Bizi Takip Edin

Diplomasi

Dünyanın en büyük bankalarından fosil yakıt şirketlerine 906 milyar dolarlık finansman taahhüdü

Yayınlanma

Yeni bir rapora göre, dünyanın en büyük bankaları geçen yıl fosil yakıt sektörüne 906 milyar dolarlık finansman sağladı.

Yeni analizin arkasındaki çevre grupları koalisyonuna göre, 2024’e göre 64 milyar dolar veya yaklaşık %8 artış gösteren yeni fosil yakıt kredilerindeki bu artış, dünyanın en büyük 65 bankasının, yükselen küresel sıcaklıkları sınırlamak için yapılan uluslararası anlaşmalarla bağdaşmayan kararlar aldığını gösteriyor.

Yıllık Banking on Climate Chaos raporuna göre, geçen yıl 2024’e göre %13 artışla sektöre 58 milyar dolar aktaran JPMorgan Chase, yine dünyanın önde gelen fosil yakıt finansörü oldu.

Bank of America geçen yıl fosil yakıtlara en büyük ikinci tutarı ayırdı. Onu Japon bankaları MUFG ve Mizuho Financial izledi.

Bir başka ABD bankası olan Citigroup ilk beşi tamamlarken, sekizinci sırada yer alan Barclays en üst sıradaki İngiliz bankası oldu.

Raporu hazırlayan gruplardan biri olan Rainforest Action Network’ün politika analisti Caleb Schwartz, “Geçen yıl, tarihsel rakamlarda sürekli bir düşüş görmeyi umduğumuz ilk yıldı ama aslında bir artış gördük ve bu artış bu yıl da devam ediyor. Bu yüzden bu endişe verici bir eğilim,” dedi.

Fosil yakıt kredileriyle ilgili yorum istenen JPMorgan Chase sözcüsü şunları söyledi:

“Dünyanın en büyük enerji finansörlerinden biri olarak, güvenilirlik, uygun fiyat, güvenlik ve uzun vadeli dayanıklılığa odaklanarak tüm enerji çözümlerini ve teknolojilerini destekliyoruz. Verilerimizin, üçüncü tarafların tahminlerinden daha kapsamlı ve doğru bir şekilde faaliyetlerimizi yansıttığına inanıyoruz.”

2015 yılında ülkeler, Paris iklim anlaşması kapsamında, endüstri devrimi öncesine kıyasla küresel ısınmanın 1,5 °C’yi aşmamasını sağlamak için çaba göstermeyi kabul etmişlerdi.

Böyle bir eşiğin aşılmaması için fosil yakıt üretiminden kaynaklanan gezegeni ısıtan emisyonların neredeyse tamamen ortadan kaldırılması gerekiyor. 

Fakat Paris anlaşmasından bu yana, dünyanın en büyük bankaları daha fazla kömür, petrol ve gaz çıkarmak için fosil yakıt endüstrisine 8,7 trilyon dolar aktardı.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısının ardından küresel petrol ve gaz maliyetleri yükseldi; dünyanın en büyük fosil yakıt şirketlerinden birçoğu bu yıl kârlarının hızla arttığını bildirdi.

Bu yılki raporu düzenleyen iklim ve enerji uzmanı Niko Lusiani, “Fosil yakıt sektöründeki mevcut aktörler sessizce sahneden çekilmeyecek. Giderek daha kırılgan, güvenilmez ve riskli hale gelen enerji sistemini genişletmek için çaba sarf ediyorlar,” dedi.

Yeni rapora göre, fosil yakıt kredileri belirli büyük kurumlar arasında daha da yoğunlaşıyor. Çevre gruplarının “kirli on iki” olarak adlandırdığı bu kurumlar, tüm sektör finansmanının %40’ından sorumlu.

Fosil yakıt finansmanının neredeyse tamamı altı ülkeden geliyor: ABD, Kanada, Japonya, Çin, Birleşik Krallık ve Avrupa Birliği.

En büyük 65 bankadan toplam 26’sı geçen yıl fosil yakıt finansmanını azalttı. Avrupa bankaları BNP Paribas, UBS ve La Caixa bu azalmalarda başı çekiyor.

Bununla birlikte, büyük petrol ve gaz şirketleri nakit sıkıntısı çekmedi. En büyük bankalar geçen yıl mevcut fosil yakıt tesislerinin genişletilmesi için 508 milyar dolarlık finansman taahhüdünde bulundu; bu rakam 2024’e göre %27’lik bir artışa tekabül ediyor.

Üç ABD’li petrol ve gaz şirketi –Venture Global, Enbridge ve Energy Transfer– 2025 yılında borçlanılan fonların en büyük alıcıları oldu.

Birkaç büyük banka, daha önce emisyonlarını azaltma ve kömür gibi özellikle kirli enerji türlerine kredi vermeyi kısıtlama hedeflerini açıklamıştı. 

Fakat iklim krizini “saçmalık” olarak nitelendiren ve fosil yakıtların sınırsız çıkarılmasını talep eden Donald Trump’ın siyasi olarak yeniden yükselişe geçmesiyle, bankalar önceki çevresel taahhütlerine sırt çevirdi.

Geçen yıl, bankaların kredi faaliyetlerini 2050 yılına kadar net sıfır emisyon senaryosuyla uyumlu hale getirmeyi amaçlayan BM destekli bir girişim olan Net-Zero Banking Alliance, üyelikten ayrılan bir dizi yüksek profilli ismin ardından dağıldı.

Yorum talebine yanıt olarak, Bank of America sözcüsü, bankanın “yenilenebilir ve geleneksel enerji sektörlerindeki çok çeşitli müşterileri desteklediğini, onlara hedeflerine ulaşmaları için sermaye ve danışmanlık sağladığını söyledi.

Citi’nin bir sözcüsü ise, şirketin “bugün güvenli, uygun fiyatlı ve güvenilir enerjiye olan gerçek ihtiyacı kabul ederken, düşük karbonlu geçiş sürecinde müşterileri desteklediğini” söyledi.

Sözcü, “2050 yılına kadar net sıfır finanse edilmiş emisyon hedefine ulaşmaya ve 1 trilyon dolarlık sürdürülebilir finansman hedefimizi ilerletmeye kararlıyız; bu süreçte, geçişi küresel enerji dayanıklılığı ile dengelemeye odaklanıyoruz,” dedi.

Diplomasi

Avrupa savunmada ABD olmadan yol almaya hazırlanıyor

Yayınlanma

Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü Avrupa ülkelerini kendi güvenlik mimarilerini yeniden şekillendirmeye yönlendirirken, askeri harcamalarda ve yerli savunma sanayisinde kapsamlı bir dönüşümü beraberinde getiriyor. Kamuoyu araştırmaları, Avrupa genelinde Washington’a olan güvenin çarpıcı biçimde gerilediğini ve askeri harcamaların artırılmasına yönelik desteğin yükseldiğini ortaya koyuyor.

Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü, Avrupa ülkelerini kendi güvenlik politikalarını köklü bir biçimde gözden geçirmeye sevk ederken, kıta genelindeki silahlanma ve savunma hazırlıklarına ivme kazandırdı.

Amerikan düşünce kuruluşu Dış İlişkiler Konseyi’nin (CFR) yayını Foreign Affairs dergisinde yayımlanan analiz, Avrupa’nın olası bir tehdit anında ABD’nin askeri desteğine bütünüyle güvenemeyeceği yönündeki endişelerin derinleştiğini ortaya koyuyor.

Bu çerçevede Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler savunma bütçelerini artırırken, kendi askeri-endüstriyel altyapılarını güçlendiriyor ve Amerikan silah sistemlerine olan bağımlılıklarını kademeli olarak azaltıyor.

Yapılan kamuoyu araştırmaları, AB ülkelerinde yaşayanların yüzde 77’sinin Ukrayna’daki savaşı doğrudan Avrupa’nın güvenliğine yönelik bir tehdit olarak algıladığını gösteriyor.

Buna karşın, incelenen 15 Avrupa ülkesindeki katılımcıların yalnızca yüzde 11’i ABD’yi güvenilir bir müttefik olarak nitelendiriyor.

Katılımcıların büyük çoğunluğu, silahlı bir çatışma çıkması durumunda Washington’ın Avrupa’nın yardımına koşacağı konusunda şüphe taşıyor.

Bu toplumsal algı paralelinde, birçok Avrupa ülkesinde askeri harcamaların artırılması, yerli savunma sanayisinin geliştirilmesi ve Amerikan teçhizatı yerine Avrupa yapımı askeri donanımların tercih edilmesi yönündeki eğilim güç kazanıyor.

Bazı üye ülkelerde zorunlu askerlik hizmetine geri dönülmesi fikri de kamuoyunda zemin buluyor.

Analizde, Avrupa’nın yeniden silahlanma sürecindeki en önemli lokomotiflerden birinin Almanya olduğu belirtiliyor.

Berlin yönetimi, askeri harcamalarını 2022 yılına kıyasla yaklaşık üç katına çıkarmayı planlarken, Avrupalı savunma şirketleri insansız hava araçları, zırhlı araçlar, tanklar ve diğer mühimmatların üretim kapasitesini genişletiyor.

Uzmanlar, ABD’de gelecekte yönetim değişse bile Washington ile Avrupa arasındaki ilişkilerin eski seyrine dönmeyeceğini öngörüyor.

ABD’nin stratejik odağının her halükarda Çin ile rekabete kayacağı, bu nedenle Avrupa ülkelerinin kendi güvenliklerinin sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalacağı belirtiliyor.

Trump’ın yeniden seçilmesiyle birlikte Washington ile Avrupalı müttefikleri arasındaki ilişkiler daha karmaşık bir evreye girdi.

Beyaz Saray, Avrupalı ortaklarından savunma harcamalarını kararlılıkla artırmalarını talep ediyor.

Trump, geçmiş dönemlerinde de NATO müttefiklerini yeterli yük paylaşımı yapmamakla eleştirmiş ve ABD’nin ittifaktaki rolünü gözden geçirebileceği yönünde işaretler vermişti.

Bu gelişmelerin ışığında, Avrupa’da kendi savunma kapasitesini güçlendirme ve Washington’a olan bağımlılığı azaltma arayışları daha yüksek sesle dile getiriliyor.

AB Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü tarafından hazırlanan “Avrupa’yı Savunmak, Rusya’yı Caydırmak” başlıklı raporda da Avrupa ülkelerine NATO bünyesinde daha fazla sorumluluk üstlenme, askeri harcamaları artırma, ortak tedarik mekanizmalarını genişletme ve yerli savunma sanayisini geliştirme çağrısı yapıldı.

Raporda, Avrupa’nın artık ABD’den gelecek askeri desteğe eski düzeyde bel bağlayamayacağı vurgulandı.

Estonya Başbakanı Kristen Mihal de konuya ilişkin değerlendirmesinde, Avrupa’nın geçmişte silahsız bir barış projesi olarak tasarlandığını, ancak mevcut konjonktürde silahlı bir barış projesine dönüşmesi gerektiğini ifade etti.

Mihal, savunma alanındaki işbirliğinin geliştirilmesinin ve askeri kapasitenin artırılmasının, Avrupa ülkelerinin küresel sahnedeki nüfuzunu korumasının tek yolu olduğunu belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Çin, Venezuela’ya deprem yardımı için 14,7 milyon dolar ek destek sözü verdi

Yayınlanma

Çin, geçen hafta meydana gelen iki depremin en az 1.450 kişinin ölümüne yol açmasının ardından Venezuela’ya 100 milyon yuan, yani 14,7 milyon ABD doları değerinde ek yardım malzemesi sağlayacak. Ölenler arasında sekiz Çin vatandaşı da bulunuyor.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun pazartesi günü yaptığı açıklamada, Pekin’in ülkeye daha önce sağlanan nakit yardıma ek olarak söz konusu yardım malzemelerini gönderme kararı aldığını söyledi.

Guo, Çin’in Venezuela’nın yardım operasyonlarını desteklemek amacıyla etkilenen bölgelerin uydu görüntülerini de sağladığını belirtti. Venezuela’daki Çinli şirketlerin ve denizaşırı Çinli toplulukların acil ihtiyaç duyulan mühendislik makineleri ve tıbbi malzemeler temin ettiğini, ayrıca arama-kurtarma çalışmalarına aktif biçimde katılmak üzere kurtarma ekipleri oluşturduğunu kaydetti.

Guo, “Çin, afet durumunun değişen ihtiyaçlarına göre Venezuela’ya daha fazla destek sağlamaya hazırdır,” dedi.

Nakit yardım, Çin Uluslararası Kalkınma İşbirliği Ajansı tarafından cuma günü duyurulmuştu. Ancak yardımın miktarı belirtilmemişti.

Yine cuma günü Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodríguez’e bir taziye mesajı gönderdi.

Yerel saatle çarşamba akşamı, 39 saniye arayla meydana gelen 7,2 ve 7,5 büyüklüğündeki depremler, Güney Amerika ülkesini son yüzyılı aşkın sürede vuran en güçlü depremler oldu.

Rodríguez ülke genelinde olağanüstü hal ilan etti ve kıyı eyaleti La Guaira’yı afet bölgesi olarak belirledi.

Birleşmiş Milletler raporuna göre, pazar günü itibarıyla 27 ülkeden 2.245 uzman personel ve 140 köpekten oluşan 44 arama-kurtarma ekibi bölgeye konuşlandırıldı. Ekipler, yıkılan yapılarda hayatta kalanları kurtarma ve acil tıbbi yardım sağlama çalışmaları yürütüyor.

Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) cumartesi günü yayımladığı ön değerlendirmeye göre, afetten 2 milyona yakını başkent Caracas’ta olmak üzere 6,76 milyona kadar kişi etkilenmiş olabilir.

IOM, evlerini kaybeden ailelerin acil olarak geçici barınağa, güvenli içme suyuna, sanitasyon ve halk sağlığı hizmetlerine, tıbbi bakıma, koruma desteğine ve temel ev eşyalarına ihtiyaç duyduğunu bildirdi.

Çin’in Venezuela Büyükelçiliği, ülkedeki Çin vatandaşlarına yerel deprem uyarılarını yakından takip etmeleri, kıyı bölgelerinden uzaklaşmaları ve güvenli bölgelere geçmeleri yönünde uyarıda bulundu.

Büyükelçilik ayrıca, yerel Çinli şirketler ve Çin derneklerinin afet yardımı için mühendislik makineleri ve tıbbi malzemeler sağlamasına ve kurtarma ekipleri oluşturmasına rehberlik ettiğini cumartesi günü devlet haber ajansı Xinhua’ya bildirdi.

Xinhua’nın haberine göre, cumartesi öğleden sonra itibarıyla Venezuela’daki Çin dernekleri ve Çin toplumu; şişelenmiş su, bisküvi, bebek bezi, süt, pirinç, şeker ve et dahil olmak üzere 500 tondan fazla yardım malzemesi bağışladı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB, Çin ithalatına karşı korumacı önlemleri hızlandırıyor

Yayınlanma

Avrupa Birliği, genişleyen ikili ticaret açığı ve Avrupalı sanayicilerin maruz kaldığı yoğun rekabet karşısında Çin’e yönelik yeni ticari önlemler hazırlıyor. Brüksel, bir yandan yerli üreticiyi koruyacak adımları hızlandırırken diğer yandan Pekin ile diyalog kanallarını açık tutmayı hedefliyor.

Avrupa Birliği (AB), Çin’den gelen artan ithalat dalgasına karşı Avrupa sanayisini korumak amacıyla yeni ticari önlemlerin hazırlığını hızlandırıyor.

South China Morning Post (SCMP) gazetesinin Avrupalı yetkililere dayandırdığı haberine göre Brüksel, bu süreçte Pekin ile doğrudan diyalog zeminini de muhafaza etmek istiyor.

Geçtiğimiz hafta bir araya gelen AB ülke liderleri, Avrupa Komisyonuna Çin’in ihracat artışından kaynaklanan ekonomik etkilerle mücadele çalışmalarını yoğunlaştırma talimatı verdi.

Bu gelişmenin ardından AB Komisyonunun ticaretten sorumlu üyesi Maros Sefcovic, Çin Ticaret Bakanı Wang Wentao ile görüşerek ticaret ve yatırım konularında istişarelerde bulunmak üzere yeni bir ortak platform kurulması hususunda mutabakata vardı.

Kapsamlı bir anlaşma beklenmiyor

SCMP’ye konuşan Brüksel kaynakları, AB ile Çin arasında geniş kapsamlı bir ticaret anlaşmasına varılmasına ihtimal vermiyor.

Avrupalı bir yetkili, mevcut duruma ilişkin gerçekçi olunması gerektiğini belirterek “Çin’in aşırı üretim kapasitesine dayalı ekonomik modelinin değişmeyeceğini kabul etmek zorundayız. Bu gerçekle yaşamak ve kendimizi buna göre dönüştürmek durumundayız” ifadelerini kullandı.

Çin gümrük verileri üzerinden yapılan hesaplamalar, AB’nin Çin ile olan ticaret açığının mayıs ayında yıllık bazda yüzde 15 arttığını, Almanya’nın bu ülkeye karşı verdiği dış ticaret açığının ise yüzde 31,6 yükseldiğini ortaya koyuyor.

Gazete, Çinli üreticilerin baskısı altındaki Alman otomotiv üreticisi Volkswagen’in, artan rekabet koşulları nedeniyle yaklaşık 100 bin çalışanın istihdamını azaltmayı değerlendirdiğine dikkat çekiyor.

Brüksel’deki karar mercileri, tek bir tedarikçiye olan bağımlılığı azaltacak yeni mekanizmalar üzerinde çalışırken Çin’in olası misilleme adımlarına maruz kalabilecek Avrupalı şirketler için de telafi edici destek yapıları geliştiriyor.

Avrupa Komisyonu ise atılan adımların doğrudan Çin’i hedef almadığını, yalnızca Avrupa ekonomisinin güvenliğini sağlamayı amaçladığını vurguluyor.

Çin, AB ile yapılacak iki toplantıyı son anda iptal etti

Pekin’den adil rekabet savunması

Pekin yönetimi ise Avrupa kanadından yöneltilen haksız rekabet suçlamalarını reddediyor.

Çin Başbakanı Li Qiang, Çin teknolojisinin ve ürünlerinin küresel pazar için bir tehdit değil, aksine bir gelişim kaynağı ve fırsat teşkil ettiğini belirtti.

Çin’in AB Nezdindeki Büyükelçisi Cai Run ise Brüksel’in “risk azaltma” gerekçesiyle kısıtlayıcı önlemler uygulamaya devam etmesi halinde Çin’in gerekli karşı adımları atacağı uyarısında bulundu.

İki taraf arasındaki ticari ilişkiler, AB’nin korumacı politikalarını artırmasıyla birlikte daha karmaşık bir hal alıyor.

Brüksel’in, Çinli firmaların Avrupa pazarına erişim sağlayabilmesi için özellikle otomotiv ve batarya üretimi gibi stratejik sektörlerde teknoloji transferini zorunlu kılacak düzenlemeleri gündemine aldığı belirtiliyor.

Çin Ticaret Bakanlığı, bu tür girişimlerin serbest ve adil rekabet ilkelerine aykırı olduğunu, küresel tedarik zincirlerinin istikrarını tehlikeye attığını duyurdu.

Ayrıca AB’nin yerli üretimi teşvik etmeyi amaçlayan yasa tasarılarının, kamu finansmanından yararlanmak isteyen yabancı ortaklı firmalara yerli parça kullanım zorunluluğu getirmesi de Pekin ile Brüksel arasındaki ticari anlaşmazlığı derinleştiren unsurlar arasında yer alıyor.

Alman otomotivinde Çin kaynaklı büyük daralma başladı

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English