Bizi Takip Edin

Amerika

İngiliz ekonomist Pettifor: Trump şoku küresel ekonomi için ‘Lehman anı’ olabilir

Yayınlanma

İngiliz ekonomist Ann Pettifor, Substack bülteninde yayımladığı makalede, Trump yönetiminin gümrük vergisi adımının küresel ekonomi için ‘Lehman anı’ etkisi yaratabileceği uyarısında bulundu. Pettifor, bu şokun temelinde yatan nedenin küresel ticaret sisteminin karmaşıklığını anlamayan ‘Önce Amerika’ ideolojisi ve derinleşen yurt içi eşitsizlikler olduğunu ifade etti.

İngiliz ekonomist Ann Pettifor, Substack bülteninde yayımladığı makalede, 2 Nisan 2025 tarihli “Trump Şoku”nun ciddiyetinin hafife alınmaması gerektiğini belirtti.

Pettifor, bu potansiyel şokun, nerede olursa olsun herkesin emekliliği, yatırımları, muhtemelen işi ve ekonomisi üzerindeki etkisinin küçümsenmemesi gerektiğini vurguladı.

Pettifor’a göre, ABD Başkanı Donald Trump küresel ticaret sisteminin “altına bir fitil ateşledi” ve başlattığı uluslararası iktisadi “havai fişek gösterisi” konusunda rahat bir tavır sergiliyor.

Ekonomist, Trump’ın dünya düzenini değiştirme girişiminin ne kadar tehlikeli olduğunu tam olarak kavramadığını ifade etti.

Pettifor, Machiavelli’nin “Yeni bir düzen başlatmaktan daha zor, başarısı daha şüpheli ve ele alınması daha tehlikeli bir şey yoktur,” sözlerini hatırlattı.

Pettifor, Trump’ın tüm gerekenin, yönetiminin uyguladığı “karşılıklı” küresel gümrük vergileri üzerine kaba bir metodoloji ve hesaplamalardan ibaret olduğunu düşündüğünü yazdı.

‘Hükümetler piyasaya müdahale etmeli’

“Trump yönetiminin sorumsuzluğuna hükümetler nasıl tepki vermeli?” sorusunu yönelten Pettifor, ilk gerekliliğin gerçekçilik olduğunu belirtti. Ekonomiste göre, her şeyden önce, hükümetlerin geri çekilmesi ve özel piyasaların ekonomileri istikrara kavuşturmasına izin vermesi gerektiği yönündeki yaygın dogmanın askıya alınması gerekiyor.

Pettifor, hükümetlerin büyük ölçüde ideolojik nedenlerle hem iç hem de uluslararası ekonomi üzerindeki güçlerini sermaye, para birimleri ve ticaretteki özel piyasaların “görünmez ellerine” devrettiğini savundu.

Ancak Trump’ın düşüncesizce yaptığı tek bir duyuruyla bu efsaneyi yerle bir ettiğini belirten Pettifor, “ABD yönetimi, mal ve hizmet piyasalarını altüst edebilir ve geçen hafta etti. Yarın da muhtemelen para birimi, hisse senedi ve borç piyasalarını altüst edecektir,” dedi.

Bu felakete yanıt vermek için hükümetlerin öncelikle durumun ciddiyetini tam olarak kavraması gerektiğini ifade eden Pettifor, hepsinin bunu anladığının net olmadığını ekledi.

İngiliz hükümetinin Trump müzakerecileriyle bir “anlaşma” yapma umudunu sürdürdüğünü belirten ekonomist, bunun a) Trump yönetiminin güdüleri ve b) bu krize ikili bir çözüm bulunması olasılığı hakkında bir derece naiflik içerdiğini öne sürdü.

Pettifor, bunun hayal ürünü olduğunu belirterek, “Trump yönetimi iyi niyetle müzakere etmeyecektir. ‘Önce Amerika’ ideolojisine çok bağlı. Müttefiklerini kasıtlı olarak düşman haline getirdi. İzolasyonisttir ve küresel ticaret dengesizlikleri krizine uluslararası bir çözüm kabul etmeyecektir,” değerlendirmesinde bulundu.

Wolfgang Münchau: Trump’ın tarifeleri küreselleşmenin sonudur

‘Kriz ikili değil, uluslararası’

Daha da kötüsü, Trump yönetiminin milliyetçi, proto-faşist bir hükümet olduğunu ve bu krizin ticaret ortaklarıyla bir dizi ikili anlaşma yoluyla çözülemeyeceğini anlamadığını savunan Pettifor, bunun nedenini şöyle açıkladı:

“Çünkü bu kriz, küresel ticaret sistemine dahil olan tüm ülkeler arasında patlak veren uluslararası bir kriz. ABD ile örneğin Meksika veya Çin arasında bire bir kriz değil. Bundan çok daha büyük; Amerika Birleşik Devletleri tamamen açık bir ekonomi, çok çeşitli ülkelerle küresel olarak ticaret yapıyor ve çoğuna karşı açık veriyor.”

Pettifor, “küreselleşme” ideolojisi sayesinde dünya ticaretinin tasarım gereği tamamen entegre olduğunu belirtti.

Ticaretteki “serbest piyasaların” son otuz ila kırk yılda başardığı şeyin bu olduğuna işaret eden Pettifor, “Bir ipliği —en büyük açığa sahip bir ülkeyi ve en büyük fazlaya sahip başka bir ülkeyi içeren ipliği— çekerseniz, uluslararası ve çok taraflı ticaret sistemi çözülebilir,” diye ekledi.

Ekonomist, Donald Trump’ın bir dizi ikili anlaşmayla tek tek iplikleri çekebileceğini ve böylece ABD ticaretine dengeyi yeniden getirebileceğini düşündüğünü ifade etti.

Pettifor, Trump’ın yanıldığını belirterek, nedenini başka bir benzetmeyle açıkladı: “Küresel ticareti, içindeki havanın fazla ve açık veren ülkelerden oluştuğu dev bir balon olarak düşünün. ‘Balonun’ bir kısmındaki bir açığı sıkıştırırsanız, balon başka bir yerde genişler. Sistemin bir bölümündeki —Amerika Birleşik Devletleri’ndeki— bir Çin fazlasını sıkıştırırsanız, Çin’in fazlası örneğin Avrupa Birliği’ne yığıldığında balon patlar.”

Pettifor, hem açıkları hem de fazlaları çok fazla sıkıştırmanın balonu patlatacağını ve kontrolden çıkmasına neden olacağını vurguladı.

Pettifor, küresel istikrara giden iki yol olduğunu belirtti: Birincisi uluslararası bir yol; ikincisi ise yurt içi bir yol.

Uluslararası yolun, devletler arasında ticaret ve finansal ilişkilerini istikrara kavuşturmak için hem işbirliği hem de koordinasyon gerektireceğini ifade eden Pettifor, her şeyden önce ülkeler arasındaki sermaye akışlarını yönetmek için işbirliği gerektireceğini vurguladı.

Pettifor, ikili çözümlerin sistemi düzeltmeyeceğini, fazlaları azaltmayacağını veya açıkları düzeltmeyeceğini savundu.

Bunun yerine, hem fazlaları hem de açıkları azaltma görevinin farklı bir odaklanma gerektirdiğini belirten ekonomist, bu odaklanmanın fazla ve açık veren ülkelerin iç ekonomilerinde değişikliklere öncelik vermesi ve izin vermesi gerektiğini söyledi.

Pettifor’a göre, mevcut rejimi altındaki Amerika Birleşik Devletleri bu uluslararası yanıta liderlik edemez. Dünyanın geri kalan liderlerinin uluslararası düzeyde bir araya gelmesinin zor olduğunu, zira devletler tarafından uluslararası koordinasyona direnmek üzere tasarlanmış küresel bir ekonomik sisteme bağlı olduklarını dile getirdi.

Bu sistemin hükümetlerin piyasa güçlerinden uzak durmasını tercih ettiğini ve her şeyden önce sermayeye sınırlar ötesinde sürtünmesiz hareket etme konusunda üstün güç tanıyan küresel bir ekonomi olduğunu ekleyen Pettifor, “Bu siyasi ve liderlik boşluğunun doldurulması gerekiyor,” dedi.

Trump ve ‘Kurtuluş Günü’: Gümrük vergilerinden ötesi

Krizin kökeni: Eşitsizlik

Pettifor, bir hükümetin yurt içi yolu seçmesinin, “buraya nasıl geldiğimizi anlamayı” gerektirdiğini ifade etti.,

Ticaret dengesizliklerinin, iç ekonomideki eşitsizliğin bir sonucu olduğunu belirten Pettifor, Klein ve Pettis’in ünlü argümanına atıfta bulunarak, ticaret savaşlarının aslında “sınıf savaşları” olduğunu vurguladı.

Pettifor, “Ticaret savaşı, bir ülke içindeki bir çatışmanın yanlış bir şekilde ülkeler arasında bir çatışma olarak yansıtılmasıdır,” dedi.

“Küreselleşme” ideolojisinin yükselişiyle ülkelerin ekonomilerini ihracata yöneltmeye teşvik edildiğini ifade eden Pettifor, yoksul ülkelerin yalnızca ihracat sektörünü destekleyerek ve sübvanse ederek “büyüyebileceklerine” ikna edildiğini söyledi.

Emtia ihracatına yönelen ülkelerin, benzer emtiaları ihraç eden diğer yoksul ülkelerle rekabet etmek zorunda kaldığını, fiyatlar düştükçe ve para birimleri özellikle her zaman güçlü olan ABD dolarına göre değer kaybettikçe zorlandıklarını ekledi.

Pettifor, bu ülkelerin enerji veya ilaçları ABD doları dışında bir para birimiyle satın alma hakkından mahrum bırakılmasının, güçlü doların düşük gelirli ülkelerde sürekli olarak gerçek ekonomik acıya ve başarısızlığa neden olduğunu vurguladı.

Anglo-Amerikan ülkelerinde ihracatçılara yönelik kamu sübvansiyonlarının (EXIM bankası ve İngiltere’nin İhracat Kredi Garanti Departmanı gibi), ucuz kredi ve vergi indirimlerinin ihracat sektöründe aktif olan şirketleri kayırdığını belirten Pettifor, buna ticaretin finansmanını yöneten finans kurumlarının (Wall Street ve City of London) ve tabii ki süper zenginlerin de dahil olduğunu da ekledi.

Pettifor, kamu mali desteği ve kaynaklarının bu sektörler ve zenginler için fazla tasarruf ve “aşırı tüketim” yarattığını ifade etti.

Ekonomist J. A. Hobson’ın sözleriyle, bu zenginlerin sonuç olarak “bildikleri herhangi bir arzunun taleplerinin çok üzerinde” gelir ve servete sahip olduklarını kaydetti.

Buna karşılık, bu ülkelerdeki işçilerin ürettiklerinden düşük pay aldığını ve bunun küresel ticaret sistemi tarafından üretilenleri tüketme ve ithal etme yeteneklerini azalttığını söyleyen Pettifor, bazı işçilerin gelirlerinin kasıtlı olarak baskılandığını ekledi.

Pettifor, bunun küresel ekonominin ürettiği tüm mal ve hizmetlerin yetersiz tüketilmesine ve ekolojik dengesizlikleri daha da kötüleştiren bolluklara (gluts) yol açtığını belirtti.

Sorunun, zenginlerin kazandıklarının tamamını harcamaması ve harcayamaması olduğunu belirten Pettifor, buna karşılık yüzde 99’luk kesimin kazandıklarının tamamını gıda, kira, sağlık ve eğitime harcadığını söyledi.

Ancak düşen reel gelirleri nedeniyle bunların bile karşılanamaz hale geldiğini kaydeden Pettifor, “Her halükârda, yüzde 99’luk kesim, düşen reel gelirler sonucunda üretilen her şeyi tüketemedi,” değerlendirmesini yaptı.

Dolayısıyla, pek çok ana akım ekonomistin iddia ettiği gibi, toplumun satın alma gücünün çok az mal ve hizmeti kovalamasından ziyade, çok fazla mal ve hizmetin küçülen satın alma gücünü kovaladığını savundu.

Bu iç dengesizliklerin eşitsizlik üzerindeki gerilimlerin artmasına neden olduğunu belirten Pettifor, bu noktada Trump gibi popülist partilerin suçu giderek küreselleşen sistemden ve iç eşitsizliğin adaletsizliğinden alıp yabancılara —göçmenlere, Çinlilere, Meksikalılara vb.— kaydırdığını ifade etti.

Trump’ın küresel gümrük vergileri Çin’e ‘çok yönlü abluka’ işlevi görüyor

Güçlü dolar ve sermaye akışları

Pettifor, tüm bunlar olurken, 1970’ler ve 1980’lerin başından itibaren Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere gibi ülkelerin jeopolitik ve ideolojik nedenlerle sermaye hesaplarındaki çoğu kısıtlamayı kaldırmayı seçtiğini ve yabancı yatırımcıların açık finansal piyasalara engelsiz erişimine izin verdiğini hatırlattı.

Fazla veren ülkelerin ihracattan kazandıkları parayı örneğin ABD ürünleri satın alarak harcamadığını belirten Pettifor, bunun yerine sermayelerini ABD finansal varlıklarını —Hazine bonoları (tahviller), hisse senetleri, türevler, yatırım fonları vb.— satın almak için kullandıklarını söyledi.

Wall Street ve City of London’ın da buna aracılık ettiğini ekleyen Pettifor, “(Dünya merkez bankalarının başka seçeneği yoktu: ABD doları dünyanın rezerv para birimidir ve rezerv tutmakla yükümlüdürler),” diye ekledi.

ABD’de finansal piyasalara bu para akışının ABD dolarının güçlenmesine yol açtığını belirten Pettifor, bunun finansal varlıkların değerini artırıp zenginleri daha da zenginleştirirken, ABD’de üretilen malların rekabet gücünü kaybetmesine neden olduğunu ifade etti.

Bunun fabrikaların kapanmasına, iş kayıplarına ve emeğin ABD ekonomisindeki payının küçülmesine yol açtığını daekledi.

Denge için reçete

Öte yandan Pettifor, uluslararası ticaret ve finans sistemine dengeyi yeniden getirmenin öncelikle hem ticaret hem de sermaye akışlarının daha fazla yönetilmesini gerektirdiğini belirtti. Her şeyden önce, ekonomilerin küresel sistemden uzaklaşıp iç ekonomideki yüzde 99’luk kesimin gelirlerini artırmaya yönelik yeniden yönlendirilmesini gerektirdiğini vurguladı.

İngiltere ve Avrupa’da bunun kemer sıkma politikalarının ve giderek saçma hale gelen “mali kuralların” terk edilmesini gerektirdiğini söyleyen Pettifor, devletin çoğunluğun gelirlerini reel olarak artırmak için harekete geçmesi gerektiğini ifade etti.

İkinci olarak, egemen rezerv para birimlerinden uzaklaşılması gerektiğini belirten Pettifor, daha önceki yazılarında savunduğu gibi, bunun bölgesel takas birliklerinin kurulmasıyla başlayabileceğini söyledi.

Nihayetinde, dünyanın uluslararası bir takas birliği etrafında koordine olmak ve işbirliği yapmak için bir araya gelmesi gerektiğini vurguladı.

Başka bir deyişle, Pettifor’a göre günümüzün küresel krizi, John Maynard Keynes gibi bir liderlik ve vizyon gerektiriyor.

Ekonomist, “Bu kalibredeki ekonomistler ve tavsiyelere kulak verecek kadar bilge politikacılar bugünlerde az bulunuyor,” dedi.

Pettifor, “Bu yüzden kemerlerinizi bağlayın. Çalkantılı bir döneme giriyoruz,” uyarısıyla sözlerini tamamladı.

Amerika

ABD halkı dolandırıcılara bir yılda 68 milyar dolar kaptırdı

Yayınlanma

Gallup ve Stop Scams Alliance tarafından yürütülen güncel bir araştırma, 2025 yılında ABD’deki yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 6’sının dolandırıcıların hedefi olduğunu ortaya koydu. Toplamda 15 milyon kişiyi etkileyen bu suç faaliyetlerinde yapay zeka kullanımının payı artarken, toplam finansal kaybın 68 milyar dolara ulaştığı bildirildi.

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) 2025 yılında yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 6’sı dolandırıcılık faaliyetlerinin kurbanı oldu. Araştırmalar, bu suçların önemli bir kısmında yapay zeka teknolojilerinin kullanıldığını gösteriyor.

Kamuoyu araştırma şirketi Gallup ile dolandırıcılıkla mücadele platformu Stop Scams Alliance tarafından ortaklaşa yürütülen çalışmanın sonuçları, ABD merkezli televizyon kanalı NBC tarafından yayımlandı.

Elde edilen verilere göre, ülkede yaklaşık 15 milyon kişi dolandırıcıların tuzağına düştü. Mağdurların beyanları, bu nitelikli dolandırıcılık eylemlerinin yüzde 12’sinde yapay zeka unsurlarının aktif şekilde rol oynadığını ortaya koyuyor.

Vakaların yüzde 49’unda ise mağdurlar, çeşitli ödeme sistemlerini kullanarak kaynaklarını dolandırıcılara kendi elleriyle transfer etti.

Kâr amacı gütmeyen siber güvenlik kuruluşu Stop Scams Alliance kurucusu ve genel direktörü Ken Westbrook, konuya ilişkin değerlendirmesinde, organize suç şebekelerinin ulaştığı operasyonel kapasiteye dikkat çekti.

Westbrook, NBC News ile gerçekleştirdiği söyleşide şu ifadeleri kullandı:

“Bu aktörlerin organize suç örgütü olarak nitelendirilmesi tesadüf eseri değil. Son derece eşgüdümlü ve devasa ölçeklerde faaliyet gösteriyorlar. Esasen bu yasa dışı faaliyetlerin yarattığı mali tahribat 68 milyar dolara ulaşmış durumda. Bu miktar, hava yolu şirketi Delta Air Lines’ın yıllık toplam gelirine eş değer bir büyüklüğü temsil ediyor.”

Yapay zeka teknolojileri geliştiren OpenAI gibi küresel teknoloji firmaları da kendi platformlarının kötü niyetli kullanımıyla ilgili periyodik raporlar yayımlıyor.

OpenAI tarafından şubat ayında paylaşılan veriler, yapay zeka araçlarının dünya genelinde dolandırıcılık faaliyetlerinde kullanıldığını belgeliyor.

Bu yöntemler arasında, daha önce dolandırılarak mağdur edilmiş kişilere hitap eden ve kaybedilen fonların geri alınabileceğini vaat eden sahte “kayıp telafi hizmetleri” reklamlarının yayılması yer alıyor.

Öte yandan, yapay zeka tabanlı sistemlerin manipüle edilmesine yönelik teknik detaylar da resmi makamların raporlarında kendisine yer buluyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

Ford, ABD genelinde 740 binden fazla aracı geri çağırıyor

Yayınlanma

ABD merkezli otomotiv üreticisi Ford, şanzıman sistemindeki bir hata nedeniyle ülke genelinde 741 binden fazla aracı geri çağırıyor. Ulusal Karayolu Trafik Güvenliği İdaresi, söz konusu hatanın araçların kendiliğinden hareket etmesine yol açabileceğini bildirdi.

ABD merkezli otomotiv devi Ford Motor Co., şanzıman sisteminde tespit edilen bir hata nedeniyle ABD genelinde 741 bin 195 aracı geri çağırıyor.

Reuters haber ajansının ABD Ulusal Karayolu Trafik Güvenliği İdaresi (NHTSA) verilerine dayandırdığı bildirimde, söz konusu teknik aksaklığın sürüş güvenliğini riske attığı ifade edildi.

NHTSA tarafından yayımlanan raporda, araçların şanzıman sistemindeki bir hatanın park mekanizmasına zarar verebileceği, bu durumun ise park halindeki aracın aniden ve kendiliğinden hareket etmesine yol açabileceği kaydedildi.

Güvenlik kurumunun açıklamasına göre bu geri çağırma kararı; 2018-2021 model Navigator ve Expedition, 2020-2021 model Explorer ile 2021 model Lincoln Aviator ve F-150 araçların belirli bir kısmını kapsıyor.

Bronco modellerinde çamurluk kaplaması riski

Güvenlik idaresi, Ford’un şanzıman sorununun yanı sıra ABD’deki 36 bin 46 Bronco model aracı da geri çağıracağını duyurdu.

Açıklamada, bu araçların ön çamurluk kaplamalarının hatalı monte edildiği, sürüş esnasında yerinden çıkabilecek bu parçaların kaza riskini artırabileceği belirtildi.

Yetkililer, yetkili bayilerin söz konusu sorunların çözümü için şanzıman kontrol yazılımını ücretsiz olarak güncelleyeceğini, araçlarda gerekli incelemeleri gerçekleştireceğini ve hasarlı parçaları bedelsiz olarak onaracağını ya da değiştireceğini açıkladı.

Yazılım sorunları devam ediyor

NHTSA, Nisan ayında yaptığı bir diğer açıklamada, Ford’un şanzıman kontrol modülündeki yazılım hatası sebebiyle ABD’de yaklaşık 1,4 milyon F-150 model kamyoneti geri çağıracağını bildirmişti.

Yazılımdaki bu hatanın, araç hareket halindeyken şanzımanın beklenmedik şekilde düşük vitese geçmesine yol açabileceği, sürücünün araç üzerindeki kontrolünü kaybetmesine sebep olarak kaza riskini yükseltebileceği aktarılmıştı.

Diğer yandan, otomotiv bakım ve servis ağı EuroAuto verilerine göre, 2026 yılının başından itibaren Ford marka araçlar, en sık onarım ihtiyacı duyan markalar listesinde yedinci sırada yer aldı.

Model bazındaki istatistiklerde ise Ford Focus, servisleri en sık ziyaret eden araç modelleri arasında üçüncü sırada bulundu.

Okumaya Devam Et

Amerika

Trump yönetimine 25 eyaletten Medicaid davası

Yayınlanma

ABD’de 25 eyalet ve Columbia Bölgesi, Trump yönetiminin dar gelirli kesimlere sağlık sigortası sağlayan Medicaid programındaki çalışma muafiyetlerine getirdiği yeni kısıtlamalara karşı dava açtı. Massachusetts’teki federal bölge mahkemesinde açılan davada, hükümetin “tıbben kırılgan” statüsündeki en savunmasız bireyleri koruyan yasal güvenceleri ihlal ettiği belirtiliyor.

ABD’de 25 eyalet ve Columbia Bölgesi’nden oluşan koalisyon, Trump yönetiminin dar gelirli kesimlere yönelik sağlık sigortası programı Medicaid kapsamında, tıbben kırılgan durumdaki kişilere sağlanan çalışma zorunluluğu muafiyetlerini kısıtlayan yeni düzenlemesine karşı ortak dava açtı.

Massachusetts’teki federal bölge mahkemesinde pazartesi günü açılan davanın dilekçesinde, Federal Medicare ve Medicaid Hizmetleri Merkezinin (CMS), yeni çalışma gerekliliklerinden kimlerin muaf tutulacağına ilişkin yayımladığı geçici nihai kural ile Kongre tarafından belirlenen yasal korumaları ihlal ettiği belirtildi.

Eyaletlerin ortak dava dilekçesinde, Trump yönetiminin kabul ettiği bu yeni kural ile “Medicaid programının en savunmasız üyelerinden bazıları için Kongre tarafından yasal olarak güvence altına alınan çalışma muafiyeti sınırlarını çarpıcı biçimde daralttığı” ifade edildi.

Eyaletler, söz konusu düzenlemenin halihazırda çalışan veya muafiyet hakkı bulunan çok sayıda kişinin sağlık sigortasını kaybetmesine ya da bu hizmetten mahrum kalmasına yol açacağını savunuyor.

Dava dilekçesinde yeni kurala ilişkin şu değerlendirme yer aldı:

“Bu düzenleme, tıbbi açıdan kırılgan durumları nedeniyle muaf tutulması gereken kişileri sınırlandıran yeni kurallar getirmekte; sağlık hizmetine ihtiyaç duyan bu hassas durumdaki bireyleri, hayati önem taşıyan sağlık güvencelerini elde etmek ve korumak için gereksiz bürokratik engelleri aşmaya zorlamaktadır.”

Bu ayın başlarında yayımlanan kural, “One Big Beautiful Bill Act” adlı yasa ile hayata geçirilen çalışma kurallarının 42 eyalet ve Columbia Bölgesi’nde nasıl uygulanacağına dair bir kılavuz niteliği taşıyor.

Cumhuriyetçi Kongre üyeleri ve hükümet yetkilileri, bu politikayı Medicaid programındaki israf, dolandırıcılık ve suistimallerle mücadelenin bir yöntemi olarak nitelendiriyor.

Ocak ayında yürürlüğe girmesi planlanan yeni kurallara göre, genişletilmiş Medicaid programı kapsamında yer alan hak sahiplerinin sigorta haklarını koruyabilmeleri için ayda en az 80 saat çalışması, gönüllü faaliyetlerde bulunması, yarı zamanlı da olsa bir eğitim kurumuna devam etmesi veya mesleki eğitim programlarına katılması gerekiyor.

Yasa metninde, belirli hassas gruplar için çeşitli istisnalar tanımlanmış ve “tıbben kırılgan” durumdaki kişiler bu zorunluluktan muaf tutulmuştu.

Ancak ilgili yasada bu ifadenin net bir tanımına yer verilmemişti.

Hükümetin yürürlüğe koyduğu yeni kurallar ise tıbbi kırılganlık tanımını dolaylı olarak kişinin çalışma kapasitesine bağlıyor.

Yeni düzenlemeye göre bir kişinin muafiyet hakkı kazanabilmesi için mevcut sağlık durumunun çalışmasına kesin olarak engel teşkil ettiğini kanıtlaması gerekiyor.

Eyalet yönetimleri, düzenleme yayımlanmadan önce aylarca CMS ile uygulama planları üzerinde görüştüklerini ancak yasa metninde yer almayan bu son derece katı tanım karşısında hazırlıksız yakalandıklarını belirtiyor.

Eyalet yetkilileri, yasal olarak korunması gereken kişilerin, muafiyet durumlarını kanıtlamak için önlerine konulan bürokratik engelleri aşamamaları sebebiyle sağlık güvencelerini kaybedebileceğini vurguluyor.

Dilekçede kurumun karar alma mekanizmasına yönelik şu ifadelere yer verildi:

“Bu değişiklikler, kurumun karar alma sürecinde göz önünde bulundurması gereken ya da halihazırda önünde bulunan somut kanıtları açıkça göz ardı etmektedir. Makul alternatifler veya olası büyük olumsuz sonuçlar yeterince değerlendirilmediği gibi davacı eyaletlerden tam olarak ne talep edildiği de netleştirilmemiştir.”

Davacı eyaletler, Kongrenin yasayı kaleme alırken kapsamı bilinçli olarak geniş tuttuğuna dikkat çekiyor.

Yasanın geniş tutulan muafiyet alanlarının haklı gerekçelere dayandığı belirtilen dava dilekçesinde, “Engelli bireyler, kanser tedavisi gören hastalar ya da ciddi ve karmaşık sağlık sorunlarıyla mücadele eden kişilerin, sağlıklarını korumalarına yardımcı olan bu hayati bakımı kaybetme riskiyle karşı karşıya bırakılmaması gerekir” ifadesi kullanıldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English