemi şöyle anlattı:

“Mart ayı Çin için çok önemli bir aydır. Martın ikinci haftasında Çin Ulusal Halk Kongresi toplanır ve kritik kararlar alınır. Kongrede ülkeyi gelecek 5 yılda yönetecek devlet kademeleri için kritik seçim ve atamalar yapılır, aynı seçimler gibi. Bu seferki Kongre daha da önemliydi. Çünkü, bu yılki kongrede ilk defa aynı lidere üçüncü defa devam etme yolu açıldı. Xi, iki dönemden fazla devlet başkanlığı yapan ilk isim oldu. Bu gündem mesela Kongrede de tartışıldı. Yani Xi Jinping, böyle önemli bir siyasi süreçte Moskova ziyareti için vakit bulamayabilir deniyordu. Ancak öyle olmadı ve üçüncü döneminde yeniden seçilen Xi, bu atmosferde Moskova’yı ziyaret etti.”

‘Çin, Batı ve Rusya arasında bir seçim yaptı’

Çin-Rusya ilişkilerindeki son 6 aylık dönemi ve ziyarete etkilerini değerlendiren Adıbelli, şunları söyledi:

“Son 6 ay içinde Çin-Rusya ilişkilerinde gitgeller oldu. Geçtiğimiz dönemde Çin, Ukrayna konusunda NATO’ya tepki gösterdi, Rusya’nın yanında olduğunu gösterdi. Ancak son dönemde yaptırımların etkisinin artmasıyla Çin, savaşın uzamasından dolayı rahatsızlığını belli etti. Hatta Şanghay İşbirliği Örgütü toplantısında da “savaşı daha fazla uzatmayalım” mesajı verdi ve savaşın kendilerine de zarar verdiğini belirtti. ABD ise Çin’in bu tavrı üzerine umutlandı. Sonrasında ABD Başkanı Biden ve Xi, Özbekistan’da ŞİÖ toplantısında yüz yüze gelerek görüştüler. Ardından ABD Dışişleri Bakanı Blinken’ın Pekin ziyareti planlandı. Buzlar eriyor dendi. O sırada Çin balonu krizi gündeme geldi. ABD balona müdahale etti, Blinken’in ziyareti iptal edildi. İlişkiler yeniden gerildi. Ve Çin stratejik olarak bir tercih yapmak zorunda kaldı. Ya Batı ve ABD ile yola devam edecekti ya da geleneksel müttefiki Rusya ile bir araya gelip savundukları küresel düzene yönelik süreci başlatacaklardı.”

‘Görüşmelerde Batı’yı şaşırtan ılımlı bir dil kullanıldı’

Çin liderinin ziyarette kullandığı dili ve üslubu yorumlayan Dr. Barış Adıbelli, Pekin’in Ukrayna krizinde oynamak istediği arabuluculuk rolüne dikkat çekti:

“Çin Ukrayna’da çözüm için geçen ay 12 maddelik bir barış planı sunmuştu. Moskova ziyaretinin ise bu planı görüşmek adına düzenlediği bildirildi. Daha öncesinde mart başındaki parlamento toplantısında Xi Jinping’in ABD’ye karşı çok set açıklamaları var. Balon hadisesi ile birlikte Çin’in kullandığı dil değişti. Çin Dışişleri Bakanlığının aynı şekilde çok set açıklamaları var. Hem Xi Jinping hem de Çin dışişleri, ilk defa, ‘ABD’nin Çin’i kuşatmaya çalıştığını’ söyledi. Küresel Güvenlik planı açıklandı, ardından da ABD’nin hegemonyacılığına dair belge yayınlandı. Ben ilk defa Çin’in dilinin bu kadar sert ve net olduğunu görüyorum. İlk defa Pekin tarafından ‘hegemonya’, ‘çevreleme’ gibi sert ifadeler kullanılıyor. Dünkü ziyaretlerde ise Xi, sert bir ton ve agresif bir dil kullanmadı. Genel çerçevede ikili ilişkilerin gözden geçirilmesi, eksikliklerin giderilmesi adına yapılmış bir toplantı gibi yansıdı basına. Hatta toplantı öncesi Batı ve ABD farklı bir hava bekliyordu. Batı basınında ziyarete ilişkin çok sert başlıklar yer aldı, ‘kabus’ vs. denildi. Ancak iki lider bir araya geldiklerinde ben bu dili ve üslubu görmedim.”

Ukrayna çözümünde Çin’in rolü

Çin’in sunduğu 12 maddelik barış önerisinde, Rusya’nın askerlerini Ukrayna’dan çekmesine dair bir madde olmadığını hatırlatan Adıbelli, ABD’nin de bunu karşılık olarak, “Ukrayna konusundaki önerilerin savaşın yakın zamanda biteceğine dair büyük umutlar vermediğini” söylediğini ve Washington’ın Çin’in Rusya’ya nefes kazandırmaya çalıştığını iddia ettiğini kaydetti.

Xi’nin Pekin’e döndükten sonra, Ukrayna Devlet Başkanı Zelensky ile video konferans aracılığıyla görüşmesinin beklendiğini söyleyen Adıbelli, bunun savaş başladığından beri Xi ile Zelensky arasındaki ilk görüşme olacağını Ukrayna liderinin bu görüşmeye çok istekli ve hevesli göründüğünü vurguladı. Bu bağlamda Xi’nin Moskova ziyaretindeki “ılımlı” üslubunu yeniden hatırlatan Adıbelli:

“Xi Jinping’in daha ılımlı tonu kullanmasının sebebi de savaşı daha fazla kışkırtmamak ve içinden çıkılmaz bir hale getirmemek. Kelimelerini seçerek daha ılımlı bir dil kullandı. Ben bu ziyaretin barış yönü olduğu için, daha çok Rusya ve Çin’in kendi iç ilişkilerine odaklanıldığını düşünüyorum. Ziyarette bildiğimiz kadarıyla ne Çin balonu konuşuldu ne de Karadeniz’de düşen İHA. Meydan okumadan ziyade, ikili ilişkilere odaklanılan bir ziyaretti. Xi Jinping açılış konuşmasında da kısa konuştu ve sakindi. Batı da bence bu duruma şaşırdı ve bunu beklemiyordu” dedi.

Xi’nin, “Batı sürekli benzin dökerek savaşı körüklüyor” sözlerini hatırlatan Adıbelli’ye göre, Xi bu bakışla Moskova’da “kışkırtıcı bir dil” kullanmadı. Adıbelli, Xi’nin Zelensky ile görüşmesinin bu durumu pekiştireceğini kaydetti ve şunları ekledi: “Ukrayna hep, küresel bir barış görüşmesi olsun diyordu. Bölgesel değil, küresel aktörler yer alsın diyordu. Çin bu bağlamda rol oynayabilir.”

Pekin’in diplomasi atağının altındaki pratik gerekçe

Salı günü yapılan kapsamlı görüşmeler sonrası imzalanan ortak metinlere de değinen Dr. Barış Adıbelli, özellikle de enerji işbirliğine dikkat çekti.

Enerji meselesinin Çin’in “en önemli zayıf noktası” olduğunu belirten Adıbelli, şöyle devam etti:

“Çin ulusal güvenliği açısından enerji güvenliğini şöyle ifade ediyor; enerjinin kesintisiz şekilde güvence altına alınması. Çin, Ortadoğu’dan enerji alıyor, ama bu bölgede ABD askeri müdahaleleri sebebiyle kendini güvencesiz hissediyor. Bu anlamda enerjide alternatif Rusya. Çin kalkınma ve büyüme için enerjiye ihtiyaç duyuyor. Kendi enerjisi kendisine yetmiyor. Pekin’in Suudi Arabistan ve İran’ı barıştırmasının en önemli sebeplerinden biri de budur. Çin’in diplomasi atağının arkasında pratik bir sebep var. Ukrayna konusu da aynı şekilde. Arabuluculuk çabalarının altından pratik gerekçeler var.”

Yeni bir küresel düzen vurgusu

Metinlerde, ŞİÖ, BRICS, G20 gibi uluslararası örgütlerle birlikte çalışmaya dair yapılan vurguya da işaret eden Adıbelli, Çin’in son dönemde ortaya attığı Küresel Medeniyet Girişimi, Küresel Güvenlik Girişimi, Küresel Kalkınma Girişimi gibi örgütlenmelere dikkat çekti. Rusya’nın da desteklediği bu forumların, Kuşak Yol İnisiyatifi’nin fikirsel altpasını oluşturduğunu kaydeden Adıbelli, Çin’in bu planının “BM’nin yeniden güçlendirilerek küresel etkisi olan bir kuruluşa kavuşturulmasını ve yeni bir küresel düzen isteğini” içerdiğini ifade etti.

Tarafların, ayrıca, AUKUS ittifakına ve nükleer enerjili denizaltılara ilişkin çekincelerini dile getirdiklerini hatırlatan Adıbelli, Moskova ve Pekin’in, “nükleer silahlandırmayı hızlandırıyorsunuz, o zaman Kuzey Kore ve İran’ın nükleer silahı seni rahatsız etmemeli” mesajı verdiklerini ve uluslararası ilişkilerde “karşılıklılık esası”nı vurguladıklarını söyledi.

Liderlerin, NATO’yu, diğer ülkelerin egemenliğine, çıkarlarına, medeniyet çeşitliliğine, tarihine, kültürüne saygı duymaya, bunları objektif şekilde ele almaya çağırdığını ve NATO’nun Asya-Pasifik’te barışı baltalama konusundaki endişelerini dile getirdiklerini belirten Adıbelli, “Çin her ne kadar eski Soğuk Savaş dilini kullanmayalım dese de tüm bunlar dünyanın yeni bir döneme girdiğini ve bölünmüş bir dünya olduğunu gösteriyor” dedi.

Bu bölünmüş dünyayı, “ABD ve müttefikleri, Çin ve müttefikleri” diye tarif eden Adıbelli, blokların birinde ABD ve İngiltere var, diğerinde de Çin ve Rusya. İngiltere diyorum çünkü AUKUS bunu gösteriyor, bakın AUKUS’a Fransa’yı dahi almadılar. ABD, İngiltere ile hareket ediyor” ifadelerini kullandı.

Dünyanın yeni bir kutuplaşmanın eşiğinde olduğunu söyleyen Adıbelli, “Her ne kadar çok kutupluluk dense de dünya iki grubun etrafında şekilleniyor. Ukrayna savaşında ve BM oylamalarında bunu gördük. Herkes iki blok arasında taraf belirliyor, çekimser kalanları bile ABD kendi blokunda sayıyor” dedi.

“Bu noktada bir soru ortaya çıkıyor: 21. yüzyılda dünyayı kim ya da hangi blok yönetecek?” diyen Adıbelli, bugün bütün küresel mücadelenin bu soru üzerinden yürüdüğü yorumunu yaptı.

Diplomasi

Ukrayna’nın bütçe açığı 2027’de beklenenden yüksek olabilir

Yayınlanma

Ukrayna, savaşın uzaması ve Batılı donörlerle yürütülen müzakereler kapsamında savunma harcamalarındaki finansman açığının büyümesi riskiyle karşı karşıya. Bloomberg’in aktardığına göre, ülkenin 2027 yılı bütçe açığının önceki tahminlerin üzerine çıkması bekleniyor.

Ukrayna, savaşın uzaması ve Batılı donörlerle süren müzakereler paralelinde savunma alanında giderek büyüyen bir finansman açığıyla karşı karşıya.

Bloomberg’in konuya yakın kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Ukrayna’nın 2027 yılı bütçe açığının daha önce yapılan tahminlerin üzerinde gerçekleşmesi bekleniyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF), haziran ayında çatışmaların 2026 yılı sonunda biteceği varsayımına dayanarak Ukrayna’nın 2027 yılındaki finansman açığını gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 17,8’i seviyesinde öngörmüştü.

Ancak ek açığın boyutu ve bunun hangi kaynaklarla karşılanacağı henüz netleşmiş değil.

Ajansa konuşan bir kaynak, çatışmalar uzadıkça bu oranın yukarı yönlü revize edileceğini, açığı kapatacak finansman kaynakları üzerinde ise henüz uzlaşma sağlanamadığını aktardı.

IMF ve AB yardımları vergi düzenlemesine bağlı

Tüm bu gelişmeler yaşanırken Kiev yönetimi IMF ile yeni bir müzakere turuna başladı. Görüşmelerdeki temel anlaşmazlık noktalarından birini, düşük tutarlı yurt dışı posta gönderilerine uygulanan vergi muafiyetlerinin kaldırılmasını öngören yasa tasarısı oluşturuyor.

Tasarının yasalaşması, IMF’den sağlanacak yaklaşık 700 milyon dolarlık dilim ile AB’nin üçüncü çeyrekte Ukrayna’ya aktarmayı planladığı yaklaşık 4 milyar avroluk yardım paketi için şart koşuluyor.

Yükümlülüklerin yerine getirilememesi halinde Kiev, IMF ve AB’nin toplamda yaklaşık 5 milyar dolarlık ortak mali desteğini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacak.

Ortaya çıkan ek açığın, dondurulan Rus varlıklarının kullanılması konusunu yeniden gündeme getirebileceği belirtiliyor. Habere göre İspanya, Polonya, Hollanda ve İsveç dışişleri bakanları daha önce bu öneriye dönülmesi çağrısında bulunmuştu. Euractiv sitesi de AB içinde Kiev’in finansman açığını kapatmak amacıyla dondurulan Rus varlıklarının kullanılması konusunun yeniden tartışıldığını aktarmıştı.

AB, Belçika merkezli takas kurumu Euroclear bünyesinde bulunan 210 milyar avro tutarındaki Rus varlığını Aralık 2025’te süresiz olarak dondurmuştu.

Bu karardan önce varlıkların dondurulması işlemi altı ayda bir uzatılıyor ve tüm AB üyesi ülkelerin oy birliğini gerektiriyordu.

Söz konusu adımın ardından Rusya Merkez Bankası, oluşan zararın tazmini talebiyle Euroclear aleyhine 18,2 trilyon rublelik dava açtı. Moskova Tahkim Mahkemesi mayıs ayında Merkez Bankasının taleplerini kabul etti ve 3 Haziran’da icra takibi belgesini düzenledi.

Moskova yönetimi, yurt dışındaki varlıklarına yönelik her türlü müdahaleyi yasadışı olarak tanımlıyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Batı’nın Rus varlıklarına el koyma girişimlerinin hırsızlık sayılacağını ve karşılıksız kalmayacağını ifade etmişti.

Finansman ihtiyacı sürüyor

Ukrayna Maliye Bakanlığı haziran ayı sonunda yaptığı açıklamada, ülkenin 2026-2029 döneminde ihtiyaç duyduğu toplam dış finansman miktarının 145,9 milyar dolar olduğunu bildirmişti.

Bakanlık, 90 milyar avroluk kredi dahil Batılı müttefiklerin sağladığı desteğe rağmen finansman ihtiyacının yüksek seviyesini koruduğunu kaydetti.

AB, Ukrayna’ya yönelik 90 milyar avroluk kredi paketini 22 Nisan’da onaylamıştı. Söz konusu tutarın 30 milyar avroluk kısmı bütçe desteği, 60 milyar avroluk bölümü ise savunma harcamaları için tahsis edildi.

Evropeyska Pravda’nın aktardığına göre bu kredi, ülkenin iki yıllık ihtiyacının yaklaşık üçte ikisini karşılamayı hedefliyor.

Kiev, bütçe desteği kapsamındaki 3,2 milyar avroluk ilk dilimi 25 Haziran’da teslim alırken yaklaşık 6 milyar avroluk askeri finansmanın daha sonra ödenmesi planlanıyor.

Ukrayna’nın 2026 yılı bütçesi yaklaşık 1,9 trilyon grivna (47,5 milyar dolar) açıkla kabul edilmişti. Kyiv Independent ise Avrupa Komisyonunun bir sunumuna dayandırdığı haberinde, AB kredisinin devreye girmesine rağmen Ukrayna ordusunun 19,6 milyar avroluk bir askeri finansman açığıyla karşı karşıya kalabileceğini aktarmıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Colby: Kıtanın savunmasının Avrupa öncülüğünde yapılmasını istiyoruz

Yayınlanma

Pentagon’un politika müsteşarı Elbridge Colby, kıtanın savunmasının daha fazla Avrupalı NATO üyeleri öncülüğünde yürütülmesini istiyor.

Colby, bu hedefe ulaşmak amacıyla yapıldığını belirttiği Avrupa’daki ABD kuvvetlerine ilişkin gözden geçirme sürecinin bir parçası olarak müttefiklerin görüşlerini almak istediğini söyledi.

Washington, Haziran ayında Avrupa’daki ABD askerlerinin konuşlandırılmasına ilişkin altı aylık bir gözden geçirme sürecini duyurmuş ve son haftalarda NATO üyelerine, savunma harcamalarından stratejiye, tedarikten ABD’nin dış politika önceliklerine verilen desteğe kadar çeşitli konuları kapsayan bir anket göndermişti.

Pentagon tarafından yayınlanan konuşma metnine göre, ABD Savunma Bakanlığı Politika Müsteşarı Elbridge Colby, Perşembe günü Brüksel’deki NATO genel merkezinde düzenlenen toplantı sırasında NATO ülkelerini temsil eden büyükelçilere, “Hayatta kalmak ve gerçekten gelişmek için NATO’nun değişmesi gerektiğine inanıyoruz,” dedi.

“Bu, yalnızca mekanlar ve üslerle ilgili dar kapsamlı bir inceleme değildir; elbette bunlar da önemlidir. Daha ziyade, buradaki stratejik duruşumuza daha geniş bir bakış açısıyla ele alınmaktadır,” diyen Colby, “bu incelemenin, kıtanın daha kalıcı ve güçlü, Avrupa öncülüğündeki konvansiyonel savunmasına geçişi teşvik edeceğini, mümkün kılacağını ve hızlandıracağını” da sözlerine ekledi.

Colby ayrıca ittifak içindeki ilerlemeyi övdü ve Avrupa’nın ABD için kritik bir bölge olmaya devam ettiğini söyledi.

NATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby

Müsteşar, “Danışmak ve işbirliği, bu gözden geçirmenin hayati bir parçasıdır. Sizden görüşlerinizi duymak istiyoruz,” dedi.

Diplomatlar, Pentagon politika şefiyle yapılan görüşmeyi olumlu ama ön hazırlık niteliğinde olarak nitelendirdiler.

Bir NATO diplomatı, toplantının “oldukça iyi geçtiğini ve müttefiklerin yük paylaşımına yönelik çabalarının ve katkılarının yolunda olduğunu gösterdiğini” belirtti.

Bir Avrupalı diplomat ise görüşmeyi “esas olarak nabız yoklama” olarak nitelendirdi ve “Müttefiklerden gelen genel mesaj oldukça netti: Avrupa sorumluluklarını artırıyor ve birlik kilit öneme sahip. Bunun iyi anlaşıldığına inanıyorum,” dedi.

Reuters’ın elde ettiği bir belgeye göre, bu inceleme, Aralık ayındaki son tarihinden çok önce, 6 Kasım’a kadar Savunma Bakanı Pete Hegseth için en az dört farklı seçenek seti ortaya koyacak.

Bu süreç, Avrupa’daki yetkililer arasında ABD yönetiminin bu incelemeyi gerçek bir istişare, sembolik bir jest mi yoksa bir müzakere taktiği olarak kullanmaya çalıştığına dair soruları gündeme getirdi.

NATO müttefikleri, Haziran ayında duyurulan altı aylık gözden geçirme sürecinin, Avrupa genelinde bulunan yaklaşık 80.000 kişilik ABD askeri gücünde büyük çaplı kesintilere yol açacağından ve Başkan Donald Trump’ın, ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşını desteklemediklerini düşündüğü ülkeleri cezalandıracağından endişe duyuyor.

Trump’a yakın Elbridge Colby: Tüm askeri gücümüzü Doğu Avrupa’ya aktarmayacağız

Daha önce ayrıntılı olarak açıklanmamış olan Pentagon’un “Görev Tanımı”, iç incelemenin izleyeceği adımları ve Avrupa genelindeki ABD üsleme kararlarını değerlendirmek için kullanılacak bazı kriterleri açıklıyor.

Belgede yer alan önemli bir açıklama, Avrupa’daki en üst düzey ABD generalinin 18 Eylül’e kadar Elbridge Colby ile bir karar brifingine katılması planına ilişkin.

Belgeye göre, bu brifing Hegseth için geliştirilecek seçeneklerin netleştirilmesinde kilit rol oynayacak.

Görev Tanımı hakkında sorulan bir soruya yanıt veren üst düzey bir Pentagon yetkilisi, çok çeşitli seçeneklerin ayrıntılı bir şekilde ortaya konacak olmasının sürecin ciddiyetini vurguladığını belirtti.

Yetkili, Reuters’a, “Çeşitli farklı kuvvet seviyeleri veya konuşlandırma seçeneklerinin artılarını ve eksilerini ayrıntılı bir şekilde tartışabilmek istiyoruz,” dedi.

Fakat bu ayrıntıların, gözden geçirme sürecine şüpheyle yaklaşan ve Washington’un kararını neredeyse çoktan vermiş olmasından endişe duyduklarını özel olarak dile getiren Avrupalı yetkilileri ikna edip etmeyeceği belirsiz.

Pentagon yetkilisi, Trump yönetiminin “müttefiklerin öncülüğünde kritik ve daha sınırlı bir destek sağlamaya doğru geçiş yaptığımızı” açıkça belirttiğini söyledi:

“Başkan Trump da son aylarda bazı müttefiklerin davranışlarından oldukça haklı ve açık bir şekilde rahatsızlık duymuştur. Dolayısıyla, Avrupa’daki asker sayımızı azaltacağımızı gösteren seçeneklere yönelik en azından bir miktar talep olduğu açık.”

Yine de yetkili, gözden geçirmenin amacının, ”şu anki durumumuzdan, gözden geçirmenin bizi götüreceği her yere kadar” geniş bir seçenek yelpazesi sunmak olduğunu belirtti.

Trump’ın dış siyaset danışmanı Colby: Çin, Rusya’dan daha tehlikeli

Haziran ayında yapılan gözden geçirmeyi duyururken Hegseth, bazı “bedavacı” NATO müttefiklerini eleştirmiş ve bu gözden geçirmenin ABD ordusunun “erişim, üs kullanımı ve hava sahası geçiş haklarının net bir şekilde tanımlanmasını” sağlayacağını söylemişti.

Görev Tanımı ise bunun ötesine geçiyor. Belgede, müttefik NATO ülkelerinde “ABO” olarak adlandırılan güvenilir erişim, üs kurma ve hava sahası geçiş haklarının sağlanmasının ötesinde, uzay, siber alan ve “ABD’nin küresel güç projeksiyonunu mümkün kılan istihbarat mimarileri ve altyapıları”nın da incelendiği belirtiliyor.

Üst düzey yetkili, Pentagon’un, ABD’nin NATO müttefiklerinin sağladığı her türlü desteği dikkate almasını sağlamak amacıyla ABO’nun tanımını genişlettiğini belirtti.

Görev Tanımı, müttefiklerin değerlendirileceği diğer yollara da değiniyor ve üst düzey yetkililer tarafından daha önce yapılan açıklamalarla uyumlu görünüyor.

Belgede, Pentagon’un, bu yılın başlarında ABD’nin kesintileri açıklanmasının ardından, müttefiklerin NATO harcama taahhütlerini yerine getirmek ve NATO kriz güçlerindeki boşlukları doldurmak için (NATO Kuvvet Modeli olarak bilinen) inandırıcı bir yol izleyip izlemediklerini belirlemeye çalışacağı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Üst düzey NATO rolü için Almanya ve Kanada yarışıyor

Yayınlanma

19 Eylül’de Danimarka’da yapılacak oylamada NATO Askeri Komitesi liderliği için Almanya ve Kanada temsilcileri yarışacak.

32 müttefik ülkenin savunma kuvvetleri komutanlarının, mevcut başkan Amiral Giuseppe Cavo Dragone’nin halefini seçmesi bekleniyor. Kazanan kişinin Ocak 2028’de göreve başlaması öngörülüyor.

Berlin, Almanya’nın savunma kuvvetleri komutanı Carsten Breuer için aktif bir kampanya yürütüyor ve Avrupalı müttefiklerini onun adaylığını desteklemeye çağırırken, Kanada ise General Jennie Carignan’ı aday gösterdi.

Almanya Dış İlişkiler Konseyi’nde (DGAP) güvenlik uzmanı olan Aylin Matlé, Euractiv’e yaptığı açıklamada, “Başkan seçilmek, NATO içindeki herhangi bir ülke için bir ilerleme anlamına gelir,” dedi.

Matlé, Avrupa’nın ve özellikle Almanya’nın NATO içindeki savunma duruşunu güçlendirme ihtiyacından dolayı Breuer’in seçilmesinin daha büyük bir öneme ve ağırlığa sahip olacağını da sözlerine ekledi.

Başkan, NATO’nun siyasi ve askeri kademeleri arasında kilit bir bağlantı görevi görür; ittifakın en üst düzey siyasi organı olan Kuzey Atlantik Konseyi’ne ve Nükleer Planlama Grubu’na danışmanlık yapar.

ABD’nin Avrupalı müttefiklerine kıtanın savunması konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmeleri için baskı uyguladığı bir dönemde, Berlin’in kendisini Avrupa güvenliğinin önde gelen sağlayıcısı olarak konumlandırma çabaları, Almanya’nın bu konudaki girişimlerine ivme kazandırdı.

Almanya ayrıca Washington’a güvenilir bir ortak olabileceği konusunda güvence vermeye çalıştı.

Bir NATO diplomatının aktardığına göre Ankara’daki NATO zirvesinde Berlin, ABD’nin Avrupa’dan geri çekmeyi planladığı askeri kapasitelerin yerine geçme sorumluluğunun büyük bir kısmını üstlenmeye hazır olduğunu söyledi.

Diplomat, Avrupa savunmasında Almanya’nın rolünü artırmaya yönelik bu daha geniş çaplı çabanın, NATO başkanlığı için yürüttüğü kampanyaya da katkı sağladığını belirtti.

Almanya, Şubat 2026’da Breuer’in adaylığını açıklayarak, adayını nispeten erken bir aşamada ortaya koydu.

Matlé şöyle konuştu:

“Almanya, en azından o dönemde müttefiklerin büyük çoğunluğunun, özellikle de ABD, Birleşik Krallık ve Fransa’nın Breuer’i desteklediğini bilmiyor olsaydı, adaylığını bu kadar erken açıklamazdı. NATO diplomatlarına göre, ABD’nin bu yılın başında Almanya lehine tavır alması da kesinlikle onun lehine bir faktör.”

Kanada ile Almanya arasındaki güvenlik ilişkilerinin yakın zamanda imzalanan denizaltı anlaşmasıyla daha da güçlenmesine rağmen, Ottawa Mayıs ayında kendi adayını ortaya koydu.

Ottawa ile Washington arasındaki ilişkilerin gergin olduğu bir ortamda, Kanada’nın Carignan’ı destekleme kampanyası daha karmaşık bir siyasi ortamla karşı karşıya.

ABD yönetiminin Avrupa’nın yük paylaşımını artırması yönünde baskı yapması nedeniyle, bu durum destek kazanmayı zorlaştırabilir.

Kanada Savunma Bakanlığı’ndan bir sözcü, Euractiv’e yaptığı açıklamada, “Onun adaylığı, Kanada’nın NATO’ya ve kolektif savunma ile transatlantik güvenliğin güçlendirilmesine yönelik kalıcı taahhüdünü yansıtıyor,” dedi.

Kanada ile karşılaştırıldığında, Almanya savunma harcamalarında önemli ölçüde daha fazla para harcamış ve son dönemde NATO’da çok daha belirgin bir rol oynamış durumda.

Matlé, bunun Breuer’in şansını önemli ölçüde artırdığını belirtti.

Fakat başka bir NATO yetkilisi, şu anda açık ara önde giden bir aday olmadığını ve tahminlerde bulunmanın zor olduğunu belirtti.

Bununla birlikte, söz konusu yetkili, Kanadalı adayın şu ana kadar Alman adaydan daha aktif olduğunu vurguladı.

İkinci NATO yetkilisi, “O, adaylığını desteklemek için birkaç mektup gönderirken, Alman aday ise kampanyasının başlangıcından bu yana sadece bir mektup gönderdi,” dedi.

Aynı yetkiliye göre, Carignan NATO’nun askeri yapısı için daha geniş kapsamlı bir vizyon ortaya koyarken, Breuer daha çok Ukrayna konusuna odaklandı.

Bununla birlikte, Breuer siyasi açıdan daha elverişli bir ortamla karşı karşıya kalabilir.

Yetkili, “Kanada ile ABD arasında tırmanan siyasi gerilimler, nihayetinde Alman adayın lehine işleyebilir,” dedi.

Seçim üç hafta sonra yapılacak olsa da, seçilen adayın, görev süresi 2028’in başına kadar sürecek olan Cavo Dragone’nin yerini hemen alması beklenmiyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English