Ortadoğu
Gazze bombalarının perde arkası

Hükümet karşıtı protestolar ve İran’ın normalleşme süreci nedeniyle caydırıcılığını kaybetmekle eleştirilen Netanyahu hükümeti, Gazze’ye yağdırdığı bombalarla hem “imajını” düzeltmeyi hem de kritik bütçe oylaması öncesi dağılmanın eşiğindeki koalisyonunu hayata döndürmeyi hedefliyor.
İsrail’in, İslami Cihad Hareketi’nin 3 liderini hedef aldığı hava saldırısı sonrası gerilim tırmanıyor. İsrail’in saldırılarına yanıt olarak Gazze’den roketler atılıyor. Ateşkes görüşmelerinden henüz olumlu bir sonuç çıkmadı. Peki İsrail hükümeti, topyekûn savaş riskini beraberinde getiren ve iki günü geride bırakan bu saldırıları neden başlattı?
İsrail, salı günü Gazze Şeridi’ndeki İslami Cihad hareketinin askeri kolu Kudüs Tugayları’nın önemli liderlerinden üçünü aileleriyle birlikte katletti. İsrail ordusunun abluka altındaki Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda aralarında çocukların da olduğu 15 kişi hayatını kaybetti, 22 kişi yaralandı. İslami Cihad, saldırıya yanıt olarak işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan Dotan Yahudi yerleşim birimine yönelik saldırı düzenlendiğini duyurdu. İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ndeki saldırılarını sürdürürken Filistinli gruplar da bu saldırılara roket atışlarıyla karşılık vermeye devam ediyor. İsrail’in saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 25’e yükselirken 76 kişi de yaralandı. İsrail Savunma Kuvvetlerinden (IDF) yapılan açıklamada, Gazze’den atılan 469 roketten 333’ünün İsrail’e ulaştığı, 107’sinin ise Gazze Şeridi sınırlarında düştüğü belirtildi. Geriye kalan 29 rokete ilişkin ise bilgi paylaşılmadı. Hava savunma sisteminin 153 roketi engellediği, bazı roketlerin yerleşim birimlerine isabet ederek maddi hasara yol açtığı aktarıldı.
İsrail’in saldırılarının hedefindeki İslami Cihad, İsrail’in bölgede evleri bombalamaya devam etmesi durumunda Tel Aviv ve İsrail’in iç kesimlerine misilleme saldırılarının düzenleneceği duyurdu. Hamas ise Gazze Şeridi’nden İsrail’e fırlatılan roketlerin, İsrail saldırılarına karşı direniş güçlerinin ortak olarak verdiği karşılığın bir parçası olduğunu belirtti. Hamas Sözcüsü Abdullatif el-Kanu, yaptığı yazılı açıklamada, “Direniş güçlerinin birlikte düzenlediği saldırılar, işgal güçlerinin gerçekleştirdiği katliama yanıt verme sürecinin bir parçası” ifadesini kullandı. İsrail’in, Filistin halkına karşı artırdığı saldırıların yansımalarından sorumlu olduğunu vurgulayan Kanu, İsrail’in yaptıklarının bedelini ödeyeceğini kaydetti.
Neden şimdi?
İsrail’i bu pervasız saldırılara götüren sürecin fitili, mayıs başında ateşlendi. Filistinli tutuklu Hıdır Adnan’ın hapishanede 87 gün sürdürdüğü açlık grevinin ardından 2 Mayıs’ta hayatını kaybetmesi üzerine Gazze Şeridi’nden İsrail yönüne 30’dan fazla roket atıldı. İsrail de misilleme olarak Gazze’yi bombaladı. İsrail savaş uçaklarının saldırılarında bir Filistinli hayatını kaybetti, 5 Filistinli yaralandı. Söz konusu saldırının hemen ardından 3 Mayıs’ta Gazze Şeridi’ndeki silahlı gruplar ile İsrail arasında ateşkes sağlandı. Bir günde sağlanan ateşkes, iç politik tartışmalarla sarsılan ülkede zaten var olan “İsrail’in caydırıcılığının kalmadığı” yönündeki eleştirilerin dozunu yükseltti.
Netanyahu liderliğindeki hükümetin yargı reformu nedeniyle ülke çapına yayılan eylemlerin İsrail’in “düşmanlarını” cesaretlendirdiği argümanı, hükümet karşıtı eylemler başladığından beri dile getirilen bir eleştiriydi.
Üstelik İsrail’in “ezeli düşmanı” İran’ın, Tel Aviv’in potansiyel müttefikleriyle normalleşme sürecine girmesi ve nükleer programında kaydettiği ilerleme alarm zillerinin çalmasına neden oldu. “Düşman” bu ilerlemesini sürdürürken ülkeyi iç savaşın eşiğine getirmekle eleştirilen Netanyahu’nun, mayıs başında yaşanan gerilimde 24 saat içinde ateşkes ilan etmesi sadece muhalefet değil hükümetin hatta Netanyahu’nun kendi partisi Likud’un içinden de eleştirilerin yükselmesine yol açtı.
Likud Partisi Milletvekili Danny Danon, sosyal medya hesabı Twitter’dan yaptığı paylaşımda “Caydırıcılığı yeniden sağlamak için sabah uyandığımızda dün gece kaç tane teröristin kararlı bir şekilde ortadan kaldırıldığını duymamız gerekiyordu” ifadelerini kullandı. İsrailli aşırı sağcı Yahudi Gücü Partisi Milletvekili Almog Cohen de yine sosyal medya hesabından “Bahaneler bitti. Ezici ve acı verici bir tepki vermenin zamanı geldi” paylaşımı yaptı. Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in liderliğini yaptığı Yahudi Gücü Partisi ise İsrail Meclisi’nin oturumlarını boykot ettiğini açıkladı.
İran, Hamas ve Hizbullah koordinasyonu İsrail’i endişelendiriyor
‘İsrail’in caydırıcılık kapasitesi aşındı’
İsrail’in askeri bürokrasisinin görüşlerini yansıtan Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü (INSS), mayıs başında yayınladığı analizde “İsrail’e yönelik bu operasyonlar ve daha önce yaşanan bir dizi olay, İkinci Lübnan Savaşı sonrasında gelişen caydırıcılık denklemi çerçevesinde oyunun kurallarını iyileştirmek için yorulmak bilmeden çalışan Hizbullah karşısında İsrail’in caydırıcılık kapasitesini aşındırdı” ifadelerini kullandırdı. Bu aşınmanın göstergeleri olarak şunlar sıralandı:
- Hizbullah’ın son iki yıl içinde, kendi faaliyetlerinin İsrail’i Lübnan hava sahasındaki operasyonlarını azaltmaya zorladığı iddiası
- Hizbullah ajanlarının İsrail sınırı boyunca gözlem noktalarındaki varlığını genişletmesi
- İsrail güçleriyle sınır boyunca yaşanan çatışmalar
- Nasrallah’ın Hizbullah için bir zafer olduğunu iddia ettiği İsrail ve Lübnan arasındaki deniz sınırı anlaşmasının Ekim 2022’de imzalanması
Analizde Hizbullah’ın (direniş) ekseninin diğer üyeleri gibi İsrail’in anayasal krizle ilgili iç tartışmalarını ve İsrail hükümetine karşı yaygın protestoları İsrail’in içsel zayıflığının bir ifadesi olarak gördüğü belirtildi ve “Nasrallah’ın özellikle son 12 ayda ortaya attığı ve konuşmalarında öne çıkan yanlış anlatı, öyle görünüyor ki, son olaylarda sergilediği aşırı cüretkârlığın sebebi” denildi.
Analizde, İsrail’in ne yapması gerektiği ile ilgili şu fikirler yer aldı: “Her halükârda, son olaylar İsrail’in Hizbullah ve direniş eksenindeki ortakları karşısındaki caydırıcılığının aşınmakta olduğunu gösteriyor. Bu koşullar altında İsrail’in siyasi liderliği, geniş eksenin öncüsü olan ve şu anda İsrail’in güvenliğine yönelik en büyük konvansiyonel tehdidi oluşturan Hizbullah’a karşı caydırıcılığı güçlendirecek bir strateji oluşturmak için güvenlik kurumlarıyla derin ve kapsamlı bir tartışma başlatmalı. Görünen o ki Hizbullah’a yönelik askeri bir operasyon, örgüte provokasyonlarına devam etmesi halinde ağır bir bedel ödetileceğini açıkça göstermek ve Hamas’ın attığı füzeler de dahil Lübnan’dan yapılan terör saldırılarının rutin hale gelmesini engellemek için gerekli. İsrail karmaşık bir sorunla karşı karşıya: gerilimi tırmandırmadan ve topyekûn savaş riskine girmeden Hizbullah ve Hamas’a karşı caydırıcılığını nasıl güçlendireceği. İsrail’in hareket alanı var ve tercih ettiği hareket tarzına ve zamanlamaya karar vermeli ve olası sonuçlara karşı kendini hazırlamalı.”
Koalisyonu kurtarma hamlesi
Muhalefetten yükselen caydırıcılığın aşındığı eleştirisi bu son saldırıların önemli bir nedeni ancak Netanyahu için daha kritik olan koalisyon içi tartışma. Özellikle ilan edilen ateşkes nedeniyle Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in Meclis oturumlarını boykot edeceğini duyurması. Çünkü Netanyahu’nun 2023-2024 bütçesini bu ay sonuna kadar Meclis’ten geçirmek zorunda. Bütçe 29 Mayıs’a kadar Meclis’te kabul edilmezse hükümet otomatik olarak düşecek ve erken seçime gidilecek. Bu yüzden Ben-Gvir’in Meclis oturumlarını boykot açıklaması Netanyahu’nun göz ardı edebileceği bir koz değil. Üstelik bütçe oylamasını koz olarak kullanan tek koalisyon ortağı da Ben-Gvir değil. Birleşik Tevrat Yahudiliği, bu ay sonuna kadar hükümeti Haredilerin zorunlu askerlikten muaf tutulması konusunda adım atmaya zorluyor. Geniş kapsamlı Gazze saldırıları Ben-Gvir’in Meclis boykotunu sonlandırırken diğer aşırı sağcı koalisyon ortaklarının talepleri konusunda yumuşamaya ve düşmana karşı Netanyahu etrafında kenetlenmelerini de sağlıyor. Özetle, kritik bütçe oylaması önce Netanyahu Gazze saldırıları sayesinde koalisyonundaki çatlakları yamamış durumda.
İsrail’in köklü yayın organlarından sol görüşlü Haaretz gazetesinin yazarlarından Zvi Bar’el de kaleme aldığı yazıda bu tespiti yapıyor: “Gazze’deki ölümler İsrail koalisyonunu hayata döndürdü.”
Yine aynı gazetenin editöryal başyazısında da aynı tespite yer verildi. “Gazze suikastları tamamen İsrail siyasetiyle ilgili” başlıklı başyazıda, “…hükümet, ‘zayıf tepkisi’, ‘utanç verici çevreleme politikası’ ve fırsatı varken ‘terörist altyapıyı’ çökertememesi nedeniyle kamuoyunun bir kısmı ve birçok siyasetçi tarafından sert bir şekilde eleştirildi. Aşırı uçlara meyleden sağcı hükümet bir anda zavallı ve omurgasız, hatta kendisinden önceki ‘solcu’ hükümetten bile daha zayıf görülmeye başlandı. Hükümetin imajına verilen zararın ne kadar ciddi olduğunu en hızlı anlayan kişi, en kıdemli isimlerinden biri olan Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir oldu. Kendisinin davet edilmediği güvenlik müzakerelerinin bir parçası olmayı talep etmekle kalmadı, aynı zamanda hükümetin daha agresif davranmasını, o korkunç ‘itidal’ politikasından vazgeçmesini ve terör örgütlerinin liderlerini vurmasını istedi.”
“Ben-Gvir kışkırtıcı söylemler kullanmakla yetinmedi. Kabineyi ve Meclis’i boykot ederek koalisyonun bütünlüğünü tehdit etti ve hatta tam da Meclis’te bütçe oylaması yaklaşırken hükümetin tamamen çökmesi riskini aldı. Ben-Gvir’in tehditleri Başbakan Binyamin Netanyahu’ya çatışmaların son “raundunun” bir düzeltmeye ihtiyacı olduğunu açıkça gösterdi. Bu doğrultuda İsrail Savunma Kuvvetleri ve Şin Bet güvenlik servisinden bazı öneriler getirmeleri istendi ve sonuçta üç üst düzey İslami Cihat yetkilisine suikast düzenlenmesi kararlaştırıldı.”
Hamas doğrudan hedef değil
İsrail’in saldırılarda doğrudan Hamas’ı hedef almaktan imtina etmesi, topyekûn bir savaşı istemediğini gösteriyor. Nitekim İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu bugün yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında Gazze’deki İslami Cihad hedeflerini yoğun biçimde hedef aldıklarını özellikle vurguladı. Ancak başlattıkları “askeri harekatın sona ermediğini” ve Gazze’ye şiddetli biçimde saldırmaya devam ettiklerini de söyledi. Netanyahu, “yeni teknolojik gelişmeler, operasyon becerileri ve aldıkları inisiyatifle yeni denge oluşturduklarını” belirterek, “teröristlere saldıracakları zaman ve yeri kendileri seçeceklerini, seçme önceliğinin kendilerinde olduğunu” savundu.
Görüşmeler tıkandı
Öte yandan İsrail ve Filistinli gruplar arasında yürütülen ateşkes görüşmelerinin tıkandığı belirtildi. AA’nın haberine göre İsrail ve Filistinli gruplar arasındaki görüşmelere yakın Filistinli kaynak, Filistinli grupların İsrail’den “suikast siyasetini” durdurmasını istediğini, Tel Aviv’in bunu reddettiğini aktardı. Kaynak, Mısır, Katar ve Birleşmiş Milletler (BM) aracılığıyla ateşkes görüşmelerinin devam ettiği bilgisini paylaştı.
Ortadoğu
Musk, Pentagon için “savaş danışmanlığı” yapacak

Dünyanın en zengin adamı Elon Musk, savaşın geleceğine odaklanan ve “Project Meridian” olarak bilinen bir Pentagon girişiminin eş direktörlüğünü üstlendi.
Musk’ın yeni görevini ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth duyurdu.
Savaşların eninde sonunda otonom insansız hava araçlarıyla yapılacağına dair inancını uzun süredir dile getiren Musk, savunma alanında faaliyet gösteren startup Anduril’in kurucusu Palmer Luckey ve eski Temsilciler Meclisi Başkanı Newt Gingrich ile birlikte eş direktör olarak projeye danışmanlık yapacak.
Hegseth, Pentagon’da yayınladığı bir notta, grubun “geleceğin savaş alanlarını inceleyeceğini” ve “savaşçıların bu ortamlarda üstünlük sağlamak için hangi silah ve teknolojileri kullanmaları gerektiğini belirleyeceğini” belirtti.
Hegseth, Quantico Deniz Piyade Üssü’nde yaptığı “Kuvvetlerin Durumu” konuşmasında şunları söyledi:
“Gelecekteki çatışmaları en iyi öngörenler yalnızca Pentagon’da bulunmuyor. Hem soruları sormayı hem de bunlara cevap vermeyi kendimize yüklerken, bariz önyargılar ve riskler söz konusudur.”
Hegseth, bu girişimin derhal başlayacağını ve konuşmasının ardından güvenli bir mekânda Musk, Luckey ve Gingrich ile bir araya geleceğini söyledi.
Meridian Projesi, “savaşların, alanların ve teknolojilerin gidişatını acımasızca haritalandırmak” için 120 gün süreye sahip olacak ve bu süreç, bulgularının kamuoyuna duyurulması ve gizli bir ek ile sonuçlanacak.
Hegseth, “Yeryüzünün altından Ay’ın ötesine” uzanan kapsamlı bir görev tanımını açıkladı.
Grup, yeni askeri stratejiler veya politikalar geliştirmek yerine, “ele geçirmemiz gereken alanları ve ustalaşmamız gereken yetenekleri” belirlemeye çalışacak ve gelecek nesil Amerikan askerlerinin ihtiyaç duyabileceği silah ve sistemleri “keşfetmeye, geliştirmeye ve sahaya sürmeye” odaklanacak.
Grubun, Ocak ayı sonuna kadar kendisine öneriler içeren bir rapor sunması bekleniyor.
Musk, 2024 yılında “Gelecekteki savaşlar tamamen insansız hava araçları ve hipersonik füzelerle ilgili olacak,” demişti. Bu, son yıllarda yaptığı benzer açıklamalardan sadece biriydi.
Hükümet Verimliliği Departmanı’ndaki (DOGE) denetim görevi kargaşayla sona eren ve Başkan Donald Trump’ın harcama tasarısı nedeniyle Trump ile bir anlaşmazlığa dönüşen Musk için, bu paneldeki görev, herhangi bir sıfatla hükümete resmi şekilde geri dönüşünü işaret ediyor.
Musk ve Trump sonunda barıştılar ve Musk, bu hafta Beyaz Saray’da diğer teknoloji liderleriyle birlikte yapay zeka güvenliği konulu bir toplantıya katıldı.
Meridian, Hegseth’in duyurduğu, ordunun otonom savaş ve hızla gelişen teknolojiler etrafında yeniden yapılandırılmasına yönelik daha geniş kapsamlı bir girişimin parçası.
Hegseth, müşterek kuvvetler genelinde otonom ve robotik yetenekleri yaygınlaştırmak üzere, kendi ifadesiyle “hizmet kolu benzeri yetkiler”e sahip yeni bir dört yıldızlı muharebe komutanlığı olan Otonom Savaş Komutanlığı’nın (AUTOWARCOM) kurulduğunu duyurdu.
Savaş Bakanlığı ayrıca, Hegseth’in “yeni nesil otonom savaşçılar” olarak adlandırdığı kişiler için özel kariyer yolları oluşturmak üzere, tüm askeri birimlerde yeni mesleki çerçeveleri aşamalı olarak uygulamaya başlayacak.
“Otonom Savaş Komutanlığı’nı on yıl önce düşünmüş olmalıydık,” diyen Hegseth, Meridian’ın, ordunun geride kalmadan bir sonraki teknolojik dönüşümü öngörebilecek kadar ileriye bakmayı amaçladığını açıkladı.
Ortadoğu
Reuters: Suriye hükümeti yetkilileri ile Hizbullah Türkiye’de gizli görüşmeler yaptı

Suriye hükümeti temsilcileri ile Lübnan Hizbullahı’nın, aralarındaki gerilimi azaltmak amacıyla Türkiye’de yüz yüze görüşmeler yaptığı iddia edildi. Suriye iddiaları reddetti.
Reuters’a konuşan ve görüşme hakkında bilgi sahibi altı kaynak, bunun uzun süredir karşı karşıya olan taraflar arasında bilinen ilk toplantı olduğunu söyledi.
İki Suriyeli yetkili, bir ABD’li yetkili ve Hizbullah’a yakın üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağının da aralarında bulunduğu altı kaynak, Suriye yetkilileri ile Hizbullah yetkililerinin geçen ay en az bir kez gizlice bir araya geldiğini belirtti.
Esad’ın 2024’ün sonlarında devrilmesinin ardından Suriye’nin yeni hükümeti ile Hizbullah arasındaki gerilim artmıştı. Şam yönetimi, grubu Suriye üzerinden İran’a silah transfer etmekle suçlarken, ABD de Suriye ordusuna Hizbullah’la savaşmak üzere Lübnan’a asker göndermesi için baskı yapıyor.
Altı kaynağa göre geçen ayki görüşmeye Hizbullah temsilcileri ile Suriye istihbaratı ve dışişleri bakanlığından yetkililer katıldı. Toplantı, gerilimi düşürme amacıyla Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının daveti üzerine gerçekleştirildi.
Kaynakların tamamı, daha önce kamuoyuna yansımayan hassas görüşmeyi anlatabilmek için isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.
Suriye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Dışişleri ve Savunma bakanlıkları ile ABD Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın toplantıyla ilgili sorularına hemen yanıt vermedi. Hizbullah’ın medya ofisi ise yorum yapmayı reddetti.
Kaynaklara göre taraflar karşılıklı güvenlik kaygılarını görüştü
ABD’li yetkili, Suriyeli yetkililer ve Lübnanlı kaynak, görüşmenin iki taraf arasındaki gerilim başlıklarını çözmeye odaklandığını ve olumlu geçtiğini söyledi.
Suriyeli yetkililerden biri, iki tarafın birbirine karşı düşmanlık beslemediği konusunda mutabık kaldığını ve Suriye’nin Hizbullah’a, grubun silahsızlandırılması amacıyla Lübnan’a askeri müdahalede bulunmayacağı güvencesini verdiğini aktardı.
Buna karşılık Suriyeli yetkililer, Hizbullah’tan sınır ötesi kaçakçılık girişimlerinin durdurulmasına yardımcı olmasını ve özellikle Suriye’nin güneyinde kalan uyuyan hücrelerini dağıtmasını istedi.
Suriye, salı günü ülkenin güneyinde roket fırlatmaya hazırlanan bir Hizbullah hücresinin yakalandığını açıklamıştı. Hizbullah ise çarşamba günü olaya karıştığını reddederek, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik ya da askeri faaliyete dahil değiliz,” açıklamasını yaptı.
Görüşme ve sonuçları hakkında doğrudan bilgi sahibi Lübnanlı kaynak iki tarafın “güvenlik meselelerinde büyük ilerleme kaydettiğini” belirtti.
Kaynak, Hizbullah’ın Lübnan içinde Suriye kaynaklı olası bir saldırıya ilişkin endişelerine atıfta bulunarak, “Hizbullah kendi cephesini güvence altına almak istiyor,” dedi.
Hem Suriyeli yetkili hem de Lübnanlı kaynak, nihai bir anlaşmaya varılmadığını ve herhangi bir açıklama yapılmasının planlanmadığını söyledi.
Lübnanlı kaynak, iki taraf arasında Türkiye aracılığıyla temasların yaklaşık iki ay önce başladığını da Reuters’a aktardı.
Suriye hükümeti enformasyon bakanlığına bağlı X hesabı böyle bir görüşme olduğu yönündeki iddiaları reddetti.
Toplantı için Türkiye bastırdı, İran yer almadı
Hem Hizbullah hem de Suriye hükümeti, daha önce birbirleriyle görüşmeye açık olduklarının sinyalini vermişti.
Temmuz ayında Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Şam’ın Hizbullah’la görüşmeye açık olduğunu söylemişti. Bir ay sonra Hizbullah lideri Naim Kasım da televizyonda yaptığı konuşmada grubun Suriye yönetimiyle görüşmeye itirazı olmadığını belirtmişti.
Üç kaynak, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın önemli müttefiklerinden olan Türkiye’nin, bu çabalara doğrudan dahil olmak istediği için toplantının yapılması yönünde bastırdığını söyledi.
Ancak toplantılarda İran yer almadı.
Lübnanlı güvenlik kaynağına göre ise Hizbullah, İran’ın bilgisi dahilinde toplantıya katıldı. Ancak Tahran’ın, doğrudan görüşmelerde yer almamasından ve Şara’nın şimdilik İran’la doğrudan ilişki kurulması fikrini geri çevirmesinden rahatsız olduğu iddia edildi.
Kaynağa göre nihai anlaşmaya varılamamasının ve toplantıyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmamasının temel nedeni de bu rahatsızlıktı.
İran’ın Cenevre’deki daimi temsilciliğinden konuya ilişkin hemen bir açıklama gelmedi.
Ortadoğu
FlyDubai uçağında kokpit krizi: İsrail saldırı ihtimalini inceliyor

Dubai’den Tel Aviv’e giden ve yaklaşık 150 İsrailli yolcuyu taşıyan FlyDubai uçağı, kokpitte çıkan kavga ve ani irtifa kaybının ardından Suudi Arabistan’a indi. Uçaktan kaçırma kodu iletilmesi üzerine İsrail Hava Kuvvetleri alarma geçerken, Tel Aviv yönetimi olayın saldırı girişimi olma ihtimalini incelemeye aldı.
Dubai’den Tel Aviv’e giden FlyDubai yolcu uçağında kokpitte çıkan arbede ve ani irtifa kaybı üzerine acil durum ilan edildi.
İsrailli makamlar, uçağın Suudi Arabistan’a zorunlu iniş yaptığı hadiseyi olası bir saldırı girişimi veya intihar teşebbüsü ihtimaliyle incelemeye aldı.
FlyDubai’ye ait FZ1073 sefer sayılı Boeing 737 MAX tipi uçak, 30 Eylül’de İsrail hava sahasına yaklaştığı sırada rotasını değiştirerek Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında yer alan Tebük Havalimanı’na teker koydu.
Yaklaşık 150 İsrailli yolcunun yer aldığı uçuşta bir “hadise” yaşandığını doğrulayan havayolu şirketi, tüm yolcuların güvende olduğunu duyurdu.
Uçuş takip platformu Flightradar24 verilerine göre, seyir halindeki uçak kısa süre içinde yaklaşık 33-34 bin feet seviyesinden 14-16 bin feet irtifaya kadar sert bir düşüş yaşadı.
Uçaktan ilk olarak 7700 genel acil durum kodunun, hemen ardından ise kısa süreliğine “yasa dışı müdahale veya olası uçak kaçırma” anlamına gelen 7500 kodunun gönderildiği tespit edildi. Bu sinyal üzerine İsrail Hava Kuvvetleri teyakkuza geçti.
İsrail basınında yer alan iddialarda, Umman vatandaşı yardımcı pilotun uçuş sırasında kaptana saldırarak kumandayı ele geçirmeye çalıştığı öne sürüldü.
Ynet ve Reuters’a değerlendirmede bulunan İsrailli yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü belirtmekle birlikte ilk tespitler ışığında olayın “terör saldırısı girişimi” ya da bir intihar eylemi olma ihtimali üzerinde durulduğunu aktardı.
Uçaktaki bazı yolcuların kokpite girerek saldırgan olduğu ileri sürülen personele müdahale ettiği ve bu kişiyi etkisiz kıldığı iddia edildi.
Sosyal medyaya yansıyan ve henüz bağımsız kaynaklarca doğrulanmayan paylaşımlarda, kabinde panik yaşandığı ve zeminde kan izlerinin yer aldığı öne sürüldü. Tebük Havalimanı yetkilileri ise uçağın kaptanı ile yardımcı pilotunun yaralı halde hastaneye kaldırıldığını açıkladı.
Gelişmenin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu güvenlik yetkilileriyle olağanüstü bir değerlendirme toplantısı yaptı. Başbakanlık Ofisi durumun kontrol altında olduğunu ve yolcuların tahliyesi için temasların sürdüğünü açıkladı.
Muhalefet lideri Yair Lapid’e de süreç hakkında bilgilendirme yapıldı.
Yaklaşan seçimler öncesinde dün hasım aktörlerin saldırı hazırlığında olabileceğini savunan Netanyahu’nun aksine, İsrail güvenlik kaynakları seçim sürecine dönük somut bir istihbarat olmadığını dile getirmişti.
Yaşanan hadise Tel Aviv’de siyasi tepkilere de yol açtı. İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev, FlyDubai şirketinin İsrail uçuşlarının durdurulmasını talep etti.
The Times of Israel’ın aktardığına göre Regev, İsrail Sivil Havacılık Dairesinden Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan havacılık anlaşmasının şartlarını denetlemesini istedi.
Anlaşmanın, İsrail’e uçan personelin Tel Aviv ile diplomatik bağı olan ülke pasaportlarını taşımasını şart koştuğu ileri sürülüyor.
Suudi Arabistan ile İsrail arasında resmi diplomatik temas kurulmamış olsa da Riyad yönetimi, acil durumlarda hava sahasını İsrail bağlantılı seferlere açıyor.
Hadiseye ilişkin FlyDubai bünyesinde inceleme başlatılırken, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman makamları henüz ayrıntılı bir açıklama yayımlamadı.
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceABD, Yemen ile görüştü iddiası











