Amerika
İngiliz ekonomist Pettifor: Trump şoku küresel ekonomi için ‘Lehman anı’ olabilir

İngiliz ekonomist Ann Pettifor, Substack bülteninde yayımladığı makalede, Trump yönetiminin gümrük vergisi adımının küresel ekonomi için ‘Lehman anı’ etkisi yaratabileceği uyarısında bulundu. Pettifor, bu şokun temelinde yatan nedenin küresel ticaret sisteminin karmaşıklığını anlamayan ‘Önce Amerika’ ideolojisi ve derinleşen yurt içi eşitsizlikler olduğunu ifade etti.
İngiliz ekonomist Ann Pettifor, Substack bülteninde yayımladığı makalede, 2 Nisan 2025 tarihli “Trump Şoku”nun ciddiyetinin hafife alınmaması gerektiğini belirtti.
Pettifor, bu potansiyel şokun, nerede olursa olsun herkesin emekliliği, yatırımları, muhtemelen işi ve ekonomisi üzerindeki etkisinin küçümsenmemesi gerektiğini vurguladı.
Pettifor’a göre, ABD Başkanı Donald Trump küresel ticaret sisteminin “altına bir fitil ateşledi” ve başlattığı uluslararası iktisadi “havai fişek gösterisi” konusunda rahat bir tavır sergiliyor.
Ekonomist, Trump’ın dünya düzenini değiştirme girişiminin ne kadar tehlikeli olduğunu tam olarak kavramadığını ifade etti.
Pettifor, Machiavelli’nin “Yeni bir düzen başlatmaktan daha zor, başarısı daha şüpheli ve ele alınması daha tehlikeli bir şey yoktur,” sözlerini hatırlattı.
Pettifor, Trump’ın tüm gerekenin, yönetiminin uyguladığı “karşılıklı” küresel gümrük vergileri üzerine kaba bir metodoloji ve hesaplamalardan ibaret olduğunu düşündüğünü yazdı.
‘Hükümetler piyasaya müdahale etmeli’
“Trump yönetiminin sorumsuzluğuna hükümetler nasıl tepki vermeli?” sorusunu yönelten Pettifor, ilk gerekliliğin gerçekçilik olduğunu belirtti. Ekonomiste göre, her şeyden önce, hükümetlerin geri çekilmesi ve özel piyasaların ekonomileri istikrara kavuşturmasına izin vermesi gerektiği yönündeki yaygın dogmanın askıya alınması gerekiyor.
Pettifor, hükümetlerin büyük ölçüde ideolojik nedenlerle hem iç hem de uluslararası ekonomi üzerindeki güçlerini sermaye, para birimleri ve ticaretteki özel piyasaların “görünmez ellerine” devrettiğini savundu.
Ancak Trump’ın düşüncesizce yaptığı tek bir duyuruyla bu efsaneyi yerle bir ettiğini belirten Pettifor, “ABD yönetimi, mal ve hizmet piyasalarını altüst edebilir ve geçen hafta etti. Yarın da muhtemelen para birimi, hisse senedi ve borç piyasalarını altüst edecektir,” dedi.
Bu felakete yanıt vermek için hükümetlerin öncelikle durumun ciddiyetini tam olarak kavraması gerektiğini ifade eden Pettifor, hepsinin bunu anladığının net olmadığını ekledi.
İngiliz hükümetinin Trump müzakerecileriyle bir “anlaşma” yapma umudunu sürdürdüğünü belirten ekonomist, bunun a) Trump yönetiminin güdüleri ve b) bu krize ikili bir çözüm bulunması olasılığı hakkında bir derece naiflik içerdiğini öne sürdü.
Pettifor, bunun hayal ürünü olduğunu belirterek, “Trump yönetimi iyi niyetle müzakere etmeyecektir. ‘Önce Amerika’ ideolojisine çok bağlı. Müttefiklerini kasıtlı olarak düşman haline getirdi. İzolasyonisttir ve küresel ticaret dengesizlikleri krizine uluslararası bir çözüm kabul etmeyecektir,” değerlendirmesinde bulundu.
Wolfgang Münchau: Trump’ın tarifeleri küreselleşmenin sonudur
‘Kriz ikili değil, uluslararası’
Daha da kötüsü, Trump yönetiminin milliyetçi, proto-faşist bir hükümet olduğunu ve bu krizin ticaret ortaklarıyla bir dizi ikili anlaşma yoluyla çözülemeyeceğini anlamadığını savunan Pettifor, bunun nedenini şöyle açıkladı:
“Çünkü bu kriz, küresel ticaret sistemine dahil olan tüm ülkeler arasında patlak veren uluslararası bir kriz. ABD ile örneğin Meksika veya Çin arasında bire bir kriz değil. Bundan çok daha büyük; Amerika Birleşik Devletleri tamamen açık bir ekonomi, çok çeşitli ülkelerle küresel olarak ticaret yapıyor ve çoğuna karşı açık veriyor.”
Pettifor, “küreselleşme” ideolojisi sayesinde dünya ticaretinin tasarım gereği tamamen entegre olduğunu belirtti.
Ticaretteki “serbest piyasaların” son otuz ila kırk yılda başardığı şeyin bu olduğuna işaret eden Pettifor, “Bir ipliği —en büyük açığa sahip bir ülkeyi ve en büyük fazlaya sahip başka bir ülkeyi içeren ipliği— çekerseniz, uluslararası ve çok taraflı ticaret sistemi çözülebilir,” diye ekledi.
Ekonomist, Donald Trump’ın bir dizi ikili anlaşmayla tek tek iplikleri çekebileceğini ve böylece ABD ticaretine dengeyi yeniden getirebileceğini düşündüğünü ifade etti.
Pettifor, Trump’ın yanıldığını belirterek, nedenini başka bir benzetmeyle açıkladı: “Küresel ticareti, içindeki havanın fazla ve açık veren ülkelerden oluştuğu dev bir balon olarak düşünün. ‘Balonun’ bir kısmındaki bir açığı sıkıştırırsanız, balon başka bir yerde genişler. Sistemin bir bölümündeki —Amerika Birleşik Devletleri’ndeki— bir Çin fazlasını sıkıştırırsanız, Çin’in fazlası örneğin Avrupa Birliği’ne yığıldığında balon patlar.”
Pettifor, hem açıkları hem de fazlaları çok fazla sıkıştırmanın balonu patlatacağını ve kontrolden çıkmasına neden olacağını vurguladı.
Pettifor, küresel istikrara giden iki yol olduğunu belirtti: Birincisi uluslararası bir yol; ikincisi ise yurt içi bir yol.
Uluslararası yolun, devletler arasında ticaret ve finansal ilişkilerini istikrara kavuşturmak için hem işbirliği hem de koordinasyon gerektireceğini ifade eden Pettifor, her şeyden önce ülkeler arasındaki sermaye akışlarını yönetmek için işbirliği gerektireceğini vurguladı.
Pettifor, ikili çözümlerin sistemi düzeltmeyeceğini, fazlaları azaltmayacağını veya açıkları düzeltmeyeceğini savundu.
Bunun yerine, hem fazlaları hem de açıkları azaltma görevinin farklı bir odaklanma gerektirdiğini belirten ekonomist, bu odaklanmanın fazla ve açık veren ülkelerin iç ekonomilerinde değişikliklere öncelik vermesi ve izin vermesi gerektiğini söyledi.
Pettifor’a göre, mevcut rejimi altındaki Amerika Birleşik Devletleri bu uluslararası yanıta liderlik edemez. Dünyanın geri kalan liderlerinin uluslararası düzeyde bir araya gelmesinin zor olduğunu, zira devletler tarafından uluslararası koordinasyona direnmek üzere tasarlanmış küresel bir ekonomik sisteme bağlı olduklarını dile getirdi.
Bu sistemin hükümetlerin piyasa güçlerinden uzak durmasını tercih ettiğini ve her şeyden önce sermayeye sınırlar ötesinde sürtünmesiz hareket etme konusunda üstün güç tanıyan küresel bir ekonomi olduğunu ekleyen Pettifor, “Bu siyasi ve liderlik boşluğunun doldurulması gerekiyor,” dedi.
Krizin kökeni: Eşitsizlik
Pettifor, bir hükümetin yurt içi yolu seçmesinin, “buraya nasıl geldiğimizi anlamayı” gerektirdiğini ifade etti.,
Ticaret dengesizliklerinin, iç ekonomideki eşitsizliğin bir sonucu olduğunu belirten Pettifor, Klein ve Pettis’in ünlü argümanına atıfta bulunarak, ticaret savaşlarının aslında “sınıf savaşları” olduğunu vurguladı.
Pettifor, “Ticaret savaşı, bir ülke içindeki bir çatışmanın yanlış bir şekilde ülkeler arasında bir çatışma olarak yansıtılmasıdır,” dedi.
“Küreselleşme” ideolojisinin yükselişiyle ülkelerin ekonomilerini ihracata yöneltmeye teşvik edildiğini ifade eden Pettifor, yoksul ülkelerin yalnızca ihracat sektörünü destekleyerek ve sübvanse ederek “büyüyebileceklerine” ikna edildiğini söyledi.
Emtia ihracatına yönelen ülkelerin, benzer emtiaları ihraç eden diğer yoksul ülkelerle rekabet etmek zorunda kaldığını, fiyatlar düştükçe ve para birimleri özellikle her zaman güçlü olan ABD dolarına göre değer kaybettikçe zorlandıklarını ekledi.
Pettifor, bu ülkelerin enerji veya ilaçları ABD doları dışında bir para birimiyle satın alma hakkından mahrum bırakılmasının, güçlü doların düşük gelirli ülkelerde sürekli olarak gerçek ekonomik acıya ve başarısızlığa neden olduğunu vurguladı.
Anglo-Amerikan ülkelerinde ihracatçılara yönelik kamu sübvansiyonlarının (EXIM bankası ve İngiltere’nin İhracat Kredi Garanti Departmanı gibi), ucuz kredi ve vergi indirimlerinin ihracat sektöründe aktif olan şirketleri kayırdığını belirten Pettifor, buna ticaretin finansmanını yöneten finans kurumlarının (Wall Street ve City of London) ve tabii ki süper zenginlerin de dahil olduğunu da ekledi.
Pettifor, kamu mali desteği ve kaynaklarının bu sektörler ve zenginler için fazla tasarruf ve “aşırı tüketim” yarattığını ifade etti.
Ekonomist J. A. Hobson’ın sözleriyle, bu zenginlerin sonuç olarak “bildikleri herhangi bir arzunun taleplerinin çok üzerinde” gelir ve servete sahip olduklarını kaydetti.
Buna karşılık, bu ülkelerdeki işçilerin ürettiklerinden düşük pay aldığını ve bunun küresel ticaret sistemi tarafından üretilenleri tüketme ve ithal etme yeteneklerini azalttığını söyleyen Pettifor, bazı işçilerin gelirlerinin kasıtlı olarak baskılandığını ekledi.
Pettifor, bunun küresel ekonominin ürettiği tüm mal ve hizmetlerin yetersiz tüketilmesine ve ekolojik dengesizlikleri daha da kötüleştiren bolluklara (gluts) yol açtığını belirtti.
Sorunun, zenginlerin kazandıklarının tamamını harcamaması ve harcayamaması olduğunu belirten Pettifor, buna karşılık yüzde 99’luk kesimin kazandıklarının tamamını gıda, kira, sağlık ve eğitime harcadığını söyledi.
Ancak düşen reel gelirleri nedeniyle bunların bile karşılanamaz hale geldiğini kaydeden Pettifor, “Her halükârda, yüzde 99’luk kesim, düşen reel gelirler sonucunda üretilen her şeyi tüketemedi,” değerlendirmesini yaptı.
Dolayısıyla, pek çok ana akım ekonomistin iddia ettiği gibi, toplumun satın alma gücünün çok az mal ve hizmeti kovalamasından ziyade, çok fazla mal ve hizmetin küçülen satın alma gücünü kovaladığını savundu.
Bu iç dengesizliklerin eşitsizlik üzerindeki gerilimlerin artmasına neden olduğunu belirten Pettifor, bu noktada Trump gibi popülist partilerin suçu giderek küreselleşen sistemden ve iç eşitsizliğin adaletsizliğinden alıp yabancılara —göçmenlere, Çinlilere, Meksikalılara vb.— kaydırdığını ifade etti.
Trump’ın küresel gümrük vergileri Çin’e ‘çok yönlü abluka’ işlevi görüyor
Güçlü dolar ve sermaye akışları
Pettifor, tüm bunlar olurken, 1970’ler ve 1980’lerin başından itibaren Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere gibi ülkelerin jeopolitik ve ideolojik nedenlerle sermaye hesaplarındaki çoğu kısıtlamayı kaldırmayı seçtiğini ve yabancı yatırımcıların açık finansal piyasalara engelsiz erişimine izin verdiğini hatırlattı.
Fazla veren ülkelerin ihracattan kazandıkları parayı örneğin ABD ürünleri satın alarak harcamadığını belirten Pettifor, bunun yerine sermayelerini ABD finansal varlıklarını —Hazine bonoları (tahviller), hisse senetleri, türevler, yatırım fonları vb.— satın almak için kullandıklarını söyledi.
Wall Street ve City of London’ın da buna aracılık ettiğini ekleyen Pettifor, “(Dünya merkez bankalarının başka seçeneği yoktu: ABD doları dünyanın rezerv para birimidir ve rezerv tutmakla yükümlüdürler),” diye ekledi.
ABD’de finansal piyasalara bu para akışının ABD dolarının güçlenmesine yol açtığını belirten Pettifor, bunun finansal varlıkların değerini artırıp zenginleri daha da zenginleştirirken, ABD’de üretilen malların rekabet gücünü kaybetmesine neden olduğunu ifade etti.
Bunun fabrikaların kapanmasına, iş kayıplarına ve emeğin ABD ekonomisindeki payının küçülmesine yol açtığını daekledi.
Denge için reçete
Öte yandan Pettifor, uluslararası ticaret ve finans sistemine dengeyi yeniden getirmenin öncelikle hem ticaret hem de sermaye akışlarının daha fazla yönetilmesini gerektirdiğini belirtti. Her şeyden önce, ekonomilerin küresel sistemden uzaklaşıp iç ekonomideki yüzde 99’luk kesimin gelirlerini artırmaya yönelik yeniden yönlendirilmesini gerektirdiğini vurguladı.
İngiltere ve Avrupa’da bunun kemer sıkma politikalarının ve giderek saçma hale gelen “mali kuralların” terk edilmesini gerektirdiğini söyleyen Pettifor, devletin çoğunluğun gelirlerini reel olarak artırmak için harekete geçmesi gerektiğini ifade etti.
İkinci olarak, egemen rezerv para birimlerinden uzaklaşılması gerektiğini belirten Pettifor, daha önceki yazılarında savunduğu gibi, bunun bölgesel takas birliklerinin kurulmasıyla başlayabileceğini söyledi.
Nihayetinde, dünyanın uluslararası bir takas birliği etrafında koordine olmak ve işbirliği yapmak için bir araya gelmesi gerektiğini vurguladı.
Başka bir deyişle, Pettifor’a göre günümüzün küresel krizi, John Maynard Keynes gibi bir liderlik ve vizyon gerektiriyor.
Ekonomist, “Bu kalibredeki ekonomistler ve tavsiyelere kulak verecek kadar bilge politikacılar bugünlerde az bulunuyor,” dedi.
Pettifor, “Bu yüzden kemerlerinizi bağlayın. Çalkantılı bir döneme giriyoruz,” uyarısıyla sözlerini tamamladı.
Amerika
Demokratlardan Trump’ın Rusya ile dizel yakıt mutabakatına tepki

ABD’de Demokrat parlamenterler, Başkan Donald Trump’ın İran operasyonları ve Ukrayna savaşı ortamında küresel akaryakıt sıkıntısını gerekçe göstererek Rus petrolüne uygulanan yaptırımları kaldırma kararına karşı çıktı. Mutabakat kapsamında Rusya’nın ABD ve küresel piyasaya ilk etapta 300 bin ton motorin tedarik etmesi öngörülüyor.
ABD Kongresindeki Demokrat Partili milletvekilleri, Başkan Donald Trump’ın ABD ordusunun İran’a yönelik askeri operasyonları ve Rusya-Ukrayna savaşı sürecinde yaşanan küresel akaryakıt sıkıntısı gerekçesiyle Rus petrolüne yönelik yaptırımları kaldırma kararına cuma günü tepki gösterdi.
Söz konusu uzlaşı, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin yönetiminin ABD’ye ve küresel piyasaya 300 bin ton dizel yakıt tedarik etmesine olanak tanıyor.
Trump, Truth Social adlı sosyal medya platformunda cuma günü paylaştığı iletide, Putin ile yaptığı görüşmeye işaret ederek şu ifadeleri kullandı:
“Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile son derece başarılı bir görüşmeyi az önce tamamladım; bu görüşmede Rusya’nın Amerikan ve küresel pazarına derhal 300 bin tondan fazla motorin tedarik etmesi, kasım ayı boyunca 500 bin ton daha sağlaması ve bundan hemen sonra da 1 milyon ton yakıt vermesi hususunda mutabakata varıldı.”
Gelişme, Cumhuriyetçi Partinin kasım ayında yapılacak seçimlerde Kongre kontrolünü elinde tutma mücadelesi verdiği ve Amerikan kamuoyunda Trump yönetimi altındaki artan yaşam maliyetlerine yönelik hoşnutsuzluğun yükseldiği bir dönemde kaydedildi.
Demokrat liderlerden Rusya ile anlaşmaya sert tepki
Senato Azınlık Lideri Chuck Schumer, cuma günü sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, Trump’ı “bocalayan siyasi geleceğini” kurtarmak amacıyla “şeytanla anlaşma yapmakla” suçladı.
Schumer iletisinde, “Bu kirli anlaşma, Orta Doğu’daki Amerikan askerlerini hedef almak ve öldürmeye çalışmak konusunda İranlılara yardım eden ve müttefikimiz Ukrayna’yı yasa dışı ve vahşice işgal eden aynı Putin’e yardım ve yataklık etmekten başka bir işe yaramayacaktır” değerlendirmesini yaptı.
Kongre Ortak Ekonomi Komisyonunun kıdemli Temsilciler Meclisi Demokrat üyesi Don Beyer ise sosyal medyada paylaştığı kısa açıklamada kararı “öfke verici” olarak nitelendirdi.
Virginalı parlamenter paylaşımında, “Fakat bizi dinleyen herkesi bu konuda uyarmıştık: Konu Rusya olduğunda Trump’a zerre kadar güvenilmez” dedi. Beyer, “Ukrayna’ya yardım edeceği umuduyla kendisine genişletilmiş tarife yetkileri vermek bir hataydı. Şimdiyse Rus fosil yakıtlarına uygulanan yaptırımları kaldırıyor” sözlerini kaydetti.
Senato Yargı ile Silahlı Hizmetler komisyonları üyesi Senatör Richard Blumenthal, peş peşe yayımladığı paylaşımlarda Trump’ın dizel yakıt yaptırımlarını kaldırma kararını kınayarak başkana “bu anlaşmayı derhal iptal etmesi” çağrısında bulundu.
Blumenthal, X platformundaki iletisinde, “Trump’ın İran’daki yasa dışı savaşının yol açtığı tahribatı hafifletmeye yönelik bu üstünkörü gizlenmiş girişim, yalnızca Çin ve Rus ekonomilerine fayda sağlayacak ve Ukrayna’da daha fazla masumun katledilmesine yol açacaktır” görüşünü aktardı.
Rusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
“Yaptırımların kaldırılması Putin’in savaş makinesini besler”
Demokrat Parti Grup Disiplin Amiri ve Senato Yargı Komisyonu Kıdemli Üyesi Dick Durbin, Trump’ı “Rusya’nın Ukraynalı sivilleri katletmesini finanse etmeyi düşünmekle” itham etti.
Durbin sosyal medya paylaşımında, “Rusya’ya yönelik yaptırımların kaldırılması yalnızca Putin’in savaş makinesini besleyecek ve Ukrayna’daki çatışmayı uzatacaktır” açıklamasında bulundu.
Senato İstihbarat Seçilmiş Komisyonu Üyesi Senatör Ron Wyden da uzlaşıyı eleştirerek Trump’ın Putin’i “fiyatları dahi düşürmeyecek beklenmedik bir kazanç anlaşmasıyla ödüllendirdiğini” öne sürdü.
Pennsylvania Temsilcisi Madeleine Dean ise Trump’ın bu hamlesini “başarısız İran savaşının sonuçlarından kaçmak” adına atılmış “çaresiz” bir adım olarak nitelendirdi.
Dean, “Trump, Ukrayna’yı sırtından bıçaklamaya ve Putin’den dizel yakıt satın almaya hazırlanıyor. Müttefiklerimiz bunun bedelini öderken, kendisi Rusya’nın savaş makinesini finanse etmeye yardım ediyor” dedi.
Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Kıdemli Üye Vekili Gabe Amo da sosyal medya paylaşımında anlaşmayı hedef aldı.
Amo iletisinde, “Rusya’ya yönelik yaptırımları artıracak yasayı imzaladıktan sonra Trump, kendi tercihi olan İran savaşı nedeniyle fırlayan benzin fiyatlarıyla başa çıkmak için Putin’e petrol parası mı ödüyor? Bu Putin’i cezalandırmak değil, ona kâr sağlamaktır” ifadelerini kullanarak bu adımın mantıklı hiçbir yanı olmadığını vurguladı.
Amerika
San Francisco’da yapay zeka sermayesi kiraları artırdı

San Francisco’da yapay zeka sektörünün tetiklediği kira artışları nedeniyle kent genelinde tahliye tebligatları yüzde 44 yükseldi. Ortalama tek yatak odalı daire kirasının 4 bin 400 dolara ulaştığı kentte Belediye Başkanı Daniel Lurie acil durum ilan etti.
ABD’nin San Francisco kentinde yapay zeka sektörünün yarattığı sermaye akışı konut kiralarını rekor seviyelere taşırken, tahliye tebligatları geçen yıla kıyasla yüzde 44 arttı.
Yüksek maaşlar ve teknoloji şirketlerinin halka arz beklentileri kentteki konut piyasasında maliyetleri hızla yukarı çekiyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre kentte tek yatak odalı bir dairenin ortalama aylık kirası geçen yıla göre yüzde 25’in üzerinde artışla 4 bin 400 dolara çıktı.
Bu tutar ABD genel ortalamasının yaklaşık üç katına denk geliyor. İki yatak odalı dairelerde ortalama kira 6 bin doları bulurken, merkezi noktalardaki dört odalı aile konutlarında rakam 10 bin doları aşıyor.
Nüfusunun yaklaşık üçte ikisi kiracı olan San Francisco’da 160 binden fazla konut kira denetimi kapsamında yer alıyor.
Mülk sahipleri ise yüksek karlı satışlar ya da piyasa rayicinden yeni sözleşmeler yapabilmek için yasal boşluklardan faydalanıyor.
San Francisco Belediye Başkanı Daniel Lurie, yapay zeka sektörünün tetiklediği maliyet artışları gerekçesiyle eylül ayında “kira acil durumu” ilan etti.
Lurie, tahliye davaları için adli yardım bütçesi ayrılmasını, yerinden edilen kiracılara yapılan ödemelerin artırılmasını ve boşalan kira kontrollü konutlardaki zam oranlarına tavan getirilmesini önerdi.
Tahliye bildirimleri ve yasal boşluklar kiracıları zorluyor
Sektör şirketlerinden Anthropic ve OpenAI gibi kuruluşların merkezlerinin yer aldığı SoMa ile Mission Bay bölgelerinde baskı belirginleşiyor.
Turizm ve hizmet sektörü sendikası Unite Here temsilcisi Anand Singh, son aylarda yüzde 40’a varan kira artışlarıyla karşılaşıldığını aktardı.
Ev sahipleri, 1979 yılından önce inşa edilen binalardaki uzun süreli kiracıları çıkarmak için eyalet yasalarındaki Ellis Yasası gibi düzenlemelerden yararlanıyor.
Düzenleme, kiralama faaliyetini sonlandıran mülk sahiplerine tüm binayı boşaltma ve ardından mülkü satma hakkı tanıyor.
Yapay zeka sektöründe çalışan alıcıların gayrimenkullere talep edilen fiyatın 1 milyon dolara kadar üzerinde teklif vermesi, bu yolla yapılan tahliyeleri artırıyor.
North Beach bölgesinde onlarca yıldır aynı kiracıların yaşadığı yedi birimli bir yapının yeni sahipleri, daireleri birleştirerek lüks konutlara dönüştürmeyi amaçlıyor.
Mülk sahipleri ayrıca kira tahsilat yöntemlerini tek taraflı değiştirerek kiracıları ödeme kusuruna düşürme ya da tadilat süreçlerini rahatsızlık verici hale getirerek tahliyeye zorlama yöntemlerini kullanıyor.
San Francisco Konut Hakları Komitesi Direktörü Maria Zamudio, onarımlarla bağlantılı anlaşmazlıklarda geçen yıla göre yüzde 23 artış yaşandığını, yardım hatlarına haftada ortalama 200 çağrı geldiğini kaydetti.
Göçmenler ve dar gelirliler kentten uzaklaşıyor
Özellikle kentin Çin Mahallesi bölgesinde yaşlı ve sınırlı İngilizce konuşan sakinlerin tahliye baskısıyla karşılaştığı bildiriliyor.
San Francisco Tahliye Karşıtı Koalisyon Direktörü Molly Goldberg, bazı ev sahiplerinin kiracıları sınırdışı edilme tehdidiyle sindirmeye çalıştığını aktardı.
Yerinden edilen çalışanlar, 80 ila 140 kilometre mesafedeki Central Valley, Tracy veya Modesto gibi uzak yerleşimlere taşınarak kente gidiş geliş yapmak zorunda kalıyor.
San Francisco İşçi Konseyi Direktörü Kim Tavaglione, hemşire, öğretmen ve itfaiyecilerin de dahil olduğu sendika üyelerinin yalnızca yüzde 7’sinin son zamlardan önce kent sınırları içinde yaşayabildiğini dile getirdi.
Kentteki demografik çeşitliliğin daraldığına işaret eden Ulusal Konut Hukuku Projesi Üst Yöneticisi Shamus Roller, 1970’te yüzde 13 seviyesinde olan siyah nüfus oranının bugün yüzde 5 civarına gerilediğini belirtti.
UCSF Benioff Evsizlik ve Konut Girişimi Direktörü Margot Kushel ise aşırı kalabalık yaşam koşullarının ruh sağlığını bozduğunu, bazı kişilerin kirayı ödeyebilmek için gıda harcamalarından ve temel tedavilerinden feragat ettiğini bildirdi.
Amerika
ABD rafinerileri küresel arz daralmasıyla rekor kâra hazırlanıyor

Wall Street Journal gazetesinin haberine göre Ortadoğu ve Ukrayna’daki savaşlar küresel akaryakıt arzını daraltırken ABD merkezli rafinerilerin rekor çeyreklik kâr açıklaması bekleniyor. Sene başından bu yana piyasa değerleri 224 milyar dolar artan şirketlerin tesisleri tam kapasiteye yakın çalışıyor.
ABD merkezli petrol rafinerisi şirketlerinin, Ortadoğu ve Ukrayna’daki savaşların küresel akaryakıt arzını daraltması ve ürün fiyatlarını artırması nedeniyle rekor düzeyde çeyreklik kâr elde edebileceği değerledirmeleri yapılıyor.
The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre Wall Street analistleri; Valero Energy, Marathon Petroleum ve Phillips 66 şirketlerinin, neredeyse rekor seviyelere ulaştıkları ikinci çeyrek sonuçlarını geride bırakmasını bekliyor.
Rafineriler, ham petrol maliyeti ile rafine ürün fiyatları arasındaki farkı gösteren ve “crack spread” olarak adlandırılan marjın genişlemesinden faydalanıyor.
Söz konusu marj, Ortadoğu’daki rafinerilerin operasyonel sorunları ve İran savaşı nedeniyle yükseliyor.
Bu süreçte Çin ile diğer Asya ülkelerinin akaryakıt ihracatını düşürdüğü, analiz şirketi Industrial Info Resources verilerine göre eylül ayı itibarıyla küresel rafineri kapasitesinin yaklaşık yüzde 12,1’inin devre dışı kaldığı kaydedildi.
Rafinerilerin kâr beklentileri ve hisse performansları yükseldi
JPMorgan tahminlerine göre Valero’nun üçüncü çeyrekteki vergi öncesi kârı, bir önceki çeyreğe kıyasla yüzde 50, 2022 ortasındaki rekor seviyeye göre ise yüzde 24 artışla 8,95 milyar dolara ulaşabilir.
Piper Sandler ise Marathon’un hisse başına kârının geçen yılın aynı dönemine kıyasla yedi kattan fazla artmasını bekliyor.
Şirketlerin mali sonuçlarının ekim sonu ile kasım başında açıklanması öngörülüyor.
Novi Labs petrol ürünleri piyasası analisti John Auers, şirketlerin mevcut elverişli ortamdan yararlandığını ifade etti.
Her üç üreticinin hisseleri perşembe gününü rekor seviyelerde tamamladı. 2026 başından itibaren değerleri iki katından fazla artan bu şirketlerin toplam piyasa değeri yaklaşık 224 milyar dolar yükseldi. Aynı dönemde S&P 500 endeksindeki artış ise yüzde 13 seviyesinde kaldı.
Auers, şirketlerin yüksek kâr marjlarını geçici gördüklerini, bu nedenle üretimi genişletmek amacıyla yatırıma yönelmekte acele etmediklerini aktardı.
ABD Başkanı Donald Trump ise temmuz ayında petrol şirketlerini aşırı yüksek gelirleri gerekçesiyle eleştirerek bu kazancın bir kısmını tüketicilere iade etmelerini talep etmişti.
Küresel arz açığı ABD ihracatını rekor seviyeye taşıdı
ABD rafinerileri, diğer ülkelerden yapılan sevkiyatlardaki aksamalar üzerine yaz aylarında akaryakıt ihracatını artırdı.
Reuters’ın aktardığı verilere göre, 7 Ağustos ile biten haftada ABD’den yapılan dizel ve fuel-oil ihracatı günlük 1,9 milyon varille rekor seviyeye ulaştı.
ABD ve Hindistan, daha önce Ortadoğu ile Rusya’dan sağlanan ürünlere bağımlı olan pazarlara yönelik sevkiyatlarını yükseltti.
Tesislerin tam kapasiteye yakın çalıştığı ABD’de yüksek üretim seviyesi küresel açığın dengelenmesine yardım ediyor.
Financial Times, temmuz ayındaki değerlendirmesinde yüksek kapasite kullanımının piyasayı kasırga, arıza ve beklenmedik gelişmelere karşı kırılgan hale getirdiğini, herhangi bir aksamanın ağır sonuçlar doğurabileceğini yazmıştı.
Uluslararası Enerji Ajansının (IEA) Financial Times tarafından aktarılan verilerine göre, ağustos ayı itibarıyla Ortadoğu’daki büyük rafinerilerden yapılan dizel ihracatı savaş öncesi dönemin dörtte birine geriledi; küresel petrol ürünleri üretimi ise geçen yılın aynı dönemine kıyasla günlük 4 milyon varilden fazla azaldı.
İşlenmiş akaryakıt piyasasının, rafineri kapasitesi açığı ve yüksek taşımacılık maliyetleri nedeniyle baskı altında kaldığı vurgulandı.
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Görüş2 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Asya1 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Asya2 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı
Dünya Basını2 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor
Dünya Basını7 gün önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor









