Bizi Takip Edin

Avrupa

İran’a abluka Alman sanayisini daha da zor duruma düşürebilir

Yayınlanma

ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü iktisadi savaşın son dönemde tırmanması Alman sanayisinde ciddi üretim düşüşlerini artırabilir.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent pazartesi günü yaptığı açıklamada, Trump yönetiminin İran’ı iktisadi olarak tamamen izole etmeyi ve ülkeyi iktisadi çöküşe sürüklemeyi amaçladığını duyurdu.

Bu durum, Hürmüz Boğazı’nın ticarete yeniden açılmasının pek olası olmadığını gösteriyor. 

German Foreign Policy’de yer alan analize göre Alman şirketleri, Körfez ülkelerinden gelen düşük maliyetli hammaddeler kullanılarak başka ülkelerde üretilen çok sayıda ara ürüne bağımlı durumda.

Hürmüz’deki abluka nedeniyle bu ara ürünler artık daha pahalı kaynaklar kullanılarak üretiliyor ve bu da Alman şirketleri için fiyat artışlarına yol açıyor.

Aynı zamanda, stok seviyeleri de çoğu zaman düşük: Hürmüz Boğazı’ndaki abluka nedeniyle ara ürünlerin teslimatı artık mümkün olmazsa, birçok Alman şirketi en fazla üç hafta içinde üretim durmasıyla karşı karşıya kalacak.

Yüksek doğalgaz fiyatları nedeniyle, gaz depolama tesisleri tarihsel olarak en düşük seviyelerde.

Hammaddeler gitgide daha da pahalı hale geldi

İran’da savaşın başlamasından bu yana, hammadde tedarik eden Alman şirketleri için artan riskler ve yükselen fiyatlara dair haberler art arda geliyor.

Tedarik danışmanlığı şirketi Inverto’nun analizine göre, Avrupa şirketlerinin Türkiye’den tedarik ettiği güneş enerjisi sistemleri için kullanılan alüminyum profiller buna bir örnek.

Türkiye’deki üreticiler, ham alüminyumun bir kısmını Körfez ülkelerinden temin ediyor. 

Mart ayında Hürmüz Boğazı’nın fiili ablukası nedeniyle bu ülkelerden yapılan ithalat kesintiye uğradığında, üreticiler daha yüksek fiyatlar talep eden diğer tedarikçilere yönelmek zorunda kalmıştı. Ardından bu fiyat artışlarını Avrupa’daki müşterilerine yansıtmışlardı.

Inverto’ya göre, bu müşteriler o zamandan beri birincil alüminyum için eskisine göre yüzde 10 ila 20 arasında daha fazla ödeme yapmak zorunda.

Üstelik bunlar münferit vakalar değil. Pazar araştırma şirketi Civey’in Handelsblatt adına 750 Alman işletme sahibi arasında gerçekleştirdiği bir ankete göre, katılımcıların yüzde 52’si, metaller veya yarı iletkenler gibi temel hammadde veya ara ürün fiyatlarında belirgin artışlar gözlemledi.

Katılımcıların yarısından fazlası, daha sonra bu yüksek fiyatları müşterilerine yansıtmak zorunda kaldı.

Ara ürün meselesi: Çin’den gelen tedariğe de Hürmüz darbesi

Kimya endüstrisi de başka bir örnek sunuyor. Çinli şirketler, birkaç yıldır Almanya’da her türlü kimyasal ve plastiği, köklü Alman şirketlerinden daha düşük fiyatlarla sunabiliyordu.

Bunun nedeni kısmen Çin’in devasa iç pazarının sağladığı ölçek ekonomisi olmakla birlikte, aynı zamanda Almanya’nın Rusya’dan siyasi nedenlerle kopması sonucu doğalgaz fiyatlarında yaşanan önemli artış da rol oynuyor.

Geçen yıl, Almanya’nın Çin’den kimyasal madde ve aktif ilaç bileşenleri ithalatı artmaya devam etti ve zaman zaman bir önceki yılın aynı ayına göre yaklaşık üçte bir oranında daha yüksek seviyelere ulaştı.

Fakat mart ayından bu yana bu ithalat tekrar düşüşe geçti; çünkü Çin sanayisi, Alman sanayisine kıyasla Körfez bölgesinden gelen hammaddelere çok daha fazla bağımlı ve dolayısıyla tedarik sorunlarıyla boğuşuyor.

Sonuç olarak, bu ön maddelere ihtiyaç duyan Alman şirketleri artık düşük maliyetli Çin ürünlerini temin edemiyor.

Şirketler bunun yerine Alman kimya şirketleri tarafından üretilen daha pahalı ürünlere güvenmek zorunda kalıyor. Bu durum, maliyetlerinin önemli ölçüde artmasına neden oluyor.

Kimya sektöründeki rahatlama geçici

Çin rekabeti nedeniyle satışlarında düşüş yaşayan BASF, Lanxess ve Evonik gibi şirketler, artık ürünlerini Almanya’da yüzde 30’a varan daha yüksek fiyatlarla tekrar satabiliyor.

Müşterileri zararları üstlenmek zorunda kalırken, bu şirketler 2026’nın ikinci çeyreğinde gelirlerinde önemli bir artış kaydetti: sırasıyla yüzde 7 (Lanxess), yüzde 11 (Evonik) ve yüzde 16 (BASF). 

Fakat bu kazançlar, İran ile savaşın yol açtığı sektöre özgü “canlanma” sona erdiğinde ortadan kalkacak “geçici etkiler” olarak görülüyor.

Örneğin Evonik CEO’su Christian Kullmann şu yorumu yaptı: “Bu durum… sektörümüzün karşı karşıya olduğu temel sorunları hiçbir şekilde değiştirmez.”

Büyük Alman şirketleri tedarik zinciri kesintilerine en fazla üç hafta dayanabilir

Handelsblatt’ta yer alan haberlere göre, bazı şirketler Hürmüz Boğazı’ndaki abluka nedeniyle teslimatlarda tam bir kesintiyle karşı karşıya kalıyor.

Ocak ayında, sebep ne olursa olsun hammadde temininde ciddi sorunlar yaşadığını belirten şirketlerin oranı oldukça ortalama bir seviye olan yüzde 5,8 iken, nisan ayında bu rakam yüzde 13,8’e fırladı; mayıs ayında ise yüzde 15,9’a ulaştı.

Temmuz ayında ise bu oran, İran ile savaşın ve bununla birlikte Hürmüz Boğazı’ndaki fiili ablukanın sona erme umuduyla birlikte yeniden yüzde 13,8’e geriledi.

Trump yönetimi tarafından İran’a karşı yürütülen iktisadi savaşın son dönemde tırmanması üzerine, bu umut bir kez daha sönüyor.

Buna ek olarak, birçok durumda Alman şirketlerinin stok seviyeleri, uzun süreli ve ciddi bir krizi atlatmaya yetmiyor.

Yukarıda bahsedilen Civey anketine göre, ankete katılan şirketlerin yalnızca yüzde 22’si, İran’daki savaşın başlamasından bu yana, tedarik açıklarını daha uzun bir süre kapatmak amacıyla daha fazla ara ürün ve hammadde stokladı.

Tedarik zinciri danışmanlık firması Proxima tarafından yapılan bir anket de, büyük Alman şirketlerinin yüzde 56’sının tedarik zincirindeki aksaklıklara en fazla üç hafta dayanabileceğini; bu sürenin ardından üretimlerinin durma noktasına geleceğini gösteriyor.

Kış aylarında doğalgaz sıkıntısı baş gösterebilir

Doğalgazda da bir kez daha sıkıntı yaşanması bekleniyor. Alman gaz depolama tesisleri şubat ayında zaten alışılmadık derecede boştu: Doluluk seviyesi sadece yüzde 20,5 idi.

28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a düzenlediği saldırının ardından doğalgaz fiyatları fırladığından beri işletmeciler depolama tesislerini normalden çok daha yavaş bir şekilde dolduruyor.

Avrupa için geçerli olan TTF vadeli işlem sözleşmesi şu anda megavat-saat başına 65 ile 69 avro arasında dalgalanıyor; şubat ayında ise 30 avro seviyesindeydi.

İşletmeler, sonbaharda savaşın sona ereceği umuduyla fiyatların düşeceği yönünde spekülasyon yapıyorlardı. Artık bunun gerçekleşmesi olası görünmüyor.

Şu anda depolama tesisleri sadece yüzde 50 oranında dolu; bu, istatistiklerin ilk kez derlendiği 2009 yılından bu yana en düşük seviye.

1 Kasım itibarıyla yasal olarak zorunlu kılınan yüzde 80 doluluk seviyesi, sektör çevrelerinde “pratikte ulaşılamaz” olarak görülüyor.

Alman Gaz İletim Sistemi İşletmecileri Birliği, mevcut enjeksiyon hızıyla depolama tesislerinin o tarihe kadar yüzde 70’in altında kalacağı konusunda uyarıyor.

Özel tüketiciler için bariz risklerin yanı sıra, Alman Mühendislik Federasyonu (VDMA) artık “önümüzdeki kışta yaşanacak arz darboğazları” endişesine dikkat çekiyor: “Fiziksel bir gaz kıtlığı ya da fiyatların tavan yapması, sanayi için ciddi bir tehdit oluşturacaktır.”

Aynı anda iki boğaza abluka Almanları zorluyor

Bu arada, genel durum daha da kritik bir hal alabilir. Tedarik danışmanlığı şirketi Proxima’dan bir uzman, Hürmüz Boğazı’na ek olarak, Bab el-Mendeb Boğazı’nın da Yemenli direnişçilerin saldırıları nedeniyle artık sorunsuz bir şekilde geçilemez hale geldiğine dikkat çekiyor.

Uzman, Hürmüz Boğazı’nda petrol ve gaz sevkiyatlarının engellenmesine atıfta bulunarak bir “enerji tehdidi” olduğunu açıklıyor.

Öte yandan Bab el-Mendeb’de ise bir “konteyner tehdidi” söz konusu; buradan tüketim malları, elektronik ürünler ve makine parçaları gibi çeşitli ürünler taşınıyor.

Proxima uzmanı, “Yeni olan şey, her iki boğazın da aynı anda kesintilerden etkilenmesi ve bu kesintilerin ilk kez birbirini pekiştirmesi,” diye açıklıyor.

Avrupa

AfD’li ismin BSW liderlerine yönelik sözleri tepki çekti

Yayınlanma

AfD’nin Saksonya-Anhalt eyalet parlamentosundaki grup başkanvekili Oliver Kirchner, BSW liderilerine yönelik ırkçılığa varan sözler sarf etti.

Kirchner birkaç gün önce sağcı Compact dergisine verdiği röportajda BSW ile işbirliği yapmayı düşünüp düşünmediği sorusuna yanıt verdi.

Bu fikri reddeden AfD’li siyasetçi, “Önümüzdeki beş yılı, Mohamed Ali’nin liderliğindeki ve ‘hepsi Nazi’ diyen bu yarı İtalyan adamın liderliğindeki insanlarla siyasette geçirmem mi gerekiyor?” diye sordu.

Amira Mohamed Ali ile “yarı İtalyan” Fabio De Masi, BSW’nin eş genel başkanları.

“Bu insanları” yeterince iyi tanımadığını belirten Kirchner, olası bir AfD-BSW koalisyonunda sorunlar çıkarsa, “onlara güvenilemeyeceğini” söyledi.

Kirchner daha sonra konuşma sırasında “yarı İtalyan” ifadesini ikinci kez vurguladı.

De Masi, Kirchner’e sert eleştiriler yönelitti. SPIEGEL’e konuşan De Masi’ye göre, Kirchner’in “her gece hobi odasında Varus Savaşı’nı canlandırıp canlandırmaması” yalnızca onu ilgilendirir. 

BSW lideri, “Saksonya-Anhalt’taki insanların büyük çoğunluğu için, ister Magdeburg’da ister Milano’da olsun asıl önemli olan ara sıra bir İtalyan restoranına gitmektir!” diye konuştu.

Diğer bazı üst düzey AfD isimleri de daha önce BSW’yi önemsiz göstermeye çalışmıştı.

BSW: Saksonya-Anhalt, İsrail savaş sanayisinin merkezi olmamalı

Thüringen AfD lideri Björn Höcke, Saksonya-Anhalt’taki seçimlerden önce, BSW Erfurt’ta CDU ile koalisyon kurduğu için onu “en yeni kartel partisi” olarak nitelendirmişti.

AfD Eşbaşkanı Tino Chrupalla, seçim gecesi BSW’nin “partizan olmayan bir başbakan” çağrısına alaycı bir şekilde yanıt vererek Siegmund’a sadık kalacaklarını söyledi.

Chrupalla, “Neden şimdi oyların yüzde 6’sına bile ulaşamayan bir partinin liderliğini takip edelim ki?” diye sordu.

Siegmund da BSW ile ilk ön görüşmelerden önce, özellikle silahlanma konusunda söylemini sertleştirmeye çalışmıştı.

Siegmund, silahlanma meselesini sınır dışı etme planlarıyla ilişkilendirmiş ve “Askeri teçhizat üretimini genel olarak kınamıyoruz, çünkü gelecekteki geri göç ve sınır dışı etme kampanyaları için doğal olarak uygun kaynaklara ihtiyacımız olacak; en azından iç güvenlik, kendi istikrarımız ve ulusal savunma açısından,” demişti.

Fabio De Masi, SPIEGEL’e verdiği demeçte, BSW’nin somut konuları tartışmayı reddetmediğini, “fakat hiçbir koalisyona girmeyeceğini ve Siegmund’a oy vermeyeceğini” söyledi.

Bu tutum hem federal düzeyde hem de Saksonya-Anhalt’ta geçerli.

İki partinin ne kadar farklı olduğu, en son AfD’nin baş adayı Ulrich Siegmund’un İsrail askeri teknolojisinin kullanımıyla ilgili yaptığı açıklamalarla ortaya çıktı.

Siegmund, Saksonya-Anhalt’ta faaliyet göstermeye başlayan bir İsrail savunma şirketi hakkında olumlu konuşmuştu. Öte yandan BSW, katı bir silah karşıtı politika savunuyor.

Fakat AfD aynı zamanda, Saksonya-Anhalt’taki BSW şubesini görüşmelere davet ediyor. SPIEGEL’in edindiği bilgilere göre, AfD ve BSW milletvekili grupları pazartesi günü ilk tanışma toplantısı için bir araya geldi.

BSW, Saksonya-Anhalt’ın yeni eyalet parlamentosunda temsil edilen ve aşırı sağın diyalog teklifini kabul eden tek parti.

Bununla birlikte BSW için hem yeniden silahlanma hem de AfD’nin “tersine göç” planları kırmızı çizgi.

AfD’li Siegmund, silahlanmaya destek verdi

Dergiye göre bu, “kimin patron, kimin hizmetçi olduğuna dair” bir sinyal. AfD, uzun süredir BSW parlamento grubunun insafına kalarak yönetmektense yeni seçimlerin daha iyi olup olmayacağını değerlendiriyor.

Bir yandan da AfD üyeleri BSW’ye güvenmiyor. AfD milletvekili grubu başkanı Kirchner, seçim kampanyası hâlâ devam ederken BSW’nin yeni milletvekili grubu başkanları Claudia Wittig ve Thomas Schulze ile bire bir görüşme yaptığını söylemişti.

Compact dergisine verdiği demeçte, onlarla konuşmanın kolay olduğunu ama karar verme yetkisine sahip olduklarına inanmadığını belirtti.

BSW ise sakin bir tavır sergiliyor. Eyalet şubesi, savunma politikası konusunda ortak bir zemin bulmak amacıyla, örneğin Die Linke (Sol Parti) gibi partilere yaptığı gibi AfD’ye de görüşme teklifinde bulunduğunu belirtiyor.

Diğer partilerin BSW ile nasıl bir ilişki kurmayı planladıklarını netleştirmeleri gerekecek; ne de olsa bu partinin yüzde beş barajını aşacağını öngörmemişlerdi.

Fakat SPIEGEL’e göre tam da bu baraj, BSW’nin bir kez daha sonunu getirebilir. AfD erken seçim için baskı yaparsa, BSW yine zor durumda kalacak.

Parti böylece, tüm hakaretlere rağmen aşırı sağı tolere edip etmeyeceği ya da, tereddüt ederse, Magdeburg’daki eyalet parlamentosunda bir sandalye kazanıp kazanamayacağı konusunda bir kez daha endişelenmek zorunda kalacak.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB ve Almanya, “yapay zeka duraklaması”na tepki gösterdi

Yayınlanma

Avrupa Birliği (AB) ve Almanya, büyük teknoloji şirketlerinin yapay zeka araştırmalarını yavaşlatma çağrılarına tepki gösterdi.

Yapay zeka güvenliği konusundaki tartışma, hafta sonu Anthropic CEO’su Dario Amodei’nin, giderek daha güçlü sistemlerin ortaya çıkmasıyla birlikte öncü yapay zeka şirketlerinin bağımsız denetime tabi tutulması ve ortak standartlar üzerinde çalışması gerektiğini söylemesiyle yeniden gündeme geldi.

Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde pazartesi günü yaptığı açıklamada, Avrupa’nın kısmen kendi özerkliğini korumak ve yaşam tarzını sürdürmek için gerekli verimlilik artışını sağlamak amacıyla yapay zeka teknolojisi üreticisi haline gelmesi gerektiğini söyledi.

Avrupalı şirketler yapay zekaya yatırım yapsa da bu teknolojiyi çoğunlukla yurt dışından, özellikle de ABD’den ithal ediyorlar.

Lagarde, Viyana’da yaptığı bir konuşmada şunları söyledi:

“Birkaç yıl içinde (yapay zeka) sınırda malları kontrol edecek, hangi vergi beyannamelerinin denetleneceğine karar verecek, trenleri sevk edecek, koğuşlardaki hastaları izleyecek ve bankalarda ödemeleri gerçekleştirecek. Erişimin kesilmesi ya da erişim koşullarında bir değişiklik, o zaman her sektöre aynı anda yansır. Bu, hiçbir ticaret ortağının Avrupa üzerinde daha önce sahip olmadığı bir tür baskı aracıdır ve örneğin gümrük vergileri veya dijital vergiler gibi herhangi bir müzakerede kullanılabilir.”

ECB liderine göre çözüm, daha fazla Avrupa bilgi işlem kapasitesi oluşturmaktan geçiyor.

Lagarde, yapay zekanın hızlı bir şekilde benimsenmesi halinde on yıl içinde verimlilik düzeyini %4’e kadar artırabileceğini ve bunun kamu maliyesi açısından dönüştürücü bir etki yaratacağını belirtti:

“Avrupa, kendi talebini karşılamak için halihazırda çok yetersiz veri merkezi kapasitesine sahip ve mevcut eğilimlere göre bu açığın on yıl içinde altı katından fazla artacağı tahmin ediliyor.”

Ardından Lagarde, Avrupa’nın çoğu görev için “yeterince iyi” olan ve Avrupa altyapısı üzerinde çalışan modellere ihtiyacı olduğunu, böylece dışlanma tehdidinin etkisini yitireceğini ekledi.

Lagarde, Avrupa’nın bu teknolojinin bedelini zaten ödediğini, bu nedenle onu daha kararlı bir şekilde benimsemesi gerektiğini söyledi.

ABD’li teknoloji şirketlerinin yatırım ihtiyaçları o kadar büyük ki, borçlanmalarının bir kısmını Avrupa’dan karşılıyorlar.

Bu da borç piyasasında diğer aktörleri dışlayarak herkes için maliyetleri artırıyor.

Avrupa emeklilik fonları da ABD teknoloji hisselerine yoğun bir şekilde yatırım yapıyor; bu nedenle piyasada yaşanacak herhangi bir düzeltme, Avrupalıların birikimlerini etkileyecek.

Almanya ise yapay zeka sistemlerinin geliştirilmesini durdurmanın Avrupa için “uygulanabilir bir seçenek” olmadığını belirtti.

Almanya’nın dijital işler bakanlığı, yapay zeka geliştirilmesini durdurmanın gerçekçi olmadığını savundu.

Bakanlık sözcüsü, “Geliştirmeyi durdurmayı Avrupa için geçerli bir seçenek olarak görmüyoruz,” diyerek, Avrupa’nın dijital egemenliğini güçlendirmenin daha fazla yapay zeka geliştirme ve inovasyon gerektirdiğini ekledi.

Aynı zamanda Berlin, küresel yapay zeka gelişmelerini çok yakından takip ettiğini ve önde gelen geliştiricilerin kamuoyuna yönelik uyarılarını ciddiye aldığını belirtti.

Bakanlık, Temmuz ayında OpenAI ajanlarının açık kaynak platformu Hugging Face’i hacklemesi olayında görüldüğü gibi, test ortamlarından çıkabilen ve kendi başlarına diğer sistemlere erişebilen yapay zeka sistemlerinin, yeni bir politika tepkisi gerektiren “tamamen yeni bir tehdit senaryosu” oluşturacağını söyledi.

Sözcü ayrıca yapay zeka yönetişimi konusunda uluslararası koordinasyonu destekledi ve etkili bir denetimin hem ABD’nin hem de Çin’in katılımını gerektireceğini belirtti.

Sözcü, Almanya’nın bu konuyu G7 düzeyinde gündeme getirdiğini de ekledi.

İspanya Dijital Dönüşüm Bakanı Oscar Lopez, yapay zeka risklerini yönetmek için uluslararası bir anlaşmaya duyulan ihtiyaç konusunda tartışmaların giderek arttığını belirterek, bazı önerileri nükleer silahların yayılmasının önlenmesine yönelik anlaşmalara benzetti.

Lopez, devlet televizyonu TVE’ye yaptığı açıklamada, “Son günlerde duyduğum sesler, sanki yapay zekanın risklerini sınırlamamıza imkân verecek bir tür uluslararası anlaşma arayışında gibi geliyor,” dedi.

Bakan, yapay zekanın yeni ilaçların keşfi ve tedavilerin iyileştirilmesi gibi muazzam fırsatlar sunduğunu ama finans ve siber güvenlik gibi alanlarda da önemli riskler oluşturduğunu belirtti.

Lopez, yapay zeka araştırmacıları ve geliştiricileri tarafından dile getirilen endişeleri göz ardı eden ABD Başkanı Donald Trump’ı eleştirdi.

Avrupa Komisyonu ise inovasyon ve güvenliğin el ele gitmesi gerektiğini belirtti.

Komisyon sözcüsü Thomas Regnier, “Avrupa Birliği, yapay zeka alanında inovasyonun geliştirilmesinden yana; ancak şirketler, hizmetlerinin vatandaşlar için güvenli olduğunu kanıtlamak zorundadır ki bu hizmetler Birlik içinde faaliyet gösterebilsin,” dedi.

İngiltere, giderek daha güçlü hale gelen sistemlerin oluşturduğu riskler konusunda önde gelen yapay zeka şirketleri arasında yürütülen tartışmayı olumlu karşıladı fakat gelecekteki herhangi bir düzenleyici önlemin spekülasyonlardan ziyade kanıtlara dayandırılması gerektiğini belirtti.

İngiltere Başbakanı Andy Burnham’ın bir sözcüsü, “En gelişmiş yapay zeka sistemlerini geliştiren şirketlerin artık hem riskleri hem de fırsatları açıkça tartışıyor olması olumlu bir gelişmedir,” dedi ama ekledi:

“Fakat yapay zeka yetenekleri geliştikçe mevcut çerçevenin her zaman yeterli olacağını varsaymamalıyız.”

Avrupa’nın yapay zeka yatırımları ve girişimler açısından en büyük merkezi olan İngiltere, düzenleme konusunda genel olarak daha esnek bir yaklaşımı tercih etmiş ve bu konuda Avrupa Birliği’nden çok ABD ile daha yakın bir çizgide hareket etmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Macaristan hükümeti, Orbán’ın LGBT karşıtı düzenlemelerini geri almak istiyor

Yayınlanma

Macaristan hükümeti, eski Viktor Orbán hükümeti tarafından 18 yaş altı gençlere yönelik “eşcinselliğin teşvik edilmesini” yasaklayan anti-LGBT düzenlemelerini kaldıracak bir yasa tasarısı sundu.

Nisan ayında yapılan seçimlerde 16 yıllık iktidarın ardından devrilen Orbán hükümeti, 2021 yılında 18 yaşından küçüklerin erişebileceği medya içeriklerinde “eşcinselliğin gösterilmesini ve teşvik edilmesini” ile cinsiyet değiştirmeyi yasaklamıştı.

Orbán, LGBT karşıtı yasaların çocukları korumak amacıyla çıkarıldığını söylemiş ama bu kısıtlamalar insan hakları örgütleri ve Avrupa Birliği’nden şiddetli eleştirilere yol açmıştı.

Macaristan’ın yeni Adalet Bakanı Marta Gorog, AB’nin en yüksek mahkemesinin Nisan ayında verdiği kararda, bu kısıtlamaların AB hukukunu ihlal ettiğini ve eşcinsel ile trans bireylerin damgalanmasına ve marjinalleşmesine katkıda bulunduğunu belirtmesinin ardından, hükümetin LGBT içeriğine erişimi kısıtlayan mevzuatı revize etmesi gerekeceğini söylemişti.

Nisan ayında iktidara gelen Başbakan Peter Magyar, AB ile ilişkileri düzeltme sözü verdi. 

Macaristan’ı yeniden AB’nin ana akımına dahil etmek için, demokratik standartlar ve azınlık haklarına ilişkin endişelerin de giderilmesi gerekiyor.

Taslak yasa tasarısı, “çocuğun fiziksel, zihinsel, duygusal veya ahlaki gelişimini ciddi şekilde bozabilecek” materyalleri yasaklayacak.

Tasarıda şöyle yazıyor:

“Teklif, çocukların karşı karşıya olduğu gerçek tehlikelere odaklanmaktadır. Koruma, pornografik ve yaşa uygun olmayan cinsel içerik, çocukların cinsel sömürüsü ve istismarı, cinsel taciz ve manipülasyonun yanı sıra çocukların fiziksel, zihinsel, duygusal veya ahlaki gelişimine ciddi zarar veren diğer içeriklere odaklanmaktadır.”

Başbakan Magyar da cumartesi günü yaptığı açıklamada, hükümetinin eşcinsellerin evlat edinmesini fiilen yasaklayan kuralları da değiştireceğini söyledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English